giresunvho.sitemynet.com
TVHB
GİRESUN VETERİNER HEKİMLERİ ODASI
Boş Sayfa YÖNETİM KURULU
ÜYELERİMİZ
ODA FAALİYETLERİ VETERİNER BİLİM HABERLER DUYURULAR MESLEKİ YAZILAR MEVZUAT HAYVAN BAKIM-BESLEME HAYVAN HASTALIKLARI GIDA VE VETERİNER HALK SAĞLIĞI Basın Bültenleri Sizlerden Gelenler Giresun'u Tanıyalım İLETİŞİM LİNKLER site tasarım

HAYVAN HASTALIKLARI


Ülkemizde görülen yeni bir zoonoz hastalık

KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİ

Giriş: İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden ve sayıları gittikçe artan arbovirüsler, artopodların vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar halinde görülen önemli bir enfeksiyon hastalığı grubunu oluşturmaktadır. İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa süren ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit ve raş ile ön plâna çıkan sendromlar şeklinde görülür. Arbovirusların biyolojik silah olarak kullanım alanı bulmaları önemlerini daha da artırmaktadır. Bu sendromlardan kanamalı ateşler grubunda yer alan Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), 2002 ve 2003 yıllarının bahar ve yaz aylarında bazı illerimizde görülmüş ve Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu çalışmalar neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır. KKKA, Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirdiği, şiddetli bir seyir gösteren ve fatalitesi oldukça yüksek (yaklaşık % 30; bu rakam bazı kaynaklarda daha yüksek olarak verilmiştir) olan bir hastalıktır. Hastalık, hayvanlarda, insanlara nazaran daha yaygın olarak görülmekte olup, zoonoz karakterli bir hastalıktır; sporadik vakalar veya salgınlar şeklinde insanlarda da görülebilmektedir. Bu grup virüsler, 100 nm (nanometre) büyüklüğünde, RNA içeren, heliksel kapsidli ve zarflı virüslerdir. KKKA ilk olarak 1944 yılında Kırım'da görülmüş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 1956 yılında Kongo'da görülen hastalığın, 1969 yılında Kırım Kanamalı Ateşi ile aynı olduğunun farkına varılmış ve hastalık bu tarihten itibaren bugünkü bilinen ismiyle anılmaya başlamıştır. Klinik Özellikleri Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kollarda, bacaklarda ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin bir iştahsızlıkla başlar. Bazen kusma, karın ağrısı veya ishal olabilir. İlk günlerde yüz ve göğüste peteşi ve konjonktivalarda kızarıklık dikkati çeker. Gövde ve ekstremitelerde ekimozlar oluşabilir. Epistaksis, hematemez, melena ve hematüri sıktır. Bazen vajinal kanama da olabilir. Genellikle hepatit görülür. Ağır olgularda hastalığın 5. gününden itibaren hepatorenal ve pulmoner yetersizlikler görülebilir. Ateş 5 veya 12. güne kadar çıkar ve lizisle düşer; nekahat dönemi uzun sürer. Ölüm olayları daha çok hastalığın ikinci haftalarında (5-14 gün) görülebilmekte ve bu oran yaklaşık % 30'ları bulabilmektedir. İyileşme hastalığın dokuzuncu veya onuncu günlerinde olmaktadır. Laboratuvar bulgusu olarak özellikle lökopeni ve trombositopeni dikkati çekmektedir. AST, ALT, CK ve biluribin değerlerinde yükselmeyi alkalen fosfataz, GGT ve LDH'daki yükselme takip eder. Protrombin zamanı, a PTT, ve diğer pıtılaşma testlerinde belirgin bozukluk görülmektedir. Bariz kanama olmasa da hemoglobin düzeylerinde düşme gözlenebilir. Epidemiyoloji Hastalık sıklıkla Afrika, Asya, Ortadoğu ve Doğu Avrupa'da endemiktir. KKKA'nın, 2001 yılında Kosova, Arnavutluk, İran, Pakistan ve Güney Afrika'dan sporadik vakaları ve epidemileri de bildirilmiştir. Virüs, bir çok evcil ve yabani hayvanı enfekte etmektedir. Bir çok kuş virüse karşı dirençli iken, virüsün yayılmasında önemli rol oynarlar. Hayvanlardaki hastalık enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır. KKKA'nın bulaşmasında Hyalomma soyuna ait keneler daha büyük bir yere sahiptir. Virüs kenelerde, transovaryal ve transstadial pasajlarla idame olur; keneler arasında venereal olarak bulaşmanın olduğu da bildirilmektedir. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder; ergin kene olduğunda da hayvanlardan ve insanlardan kan emerken bulaştırır. Bu soya ait keneler Ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yerleşmişlerdir. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Kenelerin türlere göre değişmekle beraber küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlardan kuşlara kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur. Hastalık daha çok hayvancılıkla uğraşanlarda, mezbaha çalışanlarında ve kırsal alanda yaşayanlarda görülebilmektedir. Enfekte hayvanların kan ve dokuları ile temas sonucu da geçiş olabilmektedir. Ayrıca nosokomiyal enfeksiyon oluşturma riski de bildirilmektedir. Hastalığın geçirilmesi sonucunda bağışıklık bir yıl kadar sürebilmektedir.Kuluçka Süresi Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını müteakip kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir.Tanı Tanı için biyogüvenlik açısından tam güvenli laboratuvarlara ihtiyaç vardır. Tanıda, virüsün kan ve doku örneklerinden izolasyonu, virüs antijeninin ve virüse karşı oluşmuş antikorların serolojik olarak gösterilmesi kullanılmaktadır. Oluşan antikorlar serolojik yöntemlerden en hızlı ELISA ile saptanabilmektedir; IgG ve IgM antikorları hastalığın yaklaşık 6. gününden itibaren serumda belirlenebilir. IgM'ler 4 ay kadar serumda belirlenebilirken, IgG'ler azalır; ancak, yine de 5 yıla kadar IgG antikorlarına rastlanabilir. Bazı kişilerde hastalık, özgül antikorlar kanda belirlenene kadar ölümle sonuçlanabileceğinden tanı konulamayabilir. Bu durumlarda tanı özellikle hastalığın ilk 5 gününde kan ve dokulardan alınan örneklerden virüs izolasyonu ile yapılabilir. Bu amaçla hücre kültürleri, immünfloresan ve EIA kullanılabilmektedir. Son zamanlarda, PCR gibi moleküler teşhis yöntemleri başarı ile kullanılmaktadır.
Korunma ve Kontrol: Tüm enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi KKKA'da da korunma ve kontrol önlemlerinin alınması çok önemli ve gereklidir.Hasta ve hastanın çıkartıları ile temas sırasında mutlak üniversal önlemler alınmalıdır. Genellikle hava yolu ile bulaşmadan bahsedilmemektedir. Ancak, kan ve vücut sıvıları ile temastan kaçınılmalıdır. Bu şekilde bir temasın söz konusu olması halinde, temas edenin en az 14 gün kadar ateş ve diğer belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir.Kene mücadelesi çok önemli olmakla birlikte oldukça zor bir iştir. Keneler yumurta dönemleri hariç diğer biyolojik evrelerinde insanlara saldırarak kan emebilir. Hem mera keneleri hem de mesken keneleri gelişmelerini sürdürebilmek ve nesillerini devam ettirebilmek için konakçılarından kan emmek zorundadırlar; genel olarak da konakçı spesifitesi göstermezler. Coğrafik bölgelere göre ve türlere göre değişmekle beraber, KKKA'yı bulaştıran Hyalomma soyuna ait keneler genel olarak nisan ve ekim aylarında aktiftirler; bu dönemlerdeki salgınların sebebi de budur. Bu nedenle öncelikle konakçılar kenelerden uzak tutulmalı ve kenelerin kan emmeleri engellenmelidir.· Mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınılması gerekmektedir. Hayvan barınaklarına veya kenelerin bulunduğu alanlarda bulunulması durumunda, vücudun belirli aralıklarla kene yönünden aranmalı; vücuda yapışmamış olanlar dikkatlice toplanıp öldürülmeli, yapışan keneler ise ezilmeden ve kenenin ağız kısmı koparılmadan (bir pensle sağa sola oynatarak, çivi çıkarır gibi) alınmalıdır. Bunun için en uygun olanı, kan emme durumunda olan kenelerin üzerine eter, kloroform, alkol yada gaz sürülerek kendiliğinden deriyi terk etmeleri sağlanmalı, bundan sonra öldürülmelidir. · Diğer önemli hususlardan birisi de piknik amaçlı olarak gidilen su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde bulunanlar döndüklerinde, mutlaka üzerlerini kene bakımından kontrol etmeli ve kene varsa usulüne uygun olarak vücuttan uzaklaştırmalıdır. Çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerden uzak durulmalı, bu gibi yerlerde çıplak ayakla veya kısa giysilerle girilmemelidir. Ormanlarda çalışan işçilerin ve ava çıkanların lastik çizme giymeleri veya pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları kenelerden koruyucu olabilmektedir. Hayvancılıkla uğraşanlar hayvanlarını kenelere karşı uygun akarisitlerle ilâçlamalı ve hayvan barınakları kenelerin yaşayamayacağı şekilde yapılmalı, çatlaklar tamir edilmeli ve badana yapılmalıdır. Kene bulunan hayvan barınakları yine uygun akarisitlerle usulüne uygun olarak ilâçlanmalıdır. Gerek insanları gerekse hayvanları kene saldırılarından korumak için repellent olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. Repellentler sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek kullanılabilmektedir. Aynı maddeler hayvanların baş veya bacaklarına uygulanabilir; ayrıca, bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.· Kenelerin çevrede çok olması halinde mera, çayır, çırpı ve gür otların bulunduğu yerler gibi kenelerin yaşamasına müsait alanlarda, diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, insektisit uygulamalarına başvurulabilir. Açık alanlara insektisit uygulamalarının uygun görüldüğü durumlarda uçak, helikopter, püskürtme cihazı monte edilmiş araç veya sırtta taşınan pompalar kullanılmalıdır.Açık alanlarda yapılabilecek kene mücadelesi amacıyla, her bir hektara aktif madde olarak carbaryl ve propoxur hektara 2 kg, deltamethrin ve lambda-cyhalothrin 0,003-0,3 kg, permethrin 0,03-0,3 kg, pirimiphos-methyl ise 0,1-1 kg olarak uygulanabilmektedir. Kene mücadelesi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile bu Bakanlığın il ve ilçe teşkilâtlarının önerileri ve direktifleri doğrultusunda yapılmalı; problemin, yerel yönetimlerin ve ilgili diğer sektörlerin konuya hassasiyetle yaklaşmaları ve gereken önemi vermeleriyle çözülebileceği de unutulmamalıdır.

