Melek

                       

                            

                                       SEN GİDERKEN

Sen giderken uzaklara, gök yüzünde ayak izi bırakmadan bir bir kayboluyordu  mavilikler. 

Henüz acıyan bir sol yanım yoktu ve gözlerim sağanak yağmurlardan ibaret sonbaharlarla tanışmamıştı. İstanbul’a lapa lapa kar yağıyordu ve bu karın sana dokunmadığını bilmek canımı acıtıyordu. Bildiğim bütün yollar metropolitan’lığın insanlara sunduğu eğlence merkezlerinde usulca geceye karışıyordu. Oysaki ne terk edilmiş hayatımın yaşanacak bir kısmı kalmıştı, nede yaşadığım hayatın geçmişi kurcalarken hatırlayıp’ta  buruk bir gülücük atacak tarafı bir insan vücudunun taşıyabileceği en büyük yüreği var sayarak sanıyordum sevgimi ve içimde baharı müjdelercesine kışı  getiren yağmur sonrası gökkusakları’nın yalancı renkleri yoktu. Bilsem’ki! Ağlamaya alıştırmak içindi parlayan gözlerinle bana gülmeyi öğretmen:  hoşçakal bile demeden, arkamı dönüp tuzlu gözyaşımı saklamak yerine , son bir kez sarılırdım boynuna yer yüzünde bir benzeri daha olmayan  kokunu içime sinmek için sen giderken. Sahte gülücüklerin atılıp, cilalı parkelerin süslediği diskoların loş ortamlarında, ısmarlanmış içki şişelerinde aranan aşklara inat nasıl nefes almaya muhtaçsa bedenim, öylece seni içime işlemiş yüreğim. Ocağın şubatla birleştiği saatlerdi gidişin. Oysa sadece yokluğunu müjdeliyordu yelkovan ve akrep ve ölümünde bir durak ötesindeydiayrılık. Kısacası güneşin kıyamete kadar olan tarafı seninleydi. Belki de bu yüzden bulutların arkasına gizlenmiş’ti yıldızlar. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu benimse gözlerimde dört mevsim son bahar var. İstanbul sana giydiremediğim beyazı giydirmişti de bana yalnızca seni düşünmek kalmıştı.gerisi koca bir boşluktu ve düşlerimde var olan çocuk sevgisi gözlerimi her kapattığımda gördüğüm kabuslarda boğulmuştu. Belki dönmüşsündür diye sonu yalnızca hayal kırıklıklarından ibaret. Karşılaşma umudumuzu canlandırıyordu döndüğüm bütün köşe başları. Yeniden kaybetmeye benziyordu seni bir daha bulamamak ve bir yanım giderken kendinle götürdüğün yanlarım bekliyordu tren istasyonlarında. Bir türlü bir bütün olmama yetmiyordu senden kalanlar ve parçalara ayrılmıştı bende bıraktıkların …. Aslında bu kadar savunmasız ve çaresiz olmamalıydım senin karşında. Benimde silahlarım olmalıydı bildiği bütün olasılıkları sana kavuşmak için var sayan bir kalpten başka. Belki yüreğimi kaburgalarımın arasına saklamalıydım senin gibi, belki suratıma yalancı maviler taşıyan  maskeler  takmalıydım ve korkmamalıydım bir gün  seni kaybetmekten hiç olmazsa senin hiçbir zaman bana ait olmadığını göremiyecek kadar körken. Geri dönme istemem, şimdi sana ne başkasının dokunduğunu bilmek korkutur beni ölümden nede beni dudaklarının kıyısı döndürür sana bu kadar acı çekmişken. Nasılsa sen yoksun ve nasılsa senin gibi yaşayamam kaburga aralarına sığmayacak kadar bu koca yüreği taşırken..

