bismillahirrahmanirrahiym mp3 Mevlana ELDEŞ Eldes Konya türkçe müzik anadolu Türkiye sevgi beycom pıralı Ilgın dibekköyü nodalar höyük boztepe aşk love naturalvillage
 

  MAKALE "ELDEŞTE HAYAT"

 

 Makale
Değerli hocamız ve köylümüz sn. Prof. Dr. Necdet Aral bey'in Eldeş'te yakın döneme, yaklaşık 1980 lerin sonlarına kadar olan gündelik hayatın ve ekonomik ve sosyal yönleri ile kapsamlı bir analizini yaptığı Eldeş tadında hatıraları ile süslediği güzel bir makalesi.

 

  ELDEŞ’TE EKONOMİK VE SOSYAL HAYAT

 

 Prof. Dr. Necdet AralProf. Dr. Necdet ARAL
Çocukluğum ve ilkokul yıllarım Eldeş’te geçti. Bu yıllarda yani 1950 li ve 1960 lı yıllarda Eldeş’te yoğun bir şekilde tarım ve hayvancılıkla uğraşılırdı. Eldeş yaklaşık 200 hane lik bir köydür. Her aile geçimini tarımdan sağladığı için işleyebileceği kadar, yani ailelerin kendine ait 50 dönüm ile 200 dönüm arası büyüklüğünde tarlası bulunmaktaydı. Eldeş’in çevresindeki Bulcuk, Kembos, Sadık Köyü ve Mahmuthisar gibi köylerde de genel de en fazla bu miktarlarda arazileri olan çiftçiler vardı ki yaşam tarzı tarım ve hayvancılıkla meşgul olan insanların gelenekleri üzerine kurulmuştur. Kendi geçimi için tarlasını işleyen, hanesinin ihtiyacını karşılamak için küçük ve büyükbaş hayvan besleyen, üretiminin ihtiyacından fazlasını pazarda satan yaşam tarzı 1950 li ve 1960 lı yılların Eldeş ve çevresindeki köylerin durumunu göstermektedir.
 Eldeş Evleri, iki katlı kerpiçten yapılmış düz damlı bahçeli evlerdir. Giriş katında hayat, sarpın, ahır ve samanlık bulunur, ikinci katta, oturma ve yatma odaları, mutfak olarak da kullanılan kayıt odası ve çardak bulunur. Giriş kattaki Hayat’ta bulunan ahşap merdivenlerle ikinci katın Çardak’ına çıkılır. Oda kapıları çardak’a açılır. Ayrıca Çardak’tan bir kapı ile ahırın damına ve oradan da ahşap merdivenle ikinci kat damına çıkılır. Evin girişi yola, arkası da bahçeye bakar. Yaz mevsiminde bu bahçelerde ve köyün yakınındaki sulanabilen harımlarda evin ihtiyacı olan salatalık, patlıcan, biber, domates, fasulye, mısır, soğan, patates, pırasa, turp ve lahana gibi sebzeler ve yine bakımı ve sürekli korunması kolayca sağlanabildiğinden evin araksındaki bahçelerde erik (üzüm erik, bardak erik, Akşehir eriği), elma, kaysı, vişne, ceviz, dut ve armut gibi meyveler yetiştirilirdi. Kavak ve söğüt bu bahçelerin ve Eldeş köyünün meyvesiz ağaçlarındandır. Bu sebze ve meyvelerin yaz mevsimlerinde tazesi, kış mevsimlerinde de kurusu yenmektedir.
 Eldeş’te büyük çiftçi yoktur. Eskiden de yoktu. 1950 li ve 1960 lı yıllarda her aileye ait işini gördüğü bir çift at ve bu atların çektiği at arabası bulunmakta idi. Öküz yada manda koşanlar da vardı. Bir ailenin nüfusu anne, baba ve çocuklar da dahil olmak üzere 5-7 kişi arasında değişmekteydi. Ailenin her ferdi kendi işinde ve tarlasında çalışırdı.
Kış mevsiminde, mesela bizim 25-30 adet küçükbaş keçi ve koyun ve süt almak için de mandamız vardı. Köyde mandası olan aile çok sayıda değildi. Ancak çoğu aile bir veya iki adet inek beslerdi. Süt, yoğurt, yağ ve peynir ihtiyacını karşılamak için inek ve manda gibi büyükbaş hayvan ile koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvan beslerdi. Ayrıca yumurta ihtiyacını karşılamak için de tavuk beslenmekteydi. Aralık, Ocak ve Şubat aylarında tam kış ve yoğun kar yağışı yaşanır ve kar uzun süre kalırdı. Bu süre içinde büyükbaş hayvanlar ahırda, küçükbaş hayvanlarda Hayat’ta tutulur, köyün ortak sürüsü yayılmaya gitmezdi. Büyükbaş hayvanların sabah saatlerinde su içirmek üzere her sokakta olan köy çeşmelerine götürmek üzere ahırdan çıkarılır, ahırlar temizlenir ve ahırdaki batmalara saman ve yem konur, sudan dönen hayvanlar bu saman ve yemi yiyerek beslenir, aynı işlem akşam saatleri de yapılır, gece aile uyumadan önce ahırdaki hayvanlara tekrar saman ve yem verir. Gece saatlerinde yatmadan önce ahıra bakmak ve hayvanlara saman yem vermek için evde oturma odasında bulunan gaz lambası kullanılırdı. Çocukluk dönemimde gece ahıra bakma işini hiç sevmezdim. Çünkü ahıra bakmaya giderken lamba tutma işini bana yaptırırlardı. Kış mevsiminde bazı günler gündüz saatleri, küçükbaş keçi ve koyunlar köyün ortak sürüsü ve çabanı ile, kısa sürede olsa her yer karla kaplı olduğundan dolayı, köyün güneyinde olan ormana götürülür ve ormandaki ağaçlardan beslenmesi sağlanır, ayrıca yaz mevsiminde toplanarak samanlığa depolanan, saman ve otlardan kışın yayılmaya gitmeyen hayvanlara verilir. Yaz mevsiminde, büyükbaş hayvanlar köyün ortak sürüsü ile mera ve otlaklara yayılmaya gider, süt verenler akşam eve gelir ve sütleri sağılır, diğerleri köyün girişindeki “Eğrek Yeri”inde bulunan “Tokat” ta tutulur, sabah evlerden gelen hayvanlarla birlikte tekrar yayılmaya götürülürdü. Koyun ve keçi ise tarla gübrelemek üzere gece herhangi bir tarlada yatırılır, gündüzleri sıcakların bastığı öğle üzeri de köye yakın bir tarlada yatırılır, ve evde bulunan evin hanımı bu koyun ve keçileri sağmak için gider bakır “Kova” veya “Sitil’e sağarak süt alırlar. Bu sütten, ve akşam evde sağdıkları manda ve inek gibi büyükbaş hayvanlardan aldıkları sütü karıştırarak veya ayrı ayrı yararlanarak yağ, kaymak, yoğurt, peynir ve keş elde ederlerdi. Her aile, Temmuz ayında küçükbaş hayvanlarının derisi içine bastıkları taze peynirleri, Kembos Köyünün yakınında bulunan “İn” (mağara) içine bırakır ve Ekim ayı sonunda “Tulum Peyniri” olarak geri alırlar. Bu tulum peyniri doğal depoda durmasından dolayı çok lezzetli olurdu.
