|
BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ
|
|
SEYYAH OLUP ŞU ALEMİ GEZESİN
Oldu bitti dünyayı gezmek istemiş biriyim. Buna rağmen araba ile yolculuk yapmaktan nefret ediyorum. Yinede seyyah olmak isterdim. O zaman yolculuğa katlanırdım.
Aklıma neler neler geliyor: Seyyahlar dünyanın faniliğini en çok fark eden ve asla unutamayacak olan kişilerdir. Bu onların fıtratında mı var? Hayır! Seyahat insanı neredeyse orada kalıcı olmadığını bilir. Her an bulunduğu mekanı terk edebilir. Bu yüzden daima hazırdır. Bulunduğu yer konaklamak içindir. Elhasıl, iğreti yerleşir. Kök salmaz. Böyle olunca terk etmek zor gelmez , ne olursa olsun. ;Dün başka yerde idim; bugün buradayım; yarın başka yerde olacağım.; düşüncesi hakimdir. Ölüm de korkutmaz. Zaten ölüm başka bir yolculuğun vasıtasıdır, onun için. Ölüme her daim hazırdır, her yolculuğunda olduğu gibi.
Nereden biliyorum? Ben seyyahlık hakkında ne bilirim? Bu neviden sorular sormak hakkınız. Şu an yerleşik hayata geçmiş gibi görünebilirim, kısmen yerleşiğim de ancak ben aslında seyyahım.
Hoppala!
Dur bi dinle! Gerçekten ben tam bir seyyah olmadığımı biliyorum. Belki felsefik gelecek ama ben gerçekten yarı seyyahım. Göçebelikle, meskunluk arasındayım. Bu yüzden ikisinden de birtakım özelliklere sahibim. Yerleşimim iğreti. Düzenli bir hayatım yok. Rüzgarın önündeki yaprak gibi. Poyraz estiğinde güzergah güney; sam yelinde kuzey. Yanar döner mi derler, şıpsevdi mi derler? Evet ikisini de demezler. Asıl dedikleri ;eminim karasızlıkla ilgili güzel bir şeyler demişlerdir. Karasızım vesselam.
Ne o, komik olmaya mı çalışıyorsun
Bilmem.Belki ; sanırım benim ciddiyetim bu şekilde zuhur ediyor. Komik olmak, anlaşılmak yada anlaşılmamak gibi bir kaygım yok. Zaten kimseye yazmıyorum. İlerde birileri okur mu? Bu endişem de yok. Sadece yazmak istiyorum,sebebi de kendimi anlamak istiyorum.
Bir zamanlar yazardım ki kendimde değiştirilmesi gereken şeyleri arar onları değiştirmeye uğraşırdım kendimle çok uğraştım. Hani bir bilge kişiden bahsedilir, ölüm döşeğinde -Hep dünyayı değiştirmeye uğraştım kimseyi değiştiremedim anladım ki değiştirebileceğim ve asıl değiştirmem gereken kişi kendimmişim. Bunu anladım ama artık kendimi değiştirecek zamanım kalmadı.- Bu farkındalığı ömrünün son deminde derk eden bu zatın farkındalığından, hayatını baharında haberdar olma bahtiyarlığına erişmiştim ki, kendimi değiştirmekten bile aciz olduğumu anladım. Yıllar yılı kendimle uğraştım ve vazgeçtim. Hatalarımla kendimi kabul ettim-her ne kadar bazen kendime tahammül edemesem de- Hata yapma özgürlüğüm olduğunu öğrendiğimde çok mutlu oldum. Ancak şunu da bildim.Hataları tekrarlama özgürlüğüm yok. O halde hatalarımdan ders alıyorum. Bazen bu konuda da acziyetim oluyor. Kendimle kavga etmiyorum hemen. Sonuçlarına katlan! diyorum gizliden ve yüzleşiyorum. Hatalarından korkan biriyim ancak sorumluluklarımın kısmen bilincindeyim. Bu bilinci yükseltmek durumundayım.
Pek çok konuda kışr ile uğraşıp öz ile ilgilenmediğimin farkındayım. Medeniyet beni çok fazla uyarıcıyla yüz göz etti. Ve herkesi…Ben de boğuldum. Belki elimi tutup bu deryadan kurtaracak birini veya bir şeyleri bekliyorum korkularımın biriyle daha karşılaşıyorum: Yaşlanıyorum.
|
|
KENDİ İSTEDİĞİN GİBİ YAŞAMAK VE MALİYETİ
Bazan rastlıyoruz. Değişik anketlerde veya sohbetlerde ; hangi sanatçıyı dinlersiniz? Kime hayransınız?
Hep şöyle yanıt verdim: Şarkıcı dinlemem; şarkı dinlerim. Şarkıcı dinlememek ve şarkı dinlemek gibi çok isabetli bir karar verdiğimi anladım. Eğer dinlediğim şarkıcı olsa o zaman sevmediğim, beğenmediğim şarkıları da beğenmek durumunda kalacağım. O halde zevkin, beğeninin göreceliliği yok olacak. Sırf Falan söylüyor diye Şeytan Azaptayı dinleyerek ruhlarına azap çektirenlere ne demeli. Gerçekten şarkıyı beğenenlere değildir sözüm.