 

                                                  ALIŞMALI

Bavulları hep toplu durmalı insanın. Bir gün telefonların hiç çalmaya bileceği hesaplanmalı. Tül perde arkasında misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli, ihanetlere terk edilmelere, Bir Başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı. Yalnızlığa alışmalı. Çünkü “omuz omuza” günlerin Vakti geçti, dayanışma. Günümüz borsanın değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık. Bireyin keşif çağı, Geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı. Terörün bile bireyselleştiği çağdayız Zaman, birlikte kuvvet doğar zamanı değil; Zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi Becerebilme zamanıdır. İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa. Sokaklar dolusu ıssızlıkla baş başa Yaşamayı göze almalı insan. Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı. Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından Vazgeçmeli, sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı. Romanlardan yalnızlığı yücelten paragrafla asmalı evin… Asmalı evin en görünür duvarına… “Yalnızlık paylaşılmaz paylaşılsa yalnızlık olmaz” Dizeleriyle başlamalı güne… Telesekretere “şu anda size cevap verebilecek kimse yok “denmeli”… Beklide hiç bir zaman olmayacak” Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı… Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır… Haklılığın onuru yaşatır insanı… Susmanın utancı öldürür. O yüzden en sessiz gecelerde “Doğruyu yaptım” La teselli bulmalı insan. Feryada komşuların yetişmesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlamaya alışmalı. Kendisiyle hesaplaşmaya çalışmalı. Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı. Hep başını alıp gidecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözü pek olabilmeli. Sessizliği sese dönüştürebilmeli ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan… Yollarla barışmalı… … Yalnızlığa alışmalı
 

                                  SEVDA TÜRKÜLERİ YALAN

Çok şeyin anlamsız kaldığı bir gecede, hani, şarkıların, şiirin “hadi oradan” Dedirttiği bir zaman diliminde, “sevda türküleri yalan” demişiz… Sevda Türküleri yalan… Duyduğum kadarın benim. Tüm ayrılık öyküleri kendi Kahramanlarına ağlar, fazla fazla gözyaşındaki tuz kadar acırsın Güzelim… Senin “Kapanmaz” dediğin yara, nefretin sevgiyle buluştuğu o An, her defasında ilk öksüz kalışın… Yeniden doğuşundur aslında o “Ayrılık”  sandığın… Tartılmıyor sevdalar terazilerde. Ağırlığı, Ulaşılamazlığındandır. Defteri yok, yüreğine yazıyorsun. Zamanla gelişleri Unutup, hep gidişlere takılıyorsun birlikte söylenen şarkılar, “Kara” Bildiğin sevdan, satır aralarındaki o büyü yok artık… Şiirlerdeki sevgili Olmaktan şimdi çok uzaktasın… Yeniden başlamak diye bir şey yok. Bir Gecede bulup bir gecede yitirdiğin tüm aşkların seceresinde, silindi bir kere Mürekkep… Bir acının resmi çekilmiyor, çizgiler gelip insanın yüzüne Yapışıyor. Umursamaz göründüğün her terk ediş, kilometre taşı gibi ölüme Yaklaştırıyor… Sevda türküleri yalan… Sokak başlarını güneş, yolları gece Tutar… Ne vakit ayrılırsan sevgiliden, işte o mevsim seni tutar… Kendi Öykünü kendin boğarsın. Ölümün yaklaştığını böyle günlerde anlarsın. Hiç Beklemedik, kim yazmış bu yazıyı?  Ne ilk doğan sensin nede son ölen, Sevda yüzünden… “ÖLÜM DEDİĞİN NEDİRKİ, BEN SENİN İÇİN YAŞAMAYI GÖZE ALMIŞIM”

 

 

 

                               SENİN OLMADIĞIN AKŞAMLARDA                         

 

Bir yakalasam yaka paça, zamanı durduracağım, ışıklandırılmış vitrin Camları, ayna olup yüzüme çarpıyor, anladım; ben sensiz gecelerde Yaşlanıyorum, en ihtiyarı oluyorum bu kentin, en bilgesi, en ağır Başlısı… Aşkın olgunlaştırdığı, suskun bir dervişim şimdi, bir sorsalar Rezil olacağım, ben senden başkasını bilmem ki, senin olmadığın Akşamlarda, ben yapmışım sanki tüm dünyanın işini, yoruluyorum, Sabaha çıkmayacakmışım gibi, kör olmak için yarı yarıya, gözümü Arabaların farlarına dikiyorum, her genci biraz, sen zannediyorum, Senin olmadığın akşamlarda ben,o an adını anmıyorsam eğer, Koskocaman susuyorum, senin olmadığın akşamlarda ben, siyaha Boyayıp yüzümü, maske yapıp gecenin karanlığını, bir Affan dede Bulup, “satın almak” istiyorum “Çocukluğumu.” Senin olmadığın Akşamlarda, geceler uzun sürüyor… “Az karanlığım” gün ağarırken Kapkara oluyor, gözlerimi kapıyorum, düşlere emanet ediyorum seni… Senin olmadığın akşamlarda, daha uzun kalıyorsun bende böylece, Senin olmadığın gecelerden uyandığımda, dilimde hep aynı cümle; SENİN OLDUĞUN KARANLIĞI SENSİZ AYDINLIKTAN DAHA ÇOK SEVİYORUM…

