HARMANGERSİ DAĞKUZÖRENİN İNTERNETTEKİ SESİ

   ANA SAYFA
              ANKET
HARMANGERSİ DAGKUZÖRENİN  İNTERNETTEKİ SESİ

                                           ESKİDEN


                      Eski; kavram olarak geçmişten geleni, geçmişte kalanı, yıprananı eskimiş olanı yani düne ait olanı anlatır. İnsan hafızasında eskiye ait olan çok şey vardır. Geçmişte yaşadıkları, duydukları, hissettikleri, anladıkları, anlamadıkları, sevgileri, dostları, arkadaşları, oyunları ve gençliği…
                      Eskiye dair söylenecek çok söz vardır. Belli yaşı geride bırakmış tüm insanlarda özlem vardır hep... Söze başlarken, geçmiş bayramlara ve geçmiş zamanlara ait hoş ve unutulmaz anılar anlatılır. Aslında geçmişteki zamanlar değildir güzel olan, o insanın geçmişteki durumudur, gençliğidir, çocukluğudur, ruh halidir, güzel ve zevkli olandır aradığına odur insanın aslında, geçmiş zamanlardaki arkadaşlarını aramaktadır, geçmiş zamandaki ağız tadını aramaktadır, geçmiş zamandaki gücünü kuvvetini aramaktadır, geçmiş zamandaki sevgisini ve özlemini aramaktadır tüm benliği ve gücüyle… Benim aradığımda budur aslında. Geçmiş zamanlardaki unutmadığım unutamadığımda budur.
                      Ramazan bayramı sabahı; bayram namazı kılınmış Cuma camisinde, o güzel olay gerçekleşmiş en yaşlısından başlanmış tüm insanlar sıraya girmiş, tüm köylü bayramlaşmış o sabah birbiriyle, kırgın olanda dargın olanda bir şekilde bayramlaşmış zorda gelse nefsine… Dargınlık devam edecek olsa da biraz sonra. Önemli olan o an. O anda Allah(c.c) rızası için elini uzatmış ötekine… Mahallelerde saat 09.00 10.00 her evden sofra gelmiş köy odasına, o sofralarda yemek yenmiş su içilmiş insanlar karnını doyurmuşlar. Köylünün evinde olan en güzel en temiz en iyi yiyeceklerle.
                         Sonra çocukluğumdaki gibi her eve girerek bayramlaşmayı şeker toplamayı özlüyorum. Elma verene kızardım. İğde verene de… Şimdi kızmam, ama şimdilerde bayramlık bir şey istemek zor sanki. Oysa ne güzel olurdu sıra atlamadan tüm köylüyle bayramlaşmak, ne güzel olurdu tümünden şeker, elma, iğde ve ne varsa onu bez torbalara doldurmak. Eve gelince çıkarıp topladığım bayramlıkları tek tek saymak. Belki de özlediğim budur işte.
Özlediğimiz çocukluğumuz mu dersiniz?
Yoksa özlediğimiz gençliğimiz mi dersiniz?
                        Sizi bilmem ama benim özlediğim çıkarsız bir dünya, insanların karşılıksız iyilik yaptıkları, Allah(c.c) rızası için selam verdikleri, hiçbir şey beklemeden ikramda bulundukları bir dünya…
Arınmış temizlenmiş tertemiz bir dünya.
                      Tahir’in Hacı Mehmet dayı gibi, harman gerişinde ki çocukları evine davet edip; yemek çay ikram edebilen insanların çoğaldığı bir dünya özlüyorum.
                     Kınalının Hacı Mehmet Ali gibi alçak gönüllü hilesiz hurdasız insanların olduğu bir yaşam özlüyorum.
Özlediğim ve beklediğim beklide kendi çocukluğumdaki saflığım ve temiz kalbim.
                Sizlerin de öyle değil mi?
               Bulabilir miyiz dersiniz!
                 Belki…
               Köyümde yoldan geçenler selam vermiyor.
                   Neden? Tanımıyorlar.
                             Tanımasalar da selam verebilen insanlar nereye gitti dersiniz. “Uzaya göç vardı da biz habersiz mi kaldık” şairin dediği gibi… Göç var. Uzaya değil belki ama bambaşka bir âleme.
Gelin köyümüzü birlikte inşa edelim. Yeniden. Kinsiz.    Hilesiz. Kıskanmadan. Dedikodu yapmadan. Nefret etmeden.
Sevgi ile… Saygı ile… Neşe ile… Tevazu ile… Hoşgörü ile…
Eskiyi yeni yapmanın bir yolunu bulalım.
Yeni yepyeni bir köy kuralım.

                                         İ.Yurtoğlu

 

ANA SAYFA

 

 KÖSE YAZILARI