cevrekulubu_55.sitemynet.com
ANA SAYFA BİZİ TANIYIN ÇEVRE HABERLERI 2070 DEN MEKTUP FOTO ALBÜM DOST LİNKLER

ÇEVRE HABERLERI

(Haberler ve yazılar kaynak gösterilerek yayınlanmaktadır.)

Atık pil toplama kampanyamızı başlattık

Kulüp olarak zehirli atık içeren pillerin toplanarak değerlendirilmesi için bir kampanya başlattık. Bu kampanya çerçevesinde atık pil getirip kulüp başkanına ve kulüp öğrencilerine teslim eden öğrencilerimize teşvik açısından hediye vermeyi uygun gördük. Ayrıca okulumuz bölümlerine atık pil toplama kutuları yerleştirdik.Öğrencilerimizin kampanyaya ilgi göstermelerini bekliyoruz. Ayrıntılar kulüp panosunda.

atik2.jpg

atik.jpg

dividers_169_1_.gif

orman1.jpg

Ormanların Faydaları

KAYNAK: www.cevreorman.gov.tr
Ormanlar; ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak hava, su , ışık ve sıcaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları karşılıklı ilişkiler dokusunu simgeleyen ekosistemler olup, dünya yaşamı için vazgeçilmezdirler...

- Ormanlar yaşantımızın her safhasında ihtiyaç duyduğumuz yapacak ve yakacak hammadde kaynağıdır. Bunun yanı sıra bitkisel nitelikli tohum, çiçek, kozalak vb. ile mineral nitelikli çakıl, kum vb.hammadde kaynaklarının bir kısmı da ormanlardan elde edilmektedir.

- Ormanlar, bitkiler ve hayvanlar için doğal bir su kaynağıdır. Kar ve yağmur biçimindeki yağışı yapraklı, dalları, gövdesi ve kökleri ve tutarak sellerin ve taşkınların oluşmasını önler. Ayrıca yer altı sularının oluşmasına yardım eder.

- Ormanlar erozyonu önler. Ormanlar rüzgarın hızını azaltır, toprağı kökleri ile tutarak yağışların ve akarsuların toprağı taşımasını önler.

- Ormanlar, yaban hayatı ve av kaynaklarını koruru. Nesli tükenmekte olan hayvanların üretimi, korunması ve barınmasında koruma alanları oluşturur. Bu sahalar milyonlarca canlının yuvasıdır.

- Ormanlar bitki örtüsü ve toprak içerisinde büyük miktarda karbon depoladıklarından, ikim üzerinde olumlu etkiler yapar. Aşırı sıcaklıkları düzenler, bir ısı tamponu gibi görev yapar. Sıcağı soğuğu dengeler, yaz sıcaklığını azaltırken, kış sıcaklığını artırır, radyasyonu önler.

- Su buharını yoğunlaştırarak yağmur haline gelmesini sağlar. Rüzgar hızını azaltarak toprak ve kar savurmalarını ve rüzgarın kurutucu etkisini yok eder. Bu nedenle açık alanlara oranla ormanlarda gündüzler serin geceler ise sıcaktır.

- Ormanlar, eğelenme, dinlenme ve boş zamanları değerlendirme imkanı sağlar. Havası, suyu, doğal görünümleri ve sakin ortamı ile özellikle şehirlerde yaşayan insanları kendisine çeker. Bu yönüyle insanların beden ve ruh sağlığı üzerinde olumlu rol oynar.

- Yerleşim alanları çevresindeki hava kirliliğini ve gürültüyü önlemesi ile insan sağlığı bakımından büyük önem taşır. Ormanların insan sağlığı üzerindeki bütün bu olumlu yararları nedeniyle büyük kentlerin çevresinde ormanlar yetiştirilmekte, dinlenme yerleri kurulmaktadır.

- Ormanlar, orman içinde ve dışında yaşayan insanlara çeşitli iş alanları sağlar, işsizliği önlemede etkin rol oynar, böylece köyden kente göçü azaltır.

- Ormanlar, ulusal savunma ve güvenlik bakımından da çok önemlidir. Askeri birliklerin savaş tesisleri ile araç ve gereçlerinin gizlenmesinde, savaş ekonomisi bakımından değer taşıyan reçine, katran ve tanenli maddelerin elde edilmesini sağlar,

- Ayrıca ormanlar barajların ekonomik ömrünü uzatır, doğal afetleri önler, ülke turizmine katkıda bulunur,

- Ormanlar, doğal güzellikleri ve sayılmayacak kadar çok faydalarıyla iyi baktığımız takdirde tükenmez bir doğal kaynaktır.

Dünyada ve Ülkemizde Orman Varlığı

Dünya kara alanlarının %30’nu kaplayan ormanlar 3.8 milyar hektardır. Tropikal ve yarı tropikal ormanlar bu alanın % 56’sını teşkil etmektedir. Dünya ormanlarının % 95’i doğal orman, % 5’ ise ağaçlandırma ile tesis edilen suni ormanlardır.

Ülkemizin ormanlık alanı ise 20.7 milyon hektar olup yurdumuzun genel alanının % 26.8’sini oluşturmaktadır. Ormanlarımızda yetişen asli ağaç türlerimiz; kestane, kayın, meşe, kızılağaç, kavak, huş, ıhlamur, dişbudak, akçağaç, karağaç, çınar, söğüt, ceviz ve sığla gibi yapraklı ağaçlar ile çam, göknar, ladin, sedir, ardıç, servi ve porsuk gibi iğne yapraklı ağaçlardır...

Ormanların Ülkemiz Ekonomisindeki Yeri

Ormancılık sektörünün ülke ekonomisine olan katkılarını para ile ölçülebilen ve para ile ölçülemeyen katkılar olarak ikiye ayrılmak gerekir. Odun kökenli orman ürünleri üretimi, orman tali ürünleri üretimi, işlendirmeye katkısı, bölgeler arası gelişmişlik farkını azaltıcı etkisi, ödemeler dengesini olumlu yönde etkilemesi, mineral nitelikli katkıları, tarım, hayvancılık ve turizme olan katkıları para ile ölçülebilen katkılardır.

İlkim, toprak su gibi doğal kaynakların korunması ve dengede tutulması, rüzgar ve kumul hareketlerine karşı önleyici perde görevi görmesi, su akışını düzenlemesi, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının sürekliliğini sağlayarak çoraklaşmayı önlemesi, erozyonu önlemesi dolayısıyla tarım alanları ile barajların ekonomik ömrünü uzatması, çığ ve sel baskınlarını önlemesi halkın rekreasyon ihtiyaçlarını karşılaması, insan sağlığını olumlu yönde etkilemesi ve iş verimliliğini artırması ise para ile ölçülemeyen katkılardır.
Ülkemizde çok önemli bir sektör olan ormancılık ülke kalkınmasında "itici ve teşvik edici" stratejik bir rol oynar.

dividers_169_1_.gif

avrupa.jpg

Avrupa ikliminde tropikal değişim

Kaynak:www.haber7.com 26Eylül 2006

Nehirleri gün geçtikçe kuruyan, fırtınaların ise her gün şiddetini arttırdığı Akdeniz'de tropikal iklim mi yaşanacak? Kaydedilen bilimsel veriler, gözle görülür değişimler içeriyor.
WWF raporunun verilerine göre 2100 yılında kuzey Akdeniz geceleri çok daha sıcak geçecek, kuzey yarım kürede sıcaklığın en çok arttığı zaman olarak bilinen 22 Temmuz-23 Ağustos tarihleri arasında hissedilen yakıcı sıcaklar 3 kat artacak, gün içinde sıcaklık normal seyrinden 2 ¬ 3 derece daha sıcak olacak ve yaz aylarındaki yağışlar yüzde 10 oranında azalacak.
Böyle bir zaman diliminde ise hava sıcaklığını en az 40 gün boyunca 35 derecenin üzerinde hissedeceğiz
Şu an Fas gibi güney Akdeniz ülkelerinde hissedilen kuru ve sıcak hava yavaş yavaş Türkiye'nin de içinde bulunduğu batı Akdeniz ülkelerinde ve kuzey Akdeniz'de hüküm sürmeye başlayacak.
SULAR ISINACAK
Her ne kadar Batı Akdeniz biyolojik planda daha homojen bir yapıya sahip olması bekleniyor. Şu an Sicilya'dan Tunus'a kadar olan havzadaki hayvan türlerinin farklı olmasına karşın, bu iki havzada yaşayan insan ırkı türlerinin aynı olması bekleniyor.
Öte yandan 15 yıldır doğu Akdeniz'deki türlerin, hızla artan su sıcaklığı ile batıya doğru kaydığı görülmekte.
Buna rağmen halen Büyük Mavi tropikal bölgelerden gelen balıklar, kabuklu deniz canlıları ve algler tarafından topyekün bir istilaya uğramadı. Coğrafi konumundaki kapalılık tropik deniz canlılarının buraya girmesini engelledi.
20.yüzyılda ise Hint Okyanusu ve Pasifik Okyanusu kökenli 300'e yakın tür Akdeniz'e yerleşmişti. 21. yüzyıla geldiğimizde ise Cebelitarık Boğazı'nı ve Süveyş Kanalı'nı aşamayan canlılar Akdeniz'e geçemiyor ve Akdeniz coğrafi konumu sayesinde kendini bu yeni türlerden koruyor.
Yıldırımlar şiddetleniyor

Araştırmalara göre Akdeniz ülkelerinde sonda son bir kaç yıldır yerel yıldırımların sayısında gözle görülür bir artış gerçekleşmiştir. 21. yüzyılın sonunda ise bu artışın yüzde on civarında olacağı tahmin ediliyor.

