|
SEN GİDERKEN
Sen giderken uzaklara, gök yüzünde
ayak izi bırakmadan bir bir kayboluyordu mavilikler.
Henüz acıyan bir sol yanım yoktu ve
gözlerim sağanak yağmurlardan ibaret sonbaharlarla
tanışmamıştı. İstanbul’a lapa lapa kar yağıyordu ve bu
karın sana dokunmadığını bilmek canımı acıtıyordu.
Bildiğim bütün yollar metropolitan’lığın insanlara
sunduğu eğlence merkezlerinde usulca geceye karışıyordu.
Oysaki ne terk edilmiş hayatımın yaşanacak bir kısmı
kalmıştı, nede yaşadığım hayatın geçmişi kurcalarken
hatırlayıp’ta buruk bir gülücük atacak tarafı bir insan
vücudunun taşıyabileceği en büyük yüreği var sayarak
sanıyordum sevgimi ve içimde baharı müjdelercesine kışı
getiren yağmur sonrası gökkusakları’nın yalancı renkleri
yoktu. Bilsem’ki! Ağlamaya alıştırmak içindi parlayan
gözlerinle bana gülmeyi öğretmen: hoşçakal bile
demeden, arkamı dönüp tuzlu gözyaşımı saklamak yerine ,
son bir kez sarılırdım boynuna yer yüzünde bir benzeri
daha olmayan kokunu içime sinmek için sen giderken.
Sahte gülücüklerin atılıp, cilalı parkelerin süslediği
diskoların loş ortamlarında, ısmarlanmış içki
şişelerinde aranan aşklara inat nasıl nefes almaya
muhtaçsa bedenim, öylece seni içime işlemiş yüreğim.
Ocağın şubatla birleştiği saatlerdi gidişin. Oysa sadece
yokluğunu müjdeliyordu yelkovan ve akrep ve ölümünde bir
durak ötesindeydiayrılık. Kısacası güneşin kıyamete
kadar olan tarafı seninleydi. Belki de bu yüzden
bulutların arkasına gizlenmiş’ti yıldızlar. Dışarıda
lapa lapa kar yağıyordu benimse gözlerimde dört mevsim
son bahar var. İstanbul sana giydiremediğim beyazı
giydirmişti de bana yalnızca seni düşünmek
kalmıştı.gerisi koca bir boşluktu ve düşlerimde var olan
çocuk sevgisi gözlerimi her kapattığımda gördüğüm
kabuslarda boğulmuştu. Belki dönmüşsündür diye sonu
yalnızca hayal kırıklıklarından ibaret. Karşılaşma
umudumuzu canlandırıyordu döndüğüm bütün köşe başları.
Yeniden kaybetmeye benziyordu seni bir daha bulamamak ve
bir yanım giderken kendinle götürdüğün yanlarım
bekliyordu tren istasyonlarında. Bir türlü bir bütün
olmama yetmiyordu senden kalanlar ve parçalara
ayrılmıştı bende bıraktıkların …. Aslında bu kadar
savunmasız ve çaresiz olmamalıydım senin karşında.
Benimde silahlarım olmalıydı bildiği bütün olasılıkları
sana kavuşmak için var sayan bir kalpten başka. Belki
yüreğimi kaburgalarımın arasına saklamalıydım senin
gibi, belki suratıma yalancı maviler taşıyan maskeler
takmalıydım ve korkmamalıydım bir gün seni kaybetmekten
hiç olmazsa senin hiçbir zaman bana ait olmadığını
göremiyecek kadar körken. Geri dönme istemem, şimdi sana
ne başkasının dokunduğunu bilmek korkutur beni ölümden
nede beni dudaklarının kıyısı döndürür sana bu kadar acı
çekmişken. Nasılsa sen yoksun ve nasılsa senin gibi
yaşayamam kaburga aralarına sığmayacak kadar bu koca
yüreği taşırken..
