|
"MESLEĞİ MİLLETİN İRADESİNİ HAKİM KILMAKTIR"
KURTULUŞ SAVAŞI ÖNCESİNDEN KÖTÜ DURUMDA MIYIZ?
Kurtuluş savaşımız öncesi, kapitalizmin teknolojik gelişimi, doğal zenginlik lerimizi denizaşırı uzaklıklara taşıyacak aşamada değildi. Sularımız zehirli sana yi artıklarıyla kirletilmemişti. Madenlerimizin sömürülmesi için kullanılan zehir li kimyasallarla, yer altı sularımız ve yaşam alanlarımız, yüzlerce yıl kulla nım dışı kalacak şekilde zehirlenmemişti.Yurttaşlarımız AB hayalleriyle uyutulma mıştı. İşbirlikçi burjuvazimiz yoktu. Dinsel değerlerimiz, diyalog miyalog gibi emperyalist beyin yıkamalarla dejenere edilmemişti.
Madenlerimiz, ormanlarımız, sularımız, kıyılarımız bakirdi. Bu girişten İstiklal harbimizin küçümsendiği anlamı çıkartılmamalıdır. Tarihin anıtsal zaferi olduğu tartışılamaz. Bilimi ve bilimsel düşünceyi dışlayan Osmanlı,
çağın gerisinde kalırken, emperyal aşamaya yükselen batı kapitalizmi, Anadolunun hem coğrafi konumuna hem de iktisadi kaynaklarına göz diktiği için istiklâl savaşı verdik. Emperyalizmi başta İzmirin işgali olmak üzere somut olarak gören Türkiye halkı, önder Mustafa Kemalin örgütçülüğü ve önderliğiyle emperyalizmi yendi. Kurtuluş savaşları ve ulus devletler dönemini başlattı.
Bağımsız, ulus devletini kuran Türkiye Halkı, kula kulluk mertebesinden, yurttaşlık mertebesine yükseldi. Önder Atatürkün ölümünü izleyen dönemde dışa bağımlılık sürekli arttı. Emperyalistler nerede kalmıştık diyerek işe koyuldular.
Enerji kaynaklarına yakınlığımız, doğal kaynaklarımızın bakirliği, yeniden toparlanan Rusya Devletinin kazandığı güç, Çin, Hindistan gibi Asyada gelişen devletlerin enerji ihtiyaçlarına engel olmak için ABD, İsrail ve AB Ortadoğuya yerleşmek ihtiyacı duydu. Adına BOP denilen yeni projeyi hayata geçirmeye baş ladılar. Ortadoğu ülkelerinin siyasal rejimleri ve toprak bütünlükleri üzerinde operasyonlara başlandı. BOP projesinin nihai sonucu, bölge ülkelerini istikrarsız laştırmak, sınırlarını değiştirmek, küçük devletçiklere bölmek şeklinde planlandı.
Daha önce Balkan ülkelerinde uygulanan ve adına Balkanizasyon denilen proje Ortadoğuda da uygulanmaya başlandı.Öncelikle bu projeye lojistik ve siyasi destek vermesi için Türkiyenin siyasal sisteminde düzenleme gerçekleştirildi.
Gırtlağına kadar borçlandırılan ülkemizin, direncinin kırılması başarıldı. Ülkemizi parçalamayı birincil hedef seçen Emperyal planın uygulanmasının eş başkanı ülkemizden seçildi. Adına son haçlı seferi denilen emperyal saldırının başkomu tan yardımcısı mı, eş başkanı mı her neyse bu görevin sahibi olduğunu söyleyen başbakan R.T. Erdoğan, icraatları hakkında birifing vermek, yeni direktifler almak, bölücü teröre sınır ötesi operasyon yapabilmek konusunda izin almak için ABD de. BOP projesi gereği ülkemiz hem iktisadi hemde siyasi olarak işgal edilmiş durumda. İşgal edilen ülkemizin başbakanı, işgalcibaşının huzurunda.....
