|
Yardımlaşma
Çevremize baktığımızda ihtiyaç sahihi insanları görürüz. Bunlar, her yaştan olabilir. Öyleleri vardır ki daha dünyaya gelmeden, anne karnında başlar çilesi. Öksüz, yetim olarak dünyaya gelir. Kimi babasını, kimi annesini, kimi de varlığını kaybetmiştir.
İnsan hayatı iniş - çıkışlarla, acı tatlı hatıralarla doludur. Anne babaları yanında bir eli yağda bir eli balda, hayatını huzurlu ve mutlu geçirenlerin etrafında, bütün varlığını yitirmiş adeta tutunacak tek dalı bile kalmamış, sevgi, şefkat ve merhamete, yiyecek içecek, giyecek barınacak yere muhtaç olanlar da vardır. Bunlar Allah (c.c.)'ın insanlara, Müslümanlara emanetidir. Yakınlarımızdan başlayarak, etrafımızdaki bu insanları koruyup kollamak Allah (c.c.)'ın bize vermiş olduğu bir görevdir. Bu görevi yerine getirenler Allah ve Resulünün rızasını kazanacak olanlardır. Ben bu konulardaki ayet ve hadislerle sizleri başbaşa bırakmak istiyorum.
"İyilik (hayır), yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Fakat iyilik, o kimsenin iyiliğidir ki, Allah'a ahiret gününe, meleklere, kitap'a ve peygamberlere iman etmişlerdir. Mal sevgisine rağmen onu yakınlarına, yetimlere, düşkünlere yolda kalmışlara ve kölelerin kurtuluşuna vermişlerdir." (Bakara; 177)
"Sadaka olarak vereceklerini sana soruyorlar. Onlara deki: maldan vereceğiniz şey, anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlaradır. İyilik olarak yaptığınız şeyleri Allah, şüphesiz en iyi bilendir." (Bakara; 215)
"Keza sana yetimleri soruyorlar. De ki: onların işlerini düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlarla bir arada olursanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyla düzelticiyi elbette bilir. Eğer Allah dileseydi size güçsüzlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah Aziz'dir, Hakîm'dir." (Bakara; 220)
"İyi bir surette olmadıkça, yetimin malına yaklaşmayın." (İsra; 34)
"Yetimlere (ergenlik çağına gelince ) mallarını verin. Temizi pis olana değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu, muhakkak büyük bir günahtır." (Nisa; 2)
"Yetime sakın kahretme." (Duha; 9)
"Dini, yaln sayanı gördün mü? Yetimi nefretle itip kakıştıran kimse; yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen, odur." (Maun; 2)
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor;
"Ben yetim işine bakan kimse ile beraber cennette şöyle bulunacağım" deyip ve şahadet parmağı ile orta parmağını biraz açarak işaret etmiş ve halka göstermiştir.
"Yetim malı yemekten çekininiz"
Müfessirlerden Süddi ayetin tefsirini şu şekilde yapmış:
"Yetim malı yiyen kişi, kıyamet gününde ağzından, burnundan, gözlerinden, kulaklarından alev saçarak dirilir. Bu bedbahtı gören her kişi, onun yetim malı yemiş olduğunu bilir."
"Cimrilikten sakının; çünkü cimrilik, sizden öncekileri helak etmiştir."
"Şüphesiz sadaka, Rabbin gazabını söndürür."
"Şüphesiz sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi, hata ve günahı söndürür."
"Helalinden bir hurma tanesini sadaka olarak vereni Allah (c.c.), sağ eliyle kabul ederek dağ gibi yahut daha büyük oluncaya kadar, sizden birinizin tayını ve deve yavrusunu büyüttüğü gibi büyütür."
"Dul kadınların ve bir günlük geçimi olmayan fakirlerin nafakalarını kazanmaya koşan Müslüman, Allah yolunda harp eden mücahit (asker) gibidir. Yahut gece namazlı, gündüz oruçlu kimse gibidir."
Peygamberimizde yetim olarak doğmuştur. Babası kendisi doğmadan önce ölmüştür. Altı yaşlarında annesi ölmüştür. Sekiz yaşında çok sevdiği dedesini kaybetti. Bütün çocukluğu öksüzlük içinde geçti. Yetimleri görüp gözetmek, Peygamberimize göstereceğimiz bir vefa borcudur.
"Yetimlerin mallarını haksız bir şekilde yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir." (Nisa; 10)
Müslüman ilk görevi, yetimin malını görüp gözetmesidir.
"Cömert, Allah'a yakındır, cennete yakındır, insanlara yakındır, ateşten uzaktır; cimri ise Allah'tan uzaktır, cennetten uzaktır, insanlardan uzaktır, ateşe yakındır. Muhakkak ki cömert bir cahil, Allah (c.c.)'a cimri bir âbidden (çok ibadet eden) daha sevimlidir."
"Cennete hiçbir hilekâr, hiçbir cimri ve hiçbir yaptığını başa kakıcı germez."
"Bir kulun kalbinde cimrilik ve iman asla bir arada bulunamaz."
"Veren el alan elden üstündür."
"Her kim, malını artırmak için insanlardan dilenirse, o yüzünde yara bere, ya da yiyeceği cehennemden bir taş (kor) parçası olur."
"Her hangi bir Müslüman, bir çıplak Müslüman'ı giydirecek olursa, Allah da onu cennet giysilerinden giyindirir."
"Sadakandan dönme; zira sadakasından dönen, kusmuğuna dönüp onu yiyen gibidir."
Sadaka olarak verilen malı geri satın almamalıdır. Sadakanın özü, kalbin o mala olan bağlantısını kesmektir.
Hz. Âdem'den başlayarak kıyamet gününe kadar, medeni olan bütün belde ve şehirlerde, ihtiyaçlar ve bunların giderilmesi için gerekli olan kurum ve kurulmuştur, kurulacaktır. Üstün ahlak anlayışı bunu gerektirir. Toplumlarda, hayır kuruluşlarına karşı çıkanlar sert bir şekilde eleştirilmiştir.
"İhtiyaçlar ve onların giderilmesi için gerekli, olan kurum ve kuruluşlara ancak aptallar ve fâsıklar muhalefet eder"
(İslam düşünce rehberi; 1/191)
Hz. Ömer'in oğlu Abdullah (r.a.) sofrasında yetim bulunmadan yemek yemezdi. Öğle ve akşam yemeklerinde çevresindeki yetimleri çağırır ve yemeğini onlarla beraber yerdi. Yolculuğa çıktığında bile yalnız yemezdi. Bir defasında öğle vakti, yemek için bir yetime haber göndermişti. Yetimi bulmadılar. Kendisi yetimi bulup getirinceye kadar yemeye başlamadığı, anlatılır.
Hz. Ömer (r.a.)'in hizmetlisi Eslem anlatıyor;
"Hz. Ömer bir gece şehirde dolaşırken bir çadır, bir kadın ve etrafında ağlaşan çocuklar gördü. Ocakta bir tencere vardı, su ile doldurulmuştu. Hz. Ömer kadına yaklaştı ve aralarında şöyle bir konuşma geçti:
-Bacım bu çocuklar niye ağlıyorlar?
-Açlıktan ağlıyorlar.
-Ocaktaki, tencerede ne var?
-Su var, uyuyuncaya kadar onları oyalamak ve içinde bir şey olduğunu zannetmeleri için koydum.
Bunu duyunca Ömer'in gözleri yaşardı. Hemen zekâtın konulduğu depoya gitti. Büyük bir çuval aldı. İçine un, yağ, hurma, giyecek, şeker ve para koydu. Çuval dolunca, bana:
-Ya Eslem, çuvalı sırtıma kaldır, dedi. Ben;
-Ya Emirel Mü'minin, bırak ta ben taşıyayım, dedim. Fakat o:
-Hayır ya Elsem, ben taşıyacağım. Çünkü ahirette onlardan ben sorumluyum, dedi. Çuvalı sırtlanıp kadının çadırına gitti. Tencereye, çuvaldan biraz un, yağ ve hurma koydu. Hem tencereyi karıştırıyor, hem de ateşi üflüyordu. Yemek pişinceye kadar dumanlar içinde kaldı. Daha sonra pişen yemekten, kendi eliyle çocukların yemeğini koydu, yanlarına oturdu. Ben, kendisine bir şey söylemeye korktum. Çocuklar gülüp oynamaya başlayıncaya kadar bu halde kaldı. Sonra kalktı ve:
-Ya Elsem, niçin onların yanına oturdum, biliyor musun? Dedi.
-Hayır, dedim.
- Onları ağlarken gördüm. Gülüp oynadıklarını görmeden gitmeyi doğru bulmadım. Onlar gülmeye başlayınca çok sevindim, dedi."
Yetim yoksul ve kimsesizlerin her türlü hakkını korumak, onları görüp gözetmek hepimizin görevidir, görevlerindendir. Bu görevin yerine getirilmemesi yüzünden yetim, yoksul ve dullara gelecek her türlü kötülükten hepimiz sorumlu oluruz. Böyle bir sorumluk anlayışı ile hareket ederek çevremizdeki yetim, yoksul ve kimsesizlere el uzatmak insan olarak bize yakışan bir davranıştır. Allah (c.c.) bunu emrtetmiş, Peygamberimiz (a.s.) de bunu tavsiye etmiştir.
Ecdadımız da ortaya koydukları hayır kurumları ile bu görevi yetirmeye çalışmışlardır. Yetim ve kimsesiz çocuklarla, dul ve kimsesiz kadınlar için yurtlar ve bakım evleri açmışlardır.
Bu tür kurumların yenisini açmak, var olanlara yardımcı olmak hepimizin görevi olmalıdır. "Ben ne yapabilirim?" demeden elimizi uzatalım. Yapabileceğimiz muhakkak bir iş vardır. Paramız yoksa bedenen yardımcı oluruz. Maddi ve manevi yardımlarımızı esirgemeyelim.
Allah rızasını gözeten ve dinimizin emrettiği bu görevleri yerine getirmek isteyenlerin, severek bu hizmetlere koşması gerekir. Bu yapılmazsa, hayır kuruluşları, çıkar peşinde koşan insanların eline kalır. Bunun sorumluluğu ve günahı da hepimize aittir.
Sözün en güzeli ile bitirelim:
"Muhakkak ki Allah, iyilik yapanlarla beraberdir." (Ankebût; 69)
|