 

 SENİ SEVİYORUM

Herkes, “ilk kendi yaşıyor” sanmasa, sevdalarda tükenirdi, masalları da… Sonsuza kadar sürdüğü bilinsin diye mi nedir, bittiği anlar ve ihanetler Yazılmıyor kitaplara. Zümrüt-ü anka kuşu da yalan aslında, kendini Külünden yarattığı da… Ferhat’ın şirin, aslı’nın kerem için öldüğünü kim Gördü Allah aşkına? “Sonsuza kadar sürsün” Diyorsan “Bu sevda,” O Zaman sevgili, o zaman vuslat yaşanmaya! Sana yazacak bir sen bırak Bana! Öfkelerin orada kalsın! Kaçamaklar hanesinde değil ismin Anlasana! Ömrümün tam ortasına kocaman harflerle yazmışım; Seni Seviyorum… Seni Seviyorum… “Herkese söylediğini bana söyleme” Diyorsun… Ama ne varsa sevdaya dair, bizden önce söylenmiş, biliyorsun. Bize düşen, aşkı yalansız yaşamak… Hadi uzatmada uzat ellerini, seni seviyorum… Seni seviyorum… Seni seviyorum…

 

                         KIZDAN SEVGİLİSİNE MEKTUP

ELİME SON KEZ ALDIM KAĞIT KALEMİ,BU SANA SON MEKTUBUM

POSTACI SON BİR KEZ HABER GETİRECEK BENDEN SANA..CANIM BEN BİLİRİM ALDIRMAZSIN HİÇ BİR ŞEYE,,NE SEVGİYE,NEDE HİSLERİMDİ ELİMDE BİR SİGARA VAR,,,, BUGÜN ÇOK İÇTİM…BİLİRİM KIZACAKSIN,,“İÇME DEMİŞTİM” DİYECEKSİN,,AMA BEN YİNE AYNI CEVABI VERECEĞİM:“DERTLİYİM” SON KEZ BU KALP DERDİNLE DOLU…BU MEKTUBUMDA SENİ NE KADAR SEVDİĞİMİ ÖZLEDİĞİMİ YAZMAYACAĞIM ARTIK,,,DEĞİŞTİMBEN.SENİN UMURSAMAZ TAVIRLARINDAN BIKTIM.  “  SERSERİM “TAKMIYORUM ARTIK BENDE SENİ…

HANİ BENDE BİR RESMİN VAR YA,,ARKADAŞIMA VERDİM.SERSERİM” ÇOK BEĞENMİŞ

SENİ “AL SENİN OLSUN “DEDİM.AMA DİKKAT ETMESİNİ DE SÖYLEDİM.OLUR YA ÇIKARSANIZ“BOYNUZLAMASIN SENİ “ DEDİM YÜZÜNÜN ŞEKLİNİ GÖRMENİ İSTERDİM.

SERSERİM….BU MEKTUP DİĞERİNE BENZEMİYOR DEĞİL Mİ? DÜN GECE YIKTIN,

ÖLDÜRDÜN BENİ SERSERİM….DİLİNDEKİ HECE BİR KURŞUN GİBİ SAPLANDI YÜREĞİME TÜM GECE KANADI DURMADAN,,GÖZLERİM DOLDU AĞLAYAMADIM.YATAKLARA DÜŞTÜM NE ZAMANDIR AMA İYİ OLDU ASLINDA SENİ UMURSAMIYORUM ARTIK ,SEN NE DEMİŞTİN SERSERİM.“ÜZÜLME !”ÜZÜLMÜYORUM ZATEN GÜLÜYORUM,BU ACILARIN GETİRDİĞİ MUTSUZLUĞU SEVİYORUM“LANET OLSUN SANA SERSERİM”.BU KADAR DEĞERSİZ MİYDİ SEVGİM?BİLİYORSUN BEN SENİ ÇOK SEVDİM BU SANA SON MEKTUBUM SERSERİM.

YAK İSTERSEN BAŞKALARINA OKUT.YADA EVET İÇİP İÇİP AĞLA, AMA ŞUNU BİL Kİ BU SANA SON MEKTUBUM.BUNDAN SONRA HAİN YAZAR MEZAR TAŞINDA BİR ÖLÜSÜN ARTIK

SEN HATIRALARIMDA……

 

SERSERİDEN CEVAP

Bugün hiç beklemediğim bir Anda , mektubunu aldım. GÜZELİM.Son mektubum demişsin ,inanmam Sen dayanamazsın bensizliğe,Erirsin ,bitersin Günden güne .Bak ne diyorum GÜZELİM Gönlün Olsun ,birkaç gün daha çıkalım Sevinirsin belki Hediye olur yada bir elma şekeri.Sen bensiz yapamazsın GÜZELİM Seni öptüğüm o ilk anı hatırla ,Nasıl da çocuklar gibiydin,GÜZELİM .Ben senin gibi neler geçirdim elimden Bilirim haberim yok sevmeden ,sevilmeden Sen beni gerçekten sevdin mi GÜZELİM? Sana bu mektubu meyhaneden yazıyorum.

Biraz önce birkaç çocuk dövdük  GÜZELİM Onların şerefine içiyoruz.Bak GÜZELİM !Ben sana ne demiştim hatırlamıyorum“üzülme”Yazmışsın sahiden dedim mi?İçkiliyken herhalde, bilirsin.“yıktın” yazmışsın.Sahiden yıkıldın mı?Umursamazsın sanmıştım Takmazsın diye ummuştum,amaMadem beni unuttun, Bu sana son sözüm olsun Bende seni sevdim Haberin olsun.GÜZELİM. 

KIZIN ARKADAŞIN’DAN SERSERİYE…………

Seni tanımıyorum Serseri, ama arkadaşım seni çok sevdi.”son Mektup “demişti,Doğru.hem o seni çoktan unuttu.Seni çok beğendim Be serseri,belki .Seversin, belki de….“GÜZELİM” demişsinBizimkine,ben de seni zevkli Bilirdim.ben ondan daha güzelim.bak Serseri !ben seni Ondan daha çok severim. Telefon numaramı yazıyorum,Arkada ,onu aradığın gibi Beni de ara……Ayrıca senin güzel Garipleşti bu ara “kalbim ağrıyor”Diyor, doktor bir teşhis Koyamıyor.Aman canım o da, Bir  başka ağlasa da gülüyorum der etrafa .Sakın unutma beni ara …..

SERSERİDEN ARKADAŞA

Bak kızım ben seni sevmedimDaha en başta ,ben güzelimi sevdimHer şeyden çok o bana “serserim”

Derdi canından koparcasına ,Sen ise “serseri” diyorsun.Sokakta kalmışcasına Senin gibi arkadaş olmaz olsun .

Güzelliğe gelince . kimse yarışamaz benim “GÜZELİMLE “Şimdi bırak bunları “son mektup” Derken yalan sanmıştım. Daha beter içer oldum .Her gece sarhoşum .Bir daha ki mektupta Güzelimden bahset bana.Şimdi gerçekten mutlu mu?Yoksa başkasını mıSeviyor?Hasta demiştin , kalbinden mi hasta yoksaBu aşk hastalığı mı?Benden başkası ile …….Çabuk yaz arkadaş ,her şeyi arkadaş,Her şeyi anlat bana.Anladım ki yaşayamam ben onsuz Bu dünyada .

