|
NİĞDE ADI
Niğde adı tarih boyunca Nakida, Nekide, Nikde, Nagıdos olarak farklı kaynaklarda anıla gelmektedir.
"Niğde'nin eski-Andaval Köyü'nün, bağ mevki'inde haraba bir Hıristiyan bazilikasında, döşemenin ortasında, Hitit Hiyeroglifiyle yazılmış dairevi geniş bir kitabe bulunmuştu.
1923 yılında mübadil Andavallı Rumlar kitabeyi yanlarında Atina'ya götürdüklerini Taş Chicago Üniversitesi Doğu Dilleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Profesör Gelb'in eline geçtiğini, kitabede "Nahita" adı geçtiğini ve Niğde adının Nahita'nın asırlar boyu değişimi ile doğduğu belirtiliyordu. (Chicago Üniversitesi Dergisi. Cilt XIV.1939 2 - 3) (1967, Niğde Yıllığı).
Niğde adı ilk Geç Hitit dönemi(M.Ö 9 yy) ait, Andaval Kitabesi'nde şöyle yer almıştı.
1-Ben(s)aro(w)anis NAHİYA şehrinin yöneticisi ve efendisiyem.
2- ve ben
3-Ve ben ne zaman (?) (onu) ovalardan meydana çıkarsam
4-Ben (yazın) at sürüsünü burada otlatacağım
5- Ve benim (için) o (...)
6-(...) ve Warpalawa (...) büyük olur.(...)
M.Ö 9 yy kitabede Andaval Atların önemine dikkat çekilmekte idi.
Prof. Dr. W.Ramsey, Anadolu Coğrafyası'nda, "Andabalis'in yanında birde imparatora ait çiftlik bulunuyordu ki; burada dördüncü asırda "Palmatia Atları" denilen fevkalade atlar yetiştirilmekte idi. Palmatius denilen bu şahıs, çiftliğin müsteciri yahut müdürü olduğu anlaşılmaktadır. Paşa yahut Xanasaris de bu arazi içinde bulunuyordu.
Yunan coğrafyacısı Strabon, M.S. 25 yılında Anadolu'yu gezmiş ve Kapadokya illeri içinde "Nikita" olarak Niğde'ye yer vermiştir.
Nahita ya da Nachita; Ön Hitit ve Hitit Panteonunda, "Ay ve Bereket Tanrıçasına" verilen bir ad olarak ta bilinmektedir.
Niğde; Tyana, Göllüdağ gibi bir dönem şehir devleti merkezi olmuş ve Hititler şehre Nahita adını vermiştir.
Bizanslılar Nakida veya Negide dedikleri Niğde Nahita, Nikita, Negide, Nekidâ, Nikide, gibi isimlerle anılmıştır.
Selçuklular Nikde, Karamanoğulları Niğde, Osmanlı kaynaklarında Niğide olarak yazıldığı görülmektedir.
Tarihi belgelerde; Andaval Kitabesinde; Nahita, Strabon'da; Nikida, I.Keykavus Sinop Kalesi alınmasında katkılarından dolayı Niğde'den katılanları anmak adına yazdığı burçta kitabede; Niketa, Nikde; Halen Dışarı Cami de olan Sungurbey Cami minberinde; Nikde, Kadı Burhanettin için yazılan Bezumu Remz'de; Nekide ve Nikide; Karamanoğlu Alaeddin Bey'in Niğde'de bastırdığı gümüş paraların üzerinde; Niğde, Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde: Nikta, İbni Batuta Seyahatnamesi'nde; Nekde, Hamdullah Mustafi'de; Nikde, Avram Galanti ise "Anahita" adı ile Niğde'yi kayd edilmiştir. 1467 - 1922 yılları arasında Osmanlı yönetiminde olan Niğde, "Nikde" olarak belgelere geçmiştir.
Avram Galanti "Niğde Bor Tarihi" kitabında Niğde'nin eski ismi Anahita'dır demiş ve "Anahita bir ilahin ismidir ki; kameri ve bereketi temsil eder, Kızılbaşlar Anahita'nın taabbüd prensiplerini takip eder. Kızılbaşlar bunu Tokat Mutassarıfı Bekir Paşa huzurunda itiraf etmişlerdir.(Journal Asiatique III. s 320)
Müverrih Yakut'un Nekida ve müverrih İbni Batuta'nın Nekta kelimeleri Anahita kelimesinin aynıdır.
Patrikhane tarihiyle pek çok dini ve tarihi eserin yazan müverrih filozof Metropolit Gennadios'dan Anahita hakkında malumat istedim. Cevaben bu kelime Hıristiyanlık din tarihinde olmadığını, olsa olsa bu isim putpereslik dinine ait olduğunu söyledi ifadesine yer vermiştir.
Genelde, bulgular ortak olarak Nahita adının, Niğde ilk kuruluşundan beri kullanılagelen adı olduğu yönündedir.
İngiliz bilgini W.M. Ramsey, Türkiye öncesi Niğde kelimesine rastlamadığını beyanla, Taşeli yöresinde, Anamur Kasabası doğusunda, Boz Pazarı deresi ağzında, vaktiyle kurulmuş olan İyon şehrinin adı olan Nagıdos ile yakınlık gösterdiğini vurgulayarak; sonraları Nagidosluların Niğde şehrini kurup, buraya ana şehirlerinin adını vermiş olabilecekleri ihtimaline dikkat çekmiştir. Ömer Fethi Gürer olarak yazdığım Bor Şehri kitabında Bor adının kaynağını da geniş olarak anlattım.
Ancak Avram Galanti, Niğde coğrafi vaziyeti ile bunu uzak ihtimal olarak değerlendirirken, Prof. Dr. Albert Gabriel ise (Anadolu'da Türk Anıtları. Cilt 1,1932.Paris Türkçe çeviri: M,Akif Tütenk Niğde Tarihi)adlı kitabında Ramsey'in açıklamasını kabule yakın görmüştür.
