fahirmcelik.sitemynet.com
YORUM(lu)YORUM ŞİİR(li)YORUM OKUyorum SEVİyorum SUNUyorum BAĞ(lı)YORUM söz/veriYORUM iletiYORUM

OKUyorum


fahirCElik

yazılar

yazmanın on ilkesi nedir.gif

dogrun2-animated.gif

ogretmen_iz.jpg

okumak ne güzeldir.jpg

OKUMAK NE GÜZELDİR

Uykum gelsin diye,
Yol çabuk geçsin diye,
Boş zamanım olsun diye,
Şu kitap bir an önce bitsin diye,
Öğretmenim, annem, babam, mutlu olsunlar diye,
Göz ucuyla şu karşıdakine daha rahat bakabileyim diye,
Şu karşımdakiler beni bir şey sansınlar diye,
Onun için daha güzel cümleler bulabileyim diye,
Bulmacayı eksiksiz çözebileyim diye,
OKUNSA BİLE BİR KİTAP, OKUMAK GÜZEL BİR ŞEYDİR.

Yeni yeni şeyleri algılamak, anlamak ve öğrenebilmek için,
Dünü bugün, bugünü yarın kılabilmek için,
Dünden esinlenip, yarını kurabilmek için,
Geniş bir ufuk, sağlam bir bakış, doğru bir analiz, sağlam bir yorum gücüne sahip olabilmek için,
Kararlı ve direngen olabilmek için,
Demokrat ve rahat olabilmek için,
Yaşama sevinciyle dolu ve mutlu olabilmek için,
Kendimle ve insanlarla barışık olabilmek için,Kendimi ona daha kolay anlatabilmek, onu daha iyi anlayabilmek için,
Sevilmek, beğenilmek ve güvenilmek için,
'Bir başladığım zaman söze' sonunu nasıl getireceğimizi merak ettirebilmek için,
İnsanı, doğayı ve dünyayı, değiştirebilmek ve dönüştürebilmek için,
OKUMAKSA BİR KİTABI DAHA GÜZELDİR.

Estetik bir haz duyabilmek,
Bir güzellik coşkusuna kapılabilmek,
Yaşamı kavrayabilmek ve yüceltebilmek için,
İnsanın insanca yaşayabileceği koşulların hazırlanmasına katkıda bulunabilmek,
Bizim dışımızda başka yaşamların da olduğunu öğrenebilmek, ve bu dünyayı onlarla birlikte paylaşma bilincine ulaşabilmek,
Teklik duygusundan kurtulabilmek, giderek çoğalabilmek,
Kötülüklere karşı direnebilmek, güzelliklere ulaşabilmek için güç toplayabilmek,
Beğeni düzeyimizi yükseltebilmek,
Dilimizin güzelliğini, inceliklerini ve olanaklarını öğrenebilmek için,
OKUMAKSA BİR KİTABI YAZMAK KADAR GÜZELDİR.

Ali BALKIZ. Evrensel. A'dan Z'ye. 06 Aralık 1998.

evrenselgazete

1 aralık

2 aralık

3 aralık

4 aralık

5 aralık

6 aralık

7 aralık

8 aralık

9 aralık

10 aralık

11 aralık

e. atabek yazıları

aileler ve sınavlar

evet sevgi, evet dostluk...

okulöncesi eğitim neden önemli?

başarı nedir?

düşün bakalım neden?

düşünmek neden zor?

stres; gücümüz mü? engelimiz mi?

dayanıklılık ve dayanıksızlık

dayanıklılık ve koruyucu kültür

evrenselgk.gif

Bilgimiz ile incelmeyi, güzelleşmeyi ne zaman öğreneceğiz?

Bir Düğündür Eğitim

Ağustos ayının sıcak geçtiği bir yıldı. Eşim öğretmen olduğu için, İstanbul'daki birkaç günümüzü öğretmen evinin sağlayacağını düşündüğümüz olanaklarıyla geçirmeye karar vermiştik. Öğretmen evleri kısıtlı gelirleriyle geçimlerini sağlamaya çalışan öğretmenlerimize sunulmuş bir armağandı. Alçakgönüllü hizmet düzenleri içinde, öğretmenlerin toplandığı, konakladığı, kültürel etkinliklerini gerçekleştirdiği mekânlardı. Öyle olduklarını düşünüyordum.

