ANASAYFAYA GERi DÖN

KAZI ALANLARI HAKKINDA

Yürürlükte olan yasalar çerçevesinde Hasankeyf 1978 yılından beri 1. Derece Arkeolojik Sit Alanıdır. Dicle Nehri’nin yüzbin yıllık aşındırmasıyla şekillenen kaya yamaçlarıyla Hasankeyf, tarihsel ve kültürel miras alanı olmasının yanısıra bir ‘Doğal Anıt’ niteliğindedir. Yasa gereği burada yapılacak olan müdahaleler ancak ilgili resmi kurul olan Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun onayından geçerek gerçekleştirilebilir. Ilısu Barajı Projesi çerçevesinde Hasankeyf’e yapılacak olan müdahaleler konusunda şu ana kadar bu kurula hiçbir başvuru yapılmamıştır.

2. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası'nın 20.maddesine göre; "Taşınmaz kültür varlıkları ve parçalarının, bulundukları yerlerde korunmaları esastır". T.C. 1999 yılında Avrupa Birliği’ne uyum süreci çerçevesinde 1992 Valetta/Malta Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’ni onaylamıştır. Bu konvansiyona göre arkeolojik veriler yenilenemez kaynaklardır, insanlığın bilgi edinme kaynaklarıdır ve her türlü bayındırlık projesinde bunların korunması esastır. Bu sözleşmeye imza koyan Sözleşmeci Devletler; “…arkeolojik mirasın korunması için gerekli önlemleri almak, arkeolojik araştırma faaliyetlerini bilimsel güvence altına almak, arkeolojik mirasın tercihen bulunduğu yerde korunması ve bakımını sağlamayı …” taahhüt etmişlerdir.

3. Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam’ın Hasankeyf Kazısı Başkanı olarak yaptığı açıklamalar son iki yıldır atılan olumlu adımlara ve şu ana kadar bilinmeyen 19 taşınmaz kültür varlığının ortaya çıkarılmasına rağmen, Hasankeyf Kazı ve Araştırmaları için uluslararası standartların öngördüğü hemen hemen hiçbir temel ihtiyacın giderilemediğini göstermektedir. Bakanlığın ayırdığı bütçenin çok büyük bir bölümü bürokratik engeller nedeniyle kullanılamamış, alanın güvenliği sağlanamamış, yapılması gereken ihaleler yapılamamış, restorasyon çalışmalarında ilerleme sağlanamamıştır. Kazı başkanının tespitlerine göre:

a. Kale ve kazı alanları kontrol altına alınamamış, insan tahribatı önlenememiştir.

b. Önceden yapılan kazıların bilimsel verilerine ve belgeleme çalışmalarının çoğuna henüz ulaşılamamış, buna bağlı olarak da belgeleme çalışmalarına başlanamamıştır.

c. Bilimsel Danışma Kurulu ve Yerel Komite’ye işlerlik kazandırılamamıştır.

d. Acil korunması ve kurtarılması gereken kültür varlıklarına henüz müdahale edilememiştir.

e. Arazisinde kazı yapılan ve yapılacak olan şahıs mülkiyetinin istimlak işlemleri tamamlanamamıştır.

f. Mart ayında inşaatına başlanması planlanan projenin 1999-2001 yılları arasında başka bir konsorsiyum tarafından yürütülen faaliyetleri sırasında, Türkiye Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) baraj yapımı sonucu oluşacak tahribatlar konusunu ICOMOS’un Avrupa kuruluşlarına taşımış; İngiltere, Almanya ve İsviçre ICOMOS başkanları kendi hükümetlerine mektuplar yazarak projenin sakıncaları konusunda karşı görüş belirtmişlerdir. Hasankeyf’in dünya mirası olması için yapılan girişimler ise uluslararası kriterlere uygunluk sağlanmasına karşın, yine aynı kriterlerin ilgili dosyanın hükümet tarafından UNESCO’ya sunulmasını şart koşması ve Kültür Bakanlığının da bu başvuruyu yapmayı reddetmesi nedeniyle sonuçsuz kalmıştır.