Batı balıkları doğu Akdeniz'e vardı

Batı Akdeniz sularının doğu Akdeniz sularıdan daha hızlı ısındığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Ama son 38 yıldır Akdeniz'in bu iki yakasıdaki sıcaklık ffarkının azalmasıyla birlikte daha sıcak sularda yaşayan balıklara Doğu Akdeniz sularında rastlanır olmuştur.
(Cumhuriyet Bilim Teknik)

dividers_169_1_.gif

kayrania_su.jpg

Çevre sorunu dünyamızı tehdit etmeyi sürdürüyor

04.06.2006, 20:46 kaynak:HABERX
Teknoloji ve sanayideki hızlı gelişme ile nüfus artışı çevreye yönelik tehditleri her geçen gün biraz daha artırıyor. Çevre sorunları özellikle geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya gündemini işgal eden en önemli sorunlardan biri haline geldi.
AA- Artan nüfus ve kentleşme, yeşil alanların azalması, evsel atıkların çevreye bırakılması gibi sorunları beraberinde getirirken, modernliğin ve gelişmenin göstergesi teknoloji ve sanayileşme de mevcut çevre sorunlarına yenilerini ekledi. Çevreye bırakılan atıkların miktarı ve türü arttı. Kirliliğin boyutları, katı atık kirliliği olarak şekillenen yerel kirlilikten, asit yağmurları halindeki bölgesel kirliliğe, küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesi olarak ortaya çıkan küresel kirlenmeye kadar genişledi.
DÜNYAYI TEHDİT EDEN SORUNLAR
Çevre duyarlılığından uzak gelişen endüstrileşme çabaları gerek ağaç gibi kendini yenileyebilir, gerekse madenler gibi kendini yenileyemez enerji kaynakları üzerinde olumsuz etkiler doğuruyor. Ağaç ve bitki dokusunda tahribat artıyor, bunun sonucu ormanlar ve bitki türleri gittikçe azalıyor. Erozyon ve çölleşme dünyayı tehdit ediyor. Fosil yakıtların yoğun kullanılması asit yağmurlarını artırıyor. Sera gazları küresel ısınmaya yol açarken, bu durum dünyanın önünde önemli bir tehlike olarak beliriyor. İklim değişiklikleri kuraklık ve sellere neden oluyor. Çevre kirliliği başta insan olmak üzere canlılar üzerinde de olumsuz etkilere yol açıyor. Kanser gibi öldürücü hastalıklarda önemli artışlar yaşanırken, bazı bitki ve hayvanların nesilleri çevre sorunlarının etkisi altında yok oluyor.
TÜRKİYE DE ÇEVRE SORUNLARIYLA MÜCADELE EDİYOR
Çevreyle ilgili sorunlar Türkiye'de de kendini hissettiriyor. Türkiye'de, son 40 yılda 3 Van Gölü büyüklüğüne sulak alan kaybedilirken, 561 canlı türü nesillerinin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya...
Doğa Derneği'nin öncülüğünde 8 üniversiteden bilim adamlarının katılımıyla yapılan araştırmada, yalnızca Türkiye'de bulunan 561 canlı türünün nesillerinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirlendi. 550 bitki, 8 balık, bir kurbağa, bir memeli ve bir kelebek türünden oluşan bu canlılar, Türkiye'de tek bir noktada yaşıyor ve büyük oranda insanların yarattığı tahribat nedeniyle yok olmak üzereler. 561 türün önemli bir kısmı Akdeniz Bölgesi'nde, özellikle Antalya'da yaşıyor. Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu da yok olan türlerin yoğunlaştığı bölgeler arasında. Göller Bölgesi ve Orta Anadolu'da ise 8 balık türü yok olma sınırında.
Araştırmalara göre, Türkiye'de üreyen dört kuş türünden biri barajlar nedeniyle yok oluyor. Sulak alanlarda yaşayan kuşların durumu ise daha da kötü. Türkiye'de üreyen her dört su kuşu türünden üçü son 10 yılda barajlar nedeniyle ciddi oranda azaldı.
SU KAYNAKLARI AZALIYOR
Su kaynaklarındaki azalma da geleceği tehdit eden sorunlar arasında yerini alıyor. Su tüketimi içme ve temizlik ya da tarımda sulama ile sınırlı kalmıyor, otomobilden çikolata üretimine, gazete, dergi basımına kadar her şeyden suya gereksinim duyuluyor.
Otomobil üretmek için 380 bin, bir dergiye 9 litre, bir kilo demire 100 litre su kullanılıyor, 100 gram çikolata için bir litre suya ihtiyaç duyuluyor. Türkiye'deki kullanılabilir su varlığının yüzde 10'u endüstriyel, yüzde 75'i ise tarım amaçlı değerlendiriliyor.
ANADOLU'NUN AKCİĞERLERİ; ORMANLAR
Türkiye ormanlarının korunmaya muhtaç sıcak noktaları olarak bilinen Küre Dağları, İstanbul Ormanları, İbradı-Akseki Ormanları, Karçal Dağları, Amanos (Nur) Dağları, Babadağ, Yenice Ormanları, Datça Yarımadası-Bozburun ve Fırtına Vadisi uluslararası doğa koruma arenasında yer alıyor.
Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Avrupa orman stratejisine göre, Rusya'dan sonra en fazla, korumada öncelikli bölge anlamına gelen sıcak noktaya, sahip ikinci ülke Türkiye.
Nüfusun giderek arttığı Türkiye'de tarım toprakları ise giderek azalıyor ve başta sanayii kuruluşlarının atıkları olmak üzere çeşitli kimyasallarla kirleniyor. Verimli tarım toprakları her yıl, erozyon, tuzlulaşma ve alkalileşme gibi doğal etmenlerin yanında sanayi kuruluşları, kentsel yerleşim, turizm yapılaşmaları, kum ve tuğla ocakları işgali sonucu amaç dışı kullanımla hızla azalıyor.
Tüm dünyada kendisini gösteren çevre sorunları her yıl 5 Haziranda geniş katılımlı etkinliklerle tartışılıyor. 1972 yılında Stockholm'de 13 ülkenin katılımıyla düzenlenen toplantının ardından ilan edilen “5 Haziran Dünya Çevre Günü”, sağlıklı bir yaşamın öncelikli şartı olan sağlıklı bir çevre bilincinin yerleşmesi için gerçekleştirilen çabalara sahne oluyor. Her 5 Haziran daha temiz bir dünya için umut oluyor.

AA- Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, sağlıklı bir yaşamın sürdürülebilmesinin, ancak sağlıklı bir çevreyle mümkün olacağını bildirdi. Bakan Pepe, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla yayınladığı mesajda, araştırmaların, dünyadaki mevcut kirliliğin yüzde 50'sinin son 35 yılda meydana geldiğini gösterdiğini vurguladı.Teknoloji ve sanayinin hızla gelişmesinin, çevre sorunlarının da artmasına neden olduğunu kaydeden Pepe, plansız endüstrileşme, sağlıksız kentleşme, bölgesel savaşlar, tarımda kimyasal maddelerin bilinçsiz kullanımı ve gerekli önlemler alınmadan yoğun üretime geçen sanayi tesislerinin, kirliliği tehlikeli boyutlara çıkardığını ifade etti.
Pepe, 5-16 Haziran 1972 yılında Stockholm'de 13 ülkenin katılımıyla düzenlenen toplantıda, bu sorunların ele alındığını ve bu tarihten itibaren 5 Haziran'ın “Dünya Çevre Günü” olarak kutlandığını hatırlattı. 5 Haziran'ın, Türkiye'de de dünya çevre korumacılığının yaygınlaştırılması, çevresel kalitenin iyileştirilmesi ve bilinçli bir katılımın sağlanması amacıyla evrensel bilinçlendirme günü olarak değerlendirildiğini belirten Pepe, şöyle devam etti:
“Sağlıklı bir yaşamın sürdürülebilmesi, ancak sağlıklı bir çevreyle mümkündür. Dünyamızda daha sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir yaşam, ancak çevre koruma konusunda tüm tedbirlerin alındığı, halkın azami derecede bilinçlendiği ve her bireyin çevreci olarak üzerine düşen görevi yaptığı oranda yakalanabilir.
Anayasamızın 56. maddesinde 'Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek, devletin ve vatandaşların ödevidir' denilmektedir. Toplumun tüm kesimlerini çevre konusunda bilgilendirmek, bilinçlendirmek, olumlu ve kalıcı davranış değişiklikleri kazandırmak ve sorunların çözümünde bireylerin aktif katılımlarını sağlamak amacıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak doğa koruma ve çevre eğitimine büyük önem vermekteyiz.”
Pepe, çevrenin korunması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesi konularında gösterilen çabaların, insanların daha sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşamlarına imkan sağlayacağını da vurguladı.

dividers_169_1_.gif

KÜRESEL ISINMA KUTUP AYILARININ DAVRANIŞLARINI DEĞİŞTİRDİ.

ayi1.jpg

04.02.2006 www.haberx.com
Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF), bu kış birçok kutup ayısında anormal biçimde saldırgan davranışlar gözlendiğini, bu davranış değişikliğinin de küresel ısınmaya bağlı olduğunu duyurdu.
WWF, yiyecek aramak için göç eden kutup ayılarının toprağa ayak basmak için buz kütlelerini kullandığını, ancak buz oluşumun gecikmesi yüzünden bazılarının denizde uzun mesafeleri yüzerek aşmak zorunda kaldığını ve genellikle yaşamlarını yitirdiğini belirtti.
Karaya ulaşmayı başaran kutup ayılarının zayıflık ve açlık nedeniyle köylere indiğini, bazen köylülere saldırdığını belirten WWF, 2003ten bu yana Rusya'daki kutup ayıları koruma programı yürütüyor.


kureselisi.jpg

dividers_169_1_.gif

ku_gribi.jpg

KUŞ GRİBİ HAKKINDA BİLMEK İSTEDİĞİNİZ HER ŞEY..

KAYNAK: www.uniaktivite.net/haberler
Kuş gribi nedir?

Kuş gribi bulaşıcı bir hayvan hastalığıdır. Hastalığa sebep olan virüs sadece kuşları ve daha az olarak domuzları enfekte eder. Bütün kanatlı hayvanlar enfeksiyon için risk altındadır. Özellikle hayvanların sıkı temas içinde yaşadığı kümes hayvancılığında virüs çok kolay olarak yayılabilmekte ve kısa süre içerisinde kümes hayvanları arasında salgına neden olabilmektedir.
Kuşlarda hastalık iki şekilde görülür. Hastalığın bir şekli orta derecede şiddetle atlatılan; tüylerde kırışıklık ve yumurtlamada azalma olarak kendini gösterir. Hastalığın diğer formu ise ağır patojen özelliğe sahip virüsle görülen şeklidir ki oldukça öldürücüdür. Bu virüse yakalanan bütün kuşlar genelde hastalık etkilerinin görüldüğü ilk gün ölür. Bu hastalık şekli ilk olarak 1978 yılında İtalya’da tespit edildi.

Kuşlarla ilgili ne tür önlemler alınabilir?

En önemli kontrol önlemi hastalıklı ya da virüse maruz kalmış/kalmış olma ihtimali olan hayvanı mümkün olduğu kadar hızlı itlaf etmektir. İtlaf edilmiş hayvanların mutlaka uygun şekilde gömülmesi gerekir (kireçlenerek ve yeterli derinliğe gömülerek). Çiftliklerin karantinaya alınması ve çok dikkatli dezenfeksiyon uygulanması gerekir.
Virüs ısıyla ve (56 C° de 3 saat yada 60 C° de 30 dakika bekletildiğinde ölür) iyot içeren dezenfektanlarla öldürülebilir.
Virüs, bulaştığı hayvan gübresinde soğuk havada 3 haftaya kadar canlı kalabilir. Virüs suda 22 C° lik ısıda 4 günden fazla canlı kalabilirken 0 C° de ise 30 gün canlı kalabilir. Ağır patojen özelliğe sahip virüs barındıran hayvan dışkısının 1 gramı 1 milyon kanatlı hayvana hastalık bulaştırabilir.
Hastalığı kapmış olan kümes hayvanlarının hareketlerinin kısıtlanması (özellikle şehirler ve ülkelerarası hareketler) ve kontrol altında tutulması diğer kontrol önlemlerinden biridir.

Kümes hayvanlarındaki salgının önemi nedir?

Kuş gribi salgını; özellikle ağır patojen olan şekli, kümes hayvancılığı ve çiftçiler için oldukça zarar vericidir. Mesela 1983-1984 yıllarında ağır patojen virüsle Pensilvanya’da ortaya çıkan bir salgın 17 milyon kümes hayvanın telef olmasına sebep olmuş ve Amerikan ekonomisine verdiği zarar yaklaşık olarak 65 milyon dolar olmuştur. Bu ekonomik sonuçlar gelişmekte olan ülkelerdeki yükselen kümes hayvancılığına zarar vermekte ve bu şekilde geçimini sağlayan aileleri de önemli derecede etkilemektedir.
Eğer salgın ülkenin tamamına yayılırsa kontrol oldukça zorlaşır. Mesela 1992 yılında Meksika;da görülen salgın, 1995 yılına kadar tam olarak kontrol altına alınamamıştır.
Bu gerçeklerden hareketle herhangi bir salgın tespiti ya da şüphesi varlığında devlet otoritelerinin mümkün olan en kısa sürede sorumluluğu üstelenmeleri, acil eylem planları geliştirmeleri ve salgını kontrol altına almaları gerekir.

Kuş gribi salgını bir ülkede nasıl yayılabilir?

Ülke içerisinde hastalık bir çiftlikten diğerine ya da bir kümesten diğerine oldukça kolay bulaşabilir. Kanatlı hayvanların dışkılarında ve virüsle bulaşmış tozlarda çok sayıda virüs vardır. Havayla yayılan virüs solunduğu zaman enfeksiyona sebep olabilir. Bu sayede o havayı soluyan bütün kanatlı hayvanlar hastalığı kapar ve hastalığı bulaştırabilir. Virüsle kirlenmiş olan malzemeler; araçlar, yemler, kafesler, örtüler – özellikle ayakkabılar- virüsü bir çiftlikten diğerine taşıyabilir. Enfekte hayvanların, ayakları ve gövdeleri de virüs taşınması konusunda dikkat edilmesi gereken yerlerdir. Hastalığın yayılmasında, mekanik vektör görevi gören kemirgenler de etkili olabilir. Enfekte vahşi kuşların dışkıları, hem kanatlı hayvan ticareti yapılan hem de kümes hayvancılığı yapılan yerlerde hastalığın yayılması için oldukça etkin rol oynarlar. Eğer ev hayvanları serbestçe dolaşabiliyorlarsa hastalığın vahşi kuşlardan ev hayvanlarına geçme ihtimali oldukça yüksektir. Özellikle eğer ev hayvanları ile vahşi kuşlar ortak su kaynağını kullanıyorlarsa, virüs taşıyan vahşi kuş dışkıları bulaşmış su kaynaklarından beslenen ev hayvanlarının hastalığı kapması kaçınılmazdır.
Diğer bir hastalık yayılma kaynağı ise sağlıksız koşullarda canlı hayvan satılan yerlerdir.

Bir ülkeden diğer ülkeye hastalık nasıl yayılır?

Hastalık bir ülkeden diğer ülkeye canlı kümes hayvanı ticareti ile yayılabilir. Göçebe kuşlar, yabani su kuşları, deniz kuşları ve kara kuşları hastalığı bir ülkeden diğerine taşıyabilir. Bu kuşlar uzun mesafeli göç edebildikleri için çok uzaklardaki ülkelere bile virüsü taşıyabilirler. Özellikle yabani su ördekleri hastalığa karşı dirençli oldukları için virüsü taşıdıkları ve başka kanatlı hayvanlara bulaştırdıkları halde hasta oldukları anlaşılmadığından tanınamazlar ve birçok kanatlı hayvana hastalığı bulaştırabilirler.
Evcil ördekler, kazlar, hindiler ve diğer kanatlı hayvan türleri öldürücü olabilen virüsü kapabilir ve bulaştırabilirler.

Hastalık kendini nasıl belli eder?

2003 Kasım ayının ortalarından beri, gelişmekte olan Asya ülkelerinde tavuk ve ördekler arasında ağır patojen virüs enfeksiyonunun salgın halinde görüldüğü bildirilmektedir. Yabani kuş türlerinde ve domuzlarda bile enfeksiyon bildirilmiştir.
Bu hızlı yayılan, ağır patojen virüs aynı zamanda birkaç ülkede görüldü. Bu durum tarihte benzeri görülmemiş şekilde hem insan sağlığını hem de çiftçiliği ilgilendirmiştir.
İnsan sağlığı için alarma geçilmesinin nedeni ağır patojen olan H5N1 türünün bu salgından sorumlu virüs olarak izole edilmesidir. Bu virüs, türler arasında kolay olarak yayılabilir ki bu şekilde yakın geçmişte hastalık kapmış iki insan tespit edilmiş ve bu şimdi tekrar yaşanabilir. Bu sayı özellikle Vietnam ve Tayland'da giderek artmaktadır.

Şimdiki salgından bu kadar korkulmasının nedeni nedir?

Halk sağlığı merkezlerinin, daha önce benzeri görülmemiş bu salgından tedirgin olmalarının birkaç nedeni vardır. Bunlardan ilki, Asya'da görülen salgınların en sık sebebinin - ama hepsinden sorumlu değil- ağır patojen H5N1 suşunun olmasıdır. Bu suş türler arasında geçiş yapabildiği ve diğer türlerde de ağır enfeksiyona neden olabildiği için insanlara bulaşabileceği ve insan ölümlerine neden olabileceği içindir.
2. ve belki daha da önemli bir başka nokta, mevcut durumun insanlarda pandemi yaratabilecek diğer bir influenza salgınına yol açabilme ihtimalidir. Kuş ve insan influenza virüslerinin, aynı anda her iki virüs tipi tarafından enfekte olmuş bir kişinin vücudunda gen exchange işlemini yapabildikleri bilim adamları tarafından bilinmektedir. Bu durum insan vücudu içinde daha önce bağışıklık kazanılmamış yeni virüs alt gruplarının doğmasına yol açabilir. Bu, şu anda kullanılmakta olan ve her yıl dolaşmakta olan virüslere karşı geliştirilen ve epidemi mevsimlerinde insanları hastalıktan koruyan aşıların etkisiz olduğu, tamamiyle yeni virüslerin ortaya çıkması anlamını taşımaktadır.
Yeni oluşacak virüs genomunda yeterli miktarda insan geni olursa hastalığın bulaşması yalnızca kuşlardan insanlara olmakla kalmayacak, virüs insandan insana da rahatlıkla bulaşabilecektir. Bu olursa yeni bir influenza pandemisinin gelişimi de tetiklenmiş olacaktır. Asıl korkulacak nokta insandan insana geçişle başlayacak bu salgının yüksek ölüm oranlarıyla seyredebileceği ihtimalidir. Bu durum 1918-1919 yılları arasında açığa çıkan ve tamamiyle yeni bir virüs tipi ile gelişen influenza salgınındaki hale benzeyebilir. Hastalık 4-6 ayda tüm dünyaya yayılmış ve takip eden 2 yıl boyunca tekrarlayan hastalık dalgalarıyla tüm dünyada yaklaşık 40- 50 milyon insanın ölümüne neden olmuştu.

