|
FELSEFEYE GİRİŞ
FELSEFENİN ANLAMI
Felsefe sözcüğünün anlamı çağlara ve filozoflara göre değişmektedir. Örneğin,
1. Felsefe tek tek bilimlerin temelidir. Felsefe bilimlerin anasıdır.
2. Felsefe yaşam bilgeliğidir, evrensel değerlerin bilimidir.
3. Felsefe yoktur, felsefeler vardır (Sartre, 1905-1980, Fransız filozof).
4. Felsefe kendini düşünen idedir... Mutlak olanın kendini gerçekleştirmesidir. (Hegel, 1770-1831, Alman filozof).
5. Felsefe doğruya varmak, varolanı bilmek için düşüncenin yöntemli çalışmasıdır. (Platon, 427-347, Eski Yunan filozofu).
6. Felsefe varolanın ilk temellerini ve ilkelerini araştıran bilimdir (Aristoteles, 384-322, Eski Yunan filozofu).
7. Felsefe yüksek dağda, buz içinde gönüllü yaşamaktır... (Nietzsche, 1844-1900, Alman filozof).
8. Felsefe, acunu ve insanı, doğa üstü, sihirli kuvvetlere başvurmadan, salt akılla kavramaya uğraşma (Nusret Hızır, 1899-1980, Türk filozofu).
9. Tarihsel olarak bakılırsa-yani filozofların kendi yapıtları üzerine söylediklerine değil, gerçekte ne yaptıklarına bakılırsa- felsefe genellikle şiir değil, ussal, bilimsel bir etkinlik, bir öğreti olmuştur... Felsefe bir bilimdir, dolayısıyla şiir değil, müzik değil, ciddi, sağlam bir araştırmadır. Kapısını hiçbir alana kapamaması, ulaşabildiği her yöntemi kullanması anlamında evrensel bir bilimdir. Sınır sorunlarının, temel sorunlarının bilimidir, dolayısıyla, öteki disiplinlerin varsayımlarıyla yetinmeyen, köklere gidesiye araştırmak isteyen bir kök bilimidir. (J.M. Bochenski, 1902- ?, Polonyalı filozof)
10. Felsefe yapmak ölmeyi öğrenmektir (Karl Jaspers, 1883-1969 Alman filozof)
11. Felsefe, neleri bilmediğini bilmektir (Sokrates, 469-399, Eski Yunan filozofu).
12. Felsefe yapmak doğru düşünmektir (Hobbes, 1588-1679, İngiliz filozofu).
13. Mutlu bir yaşam sağlamak için, tutarlı eylemsel bir sistemdir (Epikuros, 341-270, Eski Yunan filozofu).
14. Felsefe, varlıkları var olma özellikleri açısından bilebilmek ve varlığın ilk nedenlerine ulaşmaktır (Farabi, 870-950, Türk ve İslam filozofu).
15. Felsefe genelleştirilmiş matematiktir (Spinoza, 1632-1677, Hollandalı filozof).
Felsefenin ne olduğuna veya içeriğine ilişkin tanımlamalara baktığımızda, farklığı açıkça görebilmekteyiz. Filozofları uğraştıran bir sorudur bu. Yanıtlaması güç olmasına rağmen, filozofa sorsanız, size bir felsefe tanımı verecektir.
Farklı felsefe anlayışları nedeniyle, insanlar felsefenin doğru bilgi ortaya koyamayacağı, özellikle herkesin doğrusunun farklı olduğu, doğruluğun kişiden kişiye değiştiği yargısını benimseyivermiş.
Doğru kavramı ile ilgili olabilecek veya onun yerine kullandığımız kavramları bir çizelgeyle gösterelim:
Herkesin doğrusu veya
Doğruluğun kişiden kişiye değiştiği DOĞRU
Görüş-Düşünce
-----------------
Kanaat-Kanı BİLGİ
-----------------
Sanı-Zan
-----------------
İdeoloji
-----------------
Dünyagörüşü
-----------------
Felsefe tanımına dönersek, filozofların yaptıklarına ve bundaki ortak yanlara bakarak biçimsel bir tanımlama yapabiliriz: Felsefe bir insan etkinliğidir. Bu etkinlik, soru sorma-sorgulama etkinliğidir. Bunun anlamı eleştirel olmaktır. İşte bu da felsefi tutumdur.
Bu soru sorma etkinliği, insanları gene, kolayca kabul ettiği şu yargıya götürüyor: Filozoflar soru sorup bırakıyorlar, bir yanıt vermiyorlar ya da veremiyorlar. Zaten felsefe dediğin salt soru sormaktır. Bu yargıya varanların haklılık payı vardır elbette. Fakat bunun tümden böyle olmadığını göstermek amacındayız. İlk adımda şu yanıtı verebiliriz: filozof kendi sorularıyla güçlükleri çözmeğe uğraşırken açıklanacak yeni sorun alanları ortaya çıkarmaktadır.
Bir de felsefe sözcüğünün kökenine bakalım: Günümüzden iki bin beş yüz yıl önce Eski Yunanlılarda bilgeliksevgisi anlamındaki philosophia. Bu hem bilmeyi sevmek, hem de erdemli, mutlu yaşam sürmek demektir. Erdemli, mutlu yaşam sürmek sonucunu ise sözcük anlamından değil, filozofların yaptıklarından çıkarıyoruz. Çünkü filozofun sorularla aradığı bilgeliktir.
FELSEFENİN BAŞLANGICI
İnsan her şeyin başlangıcını bilmek ister. Felsefenin başlangıcını da. Felsefenin başlangıcı bellidir. Bu sarsıcı savlar karşısında Nietzsche’nin şu cümlesi aklımıza gelmelidir: “Felsefenin başlangıcı nedir? sorusu hiç önemli değildir. Çünkü başta her yerde kaba olan, şekil almamış, boş ve çirkin olan bulunur; ve her yerde yüksek basamaklar önem taşır.” (1)
Uygarlık tarihi açısından baktığımızda, felsefenin başlangıcının yüksek uygarlıklar devrelerinde olması ona yakışır. Milattan önce üç bin ila bin sekiz yüz yılları arasında gelişen yüksek uygarlıklar, yine milattan önce iki bin üç yüz dolayında başlayan köylü-çoban toplumu devresine göre, felsefenin başlangıcı milattan önce altıncı yüzyıla rastlar. Bu, uygarlık tarihi zamandiziminde başlangıç noktası olarak önemsiz (hatta gecikmiş) görünse de, felsefenin getirdiklerini göz önüne alırsak önemli bir noktada ve yerde başladığını, bizim de bundan pay çıkarmamız gerektiğini söyleyebilirim.
Şimdi, felsefe kendine özgü ve egemen yerel koşullara uygun olarak üç uygarlıkta, aşağı yukarı aynı zamanda, milattan önce altıncı yüzyılda, Eski Çin'de, Hint'te ve Yunanistan'da birlikte doğmuştur. Bu üç yer felsefenin bağımsız kökeni sayılabilir. Bunlar dışında Mezopotamya ve Mısır'da da felsefi düşüncelere düzensiz olarak rastlıyoruz; dolayısıyla bunları gerçek anlamda felsefe saymayacağız.
Gelelim üç bağımsız kökene. Çin ve Hint'te felsefe diye karşımıza çıkan düşünceler doğrudan doğruya dinden çıkmış, din ile bağlarını Hint'te daha güçlü ve uzun zaman olmak üzere korumuştur. Ancak şunu da belirtmeliyim, Çin ve Hint'te felsefe din kabuğundan geçerek, sihirsel ve dinsel düşünce kalıntılarından sıyrılarak kurulmuştur. (2) Çin ve Hint'te dinden çıkmış olmak nedeniyle, felsefenin başlangıcını buralara dayandırmıyorum.
Gerçek anlamda felsefenin başlangıcı veya felsefenin gerçek başlangıcı, Eski Yunan Felsefesi olarak adlandırılan, Anadolunun batı kıyıları, yani İyonya kentleridir. Buradaki ayrılık felsefenin din ile sıkı ilişki sonucunda değil, tersine din ile ilgisiz olarak, hatta bazı noktalarda dine karşıt olarak (3) doğması ve gelişmesidir.
Anadolunun batı kıyılarında başlayan bu felsefenin vardığı ilk sonuç şu: özgür ve bağımsız düşünüş, doğa, insan, varolan, varolması gereken üzerine her türlü dinsel tasarımdan bağımsız olarak doğruları bulabilir. Ve ancak böyle özgür düşünüş tarafından meydana çıkarılan doğrular felsefedirler. Bu türden düşünüş Logos, yani doğruyu ifade eden söz, tamamen bağımsız ve kendi kurallarına uygun olarak ilerleyen ve bu özgürlüğü sayesinde doğruya erişen düşünüştür.(4)
Buradaki temel savım şu: Felsefe Anadolunun batı kıyılarında başlamıştır. Yani özgür ve bağımsız düşünüş Anadolu'da başlamıştır. Özgür ve bağımsız düşünüş nerede, ne zaman ortaya çıktıysa; felsefe de o zaman, orada başlamıştır. Biz de bundan payımıza düşeni alalım, sahip çıkalım.
Şimdi özgün ve bugünkü adlarıyla felsefenin Anadolunun neresinde, kimler tarafından başlatıldığını görelim:
Miletos (Milet-Balat köyü): İzmir'in güneyi. Söke-Milas yolunun batısındaki Balat köyü. Eskiden deniz kıyısı, ancak Büyük Menderes'in yığdığı çamurlarla kıyıdan uzaklaşmış.*
Thales (625-545)
Anaksimandros (610-547)
Anaksimenes (550-480)
Samos (Sisam adası): Ege Denizi Kuşadası Körfezi'nde Söke hizasındaki ada. *
Pythagoras (Pisagor, 580-500)
Kolophon (Değirmendere): İzmir-Selçuk (Efes) arası.*
Ksenophanes (569-477)
Ephesos (Efes-Selçuk): İzmir'in ilçesi. Kuşadası Körfezi’nde.*
Herakleitos (540-480)
Klazomonoi (Güladası): İzmir-Urla arası.*
Anaksagoras (500-428)
Teos (Sığacık): İzmirin ilçesi Urla'nın güneyi. Seferihisar yakını. *
Demokritos (460-360/70): Çeşitli kaynaklar Trakya Abderalı olduğunu yazar, ancak oraya sonradan yerleştiği olasılığı daha güçlü.*
Protagoras (482-411)
Yukarıda saydıklarımız Batı Anadolu kıyılarında felsefeyi başlatan ilk filozoflardır. Bunlar dışında biraz daha uzaklaşarak yer ve filozof adları verebiliriz:
Assos (Behramkale): Edremit Körfezi'nde, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı bir köy. *
Aristoteles (384-322): Selanik yakınındaki Stageiros doğumlu. Platon'un ölümünden sonra, hem hocasının Akademiasında ve Atina'da kalmak için bir neden bulamadığı, hem de Atina'da pek sevilmeyen Makedonyalılarla dost olmaktan dolayı, Midilli'den Assos'a geçerek 347-344 yılları arasında üç yıl süreyle derslerini verecek bir okul bulabilmiştir. (5)
Böylece felsefenin gerçek başlangıcından yaklaşık iki yüzyıl sonra, çok önemli bir filozofa Anadolu bağrını açmıştır.
Kleanthes (331-233)
Pitare (Çandarlı): Dikili'nin güneyi. *
Arkesilaos (316-241)
Hierapolis (Pamukkale): Denizli.*
Epiktetos (50-130)
Rodos : Akdeniz'de ada.*
Panaitios (180-110)
Kıbrıs : Akdeniz'de ada.*
Zenon (336-264)
Soloi (Taşköprü): Mersin yakınında.*
Khrysippos
Suriyeli Poseidonios (135-51)*
Filistinli Antiokhos (MÖ. 68)*
Yazının başında alıntıyla belirttiğim, felsefenin başlangıcının önemsizliği veya başta kaba, şekil almamış olanın bulunmasının, Anadoluda başlayan felsefeden önce de felsefenin olduğunun altını bir kez daha çizmek isterim. Bu durum savımı daha da güçlendirmektedir. Bir anlamda felsefenin kendisi var, adı henüz yok. Özgür ve bağımsız düşünüş sayesinde doğruları bulmaya çalışma çabaları sonunda kimileri, bilgiseven-bilgeliğiseven, yani filozof oldu.
THALES NİÇİN İLK FİLOZOF?
İlk filozoflar evreni, doğayı; doğanın içinde kalarak açıklamışlardır. Thales'in "Su, her şeyin ana kucağı (kaynağı-menşei)" sözü ilkin varolanların kökeni üzerinde anlatışta bulunmaktadır. Burada din ve batıl inanç birliktedir. İkincileyin, bu anlatış tasvirsiz ve masalsızdır. İşte Thales tabiat araştırıcısı. Üçüncüleyin, örtülü biçimde de olsa "her şey birdir" düşüncesini taşır. Bu üçüncü filozof olmasını sağlar. Thales doğaya derinliğine bakmayı denemiş insan. Bilim ve ispatı aşmış, deyim yerindeyse üstünden atlamıştır. Tipik filozof kafasının işareti. Anadolunun batı kıyısındaki bu ilk filozoflar tipik filozof kafasını icat etmişlerdir. (6) Doğa araştırıcısı olarak arkhe (ana öğe, ilke, başlangıç anlamına gelir) sorunuyla uğraşan filozoflardan Thales su, Anaksimandros apeiron, Anaksimenes hava, Herakleitos ateş, Demokritos atom, Anaksagoras tohum, Pythagoras sayıyı öngörürken; Empedokles toprak, su, hava, ateş gibi dört ana öğeyi; farklı coğrafyadan Eski Çin'de toprak, su, metal, ateş ve tahta(odun); Eski Hint'te ise Veda kutsal metinlerinde toprak, su, hava, eter(uzay), ışık; Budizm'de toprak, su, hava, ateş, eter, bilinç olarak karşımıza çıkar. (7)
Bu ilk filozofların özgün ve bağımsız düşünüşü, yani logos, Herakleitos'tan yola çıkarak, mitos gibi anlatan-betimleyen değil, temellendiren söz demektir. Kanı ve sanı olarak mitosa dayalı söz yerine, doğru söz anlamındaki logos.
Konu başlığımız felsefenin başlangıcı olduğuna göre, filozof ve felsefenin ilk kullanımına bakalım: Bazı felsefe tarihçilerine göre, kendisine bilgeliği seven-arayan anlamında filozof diyen ilkin o ünlü aynı zamanda matematikçi Pythagoras (580-500-Pisagor) olmuş. Bu bir söylenti. Çünkü, çok sonraları Platon (427-347)'un bir öğrencisi Pythagoras'ın kendisine filozof dediğini rivayet ediyor. Oysa bizim felsefe tarihçimiz Prof. Dr. Macit Gökberk, Platon ve öğretmeni Sokrates'in Sofistlerle savaşında "bilmediği şeyler olduğunun farkında olmayı" bilginin kaynağı saymalarından etkilenerek bu savı ileri sürdüğünü Felsefe Tarihi'nde yazar. Ayrıcı Herakleitos (540-480), Pythagoras'ı bizzat adıyla eleştirerek "düzenbazların şahıydı Pythagoras, çok bilmek öğretmez akıllı olmayı"(8) derken hem bir anlamda filozof sözcüğünü onun kullanmadığını, hem de duyulara dayalı bilgiyle doğruluğun (hakikatın), yani Logosun bulunamayacağını belirtiyor. Herakleitos, Parmenides (540-480)'le birlikte duyu-bilgisi, akıl-bilgisi ayrımını ilk yapan filozoflardır. Sonra logosu vurgulayan Herakleitos, niçin filozof ya da felsefe sözcüğünü kullanmış olmasın? Orhan Hançerlioğlu da Felsefe Sözlüğü'nde, son araştırmalara göre ilkin Herakleitos'un kullandığını yazıyor. Ayrıca Aristoteles'in felsefe tarihini de yazmaya giriştiği Metafizik kitabında, eserlerine bütünüyle sahip olduğumuz Platon'da da Pythagoras'ın kendisi için filozof dediğine rastlamıyoruz. Yine Nusret Hızır, fakat bu kez felsefe sözcüğü olmak üzere, tabi bunlardan sonra Sokratesçi okullarda veya bu çevrede kullanılmış olmalı diyor.
Buradan şu anlaşılıyor; Felsefenin kendisi adı konmadan önce var. Her şey birdenbire oluvermiyor, bir gelişme gösteriyor. Bu felsefe için de geçerli. Ancak bu durum gerçek anlamda felsefenin Anadolunun batı kıyılarında başladığı gerçeğini değiştirmez. Bize de bundan pay almak düşer.
(1) Nietzsche, Yunanlıları Trajik Çağında Felsefe, çev.,Nusret Hızır, BFS Yay. İstanbul, 1985
(2) Hızır, Nusret, Geride Kalanlar, Adam Yayınları, İstanbul
(3) Hızır, Nusret, agy
(4) Hızır, Nusret, agy
* Gökberk, Prof. Dr. Macit, Felsefe Tarihi, Remzi
Kitabevi, İstanbul, 1980
(5) Guthrie, W.K.C, İlkçağ Felsefesi Tarihi, Çev.: A.Cevizci, Gündoğan Yay. Ankara, 1989
(6) Nietzsche, agy
(7) Tez, Doç. Dr. Zeki, Kimya Tarihi, verso Yayınları (Eski Çin ve Hint felsefeleri için)
(8) Herakleitos, Kırık Taşlar, Çev.: Alova, Bordo Siyah Yay., İstanbul
ÖSS HAZIRLIĞI
1. Thales’e göre evrendeki her şey tek bir ana maddeden türemiştir. Anaksimenes ve Anaksimandros, Thales’in bu görüşünü paylaşmakla birlikte, ana maddenin niteliği konusunda onunkinden çok farklı görüşler ortaya atmışlardır. Burada asıl önemli olan, Anaksimenes ve Anaksimandros’un Thales’in savını herhangi bir otoriteye ters düştüğü gerekçesiyle reddetmek yerine, mantık ve deneyimlere aykırı olduğunu göstererek çürütmeye çalışmalarıdır. Bu tavır o dönem için çok yenidir. Çünkü o güne kadar, evrenle ilgili her şey doğaüstü güçlere bağlanarak inanç konusu kabul edilmiş ve hiçbir zaman tartışılmamıştır.
Bu parçaya göre, Anaksimenes ve
Anaksimandros aşağıdakilerden hangisine öncülük etmişlerdir?
A) Akılcı gerekçelere ve olgulara dayalı eleştiriye
B) Deneysel yöntemle yapılan araştırmalara
C) Bilgiye değer veren toplum düzeni arayışlarına
D) Devlet otoritesine karşı çıkan görüşlere
E) Meslektaşlar arasında dayanışmaya
2. Felsefe yapmak dağa tırmanmak gibidir. Sadece doruğu ele geçirmek için dağa çıkanlar dağdan bir şey anlayamazlar. Gerçek dağcı, olanca varlığıyla dağda yaşadığı zamanı üstün tuttuğu içindir ki dağa tırmanır. Doruk ancak dağda yaşanan zamanın bir parçası olarak önemlidir. Dağ, doruk değildir.
Bu parçada savunulan görüş aşağıdakilerden hangisidir?
A) Filozof, felsefe yapmanın her aşamasından haz
alır.
B) Filozofun amacı gerçeğin bilgisine ulaşmaktır.
C) Felsefe, yapmayı öğretir; söylemeyi değil.
D) Felsefede doruk noktası yoktur.
E) Sevgi olmadan felsefe olmaz.
3. Hegel tarihi keşfeder, Schopenhauer ise ondan vazgeçer. Onların bu uyuşmazlığı hâlâ çözüm bekliyor.
Bu parçadan felsefi düşünceyle ilgili aşağıdaki sonuçlardan hangisi çıkarılabilir?
A) Soruların kendi cevaplarını içerdiği
B) Çağın değerlerine bağlı olduğu
C) Kesin bir doğruya ulaşılamadığı
D) Bilimsel düşünceden etkilendiği
E) Doğrusal ilerleme gösterdiği
4. Kendi yaptığı maymuncukla tüm güçlük kapılarını zorlayan bir filozof, bir süre sonra, maymuncuğu kullanabilmek için gereksiz kilit yapımına geçer.
Bu cümlede aşağıdakilerden hangisi yerilmektedir?
A) Aşırı kuşkucu olma
B) Kuramlara körü körüne bağlanma
C) Gerçekçi tutum takınma
D) Aracı amaç durumuna getirme
E) Kendi aklını üstün görme
5. Hegel’e göre felsefe, nesnelerin düşünceyle görülmesi, düşünceyle ele alınmasıdır. Düşünme kendi kendisiyle beslenir; dışarıdan sağlanacak bir gerece gerek yoktur. Hegel gerçeğe, deneye hiç başvurmadan düşünceyle ulaşmaya çalışır.
Hegel’in bu yaklaşımında temel aldığı görüş aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bilginin kaynağı duyumlar değil, akıldır.
B) Doğuştan gelen hiçbir kavram yoktur, tüm
kavramlar yaşantılar yoluyla kazanılır.
C) Bilgi ancak mistik bir sezgi ile elde edilir.
D) Düşünme yetisi bireyin algıladıklarıyla
sınırlıdır.
E) Düşünce yalnızca bir eylem aracıdır ve
ancak bir araç olarak değer taşır.
6. Felsefe, kendine dönük düşünmedir. Felsefe yapan zihin hiçbir zaman yalnızca bir nesne hakkında düşünmez. Herhangi bir nesneyi düşünürken, aynı zamanda hep o nesneye ilişkin kendi düşüncesi hakkında da düşünür. O zaman, felsefeye ikinci dereceden düşünce, düşünce hakkında düşünce denebilir.
Bu parçada felsefenin hangi özelliğinden söz edilmektedir?
A) Cevaplarından çok sorularıyla varolduğundan
B) Düşünme sürecinin her aşamasında yer
aldığından
C) Kendi etkinliği üzerinde yoğunlaşıp kendi
kendini sorguladığından
D) Özgür düşünmenin yöntemi olduğundan
E) Sorularını bilimsel verileri temel alarak
Oluşturduğundan
7. İnsan, yalnızca bir organizma olmaktan öte, zihne ve buna bağlı olarak da bilince sahip bir varlıktır. İnsan, kimi gereksinimlerini bilincinden bağımsız bir şekilde, başka birçok canlının yaşam işlevleri gibi, içgüdüleriyle sağlayabilir. Yine de, onun en belirgin özelliklerinden biri, eylemlerinin büyük bir bölümünü bilerek ve istençle yapıyor olmasıdır. İnsan bilinçli eylemleriyle, içgüdüsel olarak yapabileceklerinden pek çoğunu ve çok daha etkili olanlarını gerçekleştirir. Bu yolla, doğayı, yaşamı açısından daha uygun koşullara doğru değiştirir.
Bu parçaya göre insanı diğer canlılardan ayıran özellik aşağıdakilerden hangisidir?
A) Eylemlerinin, daha çok düşünsel süreçlere
dayalı olması
B) Diğer canlılar üzerinde üstünlük kurması
C) Çevre koşullarına uyum sağlaması
D) Diğer canlılarla bir arada yaşayabilmesi
E) İçgüdülerinin diğer canlılardan daha güçlü
Olması
8. Bir masalda, iki terzi, krala diktikleri giysiyi yalnızca akıllı insanların görebileceğini söyleyerek onu kandırırlar. Aslında ortada, dikilmiş herhangi bir giysi yoktur. Kralla karşılaşanlar, akılsız diye damgalanmamak için, onun çıplak göründüğünü söylemez; aksine, olmayan giysiye herkes övgüler yağdırır. Kralın çıplak olduğunu, onu gören bir çocuk söyler yalnızca. Bir düşünür de bu çocuk gibi, gerçeği söyleyebilecek yüreklilikte olmalıdır. Kendi çağının tüm önyargılarına karşın, saygınlığının zedelenmesi pahasına, gerçeği olduğu gibi ortaya koymalı; çocukların yetişkinlikte yitirdikleri bu özelliği korumaya çalışmalıdır.
Bu parçaya göre, bir düşünürde aşağıdaki özelliklerden hangisinin bulunması gerekir?
A) Cevaplardan çok, sorulara ağırlık verme
B) Soruşturmasına, olabildiğince çok bilgiyle
başlama
C) Bilimsel otoritelerle uyum içinde çalışma
D) Daha önce cevaplanmamış sorular sorma
E) Genel görüş ve kabullerin tutsağı olmaktan
kaçınma
9. Filozoflar işlerini yaparken sorulardan yararlanırlar.
Filozofun elindeki sorular, problemlere çözüm getirmenin bir anahtarıdır. Genellikle, karşılaşılan problemler zaman içerisinde pek fazla değişmez. Zamanla değişen, filozofun problemin çözümünde rol oynayan farklı etkenleri seçebilmesidir. Problemi farklı sorular sorarak irdelediğinde, “varolan”ın daha önce gözden kaçmış olan yanları aydınlanmaya başlar. Böylece her doğru soru, onu problemi çözmeye bir adım daha yaklaştırır.