Niğde ismi, ilk çağ isimlerinden "Cadyna'dan geldiği yönünde rivayetlerde ise birden çok uzman tarafından gerçekçi bulunmamaktadır.
Bölgede son bulgular ışığında, Niğde Anadolu en eski uygarlık ve yerleşme merkezlerindendir. Nagıdos olarak anılan iyon şehrininde, Niğde'ye gelip, Niğde kurmalarından çok, Niğde'den o bölgeye göç edilmesi olasılığı akla daha yakındır.
Göllüdağ, Çiftlik ve Bahçeli Köşk bulguları Niğde ilinde yerleşim tarihinin Anadolu ilk yerleşmelerine uzandığı belgelenmiştir.
"Nahita" adı ile bir Hitit Şehir Devleti olduğu bulgusu, Niğde adını açıklayan en önemli dayanaktır. Niğde ili Tyana önemi nedeni ile Tyana olarak ta anıldığı dönemlerde bazı kaynaklarda görülmektedir.
Hiyeroglif yazı ile, Hitit ve Asur metinlerinden, Hititlilerin "Tuvanuva" ve Romalılar "Tyana" dedikleri bölge çok sayıda eser açığa çıkmış ve bilimsel kazı devam etmektedir.
Tyana'ya, İskitler; "Toana" veya "Dana", Araplar; "Tuvane", Osmanlılar; "Kisrahisar, Kızhisar, Kilisehisar" olarak diye tanımladığı belge ve bulgularda rastlanılandır.
Hitit döneminde kraldan sonra en yetkili kişiye "Tavananna" adını verdikleri, ana kraliçe adı Tuvvanna ile benzerliği de ayrıca dikkat çekicidir.
Sarayda ki bütün etkinliklere katılan ve kralların çocuk olması halinde devleti yöneten "Tavananna" böyle bir dönemde Tuvvanna'da olması veya bölgenin güzelliğine atfen bu adı çağrıştırır bir isim konmuş olabilir mi?
Tyana önemli bir merkez imiş, ama ünlü coğrafyacı Strabon(M.Ö 64 - MS 21 yılları arası yaşamış) Tyana'dan bahs ederken Semiramis Tepeleri birinde kurulduğundan söz ediyor.
Kemerhisar mevcut yeri için kısmen bir eğilim var, süreç içinde tepeler erimiş yok olmuş olabilir mi?
Günümüzde İftiyan 'da bir tepeyi yağmalamak adına paramparça ettiklerine göre, belki de o gün bugün Tyana bulunduğu alanda eridi.Ömer Fethi Gürer olarak çok kere gittiğim bölge ilginç ayrıntılarla doludur.
Bu ve benzeri sorular yıllar sürecek çalışmalarla çıkacak bulgularla daha açıklık kazanacaktır.
Bizans ordularının, M.S 1176 yılında yenilmesinde Niğde'den gönderilen askerlerin cesaret ve kahramanlıklarından dolayı İzzettin Kılıçaslan, Niğde "Pehlivanlar Yurdu" lakabını vermiştir. XV yy "Pehlivaniye" adı ile de Niğde anıldığı bilinmektedir.
Niğde'de valilik yapan İbrahim Öztürk "Niğde ilinin kültür tarihi çok eskiye dayanır. Tarihte Niğde adı Nahita ile başlar. Selçuklular devrinde ise Dar-ül Pehlivani adını aldığı tarihten de saptanmıştır. Dar-ül Pehlivaninin anlamı ise, fikir pehlivanı yani bilgi bakımından yücelik kanıtlar. Bu da Niğde'nin kültür bakımından ileri olduğunu en iyi şekilde açıklamış olur.(Bkz: Cumhuriyet 41.yıl Niğde)diye yazmıştır. Bu durumda bu konu ile ilgili dahi tarihe iki ayrı bakış not düşülmüştür.
Halil Ethem, 1936 yılında yayınlanan Niğde Kılavuzu kitabında, "Niğde adı eskiden bazen «Negide» yazılır ve böyle telaffuz olunurdu. Nitekim Sungurbey Camii'nin bir kitabesinde bu görülür." diye yazmıştır.
Rumlar ise Niğde'ye «Kadinos» dedikleri bilinendir.
1928 yılında yeni Türk alfabesi kabulü ile "Niğde" adı okunuşu ve imlası ile resmen kabul edilmiştir.
NİĞDE İLİ TARİHİ
Geçmişteki kültürler, bilimsel olarak Eski Taş (Paleolitik), Yeni Taş (Neolitik), Bakır Taş (Kalkolitik), Bronz ve Demir gibi madde cinslerine göre ayrıla gelen tarihin izleri Niğde'de farklı alanlarda bilimsel kazılar ile açığa çıkmaktadır.
Bu verilerde gösteriyor ki; Niğde ili tarih öncesi dönemlerden günümüze yaşamın olduğu bir coğrafyadır.
Geç (Aşağı) Paleolitik Dönemden Erken (Yukarı) Paleolitik Döneme (Günümüzden 160.000 - 1 milyon yıl öncesine) uzanan Kaletepe Obsidiyen Atölye buluntuları Niğde tarihi ile ilgili bilinen en eski dönemdir.
M.Ö. 600 bin yıl öncesine dayanan Göllüdağ - Kömürcü Bölgesi, Kalatepe Obsidiyen Atölyesi, yoğun buluntulara erilen Bahçeli Köşk Höyük, Çiftlik - Tepecik Höyük, Pınarbaşı Höyük ve Çamardı - Kestel ortaya çıkarılan kalay maden ocağı ile Madenci Köyü, Göltepe bulguları Niğde yerleşik yaşamın günümüzden on bin öncesine kadar uzandığını gösteren önemli verilerdir.
Bor Pınarbaşı, Ulukışla Porsuk, Kemerhisar Tyana, Göllüdağ Hitit Şehri gibi bilimsel kazı çalışmaları açığa çıkan bulgular Niğde müzesinde sergilenmektedir. Niğde çok sayıda höyük bilimsel inceleme beklemektedir.