İstanbul'un göbeğinde tarihî bir yapı içinde, denize manzarası olan odalarıyla sevimli öğretmen evine adım attığımızda, gece yolculuğunun yorgunluğunun ağırlığı içindeydik. Kısa süreli dinlenmenin ardından akşam odamıza döndüğümüzde, üç koldan bir gürültü terörüyle karşılaştık. Bahçede, birinci katta ve en üst katta üç ayrı "düğün" vardı: Öğretmen evi binası, üç ayrı katındaki düğünlerden gelen nâmelerle çoktan göbek atmaya başlamıştı. Ne diyebilirdik ki: Evlenen öğretmenlerimize mutluluklar diliyorduk (Eğer evlenenler öğretmen iseler). Öğretmen evlerinin böyle önemli toplumsal etkinliklere katkısının önemli olduğunu düşünüyorduk. Sorun şuradaydı: Yorgunduk, uyuyacaktık ama törenlerin gece onbir buçuğa dek süreceği söyleniyordu.

Keşke ses yalıtımları yapılmış ya da düğünlerinde çaldıkları müzik dinlenebilir türden olsaydı. "Salla salla gül memeler oynasın" nedense üç ayrı yerden gürültü saldırılarında ortak sözlerdi. Sallanan neydi? Gül memeler mi, insanımız mı, hele hele onları eğitmekle yükümlü olan öğretmenlerimizin kültürleri mi? Öğretmen evlerinde bu düğünleri yapanlar kimlerdi? Öğretmen ya da öğretmen yakınları mı? Yoksa herhangi bir gece kulubündeki pahalıya çıkacak eğlenceyi ucuza getirmeye çalışan cebi dolu, paparazzi kültürüyle yıkanmış açıkgöz çıkarcılar mı? Buradaki eğlence müziğinin niteliği hiç mi önemli değildi?

İnsanı eğlenme yolu, eğlence anlayışı ele vermez mi? Bu niteliksiz müzikle, "gül memeleri" oynatan bir müzik öğretmeni düşünün! Bir Türkçe, edebiyat öğretmeni? Bu eğlence müzikleri, bu düğün anlayışı, bu kültürümüzün kaynağından kopmuş, evrensel ses âhenginden yoksun, beyin uyuşturucu, sığ, ruhun olanaklarını kör eden özellikleriyle öğretmenlerin evinde ne arıyordu?

Öğretmenlere müziğin nasıl olması gerektiğini mi öğretiyordu? Öğrencisi ile bir matematik problemi üzerinde çalışan matematik öğretmeninin kafasının ardında olan müzik bu muydu? "Örtük bilgi" diye bir bilgi vardır, insanların hücrelerine sinmiş, çoğu kez farkına varamadıkları bilgiler: Görünen bilgilerini nasıl yaşadıklarını gösterebilir çoğu kez bu örtük bilgiler. Öğretmenin kültür düzeyi, yaşam niteliği, insan anlayışı bu örtük bilgisinde saklıdır: Sınıfta tahtanın önünde duruşunda, ses tonunda, bakışlarında, öğrencilere seslenişinde, yaptığı espirilerde, uzmanı olduğu bilgiyi kullanışında kendini belli eder:

Öğretmen evinde beni can evimden vuran müzikle eğleniyorlarsa, öğretmenlerimizin derslerinde sığ bakışlı, ezberci, basmakalıp düşünen, ufkunu geliştiremeyen, düzenin kör uyumcusu hâline gelmiş insanların olmasında şaşılacak bir durum yoktur! "Ezberden kurtaracağız" ezberî "eğitimi yeniliyoruz" eskitmeleri doğaldır! Ezberden kurtaracak insanların kafaları, böyle bir yaşam biçimiyle, bu eğlence anlayışıyla doluysa gençlerimizi bir diğer "gizli ezber"e, "gül memelerin" sallandığı ama basmakalıp yaşam anlayışının sallanmadığı ezbere sürükler gençleri. "Gizli ezber" henüz yeterince fark edemediğimiz bir önemli tehlikedir! "Gül memeler oynamalı"! Sallayalım, sallayalım ki, sorgulayıcı kafamız, başkalarını gece yarılarına kadar, zevksiz müziğimizin sonuna kadar açılmış gürültüsüyle rahatszı etmeli!