ALIŞMALI
Bavulları hep toplu durmalı insanın. Bir gün
telefonların hiç çalmaya bileceği hesaplanmalı. Tül
perde arkasında misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli,
ihanetlere terk edilmelere, Bir Başına bırakılmalara
hazırlıklı olmalı. Yalnızlığa alışmalı. Çünkü “omuz
omuza” günlerin Vakti geçti, dayanışma. Günümüz borsanın
değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık. Bireyin
keşif çağı, Geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız Zaman, birlikte
kuvvet doğar zamanı değil; Zaman, tek başına dimdik
ayakta kalabilmeyi Becerebilme zamanıdır. İşte o yüzden
alışmalı yalnızlığa. Sokaklar dolusu ıssızlıkla baş başa
Yaşamayı göze almalı insan. Güvendiği dağlardaki karlara
bakıp ders çıkarmalı. Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan
gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından
Vazgeçmeli, sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe
alışmalı. Romanlardan yalnızlığı yücelten paragrafla
asmalı evin… Asmalı evin en görünür duvarına… “Yalnızlık
paylaşılmaz paylaşılsa yalnızlık olmaz” Dizeleriyle
başlamalı güne… Telesekretere “şu anda size cevap
verebilecek kimse yok “denmeli”… Beklide hiç bir zaman
olmayacak” Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı… Oysa
sessizlik haksızlığa alkıştır… Haklılığın onuru yaşatır
insanı… Susmanın utancı öldürür. O yüzden en sessiz
gecelerde “Doğruyu yaptım” La teselli bulmalı insan.
Feryada komşuların yetişmesine, soğuk duvar diplerinde
sessizce ağlamaya alışmalı. Kendisiyle hesaplaşmaya
çalışmalı. Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla
gülüşmeye, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı. Hep
başını alıp gidecek kadar cesur, ama hep kalıp
savaşacakmış kadar gözü pek olabilmeli. Sessizliği sese
dönüştürebilmeli ve sırt çantasını her daim hazır
tutmalı insan… Yollarla barışmalı… … Yalnızlığa alışmalı
SEVDA TÜRKÜLERİ YALAN
Çok şeyin
anlamsız kaldığı bir gecede, hani, şarkıların, şiirin
“hadi oradan” Dedirttiği bir zaman diliminde, “sevda
türküleri yalan” demişiz… Sevda Türküleri yalan…
Duyduğum kadarın benim. Tüm ayrılık öyküleri kendi
Kahramanlarına ağlar, fazla fazla gözyaşındaki tuz kadar
acırsın Güzelim… Senin “Kapanmaz” dediğin yara, nefretin
sevgiyle buluştuğu o An, her defasında ilk öksüz
kalışın… Yeniden doğuşundur aslında o “Ayrılık”
sandığın… Tartılmıyor sevdalar terazilerde. Ağırlığı,
Ulaşılamazlığındandır. Defteri yok, yüreğine yazıyorsun.
Zamanla gelişleri Unutup, hep gidişlere takılıyorsun
birlikte söylenen şarkılar, “Kara” Bildiğin sevdan,
satır aralarındaki o büyü yok artık… Şiirlerdeki sevgili
Olmaktan şimdi çok uzaktasın… Yeniden başlamak diye bir
şey yok. Bir Gecede bulup bir gecede yitirdiğin tüm
aşkların seceresinde, silindi bir kere Mürekkep… Bir
acının resmi çekilmiyor, çizgiler gelip insanın yüzüne
Yapışıyor. Umursamaz göründüğün her terk ediş, kilometre
taşı gibi ölüme Yaklaştırıyor… Sevda türküleri yalan…
Sokak başlarını güneş, yolları gece Tutar… Ne vakit
ayrılırsan sevgiliden, işte o mevsim seni tutar… Kendi
Öykünü kendin boğarsın. Ölümün yaklaştığını böyle
günlerde anlarsın. Hiç Beklemedik, kim yazmış bu
yazıyı? Ne ilk doğan sensin nede son ölen, Sevda
yüzünden… “ÖLÜM DEDİĞİN NEDİRKİ, BEN SENİN İÇİN YAŞAMAYI
GÖZE ALMIŞIM”
SENİN OLMADIĞIN AKŞAMLARDA
Bir yakalasam
yaka paça, zamanı durduracağım, ışıklandırılmış vitrin
Camları, ayna olup yüzüme çarpıyor, anladım; ben sensiz
gecelerde Yaşlanıyorum, en ihtiyarı oluyorum bu kentin,
en bilgesi, en ağır Başlısı… Aşkın olgunlaştırdığı,
suskun bir dervişim şimdi, bir sorsalar Rezil olacağım,
ben senden başkasını bilmem ki, senin olmadığın
Akşamlarda, ben yapmışım sanki tüm dünyanın işini,
yoruluyorum, Sabaha çıkmayacakmışım gibi, kör olmak için
yarı yarıya, gözümü Arabaların farlarına dikiyorum, her
genci biraz, sen zannediyorum, Senin olmadığın
akşamlarda ben,o an adını anmıyorsam eğer, Koskocaman
susuyorum, senin olmadığın akşamlarda ben, siyaha
Boyayıp yüzümü, maske yapıp gecenin karanlığını, bir
Affan dede Bulup, “satın almak” istiyorum “Çocukluğumu.”
Senin olmadığın Akşamlarda, geceler uzun sürüyor… “Az
karanlığım” gün ağarırken Kapkara oluyor, gözlerimi
kapıyorum, düşlere emanet ediyorum seni… Senin olmadığın
akşamlarda, daha uzun kalıyorsun bende böylece, Senin
olmadığın gecelerden uyandığımda, dilimde hep aynı
cümle; SENİN OLDUĞUN KARANLIĞI SENSİZ AYDINLIKTAN DAHA
ÇOK SEVİYORUM…
SENİ
SEVİYORUM
Herkes, “ilk
kendi yaşıyor” sanmasa, sevdalarda tükenirdi, masalları
da… Sonsuza kadar sürdüğü bilinsin diye mi nedir,
bittiği anlar ve ihanetler Yazılmıyor kitaplara.
Zümrüt-ü anka kuşu da yalan aslında, kendini Külünden
yarattığı da… Ferhat’ın şirin, aslı’nın kerem için
öldüğünü kim Gördü Allah aşkına? “Sonsuza kadar sürsün”
Diyorsan “Bu sevda,” O Zaman sevgili, o zaman vuslat
yaşanmaya! Sana yazacak bir sen bırak Bana! Öfkelerin
orada kalsın! Kaçamaklar hanesinde değil ismin Anlasana!
Ömrümün tam ortasına kocaman harflerle yazmışım; Seni
Seviyorum… Seni Seviyorum… “Herkese söylediğini bana
söyleme” Diyorsun… Ama ne varsa sevdaya dair, bizden
önce söylenmiş, biliyorsun. Bize düşen, aşkı yalansız
yaşamak… Hadi uzatmada uzat ellerini, seni seviyorum…
Seni seviyorum… Seni seviyorum…
KIZDAN SEVGİLİSİNE MEKTUP
ELİME SON KEZ
ALDIM KAĞIT KALEMİ,BU SANA SON MEKTUBUM
POSTACI SON
BİR KEZ HABER GETİRECEK BENDEN SANA..CANIM BEN BİLİRİM
ALDIRMAZSIN HİÇ BİR ŞEYE,,NE SEVGİYE,NEDE HİSLERİMDİ
ELİMDE BİR SİGARA VAR,,,, BUGÜN ÇOK İÇTİM…BİLİRİM
KIZACAKSIN,,“İÇME DEMİŞTİM” DİYECEKSİN,,AMA BEN YİNE
AYNI CEVABI VERECEĞİM:“DERTLİYİM” SON KEZ BU KALP
DERDİNLE DOLU…BU MEKTUBUMDA SENİ NE KADAR SEVDİĞİMİ
ÖZLEDİĞİMİ YAZMAYACAĞIM ARTIK,,,DEĞİŞTİMBEN.SENİN
UMURSAMAZ TAVIRLARINDAN BIKTIM. “ SERSERİM “TAKMIYORUM
ARTIK BENDE SENİ…
HANİ BENDE
BİR RESMİN VAR YA,,ARKADAŞIMA VERDİM.SERSERİM” ÇOK
BEĞENMİŞ
SENİ “AL
SENİN OLSUN “DEDİM.AMA DİKKAT ETMESİNİ DE SÖYLEDİM.OLUR
YA ÇIKARSANIZ“BOYNUZLAMASIN SENİ “ DEDİM YÜZÜNÜN ŞEKLİNİ
GÖRMENİ İSTERDİM.
SERSERİM….BU
MEKTUP DİĞERİNE BENZEMİYOR DEĞİL Mİ? DÜN GECE YIKTIN,
ÖLDÜRDÜN BENİ
SERSERİM….DİLİNDEKİ HECE BİR KURŞUN GİBİ SAPLANDI
YÜREĞİME TÜM GECE KANADI DURMADAN,,GÖZLERİM DOLDU
AĞLAYAMADIM.YATAKLARA DÜŞTÜM NE ZAMANDIR AMA İYİ OLDU
ASLINDA SENİ UMURSAMIYORUM ARTIK ,SEN NE DEMİŞTİN
SERSERİM.“ÜZÜLME !”ÜZÜLMÜYORUM ZATEN GÜLÜYORUM,BU
ACILARIN GETİRDİĞİ MUTSUZLUĞU SEVİYORUM“LANET OLSUN SANA
SERSERİM”.BU KADAR DEĞERSİZ MİYDİ SEVGİM?BİLİYORSUN BEN
SENİ ÇOK SEVDİM BU SANA SON MEKTUBUM SERSERİM.