Kış mevsiminde kar yağdığı için herkes vaktinin çoğunu evinde geçirirdi. Erkekler köy odalarında ve köy bakkalında vakit geçirirken hanımlar ev işleri ile genç kızlarda kaneviçe ve oya yapar, çeyiz hazırlar, yün ve tiftikten ip yapar, kazak ve çorap örerlerdi. İlk Okula gittiğim dönemde uzun Kış gecelerinde ders çalışırken gaz lambasını çeyiz yapan ablalarımla paylaşırken hep kavga ederdik. Annem yemek yapardı, evi temizler, ip yapar ve çorap örerdi. Babam da ahırı temizler, küçük-büyükbaş hayvanlara saman ve yem verirdi, bu işe ahıra bakma” denirdi. Ayrıca evin ve ahırın damında biriken kar tahta kürekle kürer ve dış kapının önünde ocakta ve sobada yakılacak odun ve kütükleri kırardı. Akşamları da köy odasına giderdi. Köy odasından döndükten sonra uyumadan önce babam bir yufkanın içine tuluk peyniri koyarak yerdi, bende kendisine katılırdım. Bazı akşamları anne veya ablalarım, mısır patlatır, buğday ve kenevir kavururlar kış akşamları çerez olarak bunları yerdik. Bazı akşamları da, buğday ve mısır göllesi yaparlardı. Göllenin içine kenevir tohumu da konurdu. Bayramlarda da haşhaşlı “Kömbe” ve “Sacarası” çok sevdiğim ekmeklerdendi. Ekmek yapmak için tandır bulunur, tandırı mahalledeki komşular ortak yakar ve en az 20-30 günlük ihtiyacı karşılayacak kadar yufka ekmeği hazırlanır, bu ekmek kurutulur, her gün yemek vakti ihtiyaç kadar sulanarak yumuşak hale getirilir ve sofraya konurdu. Tandır yandığında, yufkanın yanında yumurtalı börek, keşli börek, otlu börek ve katmer de yapılırdı. Kış mevsimleri, sofralarda bulgur pilavı ve turşu hiç eksik olmazdı, bunlar evlerin baş yemeği idi. Yine yaz mevsiminde kurutulan, domates, biber, patlıcan, beçikulağı, yaprak sarması, biber ve patlıcan dolması zaman zaman pişirilir. Küçük topalak ve Koca topalak da çok sevdiğim yemeklerdendi. Sütlaç, pancar pekmezi, tatlı olarak sofralarda bulunurdu. Ayrıca bizim arı kovanlarımız vardı, evin bir köşesinde bu kovanlardan Ekim ayında aldığımız ve küpe koyduğumuz bal bulunurdu. Tüm bu kışlık gıdaları yaz ve güz mevsiminde her aile kendi imkanları ile kendi tarlasından ve kendi çalışarak hazırlar, başkalarına herhangi bir ödeme yapmazdı. Yaz mevsiminde yetiştirilen, pırasa, turp ve lahana evin bahçesinde toprağa gömülür, kış mevsimi topraktan çıkartılarak temizlenir ve sofralara konurdu. Kış mevsimi, Ocak ve Şubat ve Mart aylarında önce koyunlar sonra da keçiler yavru yaparlar. Bizim evin soba yanan oturma odasının bir köşesinde taze yavruların kalabilecekleri bir yer yapılır. Kuzu ve oğlaklar burada bir müddet tutularak büyümeleri sağlanır. Büyüyen kuzu ve oğlaklar ikinci kademede sarpın’ın bir köşesinde ( biz hep bitek derdik) tutulur, taze kuzu ve oğlaklar sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez annelerini emmek üzere yanlarına bırakılır. Bu işi hayattaki küçük baş keçi koyunlarla ilgilenen babam yapardı. Koyun, keçi ve Manda yavruladığında ilk sütü sağılır, yavrularına verilmezdi. Bu ilk süt koyu olur ve “ağız” denir. ağzı ekmekle birlikte çok severek yerdik. Evlerin tabanı toprak, tavanı da ağaç ızgara üstüne kamış kaplanır ve üzerine çorak konarak düz damlar elde edilmektedir. Yaz mevsimi düz damlarda sebze, meyve kurutulur, bulgur, buğday ve makarna serilerek kurutulur.
İlkbahar mevsiminde, kar kalkmışken büyük ve küçükbaş hayvanlar sabah ortak sürüye katılarak çobanı tarafından yayılmaya ovaya veya ormana götürülür, akşamları da evlere geri döner, yaz mevsiminde ise hem büyük baş ve hem de küçük baş hayvanlar evlere gelmezdi. Nisan yağmurları topraklarda, tarlalarda tav yapar, ekim ayında ekilen ve kış gelmeden filizlenen buğdayı ve haşhaşın büyümesini sağlar. İlkbaharda ayrıca, yazlık buğday, arpa, pancar ekilir. Ayrıca evin bahçesine fasulye, mısır, pırasa, soğan da bu mevsimde ekilir. Fide olarak yetiştirilen, biber, patlıcan domates de yine evin yakınında bahçeye veya köyün yakınında harım denilen ve sulanabilen tarlalara ekilir. Tarlaların ve Ev bahçelerinin sulanması Kembos’tan çıkan ve Eldeş köyünün ortasından geçen akarsudan alınan ve topoğrafyası uygun olan yerlerde hendeklerle bahçe ve tarlalara cazibe ile getirilen su ile yapılır. İlkbahar kış aylarına göre biraz daha hareketli olur. Kadınlar haşhaş ve pancar çapasına giderler aynı zamanda sebzelerin dikilmesi, çapalanması ve bakımını yaparlar. Erkelerde, tarla işleri, pancar ekimi, nadasa kalan tarla sürülmesini yaparlar. Ayrıca mayıs ayı içinde çift süren atların taze ot yemesi için mezarlık bahçesinde veya ovada akarsu kenarında tarlası olanların akarsu ile işlenen tarlası arsında kalan alanlardaki taze otları atların beslenmesi için gece-gündüz ayaklarından bağlanmış ve sikke ile yere çakılmış zincirlerle atların sabit kalmasını ve taze ot yemesini sağlamak maksadı ile kamp kurarlar. Bu köyün mezarlığının mezar olmayan yerlerindeki alanlar için muhtarlığa gelir sağlamak maksadı ile bir bedel karşılığı kiralanarak yapılır. Akşam üstü sürüden eve gelen büyük ve küçük baş hayvanların takviye beslenmesi için alanlardan ve meralardan topladıkları taze otları eve getirir ve hayvanlara akşam beslemesi yaparlar. Yine bu dönem ve güz dönemi Eldeş kısmen bir dağ köyü olmasından dolayı, yemek pişirmesinde ve kışın soba yakacağı olarak ormandan eşeklerle getirilen odunlar kullanılırdı. Her ailenin bir eşeği olur ve bu eşekle ilkbahar ve sonbaharda erkekler boş günlerinde dağa giderek hanenin ihtiyacı olan odun getirirlerdi.
Evde herkes çalışır. Evin annesi, yemek ve ev işleri yapar, baba, çift sürer, akşamları ahır ve hayvanlara bakar, kadınlar genç kızlar çapaya gider, çocuklar kuzu ve oğlakları gündüzün otlatmak üzere harman yerlerine, mera ve tarlaların arasında sınır olarak bırakılan alanlara götürerek yetişen taze otlarda yayılmasını sağlarlar. Bu arada Mayıs ayı sonu ve Haziran ayında da bahçeler, harımlar ve haşhaş pancar sulanması yapılır. Haşhaşlar da haziran ayı sonuna doğru yeşil haşhaş kellelerinin afyon alınması için çizilmesine başlanırdı. Bir hafta on gün haşhaş çizme ve afyon sıyırma işi devam eder. Haşhaş kellesinden sıyrılan afyon satılarak haneye para girdisi sağlanırdı. Bu sırada buğdaylar büyümüş ve başakları ütme olmuştur. Ütme buğday başaklarının kuruma aşamasının bir ön safhası olup kopartılarak hafif ot ateşinde ütülmesi ile taze buğday tanelerinin közlenmesi sağlanır ve çerez gibi yenir. Afyonu sıyrılmış ancak daha kurumamış kelle içinde bulunan taze haşhaş tohumları ile ütülmüş buğday taneleri ile karıştırarak yenir ve çok tatlı bir lezzet verirdi. İlk Bahar mevsiminde beçikulağı(madımak), taze pancar yaprakları, ebegümeci, ısırgan otu ve labada gibi otlardan tazesinin, kurutularak da kış mevsiminde yemekleri yapılırdı. Günümüzde de böyle yapılmaktadır.