Emperyalizm, Borçlandırarak, sularımıza el koyarak, madenlerimizi sömürerek, yer altı kaynaklarımızı zehirleyerek, borsa yoluyla soyarak, gümrük birliği yoluyla katmerli soyarak, banka sektörümüzü ele geçirerek, eğitimimizi yozlaştırarak, büyük şehirlerimizin en güzel arsalarını ele geçirerek, market çılgınlığı yoluyla tüketim toplumu yaparak, kamu kuruluşlarımızı (KİT ler) satın alarak yada tasfiye ederek, kıyılarımızı yağmalayarak, taşeron terör örgütü aracılığıyla yıpratarak, etnik ve dinsel ayrımcılığı körükleyerek ilerlemektedir.
Elbette yine yeneceğiz. Ulus ve Üniter devletimizi Emperyalizmin kıskacından kurtaracağız. Ancak; geç kalırsak yaşam alanlarımızı kaybetmiş olacağız. Emperyalizm ülkemizi yaşanılır olmaktan çıkartacaktır.
Emperyalizm dün Yunanistanı kullanarak ülkemize saldırttı, bugünde PKK'yı kullanıyor. PKK piyondur. Arkasında ABD, AB ve İsrail vardır. bu üçlü emperyalist blokun saldırısı altındayız.
Operasyonlarına yerli destekçiler bulabilmektedirler. Yandaş siyasiler ve siyasi örgütler, sivil örgütlenmeler, bir kısım büyük sermeye çevreleri, din devleti kurmak isteyenler, bölücü siyasal örgütler, emperyalizme hizmet etmektedirler. Hizmetlerinin karşılığında kâr elde ettikleri inancındalar.Bir kısım büyük sermaye sahipleri, emperyalist batılı şirketlerin yamak ortaklığını elde ediyorken, din tüccarları ise ulusal güçlere, bu arada askere karşı, başta batının siyasal ve ikti sadi kurumlarının desteğini sağlıyorlar. Bölücüler ise gerek siyasal söylemleri, gerekse sıcak kalkışmalarıyla emperyalizmin BOP projesine destek olmaları kar şılığında parasal olanaklar elde ediyorlar, silahlandırılıyorlar.Gerek emperyalist blok, gerekse yerli işbirlikçileri ve bölücüler karşılıklı alışveriş içerisindeler. Tek amaçları var. Ulusal bütünlüğümüzü zayıflatmak, ulus devleti mizi parçalamak, ulus devletimizin, cumhuriyetimizin kazanımları ve direnç değerlerimiz olan ikti sadi varlıklarımızı ele geçirmektir. İstiklal harbimizdeki gibi işgaller yaparak gel miyorlar (Şimdilik). İMF ile, şirket satın almalarla, borsa soygunuyla, banka sis temimizi ele geçirerek vb,vb yollarla geliyorlar. Bu arada taşeron PKK ile yıprat maya devam ediyorlar. Varmak istedikleri son durak ise İsrail’i büyütmek, kuk la Kürt devleti kurmak, Ermenistanı büyütmektir. Bu ise İsrailin, Kukla Kürt devletinin ve Ermenistanın topraklarımızdan pay almalarıdır. ABD ve AB nin ve İsrailin (emperyalizmin) sınır komşularımız olmalarıdır. BOP dedikleri proje budur.
BOP denilen proje ABD nin Ortadoğuya yerleşmesidir. ABD nin uzun yıllar Ortadoğudan çekilmesini düşünmek hayaldir. Varlığını devam ettirebilmek için de, kukla devlet kurmak zorundadır. ABD, AB ve İsrail stratejik ortak değildir. Stratejik tehdittir.
Bir kişisel takıntım vardı. Karşılaştığım kişinin dişlerinin fırçalanmış olup olmadığını anlamaya çalışmaktan kendimi alıkoyamazdım. Ağzı kirli insanlara tahammül edemiyorum. Şimdi takıntım iki oldu. Yeni takıntım ise; 1 mart tezkere si kabul edilseydi, bunlar olmazdı diyenlere tahammül edemiyorum. Kabul edilseydi, ülkemizin güneydoğusu ABD emperyalizmi tarafından işgal edilmiş ola caktı. TBMM oylarıyla ülkemizin sorunlu bölgesi işgal ettirilmiş olacaktı. Hem ABD hem de tarihsel fırsat bekleyen İsrail Güneydoğumuza yerleşecekti. Bu günkü devlet yöneticilerimiz, bırakın sınır ötesi müdahaleyi, sınır içi müdahale için ABD ye izin koparmaya gidecek duruma düşeceklerdi.
Ulus devletimizi ve üniter yapımızı korumak için ABD ve AB ve de İsrailin BOP projesini başarısız kılmak gerekir. Bunun için Atatürk döneminin dış politi kasını hayata geçirmek gerekmektedir. Bu proje, komşumuz İran, Suriye, hatta Rusyanın işin içine çekilmesiyle, bölgesel işbirliğiyle gerçekleştirilebilir.
Yerli işbirlikçilerin devlet yönetiminden, yerli işbirlikçi sermayenin siyasal etki sinden kurtulmak gerekir. Ulusal bilinci canlandırmak, güçbirliği yapmak ve siyasal önderlik gerekmektedir. Birtakım yaygaracıların etkisinde kalmaksızın, Ordumuzun antiemperyalist söylemlerini ve siyasal partilerimizdeki antiemper yalist damarları desteklemeliyiz.Güçlendirmeliyiz.Tarihsel gelişim mutlaka bir liktelik sağlayacak konuma gelmemizi sağlayacaktır. Emperyalizm yine yenilecektir.
Önder Mustafa Kemalin Bursa nutku,ve Gençliğe Hitabı rehberimiz olmalıdır.
Yazının başlığına evet yada hayır demek bir şey değiştirmez. Önemli olan bağımsızlığımızı kazanmak ve emperyalist saldırıyı püskürtmek için, taşın altına el koymaktır. Sayın seyirciler seyretmeye devam ederlerse ne sayınlıkları nede vatanları olmayacaktır. Dünyanın en aşağılık durumu işbirlikçilik ve bölücülüktür.
İşbirlikçiler ve bölücüler, biliniz ki emperyalizmin damatlığıyla nikah masasına oturulmaz.
TÜRKMEN KATLİAMI SÜRÜYOR
Peşmergeye kukla devlet kurmak için her türlü imkanı sunan ABD, diğer yandan Türkmenleri katletmeyi sürdürüyor. Telafer'de bir Türkmen genci, işgal güçleri tarafından sokak ortasında delik deşik edildi.
Peşmergelere bir Kürt devleti kurdurtmak için her türlü desteği veren ABD askerlerinin Türkmenlere yönelik saldırıları aralıksız sürüyor. Kerkük'te evlerine "Bölgeyi terkedin yoksa öldürülürsünüz" bildirileri dağıtılan Türkmenler, Telafer'de ise zulümden kurtulmak için yerleştikleri çadır kentlerde yaşam savaşı veriyor.
Kendilerine yönelik katliamdan kaçıp çadırlara yerleşen Türkmenler, yine de ABD saldırılarıyla karşı karşıya kalıyor.
Telafer'de Amerikan askerleri bir Türkmen gencini kurşun yağmuruna tutarak öldürdü.
Türkmenler, peşmergelerle birlikte hareket eden Amerikan askerlerinin kendilerine yönelik bir katliam sergilediğini belirterek, Türkiye'nin bu konuda kendilerine destek vermemesinden yakınıyorlar. Türkmenler Irak'ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurulması için peşmergelerle işbirliği yapan Amerikan askerlerinin kendilerine yönelik sürdürdükleri katliamlara Türkiye'nin sessiz kaldığını söylüyorlar.