Kaynak:www.infeksiyon.org

AVIAN INFLUENZA
(Tavuk vebası, Kuş gribi)

Ragıp BAYRAKTAR
Uzman Veteriner Hekim

Hastalığın Tanımı

Tavuk vebası, kanatlılarda Orthomyxoviridae familyasındaki viruslardan A tipi Avian influenza virusu tarafından oluşturulan, solunum ve sinir sistemine ait belirtilerle birlikte yüksek mortalite ile seyreden akut bir hastalıktır.


Hastalığın Önemi

Tavuk vebası, bütün dünyada büyük ekonomik kayıplara neden olan bir hastalık olup tavukçuluk sektörünü tehdit eden önemli viral hastalıklardan biri olarak kabul edilmektedir.

Avian influenza virusunun A, B ve C antijenik tipleri vardır. B ve C tipi yalnız insanlarda hastalık oluşturur. A tipi ise, insan, domuz, at, balina, Amerikan vizonu ve kanatlılarda solunum yolu enfeksiyonu oluşturduğu tespit edilmiştir.A tipi viruslar Hemaglutinin (HA) ve Neurominidase (NA) antijenik yapılarına bağlı olarak alt tiplere ayrılmışlardır. Bilinen 15 farklı Hemaglutinin (H) ve 9 farklı Neurominidase (N) tipinin varlığı söz konusudur. Kanatlı hayvanlarda 80'den fazla farklı özellikte inluenza virusu izole edilmiştir. Bunlar arasında en fazla patojenik olanları (Tavuk Vebası virusu (H7N7), Hindi İnfluenza virusu (H6N2, H8N4), Tavuk Scot/59 (H5N1), Tern/Güney Afrika (H5N3) viruslarıdır.

