dostluk_sair.sitemynet.com
TURNALAR GÜNÜN YAZISI ŞİİELERİM ATATÜRK NE DİYOR KURTULUŞ FIKRALARIM HABER GÜNCEL

TURNALAR

TARİHİNİ BİLMİYEN MİLLETLERİN SINIRLARINI BAŞKALARI BELİRLER.

bayrak7jv.gif

10.jpg

<script type="text/javascript" src="http://dosya.iyisay.com/k2.js"></script>

k.1914.jpg

DUVAR TAVİMİNİZ

ATATÜRK DİYORKİ

DOĞDUĞUM TOPRAKLAR

KÜLTÜR VE EDEBİYAT

TÜRK TARİHİ

HER TÜRLÜ SORGU

HUKUK

Konuk Defterim

Ad,Soyad:

E-mail:

Web Adresi:

Mesaj:

HERTÜRLÜ EMLAK ALIM SATIMINDA, SİGORTA İŞLERİNİZDE 0256 3714744 VE 3714741 ARAMANIZ YETERLİDİR.

İNSAN OLMAK!
Öncelikle her türlü kötülüğün, insana aykırılı ğın altında yatan sebeplere, dikkat etmekte yarar vardır.
Nedir bunlar?
1- "DAHA FAZLASINA SAHİP OLMA, DAHA FAZLA KAR ELDE ETME, DAHA FAZLA MÜLKİYET EDİNME" ŞEKLİNDE GÖZÜ DOYMAZ HIRS VE DOYMAK BİLMEYEN İSTEKLER:
Sahip olma;mülkiyet hırsı (para, mal mülk, servet,zenginlik.Daha fazla kar için, daha fazla mal-mülk edinmek sahip olmak, daha güçlü olmak için, daha zengin olmak için, iktidar kurmak için, egemenlik altına almak için, sömürge elde edip, yağmalamak için, insanda temelde var olan bu eğilimlerin insanla rın "benlik" olgusunun yerine geçmesidir.
İnsan olarak "var olmak" ile değil, sahip olduklarıyla var olduğu sanrısı.
Burada "insan olmak" amaç olmaktan çıkmış ve araç haline dönüşmüştür. Araç olması gereken para-mal-mülk-zenginlik-olanaklar ise araç olmaktan çıkarak, ASIL AMAÇ haline gelmiştir.
Böylece yaşamın öznesi olması gereken İnsan, sahip olduğu paranın ve servetin kölesi duru muna gelmiştir.
Yaşamını sevmek-paylaşmak-mutlu olmak üzerine değil, daha fazlasını ELDE ETMEK-SAHİP OLMAK-KAZANMAK şeklinde ki, sonu olmayan, çılgınca yarışa yönlendirmiştir.
İnsanlar arasında eşitliğe asla tahammül ede- meyen bu mantalite, daima üstün olma, söz sahibi olma, güçü olma, yönetme peşindedir. Şayet kendisi bu olanağı elde edememişse, haksız da olsa zalimde olsa, güçlü olandan-zalim olandan yana olmak, güçlü olana-üstün olana-iktidar olan tapınma ve bu yönde uğraş sarfetmektir.
Üstünlük sağlama, egemen olma, kontrol altına alma-yönetme, toplumsal üstünlük elde etme, stretejik ve fiziksel üstünlük sağlama, Aydınlığa, ilericiliğe, eşitlik esasına dayalı adalete, sevgiye, kardeşliğe, barışa, payla şıma, mücadeleye, emeğe, kısaca tüm evrensel insani değerlere, bilerek veya bilmeyerek karşı olmak.
Gericilik-Yobazlık, Irkçılık ve körü körüne cahilliktir...İnsan kendini, doğadaki en akıllı ve en gelişmiş varlık olarak tanımla mıştır. Doğada, doğanın kurallarına göre yaşayan öteki canlılara da vahşi diyor. Oysa insanın, doğanın kurallarına göre yaşayan yabanıl ya da evcil hayvanlardan öğreneceği çok şey var. Bunlardan ilki; hiçbir hayvan aç kalmadıkça ya da herhangi bir tehlikeyle karşılaşmadıkça saldırmaz, yani kan dökmez. İkincisi; kendi türünü öldürmez. Üçüncüsü; yavrunun güvenliği ve sağlığı çok önemlidir. Benzer bir davranış, alakargalarda da görülür. Alakargaların düşmanları yılanlardır. Yuvaya bir yılanın yaklaştığını gören bütün alakarga lar oraya toplanır; yuvanın çevresinde uçarak, bağırarak, hatta saldırarak yılanı yuvadan uzaklaştırırlar.
doğada yaşayan canlı türleri içindeki en acı masız, en kıyıcı olanı insan. Henüz insan olamamış insan. İnsanın kıyıcılığı konusunda, insanlık tarihinde sayısız örnek var.