Aynı durum diğer sanat dalları yada başka alanlardaki zevkler için de geçerlidir. Silvester Stallone'nin tüm filmleri güzel olur anlayışı için de geçerlidir. Vizon Tele Tuba da küçük esprilerin uzun alkışlara matuf olması, eğer espri Yılmaz Erdoğan'dan çıkmışsa çok komiktir anlayışının bir sonucudur.
Sanırım insanlar başkalarının ne dediğine çok önem veriyorlar. Ev eşyalarını komşularının zevkine göre tespit eden akrabalarım var. Geçenlerde bir öğretmen arkadaşın kaban alırken başkalarının zevkine müracaat etmesi buna güzel örnekler. En sevdiğim kot pantolonumu giydiğimde insanların bana hilkat garibesi imişim gibi bakmaları da eklenebilir.
Aman ha dikkat eğer kendi zevkinize göre giyinir, kendi istediğiniz şeyi yaparsanız, başkaları ne der diye düşünmezseniz, canınız bağırmak istediğinde bağırırsanız, başkaları komik bulmasa da size komik gelen bir şeye katıla katıla gülüyorsanız, Türkiye'de opera ve bale izleyip zevk aldığınızı söyleyebiliyor ve bazan bunlara zaman ayırıyorsanız, kitap okurken yanınızda başkalarının olmasına bakmadan sesli gülebiliyor ve size deli demelerini kulak ardı ediyorsanız, canınız dans etmek istediğinde dans edebiliyorsanız, takla atmak istediğinizde takla atabiliyorsanız vs. vs. hasılı kendi istediğiniz gibi, kendi zevkinize göre yaşıyorsanız bu memlekette sizi destekleyecek tek tanıdığım kendimim. Ha unutmadan muhtemel lakaplarınızdan biri "cins" olacaktır.
|
|
|
KİBİR İLE TEVAZU
Nasıl olmuşsa olmuş Kibir ile Tevazu bir ara aynı evde kalmışlardı. Tevazu uzun boyluydu kibir ise cüce. Bunların en büyük zevki pencereden bakıp gelip geçenler hakkında konuşmaktı.
Hani herkes kendinde olanı verir ya Tevazu her gördüğü huyun büyüklüğünü; Kibir ise küçüklüğünü anlatıyordu.
Sevgi geçerken Tevazu Sevginin etrafa ne kadar olumlu enerji yaydığından bahsediyor, bakana sevgisinden bir demet sunduğunu belirtiyordu. Kibir ise çok süslü püslü olduğunu, hava attığını söylüyordu.
Şefkat için Tevazu, herkese ne kadar anaç baktığını söylüyor; Kibir çıkar peşinde olduğundan bahsediyordu.
Zenginlik için ise Tevazu, Allah’a olan şükrüne karşı zenginliğinin tezeyyüd ettiğini (çoğaldığını), Kibir ise haksız kazanç sağladığını tüm iyi ve kötü huyları sömürdüğünü söylüyordu.
Hakeza tüm huylar için bu sohbetler uzadıkça uzuyor Tevazu kötü de olsa bir huyun iyi bir özelliğini görmeyi başarıyor.Kibir ne yapıp edip en mükemmel huya bile bir kulp bulup takıyor; onu karalıyordu.
Haset için söylenilenler bile farkı anlamak için iyi bir örnekti. Tevazu, Hasedin huyların iyi özelliklerini görmekte çok başarılı olduğunu belirtirken, Kibir bu fark ettiği özellikler yüzünden içinin kaynar su gibi nasıl fokurdadığını belirmişti.
Bir de İyilik için Kibir çok riyakar olduğunu sırf gösteriş için iyilik yaptığını ve her yerde yaptığı iyilikleri anlattığını söyledi. Tevazu bir gün ayağının takılıp çamura düştüğü zaman yeni elbiseleriyle kendisini nasıl kucaklayıp kurtardığını anlatmış, bundan dolayı İyiliğin üzeri çamur olmuş, önemsemeyerek Tevazuu teskin etmeye çalışmış olduğunu anlatmıştı.
Bu sohbet belki yıllarca sürdü.
Tevazuun besini başkalarının iyi yönlerini görmekti. Tabi ki Kibrin gıdası da başkalarını kötüleyip kendini yüceltmekti. Bu sayede o evde uzun süre kalabildiler.
Ayrılırken birde fark ettiler ki Kibir pencereye yetişmek için hep kafasını kaldırdığından kafası dikleşmiş ve burnu havada kalmıştı.
Tevazu ise pencere alçakta olduğundan eğilmekten kamburlaşmıştı.
İşte o günden beri küçüklerin özelliği olan kibirliler pencereye ulaşmaya çalışır gibi burunları havada gezer, Mütevazı insanlar da başları aşağıda gezerler.
CUMA MERSİN
14,04,2004
Dışarıda hayat akıp giderken o hayatın parçası olmak insanı mutlu kılar.
SEN HAREKETE GEÇMEZSEN KİMSE GELİP SENİN HAYATINA ÇEKİ DÜZEN VERMEZ.
|
|