cihaniritas.sitemynet.com
2.gif

Anasayfa
Haberler
Yıldızlar
Karikatürler
Özgeçmişim
Vizyon-Misyon
Kurallarım
Kişisel Gelişim
Kültür-Sanat
Video Klipler
Zafer İÖO
Zafer2007-08
Fotoğraflar
Linkler
Sınav
Belirli Günler
Ders Programı
5 Yıl
Spor
ÖZEL

Kişisel Gelişim


KİŞİSEL GELİŞİM İLE İLGİLİ HERŞEY BURADA

.....Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

....Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

....Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

....Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,

....Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,

....Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

....Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

....Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

....Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

....Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

....Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;

....Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

.....Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler hep senindir....



Tanrim,
Beni yavaslat.
Aklimi sakinlestirerek kalbimi dinlendir...
Zamanin sonsuzlugunu gostererek bu telasli hizimi dengele...
Gunun karmasasi icinde bana sonsuza kadar yasayacak tepelerin
sukunetini ver .
Sinirlerim ve kaslarimdaki gerginligi, bellegimde yasayan akarsularin
melodisiyle yika, gotur.
Uykunun o buyuleyici ve iyilestirici gucunu duymama yardimci ol...
Anlik zevkleri yasayabilme sanatini ogret; bir cicege bakmak icin
yavaslamayi, guzel bir kopek ya da kediyi oksamak icin durmayi, guzel bir
kitaptan birkac satir okumayi, balik avlayabilmeyi, hulyalara
dalabilmeyi ogret...
Her gun bana kaplumbaga ve tavsanin masalini hatirlat.
Hatirlat ki yarisi her zaman hizli kosanin bitirmedigini, yasamda hizi
arttirmaktan cok daha onemli seyler oldugunu bileyim...
Heybetli mese agacinin dallarindan yukariya dogru bakmami sagla.
Bakip goreyim ki, onun boyle guclu ve buyuk olmasi yavas ve iyi
buyumesine baglidir...
Beni yavaslat Tanrim ve koklerimi yasam topraginin kalici degerlerine
dogru gondermeme yardim et.
Yardim et ki, kaderimin yildizlarina dogru daha olgun ve daha saglikli
olarak yukseleyim.
Ve hepsinden onemlisi...
Tanrim,
Bana degistirebilecegim seyleri degistirmek icin CESARET,
Degistiremeyecegim seyleri kabul etmek icin SABIR,
Ikisi arasindaki farki bilmek icin AKIL ve
Beni askin korlugunden ve yalanlarindan koruyacak DOSTLAR ver...

(HiTiTLERiN M.O.2000 YILINDAKi DUVAR YAZISINDAN ALINMISTIR.)

Her şeye homurdanmaya alışmış kimse, fırsat kapıyı çalınca bile gürültüden yakınır...
Hayat yasla degil, yasamakla anlasılır..

HAYATIN ANLAMI:

Bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek icin kanat çırpıp duruyormuş. Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karın üstüne düşmüş. Kuş çaresiz soğuk karın üstünde ölümü beklerken, ordan geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış. Kuş öyle bir sinirlenmişki, kanatları donmamış olsa, kalkıp ineği dövecek....

Birde bakmışki bokun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, yaşama dönmüş. Öyle bir sevinçle ötüyormuş ki, ordan gecen bir kedi bunun sesini duymuş ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış. Kuş buna çok sevinmiş tam kediye tesekkür edecekmiş ki, kedi onu yemiş.

Demekki neymiş;

1- Her üstüne sıçanı düşman sanma !

2- Seni her boktan çıkaranı dostun sanma !

3- En önemlisi, Bokun içinde mutluysan sesini çıkarma !

Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda 2.sınıf öğrencileri Türkiye Ekonomisi dersinin hocasını bekliyor.

Sınıf,öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor, içeriye kızgın bir bakış atıp kürsüye geçiyor.
Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor.
' Bakın ' diyor.
' Bu, kişilik'tir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey.'
Sonra (1) 'in yanına bir (0) koyuyor: ' Bu, başarıdır.
Başarılı bir kişilik (1) 'i (10) yapar '.
Bir (0) daha ' Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz '. Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor:
Yetenek... disiplin... sevgi... Eklenen her yeni (0) 'in kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca...
Sonra eline silgiyi alıp en bastaki
(1) 'i siliyor. Geriye bir sürü SIFIR kalıyor. ve Hoca yorumu yapıyor,

' Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiç'tir...

HAYAT;
Çetele tutmak değildir.
Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın,
çıkıyor olduğun veya çıkacağın demek de değildir.
Kimi öptüğünü hangi sporu yaptığın,
kimlerin seni sevdiği de değildir.
Hayat ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğinde değildir.
Aslında hayat, notlar , para, giysiler,
girmeyi başardığın yada başaramadığın okullarda değildir.
HAYAT,
Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk, şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Hayat kıskançlığı yenmek,
Önemsemeyi öğrenmek ve Güven geliştirmektir.
Ne dediğin, ne demek istediğindir.
İnsanların sahip oldukları değil,
kendilerini olduğu gibi görebilmelidir.
Her şeyden önemlisi, hayatı başkalarının
hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.
İşte HAYAT bu seçimden ibarettir.

Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş, sükûnette huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma.

İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü vardır. Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki tek dayanağın odur. Seveceğin bir işi seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle seveceksin ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki: insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri sonsuz uzunluktaki bir kumsalda tek bir kum taneciğinden fazla değildir.

Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye lâyık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

Kaybetmeyi ahlâksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlûp olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgâra göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir...

Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkânsızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.

Hatırlar mısın doğduğun zamanları? Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse.

Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya, yine de insanoğlunun biricik güzel mekânıdır.

"Bir gün bir çocuğa sormuştum, deniz neden tuzludur diye. Babası uzun bir sefere çıkmıştı. Çocuk hemencecik karşılık verdi: Deniz tuzludur, çünkü denizciler durmadan ağlarlar! Neden denizciler böyle çok ağlar ki! Çünkü, dedi, yolculukları bitmez... Onun için de mendillerini hep direklere asıp kuruturlar! Gene sordum: Ya niçin insanlar üzgün olunca ağlar? Çünkü, dedi, daha duru görebilelim diye gözlerin camını ara sıra yıkamak gerek!"

(August Strindberg/Düş Oyunu

Bir insana sonuna kadar güvenirsen,onun insan olduğunu unutursun...

"Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır."


Yaşam satranç oyununa benzer, çoğu kez dersin, fakat bir kez mat edersin.


İnsanlara en adilce dağıtılan nimet akıldır derler. Çünkü hiç kimse, akıl payından şikayetçi değildir.


Hayat oyununda seyir koltuklarında oturmaya heves etme, sahneye çıkmaya çalış, hayat bir tiyatro oyununa benzer, uzunluğu değil iyi oynanıp oynanmadığı önemlidir.

Bir gün yolunuzu kaybederseniz,

Bir çocugun gözlerinin içine bakın.

Çünkü bir çocugun bir yetiskine her zaman ögretebilecegi

üç sey vardır;

*Nedensiz yere mutlu olabilmek,

*Her zaman mesgul olabilecek bir sey bulmak,

*Elde etmek istedigi sey için tüm gücüyle savasmak.

Apachie Kabilesi'ne ait Atasözlerden
"Baykuş gibi sabırlı bir seyirci olmayı öğrendik. Kargadan zeki olmayı öğrendik. Kendisinden on kat büyük baykuşu arazisinden atmak için, durmaksızın mücadele veren alakargadan cesareti öğrendik. Fakat hepsinden önce, öğretmenimiz olarak iskete kuşu gelir. Çünkü onun, boyun eğmez bir ruhu vardır."


1. "Sadece kendi davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz, diğerlerinin değil" gerçeğini, tartışmasız kabul edin.

2. Kimse size istemediginiz bir şeyi yaptıramaz, sizin de diğerlerine yaptıramayacağınız gibi. Başkalarını kontrol etme isteğini ve bu istek için harcadığınız enerjiyi kendinize yönelttiğinizde, yapabilme gücünüz ve özgürlüğünüz artar; ancak özgürlüğün de bir bedeli olduğunu unutmayın.

3. Özgürlüğünüze ait istekleriniz, diğerlerinin hak alanına girdiğinde, çatışma yaratır. Bu yüzden isteklerinizin, diğer kişinin hangi alanına girdiğine ve ne anlam ifade ettiğine dikkat edin. Laf olsun diye istemeyin. Bedelini ödeyemeyecekseniz dile getirmeyin.

4. Ne kadar büyük ve acı verici olursa olsun, sorunu kabul edip, yüzleşin. Üzüntüyü çekmeden, çözüm üretip güçlenmeniz mümkün değildir. Sakinleşin, önceliklerinizi belirleyin ve düzenleyip, yapılandırın.

5. Geçmişe saplanıp kalmayın; değiştiremeyecekleriniz için yanıp yakılmak ve pişmanlık duymak faydasızdır. Şu andan sonrasına etki edebileceğinizi farkedin. Hatalarınızı ve nedenlerini bulup, yolunuza devam edin.

6. Sevgi, huzur, paylaşım, gevşeme gibi ihtiyaçlarınızı reddetmeyin. Koşullar gereği şu anda karşılayamıyorsanız, yapabildiğiniz kadarını gerçekleştirin.

7. Esneme ve uyum yeteneklerinizi geliştirin. Katı prensipleri olmak, kişilik gücüne işaret etmez. Temel özelliklerinizi koruyarak, gelişime açık olun ve gelişimin getireceği değişimlerden korkmayın. Sevdiğiniz insanların da gelişimi için fırsat tanıyın; korkularınızı kontrol altına alın.

8. Hareket alanınızı geniş tutun. Birey olma haklarınızı kullanacağınız alanın büyüklüğü, kendinize duyduğunuz güveni artıracaktır. Uğraşlar, hobiler, farklı arkadaşlar, bakış alanınızı genişleteceği gibi, kişisel gücünüzün artmasına etki edecektir.

9. Zaafsız insan yoktur. Neler olduğunu belirleyin. Bu zaaflara yönelik durum, duygu, düşünce vb. ile karşılaştığınızda, her zamankinden daha dikkatli olun.

10. Olumsuz özelliklerinizi görmede gösterdiğiniz hassasiyeti, olumlu özelliklerinizi görmek için de kullanın ve kendinizi sevin...

