hasantuna.sitemynet.com
ilk pamukören sitesi

2006 NİSAN
2006 ARŞİV
GAZETE HABER
2005 DOGANLAR OLENLER
2005 ARŞİV
Öz Pamukören
Tiyatro
Bülten
Belediye
Spor
Nufus
Cafer Amcadan
Nostalji
Dilimizden
Foto Albüm
Dogum Ve Ölüm
Festivaller

Cafer Amcadan


Cafer amcanın birbirinden ilginç yazılarını burada bulabilirsiniz.

_mer_117.jpg


KÜÇÜK ÇAKI
Müezzinin biri ezan okurken minareye bir deli çıkmış, müezzini yakalayıp seni aşağı atacağım, yere düşüşünü bakacağım demiş. Müezzin azanı bitireyim sonra atarsın demiş. Müezzin ezanı okurken yanımda bir deli var, beni ondan kurtarın diyormuş. Müezzinin yardım istemesini duyanlar toplanmış. Ne söyledilerse deliyi bıraktıramamışlar. Topluluğun yanından geçmekte olan İncili Çavuş kalabalığın olduğu yere yanaşmış. Bakmış ki delinin vazgeçeceği yok. Cebinden küçük çakıyı çıkarmış. Deliye çakıyı gösterip in aşağı, yoksa minareyi keseceğim demiş. Çakıyı gören deli, müezzini bırakıp apar toparaşağı inmiş.
İNCİLİ ÇAVUŞ
Çok eskiden incili çavuş adında, özlü sözler söyleyen biri varmış. Yakın köyün birinden pazar dönüşü birisiyle karşılaşmış. Yolda giderken bir ekin tarlasına rastlamışlar. İncili Çavuş yanındaki adama: Bu ekin yendi mi? Yenecek mi? diye sormuş. Adam cevap vermemiş. Daha sonra bir cenazeyle karşılaşmışlar. İncili Çavuş: Bu adam öldü mü ? Ölecek mi? diye sormuş. Adam yine cevap vermemiş. Yola devam edilirken yokuşa gelmişler. İncili Çavuş, yol arkadaşına yokuşun yarısına kadar sen bindir, yarısından sonrasını ben bindireyim demiş. Adamdan yine cevap gelmemiş. Tepeyi aştıktan sonra ormanlık bir alana gelmişler. İncili Çavuş : Epey yorulduk. Şu orman girelim de üçer ayaklı çıkalım demiş. Hiç bir söze cevap vermeyen adam, kendi kendine ammada sorular soruyor, serseri mi bu? diye mırıldanmış. Yol ayrımına geldikten sonra birbirlerine hayırlı günler dilemişler. Adam evine geldikten sonra vaktin namazını kılmak için abdest almış. Kız babasına havlu tutarken adam gülmeye başlamış. Kızı, babasına niçin güldüğünü sormuş. Adam, yolculukta olanların hepsini anlatmış. Ne serseri biri ya demiş. Kız, babasına asıl serserinin o olmadığını anlatmış. Onun özlü sözler söylediğini, babasının hiçbir şey anlamadığını belirtmiş. Ekin yendi mi? yenecek mi? demiş. bu tarlanın sahibi borçlu mu? borçlu değil mi? Cenaze görünce, bu adam öldü mü? ölecek mi? Ölen kişinin iyi birisi mi, kötü birisi mi ? olduğunu söylemek istemiş. İyi kişiler iyilikleri için anılır. Kötü kişiler unutulur gider. Yokuşta söylediği de : arıya kadar bir hikaye sen anlat, Yarıdan sonra bir hikaye ben anlatayım, yamacı aşalım demiş. Bunu da anlamamışsın. Ormana girelim üçer ayaklı çıkalım demesi de ; Ormandan kendimize birer baston yapalım demek istemiş. Onuda anlamamışsın. Yol arkadaşının kıymetini bilememişsin demiş.
SOPA DA ALLAH'IN SOPASI
Çok önceleri camilerde kandil yakılırmış. Kandillere gaz yağı olmadığı için zeytinyağı konulurmuş.Caminin birinde,hırsızın birisi zeytinyağını her gün çalarmış. Caminin imamı kandillere her gün zeytinyağı doldurmaktan bıkmış,usanmış.İmam cemaate bir gün:
-İçinizde bir baba yiğit varsa,camideki hırsızı yakalasın demiş.
Mekri Mustafa adında birisi:
-Ben beklerim,demiş.
Akşam ile yatsı arasında camiye gelip hırsızı beklemeye
başlamış.Hırsız gelmiş.Caminin kapısına dayanmış:ElBeyt Beytullah (Ev Allah;ın evi),Vez Zeyt Zeytullah(zeytinyağı da Allahın ),Vel Abd Abdullah (Ben de allahın kuluyum) haram olmaz.diyerek zeytinyağını şişelere doldurmaya başlamış.Mekri Mustafa eline sopayı alarak:;El Matrak Minallah(Sopa da Allah;ın sopası bu da haram olmaz.diyerek hırsızı sopayla dövmeye başlamış.Hırsız kendinden geçince elini ayağını bağlamış. Sabaha kadar caminin içinde imamı beklemiş.Sabah olunca hırsızı imama teslim etmiş

SABRIN SONU
Semercinin biri kazandığı tüm paraları eski semerin içine koyarmış.Semercinin yanında çalışan çırağın bu işten haberi yokmuş.Çırak bu eski semeri bir adama satmış.Ustasına sevine sevine:Usta, ben o eski semeri sattım.demiş. Usta çırağına belli etmeden paralar gitti diye üzülmeye başlamış.Çırağına da hiç kızmamış.Semerin içine koyduğu fakat kayıp ettiği paraları tamamlamak için sürekli semer yapmaya başlamış.Tam bir yıl boyunca semer yapmış.Semer yaparken de: Gitti demek olmaz, sür kamışa.diyormuş.Çırak ustasının söylediği sözler karşısında hiç sesini çıkarmazmış.Bir yıl sonra eski semeri alan adam semeri tamir ettirmeye gelmiş.Semerci semerin içini yoklamış.Para hala semerin içindeymiş.Semerci:
-Ne olacak bu semer?
-Onarılacak.
-Bu semer onarılmaz.Yenisini vereyim
-Bende para yok ki yeni semer alayım.
-Parasını ne zaman verirsen ver, demiş semerci.
Adam yeni semeri almış,gitmiş.Semerci bu sefer de:Geldi demek olmaz sür kamışa .diyerek semer yapmaya devam etmiş.
Çırağı ustanın söylediği sözlere çok şaşırmış:Usta ,sen önceden gitti demek olmaz sür kamışa diyordun,şimdi ise
geldi demek olmaz sür kamışa diyorsun.Bu neyin nesidir?diye sormuş.Usta: Gel eşşoğlu eşek sana olanları anlatmanın sırası geldi.Ben kazandığım tüm paraları bu eski semerin içine koyuyordum.Sen ise bu eski semeri başkasına sattın demiş. Çırak :Usta sen sabırlı davrandın ve bir yıl boyunca semer yaptın.Sabrın sayesinde giden paraların geri geldi demiş


EZAN OKUYAYIM MI? Halifenin adamlarından biri , fakir bir adamcağızı döve döve çalışmaya götürüyormuş.onların yanından geçmekte olan başka bir kişi bu duruma çok üzülmüş. Fakirin o şekilde götürülmesini HALİFE’ye anlatmak istemiş.Ama bir türlü halifenin yanına gidememiş düşünmüş. Taşınmış . Vakitsiz ezan okumaya karar vermiş. Deli mi bu adam? Vakitsiz ezan okuyor diye halifenin yanına götürmüşler halifenin yanına götürmüşler.Halife sormuş:Sen deli misin?Vakisiz ezan mı okunur? Ya emirül müminin(Müslümanların Emiri). Ben deli değilim.Senin adamlarından biri fakir bir adamı döverek işe götürüyordu. Dayanamadım.Senin yanına gelmek istedim.Sana ulaşamayınca bu çareye başvurdum.Halife fakir adamı döverek işe götüren adamını çağırmış.Hemen astırmış.Bu günden sonra nerede haksız bir iş görürsen hemen ezan okumaya başla demiş. Adam emriniz olur diyerek oradan çıkıp gitmiş. Hayatına devam ederken bir gün başka bir olayla karşılaşmış.Bir kişinin zengin bir adamdan alacağı varmış. Bir türlü parasını alamamış.Kadıya, kaymakama şikayet etmiş.Ne yaptıysa boşuna.Başka bir kişi senin parayı ancak ezan okuyan adam kurtarır demiş.Alacağı olan kişi ezan okuyan adamın yanına gelmiş.Başından geçenleri bir bir anlatmış.Ezan okuyan adam bir notyazıp eline vermiş.Bu notu götür o adamaver.Paranı sana geri verir demiş.Pusulayı eline alıp doğru zengin adamın yanına gitmiş.Pusulayı açıp okumuş. Sonra nezaket gösterip aman efendim, buyurun şöyle oturun. Bir şeyler için Adam paranızı hemen vereceğim demiş.Parasını alıp gitmiş Parasını alan kişi ve bunu duyanlar şaşırmışlar..
AZI YARAR , ÇOĞU ZARAR