İnfluenza virusları ılıman ve kutuplara yakın bölgelerdeki insan, domuz ve at populasyonlarında belirli zamanlarda, özellikle kış mevsiminde, tropikal ve subtropikal bölgelerde ise bütün yıl boyunca görülmektedir. Bununla beraber kanatlı ve deniz memelilerinde herhangi bir zamanda influenza salgınları çıkabilir. Öldürücü bir hastalık olan Avian influenza'nın etkeni birçok ülkede izole edilmiştir. Hastalık son on yılda Meksika, Avustralya, Hong Kong ve İtalya da görülmüştür. Bu günlerde (8 Ocak 2004 9 Şubat 2004) Asya ülkelerinde (Kore, Vietnam, Japonya, Çin, Tayland, Kamboçya, Hong Kong, Pakistan ve Endonezya) A tipi viruşun H5N1 serotipi büyük salgınlar yapmakta ve en son olarak da A.B.D'de 9 Şubat 2004 tarihinde görülmüş olup ABD ve Pakistan'da izole edilen A tipi viruşun H7 serotipidir.

Kıtalar arası çıkan salgınlarda, virusun subtiplerinde bir benzerlik yoktur. Bu da şunun önemini vurgular; yatay enfeksiyonların yanında, genetik mutasyonlarda hastalığın etkisi ve şiddeti üzerinde büyük bir rol oynamaktadır. İtalya’da yaşanan problemler devamında, genetik değişimin gerçekten problemlere sebep olabileceği ortaya konulmuştur. Daha önceki yıllarda ise; ABD, Kanada, Fransa, Rusya, İsrail, Almanya, Macaristan, Çekoslavakya, Yeni Zelenda ve Hindistan'da görüldüğü rapor edilmiştir. Virus hemaglutinasyon ve hemadsorbsiyon özelliğine sahiptir. Virusun bütün suşları embriyolu tavuk yumurtasında ürer ve embriyoyu öldürürler. Enfekte embriyoda yaygın hemorajiler oluşturur. Virus doku kültüründe de ürer. Ribonükleoprotein antijenlerine göre tiplendirilir. Virus daha çok ördeklerden izole edilmekle birlikte hindi, tavuk, sülün, evcil kaz, bıldırcın, tavus kuşu, muhabbet kuşu, martı, bataklık kuşları, keklik, deniz kuşları, beç tavuğu ve papağan cinslerinden de izole edilmiştir.

Çok patojen Avian influenza virusları ile oluşan hastalık vakalarında genellikle solunum güçlüğü, aşırı göz yaşı, yüz ve başta ödem, deri altında siyanoz ve hemoraji, ibik ve sakallarda siyanoz ile ishal görülür. Tavuk ve hindilerde kimi zaman hiçbir belirti görülmeden de ani ölüm şekillenebilir.

Orta patojen suşların neden olduğu hastalık formunda anoreksi, depresyon ve verim düşüklüğü görülür. Yumurtacı hayvanlarda % 75- 80 verim kaybı ile tüm kanatlılarda % 10-100 arasında ölüm görülür

Ülkemizde hastalık şu ana kadar görülmemiştir fakat Asya, Orta Doğu ve İtalya'da hastalığın yakın zamanda görülmesi, tavukçuluk sektörünün global yapısı, gerek gen kaynaklarının gerekse aşı ve biyolojik maddelerin dış kaynaklı olması hastalığın ülkemizde görülme riskini artırmaktadır.


Hastalığın Yayılması

Bulaşmada göçmen kuşlar önemli rol oynamaktadırlar. Enfekte kuşların gaitaları ve sekresyonları ile bulaşık yem, su, alet-ekipman, personel, kuluçkahanede kırılan yumurtalar yayılım nedenleridir. Hastalığın horizontal bulaşması (yatay bulaşma yani hayvandan hayvana) çok rastlanan bulaşma şeklidir. Vertikal bulaşma (dikey bulaşma yani tavuktan yumurta yoluyla civcive) ile ilgili kesin bir kanıt bulunmamakla beraber enfekte hayvanlardan elde edilen yumurtaların kabuklarında etkenin varlığı tespit edilmiştir. Virusun hava yolu ile taşınması bir kaç kilometre ile sınırlıdır. Ayrıca hastalık böcekler, kan emici sinekler ve rodentlerle enfekte hayvanlardan duyarlı olanlara mekanik olarak bulaşır. İnkubasyon periyodu birkaç saat ile iki üç gün arasında değişebilmektedir.

ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA HASTALIĞIN DURUMU TÜRKİYE

Ülkemizde şu ana kadar hastalık görülmemiştir. Hastalıkla ilgili yönetmelik ve talimatımız AB’ye uygundur. Bakanlığımız, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğümüzün 24.10.2002 tarih ve 250.10.10.11/HHM-42-11030 sayılı Tavuk vebası (Avian Influenza) hastalığını izleme talimatı gereğince hastalığın Ülkemizdeki durumunu belirlemek amacıyla bir izleme çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada Enstitümüze bağlı illerden toplanan 5.100 adet kan serumu AGP metoduyla test edilmiş olup, hastalığa ait antikor tesbit edilmemiştir. Diğer Enstitülerce elde edilen sonuçlar da negatiftir. Ülke genelindeki Sero-survey sonuçları Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından rapor edilmiştir.

BELÇİKA

14 Nisan 2003'e kadar toplam 212 vaka tesbit edilmiş olup, 13.600.000 milyon adet kanatlı hayvan imha edilmiş olup 800 den fazla kümes koruma ve izleme sonunda bulunmaktadır.