Başarı İçin Yedi Ruhsal Kural

1. Saf Güç Kuralı
Bizlerin asıl hali saf bilinçliliktir; bu da saf güç demektir. Saf bilinçlilik ruhsal özümüzdür, sonsuz ve sınırsızdır, saf coşkudur, saf bilgidir, sonsuz sessizliktir, kusursuz dengedir, yenilmezliktir, basitliktir, mutluluktur.

"Saf Güç" Kuralının uygulanması:
1. Sessiz olmak için her gün zaman ayırın. Günde iki defa meditasyon yapın.
2. Doğayla başbaşa kalabilmek ve her varlığın içindeki zekâya şahit olmak için her gün zaman ayırın.
3. Yargılamayın. Güne "Bugün hiçbir şeyi yargılamayacağım." sözüyle başlayın.

2. Verme Kuralı
Evren dinamik alışveriş ile var olmaktadır. Vermek ve almak evrendeki enerji akışının değişik görünüşleridir. Aramakta olduğumuz şeyi vermeye istekli olmakla, evrenin bereketinin yaşamımıza yansımasını sağlarız. Coşku istiyorsanız başkalarına coşku verin; sevgi istiyorsanız sevgi vermeyi öğrenin; ilgi ve takdir istiyorsanız ilgi ve takdir göstermeyi öğrenin; maddi zenginlik istiyorsanız başkalarının zengin olmaları için yardımcı olun.

"Verme" Kuralının uygulanması:
1. Nereye gidersem, kime rastlarsam onlara bir hediye vereceğim. Bu hediye hoş bir söz, bir çiçek veya dua olabilir.
2. Bugün yaşamın bana vereceği bütün hediyeleri şükranla alacağım. Doğanın hediyelerini alacağım; bunlar, güneş ışını ve kuş sesleri Başkalarından gelecek madde, para, kompliman veya dua şeklindeki hediyeleri almak için açık olacağım.
3. İnsanlara her rastlayışımda onlara mutluluk ve coşku dileyeceğim.

3. "Karma" veya Etki ve Tepki Kuralı
Her hareket bize aynen geri dönen bir enerji gücü yaratır. Ne ekersek onu biçeriz. Başkalarına mutluluk ve başarı getiren hareketlerde bulunduğumuz zaman, "karma"mızın meyvası da mutluluk ve başarı olacaktır.

"Karma" Kuralının Uygulanması:
1. Bugün yaptığım bütün seçimlerin şahidi olacağım. Gelecekteki herhangi bir ana hazırlık yapmanın en iyi yolunun şimdiki anın tam bilincinde olmak olduğunu bileceğim.
2. Her seçim yaptığımda kendime şu iki soruyu soracağım: "Yapmakta olduğum bu seçimin sonuçları neler olacaktır?" ve "Bu seçim bana ve bu seçimden etkilenen diğer insanlara doyum ve mutluluk getirecek midir?"
3. Yapmış olduğum seçim bana rahatlık veriyorsa, o seçimi tamamen teslim olarak uygularım. Yapmış olduğum seçim bana rahatlık vermiyorsa, hareketimin sonuçlarını içgörümle görürüm. Bu yolgösteri kendim ve çevremdeki bütün insanlar için kendiliğinden doğru seçimler yapmamı sağlayacaktır.

4. En Az Çaba Kuralı
Doğanın "zekâsı" işlevlerini en az çabayla yerine getirir Kaygısızca, uyum içinde ve sevgiyle. Otlar büyümeye çalışmazlar, sadece büyürler. Balıklar yüzmeye çalışmazlar, sadece yüzerler. Hareketleriniz sevgi tarafından yönlendirildiğinde en az çaba harcanır; çünkü doğa, yaşamını sevgi enerjisiyle sürdürür. Egoya önem vermek çok fazla enerji tüketir.

"En Az Çaba" Kuralının Uygulanması:
1. "Kabul etme"yi uygulayacağım. Bugün, insanları, durumu, şartları ve olayları olduğu gibi kabul edeceğim. Bu anın olması gerektiği gibi olduğunu biliyorum, çünkü bütün evren olması gerektiği gibi.
2. İçinde bulunduğum durumun sorumluluğunu kabul edeceğim. Sorumluluk almanın, içinde bulunduğum durum için hiç kimseyi ve hiçbir şeyi suçlamamak olduğunu biliyorum.
3. Görüşlerimi savunmak alışkanlığından vazgeçeceğim. Başkalarını benim görüşlerimi kabul için ikna etmeye çalışmayacağım. Bütün görüşlere açık olacağım ve hiçbir görüşe kaskatı bağlı olmayacağım.

5. Niyet ve Arzu Kuralı
Saf güç alanında niyet ve arzu sonsuz düzenleme gücüne sahiptir. Dikkat, enerji verir, niyet dönüştürür. Dikkatinizi neye yoğunlaştırırsanız, onun, yaşamınızda daha önemli bir yeri olacaktır. Diğer ruhsal başarı kurallarına uymak kaydıyla, dikkatinizi üzerinde yoğunlaştırdığınız şeye ilginiz, niyet edilen sonucun alınması için sonsuz uzay-zaman olayları yaratır. Bunun gerçekleşmesi için, niyetiniz insanlığın iyiliğini gözetmelidir.

"Niyet ve Arzu" Kuralının Uygulanması:
1. Arzularımın listesini yapacağım. Bu listeyi her zaman yanımda taşıyacağım. Sessizlik ve meditasyona geçmeden önce bu listeye bakacağım. Gece uyumadan önce bu listeye bakacağım. Sabah uyandığımda bu listeye yine bakacağım.
2. Olayların istediğim gibi gelişmediği zamanlarda, bunun için bir sebep bulunduğuna ve kozmik planın düşünebildiğimden çok daha büyük olduğuna inanarak, arzularımın listesini serbest bırakıp onu yaradana teslim edeceğim.
3. Bütün hareketlerimde, şimdiki anın farkındalığının gerekliliğini kendime hatırlatacağım. Engellerin dikkatimi dağıtmalarına izin vermeyeceğim. Şimdiki zamanı olduğu gibi kabul edeceğim ve geleceği, el üstünde tuttuğum niyetlerim ve arzularımla gerçekleştireceğim.

6. "Ayrı Olmak" Kuralı
Belirsizliğin hikmeti "ayrı olmak"tır. Belirsizliğin hikmeti, geçmişten, geçmişte yaşanan şartlanmadan ve bilinenden kurtulmakta yatar. Bilinmeyene ve saf güç alanına doğru yönelmekteki istekliliğimizle, evrene güzel hareketlerini yaptıran yaratıcı zekâya kendimizi teslim ederiz. Fiziksel evrende herhangi bir şeyi elde etmek için, o şeye olan bağımlılığınızdan vazgeçmeniz gerekir. Bu, arzunuzu gerçekleştirmek için gerekli olan niyetten vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmez. Niyetinizden vazgeçmiyorsunuz; arzunuzdan da vazgeçmiyorsunuz. Sonuca bağımlılıktan vazgeçiyorsunuz. Ayrı olmak kuralı, evrimin oluşmasını hızlandırır. Bu kuralı anladığınızda, kendinizi çözümü zorlamaya mecbur hissetmezsiniz. Sorunun çözümünü zorlarsanız sadece yeni sorunların oluşmasına sebep olursunuz. Halbuki, dikkatinizi belirsizliğin üzerinde yoğunlaştırır ve -kaosun içinden çözümün çıkmasını beklerken- belirsizliği yaşarsanız, ortaya harika ve heyecan verici şeyler çıkar.

"Ayrı Olmak" Kuralının Uygulanması:
1. Bugün, kendime ve çevremdekilere oldukları gibi olmaları özgürlüğünü tanıyacağım.
2. Belirsizliği kabullenme arzumdan dolayı, sorunların, kaosun ve karışıklığın çözümü kendiliğinden oluşacaktır. Belirsizliğin özgürlüğe giden yol olmasından dolayı, belirsizlik ne kadar fazla olursa kendimi o kadar güvende hissedeceğim. Belirsizliğin hikmetiyle güvene kavuşacağım.
3. "Tüm olasılıklar alanı"na girerek, sonsuz seçime açık olduğumda yaşayabileceğim heyecanı öngöreceğim. Tüm olasılıklar alanına girdiğimde yaşamın tüm macera, gizem ve büyüsünü yaşayacağım.

7. "Dharma" veya "Yaşamın Amacı" Kuralı
Herkesin yaşamda bir amacı ve başkalarına verecek özel bir hediyesi veya yeteneği vardır. Bu özel yeteneği başkalarına hizmetle birleştirdiğimizde, kendi ruhumuzun coşkusunu ve sevincini yaşarız. Bu da bütün amaçların esas ve nihai amacıdır.

"Dharma" veya "Yaşamın Amacı" Kuralının Uygulanması:
1. Ruhumun derinliklerinde oluşmakta olan Tanrı'yı sevgiyle besleyeceğim. Dikkatimi hem bedenimi hem de aklımı hareketlendiren ruha yönlendireceğim.
2. Özel yeteneklerimin bir listesini yapacağım. Özel yeteneklerimi ifade ettiğimde ve onları insanlığın hizmetinde kullandığımda zamanın nasıl geçtiğinin farkında olmadan hem kendi hayatımda hem de başkalarının hayatlarında bolluk yaratacağım.
3. Her gün, kendime, "Nasıl hizmet edebilirim?" ve "Nasıl yardım edebilirim?" diye soracağım. Bu soruların cevapları insanlara sevgiyle yardım ve hizmet etmemi sağlayacaktır.
DEEPAK CHOPRA


HAYATA DAİR KURALLAR

Kural 1: Asla kendinden şüphe etme... Sen ne hissediyorsan o her zaman doğrudur. Dünyadaki bütün insanlar toplansa ve sana aksini söylese bile senin hissettiklerin senin için doğrudur. Onlar farklı hissedebilir, farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez, sadece onlardan farklı olduğunu gösterir.