Vaktiyle Ben’i İsrail zamanında halis kalpli adamın birine Allah tarafından üç dilek verilmiş. Kendisine üç dilek verildiğini karısına anlatmış. Bunları nasıl kullanayım diye sorarken karısı da “Benim dünya güzeli olmamı” dile demiş. Adam birinci dileğini kullanmış. Karısının güzel olmasını dilemiş. Hakikaten karısı çok güzel olmuş. Kocasının öteki dileklerini unutmuş. Ben bu kadar güzel olayım da böyle evlere yakışır mıyım hiç .Ben padişah saraylarına layıkım diye övünmeye başlamış. Kendi adamını beğenmez olmuş. Bu kadının güzelliği herkesce duyulmuş.Padişaha kadar aksetmiş. Padişah adamlarını çağırıp o kadını getirmelerini istemiş.Kocası ağlamış, sızlamış ama yalvarması boşuna. Askerler kadını zorla götürmüşler. Hemen adamın aklına ikinci dileği gelmiş.Yarabbi giden karımı aynı maymun gibi yap demiş.Padişahın adamları saraya varınca Padişah duvağı açıp bir de ne görsün ? Kadın maymun gibi.Alın, alın bunu.Siz görmediniz mi bunu ? Bu mu dünyanın en güzel kadını diyor.Kadın , ben dünyanın en güzel kadınıyım dediyse de boşuna.Ayna getirilip bakmış kadın.O halini görünce başlamış ağlamaya.Padişah bu neyin nesidir diye sorunca kadın başlamış anlatmaya:
Benim kocamın üç dileği vardı.Birinci dileğini benim dünya güzeli olmam için kullandı.İkinci dileğini maymun olmam için kullanmıştır.Padişah ,kocan seni istediği gibi kullansın deyip geri göndermiş.Kadın içinde bulunduğu duruma dayanamayıp kocasına yalvarmaya başlamış. Karısının yalvarmalarına dayanamayan adam üçüncü dileğini kullanmış.Yarabbi , karımı eski durumuna döndür demiş.Böylece adamın üçüncü dileği güme gitmiş.
ARKADAŞIM ŞEYTAN
Kiliselerde Hz.İsa’nın, Hz. Meryem’ in ve Şeytanın mumu bulunurmuş.Hz.İsa ve Hz. Meryem’in mumları yakılır, şeytanın mumunu yakan olmazmış. Muziplik olsun diye kiliseye gelenlerden biri şeytanın mumunu da yakıvermiş.O gece rüyasında şeytan görünmüş.Arkadaş demiş Şeytan :Benim mumu şimdiye kadar yakan olmadı.Sen yaktın. Senden memnun oldum.Sana bir iyilikte bulunacağım.Sana bir hazine göstereceğim.Bu hazine sana ölünceye kadar yetecek. Arkadaşını götürüp hazineyi göstermiş.Hazineyi görünce çok sevinmiş.İyi ama , ben burayı na-
sıl bulacağım ? diye sormuş.Sen buraya işe. Sabah geldiğinde ıslaklığa bakar bulursun demiş.Arkadaşı iyice belli olsun diye ne varsa koyuvermiş.
Döşeğin içini doldurmuş.Sabah uyandığında ne hazine var, ne bir şey?Şeytanın yapacağı iyilik bu kadar olur demiş.


