BEN OKUMA BİLMEM

11.06.2008

 

EYLÜL ESİNTİLERİ

Eylül SEVİNÇ

     

                                 BEN OKUMA BİLMEM

        Böyle demişti Cebrail’in Rabbinden getirdiği “OKU” emrine karşı Hz. Muhammed(sav). Korkmuştu, heyecanlanmıştı, sevinmişti, titremişti bir hata yapmamak için temkinli davranmayı tercih etmişti ve  “BEN OKUMA BİLMEM” demişti.

       O ilahi emre karşılık ya yanlış bir şey söylerseydi. Çok beklemişti Rabbinden gelecek sözleri. Hata yapmamalıydı. Dikkatli olmalıydı. Kıvranmıştı ama karşılığını bulmuştu.

      O, çok özel bir andı. İnsanlık adına doğru yaşamanın ilmini öğrenmeye başladığı andı. “Rabbime inandım” diyebilenlerin ilim yolundaki ilk dersleriydi.

     “OKU” bu kelime bir devrin bitiş diğer bir devrin başlangıç kelimesi olmuştu. Bitirilmek istenen devirde ne olmuştu ki diğer devri Rabbim “OKU” emriyle başlatmıştı?

       Kelimenin içindeki derin anlam neydi?

       Neden ilk gelen emir “OKU” idi?

      Dinin direği namazdı ama niye ilk emir “OKU” idi.

      Nefsin terbiyesi oruçtu ilk emir niçin “OKU” idi.

      Şehâdet, onsuz Müslüman olunamazdı ama buna rağmen ilk emir yine “OKU” kelimesiydi. 

       Her şeyden önceydi. Okumadan nasıl bilinecekti? Bilmeden neye şehâdet edilecekti? Bilmeden niçin namaz kılınacaktı? Okumadan bilmeden ne terbiye edilecek, ne yaşanacaktı.

       Aradığını bulmuş olmanın mutluluğuyla en yakınına koştu hz.Peygamber (sav). Bilmek bencillik götürmezdi bunu paylaşmalıydı. Karısına anlattı. Ve bir köleye ve bir yetişkin erkeğe anlattı. Ardından bir çocuğa anlattı Rabbinden öğrendiklerini. Anlattığı kişilerin her biri farklı bir sınıftandı. Farklı kişilere aynı şeyi anlatmıştı. Bu ne demekti? Bu ilmin sınıfı olmaz demekti. Bilmek herkesin hakkı demekti. Önemli olan almak istemekti. Öğrenmeye heveslenmekti. İlahi emir ilk görevini yerine getirmişti bile. Cehalet insanları birbirinden ayırırken ilmi öğrenmek insanı eşit kılmıştı.

       Tarih bilmenin tatlı sorumluluğundan kaçıp, cehaletin acı boşluğuyla kıvrananların örnekleriyle doluydu.

       Elçisine sırt dönen ve bir buzağıya tapan lanetli İsrailoğulları…

       Nefsi arzularına yenilip elçisini hiçe sayan ve helak olan Lût kavmi…

       Doğruyu bilmeye davet edildikleri halde isyankâr olup tufana muhatap olan Nuh kavmi…

       Ve öğrenmeye yetecek akılları varken sırf iktidar için babalarının yanlışını devam ettiren cahiliye devri insanları…

       Dünyada ne kadar insan, o kadar akıl ve o akıllara yüklenmiş bir o kadarda farketme, bilme, yaşama sorumluluğu var. Bu sorumluluktan kaçış kendi sonunu kendi isteğiyle hazırlayıştı.

       Sorumluluğundan kaçtıkları “BİLMEK” düşmanlığı silerdi ufku genişletirdi. Tıpkı Bedir savaşında alınan esirlerin on kişiye okumayı öğrettikleri takdirde serbest bırakıldıkları gibi.

       “BİLMEK” kini kuruturdu. Amcasını öldüren vahşiyi affeden Hz.Peygamber gibi.

       “BİLMEK” kibri söndürürdü. Köleyle efendinin eşit olduğunu okuyup iman edenler gibi.

       “BİLMEK” merhameti arttırırdı. Kız çocuğunu gömerek yaptığı haksızlığı öğrenip tövbe edenler gibi… v.s. v.s.

        Bilmek bilenlere ne kaybettirmişti. Hz.Muhammed(sav),Mustafa Kemal Atatürk, Edison, Yunus Emre, Mevlâna bildikleri için ne kaybetmişlerdi. Onlar bilme yolunda çabalamışlardı ve bundan lezzet almışlardı ki bize de tavsiye etmişlerdi. Kalplerimizde kocaman yerlere sahip olmuşlardı. Nasıl mı? Okuyup öğrenip yaşayıp örnek oldukları için.

        Her günü bir olan bizden değildir diyen Resûl çırpınmıştı okumaya teşvik etmek için bizi. Ülkemizin başöğretmeni Atamız ilim yolunda ne çabalar vermişti.

        Bize düşen sadece okumak, bilmek ve bunu yaşamak. Başka ne gayesi var ki insanın bu dünyada. Bu yaratılışının sebebi. O halde neden kör yaşamayı seçer ki insan. Neden görmek istemez ki gerçeği. Yiyip içip doyurduğu bedeninin hakkını gözetirken neden ihmal eder ki zihnini.

       Ve bizde sesleniyoruz memleketimizin  orta göbeği Konyamız’ın  süsü Mevlâna’mızdan bir sözle tüm insanlığa “Bilgi sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense o denize dalan bir dalgıç”.Neden dalgıcın uçsuz bucaksız denizde yüzmekten aldığı hazzı bizde okumak ve öğrenmekten almayalım. Dalgıcın korkusu denize girene kadar bilmenin korkusu okumaya başlayana kadar.

       Rabbim ilmimizi ve o yolda şevkimizi arttırsın. Âmin

 

Eylül SEVİNÇ

YORUM YAZ           YORUM  OKU

Not: Yorum yazacaksanız okuduğunuz yazının başlığını mutlaka yazmanız gerekmektedir.Başlık yazılmayan yorumlar yayına konmayacaktır.

E-mail: 
e.esintileri@hotmail.com

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Yazılan yazıların sorumluluğu yazarın kendisine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

<<<YAZARLARIMIZ ANA SAYFASI