Höyük diye anılan alanlar, aynı yerde kurulu yerleşim yerlerinin kalıntılarının üst üste gelmesi ile oluşan tepelerdir. 1 - 40 metre arası değişen höyükler kerpiç kullanılan, tarıma elverişli akarsu veya pınar yakınlarında yer almaktadır. Yeraltı çukurları, Kaya sığınakları mağaralarda höyüklere rastlanabilmektedir. Niğde bu anlamda önemli bir araştırma alanı olacak höyük varlığı bilinmektedir.
Niğde'de, tarihsel süreçle ilgili önemli veriler açığa çıkan Bahçeli Köşk kazılarında M.Ö 8000 - 5000 yılları Neolitik(yeni - Cilalı Taş) Çağ dönemi aydınlanmaktadır.
Bu evrenin insanlar avcılık ve toplayıcılıkla geçinmeye ve oluşturdukları yerleşim merkezlerinde hayvanları evcilleştirmeye başladığı dönemdir. Üretime dayalı tarım yapmaya başlanılan, taş, sepet, tahtadan kaplar yapıldığı bu seramik öncesi Neolitik dönem sonrası bölgede seramikli Neolitik döneme geçildiği bulgularla saptanmıştır. Bu dönem Anadolu eski yakın doğu ve Ege'nin en gelişmiş kültürüne sahip olduğu süreçtir.
Köşk Höyük'te, kerpiç ve taştan yapıların bitişik düzen olarak inşa edildiği görülmüştür. Prof.Uğur Silistre ile başlayan ve Prof. Dr Aliye Öztan ile devam etmekte olan çalışmalardan bugüne kadar çıkan sonuçlarında teşkilatlı yapıların meydanlara açılmakta, grup evler arasında dar sokaklar bulunmaktadır. Kutsal alanlarında bu dönemde yapılmaya başladığı süreçtir. Taş ve pişmiş topraktan yapılan heykelcikler plastik sanatların gelişiminin işareti sayılmaktadır.
Çanak çömlekler, tek renkli yâda boya bezekli olduğu bu süreç geometrik motiflerinde görüldüğü dönemdir. Toprak ve kemikten yapılan damga mühürler mülkiyetle ilgili izleri günümüze eren önemli diğer bulgulardır. Ayrıca Volkanik cam yâda diğer taşlardan yapılan farklı aletler o dönemler hakkında bilgi vermektedir. Neolitik Çağ döneminin izleri bulunan Niğde'de Kale tepe, Köşk, Pınarbaşı, Tepecik Höyük kazıları ile açığa çıkarılan eserler müzede sergilenmektedir.
Bu sürecin devamında Kalkolitik(Bakır Taş) Çağ(M.Ö 5000 - 3000) dönemi gelir. Taş alet üretimi yanında bakırında teknolojik kullanılması sürecidir. Neolitik Uygarlığı üstüne gelişmiş olan bu kültür Köşk Höyük'de devamlılık arz eder. Kalkolitik dönemde taş ve kerpiçten yapılmış duvarları, düzgün sıvalı tabanları olan yapılar ve kutsal alanlar kare, dikdörtgen yâda yamuk planlı evler ile dar sokaklar ve meydanların olduğu, ocak tandır oturma yatma sekilerinin bulunduğu evredir. Yeme, içme, pişirme, saklama işlevli Çanak, çömleklerin yapıldığı ölü hediyelerinin bulunduğu bu dönemde Niğde'de Köşk Höyük, Pınarbaşı, Tepecik Höyük bulguları ile aydınlanmıştır.
Erken Kalkolitik Çağ(M.Ö 4883) ait Köşk Höyük Evi 54 farklı ağacın kullanılmış olması ve 42 yıl kullanılmasından sonra bir yangınla yok olmasına kadar tüm detayları ile açığa çıkarılması Niğde adına önemli bir ayrıntıdır.
İlk insanların taş, toprak, maden işleme süreci Niğde ilinde bilimsel kazı ve bulgularla açığa çıkması bölgedeki tarihin derinliklerini aydınlatan belgelerdir.
Anadolu'da görülen en eski uygarlıklar Sümerler olduğu biliniyordu. Mezopotamya'da M.Ö 3000'lerde Sümerler Basra Körfezi yakınlarında yaşamışlardı. Çivi yazısı kullanılan dönem tarıma önem verilmeye başlandığı süreç olarak görülüyordu. Niğde'de elde edilen bulgular ise bu dönem öncesine uzanıyor. M.Ö 2000 - 1750 Asur Ticaret Kolonileri çağlarının izlerine Acem höyük'te rastlanmıştı. Aynı döneme tarihlenen Niğde Çiftlik kazısı Doç. Dr Erhan Bıçakçı ve Göllüdağ ilk ticaret Obsidiyen ile ilgili bulgular Prof Dr Balkan Nur Atlı bilimsel başkanlığında devam eden çalışmalarla aydınlanmaktadır.
Göltepe - Çamardı, Celaller Köyü sınırları içinde Eski Tunç Devri (M.Ö 3200 - 2000) ile izlerine erildiği yerdir. Kendisi ile çağdaş bir kalay maden olan Kestel Kalay Madeni ile 2 km uzaklıkta Tepenin üzerinde yer alan bulgularda bölge tarihi açısından önemli idi.
Niğde Kapadokya Başkenti Kitabında tüm Niğde ile detayları ile anlatılmıştır.