BIRAKILAMAYAN HUY
Arabın biri devamlı altını pisliyormuş.Gün gelmiş evlenmiş.Evlendiği gün
altını kirletmeyeyim diye çok uğraşmış ama yine kaçırmış.Sabah kalktığında yatağı batık durumda.Bunu karısına nasıl anlatacak?Hanım ben seni çok seviyor , ben seni çok seviyor diyerek karısını uyandırmış.Ne
Oldu ?Hayrola diyerek uyanmış karısı.Bugün ben bir duş gördü.Minare,minare üstüne.Minare minare üstüne. Hepsinin üstünde ben. Çevirdiler,çevirdiler .Sonunda bırakıverdiler.Sen olsan o durumda ne yapardın demiş karısına. Hanımı ben olsam ölürdüm demiş.Arap ,ben ölmedim ama donu
Pisledim demiş.
Bu köşeyi okurken hep fıkra veya masal sonunda güleceğiniz aklınıza geliyor belki.Biraz ilim ve ibadetin önemi üzerine hikaye anlatacağım.
İlkokulun birinci sınıfında okuyan bir talebeninhocasından A harfini öğrendiğini ve kendisine 100 defa bu harfi yazmasının söylendiğini düşününüz.Bu talebe hocasının emir olan sözünü yerine getirdikten sonra 100 defa da B harfini yazması emredildiğinde hocasına itirazda bulunarak ben henüz A harfinin neye yaradığını anlayamadım ki şimdi B harfini yazayım dese ne derece haddin tecavüz etmiş olur. Bu aceleci çocuğa karşı hocası “Sen sabredersen bu A ile bir gün aya gidebilirsin ve kendini ayılardan muhafaza edebilirsin” şeklinde nasihatta bulunsa bu sözler hatti zatında doğrudur.Nitekim insanlar ancak ilim yolunda sabretmekle aya gidebilmişler ve kendilerini düşmanlardan muhafaza edecek çeşitli silahlar yapmaya muvaffak olmuşlardır. Bu derece ileri meseleleri aklına sığıştıramayan o çocuk, hocasının sözlerinden intibaha gelmeyecek A yazmayı manasız, B yazmayı ise israf olarak kabul etse elbette kendisini Cehalet cehennemine terketmiş olur.
İşte insanlar da ebedi saadetten ve bu dünyadaki ibadetlerin o alemde kendilerini ne gibi alemlerde gezdireceğinden, hangi azaplardan muhafaza edeceğinden habersiz oldukları için , bazı kimseler misaldeki çocuk gibi düşünmekte ve ibadetin bize ne faydası var, şimdiye kadar namaz kılanların eline ne geçti ki ben kılayım şeklindeki ahmakane iddialarda bulunmaktadırlar. Bizim bu iddia sahiplerine karşı yapacağımız şey, misaldeki hoca gibi hakikati anlatmak ve istikbali ilmen göstermektir.
Bu noktada vazifemizi hakkıyla yapmaya azami derecede dikkat ettikten sonra , neticeyi Hakimi-Ezaliye bırakacağız. Zaten bizim görevimizde bu noktaya kadardır.

ABDESTSİZ NAMAZ
Yine de bir fıkra anlatmadan edemeyeceğim.
Eskiden 40 gün namaz kılarsan bir daha bırakamazsın diye bir söz vardı. Hocanın birisi cahil bir adama 40 gün namaz kılarsan sana bir gün için 1 lira vereceğim demiş.Adam 41.günde hocanın yanına gidip parayı istemiş. Gerçekten inanarak kılsa namazı , hocadan para istemeyecek.O zamanlarda hocalar maaş almadığı için parayı nereden bulup verecek .Hoca ,adama ırgat yok para yok deyince Adam :Senin böyle yapacağını bildiğimden bütün namazları abdestsiz kıldım demiş.

HİKMET PIRILTILARI
GÖL MAYA TUTAR MI?

