maviKAN

"her şey insanla güzel,her şey insan için."

ANA SAYFA

 

Ayfer FERİHA

 

Bir güzü yaşar gibi güldü haline…

 

 

 

 

                 

 Başını elleriyle dizlerinin arasına aldı ; şiddetli bir migren ağrısıyla kendini içe çekti ve ağlamak için bıraktı. Bütün hayatının her gününü tekrar tekrar yaşadı.Gözlerini kapadı, uzun uzun tuttu nefesini.Nabzı yavaşladıkça,bedeni gevşemeye ve soğumaya başlıyordu.Aklında biriken her şey, gövdesine sızıp kalbini saran bir ağrıya dönüyordu. Ayaklarını uzatıp geriye doğru yattı;gözlerini kırpmadan tavana baktı.Yaşlarla dolan gözlerinden,hızla dingin bir kederi içine yayan siyah bulutlar geçti.

  Perdeleri çekilmiş, ışıkları sönmüştü evin..Türevini yitirmişti  eski sesleri geçmişinin…Banyoda damlayan musluğun sesi ,mutlak bir kararlılıkla gelen sonu onaylasın diye, adeta ikna ediyor gibiydi onu.İçinde büyüyen korkunç  bir sıkıntı vardı.Artık ,artık dayanamıyordu, toplumun onu dışlamasına,inançsızlığını böyle saklamaya!..Artık daha fazla  gücü kalmamıştı.Dünya büyüktü ve dar geliyordu ona..Gövdesi onu taşıyamayacak kadar cılızdı sanki…Hep bir utanç ,mahcupluk duyuyordu çocukluğuna karşı…

 Renk değiştiremiyordu,uyum çağın isteği…Oysa,onun için çekilmez bir çileydi. Uzandığı yerden görüyordu sokakta olanları.. Kavgalar, barışlar ve hiç bitmeyecek olan iç kanamalı çatışmalar. Her şey, son sürat devam eden bir çılgınlığın hızıyla sürüyordu. Sokaklarda birbirlerini sözler ve bakışlarla yıkmaya hazırdı herkes, tanıdık, tanımadık herkes… birbirlerini böyle içten yıkmaya –yaralamaya can atan bir katil edasıyla hep ve daima hazırdı. Bunca zaman böyle hazan, böyle karanlık bir ışık görülmemişti şehirde.Sokağa çıkamıyordu  artık,bir daha da hiç çıkamayacak gibiydi.İçip içip zehirlenmek,ölmek istiyordu.Derin ve şiddetli bir travmaydı onunki..Öyle ki,bir an kendi sesiyle  irkildi!Soluna döndü yatarak,devam etti düşünmeye..gözlerini açtı, yere bakan sabit bakışları kıpırtısız ve sakin gösteriyordu onu;oysa ,oysa kendi kıyametinin ateşinde çığlık çığlığa sesleniyordu kendine…

 Durmadı,sıra sıra dizeler gelip geçti dilinden..Ağzında kan tadı ,aklında duvara kemer bağlarından asılmış çocukluğu…Düşüyordu olduğu yerden,başlıyordu o bitmeyen sapık kahkahanın baskın dehşeti…

 İlk aşkını andı önce,Nietzsche’yi…’Sonra’ çok uzun sürmedi;gözlerinden süzülen yaşlarla beraber  yattığı ilk adamı düşündü,onunla olduğu ilk geceyi…İlk öpüşmelerindeki saflığı hayal etti.Ürküp,utanıp apar topar dudaklarını kaçırdığını hatırladı; gizli  ve sıcak bir özlemle gülümsedi, içine güneşler doğdu.Yan yana yatarken bile, nasıl bu kadar yakınken, bu kadar iç içeyken bile, birbirlerine duydukları özlemi fark ettiklerini hatırladı. Sabaha karşı başı adamın göğsünde -uyandıklarında- kör bir adamla yattığını hatırlayıp, daha da sokulduğunu…Etrafa dağılan elbiselerin kokusunu duydu bezginliğinde. Hayal etti…ve çok daha fazla deriden andı, o hatırlı geçmişini…Gözlerini sımsıkı yumdu.İçi doldu taştı sonra,yine hatırladı…Hiç unutmamıştı ki zaten… yattığı adamın kör olduğu için bu kadar kısa yaşadığını.Tutunamadığını… 

Çok kısa ayrılıklarda bile; ölümün kesin bir yargı olduğunu, hatta tanrıdan bile daha net ve kesin olduğunu anlamıştı.Daha hızlı yürüyordu şimdi kendine…düşmeye… Bu düşüş; bir tür düşünme  yöntemiydi, geriye şiddetle ve acımasızca çağrılar yapan bir ket vuruş!  Bu durum aslında öyle ağırdı ki, düşünmenin şiddetiyle  kasmıştı kendini,  sağına dönmüştü çırpınır gibi…Çocukluğuna dönmüştü yine…O,duvara kemer bağlarından asılan çocukluğuna… 

Hüzün, kendi başına bir alemdi; keder, en sert kışıydı kalbinin. Kanı,içinde durulmak bilmeyen , bulandıkça bulanan   ve durmadan geçmişini aklının karasına vuran karanlık bir denizdi içinde..   

Çocukluğu hala atlatamadığı çaresiz bir hastalıktı teninde... O, büyüdükçe büyüyen hastalık... Hep başladığı yerde yalnızlığa biten karanlık... Çocukluğu...Acısı, aklında zulalanmış çağı fikrinin... Alınganlığı, sesinin kırıklığına biniyor, düşündükçe batıyordu gençliği ömrüne.. Ağlıyor, ağlıyordu... Yalnızlığını budayıp atamıyordu bir yanından, acıyla sarsılırken gövdesi.Anlaşılan , böyle enkaz görmemişti tarih dizenin dışında!Eski bir oyundan, en son şuydu aklında kalan:"... ölmeliyim! yeni bir gün doğmadan..."(SHAKESPEARE-hamlet-)

 Sona bu kadar yaklaşmış ve  kendinde yerden kalkacak gücü bir bulsa, kalkıp atacakken kendini  altıncı kattaki evinin balkonundan, işte o  an; içindeki sesi bile susturan bir sese takıldı ruhu.. Kalkıp sesi doymazcasına dinledi. Birden kalkıp kapıya yürüdü,apartman boşluğuna dayadı kendini, duyduğu sesi aramaya başladı..Ses içerde değildi...Ses, diğer sesler gibi dışındaydı düşünün..Yıkılmaya hazırdı...Issız  ve  yalnızdı...Birileri için her gün doğan güneşi artık battı-batacaktı...'yeter artık benden kesik..'diyecekken;mutfağın perdelerine dolanan rüzgar aldı gözlerinin dikkatini..Anladı ki, pencereden çıkıp gidecekti ruhunun kasveti,rüzgara tutunmak istercesine aceleci adımlar atarak doğruldu mutfak penceresine...O derin sesi duydu yine,hem de, öyle yakındı ki bu kez,düşman cephesine teslimiyet bayrağını çekmiş, ulusu için kendini feda eden bir asker edasıyla yaslandı pencereye..Kulakları gözleriyle beraber aradı o  sesi ve buldu..Karşı apartmanın altıncı katındaki perdeleri rüzgarla dışarı savrulan pencereden geliyordu.Daha da sokulurcasına doymaz bir merakla dinledi..Perdeler dışarı savruldukça artıyordu merakı..'Kim bu hünerli parmakların sahibi?'diye söyleniyordu içinden...Perdeler rüzgara uydu,açıldı ...Elinde kemanı,  iç çeke çeke ağlayarak dönen bir kadın gördü..Unuttu kendini,  hayata döndü.Çalışma odasına koşup yan flütünü aldı.Eğdi başını eşlik etti uzaktan,başladı "alemin bağında "diye...Duydu onu kadın..kesmeden kemanını penceresine yaklaştı..Baktı yaşlarla boğmaya çalıştığı gözleriyle, ağlıyordu o'da..Öyle ağlıyordu ki,sesi hıçkırıklarla bölünüyor,nefesi yetmiyordu flütüne..Notalarda eğiliyordu acıyla...flüt de, başı da...O an,  her şey eğiliyordu yere..Çekilen o ortak acı..O,kapanmak yerine derinleşmeyi öğrenmiş olan toplumsal yara...her şeyi eğiyordu eriterek yere...

   Çok kısa zamanda neler yaşadığını anladı...Sessizce gülümsedi ve biraz evvel yaşadığı  sonsuz ve boyutsuz acıyı  azat  etmeye karar verdi..Ağlamaktan ve çalmaktan yorulan kadın kemanını bırakıp balkona çıktı,seslenecek gibi, o'nun ona  seslenmesini bekledi..Oysa o,kendini o ılık sese adamıştı çoktan..Sırtı çiziklerle dolu kemanın sesinde çoktan kör olmuş ,duymuyordu artık kendi sesini..Acıyla erimiş o kemanın sesinde büyüdüğünü hissetti.Kendine döndü sonra..Sessizce söylenmeye  başladı içinden: 

       -'çürümenin mutlaka   bir sesi vardır,eskimenin..'dedi.

   O,keman çalan kadının onu bekleyişini unutmuşcasına  içeri girdi,kapadı pencereyi...Kadın ağladı ağlayacak..."Beni yine duyan olmadı" dedi, içinden.İçeri girip, yalnızlığının zehrine akan ,aklından geçeni yapmak için yatak odasında sakladığı tabancasını aldı çekmeceden, mermi sürdü namluya..Susturulmuş  gibi ,çığlık atmamak için şartlıyordu kendini..Namludan içeri baktı..Gözyaşları içene aktı...Alnına dayadı tabancayı...O'ysa kapısına dayanmıştı çoktan..Cehenneminden kaçmış ona gelmişti..İnleyen kemanın sesine koşup gelmişti..Kapıyı çaldı.Keman çalan kadın elinde tabancasıyla kapıya vardı son gücüyle...Dayanmanın sınırında yitti-yitecek son adımlarıyla kalkıp açtı kapıyı..Elindeki tabancayı görünce, "geldim işte!"deyip, sarıldı kadına..İki sürgün yaşamın ,birbirine uzak ve yabancı iki hayatın birbirine tutunarak yaşamaya çalışma çabasıydı bu.Sarılıp uzun uzun ağladılar..Issız bir gürültü koptu içlerinde..İçeri girdiler..Elindeki tabancayı alıp salondaki yemek masasının üzerine bıraktı..Karşı karşıya oturdular..O,ona : 

       -"Kemanın beni ölümcül uykulardan kaldırıp getirdi" dedi.

       -"Çok yorgun,çaresizdim sanki..Bana eşlik etmen, beni umutlandırdı birden.Kemanımın attığı çığlık,  benim çığlığımdı..Beni yalnız sen duydun" diye, karşılıklı verdi.. 

  Hayat böyle derin seslenmemişti bunca zaman kimseye...Uzun uzun konuştular..Kadın kalkıp çay demledi.. Huzurla baktılar birbirlerinin gözlerine..."İyi bir ölüm, en güzel yaşamdır.."dedi keman çalan kadına... Sevgiyle  sığınırcasına baktı ve dinledi onu...Birbirlerini nasıl bulduklarını anlamaya çalışmadılar bile..Hayata döndüler..Biri kemanını çalmaya, diğeri yazmaya başladı yeniden..Kalkıp perdeleri çektiler beraber,pencereleri açtılar...Şairin dediği gibi "pencereyi kapama /gök dolabilir içeri.."diye..Ard arda dizelerle birbirlerine dönüp,baktılar.. O'ysa, gizlice içine dönüp,bir güzü yaşar gibi güldü haline... 

    -Tabanca mı?

    -O,hala zulada bir ölüm için duruyor kapatıldığı çekmecede...

 

 

 

                                                                                                   Ayfer Feriha Nujen

                                      

             

 

 

 

iletişim