ARKADAŞTAN SERSERİYE

Afedersin serseri yanlış yapmışım ben,O seni gerçekten çok sevmiş.Son nefesinde bile adını söyledi.Yüreğim parçalandı, anlayamazsın .“SERSERİM”Deyişini duysaydın ,gözleri kapanırken .Aşkın öyle sarmış ki bedenini kaybedince Yaşayamadı öldü işte Son mektubunda ne yaptın?İçip içip ağlıyor musun?O mezarında huzurlu yatarken

Yılanlara bile seni Anlatır şüphen olmasın .Zaten mezar taşında          “SENİ SEVMİŞTİM SERSERİ”         

Yazısını görünce anlarsın .Belki bir umut vardı yaşamasında .Ama senin de ciddi olmandı.“birkaç gün çıkalım “demişsin ona “elma şekeri olur “demişsin. İndi zavallıcığın yüreğine .Şimdi mezarında derin bir uykuda ,Sevgisi de sonsuzlaştı onunla.Aslında o hiç istemedi öldüğünü bilmeni amaDayanamadım yazdım işte.Şimdi ne yaparsın . nasıl yaşarsın ?İçer misin ?Adam mı döversin?Sen de onu sevmişsin öyle yazmışsın.Öyleyse bırak aşkınız yaşasın….

 

 

            SERSERİNİN ODASINDAKİ NOT;

 

SANA GELİYORUM GÜZELİM…….

 

            SENİ SEVİYORUM

                                   GÜZELİM………

 

 

BİTTİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ………………..

 

         HOŞ GELDİN ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ

Çizebilseydim, bahar olacaktı yüzün… Yazabilsem en uzunu şiirlerin… Olmadı, beceremedim… Adını duvarlara yazacak çağım da çoktan geçti benim. Yasak sevdamın gözaltı tarafı… Çaresiz, seni yüreğimde erittim. Ama yine de hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin!Senin olmadığın zamanlarda da sevmiştim, olmadığın baharlarda da… Ama hiç bu kadar telaşlanmamıştım. Beklememişim üstelik birbirimizi…Birlikte ıslandığımız yağmurlarımız yok… Ne kavgalarımızın adı bir olmuş, ne “Dost” diye baktığımız yüzler… Ayrı ayrı akmış göz yaşlarımız. Ben asırlardır okşamamışım yanağını, senin yüzün ağlamaktan yorulmuş… Ama yinede hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi,hoş geldin!Bir yüzün vardı görmediğim,Bir,sesin… Hiç duymadığım…Kokunu çiçeklerle tanımlayamazdım, bilemezdim ellerinin beyazlığını.  Hangi şiirin en sevdalı sözünde çıkacaktın, bilemezdim dilimin ucundaydın hep,İşte; şimdi düşüverdin! Hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin! “Ağır ağır çıkılan bir merdiven” yok… Eskittiğin yıllardan değil,Sızlayınca yüreğin anlıyorsun: yine gecikmişsin…Sen, yeni yeni öğreniyorsun sevmeyi, bense çoktan düşürmüşüm aklıma ölümü. Gönlün bedene baş kaldırdığı yerdeyim…   Ama yinede hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin!  Unuttum, bana ne vakit gelmiştin, saklayacaktım seni. Yüzün gözümde kalacaktı. Bilmeyecektin böylesine sevildiğini. Uykusuz gecelerimde büyüyecek, sensiz Sabahlara uyandığımı duymayacaktın… Olmayacaktın sıradan…Eskitmeyecektim sevdamı… Yoksa yinemi beceremedim? Ama yine de hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoş geldin!  Ben, bir bu dağları eskitemedim, bir de sana düşmüş yüreğimi… Gittiğim yolları hiç hesaba katma! Düşünü görmediğim uykular zaten haram. Gökyüzünü boyayacak zaman da kalmadı… Haydi sar kollarını… “Ayrılık” Diyeceğim, dilim varmıyor… Daha yeni söylemiştim; Hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoş geldin!  Saatin zembereği boşaldı. Bodrumlu balıkçı İsmail çoktan denize açıldı. Antalya’da barlar kapanalı yaklaşık bir saat, kars’ta saçakları çatıların, hala buzları Taşımakta. Ve ben hala üşümekteyim sensizlikten. Düşlerimi hiç terk etmedim…Hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoş geldin!  Deniz tuzunu saklıyor çizdiğim beyazlarda karlar çürüdü… Suyumuz ekşi,  Gönlümüz kırık, sevip’de kaçanların hiçbiri, yüzyıllardır yakalanamadı. Firarinin umudu tükenmiyor, yaşanmadan bitmiyor kör olası…  Ama yine de hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoş geldin!Bu hikaye’ nin gecesini uzun yazdım… Bir tek, elin kalacak elimde. Sıcak tut, söndürmesin terim. Kapat gözlerini, sabahı geciktirelim… Yorgun olduğu kadar suskundu gönlüm. Senden evveli anılara yükledim… Sevdaya dair ne varsa duyduğum, yetersiz şimdi. Hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoş geldin! Ne nazım benle içti, ne Cahit Sıtkı… Onlara geciktiğim gibi geciktim sana da.

