|
İBADET
İbadet, ruhları yüceltir, aşağılılıklardan kurtararak yükseltir. Küllenmiş, atıl kalmış yeteneklerini geliştirerek canlanmasını sağlar. Temayüllerinin yeni bir yörüngeye doğru, maddeden manaya, dünyadan ahirete, sonludan sonsuza doğru değiştirir, arındırır, ayıklar, tüm çirkinliklerden, pisliklerden, atıklardan temizler.
İbadet, sonsuz emel sahibi insanı hesapsız düşüncelerin, şehevi arzuların kontrolünü sağlayan, gerçek bir kontrol mekanizmasıdır. İçten, dıştan tüm benliğini kaplayan pasalarını, kirlerini, bütünüyle temizleyen, kulun ibadetidir. Fezada yıllarca cehdetmeye rağmen, Rabb’ın arşına ulaşmak mümkün değilken, kolaylıkla varabilmenin, yüzleşebilmenin yolu: İbadettir.
İbadet, Allah’ın emirlerine imtisal, nehiylerinden içtinabdır. İbadetle akıl ve vicdan kuvvetlendirilir, terbiye ve takviye olur.
İbadet, dünya ve ahiret saadetine vesiledir.
İbadet, şahsi kemalatın vasıtasıdır.
İbadet, kul ile Rabbı arasında şerefli bir rabıtadır.
İbadet, dünyevi ve ahiret işlerinin tanzimindeki anahtardır. İnsan nebatat ve hayvanattan daha mümtaz yaratılmıştır; mümtaz özelliği, çeşitli arzu ve meyillerle donatılmış olmasıdır. Bu meyiller ve yetenekler: Şehevi arzular, akli yetenekler, öfke, şiddet eğilimleridir. Bu yetenekler tahdit edilmediği takdirde, zulüm ve tecavüzlere yol açabilecek tabiattadırlar.
İnsani ilişkilerde adalet olmadığı zaman, bu kuvvetler, haddi aşmak suretiyle zulme neden olurlar. Külli bir akıl yoluyla, her ferdin olmayan, yetmeyen aklını, durmayan arzularını sınırlandırır. İbadet külli aklın icra alanıdır.
İbadet, kulun yüzünü yaratıcıya çevirmeye, itaata, irtibata ve imtisala sevkeder. İtaatla mükemmel bir nizam altına girer; nizama uyumla hikmete vasıl olmuş olur. Hikmet ise sanat nakışıyla tebarüz eder.
İbadetin özü, ruhu: İhlastır. İhlas, ibadeti sadece emredildiği için yapmaktır. Eğer bir başka gaye, fayda ve maksat ibadete illet gösterilirse o ibadet batıldır.
Zülfü KILIÇ
DEVAMLI OLAN AMEL
Allah'n en sevdiği amel, devamlı olan ameldir.(Buhari ve Müslim)
Amelleri, belirli zamanlara ve mekanlara has kılıp, günümüz Müslümanlarında mevcut hastalıklardan olan Hıristiyanvari anlayışı terk etmeli. Zira Hıristiyanlar, ibadeti pazara ve kiliseye hasretmişlerdir. İbadet, bu zaman ve mekanın içerisine hapsolunmuştur. Hapsolunduğu sınırları aşamadığı için, insan davranışlarını yönlendirebilecek, etkileyebilecek bir tesirden uzaktır. Zaten bu sınırlandırma yapılırken istenen, mabet dışında, mefsedet ve fuhşiyattın seyrine engel olmamaktır.
Günümüzde ibadetler, sadece camiye, belirli kandil günleriyle, ramazan ayına sıkıştırılmaya çalışılarak, topulmsal etkinliği sıfırlanamya çalışılmaktadır. Halbu ki ibadet, insanın tüm davranışlarında mevcuttur; onu çekip almakla ruhu, manayı maddeden koparmak gibi elim bir netice husule gelir.
Dolayısıyla ameli, belirli bir zamanda yoğunluklu ifa edip, diğer zamanları nefsin ve şeytanın icra alanına terk etmek kabullenilecek bir husus değildir.
Ameller süregen ve insan gücünün kaldırabileceği ağırlıkta sürdürülmesi asıldır.
|
|
NASİHAT
Din nasihattır.(Müslim)
Nasihatı, uyarıyı, ikazı nefsimize yediremez hale geldik. Nasihat verenleri alaya, istihzaya alır olduk. Onları küçümsemeye ve işlerimize burun sokan insanlar olarak değerlendirdik.
Nasihat edenlere, anlattıklarını bildiğimizi ima ettik veya ikrar eyledik. Peki ne değişti? Bizdeki tekebbürü, bizdeki yalnızlığı ve maddeperestliği daha da kesifleştirmedi mi? Daha da derinleştirmedi mi?
Nasihat dinin özü, yani kendisidir. Din nasihatlarla kökleşir, sağlamlaşır, rayına oturur. Nasihat, kalben üzüntüsünü dostun, arkadaşın, akrabanın uçuruma yuvarlanmasına gönlün duyduğu elemin bir işaretidir. Yani şefkat, merhametin bir özelliğidir nasihat. Nasihat ısırılmasın diye kuduz köpeklerce, dostun eline sopa vermek; düşmesin diye yardan, uçurumdan, sırtına halat bağlamak; boğulmasın diye denizlerde, can simidi atmaktır.
Nasihat, fedakarlıktır. Nasihat, kalbin merhamet pınarlarından fışkıran, susamışlara sunulan, susuzluğu gideren şifalı bir sudur.
Nasihat kırmadan, dökmeden, celbederek, tatlı ve yumuşak lisanla dine bir çağrıdır esasında.
Nasihat, Allahın yeryüzü hakimiyetini sağlamak için, İblis ve avenelerine açılmış bir savaştır. Bu savaşın hoperlörleridir, her yana, her zamana ulaşan.
|
|
|
AHLAK
Cenab-ı Hak yeryüzünde topraktan bir beşer yaratacağını söylediğinde meleklerin Kan dökecek birilerini mi yaratacaksını?tarzında tereddütlerine sebep olmuştu. Beşer olmanın gereği, bu tür isyankarlık ve süfli şeyleri barındırması sebebiyle o nurani yaratıklarda tedirginlik husule getirmişti. Yani beşer, çamurun alçaklığında belirginleştiğinden, Allahın ruhu ise insaniliği ifade etmektedir.İşte insanı beşeriyetten ve beşeriyetin hayvaniliğinden yücelten, insani vasıflara sahip olmasıdır. Bu da ahlaklılıkla temayüz eder. Zira ahlak, insan olmayı sağlayan yegane unsurdur. Seciyesini yüksek ve güzel ahlak üzerine eğiten, terbiye eden kimse gerçek kazanç elde edendir.
İnsan olmanın temelinde ruhsal olgunluk ve ahlaken kamil olmak yatar. Ahlaklılık insanın güzel yönleriyle hatırlanmasında en nadide özelliğidir. Ahlaklı yapısıyla diğerlerinden, sıradanlıktan ve basitlikten sıyrılarak rüchaniyete ulaşır. Seçkin özelliğiyle en yüksek makama çıkar. Ahlaklı insan nur saçan bir kandildir; her şeyi kendisine cezp eder. Tatlı, albenili yapısıyla insanlar nezdinde ayrı bir hoşnutluk kaynağıdır. Allah’ın yanındaki rütbesi ise, tahmin edilemeyecek kadar yücedir. Ahlaksızlık ise, kerih görülen ve kendisinden vebalı gibi kaçılan, bulaşması muhtemel bir mikrop gibi uzaklaşılan çirikinliklerdir.
Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: Müminler arasında imanca en kamil olanı, ahlakça en güzel olanıdır; en hayırlınız da ailesine hayırlı olandır.(Tirmizi. Rada 11; Ebu Davud, sünnet 16) Güzel ahlak, müminin güneşi, karanlıklarını aydınlatan rehberidir. Yaşayan Kuran olan peygamberimizin ahlakı, müminin örnek alması gereken asıl ahlaktır.
Diğer bir hadislerinde peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Kıyamet günü, müminin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teala hazretleri çirkin, düşük söz (ve davranış) sahiplerine buğzeder. (Tirmizi, birr 62; Ebu Davud, edeb 8)
Bir babanın evladına bırakacağı en değerli hazine, miras güzel ahlak ve mükemmel bir terbiyedir. Bu hazineler asla bitip tükenmezler. Ebedi saadeti, sevinci sağlamakla insana dareyn mutluluğu bahşederler.
Zülfü KILIÇ
|
|
KUR'AN-I KERİM OKUMAK
İnsan yaşamında sürekli bir okuyuş serüveni yaşar. Gazete okur, ders kitabı okur, sevdiği, hoşlandığı roman hikaye , fikir kitapları okur. Bu okuyuş hikmeti, mutluluğu arama uğraşısıyla atbaşı gider. Okurken satır aralarında, arkaplanda saklı olan özlemini duyumsadığı, hasretinden tutuştuğu hikmetin, saadetin aslınad bir arayışı, bir çabası vardır. Okunan mevkutelerin kıymeti, onu kaleme alanların bilgi birikimleri ve kapasiteleriyle orantılıdır. Kalem sahibinin vermek istediği kendi dünyası ve ufkuyla ancak sınırlıdır. Beşeri istidatların ulaşabileceği sınır ise, yaradanını ilim hazinesinden ancak bir damlaya tekabül eder. Hal böyleyken yaratılmışların ürünleriyle, yaratıcının kitabını aynı mizanda tartmak ve aynı kefeye koymak mümkün müdür? Hal böyleyken Kuran okumayı diğer kitap okumaları ile bir tutmak nasıl bir abesle iştiğal etmek olduğunu akıl sahibi ancak idrak edebilir.
Kur'an okuma sıradan okumaların dışında, efendiye karşı kölenin, sahibe-malike karşı memlukun tavranıdan öte bir davranış olamaz. Özellikli bir okuma, huşu, hudu, içerisinde bir duruşla sağlanabilir. Kur’an okuma bu saygı dolu iklimde irkilmeyle yağmurları, bereketi yağdırabilir. O, hayat veren, yol gösteren müjdeci, inzar edici yol işaretleriyle bir rehber olarak okunmalıdır.
Rasulullah şöyle buyuruyor: Kur'an okuyan ve bu hususta mahareti olan kimse mukarreb meleklerle beraberdir. Kur'an'ı kekeliyip zorlukla okuyan kimseye iki kat ecir vardır. (Buhari-Müslim)
Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir. (Buhari)
Meleklerle dostluk, nurani yaratıklarla muhabbet, insanını ağırlıklarının hafiflemesine, kirlerininin temizlenmesine vesile; Meleklerle yarenlik günahların karanlık ortamından ışıklı bir dünyaya yükselmeye, semaya çıkmaya sebeptir.
Rasulullah buyuruyor ki: Kur'an oku da yüksel. Okuduğun nisbette cennet basamaklarından yukarı çık. Dünyada tertil ile okuduğun gibi cennettede öyle oku. Senin cennette yerleşeceğin yer okuduğun ayetin son noktasıdır. Ne kadar okursan o kadar yükselirsin. (Ebu Davud ;Tirmizi)
Yüceliklerin sırrı, yükselemenin ana noktası, mihveri, ekseni Kur'an okumaktır. Hem lafzen, hem manen Kur’an okuma, ruhsal arınmaya, ruhsal irtifaya yol açmakla rahmanın rahmet kapıları sonuna kadar açılıp güzelliklerini insanın önüne açacaktır.
Rasulullah buyuruyor ki: Herhangi bir cemaat bir evde toplanıp Kur'an-ı Kerim'i okur aralarında mukabele ederler, kalpleri sükunet bulur, rahat ederler. Allah'ın rahmeti onları kaplar. Melekleri onları kuşatır. Allah-u Teala da onları kendi nezdindekiler arasında zikreder.(Müslim)
Allah'n zikrine mahzar olmak ne büyük saadet! Ne büyük kazanımdır!
Allah'ın kelamını ona değer vererek sürekli zikrederek, sürekli yaşamın içerisinde hakim kılarak, her an, her zaman hatırlamak ve onun emirlerini anımsayarak ona layık olamaya çalışmakla kur an okuma eylemi hakkıyla gerçekleştirilmiş olunur.
|
|