|
TARİHÇEMİZ
TARİHTEN BUGÜNE ALUCRA
26.11.2004 12:14:11 İlimsu ırmağının üstlerine uzanan Alucra kasabası,
yükselen tepeler arasında geniş bir vadidedir. Bölge Kovata dağları
tarafından kuzeyden sınırlanmıştır. Aralarında sahile doğru akan dereler,
güneyde Kelkit vadisi ile Alucra bölgesini bölen Berdiga dağları vardır.
Alucra adının kesin olarak nereden geldiği bilinmemektedir. Türk
öncesi döneme ait olabileceği sanılmakta ise de bazı araştırmacılara göre
Alucra adı, yörede çok bulunan Aluç ağacından gelmiştir. Buraya "aluç
bölgesi, aluç yeri" denmiş ve daha sonra buraya yerleşenler aluç adını
vermişler, aluç adı da Alucra olmuştur .
Bir araştırmacı da Doğu Anadolu ve çevresindeki coğrafî isimlerin
Türkçe olduğunu, çoğunun bir başka coğrafyadan taşınsa bile, bu isimlerin
Asya coğrafyası ile karşılaştırıldığında, büyük tarihî yerleşme
merkezlerinden köylere kadar birçok yerleşme merkezi adının Orta Asya veya
İdil boylarından geldiğini ileri sürer. Buna göre Orta Asya'daki Alıcur,
Anadolu'da Alıcura, Alıcra, daha sonra da bugünkü söylendiği gibi Alucra
olmuştur . XIX. yüzyılda Alucra adı, Rumlarca "Aloutza" biçiminde
kullanılıyordu .
Bölgenin ilk defa Hititler zamanında tarihî çağlara geçtiği, Hitit
metinlerinde "Azzi-Hayaşa" ülkesi olarak adlandırıldığı ve buralarda
Kaşgalar'ın yaşadığı belirtilmektedir. Kafkaslar'dan inen Kıpçak
Türkleri'nin ataları olan Kimmerler'in ve onların arkasından gelen
İskitler'in buralara ne nispetle yayıldıkları ve ne gibi kuvvetlerle
karşılaştıkları hakkında ayrıntılı ve yeterli bilgi yoktur. Persler,
Anadolu'yu fethettikleri zaman bölgeyi de kendilerine bağlamışlardı.
Bölge, daha sonra Pontos Devletinin sınırları içinde kalmıştır (M.Ö.
298-63) .
Abbasiler döneminde işgal edildiği bilinen bölge, Mengücekli, Trabzon
Komnenos devirlerini yaşamıştır.
Bölge, Akkoyunlu Uzun Hasan Beğ'in Otlukbeli Savaşı'nda Fatih Sultan
Mehmed'e yenilmesinden sonra (11 Ağustos 1473) Osmanlı eğemenliğine
girmiştir.
Mahalli araştırmacılar, savaşın yapıldığı yer olan Otlukbeli'nin,
Alucra yöresinde bugün ilçe merkezi olan Çamoluk'un Kaledere köyünün kuzey
doğusunda olduğunu söylemektedirler. Bu konuda tarihçilerin ortak görüşü
savaşın Otlukbeli yahut Başkend mevkiinde meydana geldiğidir. Bu mevki,
Erzincan ile Tercan arasında ve "üç-ağızlu" denilen yer civarındadır .
Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde Tercan'ı anlatırken "...Uzun Hasan Câmii
vardır ve nâhiye merkezidir. Bu yakınlarda Otlukbeli'nde Fâtih Sultan
Mehmed Uzun Hasan'ı mahv etmiştir. Hâlâ muhârebe meydanında köylüler çift
sürerlerken cesetler ve cesetlerin üzerinde para bulurlar, aradan 167 yıl
geçmiştir" diye yazmıştır .
Alucra'nın ekonomisi Osmanlılar devrinde daha çok ziraate ve küçük el
sanatlarına dayanıyordu. Özellikle kilim ve aba dokumacılığı kaza
ekonomisinde önemli bir yere sahipti. Ayrıca, kazada bulunan ve çelik imâl
edilen maden ocağı da işletilmekte idi. Başlıca mahsulü ise buğday, arpa,
bakla, fasulye, sebze, kavun, karpuz, üzüm, elma, armut, vişne ve
kiraz'dı. Kazada bulunan sekiz ormandan kesilen keresteler satılmak üzere
sancak merkezi Şebinkarahisar'a gönderilirdi. Her sene Mayıs ayının
yedisinde (20 Mayıs) bir panayır, Cumartesi günü de hafta pazarı
kurulurdu.
Alucra, XVI. yüzyılda Osmanlı idarî teşkilatında Karahisâr-ı şarkî
sancağına bağlı bir nahiye merkezi idi. 1273 (1856-57) tarihli Devlet
Sâlnâmesi'nde ise Mindeval ile birlikte Şebinkarahisar'ın kazası olarak
görülüyor ve "Ulucra ma'a Manzaval" şeklinde yazılıyordu .
1286-1289 (1869-1872) yılları arasında yayınlanan Devlet Sâlnâmesi'nde
Şebinkarahisar sancağının kazaları arasında Alucra'nın ismine rastlanmaz.
1288 (1871) tarihli Sâlnâme'de "kazâ-yi mezbûr, müceddeden teşkil
olunduğundan refaket memurluğunun henüz tayîn kılınamadığı'na dair bir
kayıt bulunmakta, kaymakam olarak İsmail Efendi'nin adı geçmektedir . Bu
konuda 1301 (1884) tarihli Sâlnâme'de "Karaçayır denilen mahalleye 1289
(1872) yılında bir hükûmet konağı yaptırılarak merkez kabul edildiği,
yakınına iki han, iki kahvehane, iki fırın yapıldığı, memurların
gündüzleri hükûmet konağında vazifelerini icra ettikleri, akşamları ise
ikâmet ettikleri köylerine gittiği" yazılıdır .
Alucra'nın 1881 yılında Avarak, Teşdik, Karabörk, Kemâllı, Zil,
Mismilon adlarında altı nahiyesi, 1889 yılında Kemâllı, Zil, Ziharı,
Avarak adlarında dört, 1906 yılında Mindeval adında bir nahiyesi vardı .
Alucra bölgesi Türk boylarının yurt tuttuğu bir yöredir. Bugün Alucra
yöresinde köy isimleri olarak görülen Parak, Ozan, Köroğlu, Panlu birer
boy veya oymak-obanın adaşı olduğundan değerlidir. Karabörk, Kuman adlı
köylerin buraya yerleşen Kumanlar'ın hatıralarıyla anıldığı anlaşılıyor.
1404 yılında Semerkand'a gitmekte olan Katalan elçisi Clavijo,
Erzincan yöresine çok yakın bir yerde Çepniler'in bulunduğu bir kale
görmüştü. Clavijo, bu konuda "... öğleden sonra bir vadiye vardık. Orada
Çapanlı kabilesine mensup Türkler'e ait bir kale bulunduğunu anladık.
Kabasika ile bu Türkler arasında harp vaziyeti devam ettiğinden,
Kabasika'nın adamları bize bir müddet duraklamayı ihtar ederek etrafı
keşfe çıktılar" demektedir . Kırzıoğlu, Kabasike ile savaşanların "Bayburt
Ovası batısındaki Sinür köyünde ocakları bulunan Bayındurlu/Akkoyunlu ve
Kelkit başları ile Kürtün bölgesi kuzeyinde ve Alucra'daki Çepnilü
Türkleri" olduğunu söylüyor .
1889 yılında Türk erkek nüfus 10.925, hıristiyan erkek nüfus ise 205
kadardı. Bundan başka on hanede 40 nüfus muhacir, yani sığıntı Alucra'ya
yerleşmişti. 1905 yılında ise 21'i erkek, 9'u kadın olmak üzere 30 Ermeni,
325'i erkek, 336'sı kadın olmak üzere 661 Rum, 14.854'ü erkek, 13.996'sı
da kadın olmak üzere 28.850 Türk nüfus yaşıyordu. Toplam nüfus 29.541 idi
.
Alucra kazasında 1887 yılında kaza meclisi, bidayet mahkemesi, nüfus
idaresi, maarif ve menâfi komisyonu, tahrîr ve vergi komisyonu, beledî
meclisi, ticaret ve ziraat komisyonu, zabıta dairesi gibi devlet kurum ve
kuruluşları vardı. Alucra kazasında bu yıllarda 40 câmi ve mescit, 6
medrese, 53 İslâm (Türk), 3 hıristiyan mektebi vardı. Manevî
şahsiyetlerden Çağırgan Baba ve Bektaşi tarikatına mensup Çomaklı Baba
burada medfundur .
Bazı kaynaklarda Alucra Belediyesi'nin 1892 yılında kurulduğu
bildiriliyorsa da, 1872 yılına ait Sâlnâme'de beledî meclis reîsinin nâib
Mehmed Ârif Efendi olduğu yazılıdır .
1900'lü yıllarda kasabadaki Mesûdiye medresesinde 73, Zencar köyündeki
medresede 120, Zihar köyündeki medresede 80, Karabörk köyündeki medresede
70, Mezmek köyündeki medresede 40, Çatak köyündeki medresede 90, Mindeval
köyündeki medresede 40 talebe ders görmekteydi. Mesûdiye medresesinin
müderrisi müftü Halil Efendi, Zencar medresesi müderrisi Hacı Hasan ve
Hüseyin Efendiler, Zihar medresesi müderrisi Saîd ve Osman Efendiler,
Mezmek medresesi müderrisi Süleyman Efendi, Çatak medresesi müderrisi
Mustafa Efendi, Mindeval medresesi müderrisi Yakub Efendi idi. Kasabadaki
Rüşdiye mektebinde 34 talebe öğrenim görüyordu. Birinci öğretmen Ali Rıza
Efendi idi .
Birinci Dünya Harbi sırasında, 1916 Temmuz’unda Ruslar'ın Karadeniz
kıyısında Görele'yi alıp Harşit Çayı vadisine dayanarak, Kelkit Çayının
yukarı havzasına girmeleri üzerine bölge muharebe cephesine epeyce
yaklaşmış bulundu ve bu yüzden de bir hayli zarara uğradı . III. Ordu da
yeni bir teşkilatlanmada, kolordular lağvedilerek iki yeni Kafkas
Kolordusu teşkil edilmişti. I. Kafkas Kolordusu, Kemah ile Şebinkarahisar
arasında, II. Kafkas Kolordusu da Kelkit ile Tirebolu bölgesinde
bulunuyordu. II. Kafkas Kolordusunun karargâhı da Alucra'da Zihar (Çakmak)
köyünde idi. Kolordu Komutanlığına Tuğg. Fevzi Paşa (Çakmak) tayin
edilmişti (7 Eylül 1916) . Millî Mücadelede Erzurum Kongresine (23
Temmuz-7 Ağustos 1919) Alucra'dan delege olarak Hüseyin Hüsnü Efendi
katıldı .
Cumhuriyetin ilk yıllarında (1926-1927) Alucra kazası merkez
(Mesudiye) ve Mindeval (Teşdik) adlarında iki nahiyeden ibaretti.
Havasının latîf, sularının bol olması ile ünlüydü. Ahali ve çevre ilçeler
halkı, bilhassa Tirebolu ve Espiye halkı Güllüce, Tohumluk, Ağalıkkıranı,
Çakrak gibi yayla ve obalara çıkarlardı. Kazanın ziraata elverişli arazisi
90.000 dönümdü. Ancak, bu araziden 45.000 dönüm kadarı ekilebiliyordu.
Kazada 3000 öküz, 3343 inek, 365 manda, 293 at, 556 merkep, 4423 koyun,
14.488 keçi vardı. Kazanın ormanları çam, köknar, pelit, kavak, ardıç
ağaçlarından ibaretti. Kazada Ziraat Bankası'nın 143.000 lira sermayeli
bir sandığı vardı. Belediye, 1950 liralık bir gelire sahipti. Kasabada bir
ilk erkek, bir ilk kız mektebi, 5 yataklı sağlık evi bulunmaktaydı.
1926-27'de kaza kaymakamı Kemal Bey, mal müdürü İhsan Bey, müftü Şâkir
Efendi, hakim Hasan Bey, müdde-i umûmî Tevfik Bey, mustandik Mâhir Bey,
posta-telgraf müdürü Refik Bey'di .
İkinci Dünya savaşının sona erdiği yıllarda ekonomisi yine ziraata
dayanıyordu. 1946 yılında elde edilen ziraat mahsulleri şunlardı: 3970 ton
buğday, 1100 ton arpa, 170 ton çavdar, 30 ton mısır, 7 ton fasulye, 200
ton fiğ, 52 ton armut, 6 ton ayva, 208 ton ceviz, 20 ton erik, 120 ton
elma, 12 ton kiraz, 1 ton kızılcık, 2 ton şeftali, 40 ton üzüm, 11 ton
vişne, 1 ton zerdali .
Alucra'nın, Suşehri'nin bütün köylerinden, Refahiye'nin bir bazı
köylerinden alınan yumurtalar Şebinkarahisar'da toplandıktan sonra
Manastır ve Saydere ormanlarından kesilen kerestelerle yapılan sandıklara
yerleştirildikten sonra kamyonlarla sekiz saatlik süre içinde Giresun'a
nakledilir, başka kasabalardan getirilen yumurtalarla ve diğer mahsullerle
birlikte Barselona'ya, Marsilya'ya, Yunanistan'a ihraç edilirdi.
Beyazlığı, kabukların inceliği ve hafifliği ile Şebinkarahisar cevizleri
ile birlikte Alucra cevizleri de dış pazarlarda rağbet görmekteydi .
Şehir nüfusu 1927 nüfus sayımına göre 286 erkek, 254 kadın olmak üzere
540 kadardı. Bu sayı 1935'de 770, 1940'da 775, 1945'de 711, 1950'de 854,
1955'de 2229, 1960'da 1905, 1965'de 2289, 1970'de 3785, 1975'de 7070,
1980'de 8823, 1985'de 10.470, 1990'da ise 11.517'yi bulmuştur . Ahali
geçim sıkıntısı nedeniyle iş bulmak için sahildeki il ve ilçelere,
özellikle de İstanbul'a göç etmiştir.
Alucra, kentleşme derecesi ve hızı açısından hızlı bir değişim
göstermiştir. 1970 yılında en düşük kentleşme derecesine (% 10.4) sahip
olan Alucra, 1985'de kentleşme oranı % 28.2'ye yükselerek % 17.8'lik bir
kentleşme hızı göstermiş ve sıralamada Giresun'u da aşarak birinci
olmuştur. Alucra, hizmetler bakımından Giresun'a, tüketime dayalı ticaret
yönünden İstanbul'a yöneliktir .
ALUCRA KAZASI (1881)
Kaymakam: Mustafa Sabri Bey
Nâib: Reşîd Efendi
Türk nüfus (E): 8.477
Rum nüfus (E): 291 Avarak Nahiyesi
Müdür: Mustafa Efendi
Nüfus: 3.732
Köy sayısı: 14 Teşdik Nahiyesi
Müdür: Ahmed Efendi
Nüfus: 3.800
Köy sayısı: 22
Karabörk nahiyesi
Müdür: Mustafa Efendi
Nüfus: 2.594
Köy sayısı: 6 Kemallı nahiyesi
Müdür: Mehmed Efendi
Nüfus: 2.098
Köy sayısı: 13
Zil nahiyesi
Müdür: Emin Ağa
Nüfus: 2.376
Köy sayısı: 6
Mismilon nahiyesi
Müdür: Durmuş Ağa
Nüfus: 2.438
Köy sayısı: 28 (?)
KAYMAKAMLAR
Dönemi Adı
1871-1872 İsmail Efendi
1875 Ahmed Efendi
1881 Mustafa Sabri Bey
1883 Mustafa Şevkî Efendi
1885-1887 Rüşdî Efendi
1888 Hacı Mehmed Şükrü Efendi
1889-1890 Hacı Mehmed Rüşdî Efendi
1895 Ömer Âsaf Bey
1896 Süleyman Râkım Efendi
1897 Tevfîk Efendi
1898 Mustafa Efendi
1900-1902 Nurî Bey
1903 Mehmed Fevaid Bey
1904-1906 Halil Hilmî Efendi
1907-1908 Mustafa Nazım Efendi
1910-1912 Abdünnâfi Bey
1918 Ziya Bey
1925-1926 Ali Rıza Bey
1926-1928 Kemal Bey
FAYDALANILAN KAYNAKLAR
Alucra Rehberi, İstanbul 1981, s. 13.