g. Finansmanının tamamının dış kredi ile sağlanması planlanan Ilısu Barajı Projesi çerçevesinde, kredinin ilgili yabancı hükümetlerce onayı için sağlanması gereken uluslararası mevzuat kapsamında hazırlanan Çevre Etki Değerlendirme Raporu (ÇEDR), Dünya Bankası’nın OP 4.01 ve OP 4.04 şartlarını sağlamamaktadır:

h. Projenin önerdiği olumsuz etkileri azaltma tedbirleri, barajın sebep olacağı biyolojik çeşitliliğin kaybını telafi edemeyecek bir durumdadır.

i. ÇEDR, projenin diğer alternatiflerini yeterli bir seviyede değerlendirmemektedir.

j. Çevresel Eylem Planı’nda belirtilen (i) sorumlu ilgi sahiplerinin taahhütleri ve kapasiteleri; ve (ii) fiili kurumsal düzenlemeler konuları yetersizdir.

k. ÇED sürecinin başında ve süreç boyunca yapılması gereken halkın görüşünün alınması ve halkın katılımı için yapılması gereken faaliyetler, OP 4.01’de talep edildiği derecede kapsamlı yapılmamıştır.

l. Hasankeyf’in üzerinde kurulu olduğu jeolojik birim, gözenekli bir kayadan oluşmaktadır. Kolay kazılır ve kazı yüzeyi biraz sertleşir; atmosferik ortamda kolayca ayrışmaz. Hasankeyf’teki anıtsal yapılar da bu kayadan çıkarılan taşlarla yapılmış olup aynı özelliklerdedir. Ancak, bu kaya su altında kaldığında ve su düzeyi alçalıp yükseldiğinde bu kayayı oluşturan karbonat kırıntıları ve çimentosu suda kolayca çözünür ve bu doğal yarlar da ayrışıp, bu taşlarla yapılmış olan tarihsel ve anıtsal yapılar da zaman içinde ufalanır. Bu nedenle, Hasankeyf bir kere su altında kaldıktan sonra bir daha kurtulması olanaksızdır. Baraj ömrünü doldurduktan sonra su ve çamurların altından ancak bir toz yığını çıkacaktır.

m. Ilısu Baraj gölü 60.000 hektar tarım yapılabilen alanı su altında bırakacaktır. Cizre Barajı yapılıp Cizre Baraj gölü de oluştuğunda sulanabilecek alandan daha büyük bir tarım alanı su altında kalıp elden çıkacaktır. Bunun yanında Dicle’nin aşağı ovalara taşıdığı, tarımsal toprağı besleyen malzeme barajlarda tutulacağı için orta ve uzun dönemde tarım toprakları yoksullaşacaktır. Bu iki barajdan gelecek su ile sulanacak tarım alanları, bu uygulamadan sonra tuzlanma riski altında olacaktır. Harran Ovası’nda 13 yıllık sulama süresinde tarım alanlarının %8’i aşırı, 1/3’i de orta ve şiddetli derecede tuzlanmıştır. Başlangıçta Harran ve Akçakale Ovalarında tarımsal verim 2,5 kat ve katma değer 2 kat artmışken, son yıllarda bu artış önce yavaşlamış, sonra durmuştur. Bunun nedeni tarımsal toprakların eskisi kadar beslenememesi ve tuzlanmadır. Aynı süreç Ilısu-Cizre Baraj ikilisinin aşağı kesimindeki topraklar için de beklenen bir kaderdir.

n. Ilısu baraj gölü dolu durumda 300 km2’nin üzerinde bir alanı kaplayacaktır. Kurak ve nemli mevsimler arasında bu alan 100 km2 kadar azalabilecek ve yeniden eski durumuna gelecektir. Bu alanlar toplum sağlığını olumsuz etkileyen mikrobiyolojik etkinliğe yataklık edecektir. Aynı durum Cizre’nin barajdan sonraki yatağında azalan su akışı nedeni ile açığa çıkan eski yatak kesimlerinde de halk sağlığını tehdit edecek, buralar, salgın hastalıkların kaynağı olacaktır. Türkiye genelinde suyla bulaşan hastalıkların önemli bölümünün GAP bölgesinde ortaya çıkması, bu olumsuz süreci ortaya koymaktadır. Ülkemizde karşılaşılan sıtma olaylarının bütününe yakını artık yalnızca GAP bölgesinde ortaya çıkmaktadır. Ilısu ve Cizre barajları bu olumsuz gelişmeyi bölgenin doğusuna da yayacaktır.

