|
Başını elleriyle dizlerinin arasına aldı ; şiddetli bir migren
ağrısıyla kendini içe çekti ve ağlamak için
bıraktı. Bütün hayatının her gününü tekrar
tekrar yaşadı.Gözlerini kapadı, uzun uzun
tuttu nefesini.Nabzı yavaşladıkça,bedeni
gevşemeye ve soğumaya başlıyordu.Aklında
biriken her şey, gövdesine sızıp kalbini saran
bir ağrıya dönüyordu. Ayaklarını uzatıp geriye
doğru yattı;gözlerini kırpmadan tavana
baktı.Yaşlarla dolan gözlerinden,hızla dingin
bir kederi içine yayan siyah bulutlar geçti.
Perdeleri çekilmiş, ışıkları sönmüştü evin..Türevini yitirmişti
eski sesleri geçmişinin…Banyoda damlayan
musluğun sesi ,mutlak bir kararlılıkla gelen
sonu onaylasın diye, adeta ikna ediyor gibiydi
onu.İçinde büyüyen korkunç bir sıkıntı
vardı.Artık ,artık dayanamıyordu, toplumun onu
dışlamasına,inançsızlığını böyle
saklamaya!..Artık daha fazla gücü
kalmamıştı.Dünya büyüktü ve dar geliyordu
ona..Gövdesi onu taşıyamayacak kadar cılızdı
sanki…Hep bir utanç ,mahcupluk duyuyordu
çocukluğuna karşı…
Renk değiştiremiyordu,uyum çağın isteği…Oysa,onun için çekilmez
bir çileydi. Uzandığı yerden görüyordu sokakta
olanları.. Kavgalar, barışlar ve hiç
bitmeyecek olan iç kanamalı çatışmalar. Her
şey, son sürat devam eden bir çılgınlığın
hızıyla sürüyordu. Sokaklarda birbirlerini
sözler ve bakışlarla yıkmaya hazırdı herkes,
tanıdık, tanımadık herkes… birbirlerini böyle
içten yıkmaya –yaralamaya can atan bir katil
edasıyla hep ve daima hazırdı. Bunca zaman
böyle hazan, böyle karanlık bir ışık
görülmemişti şehirde.Sokağa çıkamıyordu
artık,bir daha da hiç çıkamayacak gibiydi.İçip
içip zehirlenmek,ölmek istiyordu.Derin ve
şiddetli bir travmaydı onunki..Öyle ki,bir an
kendi sesiyle irkildi!Soluna döndü
yatarak,devam etti düşünmeye..gözlerini açtı,
yere bakan sabit bakışları kıpırtısız ve sakin
gösteriyordu onu;oysa ,oysa kendi kıyametinin
ateşinde çığlık çığlığa sesleniyordu kendine…
Durmadı,sıra sıra dizeler gelip geçti dilinden..Ağzında kan tadı
,aklında duvara kemer bağlarından asılmış
çocukluğu…Düşüyordu olduğu yerden,başlıyordu o
bitmeyen sapık kahkahanın baskın dehşeti…
İlk aşkını andı önce,Nietzsche’yi…’Sonra’ çok uzun
sürmedi;gözlerinden süzülen yaşlarla beraber
yattığı ilk adamı düşündü,onunla olduğu ilk
geceyi…İlk öpüşmelerindeki saflığı hayal
etti.Ürküp,utanıp apar topar dudaklarını
kaçırdığını hatırladı; gizli ve sıcak bir
özlemle gülümsedi, içine güneşler doğdu.Yan
yana yatarken bile, nasıl bu kadar yakınken,
bu kadar iç içeyken bile, birbirlerine
duydukları özlemi fark ettiklerini hatırladı.
Sabaha karşı başı adamın göğsünde
-uyandıklarında- kör bir adamla yattığını
hatırlayıp, daha da sokulduğunu…Etrafa dağılan
elbiselerin kokusunu duydu bezginliğinde.
Hayal etti…ve çok daha fazla deriden andı, o
hatırlı geçmişini…Gözlerini sımsıkı yumdu.İçi
doldu taştı sonra,yine hatırladı…Hiç
unutmamıştı ki zaten… yattığı adamın kör
olduğu için bu kadar kısa
yaşadığını.Tutunamadığını…
Çok kısa ayrılıklarda bile; ölümün kesin bir yargı olduğunu, hatta
tanrıdan bile daha net ve kesin olduğunu
anlamıştı.Daha hızlı yürüyordu şimdi
kendine…düşmeye… Bu düşüş; bir tür düşünme
yöntemiydi, geriye şiddetle ve acımasızca
çağrılar yapan bir ket vuruş! Bu durum
aslında öyle ağırdı ki, düşünmenin şiddetiyle
kasmıştı kendini, sağına dönmüştü çırpınır
gibi…Çocukluğuna dönmüştü yine…O,duvara kemer
bağlarından asılan çocukluğuna…
Hüzün, kendi başına bir alemdi; keder, en sert kışıydı kalbinin.
Kanı,içinde durulmak bilmeyen , bulandıkça
bulanan ve durmadan geçmişini aklının
karasına vuran karanlık bir denizdi içinde..
Çocukluğu hala atlatamadığı çaresiz bir hastalıktı teninde... O,
büyüdükçe büyüyen hastalık... Hep başladığı
yerde yalnızlığa biten karanlık...
Çocukluğu...Acısı, aklında zulalanmış çağı
fikrinin... Alınganlığı, sesinin kırıklığına
biniyor, düşündükçe batıyordu gençliği
ömrüne.. Ağlıyor, ağlıyordu... Yalnızlığını
budayıp atamıyordu bir yanından, acıyla
sarsılırken gövdesi.Anlaşılan , böyle enkaz
görmemişti tarih dizenin dışında!Eski bir
oyundan, en son şuydu aklında kalan:"...
ölmeliyim! yeni bir gün doğmadan..."(SHAKESPEARE-hamlet-)
Sona bu kadar yaklaşmış ve kendinde yerden kalkacak gücü bir
bulsa, kalkıp atacakken kendini altıncı
kattaki evinin balkonundan, işte o an;
içindeki sesi bile susturan bir sese takıldı
ruhu.. Kalkıp sesi doymazcasına dinledi.
Birden kalkıp kapıya yürüdü,apartman boşluğuna
dayadı kendini, duyduğu sesi aramaya
başladı..Ses içerde değildi...Ses, diğer
sesler gibi dışındaydı düşünün..Yıkılmaya
hazırdı...Issız ve yalnızdı...Birileri için
her gün doğan güneşi artık
battı-batacaktı...'yeter artık benden
kesik..'diyecekken;mutfağın perdelerine
dolanan rüzgar aldı gözlerinin
dikkatini..Anladı ki, pencereden çıkıp
gidecekti ruhunun kasveti,rüzgara tutunmak
istercesine aceleci adımlar atarak doğruldu
mutfak penceresine...O derin sesi duydu
yine,hem de, öyle yakındı ki bu kez,düşman
cephesine teslimiyet bayrağını çekmiş, ulusu
için kendini feda eden bir asker edasıyla
yaslandı pencereye..Kulakları gözleriyle
beraber aradı o sesi ve buldu..Karşı
apartmanın altıncı katındaki perdeleri
rüzgarla dışarı savrulan pencereden
geliyordu.Daha da sokulurcasına doymaz bir
merakla dinledi..Perdeler dışarı savruldukça
artıyordu merakı..'Kim bu hünerli parmakların
sahibi?'diye söyleniyordu içinden...Perdeler
rüzgara uydu,açıldı ...Elinde kemanı, iç çeke
çeke ağlayarak dönen bir kadın gördü..Unuttu
kendini, hayata döndü.Çalışma odasına koşup
yan flütünü aldı.Eğdi başını eşlik etti
uzaktan,başladı "alemin bağında "diye...Duydu
onu kadın..kesmeden kemanını penceresine
yaklaştı..Baktı yaşlarla boğmaya çalıştığı
gözleriyle, ağlıyordu o'da..Öyle ağlıyordu
ki,sesi hıçkırıklarla bölünüyor,nefesi
yetmiyordu flütüne..Notalarda eğiliyordu
acıyla...flüt de, başı da...O an, her şey
eğiliyordu yere..Çekilen o ortak
acı..O,kapanmak yerine derinleşmeyi öğrenmiş
olan toplumsal yara...her şeyi eğiyordu
eriterek yere...
Çok kısa zamanda neler yaşadığını anladı...Sessizce gülümsedi ve
biraz evvel yaşadığı sonsuz ve boyutsuz
acıyı azat etmeye karar verdi..Ağlamaktan ve
çalmaktan yorulan kadın kemanını bırakıp
balkona çıktı,seslenecek gibi, o'nun ona
seslenmesini bekledi..Oysa o,kendini o ılık
sese adamıştı çoktan..Sırtı çiziklerle dolu
kemanın sesinde çoktan kör olmuş ,duymuyordu
artık kendi sesini..Acıyla erimiş o kemanın
sesinde büyüdüğünü hissetti.Kendine döndü
sonra..Sessizce söylenmeye başladı içinden:
-'çürümenin mutlaka bir sesi vardır,eskimenin..'dedi.
O,keman çalan kadının onu bekleyişini unutmuşcasına içeri
girdi,kapadı pencereyi...Kadın ağladı
ağlayacak..."Beni yine duyan olmadı" dedi,
içinden.İçeri girip, yalnızlığının zehrine
akan ,aklından geçeni yapmak için yatak
odasında sakladığı tabancasını aldı
çekmeceden, mermi sürdü namluya..Susturulmuş
gibi ,çığlık atmamak için şartlıyordu
kendini..Namludan içeri baktı..Gözyaşları
içene aktı...Alnına dayadı tabancayı...O'ysa
kapısına dayanmıştı çoktan..Cehenneminden
kaçmış ona gelmişti..İnleyen kemanın sesine
koşup gelmişti..Kapıyı çaldı.Keman çalan kadın
elinde tabancasıyla kapıya vardı son
gücüyle...Dayanmanın sınırında yitti-yitecek
son adımlarıyla kalkıp açtı kapıyı..Elindeki
tabancayı görünce, "geldim işte!"deyip,
sarıldı kadına..İki sürgün yaşamın ,birbirine
uzak ve yabancı iki hayatın birbirine
tutunarak yaşamaya çalışma çabasıydı
bu.Sarılıp uzun uzun ağladılar..Issız bir
gürültü koptu içlerinde..İçeri
girdiler..Elindeki tabancayı alıp salondaki
yemek masasının üzerine bıraktı..Karşı karşıya
oturdular..O,ona :
-"Kemanın beni ölümcül uykulardan kaldırıp getirdi" dedi.
-"Çok yorgun,çaresizdim sanki..Bana eşlik etmen, beni
umutlandırdı birden.Kemanımın attığı çığlık,
benim çığlığımdı..Beni yalnız sen duydun"
diye, karşılıklı verdi..
Hayat böyle derin seslenmemişti bunca zaman kimseye...Uzun uzun
konuştular..Kadın kalkıp çay demledi.. Huzurla
baktılar birbirlerinin gözlerine..."İyi bir
ölüm, en güzel yaşamdır.."dedi keman çalan
kadına... Sevgiyle sığınırcasına baktı ve
dinledi onu...Birbirlerini nasıl bulduklarını
anlamaya çalışmadılar bile..Hayata
döndüler..Biri kemanını çalmaya, diğeri
yazmaya başladı yeniden..Kalkıp perdeleri
çektiler beraber,pencereleri açtılar...Şairin
dediği gibi "pencereyi kapama /gök dolabilir
içeri.."diye..Ard arda dizelerle birbirlerine
dönüp,baktılar.. O'ysa, gizlice içine
dönüp,bir güzü yaşar gibi güldü haline...
-Tabanca mı?
-O,hala zulada bir ölüm için duruyor kapatıldığı çekmecede...
Ayfer Feriha Nujen
|