İktidar için kardeşini boğduran padişahlar, krallar; kendisi gibi düşünmeyenleri işkence ederek, yakarak öldüren din çevreleri; Hallac-ı Mansur;un, Giordano Bruno;nun ölümleri; İsanın çarmıha gerilmesi, kilisenin baskı gücü engizisyonun işkenceleri; İslamiyetin kuruluşu sırasındaki savaşlarda yaşananlar; mezhep çatışmaları vs. vs. Hangi birini yazmalı? Daha 1993te yaşamadık mı Sivas katliamını?
İnsan, doğaya egemen oldukça yaşama saygısını yitirdi; yaşadığımız dünyadaki öteki canlı ların yaşam haklarını -bitki, hayvan, insan- ortadan kaldırmak için kendinde hak görmeye başladı. Kendi deyimiyle, geliştikçe daha gelişmiş silahlar yapmaya başladı.
Böylece, daha çok sayıda insan öldürme olanağına sahip oldu. İnsan olmayan insan, gözünü kırpmadan kendi türünü, yani bir başka insanı ve daha da acısı çocukları öldürüyor. Örnek mi? İsrail saldırıları altında yaşamaya çalışan Filistinli çocuklar,kurtlar arasında çıplak ve hiç yaşamadan ölüp gidiyorlar bu dünyadan. ABD nin bombaladığı Irak kentlerinde ölen çocuklarınsa hesabını tutan yok.İnsan olabilmek için, insanca yaşayabilmek için zor lu, örgütlü bir uğraş vermek gerekiyor. Bir de, okumak, okumak, okumak; yaşamın anlamını kavramak ve kendimizi geliştirip değiştirmek için;
Aşkla ihaneti yan yana getirenler asla aşkı bilmezler
çıktıkları serüvenlerde durmadan yıldızları kanatanlar
yaşadıkları kentler kadar yalnızdırlar
ve hep gizlice kanarlar ama ölmezler
yalnızlıklarını ve gizli kanamalarını da bilmezler
ihanetlerle dolu aşkları birbirini kovalar durur ama yine ölmezler
hiçbir şeyi umursamaz, kırıla döküle yaşarlar
geriye hiç bakmazlar hiç yaşamamışlardır sanki
aslında geçmişleri de gelecekleri de yoktur
bu yüzden ihanetlerle dolu aşklara sığınırlar
aşkları ki hep iğreti bir rozet gibi durur yüreklerinin üzerinde
aşkları ki geçmiş aşkların buruk kırık özetidir
göğüslerine astıkları özet aşklar
gazoz kapağından üstün başarı madalyalarıdır
aşkları ki depozitosuz şişelerdir içildikçe çöpe atılan
kendi ömürleri yetmezmiş gibi başka ömürleri de bir harman gibi savururlar
ve yedeklerinde hep yeniden savuracakları
hovardaca harcayacakları ömürler vardır.Onuda kanla görürler.
Aşkla İhaneti Yan Yana Getirenler Aşkı Bilmezler
31 MART
31 Mart Olayını iki sürece sahip bir askeri ihtilal olarak ele alıyoruz. 13 Nisan 1909'da ayaklanan alt düzey askerlerin nasıl ki, meşru yönetimden bazı talepleri olmuşsa, bu ayaklanan askerleri bastırmak için gelen Hareket Ordusunun da meşru yönetimden talepleri olmuş; hatta meşru yönetimi ortadan kaldırmışlardır. "Abdülhamid'in kurenasından Cevher Ağa, Nadir Ağa, Kabasakal Çerkes Mehmet Paşa, Derviş Vahdeti, Miralay Ramazan Bey, Bahriye Nazırı Hüseyin Hüsnü Paşa'nın oğulları Cemal ve Kemal Efendiler, Miralay Mustafa Sadık, Said-i Kürdi, Sabık Merkez Kumandanı Sadettin Paşa, Serasker Ali Rıza Paşa ve saireler vardı. Said-i Kürdi, bu dehşetli mahkemede idamını beklerken, beraet etmiştir. &#8220;Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün; Türkiye toprakları üzerinde bir Kürdistan kurma düşüyle ölen Kürt Said ya da çoğunun bildiği adıyla Nurculuğun kurucu su Said-i Nursi"dir.

Her ne kadar kimi gençler TV izlencelerinde bu gibi olayların gerilerde kaldığından söz ediyorlarsa da, 19. yüzyılın Danimarkalı ünlü düşünürü Soren Kierkegaard 'ın: "Hayatı geriye dönerek anlar, ileriye dönük yaşarız" deyişi değerini hep koruyor.

97 yıl önceki "31 Mart Olayı" yarım yüzyıl önce daha ilkokulun dördüncü, beşinci sınıflarında okutulurdu; Kıbrıslı din adamı Derviş Vahdeti 'nin önayak olduğu "Din elden gidiyor!", "Şeriat isteriz!" içerikli ayaklanma çok gencin canına kıymış, İstanbul'u altüst edip büyük korku salmıştı.

Henüz Meclis'i ele geçirmenin (!) başka yolu ortaya konmadığından, yeni açılmış Osmanlı Mebusan Meclisi adeta basılarak, hükümetten şeriat hükümlerine eksiksiz uyulması istenmişti, ama basını kullanmayı çok iyi öğrenmişlerdi.

Derviş Vahdeti'nin basın organı "Volkan" gazetesinde istedikleri ortamı sağlayacak her türlü saldırı en ağır dille yapılıyordu.

Osmanlı döneminin şeriat isteyen son büyük kanlı ayaklanması olan "31 Mart Olayı" nın sesi soluğu kesilecektir, ama devamını, Cumhuriyet dönemine sarkıtmayı da başaracaklardır. 11 Nisan 1920 tarihli Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'a ait fetva. Tarihe \"Dürrizade Fetvası\" olarak geçen bu ihanet ve utanç belgesinde bağımsızlık savaşına katılan herkes \"halifeye isyan\"la suçlayarak başlar. Fetvada tüm inanmış Müslümanlara, Allah adına, bağımsızlıktan yana olanları acımasızca yok etmeleri emrediliyordu. "Türkçülük nedir ki? Müslümanın Milleti olmaz. Bak Allah Kürtten Evliya çıkarmış, onun yolundan mı gidersin, Deccal'in yolundan mı?" burada Deccal, Atatürk oluyor,

Bu kez Cumhuriyetin ilanından hemen iki yıl sonra, bu iki yıl içinde yapılan örneğin hilafetin kaldırılmasını, medreselerin kapatılarak öğretimin birleştirilmesini, dünyasal yaşamın yalnızca değişebilen çağdaş yasalarla yönetilmesini sağlayan dolayısıyla Cumhuriyeti laikliğe götüren dönüşümleri hazmedemeyenlere: 1919 ve 1923;ün rövanşını almak isteyenlere karşı devrimci diyoruz Derviş Vahdeti artıkları harekete geçerler.
Volkan gazetesindeki yazılarıyla dikkati çeken Saidi Nursi değil de Şeyh Sait çeker başı. İngilizlerin tek bir kurşun atmadan bir Türk toprağı olan Kıbrıs"ı ele geçirmesinden büyük bir sevinç duyarlar. İnsanın midesini bulandıracak şekilde, Volkan gazetesinde İngiliz propagandası yaparlar. Çünkü umdukları şey Kürdistan için İngilizlerden görecekleri yardımdır. 31 Mart ayaklanmasında birçok Türk subayını vahşice katlettikleri halde Hıristiyanların kapısına birer nöbetçi koyarak onları korurlar. Yağmalanan Türkler ise umurlarında değildir. Fakat Mustafa Kemal"in kurmay başkanlığını yaptığı Yıldırım Orduları çok geçmeden bu isyanı bastırınca Isparta"ya sürülür. Bu andan itibaren Kürt Said Mustafa Kemal"i artık unutamayacak ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti"ne karşı tüm kinini kusacaktır.
Gelecek günler için düşünülen Saidi Nursi, isyandan paçasını sürgünle kurtaracaktır.
Cumhuriyet"in ilanından sonra da Kürtlerin isyan dalgası devam eder. 16 Şubat 1925 Şeyh Saite bağlı kuvvetler Genç ilinin merkezi Darahiniyi alarak kasabayı yağmaladı. Said-i Nursi de bu isyanlara katılır.Biraderi azamım dediği Şeyh Sait"in isyanına katıldığından dolayı yeniden sürgüne gönderilir. Onun biraderinin,Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür sözü Said-i Nursi"nin düşünce yapısını dolaylı yoldan bize gösterir. Şeyh Sait Türk Ulusu"na karşı bu hainliğinin bedelini darağacında sallanarak öder. Said-i Nursi bunu asla unutmaz. Hasta yatağında yatarken şimdi Hakpar Başkanı olan Abdülmelik Fırat"a Biraderi azamım Şeyh Sait"in öcünü alacağım. der. Öcünü almak istediği kişi, yaşamını Türk"ü sırtından vurmakla geçiren, İngilizlere ruhunu satarak Musul ve Kerkük"ün Türklerin eline geçmesini engelleyen, Türkiye Cumhuriyeti"ni parçalayarak bir Kürdistan kurma düşü olan kişidir.
Halkı dinin elden gittiğine inandırarak Cumhuriyeti onlara yıktırmayı amaçlayan Şeyh Sait başkaldırısı bastırılıp hak edilen cezalar verilecektir ancak &#8220;Zaptedeceğiniz Türk topları, Türk tüfenkleri, Türk mühimmatı, size káfidir der.

Aynı yılın kasım ayında "Şapka Devrimi" ne karşı bir kıpırdanış olsa da hemen söndürülecekti; bir süre sipere giren devrim karşıtları Demokrat Parti iktidarıyla ortaya dökülecekler, Atatürk heykellerine saldıracaklardı.

Geride bıraktığımız yüzyılın son çeyreğinde ise türban bahanesiyle yerden ot biter gibi fışkıracaklar, her cuma namazı sonrasında alanlara döküleceklerdi.

Bu yeni yüzyılda taktiklerini iyice değiştirdiler, sabırla hareket ediyorlar, demokrasi ve insan haklarını çarpıtarak kullanmada ustalaştılar; bir yönüyle iktidardalar.

Artık Derviş Vahdeti'ler, Şeyh Sait'ler yok; şimdi Hoca Efendiler, Adnan Hoca 'lar, Fethullah Gülen Efendiler ve ötekiler işleri üstlendiler.

31 Mart'ın ve Şeyh Sait'in arkasında nasıl İngiltere varsa, günümüzdekilerin sırtlarının dayanağı da ABD.

1923 Devrimi'nin, 80 yıllık laik Cumhuriyetin taraftarları bu durum karşısında parça parça olmaya, "Gün ola harman ola!" diye beklemeye ne zaman son verecekler: Saidi Nursi Atatürke açıkça Deccal diyor, Milleti İslamı Protestan yapmak istediğinden bahsediyordu.
Cumhuriyet rejimi Hilafet'i 1924'te kaldırmış, 30 Kasım 1925'te de tekke ve zaviyeleri kapamış, tarikat faaliyetine son vermişti.
Oysa, Saidi Nursinin Deccal dediği Atatürk, İzmir Amerikan Kolejinde misyoner faaliyette bulunuluyor diye bu okulu tamamen kapatmış, hayatta iken Babı Alinin Misyonerle Mücadele Teşkilatı kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, İçişleri Bakanlığına çok sert çıkışarak, Amerikalıların Anadoluda Öksüzler Yurdu altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak bu talebin derhal reddedilmesini istemişti. Siirtli Molla Fethullah Efendi, Bediüzzaman bir cemaat kurdu. Bu cemaat Türkiye'yi aştı, Almanya'da var, Hollanda'da var, Amerika'da var. Öyle bir cemaat ki karıncayı çiğnemiyorlar.

Kimi seçeneklerin dile getirildiği şu sıralarda insan bu soruyu sormadan edemiyor. Halkının bağımsızlığı için mücadele eden ilericiler ile Halkını kul ve köle gören gericiler gericiler Bu ülkenin ilericileri güçlerini halktan alırlar; Pir Sultan gibi, Mustafa Kemal gibi.. Bu ülkenin gericileri güçlerini dışardan alırlar; Damat Ferit gibi, Vahdettin gibi ve günümüzde Fettullah Gülen gibi, Tayyip gibi Halkın manevi duygularını sömürerek çıkar elde ederler


emin_021.jpg

BURDAYIM 24.09.2008
Yürüdüm dağların en yücelerine
Güzellik kraliçesi ağaçlar içerisinden
Şafaklara ayçaya verdim kendimi
Böceklerin ötüşünü duyumsadım
Zifiri karanlık gecelerde uyudum
Kuşların nasıl uyandığını gördüm
Tavşanın yaylaktan nasıl döndüğünü
Karatavuğun yumurtlarken çırpındığını
Kayalıkta öpüşen güvercinlere imrendim
Sarmaşıklar gibi sevişen yılanları kıskandım
Ben hepsini anladım, onlar anladı beni
Ama siz, siz anlamadınız asla, seveni
Baharlı ormanlar, kızıl kirazlar gibi sevdiğim
Kanarak içtiğim gözelerin başındayım şimdi.