Yaz mevsiminde, Haziran ayı sonunda arpaların büyüyerek kuruduğu ve biçilmeye başlandığı, arkasından da buğday, yulaf, çavdar gibi ekinler biçilmektedir. Ekinlerin biçilmesi 15-20 gün sürer. Baba ve büyükler sabah güneş doğmadan Angıç’lanmış at arabası ile tırpan, orak ve tırmıkları alarak ekin biçecekleri tarlaya giderler. Annem da yemekleri hazırlar, ben ve benim gibi çocuklarda , eşeklere heybe gözlerine konmuş, yemekleri alır kuşluk vakti tarlaya götürürdük. Sabah yemeği ve öğle yemeğini birlikte götürülürdü. Yani ailede herkes çalışır. Evde anne, tarlada baba ve çocuklar hep çalışırlar. Babam, tırpanla kurumuş ekin biçer, ablalarım arkasından biçilen sapları deste yapar ve desteleri yığın yaparlardı. Büyük ağabeyim de tırmık çekerdi bende onların zaman zaman istedikleri arabanın altında veya tarlada bulunan bir ağacın gölgesinde duran testiden içme suyu verirdim. Bazen imece usulü ile veya gündelik ödeyerek tırpancı tutardık. Çünkü iki ablam deste yapma ve yığın yığma işini yaparken babam bunlara yeteri kadar biçme işlemini yetiştiremiyordu. Bu yüzden de ablalarım da tırpan biçmeye başladılar. Önce biçerek yeteri miktara ulaşınca biçme işini bırakıp deste ve yığın yapmaya geçerlerdi. Hatta bu yüzden kadın ve kızların tırpan kullanmaları alışık olunmayan işlerden olmasından dolayı komşular ablalarımı gıbte ederek ailemizi kınarlardı. Yaz mevsiminde 15 gün biçme, 15 gün biçilen tarlada yığın olarak duran sapların harman yerine taşınması ve yaklaşık bir ayda harman yerinde düğen sürme ve harman kaldırma işleri sürerdi. Harman yerinde tınaz hale getirilen buğday, arpa ve yulaf yığınları, Eylül ayı gelince ve mevsimsel olarak da rüzgarların başlamasıyla savrulmaya başlanır. Saman ve taneler birbirinden ayrılır ve akşama kadar savrulan harmanların akşam üzeri kalburdan geçirilerek çuvallara doldurulup akşam üzeride arabaya yüklenerek eve getirilip sarpına konurdu. Evin ihtiyacı olan miktar bırakılır, geri kalan kısmı, ya Toprak Mahsulleri Ofisine yada, serbest piyasada Ilgın Pazarında zahireci tüccarlara satılırdı. İşin çok ve yoğun olduğu zamanlar babam ve ağabeyim harmanda yatardı. Her sene farklı miktarlarda sapımız ve buna bağlı olarak da ürünümüz olurdu. Nohut ve kuru fasulye de Ağustos sonu Eylül başı tarladan yolunarak harman yerine getirilir. Harmanyerinde iyice kuruyan nohut ve fasulye de düğen sürülerek tanesi saptan ayrılır, harman yapılır, kuru fasulye ve nohutlar da savrularak samandan ayrılır, hanenin ihtiyacı kadar evde bırakılır, gerisi pazarda satılır ve para girdisi sağlanırdı. Samanı ise kış mevsiminde koyun ve keçilere ot olarak yedirilirdi. Sonbahar mevsiminde, harmanlar kaldırılır, pancarlar sökülür, ve Konya Şeker Fabrikasına gönderilmek üzere Ilgın’a istasyona getirilirdi. Bahçelerde ve harımlarda olan, sebze ve meyvelerin fazlaları toplanır, kış mevsiminde yenmek üzere kurutulur, ve yine unluk buğdaylar çayda yıkanır ve düz damlarda kurutulur, köyün üst kısmında olan Aşağı Değirmen veya Yukarı Değirmende öğütülürdü. Bazen Dibek Değirmenine veya Mahmuthisarı Köyü’nde bulunan değirmenlere götürülerek kışlık unlar hazırlanırdı. Bu değirmenlerden bir tanesi de güz mevsiminde bulgur öğütmek için ayrılırdı. İyi kalite bulgurluk buğdaylardan bir hane için 5-6 kile yıkanıp bulgur kaynatılır, yine damlarda veya harmanyerlerinde kurutulur, ve değirmende bulgur olarak öğütüldükten sonra yine evin damında tekrak güneş ışığında kurutulur, kalbur ve elekten elenir, kalbur üstünde kalan iri tanelere “irmik” denir, ince elek altında kalana da “Pıtpıt” denir, bu ikisinin arasında kalan ise normal bulgur olarak ayrılır. İrmik’ten çorba yapılır, Pıpıt’tan Küçük ve Koca topalak yapılır, bulgur dan da bölgede temel yemek olan “Bulgur Pilavı” yapılır. Bu mevsimde ayrıca pancar sökümü sırasında ayrılan iri pancarlar eve getirilerek, dayanabildiği süre kadar bekletir, bu süre içinde zaman zaman patates haşlaması gibi kaynatılarak tatlı yerine yenirdi. Ama mutlaka eve getirilen pancarlar pancar pekmezi yapılır, Kış mevsiminde bu pekmez, her sabah kahvaltıda sofraya, tulum peyniri ile konurdu.
Son bahar mevsiminde yağmurlar yağmaya başlayınca, toprakta tav oluşur ve buğdaylar ekilir. Yağmur yağmamış veya gecikmişse toprakta tav yapmak için tarlalar sulanır. Buna gönen denir, ve sulanan tarla birkaç gün içinde tav oluşur buğday ekilirdi. Gönene ekilen buğday daha verimli olur. Yine bu mevsimde, nadasa bırakılacak tarlalar sürülür, dağdan kışlık odun getirilir, ve kış hazırlıkları yapılırdı.
Pazartesi günleri Ilgın da haftalık Pazar kurulur, Eldeş’ten, at arabaları veya eşek ile pazara gidilir. Kembos ve Baramuslu gibi komşu köylerinden de pazara gidenler bir gün önce eşekleri ile Eldeş’e gelir, akşam köy odasında kalır ve ertesi gün Ilgın’a pazara gider dönerken tekrar Eldeş’te odada kalır ve üçüncü gün köyüne dönerlerdi. Bu köylerde yaşayan insanların, pazara gidip gelmeleri 2-3 gün sürerdi. Pazardan, tuz, gazyağı, kibrit, ayakkabı, elbiselik kumaş, basma ve meyve, kuru üzüm, şeker alınırdı. Genelde köylü parayı bu tür ihtiyaçları için harcar. Para girdisi ise, harmandan kaldırdığı nohut, kuru fasulye, buğday, arpa, yulaf ve çavdar gibi ürünlerin fazlası ile afyon ve pancarını satarak elde ederdi. Dolayısıyla 1950 li ve1960 lı yıllarda orta halli bir köylüye para girdisi fazla ve çıktısı azdı. Artık parası kalmakta idi, bu para ile de ya tarla yada küçük veya büyükbaş hayvan alırdı. Bizim bu yıllarda Bulcuk köyünden, bulcukların tarlası, Mahmuthisar’lı birisinden Pabuçcu tarlası ve Ilgın yolu üzerinde İğdeler mevkiinde bulunan Kolsuzun tarlası Ilgında yerleşik birisinden satın alınmıştır.
2000 li yıllarda Eldeş Köyünde sosyal hayat Türkiye’deki genel değişimin, çağın iletişim araçlarının ve ulaşımın kolay olmasının etkisiyle 1950 lı ve 1960 lı yıllardan çok farklıdır. O yıllarda kapalı bir toplum olan kırsal kesim şimdi değişime ayak uydurmaktadır. Ancak bu bölgede gelişme hızlı bir şekilde olmamıştır. Sadece Ilgın Şeker Fabrikasının 1980 li yıllarda kurulmasından sonra bir gelişme olmuş ancak yerel sanayileşmenin etkisi çok büyük olmamıştır. Köylerde yaşayanların çoğu, Ilgın ve Konya’ya giderken bir kısmı eğitim ve iş bulma maksadıyla İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlere gitmiştir. Miras yolu ile araziler parçalanmış ve toplu arazi hemen hemen hiç kalmamıştır. Bu yüzdende çiftçilik oldukça zorlaşmıştır. Mesela ben İlk Okulu 1961 yılında Köyümde bitirdim ve eğitim için İstanbul’a geldim ve eğitimim tamamladıktan sonra bölgeme tekrar dönmedim. Çünkü bölgede yapabileceğim beni meşgul edecek seviyede iş yoktu.
Günümüzde Ilgın ve çevresindeki sürdürülebilir ekonomi ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Sanayileşme, turizm, eğitim ve diğer sektörler ikinci ve daha sonraki derecelerde görülmektedir. Bölgenin hızlı değişimi ve kalkınması aşağıdaki projelerin gündeme alınması ve uygulanması ile mümkün olabilecektir. Bu projeler;
Ilgın ve Çevresinde ağırlıklı olarak uğraş alanı ve alışık olunan iş ve meslek tarım ve hayvancılıktır. Bu bakımdan çağımızın tarımda yeni açılımı organik tarımdır. Ilgın ve Çevresinde “Organik Tarım”a geçilmesi önemli bir projedir. Çevre zaten tarımla uğraşmaktadır, 1950 li ve 1960 lı yıllarda bilinçsizce yapılan organik tarım, günümüzde bilimsel yapılması ve yaygınlaştırılması bölge kalkınması için çok önem arzetmektedir.
Bölgede hayvancılık da çok önemli hale getirmiştir. Çünkü yıllardır, bölgenin en büyük hayvan pazarı Ilgın’da kurulmaktadır. Hayvancılık bölge insanının senelerdir uğraştığı ve alışık olduğu bir alan olmasından dolayı, hayvancılığın geliştirilmesi ve iyileştirilmesi sürecinde çok büyük zorluklarla karşılaşılmayacaktır. Bu bakımdan bölgede “Organize Besi Sanayi Bölgesi”nin kurulması ve sadece besi hayvancılığı değil aynı zamanda “Organik Besi Hayvancılığı” da yapılabilecektir. Yine bu Organize Sanayi Bölgesinde “Et ve Süt Ürünleri İşleme Entegre Tesisleri” nin kurulması bölgenin kalkınması için en önemli projelerden birisidir.
Ilgın kaplıcaları tarihi önemi olan bir kaplıcadır. Hem Evliya Çelebi gibi tarihçilerin bahsettiği ve hem de Mevlana gibi dini liderlerin özenle bildirdikleri kaplıcalar, turizm açılımı için önem arzetmektedir. Mevcut kaplıca tesislerinin hitap ettiği bölgesel müşterilerin yanında ulusal ve uluslararası müşterilere ve turizm sektörüne hitap edecek beş yıldızlı “Termal Tesisler” bölge kalkınmasına önemli katkı sağlayacaktır.
Konya Selçuk Üniversitesine yakın olması nedeni ile Ilgın’da, “Veterinerlik Fakültesi”, “Ziraat Fakültesi”, “Eğitim Fakültesi” ve Ilgın Kaplıcalarına dayalı “Sağlık Fakültesi” gibi eğitim kurumlarını içine alan bir kampus olmalıdır. Yukarıda belirtilen projelerin uygulanması ile Ilgın ve Çevresi kalkınacak, bölge insanının sosyal ve ekonomik açıdan gelişmesi sağlanabilecektir. Bu bakımdan yerel yöneticilerin, yerel politikacıların ve bölgesel etkinliği yüksek olan kişilerin bu projelerin uygulanması ve hayata geçirilmesi için katkı sağlamaları, hem bölge insanı ve hem de Türkiye için önem arzetmektedir.
(16.04.2006)
 Prof. Dr. Necdet Aral
 Hocamıza gönülden teşekkür eder, diğer Eldeşli hemşerilerimizin kıymetli katkılarını bekleriz.

 

  ELDESNET

 

Eldenet Eldeş Köyü Internet
Tasarım ve Yönetim: Beytullah YILDIRIM
Bizimle paylaşmak istediğiniz yazı ve fotoğraflarınız için bize e-mail gönderin.
Duygu ve düşüncelerinizi paylaşmak için buraya ziyaretçi defterine yazabilirsiniz.

Eldesnet Ana Sayfaya Gitmek İçin Buraya Tıklayın.