Kural 2: Asla farklı olduğun için utanma. Eğer çevrende senin gibi düşünen, seni anlayan insanlar yoksa o zaman çirkin ördek yavrusu hikâyesini hatırla... Muhtemelen sen yanlış yerde, yanlış insanlarla birlikte olduğun için seni anlamıyorlardır. O halde hedefin ait olduğun yeri bulmak olmalıdır. Asla muhteşem bir kuğu olduğun gerçeğini unutma ve ördek olmak için uğraşma.

Kural 3: Geçmişte yaptıkların için pişmanlık duyma ve özür dileme. Yasadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu kendine hatırlat. Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi özenle incele, olayda yaptığın hataları ve yeniden ayni durumda olsan nasıl davranacağını iyice duşun ve gelecek olaylar için kendini hazırla. Kırılan vazo tamir edilemez ama gelecekte başka vazoların kırılması önlenebilir.

Kural 4: Mümkün olduğunca kimsenin senin adına karar vermesine izin verme ama başkalarının haklı olabileceğini de unutma. Bu hayat senin ve istediğin gibi yaşamaya hakkın var, fakat başkalarını dinle ve onların bakış acısını anlamaya çalış.

Kural 5: Ailen dışındaki insanlarla ilişkilerinde asla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma ve kendini hayallerle kandırma. Her zaman ama her zaman önce SEN gelmelisin. Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzmeyi tercih etme. Sen kaldırabiliyorsan, onlarda kaldırabilir. Karşındaki insan senin mutluluğunu düşünmüyorsa ve senin üzülmene yol açıyorsa, o zaman o insan sana değer vermiyor demektir. Bu kişileri değiştireceğini yâda sana zamanla önem vereceğini düşünme. Sana karşılıksız sevgi veren ve senin için her şeyi göze alabilecek tek insanlar AİLEndir.

Kural 6: Asla kaybetmekten korkarak, sırf inanmak istediğin için karsındaki insanın sevgi sözcüklerine inanma. Sevgi insanın kalbindedir, gözlerindedir, davranışlarındadır, ses tonundadır, sana verdiği önemde ve değerdedir, senin için yaptığı fedakârlıklardadır. İnsanlar çok kısa zamanda sevgi sözcüklerini umarsızca dağıtmaya başlarlar. Bunları dinle ama gerçek sevgiyi >karşındakinin davranışlarına bakarak bul. İnanmak istediğin için değil gerçek olduğu için karşındaki insanın sözlerine inan...

Kural 7: Her zaman ama her zaman, mutlaka kalbini dinle. Hayatta senin için neyin doğru olduğunu bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısıyla içindeki sesle konuşmayı öğren. Her gün kendinle kalmak için zaman ayır ve kalbini dinle. Başka şekilde hissetmek için ikna etmeye değil, gerçekten ne hissettiğini bulabilmek için dinlemeye çalış. Bazen içindeki ses sana çok zor geleni yapmanı söyleyebilir yâda duymak istemediklerini söyleyebilir Korkma... Ve içindeki sesi dinlemeye devam et...

Kural 8: Her zaman ama her zaman, mutlaka kendine iyi davran. Kendini sev, şefkatle yaklaş. Yanlış yaptığında acımasızca kendini eleştirip üzme... Aksine basını oksa, kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini söyle. Üzgün olduğunda, kırıldığında, acı çektiğinde, mutsuz hissettiğinde kendine özen göster, tıpkı hasta bakar gibi kendine bakim uygula. Yapmaktan hoşlandığın aktivitelerle meşgul ol ve bu durumdan çıkarak kimsenin seni incitmesine, üzmesine izin vermeyeceğini göster.

Kural 9: Hayatta her şeyin bir bedeli olduğunu asla unutma ve bedel ödemekten istemediğin için kendini boşlukta bırakma. Örneğin bir insanı incitmişsen, ödeyeceğin bedel o insanin güvenini yitirmektir. Eğer seni sevmeyen biriyle birlikteysen, yalnız kalmaktan korkup ilişkide kalma, çünkü kalmanın bedeli sevgisiz bir hapiste yaşamaktır. Eğer farklı olmaktan korkuyorsan ve başka insanları taklit edip onlar gibi olmaya çalışıyorsan, ödeyeceğin bedel kendine olan saygını yitirmek olacaktır. Diğer taraftan bazen kendin gibi olmanın bedelinin de yalnız kalmak olduğunu unutma. O halde yasamda her zaman bir bedel ödeyeceğini hatırla. Bir adım atmadan önce mutlaka ödeyeceğin bedeli bil ve kazanacaklarına değip değmediğine bakarak kararlarını ver.

Kural 10: İnsanlara karsı nazik ve sevecen ol, ne olursa olsun asla bir başka insani kırmak için konuşma, bilinçli olarak üzmeye çalışma ve kendi acını hafifletmek için bir başkasını yaralama.

Kural 11: Hayatta en büyük dostun sen olabileceğin gibi hayattaki en büyük düşmanın gene sen olabilirsin. Seçimini yap ve kendin için dostu mu yoksa düşmanı mı olacağına karar ver. Yasamdaki tüm acıları atlatabilirsin, her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin, istersen kotu alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin. İstersen kendine yeni bir hayat kurabilirsin. Eğer kendinin dostu olabilirsen.

Kural 12: Asla tecrübe kazanmaktan kaçma Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalk ve yola devam et. Hayati öğrenmek için o tecrübelere ihtiyacın var. Kalbin ask acısı ile yaralanmış ise, sonsuza kadar kendini aska kapatma. Ruhun insanların acımasızlığı ile incinmiş ise, hayata kusup kendini karanlık bir dünyada yasamaya zorlama. Bedenin çok büyük acılar çekmişse, kendini uyuşturup bırakma. Unutma bilge insan hayati yaşayandır. Cesur insan korkusuzca devam edebilendir. Kahraman insan tüm acılarına rağmen yenilmeyendir

Şimdi sen SU olduğunu düşün.
Su kadar özel, su kadar faydalı ve su gibi hayat
kaynağı olduğunu düşün.
İnanıyorum ki gerçekten de öylesin !
Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ,
ister nehirler dolusu ak;

Dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın!
Yani seni dinlemeyenlere, sesini
duyuramazsın.
Unutma ,
daha çok bağırdığında daha çok
dinlenmezsin.
Gürültünün parçası olursun sadece...


Suyun yanında olanlar , suyu en az içenlerdir.
Çünkü; ? su nasılsa burada , lüzum yok ki içmeye? diye
düşünürler..
Aynen, sesini sürekli duyanların , seni dinlemedikleri
gibi !..
Su gibi yaşatıcı ol;
Sel gibi yıkıcı , sürükleyici ve öldürücü değil!
Sen bir su ol... Ama rahmet ol; Afet değil !

Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin;
Küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara
bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene...
Ve yasayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe !
Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen;
korkulan ve kaçılan olursun,
seller ve afetler gibi...


Tercih elindeydi hep ve hep de ?senin? ellerinde
olacak !
Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan
konuştuğun için,
Sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi
olduğunu
zannettireceksin çevrendeki insanlara !


Yapman gereken şey ;
Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini ,
Düşüneceksin kimin dinleyip kimin dinlemediğini,
Düşüneceksin kimin anlayıp anlamadığını,
Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını
anlatabildiğini,
Hatta anlayanların anladıklarında senin
anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin ..
Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek,
En az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın !


Ağzını açıp şelâleden dökülen suyu içmeye çalışan bir
tavsan gördün mü hiç?
Kaplanlar bile, içebilmek için suyun durulmasını
bekler.


Beyni olan her yaratık gibi !
Şimdi sen, SU olduğunu düşün.
Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar tükenmez.
Su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.


Ve son olarak;
Su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini;
Girebilmeyi öğren insanların damarlarına!......
HAYAT VER
VAZGEÇILMEZ OL !...

Önce kendi kanatlarına güven!
Büyük başarı kalpten gelir, beyinde büyür, ellerden hayata akar.


Dışımızdaki limitler, içimizdekiler kadar büyür ya da küçülürler.

Kafesten çıkınca değil, kafesi içimizden çıkarınca özgürleşiriz.

Kendi yolundan, kendi kanatlarıyla, kendi hayaline gidenlere,

Kendi gücüyle başarmayı anlatan yeni bir 'başarı müfredatı':

Baş + arı: 'Baş' olmak için 'arı' gibi çalışmak gerekir!

Başarı sonuç alır susar, başarısızlık açıklama ister.

Başarı (b)ilgi ister. 'Bilgi'nin de beşte dördü 'ilgi'dir!

Sadece iyide değil, kötü yolda da rekabet vardır!

Her başarının bir son kullanma tarihi bulunur!

İnsanlar üçe ayrılır: Gerçekten başarılılar, başarılıyım diye geçinenler ve başarılı insanlar üzerinden geçinenler!

sudan.jpg

Ağzımızı açtığımızda gönlümüzü de açıyorsak; o zaman 'söylemiş' oluruz
Ağzımızı açtığımızda gönlümüzü de açmamışsak; o zaman sadece 'seslenmiş' oluruz
Ağzımızı da gönlümüzü de sımsıkı kapamışsak; o zaman 'bir çöl kadar ıssızlaşmış' oluruz
Ağzımızı kapatıp sadece gönlümüzü açmışsak; o zaman 'sözün gerçeğine ulaşmış' oluruz

Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi

İki şey 'Kalitesiz İnsan' ın özelliğidir :
1- Şikayetçilik
2- Dedikodu
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer :
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller :
1 - Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar :
1- İradeye Hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak
İki şey 'Ekstra Değer' katar :
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır :
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar :
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar :
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır :
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır :
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır :
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve herşeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller :
1- Aşırılık (mübağala, abartı, ifrat, tefrit)
2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir :
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)

ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR




EĞER BİR ÇOCUK
SÜREKLİ ELEŞTİRİLMİŞSE, KINAMA VE AYIPLAMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
KİN ORTAMINDA BÜYÜMÜŞSE, KAVGA ETMEYİ ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
ALAY EDİLİP AŞAĞILANMIŞSA, SIKILIP, UTANMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
UTANÇ DUYGUSUYLA EĞİTİLMİŞSE, KENDİNİ SUÇLAMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
HOŞGÖRÜYLE YETİŞTİRİLMİŞSE, SABIRLI OLMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
DESTEKLENİP YÜREKLENDİRİLMİŞSE, KENDİNE GÜVEN DUYMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
ÖVÜLMÜŞ VE BEĞENİLMİŞSE, TAKDİR ETMEYİ ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
HAKKINA SAYGI GÖSTERİLEREK BÜYÜTÜLMÜŞSE, ADİL OLMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
GÜVEN ORTAMI İÇİNDE YETİŞMİŞSE, İNANÇLI OLMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
KABUL VE ONAY GÖRMÜŞSE, KENDİNİ SEVMEYİ ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
AİLE İÇİNDE DOSTLUK VE ARKADAŞLIK GÖRMÜŞSE,
BU DÜNYADA MUTLU OLMAYI ÖĞRENİR.


Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez....
Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."


TRAFİK CEZASI
Jack yavaşlamadan önce Takometreye baktı:
Hız limitinin 50 mil olduğu yerde 73 mil ile gidiyordu
ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından
durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi?

Jack arabasını sağa çekti,"İnşallah şu anda yanımızdan
daha hızlı bir araba geçer." diye düşünüyordu.
Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi.
Bob? Bu Polis Kiliseden Bob değil mi?
Jack iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu durum
bir cezadan daha kötüydü. Kiliseden tanıdığı bir Polis,
arkadaş olduğuna bakmaksızın birini durduruyordu.
Hem de hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için.

- "Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden böyle görmemiz
çok ilginç".

- "Merhaba Jack" Bob gülümsemiyordu.

- "Beni, karımı ve çocuklarımı görmek için eve giderken
yakaladın".

- ''Evet öyle" Bob umursamaz görünüyordu.

- "Son günler eve hep çok geç geldim.
Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi.
Ayrıca Diana bana bu akşam; patates ve biftek
yiyeceğimizi söyledi.
Ne demek istediğimi anlıyor musun?"

- "Evet ne demek istediğini anlıyorum. Ayrıca trafik
kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum." diye cevapladı Bob.

- "Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi.
Taktik değiştirmek gerekli" diye düşündü Jack.
"Beni kaç ile giderken yakaladın?"

- "Yetmiş. Lütfen arabana girer misin?" dedi Bob.

- "Ah Bob, bekle bir dakika lütfen. Seni gördüğüm anda
takometreye baktım. Sadece 65 mil ile gidiyordum."

- "Lütfen Jack, arabana gir" diye üsteledi Bob.

Jack canı sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı
çarparak kapattı. Bob not defterine bir şeyler yazıyordu.

- "Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı
istemiyor ki" diye düşündü Jack. Ne olursa olsun,
bundan sonra kilisede bu adamın yanına oturmaktansa,
birkaç pazar kiliseye gitmeyecekti Jack.

Bob kapıyı tıklatıyordu. Jack arabasının penceresini
5 cm kadar açtı. Bob Jack'a bir kağıt verdi ve gitti.

- "Ceza değil bu" diye kendi kendine söylendi Jack.
Bir anda sevinmişti. Kağıtta şunlar yazıyordu:

"Sevgili Jack, benim bir kızım vardı.
Altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından
öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı.
3 yıl hapishane cezasıydı bu. Bu adam hapishaneden
çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar
koklayabildi. Ama ben... Ben kızımı tekrar koklayabilip,
öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor.
Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kere de başardığımı
zannettim. Belki başarmışımdır, ama hâlâ kızımı düşünüyorum.
Lütfen benim için dua et ve dikkat et Jack, bir tek oğlum kaldı..."

Jack, 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı.
Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti.
Evine varınca, çocuklarına ve karısına sıkıca sarıldı.
Bob'u şimdi daha iyi anlayabiliyordu

RİSK
Gülmek 'SAFTIR' denme riskini göze almaktır.
Ağlamak ise 'DUYGUSAL' görünme riskini...
Birine yakınlaşmak 'KENDİNİ KAPTIRMA' riskini göze almaktır.
Sevdiğini söylemek ise 'SEVİLENİ YİTİRME' riskini...
Duygularını açmak 'KENDİNİ ORTAYA KOYMA' riskini göze almaktır.
Düşüncelerini söylemek ise 'DOKUZ KÖYDEN KOVULMA' riskini...
Umutlanmak 'HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA' riskini göze almaktır.
Sevmek ise 'KARŞILIK GÖRMEME' riskini...
Ama riskler alınmalıdır, çünkü hayatımızın en büyük riski, hiç risk almamaktır.
Çünkü, yaşamak 'ÖLME' riskini göze almaktır.
*Bakmayın içinize, içinizin fesatlığına; üzgün üzgün anlattıklarına kapayın kulaklarınızı.
*Nefrete sevgiden daha çok güvenirim.Çünkü nefretin sahtesi olmaz.
*İnsanlar hep yarınların bugünlerden daha güzel olacaklarını düşünürler.Ama bugünler de dünlerin yarınları değil midir?
*Seviliyorsan sevmeyi, sevilmiyorsan da unutmayı bilmelisin.
E.G.

ÖĞÜT

Sevinçlerini sakın erteleme
Eşini çok iyi seç.Çünkü bu senin mutluluğunun veya mutsuzluğunun yüzde 90 ını oluşturabilir
Hergün 30dk yürüyüş yap.
Her yemekten sonra şükret.
Bir arkadaşına sırrını açmadan iki kere düşün.
Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.
Çocukların adalet sözcüğünü duyduklarında seni hatırlasınlar. Öyle yaşa.
Gözünün önünde hep güzel şeyleri bulundur.
Kendini ve başkasını bağışlamasını bil.
İlkyardım öğren.
Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.
Hergün 8 bardak suyunu içmeyi unutma.
Seni seven insanları koru.
Zor da olsa ailenle tatil yapmak için herşeyi dene. Çünkü bu tatildeki anılar , hayatının en değerli anıları arasında olacak.
Seyehate çıkarsan cüzdanında sana ait sağlık bilgilerini, ev adresini ve telefon numaranı kaydetmeyi unutma.
Başarıyı, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.
İyi bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma. Birincisi, doğru insanı bulmak; ikincisi doğru insan olmak
Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.
Sevimsiz olmayacak şekilde, ayrı fikirde olmayı öğren.
Cesaretli ol. Hayatına geri baktığın zaman yaptıkların için değil, yapamadıkların için üzüleceksin.
Çok mükemmel bulduğun fikri, başkasının engellemesine izin verme
Keyifsizliklerini açığa vurma.
Nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek için 24 saat kimseyi ve hiçbir şeyi eleştirme.
İyilik dolu sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme
Çocukların hakkında iyi şeyler söylerken bırak onlarda seni duysun.
Güç, sahip olduğun mallarla ilgili değildir, unutma.
Biriyle tanıştığın zaman elini uzat ve adını söyle ama bil ki, bunu aklında tutmayacaktır.
Kalem ve not defterini hep yanında taşı.
Zaman ve sözcükleri boş yere harcama, ikisi de çok değerli.
Senden çok ya da az parası olanlarla paran hakkında konuşma.
Bir şeyi elde etmek için çok emek harcadıysan, tadını çıkarmak içinde zaman ayır.
Birisinin kahramanı ol.
Neyi ve kimi desteklediğini insanlara söyle.
Sadece aşk için evlen.
Teşekkür ederim ve lütfen i çok kullan.
Her bahar mutlaka bir fidan dik.
Otomobilin ucuz bir model olsa da, alabileceğin en iyi evde otur.
Önemli ve büyük kitapları okumasan bile satın al.
İnsanların isimlerini hatırla.
Adam gibi üç tane fıkra öğren.
Ayakkabıların hep boyalı ve dişlerin hep beyaz olsun.
Bir kavgaya girersen ilk sen vur ve hızlı vur.
Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sende insanlara öyle davran.
Chopin, Mozart ve Beethoven ın müzikleri arasındaki farkı ayırt edebil.
Bir mesleğin hilelerini öğrenmek yerine o mesleği iyi öğren.
Diş macunu tüpünün kapağını tak.
Çok fazla güneşte kalma.
Başkalarını suçlamak yerine, sorumluluk al.
Perhiz yaptığını kimseye söyleme.
Cesur ol...Cesur olmasan da öyle davran. Aradaki farkı kimse bilmez.
Uyuşturucu kullanma kullananlarla dostluk etme.
İş ve aile ilişkilerinde en önemli etkenin güven olduğunu unutma.
Kimsenin seni sarhoş görmesine meydan verme.
Kaybedeceğin miktardan fazlasıyla borsada oynama.
Sadece gözden çıkardığın kitapları ödünç ver.
Kredi kartını, kredi almak için değil, ödeme kolaylığı için kullan
İş yemeklerinde bir bardaktan fazla alkollü içki içme. Başka içki içen yoksa sende içme.
Bir işe başlarken, sermayenin yetersizliğinden dolayı üzülme...Yaratıcı düşüncenin en büyük desteği yetersiz sermayedir.
Çocuklarla oyun oynarken onların kazanmasına izin ver.
Seni eleştirenlere cevap yetiştirmek için vakit harcama.
Olumsuz insanlardan uzak dur.
Çocuklarına iyi miras bırakmak için haksızlık etme.
İmzalayacağın kağıttaki yazıları iyi oku... İri yazılar verileni, küçük yazılar senden alınanı içerir.
Eskiyebilirsin...Bu doğaldır...Ama sakın köhneleşme ve paslanma.
Sana maaş vereni eleştirme... İşinden memnun değilsen istifa et.
Çocuklarına en iyiyi vermediğin için üzülme... senin verebileceğin en iyiyi ver onlara.
Ödünç aldığın otomobili, benzin deposu dolu iade et.
Asansörde iş konuşma... Seni kimlerin duyacağını bilemezsin.
Bir iş bitmeden parasını ödeme... Peşin ödeme yaparsan mutlaka indirim iste.
Eğer hayatında hiç başarısızlık yoksa, hiç risk almıyorsun demektir.
İyi arkadaş senin kendine vereceğin en değerli hediyedir.
Arkadaşının alnındaki sineği öldürmek için tabanca kullanma.
Başarı istediğini elde etmektir... Mutluluk ise, elde ettiğini sevmektir.
İyi bir ilk izlenim bırakmak için, kimsenin ikinci şansı yoktur.
Öğretmek, yeniden öğrenmektir.
Rüzgarın yönünü değiştiremezsen, yelkenini rüzgarın yönüne çevir.
Allah cevizi verir... Ama kabuğunu kırmayı sana bırakır.
Hayat oyununda, seyirci koltuklarında oturmayı heves etme... Sahneye çıkmaya çalış.
Bütün zorlukların ortasında fırsatlar yatar.
Mutluluk arayan kadın, boynundaki elmaslardan çok, masanın üstündeki güllere bakar.
Sadece gerçekleri söylersen, hafızanın zayıflığından şikayet etmene gerek kalmaz.
Unut ve affet...Ekşi üzümden iyi şarap olmaz.
Bazı hedefler başarısız olmaya da değer.
Cesaret, Korkuya karşı direnmek ve korkuya hakim olmaktır. Cesaret korkunun yokluğu değildir.
Bir insanın hayatı tüm olarak değerlendirilirken, attığı ve yediği gollere değil, oyunu nasıl oynadığına bakılır.
Babalar tabiatın çocuklar için açtığı bankalardır.
Kaplumbağa başını çıkarıp, önünü görmeden ilerlemez...kaplumbağayı küçümseme