16 Nisan 2003 tarihinde 1 vaka (yumurtacı damızlık) tespit edilmiş olup, 10.500 duyarlı hayvandan 550 adedi ölmüş, geri kalan 9.950 kanatlı hayvan imha edilmiştir.

28 Nisan 2003 tarihinde 3 vaka (yumurtacı damızlık) tespit edilmiş olup, 64.700 duyarlı hayvandan 2.000 adedi ölmüş, geri kalan 62.700 kanatlı hayvan imha edilmiştir.

Bu vakalarda direkt temas ve hava bulaşma yolu olarak tespit edilmiş, son vakalardaki epidemiyolojik araştırmalar sürmektedir. Yapılan izolasyonlarda Brüksel/Veteriner ve Agrokimya Araştırma Enstitüsü tarafından Çok Patojen Tavuk Influenzası (Highly Pathogenic Avian Influenza-HPAI) tespit edilmiş ve H7N7 subtip olarak tiplendirilmiştir. Hastalık kontrolünde karantina, imha ve aşılama yöntemleri yürütülmektedir.

HOLLANDA

01 Mart 2003 tarihinde Avian Influenza tesbit edildiğinde 16 adet kümeste şüpheli durumda bulunuyordu. Lelystad-Hayvan Hastalıkları Merkez Enstitüsü tarafından yapılan izolasyon ve identifikasyon sonucu HPAI virusunun H7 subtipi olduğu bildirilmiştir. Hastalık kontrolünde; Bir kriz merkezi oluşturularak ulusal sınırlar içinde canlı kanatlı hayvanların bir araya getirildiği her türlü market, panayır, gösteri, vb. yasaklanmıştır. Şüpheli çiftlikler etrafında 10 km'lik bir koruma zonu oluşturularak bu alan içinde her türlü kanatlı hayvan ve ürünlerinin hareketleri yasaklanmıştır. Ülkeden kanatlı hayvan ve kuluçkalık yumurtaların ihraç edilmesi yasaklanmıştır. Ayrıca yem ve hayvan ile temasta bulunması muhtemel her türlü ürün izlemeye alınmıştır. Enfekte çiftliklerin çevresindeki 1 km'lik alanda yer alan şüpheli kanatlılar imha edilmektedir.

11 Mart 2003 tarihinde 4 haftalık 12.000 kapasiteli broiler kümesinde 2.000 adet ölüm yapan bir kümesten 1 vaka tesbit edilmiş olup, 10. geri kalan 10.000 kanatlı hayvan imha edilmiştir. Bu bölgede insanlarda 132 konjuktivitis vakası tespit edilmiş, bunlardan 32'sinde HPAI ilişkili konfirmasyon yapılmıştır.

18 Mart 2003 tarihinde toplam 25 vaka (20 vaka yumurtacı kümesinde, 3 vaka broiler damızlık kümesinde, 2 vaka hindi kümesinde) tespit edilmiş olup, 673.041 duyarlı kanatlı hayvan imha edilmiştir.

27 Mart 2003 tarihinde toplam 54 vaka (38 vaka yumurtacı kümesinde, 9 vaka broiler damızlık kümesinde, 4 vaka hindi kümesinde, 2 vaka köy kümesinde) tespit edilmiş olup, 1.162.839 duyarlı kanatlı hayvan imha edilmiştir.

02 Nisan 2003 tarihinde toplam 31 vaka tespit edilmiş olup, 556.028 duyarlı kanatlı hayvan imha edilmiştir.

07 Nisan 2003 tarihinde toplam 32 vaka (24 vaka yumurtacı kümesinde, 3 vaka broiler damızlık kümesinde, 2 vaka köy kümesinde) tespit edilmiş olup, 1.197.884 duyarlı kanatlı hayvan imha edilmiştir.

AMERİKA

11 Nisan 2003 tarihinde Connecticut eyaletinde ticari yumurtacı kümeslerde hastalık tesbit edilmiştir. Bulaşmanın direkt temas ile canlı hayvan pazarından olduğu tespit edilmiştir. 2.900.000 duyarlı hayvan bildirilmiş olup ölümler ve imha hakkında bilgi yoktur. Veteriner Teşhis laboratuarları tarafından yapılan izolasyon ve identifikasyon sonucu H7 subtip olduğu bildirilmiştir.

Hastalık kontrolunda karantina ve hayvan hareket kontrolü, epidemiyolojik araştırma ile sero-survey sonuçlarını takiben aşılama bildirilmektedir.

ÇİN

30 Kasım 2002 tarihinde yabani ördek ve flamingolardan 3 vaka ve bunlarda 134 ölüm vakası tesbit edilmiş, ayrıca 68 adet kanatlı hayvan imha edilmiştir. Vakalardan yapılan izolasyon ve ABD'de yaptırılan identifikasyonlarda subtip H5 olarak tesbit edilmiştir.

2002 -2003 YILI GENEL DURUM

Pakistan, İran, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'da Kanatlı Influenzası tesbit edilmiş olup, identifikasyonlarda virusun H9 subtipi olduğu açıklanmıştır.

İngiltere ve ABD'nin Orta-Atlantik eyaletlerinde ise düşük patojeniteli H7 suşu tesbit edilmiş, imha ve kesim metodları ile hastalık kontrol altına alınmıştır. Son üç yılda ise Kaliforniya'da ticari yumurtacı sürülerde düşük patojeniteli H6 suşunun neden olduğu sınırlı enfeksiyonlar tesbit edilmiştir.


Kaynak:www.tvhb.org.tr

ŞAP HASTALIĞI


Halk arasında Tabak olarak adlandırılan Şap hastalığı, sığırlar başta olmak üzere bütün çift tıtnaklı hayvanlarda rastlanılan çok bulaşıcı bir infeksiyondur.Ağızda , tırnaklarda ve memelerde yaralar oluşturan bu hastalık etveriminde % 30-45 , süt veriminde % 30-100, yapağı veriminde % 15-35 aranda verim kayıplarında neden olur.Özellikle buzağılarda kalp kasına iltihap oluşturarak ölüme yol açar.

