bismillahirrahmanirrahiym mp3 Mevlana ELDEŞ Eldes Konya türkçe müzik anadolu Türkiye sevgi beycom pıralı Ilgın dibekköyü nodalar höyük boztepe aşk love naturalvillage
 

  MAKALE "ELDEŞTE BAYRAM"

 

 Makale
Değerli hocamız ve köylümüz sn. Prof. Dr. Necdet Aral bey'in Eldeş köyündeki tadı damağımızda kalan geçmiş bayramları anlatan güzel bir makalesi.

 

  ELDEŞTE BAYRAM

 

 Prof. Dr. Necdet AralProf. Dr. Necdet ARAL
25 Aralık 1974, Eldeş Köyü, Saat 12:25 solgun güneş ışıkları güney penceresinden odanın içine doluyor. Çokluğunu ifade edercesine şırıl şırıl kulağa gelen su sesi, bu mevsimde derenin suyunun çoğaldığını söylüyor. Arada sırada yükselen kuş sesleri, horoz ve köpek sesleri sanki birbiriyle yarış edercesine peşi sıra ta uzaktan yükseliyor. Olgun edasıyla kış güneşinin vurduğu karın altında yatan köy evlerinden yükselen dumandan mada doğallığı bozan hiçbir şeye rastlanmıyor. Arada sırada duyulan motor sesleri insana; şehri köye bağlayan yolda, sılayı gurbete, gurbeti sılaya bağlayan insanların bayram sevinciyle taşındığını hatırlatıyor…
 Bugün ikinci Bayram günü, Kurban Bayramı. Büyük bir ağırlığıyla çöken şu kışın altında, kimileri kurban etleri ile uğraşırken kimileride gurbetçilerini ağırlama telaşı ile dönüp duruyor. Kimileride gurbetçilerini beklemekte, gelmeyeceklerini bile bile kendilerini avutmakta, insanın gözü önünden geçen sinema şeridi gibi Arife ve Bayram günlerini anlatmak istiyorum.

 İşte Arife günü; ikindi ezanı okunuyor, köyün bütün erkekleri cemaatle ikindi namazını kıldıktan sonra birlikte kabir ziyaretine gitmek için hazırlanmışlar. İkindi namazından sonra iki caminin cemaati de Ilgın’dan gelen yolun üzerinde, köyün giriş kısmında bulunan mezarlıkta toplanmış, günün çoğu gitmiş azı kalmış, güneş karşı dağların ardında batacağı yere gözünü dikmiş gerisindeki akşamın karanlığını çağırıyor. Yükselen Kur’an sesi ziyaretçilerin kalbini burkuyor, gözlerini bir noktaya dikmişler sanki şu kısa anda dünya ve ahiret birlikte gözlerimizin önünde geçercesine, dünyanın boşluğunu görürcesine, ahiretin varlığına inanırcasına, mahzun bir şekilde iki ayakları üzerine çökmüş ruhu başka bir alemde içi boş bir insan kalıbı topluluğunu andıran insanlar. Bilmeyerekte olsa varlığını ona borçlu olduğu, dünya O’nun için yaratıldığını iki dudağımın arasından çıkan ilahi kelamla ifade eden köy imamının Fatiha’sıyla kendine gelen topluluk, geçmişlerinin mezarını bulmakla meşgul, sanki her mezar taşının etrafına toplanmış bir gurup insan ta içerden samimi bir şekilde ettikleri dualarla günahlarını affettireceklercesine ve sevabına inanmışçasına bir vakarlık içerisinde bembeyaz yatan karın altında toprağı ve onun altıdaki yakınını düşünüyor. Güneşin batmasına bir kavak boyu kalmış, güneş Bulcuk Köyü yönünden akşamın karanlığını çağırıyor. Ziyaretçiler birer ikişer mezarlıktan çıkarak evlerine dönüyorlar.
 Eldeş evleri, iki katlı kerpiçten yapılmış düz damlı bahçeli evlerdir. Giriş katında hayat, sarpın, ahır ve samanlık bulunur, ikinci katta, oturma ve yatma odaları, mutfak olarak da kullanılan kayıt odası ve çardak bulunur. Giriş kattaki Hayat’ta bulunan ahşap merdivenlerle ikinci katın Çardak’ına çıkılır. Oda kapıları çardak’a açılır. Ayrıca Çardak’tan bir kapı ile birinci kat damına ve oradan da ahşap merdivenle ikinci kat damına çıkılır. Evin girişi yola, arkası da bahçeye bakar. Bahçelerde yaz mevsiminde evin ihtiyacı olan sebze ve meyve yetiştirilir.
 Arife Günü Akşamları, bayramın karşılayıcısı silah sesleri gecenin ikinci yarısı başlar. Adet haline getirilmiş bu silah ve tabanca patlatma işi köy halkını uyandırmak için yapılır. Aradan bir müddet geçtikten sonra Eldeş köyünün iki camisinden sabah ezanı sesleri yükselir. Bayram günü köyde bulunan erkelerin hepsi sabah namazını camide kılar, sabah namazı ile bayram namazı arasındaki sürede camide bekleyerek Kur’an ve vaaz dinlerler. Sonra bayram namazı kılınır.
 Sabah Ezanı seslerinden biraz sonra, ortalık aydınlanmaya yön tuttuğu bir anda bayramlık elbiselerini giyinen erkek çocukları ve peşlerinden de kız çocukları köyün güney tarafı olan üst başından (kıble tarafından), Haceli’nin Mustafa’nın evinden başlayarak “Bişi” denilen; kaba şeker, kabuklu yer fıstığı, kuru üzüm, iğde gibi yerli malı yiyecekleri toplarlar. Köyde sıra ile her eve uğranır, çocuklar evin önünde içeri girmeden bekler, erkekler camide oldukları için evde bulunan en yaşlı hanım dağıttığı bişi’leri ya ikinci kattan aşağı serper, yada giriş kapsı önünde dikilerek her çocuğun eline ayrı ayrı verir. Çocuklar, topladığı bişi’leri ceplerine veya bir torbaya koyarak evlerine dönerler. Çocukların köydeki evleri tek tek dolaşarak bişi toplamayı bitirmesiyle, Camilerdeki Bayram namazının bitişi aynı anda olur. Sabah ezanından Bayram namazının bitişine kadar, kadın, erkek ve çocuklarda dahil tüm köy halkı meşguldür. Bu arada evde kalan kadınlar veya evin büyük kızları Köy Odası’na götürülmek üzere sofra hazırlarlar.
 Bayram gecesi ev halkından kadınlar, kız ve erkek çocukları ellerine kına yakınırlar, özellikle çocuklar kına yakınmayı çok severler.
Evin yaşlı erkekleri Bayram namazından çıktıktan sonra her mahallede bulunan köy odalarına giderler. Varsa evin diğer erkekleri de evde hazırlanmış sofrayı yani bakır sini üzerine tabaklara konan yemekleri odaya getirirler. Mahallenin erkekleri ve erkek çocukları “Bayram Yemeği” tabir edilen yemekleri Köy Odasında birlikte yerler. Kadınlar ve kız çocukları da evde yerler. Bayram günleri sabah kahvaltısı yoktur.
Oda da yenen toplu yemekler en azından iki yer sofrası olur. Birisi yaşlılar diğeri de çocuklar içindir. Orta yaşlılar bir sofra oluşturacak sayı da ise onlara da ayrı bir sofra kurulur veya çocuklarla birlikte otururlar.
Her hane yapabildikleri en güzel yemekleri hazırlar ve bayram sofrasına gönderir. Hatta kadınları en güzel yemeklerini bayram sofrasına koymak için yarış halindedirler. Odaya gönderilen sini üzerinde tabaklara konmuş üç veya dört çeşit yemek olur. Bayram sofrası yemekleri; çorba, dolma (sarma bağ yaprağı veya lahanadan) yumurta haşlamasının dilim dilim tabağa dizilmesi ile oluşturulan bir tip yemek, kurutulmuş domatesten yapılan mıkla, tavuk, köfte ve çeşitli et yemekleri, baklava, börek, helva, kuru incir ve kuru üzüm tatlısı, reçel, pancar pekmezi, dahan (pekmez veya şeker konmuş tahin) ve köpük tabir edilen tatlı türleri, sütlü ve yoğurt’tur. Beraberce yemek yenilirken orta yaşlı birisi her iki sofraya da sıra ile yemek dağıtır. Bizim bulunduğumuz oda da arap Osman’ın oğlu Seyit Karataş ile Onbaşı’nın oğlu Mehmet Karataş (Kel Mehmet) tı, Yemek dağıtıcıları yemekleri seçerek en güzellerini öncelikle yaşlıların sofrasına verir.Yemek bittikten sonra topluca sofra duası yapılır.
Çocuklar yaşlıların elini öper, daha sonra yemek dağıtıcı “Oda Şekeri” tabir edilen ve her hane tarafından bir tabak içinde yemeklerle ile birlikte odaya getirilen beyaz kaba şekerlerden odada bulunan herkese ikram edilir. Gün boyu diğer mahallelerden bayramlaşmaya gelen köy gençlerine de bu şekerlerden ikram edilir. Yemek yendikten sonra gençler odada bulunan yaşlılarla bayramlaşarak ayrılırlar ve başka odalara bayramlaşmaya giderler. Yaşlılar, bir müddet oturduktan sonra kurban kesmek üzere dağılırlar. Köyde her hane, evinde yetiştirdiği koyun veya keçiden bir tanesini kurban olarak keser, ancak çok fakir olursa ve evinde yetiştirdiği davarı arsında kurban keseceği yoksa kesmez. Kurban kesenler kesmeyenlere birer parça et dağıtırlar. Fakat köyde kurban kesmeyen çok azdır. Ramazan bayramından farklı olarak Kurban Bayramının özelliği sadece kurban kesilmesidir. Büyüklerden başlamak üzere, bayram akşamları ve diğer günler, akrabalar ziyaret edilir. Her bayramlaşmaya gittiğiniz yerde sofra konur ve ziyaretçiler böyle hoşnut edilir.
Eldeş Köyü’nde 1960 lı ve 1970 yılların Ramazan ve Kurban Bayramları böyle geçerdi.
 Prof. Dr. Necdet Aral
 Hocamıza gönülden teşekkür eder, diğer Eldeşli hemşerilerimizin kıymetli katkılarını bekleriz.

 

  ELDESNET

 

Eldenet Eldeş Köyü Internet
Tasarım ve Yönetim: Beytullah YILDIRIM
Bizimle paylaşmak istediğiniz yazı ve fotoğraflarınız için bize e-mail gönderin.

Eldesnet Ana Sayfaya Gitmek İçin Buraya Tıklayın.