Ömer Fethi GÜRER
Niğde, 2009
borbir@mynet.com
ÖMER FETHİ GÜRER'İN
«KAPADOKYA'NIN BAŞKENTİ NİĞDE»
KİTABI ÇIKTI
Ömer Fethi GÜRER kitabını 15 Ekim 2009 tarihinde
Niğde Kültür Merkezi'nde imzalayacak
Niğde ilini anlatan yazıları ile tanınan ve Bor Şehri kitabı yazarı Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer'in beklenen Niğde Kitabı çıktı. Kapadokya Başkenti Niğde adı ile çıkan kitap Niğde Coğrafyası ve Cumhuriyet ilk yıllarına kadar Niğde yaşananları anlatıyor. 768 sayfa büyük boy kitapta Niğde ili detayları ile anlatılıyor. Giriş bölümünde Niğde yerleşim alanının özellikleri dağları, ovaları, vadileri, iklim koşulları, deprem, orman ve bitki örtüsü gibi konulara yer verilen kitapta tarih kapsamlı olarak ele alınıyor. Tarih bölümünde Niğde adından başlayarak İlk yerleşimlerden günümüze Niğde, Gezginlerin Niğde ile ilgili izlenimleri, Niğde Adı, Hititlilerden Osmanlıya kadar geçen süreda yaşam, Bilimsel kazılar, Niğde'de kaleler, Yer altı şehirleri, tarihi camiler, türbeler, kiliseler, medreseler, çeşmeler, hamamlar, koruma kurulunca belirlenen eserler ile müze ayrıntılı olarak anlatılıyor.
Bor, Ulukışla, Çiftlik, Çamardı, Altunhisar hakkında bilgilere de yer verilen kitapta Osmanlı döneminde yaşanmış ilginç olaylar, Mutasarrıflar, ilk nufus ve yerleşmeler, Etnik kökenler, göçler, değişen köy adları, Osmanlı dönemi yöneticileri, Osmanlı dönemi yaşam, sağlık, eğitim, adliye ve çarşı pazar, Osmanlı döneminde doğan Cumhuriyet ünlüleri, Milli Mücadele dönemi Niğde, şehit ve gazilerden anılar, Mübadele ve Atatürk Niğde gelişini içeren bilgiler kitapta ayrıntılı olarak ele alınıyor.
Araştırmacı gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer kitabı ile ilgili şunları söyledi : 1974 yılından beri, konusu Niğde olan, beş bini aşkın makale yazdım, Niğde'nin tarihi, doğası, insanı ile kent dokusu yazılarımın konusu oldu. Bu yazıların tamamı başta yerel basın olmak üzere çeşitli yayın organlarında yer aldı. 2004 yılında Bor ilçemizin tüm detaylarını anlatan, altı yüz otuzbeş sayfayı bulan 'Bor Şehri' kitabımı yayınladım. Kitap yoğun bir ilgi gördü. ilk baskı kısa sürede tükendi. İkinci baskı yaptım. «Bor Şehri» dört bini aşkın evde ve kütüphanelerde yerini buldu. Bu kere Niğde ili ilgili araştırmalara başladım. Gördüm ki Niğde ili gerçek anlamda Kapadokya Başkent olduğunu belgelerle sabittir ancak yeterince tanınmayan ve bilinmeyen onlarca tarihi esere sahip bölgeyi her yönüyle anlatmayı amaçladım. Niğde Cumhuriyet dönemi, sosyal yaşam, siyaset ile ilgili kitap hazırlıklarımda son aşamasına geldi. Bu ilk kitap sonrası ğç cilt daha Niğde ile ilgili yayaına hazır çalışmam bulunuyor.Bor ilçemizin kitabında, Evliya Çelebi «Bor Şehri» tanımlamasından yola çıkarak kitabın adını «Bor Şehri» koymuştum. Niğde kitabı için, Adı ne olmalı? diye düşünürken, 1834 yılında Niğde'ye gelen Charles Texier'in kitabında, Niğde için yaptığı «Sancak Başkenti» tanımı usuma geldi. İlk yazılı tarihten bugüne, değişik dönemlerde bölgede kurulmuş devletlere başkent olduğu belgelerle sabit Niğde'miz için yazdığım bu kitaba "Kapadokya Başkenti" adını koymaya karar verdim. Gerçek anlamda bu tanıma uyan, ama günümüzde "gözden, gönülden ırak kalan" Niğde'nin tarihsel özelliği ve önemini en iyi bu ifadenin yansıtacağını düşündüm.
Niğde'nin tarih sayfalarında kimi zaman, tek satır ile anıldığı dönemde dahi, çok önemli detay ile tanım bulduğunu gördüm. Niğde bölgesi, önemli bir geçit noktasında yer almasından dolayı, saldırı, işgal ve savaşları sıkça yaşamıştı; birden çok kere yıkılmış, yakılmış ama yeniden inşa edilerek var olmuştur. İşte bu kitap, yerleşim alanı açısından çok derin tarih ve doğa zenginliğine sahip bir bölgenin genelinde olanları anlatan bir çalışmadır. Basılmış eserler, güncel kaynaklar, yaşayan şahitler ile mevcutta var olan tarihi eserlerin tamamına yakını yerinde gidilerek, görülerek, izlenerek okunmuş, bakılmış, bilgi ve belge derlemesi yapılmıştır. Niğde, İç Anadolu'da Toroslar, Erciyes, Hasandağı, Melendiz dağları arasında, Anadolu'dan Suriye'ye açılan kapının en önemli geçit noktalarındandır. İlk insanın Anadolu'ya gelişinden beri yerleşim alanı olan, tarih ve doğa zengini Niğde ne yazık ki yeterince bilinmemektedir. Gün ışığına çıkması gereken çok değerli eserleri ve bilgileri inceleme beklemektedir. Doğası, tarihi, yaşamı ile farklı ayrıntılar dolu Niğde Coğrafyası'nda Cumhuriyet'e kadar geçen süre ile ilgili derleyebildiklerimle Niğde'yi derli toplu anlatmaya çalıştım. Bulunduğu yer, dağları, suyu, havası; sonra tarihi, yerleşenler, eserleri ve Osmanlı döneminden ilginç detaylarla Milli Mücadele sürecine kadar geçen dönemlerini anlattım. Milli Kütüphane, Beyazıt Kütüphanesi, Niğde il Halk Kütüphanesi, Kartal, Maltepe, Atatürk Kütüphanelerinde onlarca eser tek tek tarayarak, Niğde gazete arşivleri inceleyerek kitabı hazırladım. Umarım Niğde'miz için yararlı ve katkı verici bir çalışma olmuş" dedi.