Şap Hastalığı doğrudan veya dolaylı yayılır.
· Doğrudan yayılmada ; hasta hayvaların ağız burun ,genital organ akıntıları ile süt idrar ve dışkıları rol oynar.
· Dolaylı bulaşmada ise ; yem ,su ahır malzemeleri gibi faktörler yer alır, ayrıca akarsular rüzgar kuşlar, yabani hayvanlar ve özellikle veteriner sağlık raporu olmadan kaçak olarak yapılan canlı hayvan ve hayvansal ürün sekleri önemli yayılma sebepleridir.

Şap hastalığı etkeni olan virusa ilaçlar etki etmediği için ilaçla tedavisi mümkün değildir.Ağız ,tırnak ve memelerdeki yaraların çabuk iyileşmesi için veteriner hekimin tavsiye ettiği antiseptikli solüsyonlar uygulanır ve vücut direncini düşmemesi , başka hastalıkların ortaya çıkmaması için (Sekunder enfk.) antibiyotik uygulaması yapılır.
Şap hastalığından korunmanın en etkili yolu çift tırnaklı hayvanların düzenli olarak aşılanmasıdır.Buna göre ; yerli ırk sığırlra 6 ay , ithal sığırlar ile 4 aylıktan büyük genç sığırlara 4 ay aralıkla şap aşısı uygulaması gerekmektedir.Koyunların ise yılda birkez aşılanması yeterli olacaktır.

vethelog.gif

BALIK KULUÇKAHANELERİNDE ALINMASI GEREKEN SAĞLIK ÖNLEMLERİ


Döllenmiş yumurtaların kuluçka döneminde su sıcaklığı,oksijen miktarı,suyun temizliği,ışık gibi faktörlere özen göstermekle beraber,ölü yumurtaların ayıklanması da çok önemlidir.Çünkü ölen yumurtalarda saprolegnia türü mantarlar kısa sürede infeksiyona yol açar ve sağlıklı yumurtalara bulaşarak onların da ölmelerine neden olurlar.Bu hastalık odağı ölü yumurtalar, sağlıklı yumurtaları zedelemeden cımbız (yumuşak ahşap materyalden özel imal edilenler tercih edilmelidir),özel pens yada maşalar,tıpta kullanılan lastik puarların ucuna 15-20 cm boyunda cam boru takılarak hazırlanan özel pipetler, ölü yumurtaların sifon edilmesi, tuz eriyiği (%10,7'lik tuz eri-yiğinde-960 g NaCl/8 lt su-ölü yumurtalar 3 dakikada dibe çökerler) ve fotosel sistemi ile çalışan elektrikli seçicilerden yararlanılarak ayıklanabilir.Fakat yinede fazla işçilik gerektirmesine rağmen en iyi sonuçlar elle temizlemeyle elde edilmektedir.Ölü yu-murtaların canlı yumurtalardan ayrımında hangi yöntem tercih edilirse edilsin,bu iş-lem yumurtaların göz lekeli döneminde gerçekleştirilmelidir.
Döllenmiş yumurtalar göz lekeli döneme 200-220 gün-derece sonra ulaşırlar. Gözlekeli dönemde yumurtaların mekanik işlemlere duyarlılıkları azalır.Fakat döllen-meden yaklaşık 8 saat geçtikten sonrası ile göz lekesi oluşana kadar ki dönemde ise yumurtalar fevkalade duyarlıdırlar.Kuluçka döneminde mantarlaşmaya karşı koruyucu olarak kimyasal maddelerle yumurtaları ilaçlamak faydalı olmaktadır.Bu amaçla kullanılan kimyasal maddeler aşağıdaki belirtilmiştir.
Kuluçkada kullanılan kimyasal maddeler
Kimyasal maddenin adı Kullanım konsantrasyonu Süresi
Malachit yeşili 1-2 mg/lt Günde 1 saat
Formol (%30) 1-2 mg/lt Günde 15 dakika
Metilen mavisi 5-20 mg/lt Günde 15 dakika
Bu maddelerin tamamı kuluçka sisteminin giriş suyuna ilave edilirler.Koşullara göre belirtilen tedavi 2 günde bir veya daha fazla süre arayla da uygulanabilir.Kuluç-ka döneminde yumurtalara saprolegnia infeksiyonuna karşı en yaygın kullanılan kim-yasal madde Malachit yeşilidir. Çoğunlukla oxalat formu,kristalize veya sıvı konsan-trasyonu kullanılmaktadır.Bu dezenfeksiyon maddesinin son on yıldan beri yoğun şe-kilde kanser etkisinden bahsedilmekte ve kullanılırken özenli davranılması gerektiği belirtilmektedir.Özellikle pazarlık balık üretiminde kullanımı yasaklanmıştır. Çün-kü balığın etinde insan sağlığı için zararsız düzeye inene kadar 108 gün geçmesi gerekmektedir.Bu nedenle bazı AB ülkelerinde malachit yeşilinin satışı 1988 yılı so-nundan itibaren veteriner hekim reçetesine bağlanmıştır. Ayrıca kulanımı da yumurta ve larva dönemi ile 6 cm boyunda yavru balıklarla sınırlandırılmıştır. Ülkemizde de bu kurallar geçerlidir.
Malachit yeşilinin pratikte alabalık çiftliklerinde kullanımında yetiştiriciler 10 lt suya 10-15 gr Malachit yeşili ilave ederek stok solusyon hazırlamayı yeğlerler.Bu stok solüsyon 10 lt'lik bir kovada iyice karıştırarak hazırlanır.Akıntılı su ortamında yumurtaların banyo işleminde bu stok solüsyondan 100.000 adet yumurta için 50-100 yumurtaların banyo işleminde bu stok solüsyondan 100.000 adet yumurta için 50-100 cm3 kullanılır.Bu banyo işlemini gerçekleştirenlerin lastik eldiven giymesi koşulsuz olarak zorunludur.Yumurtalara mantarlaşmaya karşı koruyucu malachit yeşili banyo-su,yumurtadan larva çıkışının 4-6 gün öncesine kadar her 2-3 günde bir kullanılabilir. Larvaların yumurtadan çıkış sürecinde kullanıldığında yoğun kayıplara neden olabilir. Yukarıda da belirtildiği gibi malachit yeşili balık yetiştiriciliğinde yumurta de-zenfeksiyonu dışında hiçbir yerde kesinlikle kullanılmamalıdır.Bu husus hem balık, hem de tüketici sağlığı açısından son derece önemlidir.
Balık yumurtalarının yüzeylerinde infeksiyon etkenlerinin bulunabildiği ve böylece hastalıkların yayılmasında rol oynadıkları bilinmektedir.Bu nedenle işletmelerin yumurta satışlarında,yumurtaların taşınmasından önce dezenfeksiyon işlemini uygu-ladıklarını garanti etmeleri istenmektedir.Bu hedefe yönelik olarak iyot preparatlarıyla banyo işlemine tabi tutulan yumurtaların, bu işlemin uygulanmadığı yumurtalara oran-la daha az mantarlaştıkları bildirilmiştir.
İyot içeren dezenfeksiyon maddesi olarak yaklaşık %1 aktif iyot içeren dezen-fektanlar önerilmektedir.Ülkemizde eczane ve veteriner hekim muayenehanelerinden bu tür preparatlar (Betadin, Batticon, Poviod vd.) kolaylıkla temin edilebilir. Alabalık yumurtalarının bu maddeyle dezenfeksiyonu için ideal iki dönem vardır :
Birinci uygulama zamanı döllenmeden 10 saat sonra yeşil yumurta dönemi, daha da iyi olan 2.ci dönem ise yumurtaların gözlekeli devresidir.Belirtilen dezenfek-siyon işlemi için 1 litre suya 15 ml dezenfektan solüsyon ilave edilir ve yumurtalara 20 dakika banyo uygulanır (hassas yumurtalarda 10 dk.).Banyo işleminden sonra yumurtalar taze suyla iyice yıkanır.Yeni sağılmış ve döllenmiş yumurtaların iyodlu preparatlarla yapılan dezenfeksiyon işleminde, yumurta şişerken içeriye iyod maddesinin girip embriyoyu öldürmemesi için şişme işlemi % 0.9 tuz içeren suda yapılmalıdır.
Kuluçkahanede bulunan alet-ekipmanlarda hazırlanan bu dezenfektan solüs-yonlarla iyice yıkanır ayrıca bina giriş-çıkışlarına konulacak olan sünger paspaslara dökülerek personelin ve ziyaretçilerin ayakkabılarını dezenfekte etmeleri sağlanır.