Bu parçada filozofun sorduğu soruların hangi yönü vurgulanmıştır?
A) Problemlerin çözümüne ışık tutması
B) Olaylarda fazla değişiklik olmadığını göstermesi
C) Herkes tarafından sorulduğunda önemini
yitirmesi
D) Dünyaya egemen olma isteğinden
kaynaklanması
E) Çözülemeyecek problemler için zaman
harcanmasını önlemesi
10. Felsefe ilk kez Batı Anadolu’nun zengin liman kentlerinde ortaya çıkmıştır. Doğudan gelen kervan yollarının sonunda bulunan bu kentler, deniz ticaretinin de merkezini oluşturmaktaydı. Ticari ilişkilerde sadece mallar değiş tokuş edilmez, bu malların üretiminde kullanılan bilgi, görüş ve teknikler de öğrenilirdi. İşte bu alışveriş Batı Anadolu’nun liman kentlerinde yaşayanların dünyayı tanıma, dolayısıyla eski düşüncelerinden kuşku duyma ve bunların yerine yeni bilgi ve birikimlerine uygun bir düşünce sistemi oluşturma yönünde büyük bir atılım yapmasını sağlamıştır.
Bu parçada, felsefenin doğuşu aşağıdakilerden hangisine bağlanmıştır?
A) Çeşitli uygarlıkların bilgi birikiminden
yararlanıldığı bir refah ortamının oluşmasına
B) Ticaret yoluyla zenginleşen toplumlarda sanat
çı ve düşünürlere yönetimde önemli görevler
verilmesine
C) Toplumda kültürel etkileşim yoğunlaştıkça
eğitime verilen önemin de artmasına
D) Üretim tekniklerinin gelişmesi sonucu ulaşım
araçlarının çeşitlenmesine
E) Ticaretin geliştirdiği girişimci kişiliğin yaşam
tarzına da yansımasına
11. Bir felsefe tarihçisine göre,
• Epiküros’un acı yokluğunu en yüksek haz
olarak belirlemesi, onun uzun yıllar damla
hastalığının getirdiği acılarla boğuşmak zorunda kalmasıyla;
• Platon’un demokrasi karşıtı eğilimleri, hocası
Sokrates’in Atina demokrasisi tarafından
ölüme mahkum edilmesi karşısında duyduğu
kızgınlıkla
açıklanabilir.
Felsefe tarihçisinin bu yaklaşımının
temelinde aşağıdaki görüşlerden hangisi
vardır?
A) Düşünür, çevresindeki olayların etkisinden
arındıkça yetkinleşir.
B) Aynı çağda yaşayan düşünürlerin görüşleri
arasında paralellik vardır.
C) Düşünürler ele alacakları konuları, yakın
çevrelerinin yönlendirmesiyle seçerler.
D) Bir düşünürün öğretisini açıklamak için,
yaşadığı çağda egemen olan görüşleri bilmek
gerekir.
E) Bir düşünürün kişisel birikimleri ve yaşantıları
onun düşünce sistemini etkiler.
12. Pythagorasçı okula göre, felsefenin amacı
İnsan ruhunu kurtarmaktır. Mutluluğun insan
ruhunda aranması gerektiğini ileri süren
Pythagorasçılar, ruhun kurtuluşunun ancak
bilgi yoluyla saflaşarak ulaşılacak erdemli bir
yaşayışla mümkün olduğunu savunmuşlardır.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi
Pythagorasçı okulun bir özelliğidir?
A) Felsefe alanında, sorulardan çok cevaplara
önem verme
B) Felsefeyi salt bir düşünme eylemi olarak
değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olarak
görme
C) Akla dayalı çıkarımların yanı sıra duyulara
dayalı bilgiye de değer verme
D) Bilginin doğruluğunu, sağladığı yarara değil,
öğeleri arasındaki tutarlılığa bağlama
E) Varlığın hem düşünceden hem de
maddeden oluştuğunu ileri sürme
13. Felsefe yalnızca uzman kişiyi ilgilendiren bir iş değildir; çünkü öyle ilgi çekici görünür ki, felsefe yapmayan ola ki hiçbir insan yoktur. Ya da en azından, her insanın yaşamında filozoflaştığı bir an vardır. Bu her şeyden önce doğa bilimcilerimiz, tarihçilerimiz ve sanatçılarımız için doğrudur. Bunların hepsi er geç felsefeyle uğraşmaya başlarlar.
Bu parçadan hareketle aşağıdaki yargılardan hangisine varılabilir?
A) Felsefe her insan için, özellikle de kültürel birikimi
olanlar için kaçınılmazdır.
B) Her felsefi söylem nesnel bir nitelik göstermez.
C) İnsanların düşünce yapıları her zaman farklılıklar gösterir.
D) Felsefi birikimler her dönemde bilimlere yol
göstericidir.
E) İnsanlar etkinliklerinde düşünürlere her zaman
yardımcı olurlar.
14. Bir anlamıyla felsefenin ayağa düşmesi ne güzel! Keşke düşse! Tepemizde ulaşılamayacak bir bulut gibi dolaşacağına, soluk yüzlü karamsar aydınların kavramlarında var olacağına bizimle sokaklarda, yolumuzun üzerinde duygularımızla bütünleşmiş olabilse. Nietzsche’yi okuyabilenler biraz Russell, Carnap’ı da okuyabilseler; mantık dilini bilenler yüreklerini biraz şiire, biraz Heidegger’e, biraz Kierkegaard’a açabilseler. İnanın kafaları karışmaz, kokmasınlar.
Bu parçada aşağıda verilenlerden hangisi sorgulanmaktadır?
A) Toplumsal yapının felsefi düşünceleri etkilemesi
B) Felsefenin ele aldığı konuların çeşitliliği
C) Filozofların görüşlerinde meydana gelen değişme
D) Filozofların, felsefeyi sadece kendi düşünce sistemi
içerisine hapsetmesi
E) Felsefenin, insanın düşünce dünyasına yaptığı
katkılar
15. -“Hesabı verilemeyecek bir yaşam, insan için yaşanmaya değmez.” diyen Sokrates, ilkelerinden ödün verme pahasına ölümden kurtulmayı kabul etmemiş, baldıran zehri içirilerek yaşamına son verilmiştir.
-Stoacı filozof Seneca, İmparator Nero’ya suikast düzenleme suçuyla tutukludur. Önemli hizmetleriyle tanınmış düşünüre ölüm cezası verilir. Seneca, son ana kadar yanında bekleyen ailesine döner, “Üzülmeyin” der. “Size maddi zenginlikten çok daha değerli bir şey bırakıyorum: Erdemli bir yaşam örneği.”
Bu örneklerde, filozofların aşağıdakilerden hangisini bir yaşam kılavuzu olarak kabul ettiği anlatılmaktadır?
A) Her türlü yaşamsal kaygıdan ve çıkar
güdüsünden uzak kalarak düşüncelerini savunma
B) Farklı görüşlere hoşgörü ile yaklaşma
C) Akıl ve mantık ilkelerine dayanma
D) Gerçeklik alanını nesnel yaklaşımlarla anlamaya
çalışma
E) Geçmişteki filozofların yaşadıklarından ders
alma
16. Felsefenin ilk döneminde, doğa filozofları, bir ana madde (arkhe), ilk neden arayışına giriştiler. Ortaya birbirinden farklı düşünceler çıktı. Bunlardan biri, Demokritos ve Leukippos tarafından ortaya konmuş olan Eski Yunan atom felsefesiydi. Bu görüşe göre, evrenin ana maddesi, bölünemeyen parçalar yani atomlardı. Ancak bu eski atom fikri, bir spekülasyondan (kurgudan) başka bir şey değildi. Bu varsayımı doğrulayan kanıtlar henüz bilinmiyordu. Atomcu filozoflar, bu tür doğruları deney yardımıyla değil, yalnızca düşünme yoluyla ortaya koymuşlardı.
Atomcu görüşle örneklendirilen bu parçada, felsefenin hangi özelliği vurgulanmaktadır?
A) Kişisel bakış açısına dayalı öznel bilgi olması
B) Salt akla dayalı, kurgusal bilgi olması
C) Kendi içinde tutarlı bilgiler bütünü olması
D)Varlığın tümel bilgisine ulaşmaya çalışması
E) Ele aldığı konuların evrensel nitelikte olması
17. Nietzsche’ye göre filozof, yaşamın çelişkileri, gerginlikleri, çatışma ve acılarının dışında kalsaydı, yapması gereken ödevlerinin hiçbirini yapamazdı
Nietzsche’nin bu sözünden yola çıkılarak filozofa ilişkin aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
A) Dünya nimetlerine ve acılarına karşı duyarsız
olabilmelidir
B) Alışılagelmiş yaşam tarzının dışında bir yaşam
sürmelidir
C) Tüm yönleriyle yaşamın içinde olmalıdır
D) Kendine özgü bir değerler sistemi olmalıdır
E) Pratik bir yarar gözetmeksizin gerçeği aramalıdır
18. Gerek gündelik yaşamın kendisi gerekse herhangi bir sanat ürünü ve bilimler, bir dizi bilgi verir. Felsefenin işi ise, bize bilgi sunmak, sorularımıza yanıt vermek değildir. O, daha çok yanıtlarımızı sorgulamakla yükümlüdür.
Bu parçada, felsefeye ilişkin dile getirilen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
A) Akıl ve mantık ilkelerine dayalı olduğu
B) Anlama merakından kaynaklandığı
C) Yanıtlara ulaşmanın zor olduğu
D) Eleştiri ve kuşkucu bir etkinlik olduğu
E) Olayları bütünsel bir bakış açısıyla ele aldığı
19. Felsefenin doğuş süreci araştırıldığında, eski dünyanın gündelik deneyimlerinden bağımsızlaşarak ortaya çıkan, tek başına gerçeğin arandığı, kuramsal bir yönelişle başladığı görülür. Bu süreç, geometrininkine benzer. Toprakların ölçümünü yapabilmek amacıyla doğa geometri, bu pratik işlevinden görece bağımsızlık kazanmaya başladığında, kuramsal bilgi durumunu almıştır. Tek başına gerçeği arayan ilk filozofların çabası mitolojiden ve pratik amaçlardan sıyrıldığında felsefe bilgisine dönüşmüştür.
Bu parçada, felsefi bilginin özelleşmiş bir alanın bilgisine dönüşmesindeki temel etken aşağıdakilerden hangisine dayandırılmıştır?
A) Salt akla dayalı bir etkinlik olmasına
B) Yaşamı kolaylaştırma işlevi taşımasına
C) İnançları pekiştirmesine
D) Teknik alana aktarılabilecek sonuçlar vermesine
E) Diğer bilgi türlerine de yarayacak sonuçlarvermesine
BİLGİNİN TANIMI VE TÜRLERİ :
Bilgi : Özne ile nesne arasında bilme etkinliği ile kurulan bağ sonucu ortaya çıkan ürün.
Felsefe bilgiyi türlere ayırır, bunun için : 1-Nesnesinin ne olduğuna ,
2-Özne-nesne bağının nasıl kurulduğuna bakar.
Bağ
Gündelik Bilgi : Özne-------------------------------Nesne Öznel bilgi türü. Bilimsel olmayan, bilimselliğin hesaba katılmadığı bilgi türü.
insan Kişisel deneyim, günlük Bilinçli ya da sistemli araştırma sonucu elde edilmeyen, yani düzensiz.
sezgi, alışkanlık yaşam Hayatı kolaylaştırıcı-pratik bilgiler, yani gözlemsel (empirik)
Bağ
Dinsel Bilgi : Özne--------------------------------Nesne Doğruluğundan kuşku duyulmayan bilgi türü. Mutlak doğru. Kuşku yok.
insan inanç Tanrı’nın İnsan, doğal imkanları ile bu bilgileri üretemez, onlardan beklenen
(iman) buyrukları doğruluğuna inanmaktır. Bu nedenle dogmatik (eleştiriye kapalı).
Bağ
Teknik Bilgi : Özne-------------------------------Nesne
1 insan gündelik bilgi günlük>>>>>>>>TEKNİK : saban, el testeresi, tırpan, abaküs
ustalık, deneyim yaşam Pratik amaçlı. Bilme, kavrama isteği değil doğal malzemeyi işleme
2 bilim insanı bilimsel bilgi günlük>>>>>>>>TEKNOLOJİ : traktör, motorlu testere, biçerdöver, hesap makinesi
mühendis doğa yasaları yaşam Doğanın bir anlamda yeniden yaratılması.
Teknisyen Doğa yasaları, kaldıraç yasası vinç yapma
yerçekimi yasası uçak yapma
örneğin, hesap makinesi için mantık, matematik, mekanik, elektronik bilgisi gerekir.
Bağ
Sanat Bilgisi : Özne--------------------------------Nesne Sanatçı ve seyirciye göre değişen coşku-duyguya dayalı öznel bilgi türü.
coşku-duygu Sanat tek olanın, tek tek güzel olanın, eşi benzeri olmayanın bilgisini gerektirir
sanatsal algılama Nesnelerin insana sevinç ve mutluluk sağlayacak biçimde düzenlenmesi. Haz (hoşlanma) ve zevk (beğeni) söz konusu. Sanat sözcüğü belli türde
sanatları (resim, musiki, mimari, tiyatro, şiir…) işaret eder.
1 sanatçı doğa, insan, topluma ait güzel olan
2 seyirci sanat eseri
Bilimsel Bilgi : İnsanların bilimle ilgilenme nedenleri
1- Yaşamı rahat ve güvenilir kılma : kuşaktan kuşağa aktarılan beceri ve yaşantılar, ihtiyaçları karşılama, pratik neden TEKNİK GELENEK
2- Dünyayı anlama : bilme, öğrenme, araştırma isteği, merak, insanlığın duygu, düşünce ve inançları, teorik neden KÜLTÜREL GELENEK
Bilimsel bilgi ve bilimlerin sınıflandırılması ( ölçütler : konu ve yöntem)
Bilimler Konu Yöntem
1-Formel Bilimler İdeal var olanlar Tümdengelim (Dedüksiyon)
(İdeal Bilimler)
ör.: Mantık Duyu organlarımızla algılayamadığımız Tümel olandan tekil olanın çıkarılması.
(önerme, çıkarım) gerçek var olanlardan farklı var olanlar. Belli Varılan sonucun zorunlu ve kesin olarak
Matematik bir yerde, zamanda bulunmayan; üzerinde geçerli olduğu mantıksal işlem.
(sayı, şekil) deney, deneme, ölçüm yapamadığımız
var olanlar. ör.:
Bütün insanlar ölümlüdür
İDEAL: örneğin, matematik için doğada üçgen yok, üçgensel nesne var. Sokrates insandır
FORMEL: örneğin, mantık için önermelerin gerçeklikteki olaylarla uyumu değil, --------------------------------------
aralarındaki mantıksal bağlantı önemli. O halde Sokrates ölümlüdür
2- Doğa Bilimleri Doğa olayları ve olguları Tümevarım (Endüksiyon)
(Deneysel Bilimler,
Pozitif Bilimler)
ör.: Fizik Olaylar-olgular arası ilişkiler, benzerlikler Tekil olandan tümel olana varma.
Kimya ardı art ardalıklar yeteri kadar gözlem ve Sınırlı sayıda gözleme dayalı genelleyici
Biyoloji deneyle genelleme olarak dile getirilir. çıkarım türü.
Genetik Doğa bilimlerinin tümevarım yönteminde
Botanik kesinlik, zorunluluk yerine yüksek ölçüde ör.:
Zooloji olasılık, doğruluk derecesinin artması söz A Afrikalıdır ve zencidir
Astronomi konusu.Doğruluk derecesi arttıkça B Afrikalıdır ve zencidir
Jeoloji güvenilirlik artar. C Afrikalıdır ve zencidir
. …………. .. ……….
K Afrikalıdır ve zencidir
-----------------------------------------
O halde bütün Afrikalılar zencidir.
3- İnsan Bilimleri İnsan Anlama
ör.: Tarih İnsanın kültür dünyası İnsana ilişkin olaylar bir defalık, tekrarlanamayan
Sosyoloji İnsanın amaçlı eylemleri türde olduğu için bilim insanı çağın siyasal,
Psikoloji İnsan bilimlerinde nedensel açıklama ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik koşullarını
Coğrafya yetersiz olacağından, amacı anlamak dikkate almalı ve kendisini olayın içinde,
Antropoloji söz konusu. kişilerin yerinde düşünerek anlamaya çalışmalı
Ekonomi
Hukuk
Dilbilim
Arkeoloji
Tıp
Felsefe Bilgisi : Felsefi bilgi= Episteme. Bunu felsefeye Sokrates (469-399) getirir. Episteme kavramı, doksa kavramının karşısındadır. Doksa, kanı-kanaat, görüş veya duyular yoluyla elde edilen bilgidir. Bu nedenle yanıltıcıdır. Episteme ise akıl ve düşünme ile elde edilen bilgidir. Felsefi bilgiye ulaşmada en önemli yol eğitimdir. Eğitim ile aydınlanmış kişi her şeyin ne olduğunu sorar. Yani Nedir?, Anlamı nedir? Sorularını sorar. Örneğin: Doğru nedir? Güzel nedir? Özgürlük nedir? Bilgi nedir? Toplum nedir? sorularına bütünlük taşıyan, tutarlı yanıtlar verir. İnsana ait olanaklar insanın kendisindedir. Dolayısıyla kendini tanımak, kendini bilmek hepsinden önemli olarak felsefi bilginin özünü oluşturur.
FELSEFİ BİLGİNİN ÖZELLİKLERİ :
1- Ayrımlar yapması >>> türlere ayırabilme, ör.: doğru-yanlış, değerli-değersiz, varlık-varolan, iyi-kötü, gerçek-gerçeklik, bilen-bilinen,
akıl-sağduyu, madde-tin, bilgi-inanç,doğru-doğrukuk, anlaşılabilir-duyulabilir
Sokrates, bu özelliği şöyle ifade ediyor : “..aynı türden olanı başka başka, başka olanı da aynı türden görmeme.”
2- Varlığı bütün olarak kavrama>>> birleştirici, bütünleştirici. Bilimler gibi varlığı belli bir yönüyle değil, her yönüyle ele alma. Felsefe
bir anlamda bilimlerin var olanlar hakkındaki bilgisi üzerine bilgidir. Bu durumda Nermi UYGUR’un
deyimiyle, “Filozof bilginler arasında bir bilgindir.” Filozoflar, bilhassa ilk filozoflar doğaya,
varlığa derinlemesine bakabilen insanlardır. Bu nedenle Thales ilk filozof.
Sokrates, bu özelliği şöyle ifade ediyor : “Varsayımları aşa aşa asıl olana varma…bütünü, bütünlüğü görebilme.”
3- Sorgulayıcı-eleştirici>>> filozof varlıktaki ve çevresindeki problemleri görür. Çeşitli bilgi, görüş, inanç ve alışkanlıkları eleştirir.
4-Yöntemli olma>>> sistemli, tutarlı, akla uygun olma (rasyonel). Felsefi bilgi gelişigüzel, bölük-pörçük bilgiler yığını değildir. Ciddi,
sağlam araştırmaya dayalıdır. Filozoflar, sistemlerini bir ana ilke ile açıklamaya çalışır. Örneğin, Platon, bilgi,
varlık, ahlak alanlarını idea kavramı ile temellendirir. Bu tutarlı olmanın işareti. Tabii ki, doğru (güvenilir) bilgi
ortaya koymanın da yoludur.
Platon, bu özelliği şöyle ifade ediyor : “Felsefe doğruya varmak, var olanı bilmek için düşüncenin yöntemli çalışmasıdır.”
5-Yaratıcılık gerektirir>>> kavramsal düşünmeye dayalı yaratıcılık söz konusu. Filozoflar yeni sonuçlara, sentezlere ulaşırlar. Fakat
bu, özgün ve kendine dönük düşünme biçimindedir. Felsefi bilgide, bilimler gibi doğrulama değil,
temellendirme geçerlidir. Yani felsefi önermeler deyim yerindeyse doğrulanabilir türden değil, gerekçeleri
ortaya konabilir türdendir. Bu, felsefenin güvenilir bilgi ortaya koyabileceğinin göstergesidir.
Filozoflar kavram dostudur. Örneğin : Platon-idea; Hegel-idea/Geist/diyalektik; Marks-madde/diyalektik;
Heidegger-hiç; Gazali-gönül; Descartes-düalizm; Bergson-sezgi; Kant-eleştiri/kategori/görü
6- Yığılma-Süreksizlik>>> Felsefi bilgide bilimlerdeki gibi ilerleme, birikim yok. Bilimsel kuramlar hariç, çeşitli bilimsel sav ve
hipotezler aynı dönemde veya sonrakiler tarafından yanlışlanabilir. Tersine olarak bilimsel görüşler
gelecekte yeni görüşlerin temelinde yer alabilir. Oysa felsefede böyle bir süreklilik yok. Etkilenme var.
Ama üstüne yeni ekleme yok.
Bilimden örnek: Galileo Galilei Cisimlerin serbest düşme yasası
İsaac Newton Evrensel yerçekimi yasası İlerleme, birikim
Felsefeden örnek: Immanuel Kant diyor ki; “Hume beni dogmatik uykumdan uyandırdı.” Yığılma, etkilenme
FELSEFENİN ANA KONULARI :
Varlık>>>> Varlık Felsefesi (Ontoloji, Metafizik) : Varlık nedir? Varlığın ilkeleri nelerdir? Varlık var mıdır? sorularını yanıtlama.
Bilgi>>>>> Bilgi Felsefesi (Epistemoloji, Bilgi Kuramı) : Bilgi nedir? Doğru bilgi olanaklı mı? Bilginin kaynağı, doğru bilginin ölçütü
nedir? sorularını yanıtlama.
Değer>>>> Değer Felsefesi (Ahlak Felsefesi, Etik, Aksiyoloji) : Değer nedir? İnsan eylemlerini doğru değerlendirmenin ölçütleri
nelerdir? sorularını yanıtlama.
Açıklama : Güzel kavramının iyi ile ilişkisi çerçevesinde Estetik de Değer Felsefesi içinde ele alınabilir.
Bunlar dışında felsefenin diğer konu ve alanları şunlardır : Bilim felsefesi, sanat felsefesi, dil felsefesi, siyaset felsefesi, devlet felsefesi, toplum felsefesi, tarih felsefesi, hukuk felsefesi, din felsefesi, yaşam felsefesi, insan felsefesi, biyoloji felsefesi, fizik felsefesi, mantık felsefesi…
ÖSS HAZIRLIĞI
1. Başkalarının dertlerini inceleyip kendi dertlerini bilmeyen bilginlerle, çalgılarını akort etmesini bilip de yaşayışlarını akort etmeyi bilmeyen müzikçilerle, adaletten söz etmeyi öğrenip adaletli davranmayanlarla alay edermiş Kral Dionysius.
Bu parçada Kral Dionysius’un alay ettiği belirtilen kişilerin ortak özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bilgilerinin yetersizliği
B) Olaylara farklı açılardan bakmamaları
C) Bildiklerini yaşama uyarlamamaları
D) Öznel olmaları
E) Olduklarından farklı görünmeleri
2. Masal bu ya, yoksul bir köylü kızı padişahın oğluyla
evlenir. Evlendikleri gün, eşi sarayın kırk odası olduğunu söyler. Odaların anahtarlarını ona vererek “Otuz dokuz odayı aç; ama kırkıncı odayı açma.” der. Yeni gelin hemen ertesi gün, izin verilen odaların kapılarını açıp bakar; kiminde para, kiminde mücevher, kiminde yiyecekler vardır. Yani, bildik şeyler… Dayanamaz kırkıncı odayı da açar. Filozoflar da bu gelin gibidir, tüm kapıları açmak isterler.
Parçadaki benzetmeye göre, filozofu kapıları açmaya iten aşağıdakilerden hangisi olamaz?
A) Merak etme
B) Bilinenle yetinmeme
C) Sınırları zorlama
D) Sorunları çözme
E) Yeni öğrenmelere istekli olma
3. Arabamın motoru çalışmıyor. Tamirciye gösterip
“Karbüratörde ne var?” diye sorduğumda, “Hiç.” diyor. Bunun bir önerme olduğunu kabul edersek, bu önerme doğru olabilir mi? Elbette doğru olabilir. Ama bir önerme doğruysa gerçekliğin de onun söylediği gibi olması gerekir. Doğruluğun tanımı bu. Öyleyse karbüratörde bir hiç olması gerekir.
Bu parçaya göre, doğru önermede bulunması gereken özellik aşağıdakilerden hangisidir?
A) İfadesinin kısa ve basit olması
B) Yanlış yoruma kapalı olması
C) Akla uygun olması
D) Gerçeğe uygun olması
E) Duruma göre değişebilmesi
4. Doğa bilimlerinin kullandığı yöntemlerden biri de tümevarımdır. Bu yöntemle, belirli gözlemlerden yola çıkarak, gözlenmemiş olanları da içine alan genellemelerde bulunulur. Bu akıl yürütme biçiminin güvenilmez olduğunu iddia edenler, pazardan elma alan bir kişinin tavrını örnek verirler. Bu kişi tezgâhtaki elmalardan birkaçını inceledikten sonra diğerlerinin de inceledikleri gibi olması gerektiğine karar vererek elmaların tümünü satın alır. Elmaların hepsini incelemediği için, eve geldiğinde bu kişinin beklediğine uymayan, biçimsiz, çürük bir elma ile karşılaşma olasılığı her zaman vardır.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi tümevarım yönteminin sakıncalı bir yönü olarak ileri sürülmektedir?
A) Duyulara dayalı bilgi edinme yolu olan
gözlemden yararlanılması
B) Doğanın akışına müdahale edilmeyip,
gözlenecek nesnelerin doğanın kendi akışı
içinde ortaya çıkmasının beklenmesi
C) Bütünün sınırlı sayıdaki elemanıyla ilgili
deneyimlere dayanarak bütün hakkında yargıya
varılması
D) Genellemenin herhangi bir olguya dayanmadan,
akıl ve mantık ilkeleriyle yapılması
E) Doğadaki her olayın bir nedeni olduğu
varsayımının temel alınması
5. Birçok filozof kendinden önce gelenlerin görüşlerinden farklı, kimi zaman onlara zıt bir görüşle ortaya çıkmış; kendinden sonra gelen filozoflar tarafından reddedilme kaderiyle de karşılaşmıştır. Bir bakıma, filozofun, felsefede kendisine kadar olan gelişmeleri ve savları gözden geçirerek yeni bir felsefe sistemine ulaşma çabası içinde olduğu söylenebilir.
Bu parçada aşağıdaki görüşlerden hangisi vurgulanmaktadır?
A) Felsefi görüşler, evreni ve varlığı bir yönüyle
değil bütünüyle açıklamaya çalışır.
B) Her felsefe sistemi onu oluşturan düşünürün
kişiliğini yansıtır.
C) Her felsefe akımı kendi içinde düzenli ve tutarlı
bir bilgi bütünüdür.
D) Felsefede üretilen bilgiler, doğruluğu ya da
yanlışlığı tartışılmaz niteliktedir.
E) Filozoflar, felsefedeki bilgi birikimini
sorgulayarak kendi görüşlerini oluşturmaya
çalışırlar.
6. Filozof, bir temele oturtulmuş ama sonuna kadar geliştirilmemiş bir düşünceden işe başlar ve bu düşünce üzerine çalışmaya devam ederse, bu ışığın ilk kıvılcımlarını borçlu olduğu düşünürün ulaştığı yerden daha ileri gider.
Bu parça aşağıdaki yargılardan hangisini destekler?
A) Filozof, işine önyargısız ve eskimiş
genellemelerden arınarak başlamalıdır.
B) Filozof, felsefi soruşturmaya başlarken,
sorulabilecek tüm soruları öncelikle kendisine
sormalıdır.
C) Filozof, yaşadığı çağın ele alınmamış temel
sorunlarından yola çıkmalıdır.
D) Felsefe etkinliği, filozofların kendi aralarındaki
tartışmalarla gelişir.
E) Filozoflar felsefi düşünce birikiminden beslenir
ve bu birikime katkıda bulunur.
7. Düşünme, doğuştan gelen bazı yatkınlıklara dayalı olmasına karşın, öğrenmeyle gelişen bir etkinliktir. Bu açıdan, büyük düşünürler de dahil, herkes “düşünme öğrencisi” sayılabilir. Düşünmek bir çeşit borçlanmayı da beraberinde getirir. Düşünme sürecinde borcumuzu “yanlış”la öder, karşılığında “doğru”yu alırız. İnsanoğlu yanlış yapmaktan kurtulamayacağına göre, bu süreç asla bitmez. Her seferinde bilginin kristal kalesini yıkar, sonra yeniden daha yükseğini kurmaya başlarız.
Bu parçada, düşünmeyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?
A) Kesin bilgiye ulaşmanın en etkili yöntemi olduğu
B) Yapılan hatalardan alınan derslerle sürekli
geliştiği
C) Soyut verilerden yola çıkarak somut sonuçlara
ulaşma çabasından kaynaklandığı
D) Yalnızca özgür ve bağımsız bir ortamda
gelişebileceği
E) Bütün soruların cevaplanabileceği varsayımına
dayandığı
8. Filozof “kavram dostu”dur. Bu, felsefenin yalnızca basit bir kavram derleme, keşfetme sanatı olmadığını söylemek demektir. Çünkü, kavramlar ille de birtakım formlar ya da keşifler değillerdir. Başka bir deyişle felsefe, kavramlar yaratmayı da içeren bir disiplindir. Dost, kendi yaratılarının dostudur. Örneğin; Platon “İdea”, Aristoteles “Töz”, Descartes “Cogito” kavramlarıyla neredeyse birlikte anılırlar. Çünkü felsefelerinin temelini bu kavramlar oluşturur ve bu kavramlar onların tanımlamalarına göre anlam kazanmıştır.
Bu parçaya dayanarak aşağıdaki yargılardan hangisine varılabilir?
A) Kavramlar basit bilgilerdir.
B) Felsefenin temelinde merak vardır.
C) Felsefe gerçeğe ulaşma çabasıdır.
D) Kavramlar yaratıcılarının güçlü izlerini taşır.
E) Düşünme kavramlar arasında ilişki kurmaktır.
9. Düşünmek, herkesin yürüdüğü yollardan başka yollarda yürüme yürekliliği göstermeyi gerektirir. O yollar bireyi dönüp dolaşıp herkesin gittiği yola götürse bile, hazır yolların çok sayıdaki yolcusuyla kendi yolunu kendi açan tek yolcu arasında büyük ayrılıklar vardır.
Bu parçada sözü edilen “yüreklilik” aşağıdaki düşünme biçimlerinden hangisine ortam hazırlar?
A) Bağımsız B) Tutarlı C) Çağrışımlı
D) Eleştirel E) Sistemli
10. Bir felsefe tarihçisine göre,
• Epiküros’un acı yokluğunu en yüksek haz
olarak belirlemesi, onun uzun yıllar damla
hastalığının getirdiği acılarla boğuşmak zorunda kalmasıyla;
• Platon’un demokrasi karşıtı eğilimleri, hocası
Sokrates’in Atina demokrasisi tarafından
ölüme mahkum edilmesi karşısında duyduğu
kızgınlıkla
açıklanabilir.
Felsefe tarihçisinin bu yaklaşımının
temelinde aşağıdaki görüşlerden hangisi
vardır?
A) Düşünür, çevresindeki olayların etkisinden
arındıkça yetkinleşir.
B) Aynı çağda yaşayan düşünürlerin görüşleri
arasında paralellik vardır.
C) Düşünürler ele alacakları konuları, yakın
çevrelerinin yönlendirmesiyle seçerler.
D) Bir düşünürün öğretisini açıklamak için,
yaşadığı çağda egemen olan görüşleri bilmek
gerekir.
E) Bir düşünürün kişisel birikimleri ve yaşantıları
onun düşünce sistemini etkiler.
11. Pythagorasçı okula göre, felsefenin amacı
İnsan ruhunu kurtarmaktır. Mutluluğun insan
ruhunda aranması gerektiğini ileri süren
Pythagorasçılar, ruhun kurtuluşunun ancak
bilgi yoluyla saflaşarak ulaşılacak erdemli bir
yaşayışla mümkün olduğunu savunmuşlardır.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi
Pythagorasçı okulun bir özelliğidir?
A) Felsefe alanında, sorulardan çok cevaplara
önem verme
B) Felsefeyi salt bir düşünme eylemi olarak
değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olarak
görme
C) Akla dayalı çıkarımların yanı sıra duyulara
dayalı bilgiye de değer verme
D) Bilginin doğruluğunu, sağladığı yarara değil,
öğeleri arasındaki tutarlılığa bağlama
E) Varlığın hem düşünceden hem de
maddeden oluştuğunu ileri sürme
12. Felsefi öğretiler, birbirlerinden dikkate değer ölçüde farklıdır. Biri yalın bir örüntüyü değerli bulabilir; diğeri çeşitli, bazen birbirine zıt düşünce sistemlerinden aldığı parçaları toplayan seçmecinin yolunu izlemeyi yeğleyebilir. Fakat görüşleri tamamen zıt olan filozoflar bile, hesabı verilemeyecek bir yaşamın insan için yaşanmaya değmeyeceği konusunda genellikle birleşirler.
Bu parçada aşağıda verilen seçeneklerden hangisi anlatılmaktadır?
A) Filozoflar farklı düşünce yapılarına sahip olsalar da,
eleştirel olmada ortak anlayış sergilerler
B) Felsefenin anlamlı bir yapısının olduğu söylenemez
C) Her varlık kendi bütünlüğü içerisinde ele alınıp
değerlendirilmelidir
D) Felsefe daha çok bireysel boyutu ağır basan bir
nitelik taşır
E) Felsefede farklı fikirleri aynı noktada birleştirmek
Önemlidir
13. İnsan, içinde yaşadığı dünyayı ve toplumu anlayabilmek için bilimsel bilgiye ihtiyaç duyar; kendi varlığı üzerinde düşünmek ve yaşamın amacını anlayabilmek için felsefi bilgiye başvurur; kendisindeki güzellik ve beğeni duygusunu geliştirebilmek için sanat bilgisinden faydalanır; manevi yaşantısını geliştirebilmek ve ruhsal olarak arınabilmek için dini bilgiyi kullanır; yaşamdaki basit sorunları çözmede de, deneyimlerine dayanan gündelik bilgiden yararlanır.
Bu parçada aşağıda verilenlerden hangisi anlatılmaktadır?
A) İnsan yaşamındaki farklı bilgilerin, farklı
gereksinimlere karşılık geldiği
B) Bilginin türlerine ayrılmasının yersiz olduğu
C) Her bilginin nesnel bir yapıya sahip olamayacağı
D) Bilgilerin zaman içerisinde birikerek meydana
geldikleri
E) Bilgileri taşıdıkları öneme göre sıralamanın olanaklı
olduğu
14. Nietzsche’ye göre felsefe, yaratmanın anlamını kavramaya çalışan bir düşünme etkinliğidir; belli ilkelere dayanarak kendini sınırlayan bir sistem değil. Bu etkinliğin kaynağı da ereği de insandır. İnsan evrenseldir, evrenin özüdür. Onu konu edinen felsefe de evrene yönelmeli, onu anlamaya ve açıklamaya çalışmalıdır.
Bu parçada, felsefede eleştirilen durum, aşağıdakilerden hangisidir?
A) Felsefenin bugün için soyut ve kanıtlanması
olanaksız fizikötesi konularla uğraşması
B) Kullandığı soyut dil yüzünden kitlelere yeterince
ulaşamaması
C) Katı bir sistem anlayışıyla insan ve onun
gerçeğini dar kalıplar içinde değerlendirmesi
D) Felsefi etkinliklerin dar bir entelektüel kesimle
sınırlı kalması
E) Herkesi ikna eden yanıtlara ulaşamaması
15. Platon’cu bilgi kuramı gizemcidir, bizi bilgiye sevgi aracılığıyla ulaştırır. Bu kuram aynı zamanda çilecidir, çünkü insan, idealar dünyasından getirdiği ve kendi içinde barındırdığı bilgilere ulaşabilmek için yoğun bir çaba harcamak zorundadır. Bu, aşk dolu, sevgi dolu bir çiledir. Bilginin peşinde zorla değil, sevgiyle gidilir. Bizi bilgi yolunda aşağıdan yukarıya, idealara doğru yönelten yalnızca aşktır. Felsefe de bu aşkın en yetkin ürünlerinden biridir.
Buna göre, felsefe için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Felsefeye aşkla bağlanma, insanı yüceltir
B) Hiçbir çıkar gözetmeden salt bilmek için bilme
güdüsünü doyurmadır
C) Ancak bilgi sevgisiyle yönelebileceğimiz bir
uğraştır
D) İnsanın doğal güçleri denetim altına alma
güdüsünün ürünüdür
E) İnsanı gerçeğin bilgisine ulaştıran, çaba
gerektiren zorlu bir uğraştır
16. Felsefece düşünmek, başka türlü düşünmektir. Geleneklerle taşınanı, inançlarla dayatılanı, alışkanlıklarla olağanları sorgulama cesareti gösterebilmek, belirlenimciliğe dayanan rahatlığın güdümlülüğüne meydan okuyabilmektir.
Bu parçada, felsefenin hangi özelliği vurgulanmaktadır?
A) Yığılarak zenginleşmesi
B) Kişisel bakış açısını yansıtması
C) Eleştirel olması
D) Gerçekliği konu edinmesi
E) Çözümleyici ve birleştirici olması
17. Bütün insanlar içinde “ihanet”e en yakın olanlar, filozoflardır. Felsefe denen, gerçeğe ulaşma savaşında filozoflar, yalnızca başkalarına değil, aynı zamanda kendilerine de ihanet etme olasılığı en yüksek olan insanlardır. Çünkü onlar, diğer insanlar gibi taraf tutmaz, hiçbir düşüncenin hatta kendi doğrularının bile körü körüne kölesi olmazlar.
Bu parçada, filozofun hangi açıdan diğer insanlardan farklı olduğu belirtilmektedir?
A) Akıl ve mantığın ışığında yol almaları
B) Hoşgörülü ve farklı düşüncelere saygılı olmaları
C) Her türlü dogmatik düşünceden uzak durmaya
çalışmaları
D) Engin bir bilgi birikimine sahip olmaları
E) Tanıma ve anlama güdüsüyle dolu olmaları
18. Felsefeci, felsefeyi dünyaya indirmeyi değil; onun her zaman orada olduğunu göstermeyi amaçlayan kişidir.
Bu cümleden ulaşılacak sonuç, aşağıdakilerden hangisidir?
A) Felsefenin doruk noktası yoktur
B) Felsefe, yaşamın içinde olan bir uğraştır
C) Felsefe, sürekli yolda olmaktır
D) Felsefenin amacı, gerçeğin bilgisine ulaşmaktır
E) Felsefede olmuş bitmişlik yoktur
FELSEFENİN ÇEŞİTLİ ALANLARLA İLİŞKİSİ
FELSEFE - BİLİM İLİŞKİSİ
1- Bilimler felsefenin içinde olgunlaşmış, sonradan ayrılarak bağımsız alan olmuşlardır. Bilimin tarihsel gelişimi sırasında felsefeyle bağı ve tek tek bilimlerin felsefeden kopuşu:
İlkçağ ( M.Ö. altıncı yüzyıl): ilkin astronomi, sonra matematik, tıp, fizik.
Yeniçağ ( on yedinci - on sekizinci yüzyıl): kimya, biyoloji
Yakınçağ: on dokuzuncu yüzyıl sosyoloji, psikoloji; yirminci yüzyıl mantık.
2- Felsefe bilimlerin sormadığı soruları sorar, bilimlere yol gösterir, ışık tutar. Örneğin bilgi nedir? , varlık nedir?
3- Felsefe bilimlerin sonuçlarını sorgular. Örneğin bilim ne kadar bilimsel, bilimsel bilginin ve yöntemin özellikleri nelerdir? Bunun dışında bilimin sonuçlarının insan için yarar ve zararları nelerdir?
4- Felsefe de bilim gibi yöntemli ve tutarlıdır. Ancak felsefe nesnesine nedir? sorusuyla bilim ise nasıl? sorusuyla yaklaşır.
5- Felsefenin yanıtları temellendirme, bilimin yanıtları nedensel açıklama biçimindedir.
6- Felsefe deneysel bir alan değil, bilim ise deneysel ve gözlemseldir.
7- Felsefe varlığı bir bütün olarak her yönüyle ele alırken, bilimler varlığı bir yönüyle ele alır. Örneğin fizik cisimleri, biyoloji canlıları, sosyoloji toplumu araştırır. Bilim varolana, felsefe ise varlığa yönelir (tabii varolana da, çünkü bilimin yöneldiği şeye felsefe varolan,+ der).
FELSEFE - DİN İLİŞKİSİ
1-Felsefe ile dinin insanı ve evreni anlamaya çalışmak açısından amaçları ortaktır.
2- Dinsel inanç kutsal kitap, vahiy, sezgiye dayalı iken; felsefenin kılavuzu akıldır.
3- Dinsel inancın dayanaklarından kuşku duyulmaz, felsefede kuşku ve eleştiri önemlidir.
4- Din inanç sistemi, ilahiyat (teoloji), Tanrı öğretisi ortaya koyar, felsefe bilgi ortaya koyar.
Açıklama: İlahiyat (teoloji), evreni anlamaya yönelik kendine has bilimsellik savındadır; evrene ilişkin bilgilerin kutsal kitapta bulunduğu iddiasındadır; “doğruları” tekelinde tutmak, insan düşüncesine egemen olmak ister. İlahiyat (teoloji), inkar edilemez bazı bilimsel gelişmeler karşısında yan çizer, öğretisini kurtarmaya çalışır. Dünyanın yaşıyla ilgili jeolojik bulgular karşısında, “Tanrı evreni yarattığında her şeyi sanki çok eskiymiş gibi düzenlemiştir.” “Kayalara daha yaşlı bir görünüm vermek için içleri fosille doldurulmuş, katmanları volkanik püskürtmeler ya da tortul birikimler sonucu oluşmuş gibi yapılanmıştır.” savlarını geliştirmişlerdir.
FELSEFE – SANAT İLİŞKİSİ
1- Felsefe ile sanatın ortak yanı doğayı, insanı anlamaya ve açıklamaya çalışmaktır.
2- Felsefe akıl, akıl yürütme gücü ve mantığa, sanat sanatçının duygu ve hayal gücüne dayanarak insanı, doğayı anlamaya çalışır.
3- Sanat tekil olanı kavramak, felsefe ise kavramlarla iş gördüğü için geneli kavramak ister.
4- Sanatçı gerçekliğe sadık kalmak zorunda değilken, filozofun bilgi ortaya koyduğu için böyle bir zorunluluğu vardır.
Açıklama: Sanat yapıtları felsefi anlam taşır ve toplumsal ideali yansıtır. Sanatçı yaşamı aynen göstermekle kalmaz, nasıl olması gerektiği konusunda insanı derin düşünmeye salar. Sanat özü gereği felsefidir. Çünkü yaşamın anlamından söz eder, varoluşun temelini kavramada insana yardımcı olur. Bunun dışında felsefe yapma sanatından söz edilir; anlamı doğru, tutarlı, akla uygun düşünme, temellendirme etkinliğinde ustalık.
FELSEFENİN GEREĞİ VE İŞLEVİ
Felsefe doğal olgularla uğraşan, örneğin fizik ve astronomi gibi deney-gözleme dayanarak doğa yasalarını
bulmaya çalışan ya da mantık-matematik gibi salt ideal var olanları konu edinen bilme etkinliği anlamında bilim
değildir. Ancak, filozofun akla uygun düşünen, dünyaya ve yaşama açıklık, düzen getirmeye çalışan kişi, felsefenin de hep akla uygun bir bilme etkinliği olduğunu göz önüne alırsak, bilim olduğunu söyleyebiliriz.
Bu çerçevede bilgi nesneleri açısından öteki bilimlerle felsefeyi karşılaştıralım:
öteki bilimler : felsefe :
Varolanı inceler Varlık nedir? sorusunu yanıtlar
Bilgi ortaya koyar Bilgi nedir? sorusunu yanıtlar
Olanı inceler Olması gerekeni araştırır
İnsan göz ardı edilir İnsanın kendisi nesne edinilir
Açıklama: Diğer bilimler insanı, örneğin antropoloji tür, sosyoloji birey, psikoloji kişi olarak ele alır. Felsefe ise bütünlük içinde insan varlığını nesne edinir.
Bu açıklama ve karşılaştırmalara ek olarak felsefenin gereği ve işlevi konusunda şunlar söylenebilir:
1- Felsefe her konuyu derinlemesine, kökeni bakımından ulaşabildiği her yöntemi kullanarak inceleyen evrensel bir bilimdir.
2- Felsefe siyasal hareketler, toplumsal dönüşümlerde baş rolü oynamıştır. Böylece insan haklarının temellendirilmesinde önemli katkılarda bulunmuştur. “Felsefe siyasetin motorudur.”
3- Felsefe açık-seçik düşünmeyi, önyargısız, hoşgörülü olmayı öğrettiğinden demokrasi ve insan haklarının yaygınlaşmasında işlev görecektir.
4- Felsefe, insanın insan olduğu için değerli bir varlık olduğunu savunur.
Açıklama-soru: Felsefe önemli midir? Felsefenin kendisinin öneminden çok, nesnesine verdiği önem daha önemlidir. Çünkü felsefe ele aldığı her konuyu ciddi, sağlam, önemle inceleyip güvenilir bilgi ortaya koymaya çalışır.
FELSEFE VE METAFİZİK
Metafizik sözcüğü meta ta physika’dan gelir. Aristoteles’in (384-322) öğrencileri onun eserlerini düzenlerken fizikle ilgili yazılarından sonrakilere, fizikten sonra gelen anlamında meta ta physika – metafizik adını vermişler. Bu anlamda metafizik, fizikötesi olmuş, ilk felsefe olmuş; varolanın ilk temellerini, ilkelerini araştıran bilim olmuştur.
Felsefe tarihinde filozoflar varolanı tanımlamak için varlığın gerisinde, ona temel olan bir şey aramışlardır. Varlığın ardındaki asıl varlığı arayan bu felsefeye, yani varlık felsefesine, metafizik denir. İşte bu klasik metafizik, varlığın ardındaki asıl varlığı arayan, bize görünen varolanların ardındaki, bağımsız olarak var olan, deneyin ötesinde olan, “kendinde varlık” (İng. think in itself, Alm. ding an sich, Fr. chose en soi, eski terim bizatihi şey)’ı arayan varlık felsefesi. Amacı, “kendinde varlık”ı, Tanrı, Ruh ve Evrenin varlığını kanıtlamaktır.
Günümüz metafiziği, asıl varlığı soruşturmak savından vazgeçerek insan varoluşunu kavrama, yorumlama, insanın evrendeki yeri ve gelecekteki yazgısını kendisine konu edinmektedir. Bu anlamda varlığın kökenini arayan klasik metafizik bitmiştir.
• Kant (1724-1804)’ın varlık kanıtlanamaz, “insan aklının kavramları ancak deney alanında-fenomen- geçerlidir, deneyin ötesine geçemez..” saptaması, klasik metafiziği sona erdirmiştir. Bu durum felsefe tarihince saptanmış ve uzlaşılmış bir yorumdur.
• Nietzsche (1844-1900)’nin “Felsefenin başlangıcı nedir? sorusu hiç önemli değildir. Çünkü başta, her yerde kaba olan, şekil almamış, boş ve çirkin olan bulunur…” savı bir anlamda metafiziğe darbedir. Varlığın başlangıcının kaba , şekil almamış, boş, çirkin olması???
ÖSS HAZIRLIĞI
1.
• Ressam sadece resim yapar, kendi düşüncelerini resme yapıştırmaz.
• Sanatçı eserini gerçekleştirmesindeki niyetiyle değil, yalnızca gerçekleştirdiği eserin niteliğiyle övgüyü hak eder.
Bu iki yargıdan çıkarılabilecek ortak sonuç aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sanatçının görevi toplumu aydınlatmaktır.
B) Sanatçı yaşadığı kültürün etkisindedir.
C) Sanatta önemli olan, sanat eserinin kendisidir.
D) Her izleyici sanat eserini kendine göre yorumlar.
E) Sanatçının niyeti, sanat eserinin niteliğini
belirler.
2. Demokritos, sofrasına gelen incirleri yerken bir bal kokusu almış ve hemen bir araştırmadır başlamış kafasında; o güne dek incirlerden almadığı bu koku nerden gelebilir, diye. Merakını gidermek için, incirlerin toplandığı yeri görmeye gitmek istemiş. Sofradan niçin kalktığını anlayan hizmetçi kadın gülmüş: “Boşuna zaman kaybetmeyin, incirleri bal çanağına koy-muştum toplarken.” demiş. Demokritos’un canı sıkılmış bu araştırma fırsatını kaçırdığı, bir merak konusu elinden alındığı için. “Hadi be sen de.” demiş hizmetçi kadına, “Keyfimi kaçırdın ama ben yine de bal koku-su incirde kendiliğinden varmış gibi nedenini araştıra-cağım.” Demokritos’un bu yaklaşımı birçok bilim ada-mı ve filozofta vardır.
Aşağıdakilerden hangisi bu parçada bilim adamı ve filozoflarda var olduğu söylenen yaklaşıma ters düşer?
A) Olaylara diğer insanlardan farklı bakma
B) Her şeyin nedenini sorma
C) Araştırmaktan hoşlanma
D) Merak duygusunu canlı tutma
E) Başkalarının düşüncelerini benimseme
3. İmmanuel Kant “Gelecekte Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe Önsöz” adlı yapıtında, metafiziği uğraşmaya değer bulan herkesi “Acaba meta-fizik gibi bir şey hiç olanaklı mıdır?” sorusunu sorma-sının zorunlu olduğuna ikna etmeyi amaçladığını söyler. “Eğer metafizik bir bilimse, nasıl oluyor da diğer bilimler gibi genel ve sürekli onay kazanmıyor? Yok, değilse, nasıl oluyor da bilim kisvesi altında, durmadan böbürlenerek insanın anlama yetisini oyalıyor? Ayrıca diğer bilimler ilerlediği halde o hep aynı yerde dönüp duruyor.” diye devam eder.
Parçaya göre, Kant’ın metafiziğe
yaklaşımının aşağıdakilerden hangisi olduğu söylenebilir?
A) Bilimle eş değer görme
B) Reddetme
C) Sorgusuz sualsiz benimseme
D) Eleştirel olma
E) Sistemli olmasını sağlama
4. Epikuros, “Hastalanınca doktora gideriz; çünkü doktorlar bedensel hastalıklar konusunda bizden fazla şey bilirler. Ruhsal sorunlar yaşadığımızda da aynı nedenden ötürü filozoflara yönelmeli ve onları doktorları yargılarken kullandığımız ölçütlere benzer ölçütlerle değerlendirmeliyiz. Hastalığı iyileştirmediği sürece tıp bilimi nasıl faydasızsa, ruhsal acılarımızı dindirmediği sürece felsefe de o denli gereksizdir.” der.
Epikuros’un bugün psikolojinin ilgi alanına giren ruhsal sorunların çözümünü felsefeden beklemesi, aşağıdakilerden hangisine bağlanabilir?
A) Döneminde, bazı bilgi alanlarının henüz
ayrışmamış olmasına
B) Tıbbı, en gelişmiş ve insanlara en yararlı bilgi
alanı olarak görmesine
C) Felsefenin sistemli bir bilgi alanı olmasına
D) Felsefenin evrensel bir bilgi alanı olmasına
E) Felsefenin eleştirel bir bilgi alanı olmasına
5. Benim gibi düşünmeyenlere çok şey borçluyum. Bana taban tabana karşıt olsalar da benim düşündüklerimi çürütmekten başka bir amaç gütmeseler de hınca kapılmayıp aklımı kullanırsam, düzgün düşünmede
onlardan büyük ölçüde yararlanabilirim.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisinin yararı
vurgulanmaktadır?
A) Farklı düşüncelere açık olmanın
B) İncelenen konuya odaklanmanın
C) Mutlak doğrulara ulaşma çabasının
D) Bildiklerinin doğru olduğunu savunmanın
E) Bağımsız olmanın
6. Sanatta, nesnelerin bildiğimiz anlamından kopabilmemiz, onları düşündüğümüz gibi değil, oldukları biçimde kabul edebilmemiz gerekir. Örneğin, bir tabloda, ekmek fırını camekânında bir dikiş makinesiyle bir şemsiye bir arada olabilir. İşlevi saf ve kesin bir biçimde saptanmış gerçek bir nesnenin (bir şemsiye) kendinden çok uzak bir başka nesneyle (bir dikiş makinesi) birlikte, her ikisi için de garip kaçan bir yerde (bir fırın camekânı) bir arada olmaları, kendiliğinden bu nesneleri işlev ve kimliklerinden ayırır. Bu nesneleri eski anlamlarıyla görmek bir yanılgıdır. Artık onlar, gerçek, şiirsel, yepyeni bir anlama kavuşmuştur.
Bu parçada aşağıdaki görüşlerden hangisi öne sürülmektedir?
A) Var olmanın anlamı sanatçıya göre değişir.
B) Gerçek sanatçı, yapıtlarında doğanın gizemini
yansıtır.
C) Sanatçı, yapıtında kendi kişiliğinin ipuçlarını
verir.
D) Sanat, doğadaki gerçekliğe farklı bir anlam
kazandırır.
E) Sanatın amacı güzeli ortaya koymaktır.
7. Felsefenin insana ve topluma yaptığı katkıları göremeyen kişiler, onun boş ve gereksiz bir uğraş olduğunu ileri sürmektedirler. Oysa, insan yaşamındaki rolü kolayca gözlenen telefon, bilgisayar veya televizyon gibi nesnelerin üretiminde felsefenin doğrudan katkısı olmasa da değer ve düşüncelerin üretimindeki katkısı yadsınamaz. Ancak, değer ve düşüncelerin insan yaşamındaki yansımaları yalnızca dolaylı olarak gözlenebilir.
Bu parçaya dayanarak felsefe ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
A) Günlük yaşam üzerindeki etkisini görmek güçtür.
B) Ürettiği düşünceler arasında tutarsızlıklar
bulunabilir.
C) Ortaya koyduğu idealler konusunda bireylerin
uzlaşması zordur.
D) Her toplumu farklı biçimlerde etkiler.
E) Sorguladığı kavramlar zamanla değişir.
8.
• Felsefe, insanı, onu çevreleyen evreni ve toplumu tanımak ve bilmek amacında olduğu için çeşitli bilim alanlarının bu konulardaki bulgularını kullanır.
• Bilim, doğru bilginin koşulları, kaynakları ve sınırları konusunda kendisine yol gösterebilecek ve onu eleştirebilecek olan felsefi görüşlerden yararlanır.
Bu iki bilgiye dayanarak felsefe ve bilimle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
A) Aynı sorulara farklı yanıtlar verirler.
B) Bilgi edinmede aynı yöntemleri kullanırlar.
C) Aralarındaki rekabetten güç alırlar.
D) Toplumsal değişmelerden aynı ölçüde
etkilenirler.
E) Birbirlerini karşılıklı olarak beslerler.
9. İnsanların düşünce ve görüşlerini serbestçe ifade etmesi, doğruların ve gerçeklerin ortaya çıkmasına ve kavranmasına katkıda bulunur. Bir düşünürün dediği gibi, düşüncelerin savunulmasından gerçekler doğar.
Aşağıdaki yargılardan hangisi bu görüşü destekler?
A) Devletin ekonomik alana müdahalesinin
azaldığı, bireylerin özgürce ekonomik girişimde
bulunduğu dönemlerde toplumsal refah
yükselmiştir.
B) Bilim ve felsefedeki başlıca ilerlemeler, düşünce
ve inanç özgürlüğünün olduğu dönemlerde ve
ülkelerde gerçekleşmiştir.
C) Bireyin yeteneklerini özgürce geliştirdiği eğitim
ortamlarında, dünyada iz bırakan sanatçılar
yetişmiştir.
D) Bireylerin yurttaş olarak haklarının korunduğu
toplumlarda oluşan güven ortamı, insanların
daha üretken olmasını sağlamıştır.
E) Çeşitli düşünce ve görüşlerin bir arada
yaşaması, ilk önce, değişik kültürlerle iletişim
olanağı bulan toplumlarda görülmüştür.
10. Bir tabloda gökyüzünün mavi, otun yeşil olmasını bekleyen kimseler, tabloda başka renkler görünce şaşırırlar. Oysa, mavi gök ve yeşil çayırlara ilişkin her şeyi unutmayı bir denesek; dünyaya sanki başka bir gezegenden şimdi gelmişçesine bakıp onu ilk görmüş gibi olsak, işte o zaman nesneler değişik renklerle görünürlerdi bize. Ressamlar da bazen başka bir gezegenden gelmiş gibi, dünyayı yepyeni bir gözle görmemizi isterler. Bize, doğadaki varlıkların güzelliklerini görmeyi öğretenler de onlardır. Onları izleyip, onlardan bir şeyler öğrenirsek, pencereden dışarı bakmak bile heyecan verici bir serüvene dönüşecektir.
Bu parçada, sanat eserinin hangi özelliği vurgulanmaktadır?
A) Sadece, güzel olması amacıyla yapılması
B) Bir benzerinin olmaması
C) Belirli bir sanat akımının izlerini taşıması
D) Sanatçının öz ve biçim arasında kurduğu
dengenin bir sonucu olması
E) Dünyayı, alışık olunandan farklı bir anlayışla
yansıtması
11. Geçmişe baktığımızda, felsefenin birçok siyasi harekette, toplumsal dönüşümlerde başrolü oynadığını görürüz. Demokrasinin gelişmesine, insan haklarının ortaya konup temellendirilmesine en büyük katkı felsefeden gelmiştir.
Bu parçada felsefenin hangi yönü üzerinde durulmaktadır?
A) Kendini yenilediği
B) İnsan yaşamındaki işlevselliği
C) Bilgi birikimi oluşturduğu
D) Bilimlerle ilişkisi
E) Yönteme dayandığı
12. Felsefe- bilim ilişkisinde aşağıdakilerden hangisi söz konusu değildir?
A) Felsefe bilimlerin sonuçlarına hep karşı çıkar
B) Felsefe bilimlerin yöntemlerini irdeler
C) Felsefe ve bilim ulaştıkları bilgileri sürekli
genişletmek ister
D) Bilim ve felsefe herhangi bir çıkar gözetmeden
doğru bilgiye ulaşmak ister
E) Bilimdeki gelişmeler felsefeyi, felsefedeki
gelişmelerde bilimi etkiler
13. “Sanat da felsefe de varlığı, dünyayı anlama ve yorumlama etkiliğidir. Her sanat eserinde belli bir varlık yorumu dile gelir. Leonardo Da Vinci’nin varlık yorumu, Manet’nin, Picasso’nun resmindeki varlık yorumundan farklıdır.”
Yukarıdaki açıklamada sanat ve felsefe arasındaki benzerlik hangi seçenekte verilmiştir?
A) Sanat da felsefe de doğru bilgiyi amaçlar
B) Sanat da felsefe de dünyayı anlama ve
yorumlama çabasıdır
C) Sanat da felsefe de kişiseldir
D) Sanat da felsefe de insanları mutlu etmeyi
amaçlar
E) Sanat da felsefe de evrensel olma iddiasındadır
14. Felsefe-bilim ilişkisi açısından aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Felsefe evreni bir bütün olarak, bilim ise varlık
sahasını parçalayarak ele alır
B) Felsefe bilimlerin kullandığı yöntemleri
kullanamaz
C) Bilimin sonuçları kesin, felsefenin değildir
D) Bilimde tutarlılık esas iken felsefe de zorunlu
değildir
E) Felsefede sorular, bilimde sonuçlar önemlidir
BİLGİ FELSEFESİ
KONUSU
Bilimler bilgi ortaya koyar, özne ile nesneyi problem edinmez. Felsefe ise bilginin ne olduğunu, özne ile nesneyi sorun edinerek özne-nesne ilişkisini açıklamaya çalışır.
TEMEL KAVRAMLARI
Bilgi: Özne ile nesne arasında bilme etkinliği ile kurulan bağ sonucu ortaya çıkan ürün.
Özne: Bilgi ortaya koymak üzere nesneye yönelen insan.
Nesne: Karşımızda bulunan, var olan, öznenin yöneldiği şey.
Gerçeklik: Zamanda ve mekanda var olanların tümü.
Hakikat (Doğruluk): Bilgi, düşünce, yargı ve önermelerin bir özelliği olarak gerçeğe uygunluk.
Temellendirme: Bir önerme ya da ileri sürülen sav için dayanak ve gerekçe ortaya koyma (haklı çıkarma).
TEMEL SORULARI
1- Doğru bilgi olanaklı mıdır?
• Skeptisizm (kuşkuculuk-şüphecilik): Doğru bilgi olanaklı değildir.
• Dogmatizm: Doğru bilgi olanaklıdır.
2- Özne ile nesne arasında nasıl bir bağ var?
• İdealizm: Özne bağımsız, mutlak olarak var ve nesnenin varlığı öznenin düşünmesine bağlı (ör. İdealizm, Spritualizm-Tinselcilik, Subjektivizm-Öznelcilik, Aktualizm-Etkincilik, Ekspresyonizm-Dışavurumculuk)
• Sensualizm-Empirizm (Duyumculuk-Deneycilik): Özne bağımsız, nesnenin varlığı öznenin algılamasına bağlı (ör. Pozitivizm-Olguculuk, Empresyonizm-İzlenimcilik)
• Realizm (Gerçekçilik): Nesne bağımsız, öznenin varlığı nesneye bağlı (ör. Materyalizm-Maddecilik)
3- Bilginin kaynağı – doğru bilginin ölçütü nedir?
Eskiçağda insanlar, hatta filozoflar bilginin kaynağı olarak yalnızca duyuları biliyorlardı.Fakat duyuların yanıltıcı olduğu yine eskiçağda sorgulanmış, böylece bilgi karşısında felsefi bir tutum oluşmuş, sonuçta da duyu bilgisi-akıl bilgisi ayrımı Herakleitos( 540-480) ile Parmenides( 540-450) tarafından yapılmıştır. Duyu bilgisi görünüşün, değişen şeylerin bilgisini verir; oysa akıl bilgisi, bu değişen nesnelerdeki değişmeyen yanı, çokluğun-çeşitliliğin ardındaki birliğin bilgisini verir. Felsefe tarihindeki tartışmalar bu ikili durum üzerine olmuştur. Buradan yola çıkarak bilginin değeri, yani insanın neleri ne derece bilebileceği; bilgimizin nesneleri doğru olarak yansıtıp yansıtmayacağı, yani doğru bilginin ölçütünün ne olacağı irdelenmiştir. Filozoflar bilginin kaynağı olarak neyi gösteriyorlarsa, doğruluğun ölçütü de odur.
DOĞRU BİLGİNİNİ OLANAĞI PROBLEMİ
A) SKEPTİSİZM (KUŞKUCULUK-ŞÜPHECİLİK): Doğru bilgi olanaklı değildir.
1- Bağımsız filozoflar:
• Herakleitos (540-480): Duyuların bilgisi yerine aklın bilgisini esas alır. Her şey değişme halindedir. Sürekli değişen nesne hakkında doğru yargıya varılamaz.
• Parmenides (540-450): Duyuların bilgisi yerine aklın bilgisini esas alır. Çevremizde çok sayıda nesne algılamamız duyuların bizi yanıltmasıdır. Çokluğun ardında BİRLİK var, buna akıl ve düşünme ile ulaşılır.
• Demokritos ( 460-360): Duyu bilisi asıl gerçeği, nesnelerin bölünemeyen son parçalarının (atom) bilgisini veremez. Bulanık ve karanlıktır. Nesnelerin asıl yapısını akılla kavrayabiliriz.
2- Sofistler:
• Protagoras (482-410): “nsan her şeyin ölçüsüdür, var olanların var olmalarının, var olmayanların da var olmamalarının ölçüsü.” Bilginin göreli olduğu, doğruluğun kişiden kişiye değiştiğini savunur.
• Gorgias (483-375): “1. Hiçbir şey yoktur. 2. Bir şey olsaydı bile biz onu bilemezdik. 3. Bir şey olsaydı ve bilinebilseydi bile biz onu başkasına aktaramazdık.” Gorgias’ın şüpheciliği göreliliği aşmakta, bilmeyi olanaksız kılmaktadır.
Açıklama: Bundan sonraki şüpheci filozoflar konuyu daha sistemli olarak ele alır.
3- Eski Kuşkuculuk:
• Pyrrhon (365-275): İnsanların doğru bilgiye ulaşmasının bir nedeni veya amacı olmalı. O da mutluluk olabilir. Pyrrhon’a göre bilgi bizi mutluluğa götüremez. Ayrıca birbirine karşıt iki sav aynı kesinlikle doğrulanabilir; dolayısı ile hiçbiri için yargıya varamayız. Öyleyse yapılacak iş yargıdan kaçınmaktır (Epokhe)
• Timon ( 320-230): Pyrrhon’un öğrencisi hocasının görüşlerini şu üç soru ve yanıtla özetler:
1. Nesneler gerçekte nasıldır? Nesnelerin gerçek yapısını bilemeyiz (Akatalepsia).
2. Nesneler karşısında tutumumuz ne olmalıdır? Yargıdan kaçınmalıyız (Epokhe).
3. Neneler karşısında doğru bir tutum takınırsak-yargıdan kaçınırsak- ne olur? Ruhun sarsılmazlığına, tutkulardan kurtuluşuna ve mutluluğa ulaşırız (Ataraksia-Sarsılmazlık)
4- Akademia Kuşkuculuğu (Akademia, Platon’un akademiası):
• Arkesilaos (316-241): Bir yargının doğru mu, yanlış mı olduğunu bilemeyiz. Çünkü bir doğruluk ölçütümüz yok.
• Karneades ( 214-129): doğru bilgiye duyularla da akılla da ulaşılamaz. İkisi bir araya gelse bile doğru bilgiden yoksun kalırız. “Hiçbir şey bilmediğimi de kesin olarak bilemem.”
5- Duyumcu (Sensualist) Kuşkuculuk:
• Ainesidemos (MÖ. 2.yy.)
• Agrippa (MÖ. 2.yy.)
• Empeirikos (MÖ. 2.yy.) : a- Aynı şeyler farklı insanlarda farklı etkiler yaratır. b- Her insan duyu bakımından farklıdır. c- algılar içinde bulunduğumuz duruma göre değişir.
Açıklama: Tüm kuşkuçu filozoflar duyulara dayalı bilginin yanıltıcılığından hareketle, doğru bilgiye ulaşmayı hemen hemen olanaksız sayarlar.
Şüpheci düşünüş, dogmatik düşünüşe karşı bir uyarıdır. Gelecek yüzyıllarda ortaya çıkacak olan bilimsel şüphe için hazırlık olmuştur.
6- Yöntemli Kuşkuculuk (17. ve 18. yüzyıl):
• Descartes (1596-1650): İlkçağ kuşkucularından farklı olarak, kuşkuyu, doğru bilgiye ulaşıncaya dek, geçici olarak, doğru bilginin olanağından kuşku duyar. Kuşku doğru bilgiye ulaşmada bir araç durumunda. Descartes, Felsefenin İlkeleri adlı eserinde bunu şöyle dile getirir: “Elde ettiğim ilk sağlam (doğru) bilgi şüphe etmekte olduğumdur.”
• Hume (1711-1776): Onun kuşkuculuğu art arda gelen iki olay arasında kurulan bağlantı-nedensellik üzerinedir. İki olayı sürekli bir arada gördüğümüz için aralarında zorunlu bağlantı olduğuna inanırız, yani öznel bir bağlantıyı nesnel bir bağlantı haline getiririz. Sonuç olarak nedensellik ilkesi alışkanlıktan doğan bir inancın ifadesidir.
B) DOGMATİZM: Doğru bilgi olanaklıdır.
1- Rasyonalizm (Akılcılık – Usçuluk): Bilginin kaynağı akıl, akla dayanan bilgi doğrudur.
• Platon (427-347): Varlığı görülenler ve düşünülenler olarak; dolayısı ile ona ait bilgiyi de görülenlerin ve düşünülenlerin bilgisi olarak ayırır.
Görülenlerin bilgisi: Duyularla elde edilen tasarım
ve kanılardır. Değişen şeylere ait olduğundan
kesin olmayan, yanıltıcı bilgidir.
Düşünülenlerin bilgisi: Kesin olup ideaların
bilgisidir.
• Aristoteles (384-322): Platon’un öğrencisi olarak görülenler ile düşünülenleri birleştirmek ister. İdea (tümel) tekilin içindedir. Tekili bilmek, tekil ile onun içindeki tümel arasında bağlantı kurarak tekili tümelden çıkarmayı gerektirir (Tümdengelim).
• Fârâbî (870-950): Aristotelesçi. Platon ile Aristoteles’i uzlaştırmaya çalışır. Duyu ile akıl kavramlarını karşı karşıya koyar. Duyu, yaratılmış, duyu organları ile algılanan tek tek var olanlar dünyasına yönelir. Akıl, var olanların ilk örnekleri, idea ile onlardaki düzen dünyasına yönelir. Mantık ise aklı düzeltmeye, yanlış sonuçlara gitmesini önlemeye çalışır. Duyu ve akla kapalı tanrısal varlıklar ve Tanrı’yı sezgi ve nazar ile kavrayabiliriz.
• Descartes (1596-1650): Duyularımız bizi sık sık yanıltır. Ancak tek sorumlu duyular değildir. Anlık (anlama yeteneği, düşünme gücü) da bizi yanıltır. Demek ki bilgilerimizin doğruluğundan kuşkulanmalıyız. Fakat bir yanılmanın olması, yanılan bir varlığa işaret eder. Dolayısı ile kuşku duya duya kuşku duyulmayacak bir yere geliriz. Böylece Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım (cogito, ergo sum) önermesine ulaşır. Düşünüyor olmak, var olduğumuzdan, düşünen bir varlığın (ben) var olduğundan emin olmamızı sağlar. Böylece Descartes, doğruluğundan açık-seçik emin olduğu bir önermeye ulaşır. Yani kuşkuculuğun hiçbir şey bilinemez savını çürüterek, bilmeyi olanaklı kılar.
• Hegel ( 1770-1831): Usçuluk Hegel ile doruk noktasına ulaşır. Ona göre, “Akla uygun olan gerçek, gerçek olan da akla uygundur.” Hegel gerçeğe düşünme ile, yani deneye başvurmadan ulaşmaya çalışır. Felsefe nesnelerin düşünceyle görülmesi, düşünceyle ele alınmasıdır. Hegel en tümel kavram olan “varlık”tan başlayarak tüm kavramları bundan türetmeye çalışır. Varlığın temelinde idea bulunur. Felsefi düşünme yoluyla Hegel, bir kavram - felsefe sistemi kurar. Sav – Karşısav – Bireşim üçlüsü biçiminde işleyen diyalektik düşünme ile varlıkları, kavramları bilmeyi mantıksal bir süreç haline getirir.
2- Empirizm (Deneycilik): Genel olarak usçu filozoflar insan aklının doğuştan kavramları olduğunu, deneyden önce zihnimizde bazı kavramların bulunduğunu ( a priori) savunurlar.
Deneyci filozoflar, zihnimizde doğuştan kavramların bulunmadığını, tüm bilgilerimizin duyu, algı, deneyden geldiğini söylerler. Usçulara göre akıl, yalnız kesin bilginin kaynağı, ancak duyu bilgisi de yadsınamaz.
Deneyciler her türlü bilginin kaynağının deney olduğunu söylerken, aklın doğuştan getirdiği bilgiyi kökten reddederler.
• Locke ( 1632-1704): İnsan zihninde doğuştan hiçbir bilgi yoktur. Tüm bilgilerimiz deneyden gelir, deneye dayanır. Locke bunu, “İnsan zihni başlangıçta boş bir levha (tabula rasa) gibidir, üzerine hiçbir şey yazılmamıştır.” Sözüyle açıklar. Doğuştan olan olsa olsa düşünme, hayalgücü, algılama yetileridir.
• Berkeley (1685-1753): Bütün bilgilerimiz bizim öznel duyumlarımıza dayanır, yani nesnelerle ilgili değildir. Berkeley bunu, “Varolmak algılanmaktır.” sözüyle açıklar.
• Hume ( 1711-1776): Locke’un açtığı yoldan ilerleyerek bilgilerimizin kaynağının duyu izlenimleri olduğunu savunur. Buradan hareketle nedensellik ilkesini sorgular.Yani yasalar, zorunluluklarını onlara alışılmış olmasından alır. Alışkanlık ikinci bir doğa haline gelir. İnsan alışmış olduğundan başka türlü düşünemez hale gelir.
3- Kritisizm ( Eleştiri Felsefesi):
• Temsilcisi Alman filozof Kant (1724-1804)
Eleştiri felsefesi denmesinin nedenleri:
a- Üç önemli eserinin (Yargıgücünün Eleştirisi, Pratik Aklın Eleştirisi, Saf Aklın Eleştirisi) eleştiri sözcüğü ve tutumunu içermesi,
b- Usçuluk ile deneyciliği eleştirerek uzlaştırmaya çalışması,
c- Aklı eleştirmesi; aklın neyi bilip bilemeyeceğini yine akla dayanarak sorgulaması
Kant’a göre bilginin bütün malzemesi duyu, algı ve deneydir. Bu malzeme bilen özne tarafından aklın zaman ve mekân formları içinde işlenerek bilgiye dönüştürülür. Kant’a göre “insan aklının kavramları ancak deney alanında(fenomen) geçerlidir, deneyin ötesine geçemez.” Yani bir anlamda asıl varlığın (noumenon-numen-kendinde şey) nasıl olduğunu bilemeyiz.
4- Entüisyonizm (Sezgicilik): Sezgici filozoflar bir bilme yolu olarak sezginin ne olduğu konusunda uyuşmasalar da insanda doğuştan ve aracısız kavrama yetisi, akıldan ayrı, ama aklın hiçbir biçimde kavrayamayacağını kavrayan yeti olarak düşünürler.
• Gazâlî (1058-1111): Felsefeye şüpheyle yaklaşır. Çünkü felsefe ya duyulara ya da akla dayanır. Oysa duyular ve akıl yanıltıcıdır. Onun amacı mutlak hakikate ulaşmak. Buna da yanıltıcı yetilerle ulaşılamaz. Mutlak hakikati açık-seçik kavramanın yolu GÖNÜLdür. Gönül, kişiyi Tanrıyla-insanla-dünyayla içten bir ilişki içine sokan ruhun derinliklerindeki güçtür. Mutlak hakikatin manevi bir niteliği var. Akıl ve duyu maddi olanı kavrar. Manevi olan mutlak hakikat Gazâlî’ye göre olsa olsa Tanrıdır.
• Bergson (1859-1941): Zekâ-sezgi karşıtlığından yola çıkar. Zekâ bilimsel bir kavrama yetisi olarak gerçekliğin yalnızca maddi yönünü kavrar. Maddi olan durağan haliyle ele alınabilir. Oysa gerçekliğin maddi olandan farklı olarak oluş halinde, sürüp giden, değişen, yeniden kurulan, yaratılan manevi yanı vardır. Bu alanı SEZGİ ile kavrayabiliriz. Felsefe de zekâyı değil sezgiyi ölçüt almalı. Fakat sezgi ile ulaşılan bilgileri açık-seçik dile getirmek, başkasına aktarmakta maddi nitelik taşıyan dil yetersiz kalır.
Bunu Anadolu halk türküsünde geçen şu ifadelerle destekleyelim:
“Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez/ Gönülden gönüle gider/ Yol gizli gizli...”
5- Pozitivizm (Olguculuk): Deneyci bir bilgi görüşüdür. Gözlem, deneyim ve olgulara dayalı anlamına gelen pozitif bilgiyi doğru kabul eder. Önemli temsilcileri Hume ve Comte’dur. Pozitivizmi en çarpıcı biçimde temsil eden Comte’a göre açıklayalım:
• Comte (1798-1857): Duyularımız ile algıladığımız verili durumdaki olgulardan yola çıkarak bunları değişmez doğa yasalarına bağlı sayıp, olgular arasındaki art ardalıkları, benzerlikleri ortaya koyarak doğa yasalarını keşfetmek gerekir. Böylece insanlık doğayı kendi yararına dönüştürecek, onu denetleyecek ve bir anlamda bilimin tüm amacı olan olguları önceden görebilmeyi sağlayacaktır.
6- Analitik Felsefe (Çözümleyici Felsefe): Bu yaklaşım yirminci yüzyılda, on dokuzuncu yüzyıl pozitivizminin yeniden canlanışıdır. Bu nedenle neo-pozitivizm (yeni olguculuk), mantıkçı olguculuk adlarıyla da anılır.
• En önemli temsilcisi Wittgenstein (1889-1951). Wittgenstein’a göre felsefenin başka bilimler yanında kendine özgü bir nesnesi ya da konusu yoktur. Felsefe, bilimsel kavramların çözümlemesini yapan bir etkinliktir.
Analitik felsefe pozitif, yani deney yoluyla bilineni bilgi olarak kabul eder. Mantıksal çözümleme yoluyla bilimin temellerini, yöntem ve kavramlarını inceler, bilime karışmış bilim dışı öğeleri ayıklar, tutarsızlıkları ortadan kaldırır, böylece bilimi metafizikten arındırır. Anlamlı, mantıksal tutarlılığı olan bilgileri bilimsel açıdan doğrulanabilir olarak kabul eder.
7- Pragmatizm: Genel olarak pragmatizm doğru bilgiyi yararlı olan, değerli olan ve başarı sağlayana dayandırır.
• W. James (1842-1910): Yaşam içinde doğrulanan bilgi doğrudur. Ona göre pragmatizm bir yaşam ve eylem felsefesidir. Evrensel, öncesiz ve sonrasız hakikat yoktur. Bilgiler pratik sonuç ve yarar sağlıyor, bilimsel önermeler doğaya egemen olmayı sağlıyorsa doğrudur.
• J. Dewey( 18591952): Gerçek bilgi bilimsel bilgidir. Doğa bilimlerinin yöntemiyle ulaşılmayan bilginin değeri yoktur. Eylemlerimizi yönlendirecek bilgileri deney alanında aramamız gerekir. Sonuçta bir düşünce ancak başarılı sonuçları varsa doğrudur.
8- Fenomenoloji (Görüngübilim):
• Edmund Husserl (1859-1938): Ona göre olguların, deneysel-duyusal olarak algılanan her nesnenin bir özü vardır. Bu öz ancak bilinç ile kavranabilir. Husserl bilmleri ikiye ayırır:
a- Duyu ve deneyle algılananı ortaya koyan OLGU BİLİMLERİ,
b- Nesnelerin özünü görmeye çalışan ÖZ BİLİMLERİ.
Bir öz bilimi olarak fenomenoloji, nesneleri ve onların özünü, nesnelerin kendilerine yönelerek, filozofların söylediklerinden, belli bir yer ve zamanda var olmalarından, her türlü önyargı, görüş, kanıdan ayırarak, yani nesnenin dış dünyasının varlığını bir yana bırakarak elde edebilir. Bunu da ayraç (parantez) içine almak deyimi ile açıklar.
Sonuç olarak nesnelere günlük yaşam, felsefe, bilim, din gibi etkenlerle yüklediğimiz anlamlarından kurtarmakla onların özünü görebiliriz.
ÖSS HAZIRLIĞI
1. Kaf Dağı’nın ardında Zümrüdüanka kuşu var mı yok mu? Var dediğimizde de yok dediğimizde de fark etmiyorsa bunu bilmenin benim için önemi yoktur. Bununla birlikte, “Kaf Dağı var, onun ardında da Zümrüdüanka kuşu var.” diyorsam ve bu bilgiler benim işime yarıyorsa bunlar doğrudur.
Bunları söyleyen kişinin görüşü, bilgi kuramıyla ilgili aşağıdaki yaklaşımlardan hangisine uymaktadır?
A) Kuşkuculuk B) Pragmatizm C) Empirizm
D) Sezgicilik E) Fenomenolojizm
2.
• “Güzelliğin on par’etmez şu bendeki aşk olmasa.” diyen Aşık Veysel ile
• “Varolmak algılanmış olmaktır.” diyen Berkeley’in
bu görüşlerinin ortak yönü aşağıdakilerden hangisinin vurgulanmasıdır?
A) Soyut olanın önemsiz olduğu
B) Somut olanın önemsiz olduğu
C) Asıl olanın nesne olduğu
D) Asıl olanın özne olduğu
E) Değerlerin belirsiz olduğu
3. Gören öznenin kendisi de görülebilirlik alanındadır.
Bu cümleden çıkan sonuç aşağıdakilerden hangisidir?
A) Öznenin de nesne olabileceği
B) Ancak nesnenin nesne olabileceği
C) Doğru bilginin olabileceği
D) Gerçeğe ulaşılabileceği
E) Nesneden uzaklaşılabileceği
4. Birkaç yıl önceydi, bir duvara doğru yürüyordum. Baktım hırpani biri bana doğru geliyor. “Kim bu kılıksız, tuhaf adam?” dedim kendi kendime. Sonra bir de baktım, duvar meğer aynaymış; kendime bakıyormuşum.
O adam birden ince, zarif, üzerinden anlayışlılık
akan biri olup çıkıverdi.
Bu parçada anlatılan durum, aşağıdakilerden hangisine bir örnektir?
A) Bilgilerimizin dış dünyayı ayna gibi
yansıttığına
B) Algıların duruma bağlı değerlendirmeler
olduğuna
C) Aklın bilgilerimizin tek kaynağı olduğuna
D) Nesnel bilginin evrensel bilgi olduğuna
E) Var olmanın algılanmakla eşdeğer olduğuna
5. Sofistler, düşünürlerin o zamana kadar üzerinde durmadıkları kültür, ahlak ve siyasetle ilgili sorunları ele alıp tartışmış, bu konuları felsefeye kazandırmışlardır. Bu, felsefenin gelişmesi açısından büyük bir katkıdır.
Bu parçada felsefi düşünmenin gelişmesinde aşağıdakilerden hangisinin öneminden söz edilmektedir?
A) Bir konuda, diğer filozofların da
onaylayacağı görüşler oluşturmanın
B) Bir felsefi soruna yeni bir cevap aramanın
C) Felsefi sorunları birden fazla yöntemle
incelemenin
D) Felsefenin tartıştığı konular evrenini
genişletmenin
E) Bir felsefi konuyu tüm yönleriyle ele almanın
6. Sokrates, konuşmalarında, kendisinin hiçbir şey bilmediği gerekçesiyle, karşısındaki kişiye sorular yöneltir. Bu sorular ve onlara aldığı cevaplarla, önce, o kişinin ortaya koyduğu düşüncenin üstünkörülüğünü, temelsizliğini gösterir. Sorularına devam ederek, konuştuğu kişinin doğru düşünceye ulaşmasına yardımcı olur. Kendi deyişiyle "ruhta uyku halinde bulunan düşünceleri doğurtmaya" uğraşır.
Sokrates’in bu yaklaşımının temelinde
aşağıdaki görüşlerden hangisi vardır?
A) Bilgiye, o konuda uzman kişilerin görüşleri
alınarak ulaşılır.
B) Bilgi, karşıt görüşlerin uzlaştırılmasıyla
oluşur.
C) Saklı olan doğrular, insanın sorgulama
yoluyla düşündürülmesi sonucu ortaya
çıkarılabilir.
D) Apaçık olmayan gerçeklere, erdemli kişiler
gibi, erdemsiz kişiler de ulaşabilir.
E) Doğrular, duyularımızın ve aklımızın
kavrayabilme gücüyle sınırlıdır.
7. Bir düşünür, duyuları küçümseyen salt akılcı görüşe karşı, duyuların ağzından şöyle söylemektedir: "Zavallı akıl, beni çürütmek için dayandığın kanıtları yine benden alıyorsun."
Düşünürün bu sözle anlatmak istediği
aşağıdakilerden hangisidir?
A) İnsan, duyularından gelen bilgiyi edilgen
biçimde almaz; onları şüphenin ve aklın
süzgecinden geçirerek yorumlar.
B) Duyulardan gelen bilginin doğru olup
olmadığı, yine duyulardan gelen başka
bilgilerin kullanılmasıyla anlaşılır.
C) Duyular, duyu organlarına yani bedenimize
bağlı olduğu için sınırlıdır; akıl ise maddesel
olmadığı için sınırsızdır.
D) Duyular bize olayların gerçek nedenlerini
söyleyemez; olayların özü ancak akılla
kavranabilir.
E) Doğadaki her şey, duyularla algılanması
olanaksız olan ve hiçbir zaman değişmeyen bir
ilk maddeden oluşmuştur.
8. Hegel’e göre felsefe, nesnelerin düşünceyle görülmesi, düşünceyle ele alınmasıdır. Düşünme kendi kendisiyle beslenir; dışarıdan sağlanacak bir gerece gerek yoktur. Hegel gerçeğe, deneye hiç başvurmadan düşünceyle ulaşmaya çalışır.
Hegel’in bu yaklaşımında temel aldığı görüş aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bilginin kaynağı duyumlar değil, akıldır.
B) Doğuştan gelen hiçbir kavram yoktur, tüm
kavramlar yaşantılar yoluyla kazanılır.
C) Bilgi ancak mistik bir sezgi ile elde edilir.
D) Düşünme yetisi bireyin algıladıklarıyla
sınırlıdır.
E) Düşünce yalnızca bir eylem aracıdır ve
ancak bir araç olarak değer taşır.
9. En büyük bilgi, bildiklerimizden başka bilgilerin de olduğunu bilmektir.
Bu cümlede savunulan görüş aşağıdakilerden hangisiyle paralellik gösterir?
A) İnsan, aklıyla her şeyi bilebilir.
B) Bilgiler bizim bildiklerimizle sınırlı değildir.
C) En doğru bilgi, işimize en çok yarayan
bilgidir.
D) Doğru bilgiye yalnızca sezgilerle ulaşılamaz.
E) Güvenilir bilgiler kendi deneyimlerimizden
edindiklerimizdir.
10. Gerçek sadece deneyimde vardır, hem de sadece herkesin kendi deneyiminde. Bu deneyimler, bir başkasına nakledildiği an öyküye dönüşür. Olaylardaki gerçeği, kesin gerçeği ispatlama olanağı yoktur. Olsa da bundan kaçınmak gerekir. Hayatın gerçekliği konusunu tartışmayı filozoflara bırakmalıyız. Gerçek olan, benim şu an denizin kıyısında oturuyor olmam, ay ışığının yansımasını denizin sularında görmem. Gerçek olan benim.
Bu parçadan aşağıdaki sonuçların hangisi çıkarılamaz?
A) Yaşantıların öznel olduğu
B) Gerçekliğin, yaşadıklarımızı fark etmemizle
ilgili olduğu
C) Gerçeğe ancak yaşayarak ulaşılabileceği
D) Yaşanılanların başkasına aynen
aktarılamayacağı
E) Gerçekliği filozofların dışında kimsenin
anlayamayacağı
11. Dünyanın ya da bilimin bana herhangi bir felsefi sorun sunacağını sanmıyorum. Bana felsefi sorunlar sunan, diğer filozofların dünya ya da bilim hakkındaki yorumlarıdır. Genelde iki tür sorunla ilgileniyorum: Birincisi filozofun ne demek istediğini tam ve doğru olarak kavramak, ikincisi de söylediklerinin doğruluğuyla ilgili doyurucu dayanak olup olmadığını bulmak.
Bu parçada sözü edilen iki sorun, sırasıyla aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?
A) Anlama - Temellendirme
B) Doğrulama - Yanlışlama
C) Açıklama - Anlama
D) Yorumlama - Tanımlama
E) Öndeyide bulunma – Açıklama
12. Çoğunluğun bir şeye doğru demesi, acaba gerçekten o şeyi doğru yapar mı? Çoğunluk yanılamaz mı? Tarihsel olaylar, çoğunluğun yanılabileceğini kanıtlamıştır. O halde, çoğunluğun ortak kabulünün, kesin, evrensel doğruyu verme olasılığı zayıftır.
Bu parçada eleştirilen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
A) Aynı doğru üzerinde herkesin uzlaşmasının
olanaksız görülmesi
B) Tümel uzlaşımın doğru bilginin ölçütü yapılması
C) İnsanın olduğu yerde, mutlak bir uzlaşım
sağlanamaması
D) Kişisel farklılıklardan dolayı, bilginin
doğruluğundan kuşku duyulması
E) Bilginin, insana göre değişen değerler alabilmesi
13. İnsan felsefesini başlatan gezgin düşünürler olan Sofistler, kuşkuculuğu benimseyerek kesin bilginin olmadığını ileri sürmüşlerdir. Bilgiyi öznellik ve algının göreliliğiyle temellendiren Sofistler, insanın, doğruluğun ölçüsü olduğunu dile getirmişlerdir.
Buna göre Sofistlerin görüşünün temelini aşağıdaki yargılardan hangisi oluşturur?
A) Mutlak bir doğru yoktur
B) Düşünme doğuştandır, öğretilemez
C) İnsan, aklın ilkelerine güvenmelidir
D) İnsan doğru bilgiye ulaştığında, gerçeği kavrar
E) İnsanın bağlanabileceği genel-geçer doğrular
vardır
14. “İnsan zihninde doğuştan hiçbir bilgi yoktur. Zihin boş bir levha (tabula rasa)dır. Bilgi olarak insan zihninde bulunan her şey duyumlarla elde edilmiştir. Zihinde duyumları birleştirme ve ayırma yetisi vardır.”
Aşağıdakilerden hangisi bu görüşe ters düşer?
A) Bilgi deneyden doğar
B) Bilginin kaynağı akıldır
C) Zihinde deneyden gelmeyen hiçbir şey yoktur
D) Bilgi kendiliğinden ortaya çıkmaz
E) Bütün bilgiler deneye dayanır
15. Ötekinin yaşamı, isterse bizim için en yakınımızda olsun, bizim için salt görünendir; tıpkı bir ağaç, bir kaya ya da geçip giden bir bulut gibi. Gözümüz onu görür, ama biz o değilizdir; yani onu yaşayamayız. Ötekinin dişi ağrıyorsa yüzünden, kaslarının gerilişinden anlarız, yani bizim için canı yanan biri görünümüdür, ama onun diş ağrısını biz çekmeyiz. Bu nedenle acının şiddetini ve onun üzerinde yarattığı etkiyi bilemeyiz. Bilebileceğimiz tek bir şey vardır; kendi ağrımız ve bizde yarattığı etki.
Bu parçadan ulaşılabilecek genelleme, aşağıdakilerden hangisidir?
A) İnsan hiçbir şeyi bilemez, bu yüzden her tür
kesin yargıdan kaçınmak gerekir
B) İnsan deneyimleri, akılda doğuştan bulunan
formlara göre düzenlenir
C) İnsanın her yeni deneyimi, anlama yetisini
geliştirir
D) İnsan, ancak kendi deneyimlerini bilebilir
E) Başkalarının deneyimlerinden yararlanma,
öğrenme sürecinde emek ve zamandan
tasarruf sağlar
16. Beni yüksek bir binanın çatısından itmeye kalkarsanız, düşüp öleceğimi kesinlikle bildiğimden size şiddetle direnç gösteririm. Bu eylemimi yönlendiren unsur, bilginin kesinliğidir. Bilgimin kaynağı ise daha önce böyle bir durumdan elde ettiğim deneyim değil, inancım oluşturur. İnancımın kökeninde de ya başkalarının yaşantılarından edindiğim genellemeler ya da bilimin açıkladığı yasaların bilgisi vardır. Bilgim, kişisel düzeydeki yaşantımla değil, düşünme ve akıl yürütmeyle temellenmiştir.
Bu örnek, bilgi felsefesine ilişkin aşağıdaki genellemelerin hangisine uygundur?
A) Doğrular görecelidir
B) Olgulardan elde edilen bilgiler güvenilirdir
C) İnsan bilgisinin tümü sezgilerden elde edilir
D) İnsan her şeyi bilebilme gücüne sahip
değildir
E) Bilginin kaynağı akıldır
17. Sokrates, Menon diyalogunda, hiç geometri bilmeyen bir köleye sorular sorarak ona bir geometri problemi çözdürür. Bununla anlatmak istediği, öğretmenin öğrenciye yeni bir şey öğretmediği, sadece aklında olan bilgileri hatırlamasına yardım ettiğidir.
Bu parçaya göre Sokrates’in bilgi konusunda vurgulamak istediği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bilgilerimiz doğuştan gelir
B) Her bilgi deneyler sonucu elde edilir
C) Bilgilerimiz görecelidir
D) Herkesin duyu organlarının algılamaları
farklı olduğundan edindiği bilgiler de farklıdır
E) Bilgilerimiz yanlışlanmadığı sürece doğrudur
18. Felsefede, idealizmin önemli bir temsilcisi olan Platon’un gerçeklik anlayışı, bugünün gerçeklik anlayışıyla bağdaşmaz. Bugün bizim gerçek olarak niteleyemeyeceğimiz bir alana O “gerçek” der.
Platon bu alanı nasıl dile getirir?
A) Ahiret B) İdealar dünyası C) Duyular alanı D) Görünenle E) Hiçbiri
BİLİM FELSEFESİ
BİLİMİN TARİHSEL GELİŞİMİ
Bilimin tarihi kısaca bilimin doğuş ve gelişme öyküsüdür. Amacı bir bakıma nesnel bilginin ortaya çıkma, yayılma, kullanılma koşullarını incelemek; bir bakıma da nitelikleri belli bir metodun, bir düşünme türünün, hata geniş anlamda bir bakış açısının oluşumunu saptamaktır. Bilim tarihi amacına, çeşitli bilim kollarında ulaşılan sonuçları sıralayarak değil, daha çok, bu sonuçları bağlı oldukları koşullar çerçevesinde açıklayarak ulaşmaya çalışır.
Bilim çoğu kez sanıldığı gibi ilk defa ne Rönesans’tan sonra ne de batı dünyasında ortaya çıkmıştır. Bilim insanlığın ortak kafa ürünüdür; kökleri “ilkel” toplumların yaşamına kadar uzanır. Bilimi anlamak, bilim-öncesi ya da bilim-dışı düşünme biçimleriyle ilişkilerini de bilmeyi gerektirir. Bu nedenle bilim tarihi; mitoloji, din, sanat, metafizik, felsefe gibi konulara da bilimle ilişkileri bakımından yer vermek zorundadır.
Bilimin uzun ve çetin gelişimini dört aşamayla gösterebiliriz:
1. Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarına rastlayan empirik (gözlemsel) bilgi toplama aşaması (MÖ.3000’lerden itibaren).
2. Eski Yunanlıların evreni açıklamaya yönelik akılcı sistemlerinin kurulduğu aşama ( MÖ. 500’lerden itibaren).
3. Ortaçağların, İlkçağ Yunan felsefesi ile dinsel dogmaları bağdaştırma çabaları karşısında, İslam dünyasındaki başarılı bilimsel çalışmalar aşaması ( MS. 9/12. yüzyıllar).
4. Rönesans sonrası gelişmelerin yer aldığı modern bilim aşaması (MS. 17. yüzyıldan itibaren).
Şimdi bu aşamaları sırasıyla açıklayalım:
1. Mezopotamya ve Mısır’daki başarılar, bireylerin değil uygarlıkların sayılmıştır.
MEZOPOTAMYA’DA BİLİM
SÜMERLİLER DEVRİ:
MÖ. 3000/2000. Sümerlilerin dili Türkçe’ye çok benziyor. Atatürk Sümerlilerin atamız olabileceğine inanıyor. Bu anlayışı kanıtlayan önermeler Kramer’in Tarih Sümer’de Başlar yapıtında var.
Batı, kültürünün temelini eski Yunan’a, dinini de Tevrat’a dayandırıyordu. Ancak Sümerliler keşfedilince, onların tüm dünya kültürünü etkilediği anlaşılıyor. Bu etkiler mimari, sanat, sosyopolitik kurumlar, bilim, edebiyat, din alanlarında kendini gösteriyor.
Arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkan tapınak, saray, özel ev ve çeşitli yapılarda uygulanan tekniklere baktığımızda günümüzden dört bin-beş bin yıl önce kemer, kubbe, sütun, yuvarlak pencere, mozaik, duvar süsü, kabartma, sunak, niş adı verilen mimari yapılardaki bölüm veya öğeler hem Ortadoğu, hem de batı mimarisinde görülür. Ortaçağ kiliselerinde görülen süslemeler (kavga eden mitolojik hayvanlar, aslan başlı kartal, uzun boyunları birbirine geçmiş hayvan figürleri), İspanya, Fransa, İsviçre, orta Almanya’daki yapılarda Sümerlilerin etkilerini yansıtır.
Tuğla, kerpiç, evlere kadar künklerle getirilen suyolları, tuvalet, lağım teşkilatı, su kanalları açma, bataklık kurutma, tarımda sulama, ulaşım, suların önüne set koyma (baraj), yolcuların rahatı için konaklama yeri (han-motel), tekerlek, suda tekne ve yelkenli ile taşımacılık Sümerlilerin buluşu.
Altın, gümüş, fildişi eserler ve bunların işçiliği, ateşte bazı mineralleri bakıra dönüştürebilme, bakıra çeşitli biçimler verebilme, bakır ve kalay karışımından bronz elde edebilme Sümerlileri teknik başarı ve düzeyidir.
Plastik sanatlarda da iyi durumdalar. Hatta dünyanın büyük plastik sanatları olarak tanınan erken Yunan, Etrüsk, eski Meksika, Mısır’da 4/12. sülale dönemi, Roma, Gotik sanatı ile neredeyse aynı düzeyde.
Sümerlilerin önemli bir katkısı da dillerine uygun yazıyı icat etmeleri ve okullar açarak istedikleri her konuyu yazacak şekilde geliştirebilmeleridir. Önce taş üzerine, sonra Dicle-Fırat’ın oluşturduğu yumuşak kil üzerine resim şeklinde yazılan yazı zamanla çiviyazısına dönüşür. Sümerlilerin çiviyazısının önemi şudur: hem Sümerliler, hem de Ortadoğu milletleri Babilliler, Asurlular, Hurriler, Hititler, Urartular da kendi dillerini yazmışlar; Ugarit ve Persler yararlanmış, Sümer yazısı Mısır yazısının icat edilmesine önderlik etmiş. Sümerlilerin kil üzerine çiviyazısı tabletleri hem Mezopotamya’da hem de Anadolu’da bulunmuş ve en az üç bin yıllık Ortadoğu milletleri tarihi gün ışığına kavuşmuştur.
Sümerlilerin Somut Katkıları:
1) Politik Mirasları:
a) Şehir beylikleri: Hint’ten Akdeniz’e ve ortaçağ Avrupa’sındaki şehir krallıklarının (derebeylik) öncüsü. Şehirde sınıf yapısı şöyle: özgür ve köleler, siyasal meclis, asker, saygınlar, rahipler, alıcı-satıcı, çiftçi, sanatçı, tüccar, şehri koruyan tanrı, kral, tapınak, sur ve kapıları. Bu öğeler birbirine benzer biçimde hem yukarıda sayılan yerlerdeki tüm şehirlerde, hem de Sümerlilerde var.
b) Yazılı kanunlar: Ur sülalesinin kurucusu Urnammu şu yasaları kaleme aldırmış; alım-satım, borçlanma, kira, miras, evlenme-boşanma gibi işlemlerin yazılı antlaşmayla kanıtlanması.
Taşınmaz mallar, arazinin ilk olarak kadastro yoluyla güvenceye alınması.
Vergi dengesizliği, kırtasiyecilik, rüşveti önleme, zorbalık, kadın ve erkeğin eşit işe eşit ücret almasını sağlayan ilk reformu Sümerliler yapmış.
ek açıklama : Sümer kanunları, Babil kralı Hammurabi kanunlarına temel olmuş, MÖ.1750.
2) Bilime Katkıları:
Ayın hareketine göre seneyi 29-30’ar günlük 12 aya bölerler. Güneş sistemine göre her yıl 10 gün arttığından veya ay yılına göre her sene 10 gün eksiği toplayarak 3 yılda bir seneyi 13 ay yapmışlar. Ayları haftalara bölmüşler, bir günü dinlenmeye ayırmışlar. Sümerliler dünyadaki bütün olayların gökte yazılı olduğuna inandıklarından burçları saptamış, hatta bugünkü burç adları Sümerceden çevrilmiştir.
Matematikte onlu ve altılı (altmış tabanlı sayı sistemi) sistemi kullanmışlar. Bugün altılı sistem saat, dakika, daire ölçümlerinde kullanılıyor. Okullarda matematik öğretiminde çarpım tablosu, bazı problemlerin çözümü ve Pythagoras (Pisagor) teoreminin Sümer kil tabletlerinde aynısı mevcut. Cebir’in kökeni Sümer’e dayanır. Pi sayısını 3.12 olarak kullanmışlardır. Daha sonra Mısırlılar 3.16 olarak kullanacaklardır. Tıbbın başlangıcını da Sümerlilere dayandırabiliriz. Hastalıkları ve onlara yarayacak ilaçları gözlemleyerek reçeteler yazmışlar, ancak ilaç dışında sihre de başvurmuşlardır.
3) Yazılı Belge Olarak Katkıları:
En önemlisi edebi olanlarıdır. Destanlar, ağıtlar, ilahiler, efsaneler, tartışmalar, atasözü ve deyimler, hayvan masalları, okul hikâyeleri… Sümer edebiyatına ait tabletlerin üçte biri İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin Çiviyazılı Belgeler Arşivi’nde bulunmaktadır.
ek açıklama: Sümerlilerin mirasçısı Babilliler’e döneceğiz, arada Mısırlılar var.
Genel olarak Mezopotamya’da ve Mısır’da, yani Dicle, Fırat, Nil, İndus nehirlerinin suladığı verimli topraklarda şu ürünlerle karşılaşıyoruz: Saban, tekerlekli araba, sulama kanalları, hayvan işgücünden yararlanma, demircilik, çömlekçilik, ateşte kum-soda-kireçtaşı yakılarak cam elde etme.
MISIRLILAR DEVRİ:
MÖ.3000’den başlayan Mısırlılar devri uzun süren çeşitli dönemlerden geçerek 333’te Büyük İskender’in ilhak (topraklarına katma) etmesiyle eski Mısır İmparatorluğu olarak ömrünü tamamlar. Bu süre zarfında Mısırlılar kendine has medeniyetini dış etkilere uğramadan sürdürebilmiştir. Ancak Sümerliler, Mısırlılar gibi uygarlık devirlerinin başlangıcını MÖ. 4000’lere kadar götürebiliriz. Buradaki ölçü ulaşabildiğimiz tarihsel yazılı belgelerdir.
Mısırlılar içine kapanık bir toplum; kendine has dilleri, tanrıları var. Örneğin üç büyük tek tanrılı dinlerdeki bazı öğeleri Sümerlilerde bulabilmekteyiz, fakat Mısırlılarda asla. Mısırlılar dışa açılmıyorlar ve yayılmıyorlar. Taş üzerine resimlerden oluşan hiyeroglif adlı yazıları da başka dillere uygun değil. Bu nedenle Sümerlilerin yazısı gibi başka milletlerce de kullanılamıyor.
Nil nehrinin senelik taşma zamanlarını iyice gözlemleyerek, taşan suları dikkatli kullanıp sulama sistemleri geliştirmişler, böylece senede üç defa ürün bile alabilmişlerdir. Tarım metotları ilkel ve tutucu olmasına rağmen çölden oluşan Mısır’da sulama kanalları sayesinde bahçe ürünleri boldur ve bahçecilik gelişmiştir.
MÖ. 3500’den önce olmak üzere Mısır’da bataklıklarda yetişen sazları gövdesindeki yumuşak, süngerimsi dokudan elde edilen kâğıda benzer papirüs adlı malzemeye yazıları mürekkeple tutturabiliyorlardı.
ek açıklama : paper-kağıt sözcüğü papirüsten türemekle birlikte, kağıdı Çiniler bulmuştur.
Mısır’da Nil vadisi başlı başına bir taş ocağı olduğundan, inşaat ve abideler üretmek için yerli malzeme vardı. Bu nedenle Mısırlılarda yapı sanatı gelişmiştir. Ancak keresteyi Suriye ve Libya’dan almışlardır. Mısırlılar taş kesmede uzmandır, iyi heykeltıraştırlar. Bunun dışında metal işlemede –özellikle altın- ustadırlar. Yapı sanatı açısından örneğin büyük anıtsal yapı olan Keops piramidi her biri 2,5 ton ağırlığında 2,300,000’den fazla kireçtaşı bloğundan oluşmaktadır. Herodotos’a göre bu yapıda 100,000 kişi çalışmıştır. Bu zorlu ve sağlıksız koşullarda işçilerin dayanıklılığı ise beslenmelerine bağlı: dizanteri, kolera, tifo gibi öldürücü ve bulaşıcı hastalıkların oluşmasına yol açan bakterilerin üremesini önleyen yiyecekler: turp, sarımsak, soğan işçilerin menüsünden eksik olmaz. Bunun dışında biranın da hem dayanıklılık hem de enerji veren bir içecek olarak üretildiği, işçilere içirildiği bilinmektedir.
Mısırlılar tıp konusunda çevredeki diğer uygarlıklara göre üstün durumdadırlar. Geometride attıkları adımlar, daha sonraki dönemler için önemli bir başlangıç olmuştur. Mısırlılar arazi ölçümü yapabilecek kadar geometri bilgisine sahiptir.
ek açıklama: Mısırlıların geometri bilgisi, diğer Sümer-Babil uygarlıklarından üstün, Sümer-Babilliler de sırasıyla cebir, aritmetik, astronomide üstün.
BABİLLİLER DEVRİ (Eski Babil MÖ.1900-1650):
Sümerlilerin yerini alan Babilliler özellikle matematik ve astrondmide büyük ilerleme kaydederler. Babilliler, Sümerlilerin tam sayılar için geliştirdikleri sistemi kesirlere uyguladılar. Karekök, küp kök alma; ikinci ve üçüncü dereceden denklemler içeren problemleri çözmek amacıyla çizelgeler geliştirdiler. Yarım bir dairede çizilen tüm üçgenlerin dik açılı olduğunu; dik açılı üçgenle ilgili daha sonra Pisagor’un adıyla anılan teoremi biliyorlardı. Kullandıkları işlem ve yöntemlerden, cebirle ilgili kuralları bildikleri anlaşılmaktadır. Dairenin 360 dereceye, bir saatin 60 dakikaya, bir dakikanın 60 saniyeye bölünmesi sistemini Babillilere borçluyuz. Uzun ve sürekli gözlemlerle elde edilen bilgilere dayanarak toprağı işleme, ekim ve hasat gibi mevsime bağlı işler için bir takvim geliştiren Babilliler, zamanı ölçmede hayret edilecek bir incelik ve dakikliğe ulaşmışlardır. Örneğin yılın uzunluğunu sadece 4,5 dakikalık bir hatayla hesaplamışlardır. Her on sekiz yılda meydana gelen ay tutulmalarını da önceden kestirebilmişlerdir.
2. Eski Yunan Uygarlığı ve Helenistik dönemde ortaya çıkan başarılarda uygarlıkla birlikte bilim insanlarının kendileri de önem kazanmıştır. Bu nedenle başarıları tarihsel olarak bilim ve bilim insanına göre sıralayalım.
• Thales (624-546): Matematik ve astronomi. Geometriye ispat kavramı ve bazı teoremler. 25 Mayıs 585’teki güneş tutulmasını tahmin. Bir geminin kıyıdan uzaklığını, gölgesinin uzunluğundan piramidin yüksekliğini hesaplayabiliyor.
• Demokritos (460-360): Fizik. Atom.
• Hippokrates (460-377): Tıp. Kos’lu hekim. Bilimsel tıbbın temel ilkelerini belirlemiş, tedavi yöntemleri geliştirmiş, hastalıkların nedenlerinin doğal olduğunu ortaya koymuştur.
• Eukleides (Öklid, 323-285): Geometri. On üç ciltlik Geometrinin Öğeleri yapıtı iki bin yıl rakipsiz ders kitabı. Kendisine kadar gözlemsel ve deneysel olan geometrik önermeler mantıksal düzen kazanır. Birçok öncülden yola çıkarak diğer önermeleri teorem olarak ispatlar.
• Aristarkhus (310-230): Astronomi. Güneş sabit, dünya onun etrafında çembersel yörünge izler-kendisinden yaklaşıl bin üç yüz yıl sonra Kopernikus,Kepler, Galilei güneş merkezli evreni benimsetecek, yörünge elips olarak düzeltilecektir- Bu sürede Batlamyus’un yer merkezli evren anlayışı doğru kabul edilir.
• Arkhimedes (Arşimet, 287-212): Fizik ve geometri. Kaldıraç yasası, özgül ağırlık, su çekme vidası (tarımda), gülle atma sopası (savaşta), küre, silindir, pi sayısı. [pi sayısının kısa öyküsü: a. Sümerliler 3,12. b. Mısırlılar 3,16. c. Arkhimedes 3,14. d. Diğerleri (son) 3,14].
• Eratosthenes ( 273-192): Astronomi ve coğrafya. Dünya küresel. Dünyanın çevrel çemberi (24670 mil, doğrusu 24870). Dünyanın güneşten uzaklığı (92 milyon mil, doğrusu 93 milyon mil, 149.600.000 km). Yerkürenin çapını 60 millik hata ile belirler (r = 6.38.106 m. 6380 km. 638.104 / 2r= 12.76,106 12760 km. 1276.104). Paralel ve meridyenleri kullanarak zamanının İngiliz adaları, Avrupa, Asya, Afrika’yı içeren dünya haritasını yapar. Güneşin öğleyin yüksekliğine bakarak bir yerin enlemini hesaplayabiliyordu, boylam hesabı iki bin yıl sonra hesaplanabilecek. Hint-Atlas okyanuslarındaki gel-git benzerliğinden Avrupa-Asya-Afrika’nın anakara olması sonucunu çıkarır.
• Apollonius (262-190): Geometri. Bergamalı. Eukleides’in çalışmalarını ilerleterek parabol, hiperbol, elips terimlerini ilk kez kullanmıştır.
• Ptolemaios (Batlamyus, 85-165): Coğrafya, astronomi ve matematik. Yermerkezli (jeosentrik) evren anlayışı. Dünyanın büyüklüğüne ilişkin araştırmalar ve haritalar yapar. Kullandığı yanlış değerler yüzünden dünyayı olduğundan küçük hesaplar. Belki de bu yüzden Kolomb yüzyıllar sonra batıdan Asya’ya seyahati göze alır. Astronomiyi aritmetik geometri temeli üzerine kurmuş, özellikle trigonometrinin gelişmesine katkı sağlamıştır. Ayrıca optik konusunda ışığın kırılmasıyla ilgili çalışmaları var.
• Galenos (131-201): Tıp. Bergamalı hekim. Kalp üzerine araştırmaları kan dolaşımının ilkelerini bulmaya yaklaştırır (daha sonra İbn Sina yararlanacaktır). Cesetler üzerine inceleme sonucu anatomi, patoloji, fizyoloji hastalıklarının tedavisi, kalbin çalışması, omuriliğin yapısını bilmeye katkı sağladı. Ayrıca sinir sistemi konusunda bilgi sahibi ve nabız atışının önemini biliyor. Kalıtım konusundaki görüşleri de on dokuzuncu yüzyıl genetik biliminin kurucusu Mendel’i önceden haber verir.
• Diophantus ( MS 3.yy. ikinci yarısı):Cebir. Cebrin büyük ustası. Daha önce geometrik ve sözel muhakeme ile çözülen cebir problemlerinde sembol ve kısaltmalar kullanır. Onun çalışmaları ile cebir bağımsız bir bilim kimliği kazandı.
3. İslam uygarlığındaki başarıları bilim ve bilim insanı sınıflamasına göre ele alalım:
MATEMATİK
• Harezmi ( 9.yy.) : Bu isim bir kişiden çok bir aileyi dile getirir. Baba ve üç oğul matematikte ciddi çalışmalar yapmışlardır. Baba Harezmi 780-850 yılları arasında yaşamıştır. Özellikle cebir konusundaki çalışmaları değerlidir. Kökeni Hint rakamları olan günümüz sayma sistemini inceleyerek Avrupa’ya geçmesini sağlamışlardır.
• Harezmi dışındaki diğer önemli matematikçiler şunlardır : İbn Türk, Ömer Hayyam (1045-1123), Sabit İbn Kurra (826-901).
• Nasirüddin el Tusi ( 1201-1274) : Geometri, trigonometri, astronomi, felsefe alanında çalışmalar yapmıştır. Dikkate değer etkinliği, geometride, Eukleides’in 5. postulatını ( paralel postulatı) doyurucu bulmaması, yeni açıklama getirmeye çalışmasıdır. Bu konuda başarı sağlayamaz, ama daha sonra 19.yy.da ortaya çıkacak olan Eukleides-dışı geometrilere zemin hazırlar.
ASTRONOMİ
• Battani ( 858-929) : Mevsimlerin süresini ve özellikle ilkbahar noktasının başlangıcını Batlamyus’tan daha doğru olarak hesaplar ve astronomi tablolarından bir takım hazırlar.
• Biruni ( 973-1048): Çok yönlü bir bilim adamıdır. Matematik, astronomi, felsefe, coğrafya, hekimlik tarihi ve esas olarak kimya dalında çalışmıştır. Arşimet yöntemiyle bir çok değerli taş ve metalin özgül ağırlıklarını saptamıştır.
Biruni, MÖ 3. yüzyılda yaşayan Aristarkhus’un
belirttiği dünyanın güneş etrafında döndüğünü bir
olasılık olarak tekrarlamıştır. Yine MÖ 3.-2.
yüzyıllarda yaşayan İskenderiyeli filozof-bilim
insanı Eratosthenes’in hesapladığı yerkürenin
çevresini ölçme girişimini tekrarlar.
• İbn Yunus ( ?-1009) : Kahire’de güneş ve ay tutulmaları üzerine kendisine ün kazandıran gözlemler yapar. Ayrıca trigonometri alanındaki katkıları önem taşır.
• Bunlar dışındaki astronomi bilginleri şunlardır : Fergani (861’den sonra ölmüş), Amacur Ailesi, Sufi (903-986), Buzcani ( 940-998)
• Uluğ Bey ( 1394-1449) :Timur’un torunu olan Uluğ
Bey hem hükümdar hem de bilim adamıdır.
Semerkant’ta bir gözlemevi kurmuş, bu yolla
astronomiye katkıda bulunmuştur.
FİZİK
• Kindi ( 796-873) : Optik konusunda, özellikle ışığın kırılması konusunda çalışmalar yapmıştır. Çok yönlü bir bilim adamıdır, değişik konularda 265 kadar kitap yazmıştır. Bu kitaplar doğa araştırmaları sonucu değil, başka kitaplardan öğrendiklerini kitap yazarak anlatma şeklindedir.
• İbnü’l Heysem ( 965-1039) : Fiziğin optik dalında ünlüdür. Bunun dışında astronomi, matematik, tıp ile de uğraşır. Optik alanında, küresel ayna, parabolik ayna, küresel sapınç konularında özgün çalışmalar yaptığı gibi, gelme ve kırılma açılarının sabit kalmadığını saptamıştır. Atmosferdeki kırılmayı inceleyen Heysem, bu temele dayanarak atmosferin kalınlığını ölçme girişiminde bulunur. Göz ve görme olgusunun iyi bir açıklamasını veren Heysem, görme olayının, nesnelerden yansıyan ışınların göze gelmesiyle olduğunu öne sürerek eski görüşü yıkar. Araştırmalarında karanlık odayı ilk kez kullanan odur. Işığın kırılmasıyla ilgili özgün bir kuram geliştirmiştir.
KİMYA
• Cabir İbn Hayyan ( 8. yy. sonu) : Latinceye çevrilen pek çok kitap yazar. Kurşun karbonat denilen bileşiği hazırladığı, arsenik ve antimuanı sülfürlerinden ayırdığı söylenir. Metal işleme, kumaş ve deri boyama, sirke damıtarak konsantre asetik asit elde etme gibi kimyasal işlemlerin ayrıntılı açıklamasını yapar.
Yanlış olmakla beraber bazı kuramları uzun süre
doğru kabul edilir:
a) Kükürt (ateş), Cıva (sıvı) ve Tuz (katı)
maddenin temel elementleridir ona göre. Bu
görüşü Demokritos’un atom kuramıyla
Empedokles ve Aristoteles’in dört element ( ateş,
su, toprak, hava) kuramına rakip olarak 17.yy’a
kadar doğru kabul edilir.
b) Yanma, yanan cisimlerin kendi maddelerinden
bir şey yitirmesi demekti. Bu görüşü 18.yy
sonlarında oksijenin bulunuşuna kadar
geçerliliğini korumuştur.
• Razi ( ?-925) : Kimya bilgisini hekimliğe uygular. Çiçek ve kızamık hastalıklarının tanılarını vermiş ve aralarındaki farkı ortaya koymuştur. Çeşitli hastalıklara ilişkin küçük çaplı kitapları yanında Bütün Bilgiler adlı baştan ayağa tüm bedensel hastalıkları sıraladığı, hekimlerin görüşlerini de anlattığı kitabı önemlidir.
BİYOLOJİ
• İbnü’l Baytar (?-1248) : Bitkibilim ve İlaç bilim dalında ünlüdür. Basit İlaçlara İlişkin Doyurucu Bilgiler adlı kitabında, abecesel düzende hastalıkları ve onlara iyi gelen ilaçları sıralamıştır. Yine Basit İlaçlara ve Gıdalara İlişkin Bütün Bilgiler adlı kitabında, mineral, bitki ve hayvanlardan yapılan basit ilaçlar, Yunan ve İslam kaynaklarına dayanarak tanıtılmış, 300 tanesi özgün olmak üzere 1400 ilacın bilgisi verilmiştir.
TIP
• İbn Sina ( 980-1037) : Felsefe, matematik, fizik, kimya, müzik ve elbette tıp alanında önemli bir bilgindir. Astronomide gözleme önem vermiş, bu nedenle astrolojiyi reddetmiştir. Kimya alanında, elementlerin kendine özgü niteliklere sahip olduğunu, değersiz metallerden altın ve gümüş gibi değerli metal elde etmenin olanaksız olduğunu söylemekle simyaya itibar etmemiştir.
Fiziğin mekanik dalında önemli sonuçlara ulaşmıştır. Aristoteles’in savunduğu cismi hareket ettiren kuvvetle cismin teması ortadan kalkınca, hareketi havanın sağladığı savını çürüterek, Newton’un kanunlarına zemin hazırlamıştır. İbn Sina, bir nesneye kuvvet uygulandıktan sonra, kuvvet ortadan kalksa bile, nesnenin hareketini sürdürmesini kasrî meyil (güdümlenmiş eğim, impetus) kavramıyla açıklar. Bu Newton’un Eylemsizlik İlkesine yaklaşmadır. Güdümlenmiş eğimin ağırlık ve hızla doğru orantılı olduğu sonucuna ulaşmıştır. Ağırlık yerine kütle terimini kullanmış olsa, bu momentumdan başka bir şey olmaz.
İbn Sina’nın esas başarısı hekimlik alanındadır. 18 yaşına gelmeden tıp eğitimi almadığı halde, bu konudaki kitapları okuyarak dünyaca ünlü bir hekim olmuştur. Öyle ki çeşitli resim ve minyatürlerde bile İbn Sina’yı hastaları tedavi ve ameliyat ederken tasvir etmişlerdir. Tıp dalında yazdığı El Kanun Fi’t Tıp (Tıp Kanunu), batı ülkelerinde 15 baskı yaparak 16.yy.a kadar, doğuda ise 19.yy.a kadar kaynak kitap olur. Kanun’da, anatomi ve koruyucu hekimlik, basit ilaçlar, patoloji, ilaç ve cerrahiyle tedavi, ilaç terkipleri olmak üzere beş bölüm vardır. İbn Sina cerrahiye önem vermiş, cerrahi tedavi yöntemleri ve bazı ameliyat aletleri konusunda öneri ve uygulamalarda bulunmuştur.
İslam Biliminin Gerileme Nedenleri : Maddi neden olarak, ekonomik ve sosyal yapıdaki gerilik. Manevi neden olarak, eğitim yetersizliği, din ve felsefe çatışması, gelenek eksikliği, kişilerde salt bilgiye karşı ilginin zayıflaması.
4. Rönesans ve sonrası modern bilim aşamasını da yine bilim ve bilim insanı sıralamasına göre inceleyelim:
YENİÇAĞ
RÖNESANS VE MODERN BİLİM
Birçok alanda olduğu gibi, modern bilimde de Rönesansı başlangıç saymak yaygın alışkanlık olmuştur. Bir bakıma doğru, bir bakıma yanlıştır. Rönesansta iki hareket önemlidir: 1. Dünyaya açılma, yeni ülke ve toplumları keşfetme, 2. İnsanı ve ona ilişkin değerleri antik dönemin sanat ve bilim eserlerinde arama çabası. Rönesans, bilimden çok sanat alanında etkili olmuştur. İnsanlığın bilimsel atılımının iki aşamasının ortasında geçer: 11.yy,’dan 13.yy.a kadarki İslam ortaçağ bilimi ile onun etkisiyle batı ortaçağında 16.yy. sonunda oluşan modern bilim aşaması. Rönesansın etkisi bu iki dönem arasında ortaçağ düşüncesinin çözülüşüne etki etmesidir. Bunun dışında bir başarısı da Leonardo Da Vinci’yi bize armağan etmesidir.
• Leonardo Da Vinci ( 1452-1519): Ressam, heykeltıraş, mimar, bilgin, mühendis. Hemen her çalışması, özellikle sanat dışı çalışmaları sıkılan tavırları yüzünden dağınık, süreksiz, hep yarım kalmıştır. Projeleri arasında çok önemsediği, deneysel olarak gerçekleştirmeye çalıştığı uçak, helikopter, paraşüt türünden araçlar, çeşitli silah modelleri vardı. Anatomiyle ilgili 750 çizimi ve on insan cesedi üzerine incelemesi vardır. Kan dolaşımıyla ilgili çalışmaları kendinden 100 yıl sonraki Harvey’in çalışmalarına öncülük eder. Astronomiyle ilgili olarak, dünyanın diğer gezegenler gibi bir gezegen olduğunu söylemesi, bir bakıma Kopernik’i haber verir. Özellikle ayın hilal durumunu doğru olarak ilk açıklayan odur. Fizikte, Galilei ve Newton’un yasalarını önceden dile getirmiştir. Arkhimedes’in unutulan buluşlarını tekrar gün yüzüne çıkarır.
ASTRONOMİ
• Nicolaus Copernicus (1473-1573) : Din adamı, devlet adamı, araştırmacı, hukukçu, sanatkar, şair, iktisatçı, matematikçi, astronomi bilgini. Asıl başarısı astronomidedir. “Evrenin küresel olduğu”, “Arz’ın küresel olduğu” “Göksel cisimlerin hareketlerinin düzgün, dairesel ve sürekli olduğu” düşünceleri astronomide devrimdir. Gözlem yönünden zayıf olsa da kurumsal yönden sağlam bir astronomi bilginidir. Onun en önemli başarısı yeryüzünü evrenin merkezi olmaktan çıkarıp, güneş etrafında dolanan sıradan bir gezegen saymasıdır. Bu önemlidir, çünkü böylece insanoğlunun kendini evrenin merkezi sayma iddiası yıkılmış, doğanın bir parçası ve uzantısı olduğu düşüncesi doğmuştur.
• Tycho Brahe ( 1546-1601) : Birçok açıdan Copernicus’la ters düşen Brahe’nin kuramsal yanı zayıf, buna karşılık gözlemci yanı kuvvetliydi. Dikkatli gözlemciliği ile astronominin devi Kepler’i yetiştirir. Çağında teleskop olmadığından gözlemlerini çıplak gözle yapar. Gözlem notları 9000 sayfa tutar ve Kepler bunları 6 yıl incelemek zorunda kalır. İyi bir gözlemci olduğundan astronomik ölçmelerle ilgili bazı sabit değerlere ulaşmış, gezegen ve yıldızların konumlarını güvenilir biçimde gözlemleyebilmiştir. Brahe iki tane de modern gözlemevi kurmuştur.
• Johannes Kepler ( 1571-1630) : 1609 yılında Mars gezegeninin elips yörünge çizdiğini bulur. Kepler’in katkısı, gezegenlerin yörünge ve hareketlerine ilişkin üç yasayı ortaya koymasıdır:
1. “Bir gezegen, odaklarından birinde güneş olan bir elips çizer.” Bu gezegenlerin yörüngeleriyle ilgilidir; çembersel değil elips olma (1609 yılında)
2. “Bir gezegeni güneşe birleştiren doğru parçası eşit sürelerde eşit alanlar alır.” Bu yasa hareketin düzgün olması gerektiğini ortadan kaldırır. Buna göre gezegenin güneşe yakın geçtiği yerlerde hızının arttığı, uzak geçtiği yerlerde düştüğü anlaşılmaktadır. (1609 yılında)
3. Bir gezegenin yörüngesini tamamlamak için geçirdiği sürenin karesi, onun güneşe olan ortalama uzaklığının küpü ile orantılıdır.” Bu yasa gezegenler arasında yörüngelerini tamamlamada geçirdikleri süre yönünden karşılaştırma olanağı vermektedir. Yani yörünge periyodik süre T ile, yörünge ortalama yarıçapı r ile gösterilirse r³ / T³ oranı bütün gezegenler için aynıdır.
FİZİK
• Galileo Galilei ( 1564-1642) : Sağlam bir kuramsal fizikçi olmanın yanında, önemli bir astronomi bilginindir. Gözlemleri sonunda düşmenin sabit bir hızla değil, artan bir hızla olduğunu, hareketin düzgün doğrusal değil, ivmeli olması, bir etkinin doğal hareketi değiştirdiği düşüncesine yol açmıştır. Bu yerçekimidir. Galilei fiziğin iki önemli yasasını keşfeder; daha sonra Newton mekaniğinde birinci yasa olan Eylemsizlik İlkesi, diğeri de Cisimlerin Serbest Düşme Yasasıdır.
Astronomiye gelince: Baştan beri Copernicus’un Güneş merkezli sistemini benimseyen Galilei, 1609 yılında Hollandalı bir gözlükçünün uzak neneleri büyüten bir mercek icat ettiğini öğrenince, ışığın yansıma-kırılma olguları üzerindeki bilgilerinden yararlanarak astronomik amaçla kullanmak üzere ilk teleskopu yapar. Böylece Güneş üzerine yaptığı gözlemlerle Copernicus’un Güneş merkezli sistemi doğrulanmış oldu.
18.YY AYDINLANMA ÇAĞI VE BİLİM (Ana Hatlarıyla) : 17.yy.’da özellikle astronomideki gelişmeler, felsefede F.Bacon’ın doğa bilimleri için öngördüğü tümevarım yöntemi, Descartes’ın modern felsefenin başlangıcı olması ve matematiksel yöntemi ana yöntem olarak benimsemesinin etkisiyle 18.yy.da ortaya çıkan Avrupa siyasi Aydınlanma düşüncesi, bu çağda bilim ve felsefenin birlikte gelişmesini sağladı. Akıl ön plandaydı. Diğer çağlardan farklı olarak insanın kendi aklına güvenmesi önemliydi.
Bu çağda matematik/fizik/astronomi, kimya alanlarında, Fermat, Euler, Lagrange, Laplace, Newton, Lavoisier gibi isimler yetişmiştir.
Bilimsel gelişme olarak; gezegenlerin oluşumuyla ilgili Nebüloz Hipotezi, yanma olgusunu açıklayan Filojiston Kuramı, Oksijenin bulunuşu sayabiliriz.
19.YY. ENDÜSTRİ DEVRİMİ VE BİLİM: Buharlı makinelerin kullanılmasıyla insan ve hayvan gücü yerine buhar ve elektrik gücüyle çalışan fabrikalar devreye girer. Fizik alanında ışığın yayılmasıyla ilgili kuramlar çeşitlenir (Huygens, Newton, Young). Enerjinin korunumu (Joule, Kelvin, Helmholtz). Elektrik kavramı, Elektro-Magnetik Kuram ( Faraday, Maxwell); Biyoloji alanında, Darwin’in bilimsel Evrim Kuramı, Mikrop kavramı ve Mikro-Biyoloji/Gen Teorisi (Pasteur, Koch), Genetik biliminin doğuşu (Mendel) gibi önemli gelişmeler olmuştur.
20.YY. ÇAĞDAŞ BİLİM : Bu çağda iki önemli gelişme olur. İlki Einstein Devrimi. Einstein’ın ortaya koyduğu görelilik kuramı Newton’ın mutlak uzay, mutlak zaman, mutlak hareket kavramlarını reddeder. Ayrıca kütlesel çekim kavramını yetersiz bulur ve gravitasyon (çekim) olgusunu kütlelerin içinde bulunduğu uzayın geometrik yapısının bir özelliği sayar.
İkincisi Planck’ın Kuantum Kuramı ve Atom Fiziğinin doğuşu. Ona göre maddeden çıkan ısı ve ışık, sürekli akış biçiminde değil, kuanta dediği kesik veya ayrı paket halindedir. Maddeyi oluşturan atomaltı parçacıkların davranışı, sıkı nedenselliğe bağlı olmayıp olasılıklıdır, yani bir elektronun davranışını önceden kestirmek olanaksızdır.
Bunlar dışındaki önemli bilim adamları: Rutherford ve radyoaktivite konusundaki katkısı. Bohr’un atom modeli ve elektronların hareketini açıklaması. Heisenberg’in Belirsizlik Kuramı.
Yirminci yüzyıldaki bu köklü değişmeler, insanların dünyaya farklı açılardan baktığının bir göstergesidir. Bu gelişmelerin hepsinde felsefi bir temel vardır.
BİLİME FARKLI YAKLAŞIMLAR
“Bilim bir üründür.” (Mantıkçı Olguculuk):
Bilim olguları kavram, hipotez ve yasalarla açıklar. Bu açıklamalar bilimsel önermelerle anlatılır. Önermeler olmuş bitmiş, tamamlanmış ürünlerdir. Bu ürünlerin içerdiği açıklamaların DOĞRULANMASI gerekir.
• Reichenbach (1891-1953): Felsefe bilim mantığı yapmak, bilimsel önermelerin mantıksal çözümlemesini yapmaktır. Doğruluk ya da bilgi sorunu bilimde nasıl ele alınıyorsa felsefede de öyle ele alınmalı. Deneysel bilgilerimiz, mutlak doğruluk şöyle dursun, kesin bile olamaz. Doğrulanabilirlik bilimsel felsefenin temel taşıdır. Önemli olan doğru olma olasılığının derecesidir.
• Carnap (1891-1970): Felsefenin sorunları dilin yanlış kullanımından doğan sorunlardır. Ona göre felsefe dilin sözdizimsel yapısını ortaya koyarak bilimsel önermelerin anlamını açıklığa kavuşturmak ve doğrulama sorununa çözüm bulmaktır. Bir önermenin dile getirdiğinin anlamlı olması onun doğrulanabilir olmasıyla aynı şeydir. Yani anlamlı önerme, doğrulanma olanağı taşıyan önermedir. Ancak bir önermenin anlamlı olması onun bilimsel önerme olmasına yetmez. Bilimsel önerme deney ve gözlem yoluyla doğrulanabilir önermedir.
• Hempel (1905-1997): Bilimsel açıklamalar genel yasalara dayalı olmalı. Doğa bilimleri dışında tarihte ve genel olarak toplum bilimlerinde de bilimsel açıklamalar genel yasalara dayalıdır.
Sonuç olarak bilimi ürün olarak görenler bilimsel kuramların mantıksal çözümlemesini yaparak onlara evrensel bir anlam kazandırmaya çalışırlar.
“Bilim bir etkinliktir.”
Bilim, bilim insanları topluluğunun ortak bir bilim anlayışı çerçevesinde gerçekleştirdiği etkinliktir. Bilimi sadece ürünlerine bakarak değil, geçmişiyle, tarihiyle ele alarak anlayabiliriz. Bilimin temelinde bulunabilecek us dışı, mantık dışı, metafizik, dinsel, büyüsel, hepsinden önemlisi felsefi öğelerin dikkate alınması gerekir.
• Kuhn ( 1922-1997): Kuhn bilimsel etkinliği iki kavramla açıklar: olağan bilim ve paradigma. Olağan bilim, bir bilim alanında, belli bilim insanları topluluğunun bilimsel etkinliğidir. Paradigma ise doğa yasasını andıran, ancak sınanamayan, yanlışlanamayan genelleme, kanı, inanç ve değer yargılarından oluşan çerçevedir. Olağan bilimsel etkinlik paradigmanın sunduğu çerçevede olguları açıklamaktır. Bu durumda yeni olgular ortaya çıkarılmaz veya fark edilmez. Sunulan çerçeveye sığmayan olguları görmezlik, paradigmaya duyulan güvenin sonucudur. Böylece bilimde süreklilik sağlanmış olur. Çünkü her yanlışlayıcı olgu karşısında bilim insanı kuramını değiştirirse bilimde süreklilik sağlanamaz. Bilimdeki ilerleme süreklilik ile olanaklıdır. Kuhn’a göre bilimsel keşifler paradigmanın bunalıma girmesiyle başlar. Çözülemeyen yeni sorunlar karşısında yeni paradigma ortaya çıkar. Bu da BİLİMSEL DEVRİMDİR.
• Toulmin (1922-1986): Bilimsel gelişmede bilim insanının olguları yeni bir gözle görmeye başlamasının yarattığı kopukluk önemlidir. Bilimlerin evriminde doğal ayıklanma söz konusudur. Bilimin gelişmesi sarsıntısız, kesiksiz, düz bir çizgi üzerinde değildir. Bilimsem kuramlar arasında bir yarışma vardır ve bir kuram ötekini DEVRİM yoluyla yıkıp yerini alır. Kapsamlı bir kuramın yerini bir başka kuramın almasıyla birlikte büyük kavramsal değişiklikler olur.
Sonuç olarak bilimi etkinlik olarak görenler bilimsel etkinliği tarihsel bir etkinlik olarak düşünürler. Bilimsel düşüncenin bir tarihi olduğunu düşünürken bilimi ve bilimsel topluluğu bütün ilişkileriyle ele alırılar.
BİLİMİ NİTELEYEN ÖZELLİKLER
Bilimsel bilginin özellikleri:
1. Olgusaldır: olmuş, gerçekleşmiş olanı gözlemleyerek genellemelere ulaşılır.
2. Mantıksaldır: akıl yürütmeye dayalı, çelişkisiz, tutarlı.
3. Nesneldir (objektif): olanı olduğu gibi ele almak, ayrıca bilim insanının kişisel inanç ve önyargılarından uzak olması.
4. Eleştiricidir: bilimsel bilgiyi değişmez-katı olarak görmeme, eksiklik ve yanlışlıkları sorgulama.
5. Genelleyici: nedensel açıklamalara dayalı, tüm olguları kapsayıcı, yasa ortaya koyucu.
6. Seçicidir: ilgili ve araştırmaya değer konuları ele alma.
Bilimsel yöntemin özellikleri:
1. Betimleme: İncelenecek olguları belirleme, benzerlik ve art ardalıklarını sınıflama
• gözlem
• deney
• ölçme aşamalarından oluşur.
2. Açıklama: Olguların ortaya çıkış nedenlerini belirleyip dile getirme.
• hipotez
• kuram aşamalarından oluşur.
Bilimsel açıklama ve ön deyinin özellikleri:
1. Açıklama: Betimlenen olguların nedenine yanıt veren çıkarımlar.
• biçim yönünden mantıksal olarak geçerli,
• içerik yönünden olgusal olarak doğrulanmış önermeleri kapsayan çıkarımlar.
2. Ön deyi: Olgular arası ilişkilerden yararlanarak verilmiş bazı gözlemlerden verilmemiş olanları kestirme.
Bilimsel kuramın özellikleri:
1. Olguları ve olgusal ilişkileri kapsayan mantıksal sistemdir.
2. Üst düzeyde zihinsel bir çalışmayı gerektirir.
3. Olgudan farklıdır. Olgu gözlenir; kuram ise insan zihninin ürünüdür ve ancak ilgili olgularla sınanabilir.
4. Varsayım ve hipotezden farklıdır. Varsayım, doğruluğu irdelenmeksizin benimsenen; hipotez ise doğrulanmak üzere ele alınan iddiadır. Kuram ise kısmen de olsa doğrulanmış, tümüyle kesinleşmemiş, ama gerçeği açıklamada başarılı olmuş sistemdir.
5. Dünya görüşünden farklıdır. Dünya görüşü kapsamlıdır; kuram ise belli bir olgu türünü kapsadığından sınırlıdır.
6. Kuram bir açıklama çabasıdır. Gözlenmiş olguları açıklamak üzere ortaya atılmış kavramsal sistemdir. Genel yasa ile ifade edildiği için ve bilimsel gelişme yoluyla kapsamı genişlediği için kuramlar, önceki kuramlarla çelişmemeli.
KLASİK BİLİM ANLAYIŞINA YAPILAN ELEŞTİRİLER
1. Bilimin nesnel olduğu doğru değil; bilgi nesnesi bilenden bağımsız bir gerçeklik taşımaz. Bilim yalnızca mantıksal-ussal bir süreç olmayıp, bilim insanları ders kitapları, mensup olduğu bilim topluluğundan edindiği önyargı ve inançlarla dünyaya bakar.
2. Bilim tarihinde her zaman birikimlilik, süreklilik, ilerleme değil, kopukluk ve geriye gidişler de görülür.
3. Yanlışlayıcı olgular karşısında bilim insanları önce bunları görmezlikten gelir, sonra açıklamaya çalışır.
4. Ortak bir dil olmadığından kuramlar birbirini yanlışlayamaz. Bilimsel gelişme kuramların yanlışlanmasıyla değil, devrimler yoluyla olur.
5. Gerçeklik tek değildir. Doğal gerçeklik ve kültür dünyası söz konusu.
6. Bilim gelecekte insanı tüm sorunlarını çözecek olan biricik ve en yüce değer değil, diğerleri gibi insan etkiliklerinden yalnızca biridir.
BİLİMSEL BİLGİNİN DİĞER BİLGİTÜRLERİYLE TAMAMLANMASININ GEREKLİLİĞİ
İnsan bir bütündür ve onu tüm öğeleri ile ele almak gerekir. Bilim insanı tek başarısı değildir. İnsan yaşamında bilimsel bilginin taşıdığı değer kadar felsefe, sanat, din, teknik ve gündelik bilginin de değeri-önemi söz konusu. Bunlardan birini diğerine üstün tutamayız. Yeniçağda bilimim göz kamaştırıcı başarısı, bilimi insanın en önemli başarısı kabulüne sürüklemiş, böylece bilimsel bilgi diğerlerine göre yüceltilmiştir. Ancak bu da bilime olan güven ve saygıyı azaltmasın. Diğer alanların insana kazandıracağı başarıları bilimin tek başına sağlayamayacağını göz önüne alırsak, bilimsel bilgi diğer bilgi türleriyle tamamlanmalıdır.
HAYATLA BİLİMSEL BİLGİNİN İÇ İÇELİĞİ
Bilimsel bilgi, onun yansıması olan teknoloji ve ürünleri sayesinde yaşamımızın her yanına sızmıştır. Ancak her teknolojik gelişme ve ürün yeni bir bilimsel bilgiye karşılık gelmez. Mevcut bilimsel bilgilerden yeni teknolojiler ortaya çıkabilir. Bilim insanlığın değerli bir etkinliğidir, ancak insanın öteki etkinlikleriyle aynı değerdedir.
Atatürk de Türkiye cumhuriyetini bilim temeli üzerine kurmuştur:
“Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol göstericilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmadır.”
ÖSS HAZIRLIĞI
1. Öklid MÖ 323-285 yılları arasında İskenderiye’de yaşamıştır ve hâlâ yaşamaktadır. Çünkü adı geometriyle özdeşleşmiştir. Öklid’in başına gelen, adı bir şeyin adıyla özdeşleşen herkesin başına gelmiştir: O şey tanınır, fakat kişinin kendisi unutulur. Jileti herkes bilir. Ama onu icat eden Gillette’i (Jilet’i) kimse bilmez.
Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılabilir?
A) Bilimsel ürünler yaratıcısından ayrı varlık alanı kazanır.
B) Bazı bilgiler herkes tarafından bilinir.
C) Bilimsel bilgileri anlamak için bilginleri
tanımak gerekir.
D) Bilimsel bilgiler doğruluğu test edilmiş
bilgilerdir.
E) Bilimsel bilgiler uygulanabilir bilgilerdir.
2. Kopernik kuramı, Dünya’nın gerçekte nasıl olabileceğinin bir tasviri gibi ele alınmalıdır. Bu kuram, Dünya’nın gerçekten Güneş’in etrafında döndüğünü öne sürmez. Daha çok, bir gözlenebilir gezegen sisteminin diğer sistemlerle bağlantısını kurmayı mümkün kılan tahmin cihazıdır. Eğer gözlenebilir sistem, Güneş merkezdeymiş gibi ele alınırsa tahminler kolaylaşır.
Parçadaki yoruma göre, kuramda aşağıdaki özelliklerden hangisinin bulunması zorunlu değildir?
A) Gerçeği açıkladığını iddia etmesi
B) Ön deyide bulunmaya olanak sağlaması
C) Gözlemlere dayanması
D) Açıklama yapmada yardımcı olması
E) Bilgilerin tutarlı olması
3. Proust, kitapları için şöyle der: “Kitabımı dışarıya yönelmiş bir gözlükmüş gibi alın. Size uygun değilse, uyanı bulun; tökezlememek için kullanmak zorunda olduğunuz aracı, yani kendi gözlüğünüzü bulmayı size bırakıyorum.” Proust’un bu görüşü bilimsel kuramlar için de kullanılabilir. İlgilendiğiniz konuları, olayları açıklamada yetersiz kalan bir kuramı oradan buradan çekiştirip uygun hâle getirmeye çalışmak yerine, yeni bir kuram oluşturmak gerekir.
Bu parçaya göre, bir bilimsel kuram aşağıdaki koşullardan hangisini karşılamıyorsa yenisini oluşturmak gerekir?
A) Olgularla tutarlı olma
B) Ekonomik olma
C) Geniş kapsamlı olma
D) Yaygın olarak benimsenme
E) Basit açıklamalar getirme
4. Fizikçi Richard Feynman, karmaşık fiziksel süreçlerle uğraşırken sorunu açık bir şekilde ifade edebildiğinizde doğanın size istediğiniz cevabı vereceğini öne sürer. Ona göre, iyi bir bilim adamı olmanın sırrı hangi soruyu sormak gerektiğini bilmede yatar. Bir sorunu araştırırken bir kez doğru yola girdiniz mi çözüm kendiliğinden ortaya çıkar.
Parçaya göre, “doğru yola girme” aşağıdakilerden hangisidir?
A) Çözüm için çaba gösterme
B) Uygun soruyu sorma
C) Sorunun cevabını tahmin etme
D) Konuya odaklanma
E) Doğruya ulaşacağına inanma
5. Küçük çocuklar bilimin konusuna giren sorular sorduğunda birçok yetişkinin şaşırdığını gözlüyorum. "Ay neden yuvarlak?" diye soruyor çocuk. Bir çukurun derinliği en fazla ne kadar olabilir? Dünyanın doğum günü ne zaman? Birçok yetişkin bu tür soruları tedirgin ya da alaycı bir tavırla yanıtlıyor veya yan çiziyor: "Ne sanıyordun? Ay kare mi olacaktı yani?" Kısa süre sonra, çocuk bu soruların yetişkinleri sıktığının farkına varıyor. Böyle birkaç deneyim daha yaşadıktan sonra da bilimden soğuyor.
Parçada, çocukların bilimden soğuması aşağıdakilerin hangisine bağlanmıştır?
A) Çocukların bilimsel konulardan çabuk
sıkılmalarına
B) Yetişkinlerin çocuklara az zaman
ayırmalarına
C) Çocukların uygun soru sormayı
bilmemelerine
D) Çocukların merak duygularının gerektiği gibi
karşılanmamasına
E) Yetişkinlerin, çocukları bilimsel konulardan
uzak tutmak istemelerine
6.
• Bir toplumbilimci, değerleri veya insanlar arasındaki ilişkileri incelerken bireyleri belli bir biçimde davranmaya yöneltmez. Sadece, olanı olduğu gibi ele alır.
• Kepler Yasaları, gezegenlerin nasıl hareket etmesi gerektiğini değil, nasıl hareket ettiğini belirtir.
Bu iki durum, bilimsel bilginin hangi özelliğine örnektir?
A) Evrensel olması
B) Var olan durumu betimlemesi
C) Mantık ilkelerine dayanması
D) Birikimli olarak ilerlemesi
E) Olayların denetim altına alınmasına olanak
vermesi
7. Bir araştırmayı tamamladığım zaman, sonuçlarımı ve dayanaklarımı önce, meslektaşlarımın katıldığı bilimsel toplantılarda sunarım. Eğer bir yanlış ya da eksiklik bulunmazsa, çalışmamı makale haline getirip bir dergiye yollarım. Derginin editörler kurulu makalemi uygun görürse, iki ya da üç hakemden görüş ister. Her hakem ayrı ayrı, makalemin yayımlanması hakkındaki görüşünü derginin editörüne bildirir. Hakemler araştırmamda yanlış bulurlarsa, editör, bu yanlışları bana yazılı olarak iletir. Ben bu yanlışları düzeltebilirsem süreç yeniden başlar. Ancak bunları düzeltemezsem, aylarca uğraşarak bulduğum sonuçları unutup çalışmaya yeniden başlarım.
Bilimsel çalışmanın bu parçada anlatılan evresi, aşağıdakilerden hangisiyle özetlenebilir?
A) Bilimsel bilgi, bilimsel yönteme uygun
biçimde yapılan deneyler sonucunda elde
edilir.
B) Farklı bilim dalları arasındaki dayanışma,
bilimsel gelişmeyi hızlandırır.
C) Bilim adamının sahip olduğu dünya görüşü,
ne tür bilimsel çalışma yapacağını ve
bulgularını nasıl yorumlayacağını
etkileyebilir.
D) Bir bilginin bilimselliğinin yetkili bilim
çevresince denetlenip onaylanması gerekir.
E) Bugün birtakım olguları açıklamada
yararlanılan bir bilimsel görüş, zamanla
yerini başka bir bilimsel görüşe terk edebilir.
8. Bir gün üç kişi İskoçya dağlarında yürüyüşe çıkmış. Bir süre sonra, tek başına otlayan siyah bir koyun gören bu üç kişi arasında şu konuşma geçmiş:
I. kişi: Demek ki dağlardaki koyunlar siyah.
II. kişi: Bu kadar çabuk genelleyemezsin. Olsa
olsa “İskoçya’da en az bir siyah koyun
vardır.” diyebilirsin.
III. kişi: Söyleyebileceğim tek şey, şuradaki
koyunun siyah olduğudur.
Bu kişilerden hangilerinin söyledikleri, bilimsel yaklaşıma uygundur?
A) Yalnız I. B) Yalnız III. C) I. ve II.
D) I. ve III. E) II. ve III.
9. Bilim adamları olayları gözlerken çoğu zaman inançlarının, benimsedikleri düşüncelerin etkisinde kalmışlardır. Örneğin, baz astronomlar, “Çember mükemmel bir şekildir. Öyleyse gezegenlerin, yıldızların yörüngeleri çember biçiminde olmalıdır.” Düşüncesiyle hareket etmiştir. Tycho Brahe, 7 sayısının kutsallığına inanmış, 7 gezegen olduğunu düşünerek gözlem yapmıştır.
Bu parçada sözü edilen bilim adamlarının, bilimsel çalışmayla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine sahip olmadıkları kesinlikle söylenebilir?
A) Açıklık B) Nesnellik
C) Dakiklik D) Düzenlilik
E) Seçicilik
10. Bir bilimsel bilgi ürettiğini iddia eden kişi, iddiasını, bilimle uğraşan başka kişilerin de gerçekleştirebileceği gözlem ve deneylere veya onaylayacağı mantıksal çıkarımlara dayanarak belgelemekle yükümüdür. Bilim çevrelerinin yeterince belgelenmiş saymadığı hiçbir iddia, bilimsel bilgi olarak kabul edilmez.
Bu parçaya dayanarak aşağıdaki yargılardan hangisine varılabilir?
A) Bilimsel bilgi olgulara dayalı, tekrarlanabilir
ve nesnel ölçütlerle denetlenebilir niteliktedir.
B) Bilim, insanın, çevresinde olanları anlama ve
açıklama ihtiyacından doğmuştur.
C) Bilim genelleyicidir; tek tek olgularla değil,
aynı türden olguların ortak yönleriyle ilgilenir.
D) Bilimsel bilgi, olaylar arasındaki ilişkileri
açıklayarak bu olayların kontrol
edilebilmesini sağlar.
E) Bilimsel bilgiler doğru olarak kabul edilen
birtakım temel varsayımlara dayanır.
11. Bilimsel kuramların ortaya çıkışını bir mucize olarak göstermek hiçbir şekilde savunulamaz. Bilimin geçmişine bakıldığında, önceleri bir atlama, sıçrama olarak görülen bilimsel çalışmaların, aslında kendinden önceki pek çok kaynaktan beslendiği görülmektedir. Başka bir deyişle, bilimin sellerini veya nehirlerini oluşturan küçük dereler, çaylar fark edilmektedir.
Bu parçada bilimsel bilginin hangi özelliği vurgulanmaktadır?
A) Bilimsel yöntemle üretilmesi
B) Sistemli ve düzenli olması
C) Olaylar arasındaki ilişkileri açıklaması
D) Mantık ilkelerine uygun olması
E) Birikimli olarak ilerlemesi
12. Eğer bir bilginin bilimsel olarak ortaya konması gerekiyorsa, her şeyden önce onu diğer bilgilerden ayıranın, yani ona özgü olanın kesinlikle belirlenebilmesi gerekir. Bu belirlemenin yapılmadığı bilgiler çoğaldıkça, terimler, kavramlar birbirine karışır, bilim bundan son derece zarar görür.
Bu parçada bilimsel çalışma alanında aşağıdakilerden hangisinin önemi üzerinde durulmaktadır?
A) Kesin bilgiye ulaşma yönteminin
B) Uygulama alanlarını saptamanın
C) Benzer alanlarla olan etkileşimin
D) Bilginin sınırlarını belirlemenin
E) Çalışma etiğinin
13. Akşam karanlığında eve girdiğinizde her zamanki gibi elektrik düğmesine basıyorsunuz; ama beklediğinizin tam tersine lambanız yanmıyor. Bir an için şaşkınlık içindesiniz. İster istemez çok geçmeden kafanızda
birtakım olasılıklar belirecek, şaşkınlığınızı giderecek bir açıklama bulmaya girişeceksiniz. Sigorta atmış olabilir, ampul gevşemiş olabilir vb. Bu olasılıklardan birinin doğru çıkması halinde şaşkınlığınız giderilmiş olacak, beklenmeyen durum sizin için artık beklenen
bir sonuç niteliği kazanacaktır. Demek oluyor ki açıklama çabası şaşkınlığımızı giderme, beklentilerimizle olup bitenler arasındaki uygunluğu sağlama ihtiyacımızdan doğmaktadır. Bu, günlük düşünme düzeyinde olduğu gibi bilimde de böyledir.
Bu parçaya göre “açıklama” eylemi aşağıdakilerin hangisinden kaynaklanmaktadır?
A) Her sorunun cevaplanabilmesi için yeterli
bilgiye sahip olunduğu inancından
B) Beklenmeyen bir durumun yarattığı
huzursuzluğu giderme isteğinden
C) Bilimsel bilginin başkalarına da aktarılması
gerektiği düşüncesinden
D) Günlük düşünce düzeyinden, bilimsel
düşünce sürecine geçilmesi gereksiniminden
E) Çeşitli alanlardaki bilgileri birbiriyle
ilişkilendirme çabasından
14. Bilimin büyük trajedisi, güzelim bir hipotezin acımasız bir gerçek tarafından öldürülmesidir.
Bu görüş, bilimsel hipotezle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisini destekler?
A) Hipotez oluşturulurken bilimsel yasalardan
yararlanılmalıdır.
B) Bir hipotezi çürütecek kanıtın bulunamamış
olması, o hipotezin doğru olduğunu gösterir.
C) Bilinmeyenin açıklanmasını sağlayan hipotezler güzel görünür.
D) Bir hipotez doğru görünse de araştırma
bulgular onun yanlış olduğunu ortaya
koyabilir.
E) Hipotez hem yalın hem doğru olmalıdır.
15. Bilim adamı problem çözme sürecinde, önce, problemini aydınlatacak noktaları saptamalı, sonra bu saptamalardan deneysel olarak sınanabilir sonuçlar çıkarmalıdır. İkinci aşama için gereken bilgiyi ona okul öğrenimi vermiştir; bu bilgilere dayalı çalışmaları onun başarılı olmasını sağlar. Ancak, ilk aşamada başarılı olabilmesi için bilim adamının elinde ne bilinen
bir yöntem vardır ne de okulda öğrendiklerinin ona yararı olacaktır.
Aşağıdaki yargılardan hangisi, bu parçada öne sürülen görüşü özetlemektedir?
A) Aynı probleme çözüm arayan bilim adamları,
aynı noktadan yola çıksalar bile farklı
sonuçlara ulaşabilirler.
B) Bilim adamı bilimsel kuramlardan yola
çıktığında, ulaşacağı sonuçlar bilim çevreleri
tarafından kabul edilecektir.
C) Bilim adamının başarılı olabilmesi, yalnızca
eğitimine değil, probleme çözüm getirecek
noktaları fark etme yeteneğine de bağlıdır.
D) Bilim adamının izlediği yöntem doğruysa
ulaştığı sonuç da doğrudur.
E) Bilim adamı çalışmalarına başlarken,
kendisinden önceki önemli çalışmaları
incelemeli, onlardaki eksiklikleri
görebilmelidir.
16. İnsan bir fotoğraf makinesi değildir; bütün algılarımız bazı varsayım ve kavramlar çerçevesinde oluşmaktadır. Günlük yaşamda olduğu gibi bilimde de çevremizde olup biten her şeyi değil, ancak bazı şeyleri algılar veya gözleriz. Araştırmasının amacına göre bir ayıklama yapmak, yalnız konusuna ilişkin olgularla ilgilenmek, bilim adamı için hem doğaldır hem de bir zorunluluktur.
Bu parçaya dayanarak aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
A) Bilimsel çalışmalar birikimli olarak ilerler.
B) Bilimsel çalışmalarda seçicilik söz
konusudur.
C) Bilimsel yasalar uygulanabilir niteliktedir.
D) Bilimde amaç, genellenebilir sonuçlara
ulaşmaktır.
E) Bilimsel yasalar evrenseldir.
17. Başlangıçta, bilimsel bilgilerin her biri onu üreten tarafından bir bilimsel sav olarak ortaya atılmıştır. Bilimsel savlar henüz bilimsel bilgi adayı aşamasında olan önermelerdir. Bu önermeler, doğruluğu araştırmalarla gösterildiği ölçüde bilimsel gerçek niteliği kazanır. Bilimsel savlar itirazlara hedef olmakta devam ediyor, ancak gene de bilim adamlarınca ciddiye alınıyorsa, onların doğruluğunu araştırma süreci devam eder ve bazen bu süreç
yüzyıllarca sürebilir.
Bir bilimsel savın, bu parçada sözü edilen süreçten geçerek bilimsel gerçek haline gelmesi için temel koşul aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bugüne kadar var olan bilgilerle tutarlı
olması
B) Ele aldığı olgunun sınanma yöntemini de
önermesi
C) Gelecekte ortaya çıkabilecek olaylarla ilgili
öngörüde bulunması
D) Nesnel olarak sınanabilir nitelikte olması
E) Birtakım varsayımlara dayalı olması
18. Günümüzün bilim adamları, genellikle bilimin en son ürünleriyle ilgilenirler; bugün yararını yitirmiş birçok bilimsel buluşu önemsemezler. Oysa bilim tarihçisi, sadece en yeni ürünlerle değil, bunlardan önceki bütün gelişmelerle de ilgilenir. Bilimin son ürünleri bir ağacın taze meyveleri gibidir. Meyveler acil ihtiyacımızı karşılar; ama ağaç olmaksızın meyveler de varlık bulamaz. Bilim tarihçisi, bilgi ağacını kökleriyle ve dallarıyla bütün olarak bilmek ister. Bugünün meyvelerini takdir eder; ama geçmişin ve geleceğin meyvelerini de ihmal etmez.
Bu parçaya göre, bilim tarihinin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bilimsel çalışma alanlarını, içinde bulunduğu
koşullar çerçevesinde değerlendirmek
B) Bilimsel buluşların çeşitli alanlardaki etkilerini
karşılaştırmak
C) Bilimsel anlayışın doğuşunu ve gelişme
sürecini incelemek
D) Bilimsel çalışmaların içinde bulunduğu
koşulları iyileştirerek bilimsel gelişmeleri
hızlandırmak
E) Bilimsel anlayışın dışında kalan konuları
belirleyerek ayıklamak
19. Geçmişe baktığımızda, tüm buluşlarımız biraz rastlantı koksa da, gerçekte insanlığın her meyvesi güçlü bir arayışın ürünü olmuştur. Bugünün büyüklerini dünün çocukları yarattı. Mezopotamya toplumlarında kötü ruhları kovmak için geliştirilen yöntemler hekimlik sanatını var etti; falcılık usulleri de gökbilimini. Ortaçağ filozofları, filozof taşını ararken kimyayı kurdular. Bunda rastlantıdan çok, arayışı görmek gerekir. Newton çekim yasasını elmanın düştüğünü görerek değil, düşüşün koşullarını düşünerek bulmuştur.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?
A) İnsan düşüncesinin uzun bir geçmişi vardır
B) Her dönem, düşüncede farklı nitelikler taşır
C) Evrendeki gelişmeler bir çabanın ürünüdür
D) İnsanlar gelişmeler karşısında şaşkınlıklarını
gizleyemez
E) Evrendeki tüm gelişmeler birbirine dayanak
oluşturur
20. Bilimsel düşünme belli bir kafa disiplini gerektirir. Bu disiplini kazanmış bir kimse gerçeğe dönüktür. Yargılarında tutarlı ve ihtiyatlı olmasını bilir; olgulara dayanmayan genellemelerden kaçınır; hiçbir konuda önyargılara, dogmatik inançlara saplanmaz. Bilimsel düşünme yeteneğini kazanmış bir kimse için düşüncenin hareket noktası ve geçerlilik ölçüsü, güvenilir gözlem verileridir. Gözlem verilerine ters düşen ya da onları aşan her türlü sav, kuram veya genelleme duygusal çekiciliği ne olursa olsun, şüphe konusu olmak zorundadır. Herhangi bir çıkarım ya da savın geçerliliği, olgulara uygunluk gösterdiği kadardır.
Bu parçada aşağıda verilenlerden hangisi anlatılmaktadır?
A) Her düşüncenin bir temellendirmesinin olduğu
B) Bilim adamının teknolojiye olan katkısı
C) Bilim adamında olması gereken bilimsel tutum
D) Doğruya ulaşmada karşılaşılan güçlükler
E) Bilim adamının düşünce üretmedeki başarısı
21. Babil ve Eski Mısır’da ilk kullanılan yazma aracı, basit bir çakmak taşıyken, daha sonra bunun yerini ucu yontulmuş çubuk almıştır. MÖ 3000’e doğru Çinliler ve Mısırlılar, kandillerde yakılan yağdan çıkan isi, suyla ve bitki zamklarıyla karıştırarak mürekkebi bulmuşlardır. Ardından toprakta bulunan boyayıcı maddeleri karıştırarak çeşitli renklerde mürekkepler yapmayı öğrenmişlerdir. Ortaçağda kâğıt basımında kullanılmaya uygun yağ türevli mürekkepler geliştirilmiş ama yazı mürekkebi ve kurşunkalem ancak yeniçağda icat edilmiştir. Dolmakalem ve tükenmezkalem gibi daha yakın dönemin yenilikleri, yazı yazarken kalemi sürekli mürekkebe batırma ya da mürekkeple doldurma gereğini ortadan kaldırmıştır.
Bu parçada verilenler bilimle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine bir örnek oluşturur?
A) Gelişmelerin, zamana dayalı bilgi birikimine bağlı
olarak ortaya çıktığına
B) Bilgi anlayışının dönemlere göre farklılaştığına
C) Tarihin her döneminde bilime ilgi duyulduğuna
D) Bilginin oluşumunda farklı kültürlerin rekabetinin
önemli rol oynadığına
E) Bilimsel gelişmelerde kalıcı olana öncelik
verildiğine
22. Bilim güvenilir bilgiye yöneliktir; bu yüzden simgelerle dile getirilen hayallerin somut yaşamın içinde testten geçirilmesi gerekir. Sanatta gözlem ya da deney sonuçlarına başvurma gereği yoktur; sanat hayalleri işlemekle başlar, onları insan yaşamına kazandırmakla yetinir.
Bu parçaya göre, bilimde bulunan hangi özelliğin sanatta bulunması zorunlu değildir?
A) Olgusallık B) Eleştirellik C) Tutarlılık
D) Seçicilik E) Öngörü
23. Bilimin temelinde, insandan uzaklaşıldığı ölçüde gerçeğe yaklaşılacağı; bizim için gerçekten önemli olandan, en derin ilgi sempatilerimizden bilimin “taş kalpli” evrenine yöneldiğimiz ölçüde, “doğru”ya ulaşabileceğimiz varsayımı yatar.
Bu parçada, “bilimin taş kalpli evreni” sözü ile bilimin hangi özelliği anlatılmak istenmiştir?
A) Seçiciliği B) Olgusallığı C)Genelleyiciliği
D) Eleştirelliği E) Nesnelliği
24. Kepler, Platon’dan etkilenerek Tanrı’nı ezeli ve ebedi olarak geometrik eylemde bulunduğuna ve Pythagoras’tan etkilenerek de sayılar arasındaki ilişkilerin bütün evrendeki ilişkilere egemen olduğuna inanmıştır. Kepler’in bu inanca dayanarak ortaya koyduğu sistemin, kendisinden sonra gelen Galilei ve Newton tarafından geliştirilmesiyle on sekizinci yüzyılda Fransa’da ansiklopedistlere ve on dokuzuncu yüzyılda Almanya’da materyalist bir felsefeye yol açmış olması, bilim tarihinin garip cilvelerinden biridir.
Bu parçadan ulaşılabilecek genelleme, aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bilimdeki gelişmeler, toplumsal koşullardan
bağımsız olarak düşünülemez
B) Bilim ve düşün insanları, geçmiş birikimi
eleştirerek kendi sistemlerini yaratırlar
C) Felsefe ve bilim, ortaya koyduğu
açıklamalarla birbirini destekleyen iki etkinlik
alanıdır
D) Bilimdeki gelişme, tek tek bireysel dehaların
başarılarının ürünüdür
E) Bilimdeki gelişmelerin temelinde felsefi
bikrimin destekleyici bir etkisi vardır
25. Doğa bilimsel yöntemle açıklanmaya çalışılan olgular, beklentilerimizle örtüşmediğinde “Neden” sorusunu sorarız. Örneğin, kış mevsiminin soğuk, yazın ise sıcak olmasında bizi şaşırtan bir şey yoktur. Fakat bir yıl bunun tam tersi bir durum yaşanırsa, bu durum bizi olayın nedenine ilişkin bir açıklama bulmaya yöneltir. Çoğu insanı şaşırtan bu ve benzeri pek çok olgunun bilimsel açıdan açıklanması zorunludur. Bu durum, bilimsel etkinliğin başlangıcında yer alan temel bir ilkedir.
Bu parçada, sözü edilen bilimsel nitelik aşağıdakilerden hangisidir?
A) İlerleme olanağı taşıma
B) Nesnel ve kesin bilgiler elde etme
C) Aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olma
D) Merak ve hayret güdüsünden doğma
E) Eleştirilere açık olma
26. Bacon’a göre, bilmek için bilme eğilimi olsa olsa filozofun bencilliğinden kaynaklanır. Bilim, bir kişinin düşünsel doygunluğa ulaşması için değil, insanın daha güzel, daha mutlu bir dünya kurabilmesi için vardır, bu nedenle gereklidir. Bilimin amacı, doğayı öğrenerek ya da Bacon”ın deyişiyle doğaya kafa tutarak doğayı değiştirmek olmalıdır.
Bacon’a göre, bilimin temel işlevi aşağıdakilerden hangisidir?
A) İnsanın tanıma ve anlama güdüsünü doyurmak
B) İnsanlara bir dünya görüşü kazandırmak
C) İnsanlara akılcı tutum ve alışkanlıklar
kazandırmak
D) Doğal güçlerin denetim altına alınmasını
sağlamak
E) İnsanlar arasında hoşgörünün yaygınlaşmasını
sağlamak
27. Bilimsel fikirlerin zamanla herkesin malı olması nedeniyle, bilimde öncelik konusu özellikle önemlidir; çünkü fikrin sahibi olan bilim adamına kalan, onu ilk düşünen kişi olma, çözümü herkesten önce bulma şerefidir. Her konuda olduğu gibi bilim alanında da sahiplenme, cimrilik, gizlilik ve bencillik hoş görülmeyen özelliklerdir. Ancak hak edilen bir şey için gurur duymanın yanlış bir tarafı olmamalıdır. Bir bilimcinin haklı olarak gururlanmasını kınamak, insan doğasını anlamada üzücü bir eksikliğe işarettir.
Bu parçada aşağıda verilenlerden hangisi anlatılmaktadır?
A) Bilim, her zaman toplumsal refahı artırma
çabasını taşır
B) Bilimsel bir buluştan herkes yararlansa
da,sahibine bir övgü payı kalmalıdır
C) İnsan her türlü düşüncesini değerlendirerek,
yeni buluşlara kapı aralamalıdır.
D) Bilimsel buluşlarda, yeni durumlara geçişte
mutlaka bir sıra takip edilmelidir.
E) Bilimde buluşu yapan kişi, yaptığı işle ilgili
olarak her türlü söz hakkına sahiptir
28. Bilimsel uğraşın içine yeni giren kimse, bilimsel uğraşın ödül ve doyumunun kendisinde doğabilecek düş kırıklığına ve eziyete değip değmeyeceğini anlayıncaya kadar işe devam etmelidir. Karmaşık bir bilimsel deneyi başarıyla tamamlamanın ve keşfetmenin coşkusunu bir kere yaşayan bilimci, oltaya yakalanmıştır; başka hiçbir tür yaşam ona böylesine doyum sağlayamaz.
Bu parçadan çıkarılabilecek sonuç aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bilim adamları her zaman nesnellik peşinde
koşarlar
B) Bilim adamlarındaki merak duygusu, yeni
keşiflerin kapısını açar
C) Bilimsel çabanın hazzını tadan bilimci için,
bundan başka mutluluk olamaz
D) Düşünce dünyası bilime her zaman yol
gösterir
E) Bilim, hoşgörülü ortamların ürünüdür
29. Gündelik yaşantımızın içinde yer alan hemen her şeyde, bilimsel bilginin doğrudan bir katkısı vardır. Kullandığımız araba, dinlediğimiz radyo ve izlediğimiz televizyondan, kullandığımız elektriğe kadar hemen her şey bilimin teknolojiye uygulanması sonucunda üretilmiştir. Ancak, bilim, sanayi alanına uygulandığında çevre kirliliğine, çeşitli hastalıkların ortaya çıkışına, bazı bitki ve hayvan türlerinin yok oluşuna da neden olmaktadır.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi anlatılmaktadır?
A) Olumsuz sonuçlarından dolayı bilimi
irdelemenin yanlış olduğu
B) Bilimsel verilerin her zaman nesnellik
peşinde olduğu
C) İnsanların, bilimin verilerinden her dönemde
fazlasıyla yararlandığı
D) Bilimin, insan yaşamında olumlu olduğu
kadar, olumsuz etkilerinin de bulunduğu
E) Bilimin doğuşunda, anlama ve gerçeği bilme
merakının etkili olduğu
30. Üzerinde konuştuğunuz şeyi ölçebilir ve sayısal olarak ifade edebilirseniz, o şey hakkında bilgileriniz güvenilir demektir; ama bunu yapmıyorsanız bilginiz hem yetersiz hem de istenilen nitelikte değildir. Bu durumda sizin düşünce düzeyinde bilimsel aşamaya ulaştığınız söylenemez.
Buna göre, ölçmenin bilim için taşıdığı değer aşağıdakilerden hangisinden kaynaklanmaktadır?
A) Çok sayıda araç kullanmasından
B) Düşüncenin bir ürünü olduğundan
C) Deneyimleri yansıtmasından
D) Yeniliklere açık olmasından
E) Bilgilerin geçerliliğini sağlamasından
31. Bilimsel çalışmaya, bilim adamının duygu, düşünce ve tutumları etki etmez. Bilimin kendine özgü bir buluş, araştırma ve doğrulama mantığı vardır; bu mantık bir bilim adamından diğerine değişiklik göstermez. Böyle bir yapılanma içinde doğal olarak bilim adamının inançlarına, kişisel kanaatlerine ve dünya görüşüne de yer yoktur.
Bu parçada bilimle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi anlatılmaktadır?
A) Belli bir birikime dayandığı
B) Nesnel ilkelerden hareket ettiği
C) Eleştirel olduğu
D) İnsan yaşamında işlevsel olduğu
E) Mantık ilkelerine uygun hareket ettiği
32. Bilimsel tutum, bilim adamının eleştiriye açık olmasını, batıl inanç ve önyargılardan uzak durmasını ve tarafsız davranmasını gerektirir.
Bu parçaya dayanarak bilimsel tutumun aşağıdakilerden hangisini amaçladığı söylenebilir?
A) Karşıtları birleştirmeyi
B) Nesnel ve bağımsız bir bilgiyi
C) Bilimin metafiziğe karışmasını
D) Toplumsal yaşamı düzenlemeyi
E) Yararlı olanı ortaya çıkarmayı
33. Bilimsel bir gözlemin, sabırlı ve tekrarlara dayanan bir araştırma sürecinde olgunlaşması ve olguları yeniden yapılandıran bir açıklamaya ulaşması, zihnin yaratıcı sürece katılmasının başarısıdır.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi söz konusu edilmektedir?
A) Bilimlerin yavaş gelişim gösterdiği
B) Bilimlerin felsefeden yararlandığı
C) Bilimlerin gelişiminin, düşüncenin başarısı
olduğu
D) Bilimlerin var olanı açıkladığı
E) Bilimlerin, yöntem dışı arayışa yöneldiği
34. Klasik bilim anlayışı ile bu anlayışa eleştiri de içeren çağdaş bilim anlayışı arasındaki ayrımları aşağıdaki ifadelerden hangisi dile getirmez?
A) Doğrulama ilkesi yerine yanlışlama ilkesini
savunmak
B) Tüm bilinmezliklerin bilinebileceği inancını
karşılık bilgimizin sınırlı olduğu, mutlak
kesinlik taşımadığı anlayışı
C) Bilimsel çalışmayı, bilim adamının bireysel
etkinliği olarak görme yerine bilim adamları
topluluğunun bir etkinliği olarak görme
D) Her ikisi içinde bilim modeli olarak fiziği
dikkate almak
E) Klasik bilim anlayışı olan tümevarım yerine
koşullu tümdengelim yöntemini kullanma
35. -“Gözlemlerimizin, bir kuram ya da hipotezi doğrulama ya da yanlışlama dışında hiçbir anlamı yoktur. Bu nokta nasıl gözden kaçar anlamıyorum”
Çok sağlam bir gözlemci olan Darwin’in yukarıdaki sözlerine göre aşağıdaki seçeneklerden hangisinin daha önemli olduğu söylenebilir?
A) İspat B) Deney C) Olgu toplama
D) Ön deyi oluşturma E) Genellemelere ulaşma
DERS
ÖZETİ- 1
1. A
2. A
3. C
4. D
5. A
6. C
7. A
8. E
9. A
10. A
11. E
12. B
13. A
14. D
15. A
16. B
17. C
18. D
19. A
DERS
ÖZETİ- 2
1. C
2. D
3. D
4. C
5. E
6. E
7. B
8. D
9. A
10. E
11. B
12. A
13. A
14. C
15. E
16. C
17. C
18. B
DERS
ÖZETİ- 3
1. C
2. E
3. D
4. A
5. A
6. D
7. A
8. E
9. B
10. E
11. C
12. A
13. B
14. D ???
Soru 14
hatalı,
hata
benim.
DERS
ÖZETİ- 4
1. B
2. D
3. A
4. B
5. D
6. C
7. B
8. A
9. B
10. E
11. A
12. B
13. A
14. B
15. D
16. E
17. A
18. B
DERS
ÖZETİ- 5
1. A
2. A
3. A
4. B
5. D
6. B
7. D
8. E
9. B
10. A
11. E
12. D
13. B
14. D
15. C
16. B
17. D
18. C
19. C
20. C
21. A
22. A
23. E
24. C
25. D
26. D
27. B
28. C
29. D
30. E
31. B
32. B
33. C
34. D
35. A
|