maviKAN

"her şey insanla güzel,her şey insan için."

ANA SAYFA

 

Seçkin AKBAL

 

KIRMIZI KAZAKLI PAMUK DEDE

 

 

 

 

        

O

kulun yaşanır zamanlarından biridir  geziler. Çoğu kişi  öğrencilik yıllarından gezilerin ne kadar eğlenceli olduğunu bilir. Hatta gezi kelimesi aynı bahar gibi içinde bir şeyleri hareketlendirir insanın. Çok eğlencelidir. Önce ortaya bir öneri olarak atılan, sonra çok sevgili biyoloji öğretmenimiz sayesinde hayata geçirilen  Yalova-Hayrettin Karaca Botanik Parkı gezimizden söz etmek istiyorum.

Her şeye en baştan başlayayım. Gezi düşüncesi  çok sevgili biyoloji öğretmenimizin girdiği sağlık  dersini  kaynatmak,  zaman öldürmek amaçlı  ortam  yaratmak için ortaya atılmıştı. Ancak  öğretmenimiz eğer katılım olursa böyle bir gezi düzenleyebileceğini, ayrıca botanik bahçesinde görebileceğimiz şeylerin biyoloji ile  ilgili olduğunu ve bizim için hem eğlenceli hem de öğretici bir gezi olabileceğini söyledi. Ve böylece dersin kendi konusu kaynadı, buharlaştı, bitti… Dersten sonra teneffüste bizim tayfa toplandık ve herkesi geziye gitmeleri için örgütlemek konusunda karar aldık. Bu gezi bizim için yoğun yazılı dönemine girmeden önce bir ara dinlenme olabilirdi. Ve bir sürü çabanın, uğraşmanın sonunda bir  otobüs  dolduracak sayıya ulaştıktan sonra gezi izin belgeleri dağıtıldı ve gezi paraları toparlanmaya başladı bile. Birkaç günde tüm işler halloldu. Artık gezi için geri sayım başladı.

Geziye  cumartesi günü gidilecek, sabah erken çıkılıp gece on bir gibi dönülecek böyle günübirlik bir gezi olacaktı. Otuz bir kişilik küçük otobüsle gidecektik geziye çünkü birçok kişi, para verip de ot- böcek görmeye gidemem, düşüncesinde olduğundan bu kadar kişi toplanabildik. Dediğim gibi az kişi olmamız bizim lehimize oldu. Ayrıca otobüs yalnızca onuncu sınıf fen şubeleriyle doldu. Tüm arkadaşlar aramızda anlaştık, herkesin annesi  bir çeşit yiyecek yapacaktı ki bu ancak ve ancak o annenin en iyi yaptığı hamur işi, keki ya da kurabiyesi olabilirdi. Elbette başka yerlerden gelen ve yurtta kalan arkadaşlarımızı da düşündük ve onlara plastik tabak, çatal ve meşrubatları alma görevini verdik.

Geziden bir hafta önceden başlayarak dershanede okulda vb. yerlerde, biz haftaya burada yokuz, gibisinden cümlelerle havamızı da attık, o ot- böcek görmek istemeyenlere… Bize geriye sadece beklemek ve zamanı geldiğinde dolu dolu eğlenmek kaldı.

Gezi sabahı geldi çattı. Sabah her zamankinden erken kalkmak zorundaydım ama kalkmakta hiç zorluk çekmedim. Neden acaba…

Hepimiz sabahın köründe okulun önündeydik. Kargalar bile daha kahvaltısını etmemişti ama biz kimin annesi ne yaptı muhabbetine çoktan dalmıştık bile. Neyse biz oyalanırken otobüsümüz de geldi. Herkes istediği yeri kapabilmek için kapılar açılır açılmaz otobüse koşturdu. Kaçar mı? Tabii ki arka beşliyi biz kaptık ve arkadan öne doğru ikişerli koltuklara da bizim tayfadaki kızları oturttuk. Yerleşme aşaması kimsenin beklemediği kadar sorunsuz oldu. Meğer kimsenin yerinde kimsenin gözü yokmuş… Herkes el salladı ailesine ardından, bas gaza şoför bas gaza…

Yola çıktık çıkmasına ama herkeste bir uyku mahmurluğu.  Kendimize  gelmemiz yaklaşık bir saat aldı. Ama bir saat sonunda tam kıvamımızı bulduk. Önce bir fotoğraf çılgınlığı başladı. Otobüste olsaydınız flaşlar sizi kör edebilirdi. “Dur dilimi çıkarayım öyle çek,” “ Dur ayağımı uzatayım öyle çek.”  Özellikle kızlar iyice kaptırdılar kendilerini. Neyse kızlar da sonunda fotoğraf çekinmekten sıkılınca, şoförün  seçtiklerini dinlemektense kendi şarkımızı kendimiz söyleyelim dedik ve uzunca bir süre solo ve gruplar halinde en sevdiğimiz şarkıları söyledik. Şarkı söyleme faslı birkaç utangaç arkadaşımız hariç hepimiz için gezinin o ana kadar ki kadarki en eğlenceli bölümüydü. Cüneyt’in Alp Er Tunga sagusunu kendi uydurduğu melodiyle söylediği sırada Zeynep’in;

-   Ah be, bir de Uşak’tan Çanakkale’ye demiryolu olacaktı ki… dediğini hatırlıyorum. Sesimiz kesilene kadar şarkı söyleye söyleye vardık sonunda Yalova’ya.