vethelog.gif

VARROA HASTALIĞI

Varroa (Arı akarı), bal arılarının larva,pupa ve erginleri üzerinde yaşayan tehlikeli bir dış parazittir.Hastalık, dünyada arıcılık yapan her ülkede görülmektedir. Ülkemizdeki arılarda ilk kez 1978 yılında görülen Varroa 4-5 yıl gibi kısa bir sürede tüm ülkeye yayılarak binlerce koloninin sönmesine neden olmuştur. Bu arı akarı bugün arıcılığımızın en önemli sorunların-dan birisidir.
Varroa uzun zaman dikkati çekecek klinik bir semptom göstermez.Kısa zamanda çoğalarak kolonilerde ciddi zararlara yol açar. Arının hemolenfini (kanını) emerek çoğalır ve beslenir. Parazitin üremesi petek gözleri içerisinde olur. Ana arı petek gözlerine ilkbaharda yumurta bırakmaya başladıktan sonra dişi akarlar da faaliyete geçer. Bunlar gelişmekte olan 5-6 günlük larvalı petek gözleri içine gözler kapatılmadan 1-2 gün önce girerler. Larvalar üzerinde bir hafta kadar hemolenf emerek beslenir. Bunların yalnız dişileri arıların hemolenfini emerler.

Erkek akarlar, çiftleştikten sonra kapalı petek gözleri içerisinde öldükleri için, ergin arılar üzerinde pek görülmez.

Dişi akarlar kışı petek gözleri arasında geçirirler. 8 ay kadar yaşayabilirler. Yazın ise ömürleri en çok 2-3 aydır. Olgun arı veya larva yoksa parazitlerin ömrü 2-3 güne kadar inebilir.

Varroa'nın Başlıca Yayılma ve Bulaşma Nedenleri :
a. Bulaşık kolonilerden sağlıklı kolonilere yavru ve genç işçi arı verilmesi.
b. Kolonilerin kontrolsüz birleştirilmeleri veya yeni oğul kovanlarının oluşturulması
c. Bulaşık arıların kovanlarını şaşırarak diğer kovanlara girmeleri, özellikle erkek arıların kovanlarını şaşırmaları.
d. Oğul kontrolü için gerekli önlemlerin yeterince alınmaması ve başı boş çıkan oğulların kaçması.
e. Arılık içerisinde ve arılık arasında zayıf koloniler nedeniyle sık sık yağmacılık yapıl-ması.
f. Etkili olamayan yöntemlerle zararlıya karşı yapılan mücadeleden iyi sonuç alınama-ması.
g. Zararlının bulaşık olduğu yerlerden kontrolsüz ana arı ve arı kolonisi satın alınması.
h. Gezginci arıcılığın denetimsiz bir şekilde yapılması.
i. Bulaşık arılıklarda ve bölgelerde iç karantina önlemlerinin alınmaması ve sağlık kural-larına uyulmaması.
Yılın başında parazit sayısı düşüktür. Arıların yumurtlama (kuluçka ) faaliyetleri arttıkça özellikle erkek arı beslenme döneminde parazit sayısı düzenli olarak artar. En yüksek sevi-yeye yaz sonu ve sonbaharda ulaşır.Yazın bir arı ortalama 30-35 gün yaşar, halbuki bir arı gelişme döneminde iki adet Varroa paraziti ile bulaşmış ise ömrü sadece 9 gündür.