YAK İSTERSEN
BAŞKALARINA OKUT.YADA EVET İÇİP İÇİP AĞLA, AMA ŞUNU BİL
Kİ BU SANA SON MEKTUBUM.BUNDAN SONRA HAİN YAZAR MEZAR
TAŞINDA BİR ÖLÜSÜN ARTIK
SEN
HATIRALARIMDA……
SERSERİDEN CEVAP
Bugün hiç
beklemediğim bir Anda , mektubunu aldım. GÜZELİM.Son
mektubum demişsin ,inanmam Sen dayanamazsın
bensizliğe,Erirsin ,bitersin Günden güne .Bak ne diyorum
GÜZELİM Gönlün Olsun ,birkaç gün daha çıkalım Sevinirsin
belki Hediye olur yada bir elma şekeri.Sen bensiz
yapamazsın GÜZELİM Seni öptüğüm o ilk anı hatırla ,Nasıl
da çocuklar gibiydin,GÜZELİM .Ben senin gibi neler
geçirdim elimden Bilirim haberim yok sevmeden
,sevilmeden Sen beni gerçekten sevdin mi GÜZELİM? Sana
bu mektubu meyhaneden yazıyorum.
Biraz önce
birkaç çocuk dövdük GÜZELİM Onların şerefine
içiyoruz.Bak GÜZELİM !Ben sana ne demiştim
hatırlamıyorum“üzülme”Yazmışsın sahiden dedim
mi?İçkiliyken herhalde, bilirsin.“yıktın”
yazmışsın.Sahiden yıkıldın mı?Umursamazsın sanmıştım
Takmazsın diye ummuştum,amaMadem beni unuttun, Bu sana
son sözüm olsun Bende seni sevdim Haberin
olsun.GÜZELİM.
KIZIN ARKADAŞIN’DAN SERSERİYE…………
Seni
tanımıyorum Serseri, ama arkadaşım seni çok sevdi.”son
Mektup “demişti,Doğru.hem o seni çoktan unuttu.Seni çok
beğendim Be serseri,belki .Seversin, belki de….“GÜZELİM”
demişsinBizimkine,ben de seni zevkli Bilirdim.ben ondan
daha güzelim.bak Serseri !ben seni Ondan daha çok
severim. Telefon numaramı yazıyorum,Arkada ,onu aradığın
gibi Beni de ara……Ayrıca senin güzel Garipleşti bu ara
“kalbim ağrıyor”Diyor, doktor bir teşhis Koyamıyor.Aman
canım o da, Bir başka ağlasa da gülüyorum der etrafa
.Sakın unutma beni ara …..
SERSERİDEN ARKADAŞA
Bak kızım ben
seni sevmedimDaha en başta ,ben güzelimi sevdimHer
şeyden çok o bana “serserim”
Derdi
canından koparcasına ,Sen ise “serseri” diyorsun.Sokakta
kalmışcasına Senin gibi arkadaş olmaz olsun .
Güzelliğe
gelince . kimse yarışamaz benim “GÜZELİMLE “Şimdi bırak
bunları “son mektup” Derken yalan sanmıştım. Daha beter
içer oldum .Her gece sarhoşum .Bir daha ki mektupta
Güzelimden bahset bana.Şimdi gerçekten mutlu mu?Yoksa
başkasını mıSeviyor?Hasta demiştin , kalbinden mi hasta
yoksaBu aşk hastalığı mı?Benden başkası ile …….Çabuk yaz
arkadaş ,her şeyi arkadaş,Her şeyi anlat bana.Anladım ki
yaşayamam ben onsuz Bu dünyada .
ARKADAŞTAN
SERSERİYE
Afedersin
serseri yanlış yapmışım ben,O seni gerçekten çok
sevmiş.Son nefesinde bile adını söyledi.Yüreğim
parçalandı, anlayamazsın .“SERSERİM”Deyişini duysaydın
,gözleri kapanırken .Aşkın öyle sarmış ki bedenini
kaybedince Yaşayamadı öldü işte Son mektubunda ne
yaptın?İçip içip ağlıyor musun?O mezarında huzurlu
yatarken
Yılanlara
bile seni Anlatır şüphen olmasın .Zaten mezar taşında
“SENİ SEVMİŞTİM SERSERİ”
Yazısını
görünce anlarsın .Belki bir umut vardı yaşamasında .Ama
senin de ciddi olmandı.“birkaç gün çıkalım “demişsin ona
“elma şekeri olur “demişsin. İndi zavallıcığın yüreğine
.Şimdi mezarında derin bir uykuda ,Sevgisi de
sonsuzlaştı onunla.Aslında o hiç istemedi öldüğünü
bilmeni amaDayanamadım yazdım işte.Şimdi ne yaparsın .
nasıl yaşarsın ?İçer misin ?Adam mı döversin?Sen de onu
sevmişsin öyle yazmışsın.Öyleyse bırak aşkınız yaşasın….
SERSERİNİN ODASINDAKİ NOT;
SANA
GELİYORUM GÜZELİM…….
SENİ SEVİYORUM
GÜZELİM………
BİTTİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ………………..
HOŞ GELDİN ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ
Çizebilseydim, bahar olacaktı yüzün… Yazabilsem en uzunu
şiirlerin… Olmadı, beceremedim… Adını duvarlara yazacak
çağım da çoktan geçti benim. Yasak sevdamın gözaltı
tarafı… Çaresiz, seni yüreğimde erittim. Ama yine de hoş
geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş
geldin!Senin olmadığın zamanlarda da sevmiştim,
olmadığın baharlarda da… Ama hiç bu kadar
telaşlanmamıştım. Beklememişim üstelik
birbirimizi…Birlikte ıslandığımız yağmurlarımız yok… Ne
kavgalarımızın adı bir olmuş, ne “Dost” diye baktığımız
yüzler… Ayrı ayrı akmış göz yaşlarımız. Ben asırlardır
okşamamışım yanağını, senin yüzün ağlamaktan yorulmuş…
Ama yinede hoş geldin eskiyen yüzümün yeni
gülümseyişi,hoş geldin!Bir yüzün vardı
görmediğim,Bir,sesin… Hiç duymadığım…Kokunu çiçeklerle
tanımlayamazdım, bilemezdim ellerinin beyazlığını.
Hangi şiirin en sevdalı sözünde çıkacaktın, bilemezdim
dilimin ucundaydın hep,İşte; şimdi düşüverdin! Hoş
geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin!
“Ağır ağır çıkılan bir merdiven” yok… Eskittiğin
yıllardan değil,Sızlayınca yüreğin anlıyorsun: yine
gecikmişsin…Sen, yeni yeni öğreniyorsun sevmeyi, bense
çoktan düşürmüşüm aklıma ölümü. Gönlün bedene baş
kaldırdığı yerdeyim… Ama yinede hoş geldin eskiyen
yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin! Unuttum, bana ne
vakit gelmiştin, saklayacaktım seni. Yüzün gözümde
kalacaktı. Bilmeyecektin böylesine sevildiğini. Uykusuz
gecelerimde büyüyecek, sensiz Sabahlara uyandığımı
duymayacaktın… Olmayacaktın sıradan…Eskitmeyecektim
sevdamı… Yoksa yinemi beceremedim? Ama yine de hoş
geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoş geldin!
Ben, bir bu dağları eskitemedim, bir de sana düşmüş
yüreğimi… Gittiğim yolları hiç hesaba katma! Düşünü
görmediğim uykular zaten haram. Gökyüzünü boyayacak
zaman da kalmadı… Haydi sar kollarını… “Ayrılık”
Diyeceğim, dilim varmıyor… Daha yeni söylemiştim; Hoş
geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoş geldin!
Saatin zembereği boşaldı. Bodrumlu balıkçı İsmail çoktan
denize açıldı. Antalya’da barlar kapanalı yaklaşık bir
saat, kars’ta saçakları çatıların, hala buzları
Taşımakta. Ve ben hala üşümekteyim sensizlikten.
Düşlerimi hiç terk etmedim…Hoş geldin eskiyen yüzümün
yeni gülümseyişi hoş geldin! Deniz tuzunu saklıyor
çizdiğim beyazlarda karlar çürüdü… Suyumuz ekşi,
Gönlümüz kırık, sevip’de kaçanların hiçbiri,
yüzyıllardır yakalanamadı. Firarinin umudu tükenmiyor,
yaşanmadan bitmiyor kör olası… Ama yine de hoş geldin
eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoş geldin!Bu hikaye’
nin gecesini uzun yazdım… Bir tek, elin kalacak elimde.
Sıcak tut, söndürmesin terim. Kapat gözlerini, sabahı
geciktirelim… Yorgun olduğu kadar suskundu gönlüm.
Senden evveli anılara yükledim… Sevdaya dair ne varsa
duyduğum, yetersiz şimdi. Hoş geldin eskiyen yüzümün
yeni gülümseyişi hoş geldin! Ne nazım benle içti, ne
Cahit Sıtkı… Onlara geciktiğim gibi geciktim sana da.
Yaşlı yüzümü
değdirmek için yüzüne, ilişmek için gözüne, ben yaktım
ışıkları…Uzak sevmenin çok ağırmış faturası. Düşünsene,
nasıl uzun beklemişim… Bağışla sevgilim, ben geciktim…
Hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin!
Korkunun bittiği yere yazdım adını, dağların en kuytu
yerine… Sonsuzluk değildi beklediğimiz, bir parça
mutluluk diye diretmiştik. Çok mu geldi bilmem ki
tanrının gözüne… Ama yinede Hoş geldin eskiyen yüzümün
yeni gülümseyişi, hoş geldin!Eskidi saatler. Zamanı
geldi, düşmeyelim yollara…Geceler sırtımda, cebimde
sevdalarım… Yardan öte söyleyecek sözüm vardı Benim…
Düşlere saklamalı şimdi yari, uyanmamacasına! Yükselmeli
ateşim, kanamalı, sıkmaktan avuç içlerim. Terleyip
atmalıyım içimden seni Kimseler bilmemişti gelişini,
benden gidişindeki gibi... Ama yinede Hoş geldin!
Eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoş geldin…
BECEREMEDİK
Ne
oyuncaklarımızı eskittik, ne sevdalarımızı… “Bir daha
bulamayız” Kaygısıyla… Biz, yaşamayı beceremedik…
Hepimiz korkuyoruz yarınlardan. Ne geçtiyse elimize,
biriktiriyoruz. Hüzünleri bile. Gülmeyi kendimizden
Esirgediğimiz günleri düşünsenize… Kaçımız,
oyuncaklarını eskitene kadar Oynadı? “yenisi
gelmeyebilir” Di! tedbirli olmayı yaşama karşı galiba o
zamanlar Öğrenmişiz. En tembelimiz bile, güzel
defterlerini hiç kirletmedi. Kıyamadı Sayfaları nı
yırtmaya. Kitapları korumayı öğrettiler. Güzel
ciltlerimiz vardı. Ama Şehvetle okumayı beceremedik.
Hırpalayamadık kitapları. Doyasıya Çizemedik Satır
aralarını. Çoğu Temiz temiz, raflarda kaldı, ya da
içinde ne Olduğunu bilip Açamadığımız sandıklar gibi
tozlandı. Eskitemedik… Sevdiğimiz insanlara ne Sevgimizi
sunabildik, ne isteklerimizi, ne de Öfkelerimizi… Onlar
kadar Sevmediklerimiz, ya da onlar kadar sevmeyenler
Bizi, daha çok yaşadı. Kıyamadık ne dokunmaya nede
gerçeklerle üzmeye Onları… Oysa, her geçen gün
Kaybederken, göremedik, bilemedik çoğu kez, “Yaşayarak
tüketmeyi…” Aldığımız ya da armağan edilen en güzel
kalemler, Vitrinlerde kaldı. “Kaybederiz“ diye korktuk
yine, ya alamadık, ya vermediler Cebimize. Aldığımız
Eşyaların en güzeli misafirlere ayrıldı. Yemek
takımları, Porselenler, çatal-Kaşıklar büfelerin
süsüydü. Ve o büfelerin bulunduğu odalar Yine yasaktı,
Kirletmeyelim, kullanmayalım diye. Hepsi yepyeni kaldı,
ama biz Eskidik. Tüketmenin özgürlük olduğunu yeni
öğrendik ama artık alışmıştık, Vazgeçemiyorduk
alışkanlıklarımızdan. Ya yarın aynı şartlara sahip
olamazsak? Biriktirdik deliler gibi eşyaları, dostları,
sevdalarımızı… Biriktirdik ama hiç “Tüketerek
yaşayabileceğimizi” Öğrenemedik. Bütün bu kullanılmamış
ya da az Kullanılmış yaşamları son kullanma tarihleri
geçse bile kullanmadan Harcamadan, nasıl biriktirdiğini
bilmeyen yeni kuşaklara… Miras bıraktık, har Vurup
harman savursunlar diye. Onlarda beceremedi; çünkü tüm
bildiklerimiz “Kisi ye özel”di…
|