Ömer Fethi Gürer kitabını 15 Ekim 2009 saat 14.30'da Niğde Kültür Merkezinde tanıtım toplantısından sonra imzalayacak. Gürer Niğdelileri toplantıya davet etti.
İsteme Adresi :
Maya Basın. Yay. Mat. Tic. Ltd. Şti.
İshakpaşa Cad. Kutlugün Sok. No:9
Sultanahmet - İstanbul
Tel: 0212 638 64 08
Fax: 0212 638 64 09
maya@dergi.com
ÖMER FETHİ GÜRER
20 Eylül 1957 yılında doğdu. Babası Lütfi Gürer, Annesi Kadriye Gürer'dir.
Bor Zafer İlkokulu, Bor ŞNP Orta bölümü, Balıkesir Bandırma Endüstri Meslek Lisesi, Niğde Meslek Yüksek Okulu ve Adana Çukurova Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden Endüstri Mühendisi olarak mezun oldu.
Gazeteciliğe ise 1974 yılında Yeşil Bor gazetesinde köşe yazıları ve haber yazarak başladı. Niğde'nin Sesi, Niğde Hamle, Aksaray Hasandağ, Aksaray Uluırmak, Konya Ereğli, Nevşehir İç Anadolu, Adana Bölge gazetelerinde yazıları ve makaleleri ile değişik meslek dergileri ile yayınlarda da yazıları yer aldı. Hürriyet, Güneş, Cumhuriyet Gazetelerinde muhabirlik yaptı. Son yıllarda Niğde yayınlanan Niğde Anadolu, Niğde Haber, Bor'un Sesi, Yeşil Bor, Niğde Hamle gazeteleri ile Turizm Forumu.net, Niğde Haberci, Onurlu Hamle, Niğde Hasret, borun.sesi, bor.sehri sitelerinde ve Niğde'miz dergisinde köşe yazılarına devam etmektedir. Niğde ili ilgili hiç bir ücret almadan beş bini aşkın makale yazarak bölgenin sorunları, tarihini, doğasını ve özelliklerini gündeme taşımıştır.
Yeşil Bor Gazetesi'nde Kumar, Kader ve Bizim Ramazan Hikâye denemeleri yayınlanmıştır. Laf Ola Şiiri kitabı ve Bor ilçesinin tarihi anlatan (625 sayfa, büyük boy. ISBN 975 - 270 - 668) BOR ŞEHRİ kitabı bulunmaktadır. Ayrıca İstanbul Niğdeliler Derneğinde iki ayrı dönemde Yönetim Kurularında görev aldı. Niğde Başkent Vakfı, İstanbul Niğdeliler Derneği, Uluslararası Turizm Yazarları Derneği(FİJET), Türkiye Turizm Yazarları Derneği (ATURJET) Üyesi Ve Niğde Gazeteciler Birliği Onur Kurulu üyesidir.
İş yaşamına Adana ÇUKOBİRLİK İş yerine başladı. Tekstil iş kolunda çalışırken DİSK-TEKSTİL Sendikası Adana ÇUKOBİRLİK Şubesi kurucu başkanı oldu. 1978 yılında seçimle geldiği görevini 12 Eylül 1980 tarihine kadar sürdürdü. Bu dönemde Başkan olarak imzaladığı Toplu İş Sözleşmesi Türkiye Tekstil iş kolunda imzalanan en kapsamlı ve işçi kazanımı açısından en önemli sözleşmelerden biri olarak tarihe geçti.
1985 yılında ise İstanbul'da Inter Kamyon - Minibüs - Traktör üreten T.O.E kuruluşu Motorlu Araçlar Ticaret A.Ş'de mühendis olarak işe başladı. Servis, İmalat ve Bölge Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Başarılarından dolayı Yönetim Kurulunca takdir edilerek ödüllendirildi. Şirketin 1992 yılında el değiştirmesi ile bu kere gıda iş koluna geçti. Meysan Yağ San. A.Ş Fabrika Müdürü Kaynak Gıda A.Ş. (Safir Tuz, Sultan Makarna, Divan Kahve, Niksar Su ürünleri) Pazarlama ve Satış Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. Niksar Ayvaz Su Genel Müdürü iken bu görevden ayrılıp bir süre Taşdelen A.Ş ve Beyza Su Genel Müdürlüğü yaptı.
Öğretmen Tülin Gürer ile evli Övgü ve Lütfi Övünç adı ile iki çocuk babasıdır.