Belirtiler :
Varroa parazitinin hem ergin arıların ve hem de larvaların kanını emerek beslendiğinden, larva ve ergin arılara zarar verir. Arılardan hemolenf emdiği için arılar güçsüz düşerler.Arı ailesindeki erkek arı sayısının belirli bir şekilde azalmış olması dikkati çeker. Erkek arıların cinsel aktiveleri zayıflar.Mühürlenmiş gözlerdeki parazitli larvalar rahatsızdır. Çok hareket
etmeleri nedeniyle petek gözünden dışarıya, kovan dip tahtasına düşerler. Üzerinde 4-6 pa-razit bulunan larvalar gelişme devrelerini tamamlarlar. Fakat daha fazla parazitli olanlar gelişemezler. Gelişebilenlerde kanatsızlık, tek kanatlılık, gelişmemiş kanatlar, eksik bacak veya kısa karın gibi anomaliler görülür. Petek gözlerinde ölü larva sayısı fazla ise, arılar bunları dışarı atamazlar. Gözlerde kuruyarak Avrupa Yavru Çürüklüğüne benzer belirtiler görülür.Yalnızca koku yoktur. Aşırı yiyecek tüketimi dizanteriye yol açar. Arılar huzursuz oldukları için kış salkımı oluşturmakta güçlük çekerler. Ana arının yumurtlama yeteneği aza-lır.İlk parazitin girişinden itibaren tedavi edilmezse arı kolonisi birkaç yıl sonra söner.

Varroa ile bulaşık kolonilerde hastalığın gelişmesinde genellikle 3 dönem görülür. Birinci dönemde kolonide herhangi bir hastalık belirtisi görülmez. Bu dönem 1-3 yıl sürer ve para-zitler az sayıda olmaları nedeniyle kolonide Varroa'ya pek rastlanmaz. Dolayısıyla bu dönem-de koloninin ilaçlanarak hastalığın durdurulması büyük önem taşır. İkinci dönem ise yaklaşık 1 yıl sürer kolonideki parazit sayısı biraz artmıştır. Koloniler zayıflamış ve verimleri fark edilir bir şekilde düşmüştür. Üçüncü dönemde ise şiddetli bir bulaşma vardır. Gerek kovanda gerekse arılar üzerinde çok sayıda Varroa bulunur. Arıların ve larvaların ölümü yüksektir. Eğer tedavi edilmezlerse böyle koloniler genellikle söner.

Teşhis :
Teşhis için, kovanın dip tahtası temizlenerek beyaz bir karton ile kaplanır. Kovanda bal bulunmadığı dönemde, etkili bir ilaç uygulanır. İlaçlama akşam tarlacı arılar kovana döndükten sonra yapılmalıdır. Bir gün sonra dip tahtası üzerine konan kağıt üstüne düşen akarlar toplana-rak incelenir.
Bulaşmanın en yoğun olduğu yaz döneminde kapanmamış petek gözleri üzerinden 200-250 arı toplanarak boş bir kavanoza konur. Kavanozun içine biraz eter püskürtülür ve kavanoz 5-10 dk çalkalanır. Arılarda bulunan parazitler ayrılırlar ve bir kısmı kavanozun iç yüzeyine yapışır. Ölen arılar beyaz kağıt üzerine çıkarılır. Arılar ve varroa'lar sayılarak arı başına düşen akar sayısı hesaplanır.
Diğer bir yöntemde, 150-200 adet arı, içinde sıcak su (50 oC) bulunan kavanoza konur, arada bir çalkalanır.Yaklaşık 10 dk. sonra arılar kavanozdan alınır.Kalan tortu paraziter yönünden kontrol edilir.
Larvanın incelenmesinde ise metot olarak erkek arı larvası, yoksa işçi arı larvası incelenir.Pe-tek gözleri ince uçlu bir pensle kaldırılarak varroa'nın yaygınlık derecesi gözlenebilir.Petek gözleri kaldırıldığında varroa yumurtaları beyaz noktalar halinde görülür. Parazitin yumurta-ları petek gözlerinin duvarında bulunur. Aksi taktirde petek alt tabanı yada larvaların üzerinde parazit aranmalıdır.Gerektiği durumlarda Veteriner Hekim tarafından laboratuvara numune gönderilir.

Mücadele ve Korunma Yolları :
Kovandaki ergin arıların üzerinde veya kapalı yavru gözlerinin içinde bulunan Varroa'nın tamamen yok edilmesi, günümüzde uygulanmakta olan metotlarla mümkün olmamaktadır. Azalan Varroa yoğunluğu için sürekli tedavi uygulamak gerekmektedir. Asıl amaç kolonideki mevcut Varroa'nın sayısını zarar vermeyecek düzeye indirmek olmakta, bunun için fiziksel, biyolojik ve kimyasal mücadele yöntemlerinin uyum içinde bir arada kullanılması gerekmek-tedir.
Fiziksel Mücadele :

Varroa'nın içinde yaşadığı uygun çevre koşulları belirli bir süre ortadan kaldırılarak parazitin bu ortamdan uzaklaşması sağlanır. Bazı özel kovanlarda kovan sıcaklığı yapay şekilde kontrollü olarak 46-48 0C'ye yükseltildiğinde ergin arılar üzerinde bulunan akarlar arıları terk
etmektedir. Ancak bu yöntem uygulamasının zor ve riskli olması ayrıca özel kovana ihtiyaç göstermesi nedeniyle fazla tercih edilmemektedir.
Diğer bir fiziksel korunma yöntemi de kovanların yerden 15-20 cm yükseklikte sehpalar üzerine yerleştirilmesidir. Böylece kovan önünde ölen arılar üzerindeki Varroa'ların tekrar kovana dönmeleri önlenir.
Biyolojik Mücadele
Varroa'nın erkek yavru gözlerini tercih etme özelliği dikkate alınarak, uygulanan bir yöntemdir. Bu metot yavrulu çerçevelerin kovanlardan çıkarılması yolu ile Varroa'nın birlikte yok edilmesi olarak açıklanabilir. Bu amaçla, bulaşık koloninin ortasına, üst kısmından 5-6 cm. kadar petek parçası bırakılmış yarısı boş 1 veya 2 çerçeve yerleştirilir. Bu yarım çerçevelere işçi arılar hemen erkek yavru gözü örmeğe başlarlar. Ana arı buralara döllenmemiş yumurta yumurtlar. Aynı gözlere dişi Varroa'lar 6-25 arasında yumurta bırakır. Gözler içine bırakılan yumurtalardan çıkan arı larvaları 6 günlük olup, petek gözleri kapatıldığında, bu sonradan konan iki çerçeve alınarak ortadan kaldırılır. Petekler olduğu gibi yakılır veya 1000 C sıcaklıkta eritilerek, elde edilen balmumu değerlendirilir. Boş çerçeveler, tekrar aynı şekilde kovan ortasına yerleştirilir. Bu uygulamanın, aynı mevsimde, 3-4 kez yapılması halinde Varroa sayısı kovanda önemli oranda azaltılmış olur.


Kimyasal mücadele :
Kimyasal mücadeleye başlama zamanı ile arı ailesindeki gelişim, çiçeklenme ve bal üretim periyodu arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Bu nedenle kolonilere ilaç uygulanması kolonideki yavru faaliyetlerinin en az olduğu aylarda yapılmalıdır. Arılığın bulunduğu coğrafi bölgenin iklim durumuna göre arı kolonisindeki larva ve pupa sayısı Şubat, Mart ve Nisan aylarında hızla artar. Çiçeklenme sona ererken azalmaya başlar, kış aylarında ise en düşük seviyeye iner veya hiç bulunmaz. Varroa'ya karşı en uygun ilaçlama zamanı kovanda yavru faaliyetlerinin en az olduğu erken ilkbaharda ve geç sonbaharda yapılmalıdır.
Varroa parazitine karşı Türkiye'de yaygın olarak kullanılan başlıca kimyasallar Coumaphos, Amitraz, Fluvalinate, Formik asit, Flumethrin, Bromopropylat'dır.

Hastalığın Tedavisinde Dikkat Edilecek Hususlar :
-İlaçlamalar hava sıcaklığının 140 C' den fazla olduğu günlerde bütün arıların kovana dönmelerinden sora veya güneş batımında akşam üzeri uygulanmalıdır.
-Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından varroa'ya karşı arıcılıkta kullanılmak için ruhsat verilmiş ilaçlar Veteriner Hekim reçetesi ile ve tarife uygun şekilde kullanılmalıdır.
-Bal hasadı döneminde kesinlikle ilaçlama yapılmamalı, erken ilkbahar ve geç sonbaharda ilaçlama yapılmalıdır.Bu dönemler dışında yapılan ilaçlar balda kalıntıya neden olmakta ve insan sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. -Varroa paraziti ilaçlara karşı dayanıklılığının kullanılan ilaç miktarı ve bölgeye göre değiştiği bilinmektedir.Varroa ile mücadele tüm kolonilerde ve çevre arıcılarla birlikte aynı anda yapılmalıdır.
-Münavebeli (dönüşümlü) olarak farklı ilaç kullanımının sağlanması, Varroa'nın bu kimyasallara direnç kazanmasının önlenmesi açısından çok önemlidir. Çünkü az sayıdaki akarın dirençliliği bile dirençli parazit soylarının oluşmasına neden olabilmektedir.


DİGER SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR

SÜT SIĞIRLARININ
MEME İLTİHABI HASTALIĞI
( MASTİTİS )


Sebebi ne olursa olsun bütün meme dokusu iltihaplarına mastitis adı verilir.Sütte görülen en önemli değişiklik ; renk ve pıhtı varlığıdır.Çoğu vakalarda memelerde şişlik,ağrı ataş ve sertlikle karakterizedir. Subklinik mastit şelinde ise gizli seyreder ve ancak özel testlerle teşhiş edilebilir.

Hayvan yetiştiricileri tarafından bazen yeterince önemsenmeyen ; halk arasında nazara bağlı olduğu şeklinde bir inanış olan , mastitis hastalığı ekonomik kayıplara neden olur. Çünkü ; süt verimi ortalama % 10 – 20 oranında azalmalar meydana gelir.Bu sütlerden yapılan yoğurt , peynir gibi ürünlerin kalitesi düşer , hayvanların damızlık değeri azalır ve tedavi giderleri oldukça büyük meblağlar oluşturur.Ayrıca erken teşhis ve tedavi yapılmaz ise bu kayıplar daha fazla olur.

Bu hastalığın ortaya çıkmasında ırk , yaş , lakyasyon peryodu ( sütün sağıldığı dönem ) ve stres faktörleri gibi bir çok unsur rol oynamakla beraber en önemli neden temizliği , havalandırması yeterli olmayan kötü barınak koşulları ve sağlık şartlarına uyulmadan yapılan sağımdır.Böyle sağlıksız mikroplar sağlıksız ortamlarda mikroplar sağlıksız biçimde üreyebilmekte , meme derisindeki yara yaralardan veya vücudun başka yerinde oluşan enfeksiyon odağında kan yoluyla meme dokusuna girerek meme iltihabı ( mastit ) hastalığını ortaya çıkarmaktadır.

MASTİT HASTALIĞINDAN KORUNMAK İÇİN

1. Ahır sıcaklığı 10 ; 15 derece arasında olmalı, temizliği havalandırması ve ışıklandırılması iyi yapılmalıdır.
2. Ahır düzeni olarak dezenfekte edilmeli ve duvarlar kireçle badana edilmeli.
3. Sağım öncesi sağıcılrın elleri sabunla iyice yıkanmalı.
4. Sağım öncesi ve sonrası hayvanların memeleri uygun antiseptikli solüsyonlarla temizlenip , kurulanmalıdır.
5. Sağılan hayvanların pryodik olarak mastitis kontrolünden geçirilmelidir.Bu işlem için dört ayrı memedeki sit birbirine karıştrılma dan muayene ( test ) edilir.
6. Gebe hayvanlar doğuma 6-8 hafta kala kuruya çıkarılmalı ( yani süt koruyucu olarak tüm memelere uygulanmalıdır.

DİGER SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR

ana sayfa