Şu an için insandan insana bulaş ile ilgili kesin kanıtlar mevcut mudur?

Hayır. Ancak 27 Eylül 2004 tarihinde Tayland Sağlık Bakanlığı bir grup ailede, muhtemelen insandan insana bulaşın yaşandığını bildirmiştir. Yetkililer bir Taylandlı annenin hastalığı ya çevresel kaynaklardan ya da hasta olan kızına bakarken kazandığını bildirmişlerdir. Bu ailenin incelenmesinde hastalığın insandan insana geçişi ile ilgili başka bulgular da tespit edilmiş ancak hastalığın aile içinde sınırlı kaldığı, yakın çevreye yayılmadığı fark edilmiştir.

İnsanlar H5N1 suşu ile sıkça enfekte olur mu?

Hayır. Bu durum çok nadir olarak görülür. H5N1 ile enfekte olan ilk vaka 1997 yılında Hong Kong'dan rapor edilmiştir. İlk salgında 18 kişi enfekte olmuş ve bunlardan 6'sı ölmüştü. Bu vakalardan 1 tanesi tarlada çalışırken kuşlarla temas eden, diğer 17 tanesi de canlı hayvan satılan dükkanlarda çalışanlardı.
İnsan vakaları, kuşlar ve kümes hayvanları arasında yaşanan yüksek bulaşma hızıyla seyreden H5N1 salgını ile eş zamana tesadüf etmiştir. İnsandan insana H5N1 geçişi sağlık çalışanları, aile fertleri, kümes hayvancılığı ile uğraşanlar arasında da çok sınırlıdır. Virüsle karşılaşmış olunduğunu gösteren H5 antikoru bu kişilerde tespit edilse de, bu kişiler arasında ciddi bir hastalık vakası bildirilmemiştir.
2003 yılında H5N1, Çin seyahati sonrasında Hong Kong'a dönen iki aile ferdinde yeniden görülmüştür. Hasta olan baba ölmüş ancak oğlan çocuğu iyileşmiştir. Ailenin 3. ferdi olan kız çocuğu da solunum yetmezliğinden ölmüştür. Ancak kız çocuğunun gerçek ölüm nedenini açığa çıkaracak numuneler elde edilememiştir.

Son rapor edilen kuş gribi salgınlarının hepsi insanlar için tehlike teşkil etmekte midir?

Hayır. H5N1 suşu ile gelişen salgınlar insan sağlığı açısından önem taşımaktadır.
İnsan sağlığı açısından riski belirlemede, kuşlarda salgına yol açan suşun hangisi olduğunun belirlenmesi önemlidir. Örneğin Tayvan'dan rapor edilen en son kuş gribi, H5N2 suşu ile gelişmiştir. Bu virüs kuşlar arasında da hastalık oluşturma riski düşük olduğu gibi şimdiye kadar insanlarda bu suşla hastalık geliştiği hiç bildirilmemiştir. Pakistan'dan bildirilen en son salgın da H7 ve H9 suşu ile ilgilidir.
Ancak hastalık oluşturma riski düşük olan bir suşun bile 6-9 ay içerisinde mutasyona uğrayabileceği gösterildiği için kümes hayvanlarındaki salgınların dikkate alınması ve gerekli önlemlerin alınması gerekir.

Bir pandemi önlenebilir mi?

Kimse kesin olarak bilmiyor. İnfluenza virüsleri yüksek derecede kararsızdır ve davranışları bu konuda herhangi bir tahmini mümkün kılmamaktadır. Buna rağmen Dünya Sağlık Örgütü bu konuda optimist kalarak, eğer doğru hamleler hızlı bir şekilde yapılırsa bir influenza pandemisinin önlenebileceğini düşünmektedir. Bu DSÖ'nün şu anda en önde gelen hedefidir.
İlk öncelik ve ana savunma hattı insanların en büyük virüs rezervuarlarına yani enfekte kümes hayvanlarına maruziyet olasılıklarını azaltmak olmalıdır. Bu da kümes hayvanları arasındaki salgınların hızlı bir şekilde saptanması ve tüm enfekte kümes hayvanı stoklarının yok edilerek leşlerinin de uygun bir şekilde uzaklaştırılması dahil olmak üzere acil kontrol önlemlerinin alınması ile mümkün olmaktadır.
Eldeki tüm veriler kümes hayvanları arasında yüksek derecede patojen H5N1 kuş influenza salgınları yaygın olduğu zaman, insanlara bulaş riskinin de artmış olduğunu göstermektedir. İnsan infeksiyonlarının sayısı arttıkça yeni bir virüs subtipinin ortaya çıkma ve bir influenza pandemisi tetikleme riski de artmaktadır. Kümes hayvanlarında yaygın enfeksiyon ve artmış insan enfeksiyonu arasındaki ilişki şu anda Asya'da gösterilmektedir. Şu ana kadar gösterilmiş insan olguları ve ölümleri iki ülkede -Vietnam ve Tayland'da- olup çok yaygın kümes hayvanı salgınları eşlik etmiştir.
DSÖ durumun aciliyetini belirterek hayvan ve tarım sektörlerinde hızlı davranılması üzerinde vurgu yapmaktadır. Örneğin 1997de Hong Kong da tüm kuş populasyonunun -tahminen 1.5 milyon tavuk ve diğer kuş- ortadan kaldırılması 3 gün içinde gerçekleştirilmiştir. Yine 2003de Hollanda'da 100 milyon kuşun yaklaşık 30 milyonu bir hafta içinde imha edilmiştir. Her iki durumda da alınan hızlı önlemlerin insanlarda kuş gribi pandemisini önlemiş olduğu düşünülmektedir.

Şu ana kadar az sayıda insan olgusunun bildirilmesi endişeleri giderebilir mi?

Evet. DSÖ nün elinde H5N1 suşunun kuşlar arasında Nisan 2003den beri bulunuyor olabileceğine dair bazı veriler bulunmaktadır. Şu ana kadar az sayıda insan olgusunun bildirilmesi, virüsün kuşlardan insanlara çok kolay bulaşmıyor olabileceğini düşündürmektedir. Yine de H5N1 suşunun hızlı mutasyon geçirebilmesi ve diğer türlerden influenza virüsleri ile gen değiştirme eğilimi nedeniyle durum hızlı bir şekilde değişebilir.
Enfekte hayvanların hızlı bir şekilde ortadan kaldırılması dışında insan enfeksiyonlarını önleme yönündeki bir diğer önlem, hayvan imha operasyonlarında görev alan işçilerin korunması olacaktır. DSÖ bu operasyonların güvenli yapılabilmesi yönünde kılavuzlar yayınlamıştır.

Doğru kontrol önlemleri uygulanmakta mıdır?

Bazı olgularda evet. Japonya ve Kore Cumhuriyeti, kümes hayvanları arasındaki salgınlarını hızlı ve güvenli bir şekilde kontrol etmiş görünmektedir. Hayvan imha operasyonlarında görev almış olan işçiler üzerinde yapılan çalışmalar herhangi bir insan enfeksiyonu ortaya koymamıştır. Diğer ülkelerde durum daha problemlidir.
DSÖ, ciddi kümes salgınları olan çeşitli ülkelerdeki hükümetlerin, önerilen koruma önlemlerini almak ve kümes hayvanlarını hızlı bir şekilde imha etmek için gerekli kaynaklara sahip olmadığının farkındadır. Bu ülkelerin bazılarında uzak, kırsal bölgelerdeki kayıt dışı kümes hayvancılığı hayvan rezervuarının hızlı ve sistematik bir şekilde eliminasyonunu daha öte komplike etmektedir.

H5N1 dışında diğer kuş influenza virüsleri ile enfeksiyon söz konusu mudur?

Evet. İki suşun daha insanlarda hastalığa neden olduğu gösterilmiştir, fakat salgınlar H5N1 suşundan kaynaklananlar kadar ciddi olmamıştır.
Kuşlarda çok patojenik olmayan H9N2 suşu 1999da Hong Kong'daki iki çocukta ve Aralık 2003ün ortasında yine Hong Kong'daki bir çocukta hafif hastalık olgularına neden olmuştur. Şubat 2003de Hollanda da yüksek derecede patojen H7N7 kuş influenza virüsü ile salgın, bir veterinerin 2 ay sonra ARDS den ölmesine neden olurken 83 kümes çalışanı ve ailelerinde de hafif hastalık ile sonuçlanmıştır.

H5N1e karşı etkili bir insan aşısı var mıdır?

Hayır. Mevcut aşılar H5N1in insanlarda yol açacağı hastalığa karşı korumayacaktır. DSÖ aşı üreticileri tarafından kullanılacak bir H5N1 prototip virüsü üzerinde çalışmaktadır.
2003 yılındaki H5N1 suşunu kullanarak geliştirilmiş mevcut prototip aşı virüsü, aşı geliştirmek üzere kullanılamamaktadır. 2004 virüsünün başlangıç analizi virüsün ciddi bir şekilde mutasyon geçirmiş olduğunu göstermektedir.

Hastalığı önleme ve tedavi için ilaç var mıdır?

Evet. İki sınıf ilaç mevcuttur. Bunlar M2 inhibitörleri (amantadin ve rimantadin) ve nöroiminidaz inhibitörleri (oseltamivir ve zanimivir) dir. Bu ilaçlar bazı ülkelerde insan influenzasının önlenmesi ve tedavisi için lisanslı olup etken suş önemli olmaksızın etkili oldukları düşünülmektedir.
Ancak Vietnam'daki yakın dönem ölüm vakalarından izole edilen virüslerin ilk analizi göstermiştir ki virüsler M2 inhibitörlerine karşı dirençlidir. Amantadin rezistansını doğrulamak üzere ileri testler yapılmaktadır. Nöroiminidaz inhibitörlerinin mevcut H5N1 suşu üzerine etkinliğini doğrulamak üzere laboratuar çalışmaları devam etmektedir.

Mevcut aşılar bir infulenza pandemisini önlemede faydalı mıdır?

Evet, ancak hedefe yönelik bir şekilde kullanıldığı takdirde. Yüksek risk gruplarına, örneğin kümes hayvanı imhacılarına uygulandığı takdirde mevcut aşılar insan suşlarına karşı korur ve kuş virüsüne maruziyet açısından yüksek risk altındaki insanların aynı anda hem kuş hem de insan virüsü ile enfekte olma ihtimalini azaltır. Bu tarz dual enfeksiyonlar kuş ve insan virüslerine genomlarını değiştirme fırsatı vererek pandemik potansiyeli olan yeni bir influenza subtipinin gelişmesine zemin hazırlar.
Mevsimsel influenza pandemileri esnasında insanları korumak üzere rutin kullanım için yıllık aşılar üretilmektedir. Bu aşılar H5N1 kuş virüsü ile enfeksiyona karşı herhangi bir koruma sağlamazlar.
Bu nedenlerden dolayı DSÖ aşılama için kılavuzlar yayınlamıştır. Buna göre mevcut influenza trivalan aşısının kümes hayvanları arasında yüksek derecede patojenik H5N1 kuş gribi salgını olan ülkelerde yüksek maruziyet riski olan gruplarda kullanılması önerilmektedir.

dividers_169_1_.gif

pill.jpg

Atık piller neden çevre için tehlikelidir?

Kaynak: http://cevrekulubu.tr.cx/

Günümüzde teknolojinin gelişimine bağlı olarak, elektrik enerjisi ile çalışan cihazların kullanımı oldukça yaygındır. Özellikle mobil olarak kullanılabilen el fenerlerinden cep telefonlarına kadar birçok elektrikli veya elektronik cihazda 'pil' kullanılmaktadır. Bilindiği gibi pil elektrik enerjisinin kimyasal olarak depolandığı bir yapıdır. Pili oluşturan kimyasal maddeler içinde civa ve kadmiyum toprağa ve suya kolaylıkla karışabilmekte, bitkisel besinler yoluyla insanlar tarafından alınabilmektedir.

Pil içinde bulunan kimyasal maddeler insan sağlığı üzerinde olumsuz birçok etkilere sahiptir. Bu etkilerin en önemlileri olarak, merkezi sinir sistemini tahrip etmesi, kansere yol açması, böbrek, karaciğer, beyin dokularının tahribine neden olması, genetik yapıda kromozomları tahrip ederek sakat doğumlara yol açması belirtilebilir.

Şüphesiz ki sağlığı korumak, hastalıkları tedavi etmekten çok daha kolay ve ucuz bir yöntemdir. Bu nedenle, toplum sağlığının korunması, yüzlerce hastane kurarak tedavi sistemleri üzerine yoğunlaşmaktan daha etkili olacaktır.

Enerjisi kullanıldıktan (boşaldıktan) sonra bir 'atık' haline gelen pillerin, diğer evsel katı atıklardan ayrı kaplarda toplanması ve yine ayrı ve izole edilmiş çevreye zarar vermeyeceği garanti edilen koşullar altında depolanması gereklidir. Böyle bir girişim belki de toplum sağlığını korumada en önemli adımlardan biri olacaktır. Zira civa ve kadmiyumun zehirli maddeler oldukları çok iyi bilinmektedir.

Atık piller ne yapılmalı?

KAYNAK: http://www.tap.org.tr/
Ne Yapılmamalı

1.Ev veya iş yerlerinde kullanılmış (atık) piller evsel çöplerle kesinlikle karıştırılmamalı ve rasgele sokaklara atılmamalıdır.
2.Atık piller toprağa gömülmemelidir.
3.Atık piller denize, akarsulara, göllere veya kanalizasyona atılmamalıdır.
4.Atık piller ateşte yakılmamalıdır.
5.Atık nikel-kadmiyum pillerinin insan sağlığına oldukça zararlı kadmiyum maddesi içerdiği unutulmamalıdır.

Ne Yapılmalı

1.Atık haldeki piller ayrı bir yerde (naylon torba, kutu, kavanoz, vs.) biriktirilmelidir.
2.Evinizde veya işyerinizde atık haldeki piller uzun sürelerle muhafaza edilmemelidir.
3.Atık piller bulunduğunuz yere en yakın mahaldeki atık pil toplama kutusuna atılmalı veya satın alındığı yere götürülmelidir.
4.Atık pillerin bünyelerindeki bazı metallerin geri kazanılabileceği unutulmamalıdır.
5.Atık pillerin toplanması için düzenlenecek kampanyalara gönüllü olarak katılmağa çalışınız.
6.Atık pil toplama noktalarının nerelerde olduğunu araştırınız.
7.Çevrenizde pil kullananları yukarıda anlatıldığı şekilde davranmaya davet ediniz ve onlara örnek olunuz.
8.Son olarak, çevreye dost olan pillerin 1865 yılından beri insanlığın hizmetinde olduğunu, çevrenin pek sevmediği cıva ve kadmiyum elementlerini içeren pillerdeki sağlığa zararlı maddelerin azaltıldığını ve bu türdeki pil atıkları için yüksek toplama hedeflerinin konulduğunu lütfen not ediniz.


Atık pillerin toplanması, depolanması ve bertarafı işlemleri kısa adı TAP olan Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçıları Derneğimizce organize edilmektedir. Konuyla ilgili olarak Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş bir kuruluşa olan Derneğimize her zaman başvurabilirsiniz.

dividers_169_1_.gif

ssa.jpg

ÖRNEK BİR İNSAN. SERVETİNİ ÇEVREYE HARCADI.

Kaynak: http://www.bugun.com.tr 05.09.2007
Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya Şube Başkanı emekli öğretmen Hediye Gündüz çevre için emekli ikramiyesini harcadı. Arsasını, evini ve otosunu bile sattı.
Bir insan çevre için ancak bu kadar fedakarlık yapabilir. Antalya'da yaşayan emekli öğretmen Hediye Gündüz, erozyonla mücadele etmek için 13 yıl önce Türkiye Tabiatını Koruma Derneği'ne üye oldu. Dern ekte aktif çal ışmaya başlayan Gündüz, önce dernek yönetimine girdi, ardından da Antalya Şube Başkanlığı'na getirildi.

SADECE MAAŞI KALDI
Antalya ve ilçeleri başta olmak üzere Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde yaşanan çevre sorunlarına dikkati çekmek amacıyla çeşitli eylemler düzenleyen ve katılan Hediye Gündüz, bu uğurda önce emekli ikramiyesini harcadı. Kardeşiyle ortak olan bir daireyi, arsasını ve otomobilini de satmak zorunda kaldı. Çevre için harcadığı paraya hiç acımadığını belirten Gündüz, "Çünkü çevre mücadelesi vermek parasal güce dayanıyor. Şimdi sadece emekli maaşım kaldı" dedi.

EYLEMDEN EYLEME
Antalya'da kurutulmak istenen Avlan Gölü'nü kurtardıklarını anlatan Gündüz, "Antalya'da arıtma sistemi yapılıyordu ama biyolojik arıtması yoktu. Kamuoyu oluşturduk. Biyolojik arıtma tesis kurulmasını sağladık." dedi.

eregli.jpg

Ereğli'de doğanın intikamı acı oldu.