Dünyanın 7 harikası
Bir grup öğrenciye dünyanın su an bulunan 7 harikasını sıralamaları söylendi. En çok oylananlar seçildi sonuclar bilindiği gibiydi.
1. Mısır´daki Büyük Piramit
2. Taj Mahal
3. Büyük Kanyon
4. Panama Kanalı
5. Empire State Binası
6. St. Peter´s Basilica
7. Çin Seddi
Öğretmen oylamaları alırken öğrencilerden birinin kağıdını henüz bitirmemiş olduğunu fark etti ve öğrenciye bir sorun olup olmadığını sordu.
Öğrenci; Ben hepsini kafamda tasarlayamadım çünkü çok fazla harika var diye cevapladı.
Öğretmen; iyi o zaman bize aklındakileri söyle belki yardım edebiliriz Dedi. "Öğrenci Utandı, sonra okumaya başladı:
"Bence Dünyanın 7 Harikası .....

1. Görebilmek...

2. Duyabilmek...

3. Dokunabilmek...

4. Tadabilmek...

5. Hissedebilmek...

6. Gülebilmek...

7. Sevebilmek."
Sınıf yere iğne düşse sesini duyabilecek kadar sessizdi. Bizim gözlerimizle gördüklerimiz, basit sıradan şeyler ve onları biz harika yapıyoruz.
Nazik bir hatırlatma:
Hayattaki en kıymetli şeyler elle yapılamaz veya insan tarafından yaratılamaz.
Gerçekler bizim görebildiğimiz kadar basit değildir !!!

SÜRPRİZ = HAYAT

Sürpriz... Sürpriz aniden çıkıp gelmektir, bir bilinmezden; yada çekip gitmektir bir gece vakti, hiç bir şey söylemeden ve hiç bir rota belirlemeden.
Sürpriz karanlık gecenin, karanlık bos odasının kırk mumluk ampule yenik düşmesidir. Yılların karanlığının, aydınlığa teslim olmasıdır.
Sürpriz havai fişekleri seyrederken, bir tek yıldıza bile hasret kalmaktır.
Sürpriz, "seni seviyorum" demektir. Güneş batarken, bakışların kalbi ısıtmasıdır. Sonbahar yapraklarının, sevgi damlacıklarıyla ıslanmasıdır.
Sürpriz ağlayabilmektir; yada tebessüm edebilmek. Sürpriz ruhunu özgür bırakmaktır.
Sürpriz hiç bir şeye hazırlıklı olamamaktır... Yada her şeye hazır olma halidir.
Sürpriz kayıtsız şartsız var olana ve büyük olca itaat etmektir.
Sürpriz yeni doğmuş bebeğin kokusudur, tenidir. Sürpriz o bebeğin kız olusudur.
Sürpriz, bebeğin annesini sevmesidir, onu aramasıdır.
Sürpriz yaslanmaktır. Zamanın yüzdeki çizgileri derinleştirmesidir.Sallanan koltukta, pencere önünde ebediyeti beklemektir.
Sürpriz zamana meydan okuyamamaktır
Sürpriz, mezara bir adim daha yanaşmaktır. Her nefeste bir adim daha atmaktır.
Sürpriz yalnız kalmaktır. Sürpriz çoğalmaktır. Sürpriz beklemektir,
Sürpriz bekletmektir. Sürpriz çiçek toplamaktır. Sürpriz ağaç dikmektir.
Sürpriz güne merhaba demektir. Sürpriz günesin batisini seyretmektir.
Sürpriz yıldızları saymaktır. Sürpriz her kayan yıldızda ayni dileği tutmaktır.
Sürpriz... Sürpriz hayatin diğer adidir!...

MARANGOZ

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşvereni olan müteahhide, çalıştığı konut yapım işinden ayrılmak ve eşi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yaşam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı, ne var ki.

Müteahhit iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti.

Marangoz kabul etti ve işe girişti, ne var ki gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!.. İşini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. "Bu ev senin" dedi, "sana benden hediye".

Marangoz şoke oldu. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar mıydı!

Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zaman da, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, şoke oluruz; kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.

Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. "Hayat bir 'kendin yap' tasarımıdır" demiştir biri. Bugün yaptığınız davranış ve seçimler, yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun.

Unutmayın...
Paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın. Hiç incinmemişsiniz gibi sevin. Kimse izlemiyormuş gibi dans edin.

İYİ OLMA SANATI
Eğer hasta olmak istemiyorsan, DUYGULARINI ANLAT!.

Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular gastrid, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar. Zamanla duyguların bastırılması kansere dönüşür. Öyleyse sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız.. Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel bir terapidir!

Eğer hasta olmak istemiyorsan, KARAR VERMELİSİN!.

kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. kararsızlık endişeleri, sorunları ve catışmaları çoğaltır. İnsanlık tarihi kararlardan oluşur. Karar vermek, diğerlerinin kazanması icin vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir. kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanlarıdır.

Eğer hasta olmak istemiyorsan, OLDUĞUNDAN FARKLI YAŞAMA!.

Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir. Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü birşey yoktur. Kaderleri ilâç, hastane ve acıdır.

Eğer hasta olmak istemiyorsan, KABULLEN!.

Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır. Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar. Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.

Eğer hasta olmak istemiyorsan, ÇÖZÜMLER BUL!.

Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler. Karanlığı kovmak icin kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat varolan en tatlı şeylerden birini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.

Eğer hasta olmak istemiyorsan, GÜVEN!.

Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz , açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.

Eğer hasta olmak istemiyorsan, HAYATI ÜZGÜN YAŞAMA!.

Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir. Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştir. İyi mizah bizi doktorun elinden korur. Mutluluk, sağlık ve terapidir.

Dr. Dráuzio Varella.

erken.jpg

BEŞ TOP

Çırak ustasına yaşamda neyin önemli olduğunu sordu. Kafası karışmştı, çünkü yaşamında özen göstermesi gereken bir çok konu vardı.

Usta bir benzetmeyle yanıtladı:

-Hayatın, havaya attığımız beş topla oynanan bir oyun gibidir.

Bu toplar:

*işimiz

*ailemiz

*sağlığımız

*dostluklarımız

*benliğimizdir.

Bu beş top içinde bir tek işimiz lastik bir toptur. Düşürürsek zıplatabiliriz. Ancak diğer dört top, camdan yapılmıştır. Düşerse kırılır, yerine konulamazlar. Bunu fark etmeli ve hayatımızı bu dengeye göre kurmalıyız. Oysa hepimiz, o ilk lastik topu tutabilmek için diğerlerini kırıp dökmüyor muyuz ?

MUTLULUĞUN REÇETESİ

Aklını kullan...
İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma...
Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çeken sen olursun...
Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma...
Güvenmediğin biriyle asla flört etme...
Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğin, aldatan kişinin bir daha yapmayacağını düşünme...
İnsanlara doğru değer ver hak etmeyenleri sil...
Kimseye yalvarma...
Asla dönüp de arkana bakma...
Sır tutmasını bil...
Dostlarının sevgilinden daha önemli olduğunu unutma.Onları asla sevgilin için satma...
Hak ettiğin sevgiyi alamadığında kendini üzme, sorun sen değilsin...
Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme ama aklının bir köşesinde de tut...
Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz,iki damla gözyaşı için asla yumuşama...
Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et...
Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme...
Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme...
Kendini öven insanlardan kaç...
Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbirşey yapma...
Göz göre göre su birikintilerine tas atma,mutlaka üstüne sıçrar...
Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma...
Sen istemediğin sürece kimsenin seni üzemeyeceğini aklından çıkarma...
Gözyaşlarının değerini bil.Onları haketmeyenler için harcama...
Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma...
Kendini sev...
Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma...
Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma...
İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama,ama kazandığın insanların değerini bil...
Aşkta bile mantığına küsme.Kalbin doğru yolu bulacak içgüdüye sahip değil...
Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme...
Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme...
İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma..

Paranı ver, gönlünü ver, canını ver
Ama SIRRINI VERME! ...
Günlerini say, kazancını say, büyüklerini say
Ama YERİNDE SAYMA! ...
İşini beğen, aşını beğen, eşini beğen
Ama KENDİNİ BEĞENME! ...
Emek ver, kulak ver, bilgi ver
Ama SAKIN BOŞ VERME! ...
Fidan büyüt, çocuk eğit, yoksul besle
Ama KİN BESLEME! ...
Davet et, hayret et, ülfet et, affet
Ama İHANET ETME! ...
Kitap oku, meslek oku, dünyayı oku
Ama LANET OKUMA! ...
Sınıfını geç, hayatını seç, rakibini geç
Ama GÜLÜP GEÇME! ...
Gönül al, dost al, yoldaş al
Ama BEDDUA ALMA! ...
Yaklaş, tanış, konuş, uzaklaş
Ama UŞAKLAŞMA! ...
Doğrul, sayrıl, evril, devril
Ama EĞRİLME! ...
Hislen, tasalan, seslen, uslan
Ama PASLANMA! ...
İtil, ütül, atıl, katıl
Ama SATILMA! ...

MEVLANA

0" dan başlarsın yaşama, 1 bakmışsın girivermiş hayatına, 2 de bir özlersin, 3 günlük ayrılık ölüm gibi gelir, 4 gözle beklersin, 5 vakit namazdan daha bağlısındır, 6 üstü insandır halbuki, 7 kat göklerde hissettirir kendini, 8 köşesindir mutluluktan, 9 doğurursun beklemekten, sonunda 10'u çok seversin...

Geri sayım sen doğduğunda başladı ! Eğer (9) canlı bile olsaydın en fazla (8) kez kaçabilirdin Ölümden ! Bil ki (7) Düvele sultan dahi olsan yerin (6) Mekan olacak sana. En fazla (5)Metre kumaş götürebileceksin ! Kapatacaksın (4) açsanda gözlerini ! Bu (3) günlük fani dünyada Azraile (2) kat olup yalvarsanda nafile,EceL geldiğinde (1) gün öleceksin ! İşte, o an herşey (0) dan başlayacak.

Yüksek Motivasyon İçin Altın Kurallar
1- Önce hedeflerinizi belirleyin. (kişisel hedefler, eğitim, kariyer, aile)
2- Hedeflerinizi yazın.
3- Hedeflerinizi hayal edin.
4- Kendinize başarılı bir model insan seçin.
5- Başarı hikayeleri ve sözleri okuyun.
6- Motive edici filmler izleyin.
7- Pozitif müzikler dinleyin.
8- Büyük düşünün.
9- Motivasyonu yüksek insanlarla arkadaşlıklar kurun.
10- Etkili uygulanabilir planlar yapın.
11- Sizinle aynı hedefi paylaşan insanlarla arkadaş olun.
12- Her iş için zamanlama yapın. Ne zaman başlayacak ve ne zaman bitireceksiniz tespit edin.
13- Kendinize değer verin.
14- Kendinizi takdir edin.
15- Başkalarını motive etmeyi öğrenin
16- Esnek olun.
17- Uykunuza dikkat edin.
18- Hayatta neler sizin için önemli? Değerlerinizi yazın ve sıralayın.
19- Duyusal keskinliğe sahip olun. Hedefinize doğru ilerliyor musunuz yoksa ondan uzaklaşıyor musunuz fark edin.
20- Kaliteli ara vermeyi öğrenin.
21- Nefes almayı öğrenin.
22- Her güne güzel bir gün olacak düşüncesiyle başlayın.
23- Büyük hedefler belirleyin.
24- Kişisel gelişime önem verin.
25- Sağlıklı beslenin.
26- Bol su için.
27- Kendinizi ödüllendirin.
28- Yürüyüş yapın.
29- Kendinize güvenin.
30- Abartmayın.
31- Enerjinizi dengeli kulanın.
32- Sahip olduğunuz güzellikleri fark edin ve şükredin.
33- Dua edin.
34- Önemli bilgileri not alın.
35- Kendinize ve başkalarına pozitif telkinlerde bulunun.
36- Asla vazgeçmeyin.
37- En kritik zamanlarda en az iki seçeneğiniz olduğunu bilin.
38- Kendinize ve başkalarına hayır demesini öğrenin.
39- Beyin fırtınası yapın.
40- Çözüm odaklı olun.
41- Hep Nasıl yapabilirim diye düşünün.
42- Geçmişteki olumsuz olayları ardınıza atın.
43- Umudunuzu koruyun.
44- Geçmişteki olumlu anlarınızı tekrar hatırlayın.
45- Kendinizi sadece kendinizle kıyaslayın.
46- Kaybettiklerinize değil hep elinizdekilere bakın.
47- Saat değil, dakika odaklı olun.
48- Gülümseyin.
49- Deneyimlerden faydalının.
50- Kendinize ve başkalarına karşı dürüst olun.

EVLİLİK 1.HAFTA-7.SENE

EVLİĞİN İLK HAFTASINDA:
Damat: Ah! Nihayet rüya gerçek oluyor!!
Gelin: Senden ayrılmamı ister misin?
Damat: Hayır! Bu lafı bir daha asla söyleme!
Gelin: Sen.. Bana aşık mısın?
Damat: Taaaabiki.
Gelin: Beni terk etmeyi düşünür müsün?
Damat: Tabi ki hayır.
Gelin: Peki bana bir öpücük verir misin?
Damat: Evet hem yüzüne hem gözüne.
Gelin: Peki bana bir gün vuracak mısın?
Damat: Asla! Ben o tür erkeklerden değilim.
Gelin: Sana güvenebilir miyim?
Damat: Evet.
Gelin: AŞKIM.

EVLİLİĞİN YEDİNCİ SENESİNDE:

( lütfen YUKARIDAKİ konuşmayı aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz bu kez !!!!)

mutluluk.gif

hayatta.jpg

ZAMAN

Farz edin ki, her sabah hesabınıza 86.400 Amerikan doları kredi veren bir bankanız var, ama bir günden diğerine hiç bakiye devretmiyor.
Tutarı ne olursa olsun, kullanmadığınız bakiye miktarı her akşam iptal ediliyor.
Böyle bir durumda ne yapardınız?
Tabii ki son kuruşuna kadar çekerdiniz!!!
Aslında hepimizin böyle bir bankası var. ADI ZAMAN.
Her sabah, hesabınıza 86.400 saniye kredi veriliyor.
Her akşam ise iyi şeylere yatırım yapamadığınız kısmını silip, hesabınıza zarar kaydediyor.
Hiç devretmiyor. Kredi miktarından bir kuruş fazla kullandırmıyor. Her gün size yeni bir hesap açıyor.
Her akşam günün bakiyesini yakıyor.
Eğer günlük depozitolarınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir. Geriye dönüş yok. Yarından avans çekmek yok. Bugünü, bugünkü depozitonuzla yaşamalısınız.
Ona yatırım yapın ki, size sağlık, mutluluk ve başarı olarak geri donsün.
Zaman akıp gidiyor, gününüzü gün etmeye bakın!
BIR SENE'nin değerini anlayabilmek için sınıfta kalan bir öğrenciye sorun.
BIR AY'ın değerini anlayabilmek için, premature (erken doğum) bir bebeği dünyaya getiren anneye sorun.
BIR HAFTA'nın değerini anlayabilmek için, haftalık bir derginin editörüne sorun.
BIR DAKİKA'nın değerini anlayabilmek için treni henüz kaçırmış bir kişiye sorun.
BIR SANİYE'nın değerini anlayabilmek için bir kazayı kıl payı atlatmış bir kişiye sorun.
BIR MİLİSANİYE'nin değerini anlayabilmek için, olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan kişiye sorun.
Sahip olduğunuz anı değerlendirin. Daha fazla değer verin, çünkü onu çok özel biriyle, zamanını harcamaya değecek kadar özel biriyle paylaştınız.
Şunu unutmayın ki zaman hiç kimseyi beklemez.
Dün artık mazi oldu.
Yarın ise muamma.
Bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır!


ESAS AKIL

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar: Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
Doktor:
Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç sey veriyoruz.
Bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz.
Siz NE yapardınız?
Adam:
OOO ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük.
Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.
Ders: Sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır akıl .

ÖMER VE ÖZGÜR

2 arkadaş varmış bunlar çok samimilermiş araları çok iyiymiş birinin adı Özgür diğeri Ömer miş.Ömer zenginmiş Özgür fakir .Özgür Ömerin yanında çalışmaya başlamış .Ömerin çok sevdiği bir kız varmış ve bu kızla evlenmeyi düşünüyormuş. Ömer evlenmek üzeri olduğu bir zamanda Özgür Ömere demişki o kızı bende seviyorum onunla ben evlenmek istiyorum demiş Ömerde canından çok sevdiği arkadaşına tamam sen bu kızı seviyorsan ben aradan çekilirim demiş.

Zamanla fakir olan Özgür zenginleşmiş Ömer fakirleşmiş

Bir gün Ömer Özgürün yanına gitmiş iş istemiş Özgür iş vermemiş Ömer bu duruma çok üzülmüş Ömer dertli bir düşünce içinde yolda yürürken yaşlı bir adamla karşılaşmış, adam cebinden bir ilaç listesi çıkarmış ve Ömerden kendisine yardım etmesini istemiş Ömer cebindeki son parası ile bu adamın ilaçlarını almış

Ömerin ilaçlarını aldığı yaşlı adam aslında çok zenginmiş, bütün mirasını Ömere bırakmış ve Ömer tekrar zenginleşmiş Özgürün fabrikasının karşısına bir ev yaptırmış.

Bir gün yaşlı bir kadın ekmek parası istemiş Ömerden ,oda para vermek yerine gel benimle yaşa, bana annelik edersin benimde kimsem yok demiş.. Kadın kabul etmiş

Kadın Ömere evlenme yaşının geçmek üzere olduğunu söylemiş ve ona bir kız bulmuş Ömer kızı görmüş beğenmiş anlaşmışlar ve evlenmeye karar vermişler, düğün günü gelmiş

Ömer çok sevdiği arkadaşı Özgürü de çağırmış düğüne, Özgür de düğüne gelmiş..

Ömer mikrofonu eline almış başlamış anlatmaya çok sevdiğim bir kız vardı, canımdan çok sevdiğim arkadaşım o kızı sevdiğini söyledi ben aradan çekildim, ona iş verdim zamanla ben fakirleştim o zenginleşti Gittim ondan iş istedim ama o bana iş falan vermedi demiş Özgürü göstererek

Bu ara Özgür almış mikrofonu demişki; canımdan çok sevdiğim bir kardeşim vardı bir kızı seviyodu ama o kız iyi biri değildi ona layık değildi onunla ben evlendim ve benden iş istedi onun işçi olarak çalışmasına razı olmadım babamı karşısına dilenci olarak çıkardım ve bütün mirasımı onla paylaştım en önemliside annemi karşısına çıkardım ve en değerli varlığımı kız kardeşimi ona veriyorum demiş..

DURUN VE DÜŞÜNÜN !!

Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle, kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış.Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş.
Doktor çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da, elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp, gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, "Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm," demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: "Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?" Babası eve dönmüş ve intihar etmiş. ...

Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü anımsayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; Genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız.

Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Durun ve düşünün. Harekete geçmeden önce düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin

ağlama

YAŞAMAK fırsattır , yararlanmayı bil.
YAŞAMAK güzelliktir, kıymetini bil.
YAŞAMAK mutluluktur, tatmayı bil.
YAŞAMAK rüyadır, gerçekleştirmeyi bil.
YAŞAMAK meydan okumasıdır sana,karşı çıkmayı bil.
YAŞAMAK görevdir,tamamlamayı bil.
YAŞAMAK oyundur, oynamayı bil.
YAŞAMAK servettir, korumayı bil.
YAŞAMAK aşktır, sevgidir, keyfini çıkarmayı bil.
YAŞAMAK bilmecedir, çözmeyi bil.
YAŞAMAK hüzündür, aşmayı bil.
YAŞAMAK verilmiş bir sözdür, tutmayı bil.
YAŞAMAK şarkidir, söylemeyi bil.
YAŞAMAK mücadeledir, kabullenmeyi bil.
YAŞAMAK trajedidir, göğüslemeyi bil.
YAŞAMAK şanstır, kullanmayı bil.
YAŞAMAK çok kıymetlidir, mahvetmemeyi bil.
YAŞAMAK yaşamaktır,uğruna savaşmayı bil.

YAŞAMAK
İnsanlara beklediklerinden daha çok sey ver ve bunu zevk alarak yap.
- En sevdigin siiri ezberle.
- Dinledigin herseye inanma, sahip oldugun herseyi harcama ve istedigin kadar uyuma.
- "Seni seviyorum" dediginde, cidden söyle.
- Tutkuyla ve derinden sev. Sonradan yara alabilirsin belki,ama hayati komple yasamanin tek yolu budur.
- Anlasmazlik durumlarinda, dürüst ol.
- Kimseyi kirma, hakaret etme.
- İnsanlari akrabalarina göre yargilama.
- Yavas konus, ama hizli düsün.
- Biri sana, yanit vermek istemedigin bir soru yöneltirse,gülümse ve en büyük askin ve en büyük basarılarin daha büyük riskleri oldugunu hatirla.
- Anneni ara.
- Biri hapsirdiginda, "çok yasa" de.
- Kaybettiginde, ders al.
- Hata yaptigini farkettiginde, onu hemen düzelt.
- Telefona cevap verirken gülümse. Seni arayan kisi bunun sesinden anlayacaktir.
- Konusmaktan, sohpetten hoslanan bir kadin/erkekle evlen.Yaslandiginizda, konusma yeteneginiz herseyden daha önemli olacak.
- Biraz yalniz kal.
- Degisikliklere kucak aç, ama degerlerini yitirme.
- Suskunlugun, bazan, en iyi yanit oldugunu unutma.
- Daha çok kitap oku, daha az televizyon seyret.
- İyi ve saygin bir hayat sür. İlerde, yaslandiginda ve geçmisi hatirladiginda, birkez daha nasil zevk aldigini göreceksin.
- Allah'a güven ama arabani kilitle.
- Evde sevgi dolu bir atmosfer önemlidir. Huzurlu ve uyumlu bir ortam yaratmak için elinden geleni yap.
- Sevdiklerinle anlasmazliga düstügünde, o anki duruma önem ver.
- Geçmiste çok yasama.
- Bildiklerini paylas. Ölümsüzlügü elde etmenin bir yoludur.
- Gezegenimize karsi nazik ol.
- Dua et. Duada, ölçülemeyecek bir güç saklidir.
- Sana sevgi gösterisinde bulunan birini engelleme.
- Baskalarinin isine burnunu sokma.
- Onu öperken gözlerini kapatmayan bir kadin/erkege güvenme.
- Yilda birkez hiç gitmedigin bir yere git.
- Çok para kazaniyorsan eger, hayattayken, baskalarina yardim et. Bu, sansin sana verebilecegin en büyük tatmindir.
- Unutma, istediklerini elde edememek, bazen büyük bir sanstir.
- Bütün kurallari ögren, sonra bazilarina uyma.
- İki insan arasindaki askin birbirine duyduklari gereksinimden daha büyük oldugu iliskinin en iyi iliski oldugunu unutma.
- Basarini, onu elde etmek için vazgeçmek zorunda kaldigin seylere baglantili olarak degerlendir. Bu mesaji saklama. -Yeterli zamanım yok deme... Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci'nin de günleri 24 saatti...
-Keşke sözcüğü yerine, bir dahaki sefere demeyi dene...
-Önceliklerini iyi tayin et. Kimse ölüm döşeğinde; ''iş yerimde daha fazla zaman geçirseydim'' demez..
-Cesur ol, Değilsen bile öyle davran. Hiç kimse aradaki farkı anlayamaz..
-Büyük düşün, ama küçük zevklerin de tadına var...
-Bol bol gülümse, hem maliyeti sıfırdır, hem de bedeline paha biçilmez...
-Dinlemeyi öğren.. Bazı fırsatlar kapıyı hafif tıklatır..
-Asla birilerinin umudunu kırma, Belki de sahip oldukları tek şey odur.. Mükemmeli ara, kusursuzu değil....
-İnsanları; banka hesaplarının büyüklüğüyle değil, kalplerinin büyüklüğüyle ölç..
-Hastanedeki arkadaşlarını ve akrabalarını ziyarete git. Senin orada geçireceğin süre onlarınkinden çok daha kısa..
-Bir sırrın sorumluluğunu arkadaşına vermeden önce iyi düşün..
-Biri sana sarıldığında, önce onun kollarını gevşetmesini bekle..
-İlk kez tanıştığın insanlara, ne iş yaptıklarını sorma, onlarla ahbaplığını etiketlerinden bağımsız başlat...
-Köprüleri atma. Aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşıracaksın...
-Birisine seni seviyorum deme fırsatını asla kaçırma..
-Zamanı ve sözleri dikkatsizce kullanma, ikisi de geri alınamaz.
-Ölmeden önce denemek istediğin, 25 şeyin listesini çıkar, cüzdanında taşı ve sık sık göz at..
-Ayrıntı profesörü olma... Olabildiğinden fazla sevecen ol..
Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşman gerekmez.
Bak, aynı zamanda da baktığını gören ol.
Geldiğin zaman boşluk dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.
Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini harcama ve istediğin kadar uyuma.
Seni seviyorum derken inanarak söyle. Özür dilerken karşındakinin gözlerinin içine bak.
İlk görüşte aşka inan. Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kal.
Asla başkalarının hayalleri ile dalga geçme. Derinden ve inançla sev.
Kırılabilirsin belki ama başka türlü de hayatını tam anlamıyla yaşayamazsın.
Anlaşmazlıklarda dürüstçe savaş.
İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp, onlar hakkında karar verme. İnsanları yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz.İnsanlara beklediğinden fazlasını ver ve bu işi yaparken kibar ol.
Yavaş konuş ama hızlı düşün.
Şunu daima hatırla ki, büyük aşk veya büyük yatırım daima büyük risk taşır.
Eğer kaybedersen aklını da kaybetme.
Üç S'yi unutma: Sevgi - herkese, Saygı - kendine ve başkalarına, Sorumluluk - Tüm hareketlerin için.
Eğer hata yaptığını farkedersen, hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme.
Konuşmayı sevdiğin biriyle evlen. Yaşın ilerledikçe sohbet her şeyden fazla önem kazanacaktır.
Anneni sev, say, ara.
Şunu bil ki, bazen sessiz kalmak en iyi cevaptır.
Sevdiklerinle tartışırken, o anı önemse, geçmişi kurcalama.
Satır aralarını da oku, bilgilerini paylaş. Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, kararlılık korkudan kurtarır.
Dua et. Büyük güç verir. Düşün. Daha da büyük güç verir.
Öperken gözlerini kapamayan sevgiliye güvenme.
Bazen istediğin bir şeyin olmaması senin için bir şanstır.
En iyi ilişkin, birbirinize olan sevginiz, birbirinize ihtiyacınızdan fazla olduğu zaman olacaktır.
Şunu bil ki; karakterin senin kaderindir.
Sınırsızca sev, her gönülde çiçek olacağına, bir gönülde buket ol.
Sevgi için kollarını kapalı tutma, sonra kendinden başka tutacak şey bulamazsın.
İçinden ne geliyorsa yap. Doğal ol.
Mutluluk, sorunsuz bir yaşam değil, onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir.
Gülmek için mutluluğu bekleme, sonra tebessüm bile edemezsin...

Genel Kurallar

Hoşgörülü ve iyimser olmak
Eleştiriyi yerinde ve zamanında yapmak
Olgun bir kişiliğe sahip olmak, olgun davranmak (yaşına uygun olgunlukta olmak)
Giyime önem vermek, Giysinin mevki yer ve zamana uygun olmasına özen göstermek
Başkalarını rahatsız edici davranışlardan sakınmak
Ziyaretin kısa ve zamanlı olmasına özen göstermek
Oturuş ve kalkışlarda hareketlere özen göstermek
Gerektiğinde özür dilemesini bilmek
Özel konuşma yapanların yanına gitmemek
Verilen sözü tutmak
Uygun olmayan el ve sözlü şakalardan kaçınmak
Yolda yürürken dondurma yalamamak
Yolda yürürken yada banklarda otururken çekirdek yememek vede kirletmemek
Beyaz çorap giymemek
Sakal bırakmamak
Erkeklerin künye vb. takı takmaması
Yolda yürürken sigara,puro vb. içmemek
Bayanların argo konuşmaması
Erkeklerin uzun pantolon altına sandalet giymemesi
Erkeklerin yazın gömleklerinin birden fazla düğmesini açmaması
Yere tükürmemek
Beyaz çorap giymemek
Düğün,nişan gibi etkinliklere gitmeden önce duş almak vede sonra parfüm sıkmak

