|
Muhteşem bir düzeni var evrenin.
Dur durak bilmez nefes nefese bir hareketlilik
içinde; ama bir o kadar da sessiz, sakin,
huzurlu.
Milyarlarca yıldır, sürer gider bu
sakin hareketlilik. Dünya, diğer
arkadaşlarıyla döner durur Güneş’in etrafında.
Yaramaz çocuklar gibi koşuşturur dururlar.
Güneş ise anaç değil, daha çok babaç bir
tavırla ciddi, sinirli, delici bakışlar
fırlatır çocuklara. Sert erkeklerden hoşlanan
bekar yıldız kızları da göz kırpar durur
Güneş’e. Ay’ın ise ayrı bir yeri vardır
uzayda. O kadar kendine düşkün o kadar
süslüdür ki; Her yerini aynalarla bezemiştir
Ay. Dedikoducu yıldızlar arasında kulaktan
kulağa dolaşır bencilliği. Yine de
aynalarından yansıyan ışığı sevenler ses
çıkarmazlar bencilliğine ve güzelliğini
süslülüğüne yormadan edemezler.
Durmak bilmez evren, bir dakika
dinlenmez sürer gider… Yıldızlar göz
kırpmaktan, Ay aynalara bakmaktan sıkılmaz.
Güneş bir türlü silemez yüzünden o ciddi
ifadeyi. Ve dünya döner durur…
Her mevsim toprakta atar kalbi
Dünya’nın. Sonbahar silker üzerinden
uyuşukluğu, Kış’a hazırlar onu. Kış geldiğinde
en büyük sürpriz Toprak Ana’nın habersiz
düğünü olur. Bir yıldır onu bekleyen Doğa
sevdiğine kavuşur. Ve baştan giyer beyaz
gelinliğini Toprak..
En güzel mevsimi Kıştan sonra
gelir Dünya’nın. Başında kavak yelleri eserken
henüz balayındaki Doğa’nın. Öyle özel bir
büyüsü vardır ki baharın Ay bile kendinden
başkasına ilk kez bakar bahar hakim olduğunda
Doğa’ya. Bir anlık bile olsa sert ifadesi
siliniverir Güneş’in. Hatta yıldızlar bile
Dünya’ya göz kırpmaya başlar. Kalp atışları
hızlanır Dünya’nın. Nabzı uyandırır toprağı ve
kışın uyuyanları. Kulaklarında romantik bir
melodi çalar, pembe gözlüğünü takar ve pembe
hayallere dalar…
Uyanırken aksi aksi kikirdeşir
sincaplar. Ama görünce baharda yeni yeşeren
meşe palamutlarını; ağızlarının suyu akar,
unutuverirler kızgınlıklarını. Pembe pembe
kızardığında Dünya, göz kırpan yıldızlara olan
utancından, leylekler de anlar yolculuk
vaktinin geldiğini ve ısınan bölgeye
damlayıverir. Gelirken de şöyle bir kolaçan
ederler balık çiftliklerini, pirinç
tarlalarını.Bakmayın obur olduklarına asla
ödün vermezler çırpı bacaklı hallerinden.
Koyunlar kuzularını bu mevsimde tanıştırır
doğayla, en güzel halini görsünler diye ilk
kez.
İnsanlar da aynı heves içindedir,
Dünya’nın kulaklarında çalan şarkıdan olsa
gerek Aşk Meleği kol gezer insanların arasında
ve tatlı bir rüzgâr gibi eser yüreklerinde.
Uyandığından beri faaliyette olan toprağın
yeşerttiği, bin bir renge boyadığı ürünlerine
bakarak hasat mevsiminin hayali kurulmaya
başlanır. Oysa şu an bile kimsenin bitmesini
istemediği bir hayalin içindedirler.
Hayal sanki gerçekten hayal gibi,
rengarenk oluverir Dünya. Cennet bahçelerini
andırır, Aşk Meleği’nin yabancılık çekmemesini
ister gibidir adeta.
İşte bu yüzden adı geçtiğinde bile
baharın, hızlandırır kalplerini insanların ve
neşeyle doldurur zihinlerini. İşte bu yüzden
tatlı heyecanlar eksik olmaz baharda ve bu
yüzden böyle coşkuyla kutlar Türkiye’m
Nevruz’u, baharı…
Hani hiç durmazdı evren… Nefes alacak vakti
bile yoktu hani… Yavaşlar evren sakin sakin,
kalp atışları yavaşlar ve atmaz olur o anda.
Tüm evrenin; Güneş’in Ay’ın yıldızların hatta
Dünya’nın; toprağın, ağaçların, çiçeklerin,
dünyadaki tüm ülkelerin kalbi Anadolu’m da
atar o an çalan davulların eşliğinde. Yaşlı
ninelerin, genç kızların,yaramaz köy
çocuklarının, fidan gibi delikanlıların
kalpleriyle birleşir sanki her şeyin kalbi ve
birlikte coşar birlikte taşar bu HAYALİ
kutlamak için. Halaylar çekilir, horonlar
tepilir, yorulmak olmaz o gün.Adeta tüm evren
enerjisini verir yaşlı nineme, genç kızlarıma,
fidan delikanlılarıma…Kardelen çiçeği de açar
ayaklarının dibinde gülümser onlara ve son kez
baharın geldiğinin haberini verir. Sonra yavaş
yavaş durulur her şey, yavaşlar davulun sesi
ve çalmaz olur sonunda. O an birlikte olan tüm
kalpler yerine döner ve atmaya başlayıverir
yeniden tüm evrenin kalbi, sanki zaman durmuş
gibi, ya da gerçekten bir hayal gibi. Güneş
eski sinirli ifadesine, Ay bencilliğine
kavuşur. Kaldığı yerden devam eder yaşam.
Her güzel şey gibi çabucak bitince
bahar, Güneş takar şişe dibi gözlüklerini ve
diker alev alev bakışlarını üzerimize.
Kahverengi ve koyu yeşile çevirir öfkesi o
rengarenk bahçeleri. Dünya çıkarır pembe
gözlüğünü eski haline döner. Toprak ana
sevdiğinden ayrılmanın hüznüyle çekilir kendi
köşesine. Gelecek yıl yine giymek üzere
sandığa kaldırır beyaz gelinliğini. Ve gelecek
baharın hayaline dalar gider…
Seçkin AKBAL
10 Fen-A 343
|