NİĞDE'YE FARKLI BAKIŞ
Ömer Fethi GÜRER
Niğde ; gören, bilen,anlayan için derya deniz. Yok yok ama yeterince sahiplendiğimizde söylenemez, Vakıfların, Turizm Kültür Müdürlüğünün, belediyenin ve sahışların üzerinde öyle yerler var ki Niğde bunca zenginliğine nasıl sahip çıkamıyor diye şaşırmamak olası değil. Kale onarıldı. Güzel de oldu ama gezi yerleri mesai saati içinde görülebiliyor. Oysa gece yemek müzik dinlenme yerleri açık. Öyle olunca bu alanda görülmesi gereken yerler neden memur mesaisi ile faaliyette anlamak olası değil. Üniversite bir yapıyı onardı. Kurtardı aylardır açılamadı nerede ise yeniden onarımlık hale gelecek. Oysa güzelde oldu. Bir an önce Üniversite bu yeri kültür evi olarak devreye alabilir. Yeni rektör belki bu işe bir el atar. Akmedrese onarıldı kapısı kapalı. Bahçesinde tarihi taş işçiliğin eserleri rast gele konmuş. Bu eserler müzede olması gerekirken vakıflar vermiyormuş. Hele hele her geçen gün korunamadığı için yok olmaya aday Sungur Bey cami kapıları var ki bu kapıların bir an önce müzeye alınıp onarımı ve kurtarma işlemleri yapılması da şart. Bedesten ise bir yıldan fazladır açılışa hazır kapısı kilitli duruyor. Kadıoğlu Konağı yanında Ali Yasa evi de onarıldı ama kapısı kilitli kaldı. Bir yeri kurtarır iseniz o yer içinde faaliyet yoksa tekrar yok olur. Kısacası Niğde'de bir şeyler yapılıyor ama bu yerlerde yapılanlarla toplumun görmesine yararlanmasına sunumda sorunlar var. Şehrin orta yerinde iki kilise var. Biri belediyenin yıkıldı yıkılacak. Niğde'de olan her eser Niğde için bir zenginlik olduğu unutmadan her eser korunmalıdır. Niğde'de Kiliseye ihtiyaç yok ama Dikilitaş'ta kilise halı dokuma atölyesi olduğu gibi merkezde resim galerisi olarak düzenlense kötü mü olur.
Bu önerilerimiz uzar gider ama Niğde için mutlaka şart olan birkaç proje var ki on yıla yakındır biz yazarız. Konuşulur açıklamalar olur ama hala gündeme oturmadı.
Üç önemli noktada yapılacak yenileşme projesi ile Niğde çok değişebilir.
1- Yukarı Kayabaşı Mahallesi projesi Kadıoğlu Konağı, Yasa evi ve yanındaki on ev ile Begüm Cami içine alacak bir proje
2- Alaaddin Mahallesi ve çevresi projesi.
3- Cullaz Sokağı projesi.
Bu üç projenin yaşama geçebilmesi için Belediye ve Kültür Turizm Bakanlığı işbirliği ile birkaç yıl içinde tamamlanması olasıdır.
Cullaz Sokak eski valilerimizden Refik Arslan Öztürk'ün başlattığı bir çalışma idi. Aradan sekiz yıl geçti. Vali Sebahattin Öztürk göreve gelince bu yarım kalan projeyi önemsedi ve devam ettirilmesi yönünde görüş belirtti. İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç'da işin takipçisi oldu. Şu anda 29 evin sokak sağlıklaştırma projesi tamamlandığı yetkililerce açıklandı.2009 yılında proje uygulamasına başlanacağı da duyurulmuştu. Bu sürecin bu yıl yaşama geçirileceğini umuyor ve bekliyoruz. Böylece Niğde merkezinde tarihsel dünü yansıtan bunun yanında Niğde'de görülmeye gezilmeye değer bir sokak açığa çıkmış olacaktır. Cullaz Mescidi, çeşmeside aslına uygun olarak bu düzenleme ile ele alınmasında doğru olduğunu düşünüyorum.
Niğde birçok yerde olduğu gibi aslına uygun yapılmamış onarımlar tarihi eserlerimizin özelliğini yok etmişti. Son yıllarda bu alanda bir düzenlemeye gidildi. Orijinalinde bulunmayan eklemeler ve sıvalar kaldırılıp gerçeğe uygun kılınmakta olması güzel bir yaklaşımdır. Darül Zikir mescidinde bu uygulanmış ve yapının orijinal dokusu açığa çıkmıştır. Farklı eserlerde de benzer düzenlemeler doğru olandır.
Cullaz Sokağından sonra Ömer Fethi Gürer olarak yıllardır yazdığım ve iki seçimdir adayların dillerinde olan Alâeddin Mahallesi projesi de mutlaka uygulamaya geçirilmelidir. Niğde için bu kadar düzenlemeye uygun bir mahalle varken daha el atılmamış olması önemli eksikliktir.
Alâeddin Cami, Kale, Sungur Bey cami, Dumlupınar eski okulu, Kiliseler ile İstasyon yönünde yola kadar evlerin içine alınacağı bir proje Niğde için büyük bir çıkışın önünü açacaktır. İstasyon yönünde yer alan sokak aralarında mescitler ile üç ayrı yatırda bulunmaktadır. Gerek sokak aralarında eski evlerin onarımı ve butik otele alış veriş çarşılarına dönüştürülmesi Niğde'nin bir caddeye sıkışan dokusunu açan önemli alan olacaktır.
Bu dönemde bu işlerin yapılabilmesi içinde şartlar uygundur belediye hükümetten sağlayacağı bu destekle bu işleri yapamaz ise tarihi bir fırsat daha kaçmış olacaktır. Bir kent için yatırım yalnız sanayi ile değil turizm ile de kalkınmaktadır. Bunun çok örneği de vardır. Şu anda Niğde bu anlamda bakir illerdendir. Niğde ile ilgili tanıtım çabaları yanında gezi alanlarının da önemi vardır. Bugün Niğde'den dahi çok kişi tur ile farklı yerleri görmeye gittiğinde örnekleri Niğde'de bulunan ama düzenlenmiş mekânları ilgi ile gezmektedir.
Eğer Niğde için bir şeyler yapılması isteniyorsa yukarıda belirttiğim üç yeri önemseyip ele alsınlar çok şey yapmış olacaklardır. Bu konuları yıllardır yazıyorum. Yazı arşivlerine bakan görecektir ki bu konuları ve benzerlerini yazarken yalnız Niğde'ye yararını düşünerek yazıyorum. Amacım Anadolu bu güzel kentinin özü ve özelliğinin açığa çıkmasıdır. Yapılacak her güzel çaba ve çalışmayı alkışlayacağız, çünkü sonuçta kazanan Niğde olsun istiyorum.
Niğde, 21.09.2009
NİĞDE'DE
ELMA ÜRETİCİSİ PERİŞAN
Ömer Fethi GÜRER
Niğde elma ağacı sayısı bakımından ülkemizde ilk sıraya yerleşti. Ancak bu artış yabancı yatırımcı ve büyük işletmelerin Niğde'de yatırımları ile oldu. Yerli cins yerine daha çok yurt dışına satışı hedefleyen elma dikim alanları arttı. Bodur elma ve damlama usulü sulama Niğde ilini rakamsal olarak ilk sıraya taşıdı. Bu artış yararlı bir atış oldu. Ne var ki Niğde'de onlarca dönüm arazi de yerli Amasya türü elma ağaçları bulunuyor. Bu ağaçların bir bölümü yaşlandı. Üretici bu ağaçları sökerek yerine farklı tür ya da değişik ürünler dikiyor. Bu bakımdan da Niğde elma yapısı değişti. Bunun yanında babasından dedesinden kalan bağlara bahçelere bakan hemşerilerimiz ise ürettikleri ürünleri pazarlama da ciddi sorunlar yaşıyorlar. Elmaların hasadının yapıldığı bu dönemde elma 60 kuruş ile 70 kuruş arasında toptan alımı yapılıyor. Oysa Amasya elması büyük kentlerde marketlerdeki en pahalı elma. Kimi yerde 3 milyona kadar fiyat konuluyor.
Niğde'li elma üreticisi Hemşehrimiz Kemal Çetin Aradı : "Bu yıl elmanın yüzüne bakan yok. Masrafları çıkarmıyor. Elimizden tutan yok. Üretici olarak perişanız, Elma gibi bir ürün değer bulmamasını anlamak mümkün değil, yetkililer sorunumuza sahip çıksınlar" dedi. Konuyu çok yere ilettiklerini söyledi.
Elmadan ne yapılmaz ki tatlısından yemeğine çok alanda kullanılan ve insan sağlığı açısından çok gerekli olan bir ürün neden değer bulamaz? Bu bağlamda en önemli sorun pazarlama ile ilgili. Ne yazık ki bu sorun yıllardır çözülmedi. Üretici için önder olacak kişiler meseleye gereği gibi eğilmedi. Hemşehrilerimiz de genelde sorunları çözecek kişilerden çok futbol takımı tutar gibi partilerinin iş yapar mı? yapmaz mı? demeden adaylarının peşinde koşma adeti değişmedi. Bu dünde böyle idi yarında böyle olacak. Halk yerel anlamda sorunlarına eğilecek kişilere sahip çıkmadığı sürece sorunların çözümü olası değildir.
Bakınız Türkiye de en çok elma ağacı ve üretimi olan Niğde bir elma festivali şenliği ya da benzer bir etkinliği yapamıyor ama Malatya Doğanşehir elma Festivali düzenleyip adını elma üreten yer olarak duyuruyor. Televizyonlarda haber oluyor. Ama Niğde bu anlamda yıllardır bir etkinlikle adını dahi duyuramıyor.
Niğde için öncelikle üretici sorununa sahip çıkarak örgütlenmelidir. Günümüzde pazarlama düne göre kolaydır. Büyük firmalar yanında çok sayıda ürünü pazara erdirecek yöntem gelişmiştir. Yurt dışında Niğde elması çok tanınmaz ama bunun değişimi içinde bir çaba olmamıştır. İşte Yabancı yatırımcı Niğde geldi kendi damak tatlarına göre cinsleri yetiştirdi Yurt dışında olduğu kadar yurt içinde satıyor. Oysa Niğde elmasının tadı ile mukayese dahi edilemez ama kimse "bizim damak tadımıza uymaz" demiyor alıyor.
Elma kolayla yetişen bir ürün değil, Amasya gibi yıllar sonra ürün veren ağaçtan elde edilen elmanın değer bulmaması üreticiyi mağdur ettiği için giderek yerli ürün yerine yabancı cinslerinde elma ağaçları bölgeye egeme olacaktır. Düne göre Niğde ve Bor'da çok sayıda eski ağaç söküldü yerine yabancı marka ürün ağaçları geldi. Üretici elinde elmasını değer bulmamasından dert yanıyor ve meyve suyu fabrikaları yok değerinden ürünleri alıyor ama meyve suyu fabrikaları bugün bu durumdan yararlanıp ucuza aldıkları ürün ile üreticiyi yok ederlerse yarın modern usullerle elde edilen elma bahçelerinden bu fiyatlara elma alamayacaklarını unutmamalıdırlar.
Kısaca özetlediğim gibi elmada sorun çok yönlüdür ama en önemlisi şu anda üretilen ürünün değer bulmamasıdır. Niğde bu yılda elma üreticisi perişandır ve tüccar verdiği fiyata ürünü satmak zorunda kalmaktadır. Bölgede yeterince depolama olanakları olmaması kimi zaman ağacında elmanın satımına üreticiyi zorlamaktadır. İlacı, gübresi, suyu, hasadı ile üretimde zorlanan üretici bu kere elde ettiği ürünü pazarlamada zordadır. Hükümet elma üreticilerinin sorunları ile ilgilenmeli ve Niğde gibi yerlerde de üretici olduğunu sorunu bulunduğunu unutmamalıdır.
Niğde, 05.10.2009
NİĞDE KAPADOKYANIN BAŞKENTİ
KİTABI İSTANBUL İMZA GÜNÜ
BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ
ÖMER FETHİ GÜRER'E
NİĞDELİLER DERNEĞİ PLAKET VERDİ
Niğde ilini kuruluşundan Cumhuriyet ilk yıllarına değin kapsamlı biçimde anlatan Niğde Kapadokya Başkenti kitabı İstanbul'da okuyucu ile buluştu.
Niğdeliler Derneğinde düzenlenen imza gününe eski Niğde Valisi Refik Arslan Öztürk, Gazeteci - Yazar, Eleştirmen Hikmet Altınkaynak, Gazeteci Yazar Nurten Ertuğ, Kent Haber Genel Yayın Yönetmeni Erdem Yücel, Şair Fikret Dikmen, Gazeteci Mehmet Gökkaya ile Niğdeliler Dernek Başkanı Doğan Avcı, Hacıabdullah Kasabası Erol Urhan, Nar Köy, Hasandağ Ulukışla dernek başkanları ve çok sayıda Niğdeli katıldı.
İmza Günü açış konuşmasını yapan İstanbul Niğdeliler Dernek Başkanı Doğan Avcı Niğde için böylesi değerli bir eseri meydana getirdiği için Ömer Fethi Gürer'e teşekkür ettiklerini belirterek bir ansiklopedi özelliğinde kitabın her Niğde'linin evinde olması gereken bir eser olduğunu söyledi. Daha sonra katılımcılar görüşlerini açıkladı. Yazar Hikmet Altınkaynak Niğde ile ilgili yazılan Niğde Kapadokya Başkenti kitabının kapsamlı bir çalışma olduğuna değinerek Gürer'i çalışmalarından dolayı kutladı Altınkaynak Niğde ile ilgili düşündüğü projeleri anlatıp Hazım Tepeyran için daha çok yaptıkları ve yazdıklarının anlaşılması yönünde bir çalışma başlattıklarını açıkladı. Niğde Kapadokya Başkenti kitabının önemli bir çalışma olduğuna değinerek Niğde açısından güzel bir kazanım olarak gördüğünü belirtti. Gazeteci Yazar Nurten Ertuğ'da Niğdelilerin sorunlarını ve bu anlamda yapılması gerekenleri vurguladığı konuşmasında yazmanın ne kadar zor olduğuna dikkat çekerek böyle bir kitabın Niğde adına yazılmasının önemine değindi. İş adamı Şenol Bengü'de yaptığı konuşma da Niğde için yapılan her güzel çaba ve çalışmayı tüm Niğdeliler olarak sahiplenmesi gerektiğine vurgu yaparak "Niğde için yazılmış bu güzel kitap gerçekten çok önemli bir eser. Niğde'mize böylesi bir eser kazandıran Ömer Fethi Gürer'i kutluyorum. Diğer kitaplarını da ilgi ile bekliyorum. Niğdemizin tanınması adına çok çaba ve çalışması var. Kutluyorum" dedi. Gazeteci Vahit Mahmatlı'da yaptığı konuşmada örnek bir eser olan Niğde Kapadokya Başkenti kitabının çok kapsamlı bir çalışma olduğuna değindi. Kitapta olması gerekenler ya da rastlanılan eksiklerinde ikinci baskıda düzeltilebileceğine ve böylece Niğde adına çok önemli bir kaynak eserin geleceğe taşınacağına vurgu yapan Mahmatlı Niğde Kapadokya Başkenti kitabının ülkemizde az örneği bulunan bir çalışma olduğunu da belirterek Niğde için güzel bir çalışma yapılmıştır. dedi.
Nar Köy, Hacıabdullah, Hasandağ Ulukışla dernek başkanlarının da birer konuşma yaparak Niğde için böyle bir kitap yazılmasından duydukları memnuniyeti ifade etmelerinden sonra Niğde eski valilerinden Refik Arslan Öztürk bir konuşma yaptı. Öztürk, Niğde ve Niğdelilere olan sevgisine değinerek tüm Niğdelilere selamlarının iletilmesini istediği konuşmasında görev yaptığı süre içinde Niğde'de tarih ve kültürel mirasın tanınması ve kurtarılması adına yapılanları özetledi. Dönemimde Ömer Fethi Gürer yerel basında çıkan yazılarından önemli ölçüde yararlandık diyen Merkez Valisi Öztürk Niğde Kapadokya Başkenti kitabının Niğde için büyük bir kazanç olduğunu söyledi. Gürer'i kutlayan Vali Öztürk Niğde için çalışmalarının devamını diledi. İmza Günü nedeniyle son konuşmayı gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer yaptı. Gürer katılımcılara teşekkür etti ve Niğde için hazırda üç kitabının daha olduğunu bu kitap sonrası o çalışmaları da yaparak Niğde için yaklaşık 2800 sayfayı bulan bir kaynak hazırlamış olacağını açıkladı. Gürer Niğde ili ile ilgili beş bini aşan makalesi ve hemen hemen her köy kasabaya giderek yaşadığı anısı ile kenti ayrı bir tutku ile sevdiğine değinerek" 30 yılda yazdıklarımda hep Niğde ilini anlattım. Yeterince tanınmayan bilinmeyen Niğde her geçen gün daha iyi anlaşılmaya başladı. Niğde Turizmden pay almaya başladığı anda bambaşka bir konuma erecektir." Dedi. Konuşmalardan sonra kitap için katkı veren Süleyman Bozbuğa, Şenol Bengü, Vahit Mahmatlı, Ali Gündüz, Doğan Avcı, Mahir Yoleri, Selahattin Tavusbay ve yazar Ömer Fethi Gürer'e İstanbul Niğdeliler Derneğince birer plaket verildi. İş adamı Muzaffer Uyanık, Halil Gül, Dinçer Atlı, Gürcan Uzcan, Uğur Soylu Rahmi Hızar, Mustafa Andaç, Turgut Akgül, Fesleğenden Mehmet Aktaş, Hâkim Şükrü Baran, Mühendis yazar İbrahim Arıkan, Eski dernek başkanları Mustafa Karazeybek, Arif Yalçın ile çok sayıda Niğdeli imza gününe iştirak ettiler.
Ömer Fethi Gürer'e plaketi Refik Arslan Öztürk takdim etti.
Toplantıda konuklara Niğde'den Niğde Gazozu, Niğde Köfteri, kuru üzümü, kayısı kurusu ikram edildi.
Niğde kitabı 15 Ekim 2009 saat 14.30'da Niğdelilerle Niğde Kültür Merkezinde buluşacak.
Vali Refik Arslan Öztürk Ömer Fethi Gürer'e plaket verirken
|