o. Ilısu Barajı Projesi kapsamında hazırlanan Yeniden Yerleşim Eylem Planı (YYEP) tamamen veya kısmen su altında kalacak yerleşim yerlerinde yaşayan yerel halkın ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde değildir:

p. Halen Bismil’de yapılmakta olan alan araştırmalarından köylülerin baraj hakkında yeterince bilgilendirilmedikleri, yapılan anket araştırmalarının tazminat bedellerini kestirmek gibi farklı bir amaca hizmet ettiği anlaşılmaktadır.

q. Söz konusu yerleşim yerlerinin kompleks arazi yapısından kaynaklı mülkiyet ve zilliyet sorunları (örneğin Hazine arazisi üzerindeki yerleşim/ekim alanları ve mevcut ağalık sistemi) tazminat bedellerinin belirlenmesi veya kamulaştırma işlemlerinin yapılması ile aşılamayacak mağduriyetlere işaret etmektedir.

r. Yörede yaşayan yerel halkın göç ile ekonomik ve kültürel haklarından koparılacak olması hiçbir koruma anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Sempozyumdaki sunumlar zorla göç ettirilmiş ailelerin bölgedeki büyük şehirlerin veya İstanbul gibi batıdaki metropollerin varoşlarında yaşadığını, yaşadıkları yerlerde ekonomik ve sosyal entegrasyon sağlayamadıklarını, ve özellikle kadın ve çocukların aile içi şiddet, psikolojik uyum sorunları ve ekonomik sıkıntılardan en olumsuz etkilenen aile bireyleri olduğunu vurgulamıştır.

s. Mesele sadece yerel halkın zararlarının tazminatlar yoluyla karşılanması değildir. Hasankeyf sitinin barındırdığı kültürel miras bütün insanlığın yararlanabileceği bir değer taşıdığından yalnız Türkiye’de yaşayanlar değil dünyanın başka ülkelerinden insanlar da Ilısu gibi projelere karşı durabilir, bu bütün dünya insanlarının temel hakkıdır.

t. YYEP raporunun ‘Paydaşlarla Yapılan Derinlemesine Görüşmelerden Notlar’ bölümünde yer alan ve yapılan görüşmelerin kısa bir özetini içeren ifadelerin çoğunun gerçeği yansıtmadığı kanıtlanmıştır. Bu bağlamda adı geçen şahıs, kurum ve kuruluşlardan sempozyumda bizzat bulunan bazıları (örneğin Hasankeyf Belediye Başkanı, DİKA-SUM ve GÖÇ-DER) görüşlerinin çarpıtıldığı, eksik verildiği ve/veya nötralize edildiğini belirtmişlerdir.

İlgili yabancı kuruluşların resmi ifadelerine göre, Ilısu Konsorsiyumuna uluslararası finansman desteği sağlanması konusunda yurtdışında ilgili garantör kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen çalışmalar henüz resmi bir sonuca ulaşmamıştır ve 1 Mart 2006 itibariyle bir sonuca ulaşması da beklenmemektedir. Şubat ayının ilk haftası içerisinde İsviçre, Almanya ve Avusturya’daki İhracat Kredi Ajansları’nın Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi'nin ilgili mektubuna cevaben gönderdiği resmi yazılarda görüşmelerin iki aydan önce bitmesinin öngörülmediği belirtilmektedir. Bunun yanında, İsviçre’deki İhracat Kredi Ajansı ÇEDR ve YYEP hakkındaki görüşlerini bildirmeleri için 20 Şubat 2006’ya kadar halka tanıdıkları süreyi, Türkçesi ancak 20 Ocak 2006’da yayınlanan YYEP için 20 Mart 2006’ya kadar uzatmıştır. Henüz Türkçesi yayınlanmamış olan ÇEDR için halkın son görüş bildirme tarihinin ise ancak rapor Türkçe’de de yayınlandıktan sonra açıklanacağı belirtilmiştir.

ANASAYFAYA GERi DÖN

YORUM YAZIN

hasankeyf

Copyright Hasankeyf Tasarım ® 2008 - 2009 HasankeyfGezisi.Com ® Ahmet Ata