KAYNAK: 25 Ekim 2006 www.haber7.com
Konya'nın Ereğli ilçesinde kuruyan Akgöl Sazlıklarını besleyen İvriz Kaynağının üzerine 1980'li yıllarda kurulan İvriz Barajı, 6.8 milyon metreküple minimum seviyesinin altına indi. Doğal Hayatı Koruma Vakfı-Türkiye (WWF-Türkiye) Su Programı Müdürü Buket Bahar Dıvrak, yaptığı açıklamada, Akgöl Sazlıklarının çok değil, 15 yıl önce dünyanın en önemli sulak alanları arasında yer aldığını söyledi. Son yıllarda suyun hoyratça kullanılması, önlemlerin alınmaması, özellikle bilinçsiz tarımsal sulama yüzünden Akgöl'ün bu özelliğini kaybettiğini belirten Dıvrak, ''Akgöl, kurudu. Böylesine değerli bir sulak alanı göz göre göre kaybettik'' dedi.
Bu gölü besleyen İvriz Çayı üzerine 1980'li yıllarda İvriz Barajı'nın yapıldığını ifade eden Dıvrak, şunları kaydetti: ''İvriz kaynağı belki de yüzyıllarca ulaştığı Akgöl'e değil, İvriz Barajı'na doğru akmaya başladı. Burada yüzyılların doğal dengesi bozuldu. Kaynağın kesilmesi, yeraltından fazla suların çekilmesi gibi nedenlerle Akgöl zamanla küçüldü. 35 bin hektarlık Akgöl Sazlığı, yavaş değil, hızla yok oldu. Önceden yaklaşık 200 türde binlerce kuşun geldiği Akgöl'e kuşlar da küstü.''
EREĞLİ, SUYA HASRET KALACAK
Akgöl'ün kurumasının ardından bölgede iklimin ve yağış rejiminin değiştiğini dile getiren Dıvrak, bölgeye az yağış düşmesi, yeraltı sularının çekilmeye devam etmesi nedeniyle İvriz Kaynağı başta olmak üzere İvriz Barajı'nı besleyen kaynakların da Akgöl'ün ardından kurduğunu bildirdi. Ardından da Akgöl'ü kurutan İvriz Barajı'nın can çekişmeye başladığını vurgulayan Dıvrak, İvriz Barajı'ndaki su miktarının 10 yıl öncesine göre yüzde 91 azaldığını, şu anda 6.8 milyon metreküple minimum seviyenin altına indiğini söyledi.
Ereğli'de ekolojik dengenin bozulduğunu, iklim şartlarının belki yüzyıllar sonra alt üst olduğunu belirten Dıvrak, ''Ereğli'deki en yaşlı kişi bile hayatında ilk kez bölgede don gördüğünü söylüyor. Doğa, intikamını Ereğli'de en acı şekilde alıyor. Böyle giderse Ereğli, çok yakında suya hasret kalacak'' dedi. Dıvrak, Ereğli'deki sazlığın, kaynakların ve barajının kurumasının tüm Konya Kapalı Havzası'nı etkileyeceğini ifade ederek, ''Buradaki yokluk zamanla diğer ilçelere de yayılacak, kaynaklar kuruyacak. Suyu hoyratça harcamayı durdurmalıyız. Kullanılabilir suyumuz hızla azalıyor. Artık bazı önlemlerin alınması gerekiyor'' diye konuştu.

dividers_169_1_.gif

kene.jpg

KENE ISIRIĞI VE KIRIM-KONGO HEMORAJİK ATEŞİ

Kaynak:www.hekimce.com
Sağlık Bakanlığı, Kırım-Kongo hastalığı ve kene ısırıkları ile ilgili olarak uyulması gereken önerileri bildiridi.
Kenelerin vücuttan uzaklaştırılırken koparılmaması gerektiğine dikkat çeken Bakanlık, cımbızla sağa sola oynatılarak çıkarılmasının daha uygun olduğunu bildirdi. Bakanlık, kenelerin kesinlikle elle öldürülmemesi ve patlatılmaması gerektiğini kaydetti.
Bakanlık, çalı çırpı, su kenarı ve ya gür otların bulunduğu alanlara piknik veya başka amaçlı gitme durumunda pantolon paçalarının çorap içine alınmasını ve dönüşte mutlaka vücudun kene yönünden kontrol edilmesini istedi. Bakanlık, "Kene varsa uygun bir şekilde uzaklaştırılmalıdır. Bu tür yerlere gidildiğinde mutlaka çizme giyilmelidir" dedi.

Bakanlığın kenelerle ilgili broşürde yer alan uyarıları şöyle :

-Hayvan barınakları kenelere karşı ilaçlanmalı, barınakların duvarları sıvanmalı ve badanaları yapılarak kenelerin yaşamaları engellenmelidir,
-Hayvanların kanına veya başka bir vücut sıvısına temas edilmemeli, bu durumlarda eldiven kullanılmalıdır,
-Hayvan barınaklarına girdikten veya hayvanlara temastan sonra, insanların vücutlarını kene yönünden muayene etmeli, kene varsa uzaklaştırılmalıdır,

VÜCUDA ALKOL YA DA GAZ YAĞI DÖKMEYİN
-Vücuttaki kenelerin üzerine herhangi bir kimyasal madde (alkol, gaz yağı vb) dökülmemelidir. Çünkü bu kimyasallar kenelerin kusmasına sebep olabildiğinden kusmuktaki virüsler kenenin kan emmek için ısırdığı yerden vücuda girebilirler,
-Kenelerin yaşama alanlarında bulunabilecek kişiler, repellent olarak bilinen böcek kaçırıcı ilaçları vücutlarına sürerek veya elbiselerine emdirerek kullanabilirler,
-Hasta olan kişilerin kullandığı malzemeler ve tuvaletler çamaşır suyu ile dezenfekte edilmelidir,
-Hayvanlardaki kenelerle mücadele edilmeli, hayvanlar kenelere karşı ilaçlanmalıdır."

BAHAR VE YAZ AYLARI
Kırım-Kongo Kanamalı Ateş olarak bilinen hastalığın ölümlere neden olduğunu açıklayan Bakanlık, hastalığın ani baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik ve belirgin iştahsızlıkla başladığına, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi şikayetlerin de görülebildiğine değindi. Bakanlık, hastalığın, ilk günler, yüzde ve göğüste kızarmalar ve gözde kanlanmalarla ortaya çıktığını anlatırken, "Göğüs ve karında başlamak üzere vücuda yayılan küçük nokta şeklinde kanamalar olabilir ve bu kanamalar daha da büyüyerek vücuda yayılabilir. Hastalık tablosuna burun ve diş eti kanamaları da eşlik edebilir" dedi.
Hastalığın insanlara kenelerin ısırması veya kenelerle temas sonucu bulaştığını açıklayan Bakanlık, evcil hayvanlara da aynı şekilde bulaşabildiğini kaydetti. Yabani kemirici hayvanların, kuşların ve kenelerin hastalığın doğadaki saklayıcısı durumunda olduğunu ifade eden Bakanlık, "Keneler beslenmek için bu hayvanlardan kan emerler, kan emme sırasında aldıkları virüsü insanlardan kan emerken bulaştırırlar" dedi.
Hastalığın genellikle ısırılmadan sonra 1-3 gün arasında ortaya çıktığını belirten Bakanlık, zaman zaman 13 güne de çıkabildiğini bildirdi. Bakanlık, "Hastalık çoğunlukla, bulaştırıcı kenelerin aktif olduğu bahar ve yaz aylarında ortaya çıkabilmektedir" dedi.
Bakanlık hastalıktan şüphe edildiği an, en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmasını istedi. Hastalığın Afrika, Asya, Ortadoğu da ve Doğu Avrupa da görülebildiğini anlatan Bakanlık, son yılarda Kosova, Arnavutluk İran, Pakistan da tek tek vakalar şeklinde ortaya çıktığının bilindiğini kaydetti. Hastalık ilk olarak 1944 yılında Kırım da, 1956 yılında ise Kongo da görüldü. Hastalıkta ölüm hızı oranının yüzde 30 olduğu öğrenilirken bu oranın Türkiye de yüzde 5 olduğu bildirildi.

KENE' LERİN ÖZELLİKLERİ
Boy: 5 mm. (yeni kan emmiş dişi 1,2 cm)
Renk: Koyu kızıl kahverengi.
kırmızı kahverenginde yassı, oval bir parazittir. Kan emerek büyürler.keneler köpek dışında hayvanlarla insanlara da yapışıp kan emerler. Dışarıda keneler çimenlerde, çalılıklarda ve hayvan barınma yerlerinde bulunurlar ve buradan geçen hayvanlara yapışırlar. Hayvanlar vasıtası ile evlerin içine kadar gelirler. Ev içinde bir dişi çatlağa, yarığa yumurta bırakırsa bir kene hafta içerisinde yüzlercesi oluşur
Davranışları
Başta köpekler olmak üzere birçok diğer hayvan ve insan üzerinde yaşarlar. Köpeklerde, yetişkinleri kulak ve ayaklarda yaşarken, daha ufaklara sırt bölgesinde rastlanır. Doğada bitki ve otların üzerinde durup, oradan geçecek bir hayvanın üzerine atlarlar. Herhangi bir hayvan üzerinde girdikleri evlerde hızla çoğalırlar ve üzerinde beslenecek hayvan bulamazlarsa insanlara musallat olabilirler. Hiçbir şey yemeden sekiz aya kadar yaşayabilirler. İnsanlarda etkili çeşitli hastalıklar ve bakteriler taşıdıklarından, mücadele edilmeleri önem arz etmektedir.
Yaşam Alanları
Köpek ve diğer hayvanların bulunduğu, bitki örtüsü yoğun olan yerlerde yaşarlar. Üzerinde bulundukları hayvanın kanıyla beslendikten sonra, oradan ayrılarak kapı pencere kenarları ve süpürgeliklerde barınırlar.
Mücadele İpuçları
Kenelerin evin içinde ve dışında kontrolü zahmetlidir. Mücadelenin tekrarlanması gerekebilir. Bunun için profesyonel bir servise ihtiyaç duyulur.kısmi ve ferdi mücadele başarılı olmaz .İç ve dış alanda kenelerle mücadele oldukça zordur. Ancak birkaç uygulamadan sonra elimine edilebilirler. Kedi köpek türü ev hayvanlarının veteriner kontrolünden geçirilmesi ve problemle karşılaşıldığında profesyonel bir firmadan hizmet alınması gereklidir.

dividers_169_1_.gif

__l.jpg

AVRUPA YAKINDA SAHRA OLACAK..


23.07.2005 SABAH GAZETESİ
Küresel ısınma ve neden olduğu iklim değişiklikleri Avrupa'yı tehdit ediyor. Hava sıcaklıklarının her geçen gün arttığına dikkat çeken bilim adamları Avrupa'nın çölleşme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Portekiz'deki Lizbon Üniversitesi'nde araştırmalarını sürdüren Maria Carol, ortaya çıkan tehlikeye dikkat çekerek "Herkes daha çok su istiyor. Yüzme havuzları, golf sahaları, bahçeler için" diye konuşuyor. Portekiz hükümeti ülkedeki kuraklık tehlikesine dikkat çekiyor. İspanya'da halk nehir ve deniz kıyılarına göç ediyor. Aşırı sıcaklardan Avrupa tarımı da kötü etkileniyor. Verimli ve sulak ekilebilir tarım arazisi her geçen yıl azalıyor. Bu da başta yiyecek fiyatları olmak üzere aynı zamanda işsizlik oranlarının artmasına sebep oluyor.

dividers_169_1_.gif

antarktika300306_ic.jpg

Antarktika daha hızlı ısınıyor

31.03.2006 Kaynak: www.e-kolay.net/haber
Bir araştırma raporu, Antarktika'da (Güney Kutbu) havanın, dünyanın diğer kesimlerindekinden daha hızlı ısındığını ortaya koydu.
Science dergisi, yarın yayımlanacak sayısında, bunun, tüm kıtadaki geniş çaplı iklim değişikliğine ilişkin ilk rapor olduğunu yazdı.

Isınma çok hızlı
Antarktika'nın bazı kesimlerinde karanın ısındığı daha önce belirlenmişti. Meteoroloji balonlarından alınan verilere göre, Antarktika üzerindeki havada son 30 yıl içinde, her 10 yılda 0,5 ila 0,7 santigrad derece ısınma tespit edildi. Buna karşın, dünya çapında ortalama hava sıcaklığı aynı dönem içinde, her 10 yılda 0,1 santigrad derece arttı.

Araştırmacılar henüz elde edilebilen bu verilerin, bu kıtadaki 9 istasyondan atılan meteoroloji balonlarından alındığını ifade etti.

Küresel ısınmanın sonucu
İngiliz Antarktik Araştırma grubunun lideri John Turner, bu ısınma için kesin bir neden saptayamadıklarını söyledi. Turner, ancak bunun küresel ısınmanın bir sonucu olabileceğini ifade dile getirdi.

Bilim adamları, Grönland ve Antarktika kıyılarındaki buzul tabakalarının son yıllarda inceldiğinin gözlemlendiğini belirtmişti.

dividers_169_1_.gif

İNGİLİZ HÜKÜMETİNİ ÜRKÜTEN ÇEVRE RAPORU

30.01.2006 www.haberx.com
İngiliz hükümeti tarafından çevre konusunda yayınlanan bilimsel bir raporda, iklim değişikliğinin düşünülenden daha ciddi etkileri olabileceği uyarısında bulunuldu.
AA-Başbakan Tony Blair ile Çevre Bakanı Margaret Beckett'in imzalarının bulunduğu raporda, sera gazı salımının "tehlikeli" seviyenin altında tutulmasının çok küçük bir şans olduğu belirtildi.
Başbakan Blair, raporun girişinde, küresel ısınmanın artık savunulamayacak bir oranda olduğunu belirterek, "İklim değişikliğinin riskleri düşündüğümüzden daha büyük olabilir" dedi.
Sera gazları salımının artmasıyla atmosferin sıcaklığının iki derece yükselmesinin Grönland'ın buz tabakasının erimesini tetiklemesinden endişe edildiği belirtilen raporda, erimenin bin yıl içinde denizlerin seviyesinin 7 metre yükselmesine neden olabileceği uyarısı yapıldı.
Yoksul ülkelerin bunlardan en çok etkileneceği vurgulanan raporda, küresel ısınmayla birlikte ortaya çıkması olası etkiler, şöyle sıralandı:
-Tarımda verimin azalması ve özellikle Avrupa ile Rusya'da hasatlarda büyük düşüş,
-Kuzey Afrika'nın çölleşmesiyle büyük oranda göç,
-2,8 milyar insanın susuzlukla karşı karşıya kalması,
-Mercan resiflerinin yüzde 97'sinin yok olması,
-Kuzey Buz Denizi'nin tamamen ortadan kaybolması ve kutup ayılarının soylarının tükenmesi,
-Afrika ve Kuzey Amerika'da sıtmanın yayılması.
Sanayi devriminden önce atmosferdeki milyon birim başına karbon dioksit partikül oranının 275 şu an ise 350 olduğu belirtilen raporda, AB'nin atmosferin iki derece ısınmasını engelleme hedefine ulaşılabilmesi için bu oranın 450'de veya daha altında sabitlenmesi gerektiği kaydedildi.
İngiliz hükümetinin bilimsel konulardaki başdanışmanı Sir David King ise milyonda 400 partikül karbondioksit oranına 10 yılda ulaşılacağı uyarısında bulundu. Rapor, İngiliz Meteoroloji kurumunun geçen yıl şubat ayında evsahipliği yaptığı bilimsel konferansta sunulan bildiriler ışığında hazırlandı

dividers_169_1_.gif

orman.jpg

ORMANLAR İÇİN BİZ NELER YAPABİLİRİZ?

kaynak: www.wwf.org.tr
Ormanlar, yalnızca ağaç ve ağaççıkların bulunduğu geniş alanlar değildir. Bugünün anlayışıyla orman, çok sayıda bitki ve hayvan topluluklarından oluşan bir yaşam birliği, hatta büyük bir canlı organizmadır. Türkiye yüzeyinin % 26sını orman sayılan alanlar kaplamaktadır. Bu önemli zenginliğin gelecek kuşaklara aktarılabilmesi, Milli Park, Tabiatı Koruma Alanı, Tabiat Parkı gibi koruma alanlarının sayısının artırılmasıyla mümkündür.
Şu anda korunan alanlar Türkiye ormanlarının yalnızca % 2sini oluşturmaktadır.
Türkiyede birçok gönüllü kuruluş Türkiye Türkiye'nin orman alanlarının (özellikle doğal yaşlı ormanlarının) bozulmasını ve yok olmasını önlemek, orman kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacıyla çalışır.
Bizde bu tür çevre ve yeşili koruma ile ilgili çalışan kuruluşlarımıza yardımcı olalım.

BİZ ORMANLAR İÇİN NE YAPABİLİRİZ

* Kağıtları mümkün olduğunca çift taraflı kullanın.
* Geri dönüşümlü kağıt kullanın.
* Ormanlara yakın tarım arazilerinde anız yakmayın; yakanları uyarın.
* Ağaçlandırma çalışmalarında yöreye özgü ağaç türlerinin kullanılmasına özen gösterin.
* Ormanlarda kesinlikle ateş yakmayın. Piknik yaptığınız alanı bulduğunuz gibi temiz bırakın.
* Ormanlarla ilgili çalışmalarımıza destek olmak ve ülkemizin doğasının korunmasına katkıda bulunmak için gönüllü dernekleri destekleyin ya da çalışmalarımıza gönüllü olarak katılın.

dividers_169_1_.gif

d_nya_alarm_veriyor.jpg

Kaynak: Türkiye doğal hayatı koruma vakfı ( www.wwf.org.tr)

Dünyanın kaynakları sınırlıdır. Hayal edebileceğimiz en ileri teknolojiler bile, yeryüzü kaynaklarını artırmaya olanak tanımayacaktır.Doğal kaynakların hiç tükenmeyecekmiş gibi kullanılması, aslında yaşamla oynanan bir kumardır.
İklim Değişiyor
* 1990lar son 600 yılın en sıcak yılları olarak tarihe geçti.
* 2100 yılına kadar dünya ısısının 1-3,5 derece daha artması bekleniyor.
* Bilim adamları, bu artışın dünya tarihinde son 10.000 yılda oluşan en büyük değişiklik olacağını söylüyor.
* Hastalıkların, doğal afetlerin ve çölleşmenin artması bekleniyor.
Dünyada su tükeniyor
* Dünyanın %70&i su olmasına karşın, bunun %97si deniz suyu, %2si kutuplarda buzul halinde bulunuyor. Tüm dünya için içilebilir su miktarı ise var olan kaynakların yalnızca %1i.
* Her yıl doğan yaklaşık 90 milyon bebek için yılda ek 27 milyar m3 suya ihtiyaç var.
Türkiyede de su bitiyor
* Türkiye nin tüm kullanılabilir su varlığı yer altı suları dahil 110 milyar m3tür.
* Tuna Nehrinin Karadeniz e yılda 260 milyar m3 su boşalttığı göz önüne alınırsa, bilinenin aksine ne kadar su fakiri olduğumuz anlaşılacaktır.
Türkiye su zengini bir ülke değil!
* Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için kişi başına düşen ortalama kullanılabilir su miktarı yıllık en az 10.000 m3 olmalıdır. Oysa, günümüzde bu değer Türkiye için yalnızca 1.430 m3tür.
* 2030 yılında Türkiye'nin nufusunun 80 milyona ulaşacağı ve kişi başına yılda 1.100 m3 su miktarı düşeceği tahmin ediliyor.
Tüketiyoruz
* Yalnız İstanbul da yılda 450.000 ton kağıt tüketiliyor.
* Bir kişi yılda ortalama olarak 49.140 litre suyu sadece tuvaletlerde tüketiyor.
* 1960-1994 yılları arasından kağıt tüketimi %245 oranında artış gösterdi.
* Kişi başına düşen günlük ortalama ağaç tüketimi 1.5kg
Yok ediyoruz
* Tüm dünyada her gün 400.000 hektarlık orman alanı yok oluyor.
* Türkiye'de her yıl 20.000 hektarın üzerinde orman alanı yok oluyor.
* Doğu Karadeniz yöremizdeki ılıman kuşak, doğal yaşlı ormanlarımızın yalnızca %12 si bozulmadan günümüze kadar kalabildi.
Kaybediyoruz
* Turbalik alanlarımızı %80ini kaybettik.
* Fundalık alanlarımızın %90ını kaybettik.
* Kumul alanlarımızın %80 i artık yok.
* Türkiye'de son 40 yılda 1.300.000 hektar, yani Van Gölü nün üç katı kadar sulak alan kaybedildi.
İnsanların doğaya ve yaşama verdikleri zarar artıyor. İnsanların Doğa Üzerindeki Etkisini Azaltmalıyız.
Hızlı nüfus artışı ve kişi başına düşen tüketim miktarındaki olağanüstü artış, insanların doğal kaynaklar üzerindeki baskısını artırmakta, sonuçta yaşam kalitesinin düşmesine neden olmaktadır.
Gezegendeki tüm insanların doğal kaynakları bir Batı Avrupalı kadar kullanması durumunda Üç gezegene daha ihtiyaç duyacağız!
Çevre neden bu kadar önemli?
Johannesburg da dünya ülkeleri, fakirliğe kadar varan ana sorunların en temel çözümünün sürdürülebilirlik kavramının tüm sektörlerde yaygınlaştırılmasında yattığını kabul etti. Sera etkisi artıyor; doğal kaynaklar bitiyor; maliyetler artıyor; gelir eşitsizliği artıyor. Şirketlerin tüm bunlarda payı çok fazla!!

dividers_169_1_.gif

deprem.jpg

DEPREM OLMADAN CANLILARDA GÖZLENEN DEĞİŞİKLİKLER.

KAYNAK:Deprem habercisi olaylar ve Bilimsel yorumlar
Ülkü Ulusoy - Motoji Ikeya , Kültür Bakanlığı Yayınları, 2001 Alıntıdır.

Böcek ve hayvan davranışları (1 saat-3 gün öncesi):
At, eşek, inek: iplerini koparırlar. Ahır kapılarından dışarı çıkmak isterler. Tepelere doğru koşarlar.
Tavşan ve fare: Binaların üst katlarına kaçışırlar. Direklere tırmanırlar. Yere inmek istemezler.
Domuzlar: Hızla yukarıya doğru koşarlar. Toprağı delicesine eşelerler.
Kediler: Kutu ya da çöp bidonu içine atlarlar. Top gibi sıkışıp, şiddetle titrerler.
Köpekler: Korku dolu hiç durmadan havlarlar.
Balıklar: Göl ya da deniz tabanının ısınması sonucu yüzeye yakın yüzerler. Yılan balıkları ortadan kaybolur.
Ölü balık: Balıklar nedensiz bir şekilde ölür ve karaya vururlar.
Ördek, kaz, kuğu: Göle girmek istemezler. Göldekiler ölebilir.
İpek Böcekleri: Arka arkaya dizilirler.
Yengeç: Plajda yengeçler dolaşır.
Martılar: Gruplar halinde karaya doğru uçarlar. Karada gürültülü bir şekilde bağırarak çembersel olarak uçarlar.
Büyükbaş hayvanlar: 3-4 gün önce elektromagnetik ışınlardan etkilenmeye başlarlar.
Karıncalar: Deprem öncesi hayvan davranışlarında belki de en önemlisi "Karıncalardır". Eğer eviniz 3. katın üstünde ise ve dairenizde karınca sayısında büyük bir artış oluşmuşsa, onların davranışlarını izlemek akıllıca olabilir;
a) Yuvalarını terk ederler,
b) Yürüyüşlerinde değişiklik olur (ateş üstünde gibi yürürler)
c) Zincir oluştururlar
d) Küme küme toplanırlar
e) Kümelerde kendiliğinden ölüm sayısının artması magnitude'un büyüyeceği anlamına gelir. (M6.5-7.0 gibi depremlerin hemen öncesinde bütün kümelerin %80'i ölür)

Gökyüzündeki değişimler (1 saat - 1 hafta öncesi):
Deprem ışıkları: Güneşin yeni doğup batışı gibi ışık huzmeleri görülür.
Alev topları: Yanan bir kibrit alevi gibi alev topu görülür.
Deprem Sisi: Kırılacak bölgeyi ani bir sis kaplar.
Yıldırımlar: Olağan dışı mor, yeşil, kırmızı, mavi, pembe renkli oluşumlar görülür.
Gökkuşağı: Açık havada kısa gökkuşağı oluşur. Bunda yeşil, siyah, mavi renk egemendir.
Hava sıcaklığı: Havada aşırı sıcak ve sıkıntı meydana gelir.
Ay, yıldızlar: Parlak bir gökyüzü içinde yıldızlar elde tutulacak kadar yakın görünür.
Uğultu: Yerden anlam verilemeyen bir uğultu duyulur.

Bitki ve ağaç değişimleri (1 - 3 ay öncesi):
Meyve ağaçları: Erken çiçek açar ve erken meyve verir.
Ot ve ağaç dalı: Yüzeyleri kızarır, yanar.

Deniz ve göl değişimleri (1 saat - 2 hafta öncesi):
Su basması: Bir iki hafta önceden kıyıları deniz basar.
Su çekilmesi: 1 ile 5 saat öncesinden deniz kıyıdan çekilir.
Dalgalar: 1 ile 5 saat öncesine kadar çarşaf gibi düz olan denizde, gemi geçmiş gibi dalgalar oluşur.
Düz deniz: Deniz çarşaf gibi düzgün olur.
Hava kabarcığı: Deniz, kuyu ya da gölde bolca hava kabarcığı görülür.
Isınma: Deniz tabanındaki ısınmadan dolayı suyun ısısı da normalin üzerine çıkar.

Yeraltı suları değişimleri (1 saat - 3 ay önceden):
Su verimi: 1 ile 4 litrelik verim artışı olur.
Basınç artışı: Su basıncında 1-1.5 barlık artış olur.
Su sıcaklığı: Olağan sıcaklığın 1-2 derece üzerinde ısınır.
Yeni kaynak: 1 ile 2 hafta öncesinden yeni kaynak oluşur ya da var olan kaynak kuruyabilir.
Su gazları: Karbondioksit, metan ve özellikle radon gazı içeriği artar. Kuyuyu sis kaplar.
Su tadı: Su acılaşır ya da tatlılaşır.
Suda koku: Çürük yumurta ve kükürt kokusu gelir.
Su kimyası: İletkenlik, radon, cıva, helyum, karbondioksit artışı gözlenir.
Kabarcıklar: Su içinde hava kabarcıkları oluşur.
Dere suları: Kesilir, kurur ya da çoğalır

dividers_169_1_.gif

denz_1_.gif

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

KAYNAK: www.turmepa.org.tr
Yaşamak için ihtiyaç duduğumuz oksijenin %70?ini denizlerin sağladığını?

Kanser ilaçlarının %65?inin deniz canlılarından ve bitkilerınden yapıldığını?

Dünyada her yıl 450 milyar m3 arıtılmamış ya da kısmen arıtılmış çöpün, endüstriyel ve tarımsal atığın denıze atıldığını?

Denize saatte %50?si plastik olmak üzere 675.000 kg çop atıldığını...

Türkiye?de Sanayi tesislerinnin %98 inde ,Belediyelerin %95inde,Turizm Tesislerinin % 81?inde atık arıtma tesisi olmadığını ?

Her 20 kişiden 1 kişi bir kere kirli denize girmekten hastalanabildiğini?

Her yıl yaklaşık 250 milyon kişinin, kirli denizlere girdiği icin mide-bağırsak enfeksiyonu ve üst solunum yolları hastalıklarına yakalandığını?

Ticari olarak avlanabilen balık türlerinin en az %70?inin gereğinden fazla ya da tamamen tüketildiğini ?

1 Cam şişenin 1 Milyon yılda, 1 plastik şisenin 450 yılda denizde kaybolduğunu?

Denizlerdeki çöplerin her yıl 1 milyondan fazla deniz kuşunu öldürdüğünü?

Akdeniz havzasının dünyadaki 34 sorunlu bölge içinde 3. sırada yer aldığını?

Deniz kirliliğinin küresel ısınmanın ana nedeni olduğunu?

dividers_169_1_.gif