Hüseyin Cevizoğlu, Coğrafyadan Tarihe, İstanbul 1991, s. 15-18.
Bryer-Winfield, Pontos, Washington 1985, s. 176.
Şemşettin Günaltay, Yakın Şark, IV/II, Ankara 1977, s. 330.
İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, I, İstanbul
1971, s. 325; Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, III, İstanbul 1977, s.
73.
Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, XIII, İstanbul 1979, s. 291.
Tuncer Baykara, Anadolu'nun Tarihî Coğrafyası, I, Ankara 1988, s. 170,
206.
Sivas Vilâyeti Sâlnâmesi, Sivas 1288, s. 83.
Sivas Vilâyeti Sâlnâmesi, Sivas 1301, s. 215.
Sivas Vilâyeti Sâlnâmesi, Sivas 1298, s. 194-195; Devlet Sâlnâmesi,
İstanbul 1306, s. 563; a.e.(1324), s. 839. Mindeval 1990 yılında 2664
sayılı kanunla Çamoluk adıyla ilçe merkezi yapılmıştır. Bk. Dünden Bugüne
Bütün Yönleriyle Çamoluk (haz. Recai Akyol), İstanbul 1995, s. 19.
Klaviyo, Timur Devrinde Semerkand'a Seyahat (trc. Ö. R. Doğrul), İstanbul
1975, s. 66.
Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlılar'ın Kafkas-Elleri'ni Fethi (1451-1590),
Ankara 1976, s. 35. Bugün Şebinkarahisar ve Alucra kazaları halkı, Cenik
tabir edilen sahil bölgesindeki köylü-şehirli bütün halka Çetmi (Çepni)
demektedirler. Buna karşılık kıyı bölgesi halkı da Ekinci adını vererek
Şebinkarahisar ve Alucra halkını küçümsemektedirler. Bu da, yöre halkının
Çepniliklerini unuttuklarını gösteriyor.
Sivas Vilâyeti Sâlnâmesi, Sivas 1309, s. 222; a.e. (1325), s. 256-257.
Sivas Vilâyeti Sâlnâmesi, Sivas 1308, s. 221-222; Cevdet-Evkâf, nr.
8161/4.Z.1235.
Sivas Vilâyeti Sâlnâmesi, Sivas 1289, s. 74.
Sâlnâme-i Nezâret-i Maârif-i Umûmiyye, İstanbul 1318, s. 1406-1407.
İA, VI (İstanbul 1967), 282.
Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3 ncü Ordu Harekâtı (yay.
Genelkurmay Başkanlığı), II, Ankara 1993, s. 382.
Bütünüyle Erzurum Kongresi (yay. haz. Fahrettin Kırzıoğlu), III, Ankara
1993, s. 220. Şebinkarahisar'ın Müftü mahallesinden olan Payas-zâde
Hüseyin Hüsnü Efendi, eski nahiye müdürü ve Şebinkarahisar eski belediye
reîsidir. 19 Temmuz 1919'da Alucra delegesi seçilerek 26 Temmuz'da Erzurum
Kongresine katılmıştır. Mayıs 1920'de "Karahisar Müdafaa-i Hukûk Cemiyeti
Reîs Vekili" idi.
1926-1927 Devlet Sâlnâmesi, İstanbul 1927, s. 982-983, 985.
İktisat ve Ticaret Ansiklopedisi, V, İstanbul 1950, 13.
Cumhuriyetin 10 Yılında (1923-1933), Giresun 1933, s. 274.
Türkiye Nüfusu (27 Teşrîn-i evvel 1927), İstanbul 1928, s. 25; DİE Genel
Nüfus Sayımı, ilgili yıllar.
Sabri Çakır-Mehmet Erbaş, "Giresun'da Kentleşme ve Kentsel Yerleşmelerin
Kademelenmesi", İkinci Tarih Boyunca Karadeniz Kongreleri Bildirileri (1-3
Haziran 1988), Samsun 1990, s. 39-40.
Sivas Vilâyeti Sâlnâmesi, Sivas 1298, s. 194-195.
Ayhan YÜKSEL' e katkılarından dolayı çok teşekürler.
|