İşyeri Görgü Kuralları
Bir çalışanın, o kişi öğretmense eğer sabah okula gittiğinde iyi sabahlar demesi,mesai bitiminde iyi günler, iyi akşamlar yada iyi tatiller diyebilmesi.
Daima güler yüzlü olması
Her zaman takdim edildiğinizde ya da tanıştırıldığınızda ayağa kalkın.
Siz insanları tanıştıracağınız zaman daha önemli kişinin ismini önce söyleyin.
Telesekreterinize isminiz, göreviniz, departmanınız ve ne zaman müsait olduğunuza dair kısa ve profesyonel bir mesaj bırakın.
Mesaj bırakırken isminizi ve soyadınızı, neden aradığınızı ve telefonunuzu bırakın.
Kıyafet kuralına uyun. Eğer belli bir kural yok ise üst düzey yöneticilerden örnek alın.
Bütün toplantılara tam zamanında gelin.
Toplantı sırasında kalemler, ataçlar ya da diğer ofis araçları ile oynamayın.
Çok gerekmedikçe toplantı sırasında telefonunuzu kapalı tutun. Eğer kapatamıyorsanız o zaman kapının yakınına oturun böylece telefonunuz çaldığında sessizce dışarı çıkabilirsiniz.
Oturuşunuza ve duruşunuza dikkat edin, koltuğa gömülmeyin, sandalyenizde geriye yaslanmayın, ya da kollarınızı göğsünüzün üzerinde kavuşturmayın
İşyerinde kimseye amca, dayı, ağabey, kardeş gibi ifadelerle hitap edilmemelidir.
Medeni bir çalışan işyerinde sohbet konularına dikkat eder, argo sözlerden mutlaka kaçınır.
İş arkadaşlarının veya amirlerin odasına girileceği zaman kapıyı çalmaya, o sırada müsait olup olmadığına azami dikkat gösterilmelidir. Ziyaret edilen kişi telefonla konuşuyorsa veya misafiri varsa, acelesi yoksa görüşme ertelenebilir.
İşyerinde temizlik için her ne kadar görevliler varsa da masanızın ve odanızın düzeni kişiliğinizi yansıtır.
İşyerinde kimsenin çekmecesi, masası karıştırılmaz. İzni olmadan eşyalarının yeri değiştirilmez.
Müzik dinlenmek istendiğinde, oda arkadaşlarının rahatsız olup olmayacağını göz önünde bulundurmak görgünün gereğidir. Zira görgü bir anlamda kimsenin hakkını da gasp etmemektir.
İşyerinde kıyafetler ütülü, temiz ve düzenli, ayakkabılar boyalı olmalı. Beden temizliğine özellikle dikkat edilmeli. Ter kokusu ile kimse rahatsız edilmemeli.
Masada her zaman ikram edecek bir şeyler bulundurmak insanın zevk sahibi ve cömert olduğunu gösterir.
Bir işyerinde en can sıkıcı şeylerden biri de gizli saklı konuşmalar, imalı sözlerdir. Bu tür davranışlar ancak küçük şeylerle oyalanan eğitimsiz insanların başvurduğu bir yoldur.
Medeni bir işveren kadın erkek bütün çalışanlarının hakkını gözetir, korur. Görgünün hak boyutunu her zaman göz önünde bulundurur

Telefonda konuşma adabı
Ne kadar iyi giyinirseniz giyinin, ne kadar güzel ya da yakışıklı olursanız olun, telefonda önemli olan sadece sesinizin tonu, konuşma üslubunuz ve hatta susuşunuzdur.
Eğer arayan kişi kendini tanıtmamışsa, Affedersiniz, galiba isminizi duyamadım, tekrarlar mısınız?veya Affedersiniz, tanıyamadım. İsminizi rica etsem gibi ifadeler kullanabilirsiniz.
Mehmet Tarık konuşuyor gibi bir ifade yerine, Mehmet Tarık, buyurun efendim demek bizim geleneğimize daha uygundur.
Telefona birini çağıracağınız zaman karşı tarafın kulağını acıtacak kadar bağırmak saygısızlıktır.
Telefonu açtığınızda ağzınızda sakız veya yiyecek olmamasına, sesli bir makine çalışıyorsa kapatmaya dikkat etmelisiniz.
Evinizde veya işyerinizde tanıdığınız birini aradıklarında, araştırıcı bir tavır içine girip arayanın ismini sormayın. Sadece Ayrılmayın, haber vereyim deyin. Çağıracağınız kişiye de, Bir kadın sesi gibi şeyler söylemeyin.
Telefonla konuşan kişileri mümkün olduğu kadar yalnız bırakmak zarif bir harekettir.
İstanbul, Ankara gibi metropollerde toplu taşıma araçlarında cep telefonunu kapatmak için ikaz yapıldığı halde pek dikkate alınmayabiliyor. Medeni insan şehirde yaşamayı beceren insan demektir.

Trafikte edepli olmak
Bazı gençlerin arabaları ile sokak aralarında sürat yapmaları, yüksek sesle müzik dinlemeleri adab-ı muaşerete tamamıyla aykırıdır.
İyi bir sürücü mecbur kalmadıkça asla korna çalmaz, özellikle şehir içindeyken uyuyan çocuk, hasta ve yaşlıların olabileceğini düşünür.
Özellikle acemi olduğunu anladığınız kişilere karşı dikkat dağıtıcı ve şaşırtıcı davranışlarda bulunmamalı, anlayış göstermelisiniz.
Kibar sürücüler yağışlı havalarda çukurlara biriken yağmur sularına yaklaştıklarında yavaşlarlar.
Her şeyden önce trafikte olduğunuz zaman kendinizi kontrol etmeli, suçluysanız hemen hatanızı kabul edip özür dilemeyi bilmelisiniz. Eğer, suçsuzsanız bağırıp çağırmadan karşı tarafın açıklamasını sabırla beklemelisiniz.

Selam verme adabı
Selam vermede önce davranmak, selamı en güzel şekilde almak görgülü insanın en temel özelliğidir.
Selam uygun sözlerle yapılmalıdır. Selam,Selamünhello, Ne haber? gibi kelimeler selamın karşılığı değildir.
Selam verirken: Yaşı küçük olan büyüğe, mevkii düşük olan yüksektekine, yürüyen oturana, kapıdan geçen bekleyene selam verir.
Toplum tarafından sevilen değerli insanları bizi tanımasalar bile selamlamak nazik bir davranıştır.
Bizim geleneğimize has bir şekilde büyükler çocukları da selamlarlar.
Erkekler, tanıdıkları bir hanım yalnızsa ve kendilerini görmezden geliyorsa selam vermeden geçmelidir.

Sofrada adab-ı muaşeret
Bir kişinin terbiye ve görgüsünün en çok ortaya çıktığı yerler yemek sofralarıdır. Sofrada gösterilecek itina ile hakkınızda neredeyse yüzde yüz olumlu etki bırakabilirsiniz. Evlerinizde tercihiniz ister yer sofrası, ister gazete kağıdı, ister masa olsun, toplumsal hayatta Batılı tarzda yeme usulünün belirgin olarak hakim olduğunu göreceksiniz. Kendi medeniyet çerçevemizde de Batı medeniyet dairesi içinde de olsa medeni insan olmanın gereği her yerde aynıdır. Yanındakine saygılı olmak, kimseyi rahatsız etmemek medeni insanın en belirgin özellikleridir. Sofrada mutlaka uyulması gereken birkaç görgü kuralını şu şekilde sıralamak mümkün:
Sizden ekmek istendiği zaman elinizle değil, ekmek sepeti ile vermek daha doğrudur.
Garsondan veya yanınızdakinden bir şey isterken, lütfen, teşekkür ederim,rica ederim kelimelerini dilinizden düşürmeyiniz.
Nezle olduğunuz zamanlarda yemeğe gitmemek en doğrusu olsa da, mecbur kalıp da mutlaka burnunuzu silmeniz gerektiğinde başınızı hafif yana çevirerek, yanınızdakine affedersiniz diyerek sessizce işinizi halletmeniz en doğrusudur.
Yemekte düşürdüğünüz çatalınızı almamalı, garsondan yenisini istemelisiniz.
Dişlerinizin arasında kalanları temizlemek için ağzınızı tıslatarak başkalarının sinirlerini germek görgülü bir hareket değildir.
Sofrada insanları iğrendirici, korkutucu, endişelendirici konulardan söz açılmamalıdır.
Zarif bir insan ikram edilen her ne olursa olsun beğenmemiş olsa bile büyük bir memnuniyetle teşekkürlerini ifade eder.
Tabakta yemek bırakmak veya içecekleri bardakta yarım bırakmak doğru değildir.
Geğirmek, kaşınmak, kulak veya burun karıştırmak, tırnaklar ile oynamak, elini ayakkabıya değdirmek, kıl koparmak normalde de asla yapılmaması gereken davranışlar olduğu gibi, medeni bir insanın sofrada asla yapmayacağı şeylerdir.
Ev sahibinin her türlü dikkatine rağmen yemekten çıkan istenmeyen bir şeyi göstermeden almalı, üzerini bir şeyle örtmelisiniz.
Yemek yerken bardağınızın çok kirlenmemesi için sık sık peçetenizi ağzınıza dokundurabilirsiniz.
Bir şey içerken bir kerede içmemeye ve bitirdikten sonra ohh gibi sesler çıkarmamaya dikkat etmelisiniz.
Yemekten sonra sofranın toplanma işi size ait değildir. Eğer davet sahibi çok yakınınız ise ve izni varsa yardım teklif edebilirsiniz.

Medeni bir internet kullanıcısı olmak
İlginizi çeken tartışma gruplarına katılırken, konuyla alakasız iletiler göndermemeli ve düzgün sorular sormalısınız.
E-mail yoluyla göndereceğiniz metinlerde kişilerin kişilik haklarını çiğneyen ifadeler olmamalı.
Doğruluğundan emin olmadığınız veya duygu sömürüsü yapan haberleri başkalarına göndermeyiniz.
E-mail yoluyla bir ürün tanıtmak, e-maili alana çok sevimsiz gelecektir.
E-mail atarken konu kısmına mutlaka bir şeyler yazılmalıdır.
Sohbet ederken, hırçın ve kırıcı olmaktan, adeta karşınızdakine bağırıyor imajı vermekten, bazı kelimeleri büyük harfle yazmak veya harfleri uzatarak tekrarlamaktan kaçınmalısınız.
İnternet de olsa elinizden, dilinizden kimse rahatsızlık duymamalıdır. Size gelen herhangi bir mesajı, gönderenin bunu paylaşmak isteyip istemediğinden emin olmadan yollamamalısınız.
Konuşurken karşı taraf ne demek istediğinizi tam olarak anlamalıdır. İfadelerinizde net, kısa bir üslup ve düzgün bir Türkçe kullanmalısınız. Eğer siz karşınızdakinin ne demek istediğini anlamadıysanız, daha sonra yüz yüze görüşmeyi tercih ediniz.

ilgi.jpg

fikir.jpg

dkunman_n_g_c_.jpg


2.gif

cihaniritas@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullabilirsiniz