gazetebulancak.sitemynet.com
sollogo.jpg

Anasayfa
özel haber
Nazim Hikaye
Güncel
Ekonomi
Siyaset
Spor
İletişim
Resim Galerisi
Bulancak Tarihi
Talipli Köyü

Nazim Hikaye


Cumhuriyetimizin Kuruluşunun 84. yılını kutladığımız bugünlerde ülkenin hangi badirelerden geçerek, nasıl Kurtuluşa erdiğini anlamamız ve o günkü şartları değerlendirebilmemiz için yöremize ait bu gerçek hikayeyle farklı bir açıdan bakalım istedik.

Afyon'un İscehisar İlçesine bağlı, Doğanlar köyündeki, "Giresun Şehitliği"nde, 14 arkadaşı ile birlikte yatan, Giresun Bulancak Ucarlı köyünden Dervişoğullarından, Hüseyin oğlu 1316 doğumlu Nazım'ın, Şehidlik hikayesini okurken gözyaşlarınıza dur hakim olamayacaksınız.

Dikmen Dağı'nın Güney'e bakan yarı belindeki Ucarlı köyünde hava o gün oldukça güzeldi. Ama tarlada çalışan Emine Ninenin içinde bir sıkıntı vardı.
"Hayırdır İnşallah..." diyerek işine devam etti.
Evin tek oğlu Nazım'da üst yandaki fındık bahçesinde inek yayı-yordu. Bir süre sonra, uzaktan çocukların bağrışmaları duyuldu:
"Jandarmalar geliyor... Jandarmalar...asker topluyorlarmış."
Emine nine kulak kesildi. İçine hemen bir korku düştü:
"Acaba Nazım' ımı da alırlar mı? Ama o daha 16 yaşında.. Asker olur mu hiç? Olmaz tabi.. Çocuk..Olamaz.."
Emine nine daldı, Hasan'ı ve Sabri'sini de hatırladı; İki yıl kadar önceydi, Ruslar, Tirebolu'ya, Harşıt'a kadar gelmişti. Giresun yöresinden Osman Ağa'nın topladığı gönüllü askerler, Harşıt'ta destanlar yazıyordu. Hasan büyük oğluydu. Düşman geliyor, Vatan savunulacaktı, bu uğurda tabi Hasan'da üzerine düşeni yapacaktı. Emine nine oğlunu gururla askere yolladı. Ama kısa süre sonra Sabri de askere çağrılınca içi burkuldu. Daha Hasan'dan bir haber bile alamamıştı. Üstelik Sabri, Köyün güzel kızı Zaide'yi seviyordu. O'na aşıktı. Evleneceklerdi. Ama vatan görevinden de kaçamazdı. Sabri köyden ayrılıp giderken aşkını kalbine gömmeye çalıştı. Köyü karşıdan gören "Dağyol" a geldiğinde Zaidesi için dilinden hiç düşürmediği türküsü son kez duyuldu;
Çubuk aldım çimenden
Yavrum kanmadım senden
Yer yağmurdan kanarsa
Bende kanarım senden...
Emine nine, Hasan'ı ve Sabri'sinden hiç haber alamıyor, onları çok merak ediyor ve onlar için sürekli dua ediyordu. Giresun Uşakları, her türlü yokluğa rağmen Ruslara karşı kahramanca direniyor, Ruslar Harşıt ırmağını bir türlü geçemiyordu. Burada iki yıl kadar süren direnişin öyküleri kulaktan kulağa yayılıyordu: Harşıt'ta bir tepe var, Ruslar buradan bir türlü atılamıyor... Askerlerden biri;
"Ben bu cepheyi bozarım...Bana bol miktarda kelek getirin.."diyor.
Planı kabul ediliyor. Bulunan kelekler askerlerin boynuna takılıyor. Askerler gece yarısı meleyerek tepeye yürüyor. Önden de bir kaç koyun gönderiliyor. Ruslar, "Koyunlar geliyor" yeriz diye seviniyor. Ama koyunlar yaklaşıp, ateş etmeye başlayınca neye uğradıklarını şaşırıyorlar. Kurtulabilenlerde tüm mühimmatı bırakıp kaçıyor.
Cephe gerisindekilerin kahramanlıkları da askerlerden geri değildi; aralarında Emine ninenin tek kızı Gülizar'ın da bulunduğu 5-6 kadın, sırtlarına yükledikleri şelek ve çuvallarla, Ucarlı'dan ta Harşıt'a yürüyerek, askere yiyecek ve giyecek ulaştırıyor. Yol çok uzun ve tehlikeli, dağdan dağa, bahçeden bahçeye, kimseye görünmeden günlerce yürüyorlar. Üstelik ortalık çete ve eşkiya dolu, kadınlar ilgi çekmemek için yaşlı görüntüsü veren giysiler giyiyor ve yüzlerine çamur sürerek çirkinleşiyorlardı. Harşıt'ta Bulancak'tan bir kadının;
"Bende cepheye gideceğim, Şehit olacağım.."diye talepte bulunduğu duyulmuştu. Ama kim olduğu bilinmiyordu. Sabri, cephedeki arkadaşlarına;
"Bu kadın mutlaka benim anamdır. Çünkü o bana çok düşkündür..."diyerek kaygılanıyordu.
Harşıt'ta iki yıl kadar süren bu direnişten sonra Ruslar çekilmek zorunda kaldılar. Emine nine ne Hasan'dan ne de Sabri'den bir haber alamadı. Esir mi düştüler? Şehid mi oldular? öğrenemedi. Hala bunun merakı içindeyken, şimdi sıra Nazım'da olabilir miydi?
Emine nine bu kötü düşünceyi kafasından kovmaya çalışırken, Jandarmaları karşısında görünce rüyadan uyandı;
"Teyze asker topluyoruz. Hanenizde kaç erkek var?"
"Erkek mi kaldı a oğlum... İki oğlum Ruslara karşı Harşıt'a gitti, bir daha dönmediler.. Bir Nazım'ım kaldı.. Ama o daha çocuk.. Ondan asker olmaz..."
"Nerede şimdi?"
"Bahçede danaları yayıyor.."
"Hele bir çağır da gelsin...Bir görelim..."
Nazım gelir, Jandarmalar onu beğenir;
"Tamam bunun eli silah tutar, askere yazıyoruz derler."
Emine nine yıkılmıştır. İnanamaz. Jandarmalara yalvarır;
"İki oğlum gitti, Nazım son çocuğum, daha 16 yaşında, 18'ine bassın ben kendi ellerimle getirip size teslim edeceğim"der.
Ama Jandarmaların kararı kesindir. Emine nineyi duymazlar bile. Çare yok emir yerine getirilecek. Ertesi gün Nazım'ı babası Hüseyin dede, Giresun'da ki birliğine götürür..Nazım sessizdir. Pek konuşmaz.. Babası ile yürümeye başlarlar...Emine nine de onların peşinden Dağyola kadar gelir. Ama köyden daha fazla uzaklaşmaması gerekir.. Burası veda yeridir.. Nazım'a sıkıca sarılır..Kucaklar, öper...öper. Nazım Dağyoldan tam karşıdaki köyüne dönüp son bir kez bakar. İçinden;
"Acaba buralara bir daha dönebilecek miyim..."diye düşünürken, kulağına uzaktan annesinin sesi gelir;
"Güle güle Nazım'ım... Güle güle yavrum.. Allah yardımcınız olsun.. Allah seni bize bağışlasın yavrum.."
Yaya gidilen yol saatler sürer, Nazım çelimsizdir. Bavulunu babası taşır.. Nihayet Giresun'a varırlar. Nazım birliğine teslim olur. Eğitim hemen başlar. Kıt'anın en sonundadır. Omuzuna astığı tüfeği nerede ise yere değiyor. Bu görüntülerle yüreği parçalanan Hüseyin dede, çaresiz köyüne döner. Yaşadığı acılar Hüseyin dedeyi yatağa düşürür. Ve Nazım'ın gidişinden 40 gün sonra Hakkın rahmetine kavuşur. Emine nine şimdi iyice yalnızdır. Tek kızı Gülizar ve 4 torunu ile hayatın zorluklarına dayanmaya çalışır. Köyler savaş nedeniyle iyice boşalmıştı. Ucarlı'da çoğu kere cenazeleri bile kadınlar defnediyordu. Nazım bir süre Giresun'da eğitim gördü. Bu süre içinde 2 gece köye gelerek gizlice annesi ile görüşmeyi başardı. Emine nine bir daha ondan haber alamadı.
Nazım, Osman Ağanın Giresun'lu gönüllülerden oluşturduğu 2 alaydan 47. alayda askerdi. Bir süre Giresun ve Samsun yöresinde görev yaptılar. Oradan Ankara'ya son olarak da Yunan'a karşı savaşmak üzere Afyon yöresine gönderildiler. Nazım, asker ocağında geçen yıllar içinde büyüdü, gelişti, gözü pek bir asker oldu. En şiddetli savaşlar Afyon yöresinde yaşandı. Burada 150 bin dolayında şehid verildi. Giresun 42. ve 47. gönüllü alaylarının cepheye gelişi, buradaki yorgun ve bitkin askerlere büyük moral oldu. Giresun Uşaklarının her biri ayrı kahramanlık destanları yazdı, düşmana büyük kayıplar verdirdi. Ancak her iki Alayın da üçte ikisi şehid oldu. Nazım'ın kulaklarında Alay Müftüsü Bulancaklı Kurdoğlu Hacı Hafız'ın (Mustafa Zeki Efendi) sözleri çınlıyordu;
"Şehidlik en yüce makamdır.. vatan için ölmek şereflerin en üstünüdür.. düşman çizmeleri altında ezilmektense şehid olmak bize farzdır..hadi aslanlarım, vurun kahramanlarım, Allah bizimle beraberdir..."
Hele bu tepeye gelirken, Hacı Hafız'ın;
"Arkadaşlar, teyemmüm edin, 2 rekat namaz kılalım, belki bu son namazımız olabilir.."deyip kıldırdığı namaz, Nazım'ın gözünden hiç gitmiyordu.
O gün (27 Ağustos 1922) 47. Alay, İscehisar yöresinde Dedesivri tepesini düşmandan geri almak için çarpışıyordu.. Yoğun ateş altında, "Allah Allah" sesleri...
"Vurun aslanlarım..yiğitlerim vurun..Allah için vurun..vatan için vurun.." nidaları gökyüzüne yükseliyordu.
Tam bu sırada kahramanca ileri atılan Nazım'ın vücu-duna bir top mermisi isabet etti. Nazım'ın vücudu havaya savrularak param parça oldu..Havada paraşüt gibi süzülen asker kaputu, yere düşen parçaları sanki bir araya toplayarak üzerlerini örttü. Gencecik Nazım'ın şehid oluşu, yanındaki arkadaşlarını da çok etkiledi. Şiddetli çarpışmaların yaşandığı bugün aynı siperde Giresun'lu 14 kahraman bir-den şehid oldu. Kalan askerler arkadaşlarının acısıyla daha da güçlü saldırıyordu..Akşam saatleriydi. Türk toplarının yerleri ve konumları düşmana göre yeniden düzenleniyordu. Siperdeki askerler, genellikle kocaman öküzler tarafından çekilen toplardan birinin, tek başına bir asker tarafından çekildiğini görünce gözlerine inanamadılar;
"Aramızda ne babayiğitler var...bravo...bu savaşı mutlaka kazanacağız"diye konuşurlarken, içlerinden biri;
"Bu bizim Nazım... Nazım bu.." diye bağırdı.
Ama Nazım, gözlerinin önünde şehid olmuştu. Hayretler içinde topun çekilişini izlerken, Alay Müftüsü Kurdoğlu Hacı Hafız'ın sözlerini hatırladılar; "Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanmayın. Aksine onlar hep diridirler.. Rablerinin katında rızıklandırılırlar..."
Bu iman ve güçle Türk Ordusu Zafere ulaştı. 30 Ağustos'taki büyük taarruzdan sonra düşman 9 Eylül'de İzmir'de denize döküldü. Bu Zaferden sonra, Giresun'lu askerlerden sağ kalabilen az bir bölüm memlekete geri dönmeye başladılar.
Emine nine büyük bir merak ve hasretle Nazım'ını bekliyordu. Ama ondan hiç haber alamamıştı..
"Tanrım, sadece hayatta olduğunu öğreneyim...başka bir şey istemem diyordu..." Emine nine bir süre sonra Kurdoğlu Hacı Hafız'ın da Küçüklü'deki evlerine döndüğünü duydu. Sabredemedi, yanına küçük torunu Taliye'yide alarak hemen yola koyuldu. Ucarlı'dan 3 saat yürüyerek Küçüklü'de Hacı Hafız'ı buldu. Nazım'ından haber sordu...sordu...sordu.. Emine nineye çok üzülen, öteki 2 oğlunun da askerden geri dönmediğini bilen Hacı Hafız, ona acı haberi veremedi..geri yolladı..Emine nine pes etmedi. Her hafta o kadar yolu tekrar tekrar yürüyerek Hacı Hafız'ı bunalttı... Hacı Hafız sonunda dayanamadı;
"Teyzeciğim, Salı günü çarşıya gel,orada konuşalım.." dedi.
Emine nine, "İyi haber olsaydı, çoktan söylerlerdi" diye düşünüyordu ama, içinde yinede bir umut taşıyordu. Salı günü erkenden torunu Taliye ile Bulancak'a indi. Doğru, Kurdoğlu ailesinin dükkanına gitti. Hacı Hafız onu görünce dışarı çıktı. Emine nineyi dükkanın arka arkaya katlanan tahta kapaklarının altına oturttu ve anlatmaya başladı;
"Bak teyzeciğim, çok çetin ve uzun savaşlar oldu. Ben alayın en önündeydim. Kur'anımı boynuma asıp, atımın üstünde, şehid olayım diye, askeri coşturmak için hep en önde savaştım...ama bana nasip olmadı...ben şehid olamadım...senin oğlun, kahramanca şehid oldu...üzülme...sen de şehidler kadar kahraman bir annesin."
Emine nine yutkundu...hiç konuşmadı, yavaşca yerinden kalktı, Hacı Hafız'a eliyle hoşca kal işareti yaptı... Torununun elinden tutup, köy yoluna koyuldu. Ruh gibiydi Emine nine hiç konuşmadı. Ta ki şehir bitip, tenha köy yolunun başladığı "Sinek suyu"na kadar...Orada artık kendini tutamadı;
"Yavrum...yavrularım...3 taneden hiç biri yok...canlarım nerdesiniz..."diye feryada başladı.
Bir saati aşan köy yolunu ağıtlar yakarak yürüdü Emine nine, ağladı... ağladı... Ondan sonraki günlerde de gözleri hep yaşlıydı Emine ninenin. O köyün ebesiydi, zayıf bir kadındı ama üç aylarda oruç tutar, mevlidler yapar, Kur'an okuturdu. Gencecik yaşlarında şehid olan çocuklarına doyamamanın acısı hiç gitmedi içinden.
"İçim kelek gibi bomboş.." diyordu. Dilinde de çoğu zaman Sabri'sinin unutamadığı türküsü oluyordu:
"Çubuk aldım çimenden
Yavrum kanmadım senden
Yer yağmurdan kanarsa
Bende kanarım senden..."
Giresun Bulancak Ucarlı köyünden Dervişoğullarından, Hüseyin oğlu 1316 doğumlu Nazım, şimdi Afyon'un İscehisar İlçesine bağlı, Doğanlar köyündeki, "Giresun Şehitliği"nde, 14 arkadaşı ile birlikte yatıyor. Kitabelerinde şöyle yazıyor:

"Bu cephede savaştık ,Yunan'ı geri attık,
Şehid düştük fakat biz temiz bir vatan bıraktık.
Selam Ayşe kadına,
Selam Kara Fatma'ya,
Selam bu düşmanı Yurdumuzdan kovana..."


Derleyen: Nejat TOPRAK - Ekim 2003

"Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun."

Bu bölüme, kendi belirlediginiz konuyla ilgili bir yazı girin.


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın