maviKAN

"her şey insanla güzel,her şey insan için."

ANA SAYFA

 

 

     ceren yılmaz

 

birlikte sonsuza

 

 

 

 


 

Bir damla, sonra bir damla daha… Gözlerinden süzülen her damla, yüreğine akıyor, oradaki yaraların üstünü örtmeye çalışıyordu. Bir an kendine neden ağladığını sordu Eylül. Cevabı kendisini bile ürkütüyordu. Durumuna isyan etti Eylül:

–Barış varken bu düşmanlık niye? Neden izin vermiyorlar evlenmemize? Allah’ım! Neden ikimizi aynı şehirde yaratmadın? Neden?

  Tekrar hıçkırıklara boğuldu Eylül. Omzuna dokunan elle birden irkildi. Gelen Murat’tı. Yavaşça Eylül’ün yanına oturdu. Eylül’ün yaşla dolu gözlerine baktı.

  O an yaralı bir serçeye benzetti Eylül’ü. Yaralarını

Sarmak istedi. Sıkıca sarıldı ona. Ama Eylül’ün hıçkırıkları dinmiyordu:

–Eylül lütfen ağlama. Bir gün evleneceğiz. Kimse bize engel olamaz, dedi usulca.

–İyi ama ne zaman? Yüz yıl sonra mı? Bin yıl sonra mı? Yoksa hiç mi? Ne zaman? Çok yoruldum Murat. Birbirimizi görebilmek için buralara kadar geliyoruz. Ama neden? Sadece düşmanlık yüzünden. Bizim suçumuz neydi? Birbirimizi sevmek mi, Diye haykırdı Eylül.

–Eylül böyle yapma, derken Murat da ağlıyordu.

–Elbet bir gün…

–Nasıl Murat, nasıl? Üç yüz yıllık düşmanlığı bizim aşkımız yıkabilir mi sanıyorsun?

–Elbette yıkar! Sadece kendine inan, aşkımıza inan Eylül! Aşkımızı asla küçümseme!

    Gökyüzüne baktı Murat:

–Şu yıldızları görüyor musun? Ne kadar çoklar. Ama güneş doğduğunda hepsi siliniyor. Bizim aşkımız güneş, Eylül! Yoluna çıkan bütün yıldızları silecek.

   Eylül ün özleri ışıldadı. Aşkına inancı tamdı. Bir anlık umutsuzluk onu karamsar yapmıştı. Vazgeçmeyecekti…

*****

     Eylül eve geldiğinde annesi ve babası onu bekliyordu. Fena yakalanmıştı.

    Babası:

  –Hemen buraya gel Eylül! Diye kükredi.

    Eylül yavaş ve ürkek adımlarla ilerliyordu. Babasının bakışları onu ürkütüyordu.

–Yine neredeydin?

–Baba ben…

–Sus! Cevabi ben vereyim. Yine o Netonyalı çocuğun yanındaydın değil mi? Sen Keyra’nın yüz karasısın.

–Ama baba! Ben Murat’ı seviyorum.

–Olmaz! Olamaz! Keyra ile Netonya düşman. Sen de düşmanla iş birliği yapamazsın. Buna asla izin vermem. Şimdi odana git ve yarına kadar orada kal!

        Eylül odasına gitti. Kapıyı kilitledi, yatağının üzeri- ne kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Uzun bir süre ağladıktan sonra gözyaşlarını silip pencereye yöneldi. Güneş doğuyordu. İnsanin içini paralayan bir şekilde iç çekti ve:

–Aşkımız yıldızları silebilecek mi Murat? Ah keşke, keşke sevgi tüm dünyayı aydınlatabilse…

*****

Her Pazar olduğu gibi ailesine yalan söyleyerek evden çıktı Eylül.  Çok sevdiği atı Gölge’ye binip iki ülkenin arasında pek az kişin bildiği bir köye sürdü onu.

   Gölge ismini hak ediyordu. Şimşek kadar hızlıydı. Fakat Gerçek bir gölge gibi sessiz ve gizemliydi. Eylül ve Murat’ın aşkının tek şahidiydi.

    Her zamanki banka oturdu ve beklemeye başladı Eylül. Hava çok güzeldi. Güneş parlıyordu. Sanki o gün tüm canlılar mutlu gibiydi. Kuşların cıvıltısını dinlerken Murat’ı gördü Eylül. Bir an göz öze geldiler. Birbirlerine gülümsediler. Murat Eylül’ün yanına oturdu.

    Sohbet etmeye başladılar. Ama Murat’ta bir değişiklik vardı. Çok durgundu. Arada bir dalıp gidiyordu. Eylül dayanamayıp sordu:

–Neyin var Murat? Çok durgunsun. Seni üzecek bir şey mi yaptım?

    Eylül’ün sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı Murat:

– Yoo hayır. Sadece düşünüyordum.

    Birkaç saniye durakladı.

–Eylül, dün bütün gece düşündüm. Bu böyle gidemez. Biz birbirimizi seviyoruz. Evlenmemize izin vermeseler de, ben seninle evlenmek istiyorum.

–İyi ama nasıl?

Kaçalım. Bizi kimsenin bulamayacağı yerlere gidelim. Kimse bize karışamaz. Evleniriz, bir evimiz olur.