Nasreddin Hoca’nın hikmet dolu ve ibret -feşan fıkralarından birisi de gölü mayalaması meselesidir. Bilindiği gibi, bir gün Hoca Nasreddin’in elinde bir kaşıkla gölün kenerında birşeyler yaptığını gören dostları, o ibret bahçesine teveccüh ederek Hoca Efendiye ne yaptığını sorarlar. Nasreddin Hoca cevaben “gölü mayaladığını” söyleyince hayretlerini gizleyemeyen dostları bu defa “hocam, maya tuttuğu hiç görülmüş mü?” diye tekrar sual edince, Hoca’nın cevabı harika olur. “Evet, bende biliyorum ki göl maya tutmaz, ama ya bir de tutarsa!”
İşte bu fıkranın hakikâti bizce şu manalara işaret etse gerektir. Akıl bir iksirdir.İnsan o akla istikamette kullandığı takdirde, sonsuz bir zamanı ve mekanı onunla mayalayabilir. Meselâ, Sabah namazına kalkmaya karar veren insan, namaz vakti gelince abdestini alıp, sabah namazını kılıyor. Bu faliyetler arasında insanın eli, ayağı, yüzü,v.s. hep namaza müteveccih oluyor. namazın kılındığı zamanda akıl sayesinde mayalanmış oluyor. Ayrıca her yanından arşa kadar melekler bu haberi birbirine ulaştırarak nihayetsiz bir mekanı ve zamanı şenlendiriyor. İşte bütün bu faliyetlerin iksiri akıl oluyor.
Diğer taraftan şu kısacık dünya hayatıyla ebedi saadetini kazanan insan, göle maya tutturmuş demektir. Ebediyet gölünü altmış senelik bir ömrün, mayalayamıyacağı bedihi bir hakikat olduğundan, cennete sırf Rahman-ı Rahimin lutfuyla gidildiği anlaşılıyor.
Nasreddin Hocaya sormuşlar, bu dünya kaç arşın?
O arada yoldan bir cenaze geçiyormuş. Sizin şu sorunuza “şu cenaze cevap versin.” Çünkü; dünyayı ölçmüş gidiyor ona sorun.
KÖTÜ HABER SÖYLEYEN İDAMLIK
Osmanlı Padişahlarından Yavuz Sultan Selim zamanında kim kötü haber getirirse idam edileceğine dair ferman yayınlanmış. Sarya uzun yıllar hizmet eden Kır At ölmüş. Seyis hemen Sadrazamın yanına gitmiş. Bu haberi Padişah’a nasıl duyuracağını sormuş. Biraz düşünmeden sonra bu işi yaparsa ancak İncili Çavuş yapar, onu bulup getirelim demiş. İncili Çavuş saraya çağrılmış. Durum kendisine anlatıldıktan sonra İncili Çavuş, Yavuz Sultan Selim’in huzuruna çıkmış. Hikmetli Sultanım, Heybetli Padişahım lütuflarından sonra başlamış anlatmaya. Kır At yattı kalkmıyor. Ayaklarını uzattı, geri çekmiyor. Gözlerini yumdu, açmıyor. Sözlerini duyan padişah: Ya adam ! Kır At öldü desene. İncili çavuş: Aman Padişahım, kötü haber söylüyorsun idamlıksın demiş. PEYGAMBERİMİZİN MÜBAREK ELİ
Evet, sâbıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi “Vemâ rameyte izrameyte” sırrıyla, aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde, onları inhizama sevketmesi.
“Venşakkalkamer” nassı ile aynı avucunun parmağı ile Kâmeri iki parça etmesi,
Ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduyu içirmesi,
Ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifâ olması
Elbette o mübarek el, ne kadar harikâ-bir mucize-i kudret-i ilâhiye olduğunu gösterir.
Güyâ ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i sübhanidir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler.
Ve düşmana karşı, küçücük bir cephanei Rabbanidir ki, içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur.
Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir Eczane-i Rahmanidir ki, hangi derde temas etse, derman olur.
Ve celâl ile kalktığı vakit Kameri parçalayıp, Kab-ı Kavseyn şeklini verir.
Ve cemâl ile döndüğü vakit, ab-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.
Acaba böyle Zat’ın tek eli,
Böyle acip mucizâta mazhar ve medâr olsa o Zat’ın Halık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sâdık bulunduğu ve o el ile biât edenler, ne kadar bahtiyâr olacakları, bedahet (açıklık) derecesinde anlaşılmaz mı?