Sevgili Hayaletim...
Bazen bunalıyorum ve benden daha bunakları görünce de seviniyor sana iletme gereğini hissediyorum. Önce bunalımın tanımına ve tablosuna bakalım. Bunalım en kısa tanımı, olaylar karşısında çıkış yolu bulamama, yani çözümsüzlüktür.
Herhangi bir alanda iş yapılması gerekiyor. Ve biz kimiz? Kimin İçin? Nerede? Çok geç meden, belki de hiç başlamadan "olmuyor" demeye başlıyoruz. Fakat neden bunaldığımızı, neden başarısız olduğumuzu cevaplama ihtiyacı duymuyoruz. Bu soruları sormayı ve cevaplamayı belirsiz bir tarihe ertelediğimiz için herhangi bir adım atmıyoruz. Yaşamla gelişen mücadelenin sonucu dur. Bir düşünelim, yoğunluktan şikayet, mücadelenin gelişme sinden şikayet olmuyor mu? Yada bir iş yaparken düşünelim, yaptığımız işi kimin için, ne için yapıyoruz. Bu soruyu açık bir şekilde cevapladığımızda, halkımız, çıkarımız, örgütümüz için yaptığımız sonucu çıkacaktır.
Şikayet o zaman bunlardan şikayet olmuyor mu? Sızlanırken, olmaz-yapamam derken kim için mücadele ettiğimizi, düşünmediğimiz gibi, işi nasıl yapacağımızı da düşünmüyoruz. Aslında işi nasıl yapacağımız üzerinde biraz yoğunlaşıp, emek harcayıp düşünsek, bunalım nedenlerimizi ortadan kaldırdığımız gibi işlerimizin yolunda gitmesini de sağlayacağız.
En büyük sıkıntılarımızdan biri de emek vermeden, sabır göstermeden sonuca ulaşmayı istemektir. Düşünüp, yoğunlaşma, çalışma, üretme, kaynak ve olanak yaratma, hepsi emek gerektiren ve başarının olmazsa olmaz koşularındandır. Emekçi, fedakar yanlarımızın zayıf olmasından dolayı, daha işin başından "yapamam" demeye başlıyoruz. Yapamam dediğimiz anda kendimizi sorgulamamız gerekiyor. "
"Neden yapamıyoruz?" İnsan mı gerekli? Kaç kişiye sorduk? Kaç kişiyle konuştuk? Konuşmadık ise niye konuşmadık? Koşullarımızı ne kadar zorladık? Varolan imkanları harekete geçirdik mi? Unutulmamalı ki, hiçbir şey yaratılmaz, bulunmaz ve yapılmaz değildir. Kimse de bizden yapamayacağımız, bir şey istemez. Emek vermediğimiz için sonuç alamıyo ruz. Bu da bizim ruh halimize kadar yansıyabiliyor.
Emek vermeden iyi sonuç almak düzenin halkımıza vermek istediği "iş bitirici" kültürün yansımasıdır. Oysa yapmamız gereken iş ayrımı yapmak değil, her işi yapabilen, her işe koşturan olmaktır. Kendimizi aşmamız, yenilmememiz zaaflarımızdan arınmamız, emekçilik, fedakarlık ve kendi gönüllü çabamızla olacaktır. Ayak dirediğimiz, kendi zaafımızı görmediğimiz, emir ve talimatları yerine getirmeyip gerekçeler peşinde koştuğumuz sürece dönüşmemiz mümkün olmayacaktır.
Herhangi bir işe başlarken, plan-program çıkarır, hedefimize ulaşmak için çaba harcarız. Ancak belli bir mesafe kat ettikten sonra işler yolunda gitmemeye başlar. Çeşitli eksiklikler, hatalar, olumsuzluklar olabilir. Adeta tüm eksiklikler bizi kuşatmaya almıştır. Şüphesiz bir işi en kısa sürede ve istediğimiz gibi sonuçlandırmak en iyisidir. Ama şu ya da bu haklı bir nedenle böyle olmadığında ise sonucu belirleyecek olan ısrardır. Biz tüm ısrarı mızı yitiriyor, başarısızlıklara teslim oluyoruz. Hiçbir şey emeksiz kazanılmamıştır. Sıkıntıya gelememe de özünde emek vermekten kaçmaktır. Hepimiz biliyor ve söylüyoruz; inanç ve ısrar zaferde, kazanmakta belirleyici olacaktır
Hedeflerimize ulaşmadığımızda, çalışma tarzımızı sorgulamalıyız. Bu tarz plan, emek, disiplin, denetim ne kadar yer tutuyor, bunlara bakmalıyız. Belki sonuca ulaşmamada kendi dışımızdaki koşullar da neden olabilir. Ama bir çalışmadan sonuç alamamanın mutlaka bir nedeni vardır. Ve genellikle kendimizden kaynaklı nedenler bizi başarısız kılar. Bir konu üzerinde bilerek yada bilmeyerek, eksik noktalar bırakmak, yoğunlaşmamak çok ağır bedel lerle sonuçlanabilir. Birçoğumuza işin ayrıntılarını düşünmek ya zor gelir ya da önemsemeyiz. Önemsemediğimiz için önlemleri almayız. Ancak bu ayrıntılar, çok önemlidir ve üzerinde dikkatli bir şekilde durmamız gereken noktalardır. Hiçbir insan, hiçbir zaman zihinsel doyuma ulaşamaz. Mutlaka hepimizin bilmediği hususlar bulunacaktır.

ELEŞTİRİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.

Üçüncü Dünya ülkelerini emperyalizm, sömürgecilik, gerilik ve cehaletten kurtaracak araç, Batı toplumlarının koşullarında yeşermiş ideolojiler değil, tersine ezilen ülkelerin kendi kökenlerinden doğacak bir ideoloji olacaktır.

ANINDA HABER

HAVA DUMUMU

TÜRKÜ DİNLE

ANADOLUM CENET BİLİRSEN

İL İL TÜRKİYEM

NE KÖR NE SAĞIR OLUN; HABERDEN GIDANIZI ALIN

"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
İNSAN OLMAK!
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için."
W. Shakespeare

"Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır;
Düşünmeye zaman ayırın, başarının bedeli budur;
Sevmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur;
Etrafınıza bakmaya zaman ayırın,günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır;
Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur";
Goethe

ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın