Bu günkü sohbetimizde
hidayetin tamamen bir nasip meselesi olduğunu teyit eden, Allah
cc ın Resullerine Eş olduğu halde bundan nasiplenemeyen iki
örnekle Firavunlara eş olduğu halde İslam’ı seçebilen bir
iradeden bahsetmek istiyorum.
Hidayet, doğruya iletmek
demektir. İnsanlara doğru yolu göstermek ise Peygamberlerin
vazifesidir.
Hidayete erdirmek ise sadece
Allah’ın bir sıfatıdır ve bu kelimenin insanlar için, mesela
falanca bana doğruyu gösterdi gibi kullanılması ise tamamen
mecazi anlam taşır.
Mesela Gasas suresi 56.ayette,
hidayete erdirmek ancak Allah’a aittir manasında şöyle buyurulur;
“Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi
doğru yola iletemezsin. Fakat Allah cc, dilediği kimseyi doğru
yola eriştirir. O doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.”
Mecazi anlamda Peygamberlerin
hidayete erdirmesini yani doğru yolu göstermesini ise Şura
suresi 53. ayette şöyle izah buyuruyor;
“İşte sana da, emrimizle, bir
ruh (kalpleri dirilten bir kitap)
vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu,
kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola
eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola
iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan
Allah'ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah'a
döner.”
Evet, Peygamberler bile
istediği kişiyi hidayet edememektedir.
Rasülüllah efendimizin amcası
Ebu talibe ne kadar istekli olduğu ama bu hidayetin mümkün
olmadığı malumdur. Hatta bir ayette de, ne kadar hırsla istese
bile insanların çoğunun Hakkı kabule yanaşmayacağı da vurgu
yapılır;
Yusuf suresi:103.ayet; “Sen ne
kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak
değillerdir.”
Şimdi düşünme zamanı diyelim
ve şöyle bir beyin jimnastiği yapalım: Bizler Müslüman bir
ülkede Müslüman ana-babadan doğarak hidayeti kolayca
sahiplendiğimizi, Müslüman olmayan bir ülkede Müslüman olmayan
ana-babadan olan insanların ise şanssızlıklarına küsmeleri
gerektiğini mi varsayalım? Hayır, asla böyle bir zulüm Allah’a
isnat edilemez. O Zatı ecelli ala, kalplere hidayeti atandır,
nerede olursa olsun ezeli kabiliyeti ve iradesi olanlara onu
mutlaka tattıracaktır.
Bu madde de sizlere Kur'andan
aktaracağım Tahrim suresinin son üç ayetini ibretlerle
inceleyelim ve hidayetin nasıl bir ilahi ve iradi bir nasip
olduğunu izleyelim.
Bu ayetlerde kocaları
Peygamber olduğu halde imana yanaşmayan iki kadından... Birde
Kocası Firavn olduğu halde iman eden bir kadınla etrafı
imansızlarla örülü ama tek başına imanı haykıran bir başka
kadından söz edilir;
Allah cc, inkar edenlere,
Nûh'un karısı ile Lût'un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi,
kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında
bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah
'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, "Haydi,
ateşe girenlerle beraber siz de girin!" denildi.
Allah cc, iman edenlere ise,
Firavun'un karısını örnek gösterdi. Hani o, "Rabbim! Bana
katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun yaptığı
işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!" demişti.
Allah cc, bir de iffetini
sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz,
Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı
Meryem'i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.
Evet, kardeşlerim şimdi
anlamaya çalışalım, bu kadar açık, güneş gibi parlak mucizelere,
elle tutulur gözle görülür delillere, evrende ki Kur'anda ki ve
kendi içimizde ki ayetlere rağmen inkâr da ve inananlara zulümde
ısrar edenleri… Bu nasıl anlamak olacaksa tabi.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Yazılan
yazıların sorumluluğu yazarın kendisine aittir. İzinsiz ve kaynak
gösterilmeden yayınlanamaz.