Telafer'de çadırlarda yaşayan Türkmenler, salgın hastalıklarla da karşı karşıyalar.
Türkmenlerin burada ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıkları, çadırlara kamyonlarla su dağıtıldığı belirtiliyor. Türkmenler arasında salgın hastalık baş göstermemesi için önlem alındığı ancak buna rağmen her an salgın yaşanabileceği belirtiliyor.
|
|
OKUL DEFTERLERİ "NOTEBOOK" OLDU
Sokaklarda, iş yeri tabelalarının Türkçe'yi kirlettiği tartışılırken, çocukluğumuzda üzerinde okul defteri ibaresi bulunan defterlerin yerini de sessiz sedasız notebook yazılı defterler aldı.
Doç. Dr. Mehmet Kara'nın yaptığı araştırma, özellikle 2000'li yıllardan sonraki defter kapaklarını İngilizce kelimelerin istilasına uğradığını, Türkçe kelimelerin ise defterlerin altlarında bir yerlere sıkıştığını ortaya koydu.
Fatih Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Kara'nın araştırmasına göre, kapaklarında okul defteri yazan, adı, soyadı, numarası boşluklarını içeren defterlerin yerini, artık single, love, apple, rainbow, flower yazılı defterler aldı.
Araştırmasında, Türkiye'de iç piyasa için üretilen defter kapaklarındaki yaklaşımın dünyanın çok az ülkesinde görülebileceğini vurgulayan Kara, "özellikle 2000 yılından sonra bütün görsel ögeleri açıklayan kelimeler, sadece İngilizce ile ifade edilmiştir" saptamasında bulundu.
Özellikle internet dilinin İngilizce olması nedeniyle gelecek 50 yılda bir çok dünya dilinin ortadan kalkabileceği uyarısında bulunanların olduğunu ifade eden Kara, şunları kaydetti:
"Türkçe'nin İngilizce'den etkilendiği yıllar iletişim ve etkileşimin en üst düzeye çıktığı yıllardır. Bu yüzden, günümüz Türkçesi, İngilizcenin yoğun baskısı altındadır. Öte yandan yabancı dille öğretim yapılan okulları bitirenler ve yurt dışında yetişenler sayıca çoğalmıştır.
Küreselleşmeden sonra ortaya çıkan kültürel çözülmeyle birlikte yabancı kelime kullanımının bireyi kültürlü ve seçkin bir kişi gibi göstereceğine dair yanlış inanç, dalga dalga yayılmaktadır. Bütün bunlar, bir çok alanda Türkçe'nin, İngilizce'nin istilasıyla karşı karşıya kalmasına sebep olmaktadır."
İNGİLİZCE DEFTER KAPAKLARI
Kara'nın araştırmasına göre, günümüz defterlerinde Türkçe kelimeler ya ön kapağın en altında bir yerlere sıkışıp kalıyor ya da arka kapağın en alt kısmında ancak kendilerine yer bulabiliyor.
Araştırma için yüzlerce defter kapağı üzerinde çalışan Kara, defterlerin ön kapaklarının orta ve üst kısımlarına, burada bulunan resim ile figürlerin yanlarına ve içlerine, göz alıcı renklerin bulunduğu kısımlara İngilizce kelimelerin yerleştiğini saptadı.
Bu kapaklarda baş köşeye yerleşen İngilizce'nin üst dil görünümü kazandığını kaydeden Kara, araştırmasında şu sonuçları ortaya koydu:
-İngilizce kelimelerin puntoları oldukça büyük ve değişik görünüşlerle kapaklarda yerlerini almışlardır.
-Bu defter kapaklarında bu haliyle Türkçe, bir alt dil ya da uyruk dili görünümündedir. Türkçe kelimelerin hepsi, zor görünecek biçimde küçük puntoludur ve tek tip yazıyla yazılmışlardır. Ana dile ait unsurlar, öz yurtlarında birer gariptir.
|