|
26/11/2008
Bilim adamlarına göre adı
“aptal kutusu” olan şu aleti bilirsiniz.
Evimizin baş köşesine koyarız. Halılar ise
onlardan daha değerli varlıklar olmasına
karşın ayaklarımızın altında ölüp gidiyor.
Televizyondan bahsediyordum.
Her akşam evden, işten, okuldan, her nereden
geliyorsak; suratımızda bir yorgunluk
ifadesiyle onun karşısına geçer, dünya ile
bütün bağlarımızı koparırız.Aslında değinmek
istediğim nokta da bu değil….
Televizyonda birçok program
var.Kimi yararlı,kimiyse zararlı. Bir gece
evdeyim,televizyon izliyorum,yanımda da ailem
var.Bunda anormal bir durum yok
herhalde.Burada yerine oturmayan parçalar var.
Televizyonu izliyoruz.İlgimize göre, ailece
izleyecek bir program buluyor, izliyoruz.
Televizyonun bize yararlı
olabilmesi için izlediğimiz programda verilen
mesajı almamız gerekmez mi?İşte kopukluk
burada başlıyor.Ağlamamız,üzülmemiz gereken
programda gülüyor,gülünmesi gerekende ise
maalesef ağlıyoruz.İşte biz televizyonu bu
şekilde izliyoruz.Ne kadar bilinçli
izleyicileriz değil mi?(!)Sizlere bir örnek:
“Elveda Rumeli” dizisini az
çok herkes bilir.Bazı kaynaklara göre reyting
rekortmeni.Bu diziye şöyle bir göz attığınızda
şunları göreceksiniz:
Osmanlı Devleti çöküş
döneminde, artık bitmiş, ama bir avuç da olsa
bazı vatandaşları bunu önlemeye çalışıyor.Bu
durumsa, kendi halinde bir kişinin hayatına
yansıyor. Fakat biz hala bu filmi tarihi
gerçekler yönünden değil de kömiklik yönünden
değerlendiriyor, gülmek için sebep arıyoruz.
Ağlanacak halimiz var, yine de gülüyoruz. Hem
de kahkahalarla….
İşte 21. yüzyılın izleyici
kitlesinin durumu bu.Durum içler acısı. Acaba
gülmeyi çok mu seviyoruz? Yoksa biraz daha
gülmeye mi ihtiyacımız var? Gülmek için sebep
mi arıyoruz? Yorum
sizin…
Alim
ÇOKYAVAŞ
8/B 645
|