İlk olarak adını bilmediğim termal bir otelin olduğu mevkide bulunan Atatürk Köşkü’nü ziyaret ettik. Köşk  sözle anlatılamayacak kadar güzeldi. İçeri o geniş kapıdan girerken burnunuza o harika tarih kokusu geliyor. Sol tarafta müthiş bir Osmanlı tablosu sağ tarafta yine o dönemden kalma bir ayna ve karşınızda misafir odası karşılıyor sizi. Rehber çok önceden ezberlediği ve daha önce defalarca tekrar ettiği metne, Atatürk Köşkü’ne hoş geldiniz diyerek başlıyor. Onun aceleci konuşmasından yakalayabildiğimiz kadarıyla anlıyoruz ki bu köşk buraya termale yakın olmasından dolayı özellikle inşa edilmiş.

Her yer çeşitli ülkelerden gelen hediyelerle bezeli. Rehber hepsini sayıyor saymasına ama biz daha birinin adını algılayamadan ikincisi geliyor.Rehberin arkasından kırmızı halıyı takip ederken sırasıyla yemek salonu ve Atatürk’ün kızları, hizmetçiler için ayrılan odalar, Atatürk’ün yatak odası, çalışma odası ve kahvaltısını ettiği balkonu geçtik. Rehber için  bir şey demeyeceğim, o anlattı  anlatmasına ama ben anlayamadım galiba. Yine de aklımda kalan en ilginç eşyalar; Çin vazoları, İran halıları, saraydan çıkma bir piyano, ikinci Abdülhamit’in kendi yaptığı bir aynalı masa ve ikinci kata çıkarken merdivenin hemen yanında duran Mısır’dan gelme bir vazo... Atatürk’ün kişisel eşyaları ve bazı resimleri de ışıklı bir vitrinde sergileniyor.

Köşkten ayrılırken hepimiz fotoğraf çekemedik ne yazık,  diye düşünmekten alıkoyamadık kendimizi. Girişte “ Fotoğraf çekmek ücretli, üç lira verirseniz çekebilirsiniz.” denmişti. Keşke ücretli olmasına  kızıp inat etmeseymişiz. Ama ne mantığı var ki , değil mi?

Köşkten biraz aşağıda termal, onun da aşağısında bir restoran var. Orada yemeğimizi  yeyip  yollara düştük. Güle oynaya vardık Hayrettin Karaca Botanik Parkı’na. İçerisi ayrı bir dünya. Çimler bile o kadar yumuşak ki, acaba ortamın büyüsüne mi kaptırıyorum kendimi, diye düşünmeden edemiyorum. Dayanamayıp çıtı pıtı rehber ablamıza sorunca öğrendim ki çimler özel bir çeşitmiş. İçerisini görseniz siz de benim gibi beş yüz dönümlük arazinin yalnızca on üç      dönümünün gezilmesine üzülürsünüz. Rehber abla bir ağacı tanıtıyor ardından, bir an önce bitse de gitsem, yüz ifadesiyle sevgili müdür yardımcımızın bitmez sorularını cevaplıyor:

-Hı hı…Evet hocam öyle de denebilir. Bence öyle de düşünülebilir…

Biz de bu sırada fotoğraf çekiyoruz.

Gezinin sonlarına doğru, sevgili müdür yardımcımız, rehber ablanın sevecenliğinden güven almış olacak ki; Hayrettin Ağabey gelmeyecek mi? diye patlattı bombayı. Hepimiz gülmeye başladık. Sanki hoca tanıyor, buranın kurucusunu gibi konuşmalar geçti kulaktan kulağa.

Aradan beş dakika geçti geçmedi ne olsa beğenirsiniz. Karaca Arberetum’um kurucusu seksen altı yaşındaki Hayrettin Dede, Müdür Yardımcımızın deyimiyle Hayrettin Ağabey, çıkageldi. Üzerinde yine her zamanki gibi kırmızı kazağı vardı. Saçları sakalları bembeyaz, çok tonton bir dede. Yürüyüşünden belliydi biraz da aksi olduğu. Nitekim yine aksiliği tuttu ve üzerimizdeki İngilizce yazılar olan, baskılı tişörtlerimizden dolayı kızdı. Bize bir şeyi hatırlattı. Aynen şöyle dedi, Hayrettin Karaca:

-Eğer havamız kirlenirse temizleyebiliriz, sularımız kirlenirse tedbir alabiliriz ama bir ülkenin kültürü, dili ve toprağı giderse işte onu geri çeviremeyiz…

Bu konu üzerinde uzun bir konuşmadan sonra ben kendi adıma o tişörtü giydiğim için utandım. Öyle yavaş öyle içine işleyen bir konuşması vardı ki hepimiz çok etkilendik. Ve Karaca Arberetum’dan Hayrettin Karaca ile bir fotoğraf çekindikten sonra harika anılarla ayrıldık.

Buradan sonra Süs Bitkileri Fuarı’na ve Koru park Alışveriş Merkezi’ne de gittikten sonra bu kadar macerayı bu kadar anıyı bu kadar kısa sürede yaşamanın vermiş olduğu yorgunlukla dönüş yoluna koyulduk.

Eğer Yalova ya gitmemiş ve buraları gezmemiş iseniz ben gezmenizi tavsiye ederim. Sakın rehber ablayı fazla oyalamayın ve parka girerken az da olsa bir bağış yapmayı unutmayın. Ayrıca baskılı tişört de giymeyin.

                                                                                                                       Atatürk Anadolu Lisesi / Biga

                                                                           

 

 

 

iletişim