    Umutlanmıştı Eylül. Murat haklıydı.

–Harika! Peki ne zaman?

–Önce kendimizi unutturmalı dikkat çekmemeliyiz. Bahar aylarında olmaz. Buldum. Eylül… Eylüle ne dersin? Böylece ismin kadar güzel eylül ayında evlenmiş olacağız.

    Eylül’ün gözleri umutla parladı. Ne diyeceğini bilemiyordu. O yüzden kafasını sallamakla yetindi. Mutluluktan uçuyordu.                               

*****

Nihayet Pazar günü gelmişti. Yine aynı yere koşarak gitti Eylül. Yine aynı banka aynı heyecanla oturdu, beklemeye başladı. Çok geçmeden Murat göründü. Koşarak geliyordu:

–Eylül, her şeyi planladım, dedi nefes nefese. Sonra planı bütün ayrıntılarıyla anlatmaya başladı.

    O anlattıkça Eylül’ün gözleri daha çok parlıyordu. Umut doluyordu içine. Hayal edebiliyordu. Eylül ayında, sonbahar yapraklarının arasında, Eylül beyaz gelinlikle… Murat’ın elini tutmuş elerine doğru yürüyorlar. Minicik şirin ve içi sevgiyle kaplı bir ev… Düşündükçe yüzüne yayılan daha da büyüyordu. Eylül’ün.

–Murat bu harika! Düşünsene eylülde evlenmiş olacağız. Hımm şimdi mayıs… Haziran, temmuz, ağustos ve eylül üç ay… Üç ay sonra evleneceğiz!

*****

Murat ve Eylül planlarını kimseye anlatmadan uygulamaya başlamışlardı. Murat Keyra ve Netonya’ya kilometrelerce uzaktaki bir şehirde bir ev bulmuştu bile. Planla ilgili her şey hazırdı. Sadece eylül ayının 1’ini bekliyorlardı. Günler, saatle bambaşka bir heyecanla geçiyordu. Hatta anne ve babalarının eziyetlerini bile umursamıyorlardı. Nasıl olsa evleneceklerdi. İkisi de bulutların üzerinde uçuyordu. Her geçen dakika, her geçen saniye bir kazançtı onlar için. İkisinin de düşündüğü tek şey birbirleriydi.

*****

Nihayet zaman gelmişti. Ağustosun 31’i saat saba- hın 1’iydi. Eylül odasında yatağının üzerine oturmuş bekliyordu. Camdaki tıkırtıyı duyunca heyecanla pencereye koştu:

–Murat neredesin, dedi kendisinin bile zor duyduğu bir sesle.

–Buradayım, diye bir ses geldi çalıların arasından.

–Tamam. Eşyalarımı toplayıp geliyorum.

    Birkaç dakika sonra pencereden bir ip sarktı. İpe tutunarak aşağıya indi Eylül. Elinde içerisinde birkaç elbise ve birkaç günlük yiyecek olan bir çanta vardı.

–Hadi hemen gidelim, dedi Murat.

    Koşmaya başladılar. Fakat Eylül’ün babası onları görmüştü.

    Hemen saray muhafızlarına bir Netonyalının gelip kızıyla birlikte kaçtığını söyledi. Muhafızlar Eylül ve Murat’ı tanıyor ve onlardan nefret ediyorlardı. Onlara zarar vermek için ellerinden geleni yaparlardı.

Eylül ve Murat tam şehirden çıkıyorlardı ki, muhafızlar onları yakaladı.

–Bırakın bizi, diyen Murat ve Eylül’ün sesi muhafızlarla birlikte karanlıkta kayboldu.

    Çok geçmeden Ölüm Uçurumu’na geldiler.

–Bizi buraya neden getirdiniz, diyen Murat bir yandan da kurtulmaya çalışıyordu. Muhafız kahkaha atarken:

–Evet, sana söylemiştik, Eylül. Ülkene ihanet ettin. Şimdi ülkene yeğlediğin sevgilinin parçalanmasını izlemek inan çok hoşuna gidecek, dedi ve Murat’ı bir hamlede uçuruma itti.

    Murat ince bir dal yakaladı ama fazla dayanamayacağını hepsi biliyordu.

    Bir anlık şaşkınlık geçiren Eylül:

–Murat, diyerek uçurumun kenarına koştu. Elini uzattı.

–Elimi yakala.

    Murat Eylül’ü görünce:

–Eylül, seni sonsuza dek seveceğim, dedi.

–Murat lütfen vazgeçme. Sonsuza dek birlikte olacağız ama sakın vazgeçme. Lütfen beni bırakma.

   Murat son bir gayretle Eylül’ün elini yakaladı. Eylül can havliyle çekiyor, sevgilisini kurtarmak istiyordu. Fakat mutlu sonlara tahammül edemeyen muhafız Eylül’ü de uçuruma itti ve Eylül ile Murat birlikte sonsuzluğun boşluğunda hayata gözlerini yumdular.

Bir hafta sora vadinin dibinden geçen bir çiftçi kolları birbirine kenetlenmiş iki ceset buldu.

 Birbirine gülümseyen iki ceset

iletişim