Yaşlı yüzümü değdirmek için yüzüne, ilişmek için gözüne, ben yaktım ışıkları…Uzak sevmenin çok ağırmış faturası. Düşünsene, nasıl uzun beklemişim… Bağışla sevgilim, ben geciktim… Hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin! Korkunun bittiği yere yazdım adını, dağların en kuytu yerine… Sonsuzluk değildi beklediğimiz, bir parça mutluluk diye diretmiştik. Çok mu geldi bilmem ki tanrının gözüne… Ama yinede  Hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin!Eskidi saatler. Zamanı geldi, düşmeyelim yollara…Geceler sırtımda, cebimde sevdalarım… Yardan öte söyleyecek sözüm vardı Benim… Düşlere saklamalı şimdi yari, uyanmamacasına! Yükselmeli ateşim, kanamalı, sıkmaktan avuç içlerim. Terleyip atmalıyım içimden seni Kimseler bilmemişti gelişini, benden gidişindeki gibi... Ama yinede Hoş geldin! Eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi hoş geldin…

 

                                       BECEREMEDİK

Ne oyuncaklarımızı eskittik, ne sevdalarımızı… “Bir daha bulamayız” Kaygısıyla… Biz, yaşamayı beceremedik… Hepimiz korkuyoruz yarınlardan. Ne geçtiyse elimize, biriktiriyoruz. Hüzünleri bile. Gülmeyi kendimizden Esirgediğimiz günleri düşünsenize… Kaçımız, oyuncaklarını eskitene kadar Oynadı? “yenisi gelmeyebilir” Di! tedbirli olmayı yaşama karşı galiba o zamanlar Öğrenmişiz. En tembelimiz bile, güzel defterlerini hiç kirletmedi. Kıyamadı  Sayfaları nı yırtmaya. Kitapları korumayı öğrettiler. Güzel ciltlerimiz vardı. Ama Şehvetle okumayı beceremedik. Hırpalayamadık kitapları. Doyasıya Çizemedik Satır aralarını. Çoğu Temiz temiz,  raflarda kaldı, ya da içinde ne Olduğunu bilip Açamadığımız sandıklar gibi tozlandı. Eskitemedik… Sevdiğimiz insanlara ne Sevgimizi sunabildik, ne isteklerimizi, ne de Öfkelerimizi… Onlar kadar Sevmediklerimiz, ya da onlar kadar sevmeyenler Bizi, daha çok yaşadı. Kıyamadık ne dokunmaya nede gerçeklerle üzmeye Onları… Oysa, her geçen gün Kaybederken, göremedik, bilemedik çoğu kez, “Yaşayarak tüketmeyi…” Aldığımız ya da armağan edilen en güzel kalemler, Vitrinlerde kaldı. “Kaybederiz“ diye korktuk yine, ya alamadık, ya vermediler Cebimize. Aldığımız Eşyaların en güzeli misafirlere ayrıldı. Yemek takımları, Porselenler, çatal-Kaşıklar büfelerin süsüydü. Ve o büfelerin bulunduğu odalar Yine yasaktı, Kirletmeyelim, kullanmayalım diye. Hepsi yepyeni kaldı, ama biz Eskidik. Tüketmenin özgürlük olduğunu yeni öğrendik ama artık alışmıştık, Vazgeçemiyorduk alışkanlıklarımızdan. Ya yarın aynı şartlara sahip olamazsak? Biriktirdik deliler gibi eşyaları, dostları, sevdalarımızı… Biriktirdik ama hiç “Tüketerek yaşayabileceğimizi” Öğrenemedik. Bütün bu kullanılmamış ya da az Kullanılmış yaşamları son kullanma tarihleri geçse bile kullanmadan Harcamadan, nasıl biriktirdiğini bilmeyen yeni kuşaklara… Miras bıraktık, har Vurup harman savursunlar diye. Onlarda beceremedi; çünkü tüm bildiklerimiz    “Kisi ye özel”di…