Elbette öğretmenlerimizin çoğunluğu bu zevksizliğe karşıdır. Elbette onlara saygımız vardır. Ama biz eşimle öğretmen evindeki düğün çılgınlığının geçmesi için gece yarısına kadar bir kahvede bekledik. Otuza yakın kitabı, yüzlerce yazısıyla ben, millî eğitime en büyük katkımın bu kahvedeki sabrımla olduğunu düşünüyorum. Üstelik düğünler ardından ertesi gün bahçede bu kez 22:30'a kadar "taverna" müziği çalan değerli arkadaşı dinleme tahammülü ile Hz. Eyüb'ü anlamaya çalıştım.

Bilgimiz ile incelmeyi, güzelleşmeyi ne zaman öğreneceğiz?

Cumhuriyet. Bilim ve Teknik. 15.09.2006

evrenselgazete

BU SAVAŞI HEP BİRLİKTE DURDURABİLİRİZ!

Savaşlarla yolu binlerce kez kesilmiş bütün insanlık tarihi boyunca ilk kez, bütün dünya halkları, aynı sloganı büyük bir inançla ve güvenle haykırıyor: "Biz, bu savaşı durdurabiliriz!"

İki büyük emperyalist savaş yaşamış, bunların siyasal, toplumsal, ekonomik, maddi ve manevi sonuçlarını kuşaktan kuşağa derin acıların, yoklukların, yoksullukların, kayıpların ördüğü karanlık ve kanlı anılar halinde aktarılmasından oluşan insanlık belleği, "artık bir savaş daha istemiyoruz" çığlığını atacak kadar diri olduğunu göstermiştir.

Hiç kuşkusuz, "insanlık belleği" diye bir etkiden söz edebilmek için belli bir olayın, bütün uluslardan, bütün sınıflardan insanlar tarafından yalnızca hatırlanıyor olması yetmez. Hatırlamak, aynı zamanda olayın tekrarlanmasını ya da tekrarlanmamasını sağlayabiliyor, bütün gelecek kuşaklar için ortak bir davranışın dayanağını oluşturabiliyorsa, "insanlık belleği" olarak değerlendirilebilir.

Bir köy halkının, mahalle sakinlerinin, ailenin belleğinden de söz edilebilir. Küçük toplulukların anıları, acı deneyleri, sevinçleri ve bunların oluş biçimleri belli bir birikim oluşturarak, bir ya da birkaç kuşak boyunca, kimi davranışları, alışkanlıkları etkileyecek, biçimlendirecektir. Kimi durumlarda, bir ulusun anılar dağarcığında da, hayatı etkileyebilecek unsurlar birikebilir. Bunların kimileri, gelenekler, töreler ya da folklorik biçimler altında gelecek kuşaklara aktarılabilir. Fakat, modern zamanların en etkili "bellek" biçimi, politikadır.

Günümüzdeki yaygın ve etkili savaş karşıtlığı tutumunun temelinde iki büyük emperyalist savaşın, Vietnam Savaşı’nın gerçekleri bulunmaktadır. Bunlar gerek sanatsal, edebi yollardan, gerekse antifaşist, antiemperyalist politik karşı duruşlardan dolayı, genel bir tepkinin oluşmasına katkıda bulunmuşlardır. Yalnızca bir "anılar toplamı" olmaktan çıkarak, biri bilinç biçiminin oluşmasına yol açmışlardır.

Geçmişte, dünya halklarının bir savaşı önlemek için böylesine ayağa kalkışının başka örneğinin bulunmaması, belki de yaşananların yeterli niceliğe ulaşmamış olmasıydı. Bardağı taşıran son damla nedir? Körfez Savaşı denilen ve yaklaşık on yıl önce gerçekleşen saldırı mı, sürüp giden Filistin zulmü mü, Afgan fiyaskosu mu? Yoksa, bütün emperyalist propaganda mekanizmalarının şiddetli bombardımanına karşın, ABD'nin ileri sürdüğü gerekçelerin tümüyle sahte, yalan ve şişirme olduğunun görülüyor olması mı?

Şimdi bu etkenlerin hepsi birden hareket halindedir ve bugünkü büyük eylem birikimini yaratmakta hepsinin payı vardır.

"Savaşa hayır" sloganı, bu sayede, "Biz bu savaşı durdurabiliriz" sloganına evrilebilmiştir.

Savaşı, gerçekten durdurabilir miyiz?

Bu yalnızca bir propaganda sloganı mı, yoksa bir eylem bayrağı mı?

Amerika'nın henüz tetiğe basmadığı bir zamanda, savaşın önlenebilmesi büyük bir olasılıktır. Savaş cephesinde gedikler açmak bu aşamada gerçekleşebilir. Savaşa destek vermekte ikircikli davranan hükümetler, şimdi daha da geriletilebilir.

Bunun için ilk ve tek koşul, savaş karşıtı eylemlerin sürekli ve yükselerek devam etmesini sağlayabilmektir. Yürüyüşler, gösteriler, geceleri ışıkları söndürme eylemleri, basın toplantıları, protestolar, bildiri dağıtımları ve afiş çalışmaları, imza toplama gibi mücadele biçimleri elbette yararlı olmuştur ve bunlar devam edecektir.

Ama, savaş karşıtı iradeyi, kesin ve açık bir biçimde ifade etmekten de öte bir anlamı olan, savaşı maddi güçlerini yıpratarak önlemeyi olanaklı kılan bir başka yol denenmelidir.

Bu, bütün dünya çapında genel grev ve genele direniş örgütlemektir.

Amerika tetiğe dokunmuş ve bombalarını Irak halkının üzerine yağdırmaya başlamış olsa bile, bu eylem onu durdurabilecektir.

Tetiğe uzanmış parmağı geri çektirecek tek güç, şaltere uzanmış eldir.

Savaşı durdurabilmek yalnızca güçlü bir olasılık değil, aynı zamanda, bütün insanlık için yeni bir duygu ve düşünce dünyasına geçebilmek için de bir fırsattır.

Dünya çapında bir eylem, üstelik bir savaşı önlemek ve büyük bir saldırganı inine geri göndermek gibi bir başarıyla taçlanmışsa, kesin olarak insanlığın sonraki bütün tarihinde de kalıcı ve belirleyici izler bırakabilir.

Amerika'nın şu andaki politikası, gelmiş geçmiş bütün imparatorlukların yalanlarından ve sahtekarlıklarından, vahşet ve saldırganlıklarından çok daha büyük bir insanlık tepkisi ile karşı karşıyadır.

Amerika, insanın en temel değerlerini uyandıran, halklar arasındaki dayanışma duygularını harekete geçiren, kendi günü ve geleceği için taşıdığı bütün endişeleri, korkuları derinleştiren bir eylem içindedir ve bunun yanıtını silkinen bir ruhtan almak üzeredir.

Ya bu yanıt verilecektir, ya da insanlık, elinde olan bir gücü kullanma başarısını gösterememek yüzünden savaşa yenilmiş olmanın utancıyla yaşayacaktır.

Bu savaş önlenebilir. Amerika püskürtülebilir. Eğer bu satırlar okunurken Amerika savaşı başlatmamışsa, hiç de geç değildir.

Her gün bir 15 Şubat haline getirilebilir ve tarihte ilk kez bir savaşı başlamadan önlemek için harekete geçmiş olan güçler, yine tarihte ilk kez bir emperyalist orduyu, silah kullanmadan yenilgiye uğratabilir.

Aydın Çubukçu Evrensel Kültür. Sayı :135


evrenselgazete

YAZMANIN ON İLKESİ NEDİR?

Geçen yılın sonunda bir seminere katıldım. Yazar olmak isteyen genç işçiler benden deneyimlerimi, açık seçik kurallar biçiminde açıklamamı istiyordu. Onlar kural deyince durdum. Yaşamda pek çek işin kuralı olabilir, ama yazmanın yoktur sanırım. Gene de onlara aşağıdaki ilkeleri söyledim.

Yazı nedir? Eğer yazıyı ille bir nesneye benzetmem istenirse ben onu ağaca benzetirim. Şimdi siz de ince, uzun bir fidan düşünün. Bir ağaç, en iyisi kavak ağacı. Bu sağlıklı ağacın kabuğunda mantar, yara bere yok. Sağlam yazının da buna benzer bozukluklardan kurtulması gerekir. Özellikle bilgi vermek için yazılmış yazılarda bunu sağlamak için göz önünde tutacağınız ilkeler vardır. Ben bunlara on ilke diyorum. Kendim bu ilkeleri yalnız bilgi vermek için yazdığım yazılara değil bütün yazılarıma uygularım:

1. Cümleleriniz kısa olsun. Kısa cümle uzun cümleden iyidir. Arada bir anlaşılır, orta uzunlukta cümleler yazınıza devinim getirebilir. Başarılı yazarlar genellikle kısa cümle kullanmıştır.

2. Dilbilgisi açısından basit cümleler, bileşik cümlelerden iyidir. Basit cümle yalnızca bir iş, bir durum, bir yargı bildiren cümlelerdir. Birçok bileşik cümleyi bölerek basit cümle yapmayı deneyin.

3. Okuyucunuza tanıdık gelen sözcükler kullanın. Onun yabancı olduğu sözcüklere fazla el atmayın. Zorunluk olmadıkça hiç yabancı sözcük kullanmayın.

4. Cümlelerinizi gereksiz sözcüklerden, yazıya katkısı olmayan fazlalıklardan arıtın.

5. Elverdiğince etken çatılı eylem kullanın. Etken çatılı eylem, öznesi belirsiz edilgen eylemden daha iyidir.

6. Elden geldiğince konuştuğunuz gibi yazın. Ama konuşmanız genel düzen, cümle yapısı, bilgi akışı yönünden kolay değilse bu sizi kurtarmaz. O zaman en iyisi halk içinden birini kendinize örnek seçin. Onun konuştuğu gibi yazın.

7. Okuyucunu kafasında resim yaratacak sözcükler kullanmaya çalışın.

8. Okuyucunuzun deneyimleriyle ilgi kurmaya bakın. Onun deneyimlerinden, bildiklerinden yola çıkmak işinizi kolaylaştırır. Bunlar ortak deneyimler olsun, ama beylik olmasın.

9. Yazınızı başkalarına okuyun. Okurken kendi sesinize kulak verin. Takılan, aksayan, bulanık bölümleri sezmeye çalışın. Sonra bunları düzeltin. Fazlalıkları atmayı bir daha deneyin. Bir genel inanç şudur: İyi yazar, taslağını yeterince makaslayan yazardır.

10. Yazınızı biraz beklettikten sonra, yani o biraz başkasının yazısı olduktan sonra bir daha okuyun. Beğenmediğiniz yerleri çizin atın, gerekiyorsa birkaç sözcük katarak düzeltin. Kattığınız attığınızdan az olsun. Bundan sonra yazınızı yeniden temize çekin.

On ilke dedim ama, bir ek yapacağım. Sabrınız varsa, basılan yazınızı birkaç gün okumayın. Çünkü gene de birkaç kılçık kaçmıştır, keyfiniz kaçar.

Fakir BAYKURT. Emek. Sora Sora. 13 Ocak 1988.

Ne yazılabilir? Nasıl yazılır?

dogrun2-animated.gif

evrenselgazete