hikayevesiir.sitemynet.com
Binlerce Susam | Kar Üstünde Kan Damlası | Kuşluk Vakti | Düğün | Tuzak | Üçüncü Günün Öğlesi | Seni Asla Unutamam | Bir Sabah Vakti | Gün Çarığı Sıkınca | Şeftali Çiçekleri | Son Düş | Bir Bıçağın Keskin Ucu | Fırsatın Ucu | Heves | Şiirler | Mensur Şiirler | Kitaplar | Oyhan Hasan Bıldırki | Foto Albüm | Linkler Sayfam

Binlerce Susam


HİKÂYE VE ŞİİR

OYHAN HASAN BILDIRKİ

TÜRKÇE EDEBİYAT
Üye ol, sen de yaz...

Binlerce Susam
*
Oyhan Hasan BILDIRKİ

Sonbahardan kışa, ansızın giriverdik. Bazıları ellerini buz tutturan, ayaklarına çivi kestiren, kulak uçlarını acı bir sıcaklıkla yalayan, iğneleyip yakan soğuklara sobasız, bacasız yakalandılar. Bazıları da, damdaki çatıda oynayan, yağan yağmuru içeriye alan kiremitlere öfkelendiler. Çatıya çıktılar, kiremitleri, bacaları düzelttiler, oldukça pahalı yiyeceklerden hoşlanan obur sobalarını kurdular.
Zeytinliklerin arasında bir kırmızılık, el kadar. Gittikçe büyüdü, açıldı. Kırmızıdan turuncuya dönüştü. Henüz yeni doğan, ısıtmayan güneş göründü. Sarı, göz kamaştıran bir leke gibi sanki. Adamın gözünü alıyor, ikinci defa bakmasına engel oluyor. Sis çıktı. Kasabayı baştan ayağa yuttu. Evler görünmez, renkler seçilmez oldu. Hava ayaz, adamın nefesi donuyor.
Savran Ali, akşamdan kalma içki mahmurluğunun ateşinden olacak, derecesi düşük kahvenin önünde, bir karış toz bağlamış sandalyelerden birine kurulmuş, kirli masaya dirseklerini dayamıştı. Küçük, zeytin renkli gözleri çapak tutmuştu. Yoldan tek tük insanlar geçiyor, yeni bir günün telâşını, umudunu yaşıyorlardı.
Sis bastırdı, açıldı.
Yükselen binalar, yer yer, güneşin ışıklarını kesiyor, sokağa alaca gölgeler düşürüyordu. Az sonra, yeniden yoğunlaşan sis, güneşin gözünü kör etti, ferini, ateşini söküp aldı. Fakat yine de, çıplak gözle ona bakmak zordu. Savran Ali, denedi bunu. Ellerini, şapkasının siperinin altına, alnına götürdü. Güneşe, öylece baktı. Zeytin renkli gözleri kamaştı. Kaşlarının altında, göz pınarlarına yakın bir yerde, bir ağırlık duydu.
Güneş yeniden, temelli kapandı, kayboldu. Sisler, güneşi yuttu. Etraf seçilmez oldu.
- Keşke! dedi Savran Ali. Bu sis, hiç dağılmasa! Her şeyi örtse, örtse! Kusurlar, işlenmiş günahlar görülmese!.
Sokakta adım sesleri. İri, kımıldayan bir karaltı geldi, Savran Ali'nin önünde durdu. Bu, zeytin alım satımıyla uğraşan, kendi halinde bir tüccardı. Kırçıllaşmış saçlarını özenle tarar, her zaman mavilerini giyinir, ille de yeleğini unutmazdı. Her gün tıraş olur, fakat bıyıklarını fındık karasıyla boyardı. Selâm verdi, kirli masanın bir ucunu paylaştı. Besbelli, yüreğinin sıkıntısını anlatmak istiyor, derdine çare arıyordu.
Teklifsiz:
- Kuzum Savran, dedi, benim bir sıkıntım var.
- Ne sıkıntısı? Söyle anlayalım. Ne derler? Derdini söylemeyen, derman bulamaz.
- Sana güvenebilir miyim?
- Elbette! Şüphen mi var?
- Fakat bu, aramızda sır olarak kalacak.
- Kalacak!
Çaylar söylendi. Ayakçı, dumanı üstünde yükselip sisleşen bardakları masaya bıraktı. Yürüdü, döndü. Masanın kirinden mi utandı, nedir, omzundaki bezi çekip aldı. Masayı sildi.
Tüccar Haydar, bir yandan çayını yudumluyor, bir yandan da Savran Ali'yi dikkatle kolluyor, hareketlerinden bir anlam çıkarmaya çalışıyordu. Öteden beri herkes bilirdi ki, Savran'ın eli uzundu. Çok kere alaca, karışık işlerin altından çıkar, asla uslanmaz, hiç kimseden de utanmazdı. Çoluğa çocuğa karışmasına rağmen, etrafını toza dumana boğar, yakınlarını bile ısırırdı.
Tüccar Haydar büyük taşların baskınında.
Tüccar Haydar'ın derdi büyük: Bu sene, topladığı zeytinlerden, -ölçüde, kantarda dikkatli olmasına rağmen- asıl patrona devrederken zararlı çıkıyor. Zararı üç beş olsa, aldırmayacak. Ama kantarın topu bir kere kaçmasın. Hesap kitap derken, ölçüp biçerken bakıyor; zararı, binleri aşıyor.
- Biliyorsun, dedi Haydar. Sizin handa zeytinlerimi depoluyorum. Kira mira da almıyorsunuz. Sizden memnunum. Ne var ki, zeytinlerim alınıyor mu, çalınıyor mu, bir türlü anlayamadım. Hana girip çıkanları birlikte gözetlesek.
Savran Ali, kulak uçlarına kadar kızardı. Yüreği köz gibi yandı. Heyecanlandı.
- Deme yahu? dedi. Acaba hangi kopuğun aklına gelir, handan zeytin almak?
- Ben de onu arıyorum.
- Bulamazsın!
- Neden?
- Hanın kapısı, bacası yok. Sağı solu delik, açık. Gireni, çıkanı çok.
- Desene karanlığa kurşun sıkıyoruz?
- Öyle gibi. Ama meraklanma, buluruz. Sen, sen ol, bana açtığın sırrını, bir başkasına deme. Kulağımız kirişte, bekleyelim.
- Olur!
Ayrıldılar. Tüccar Haydar, işyerine döndü. Yeni gelen zeytinlerin çekimiyle uğraştı. Besicilere yem tarttı. Fırsat buldukça, Savran Ali'yi kolladı. Savran Ali, o değilmiş gibi davranıyor, hiç oralı olmuyordu. Arada bir kızarıp bozarıyor, yine de pişkinliğinden kaybetmiyordu. Bazen sesleniyor:
- Meraklanma ağam, buluruz! diyordu.
Bu söz, Tüccar Haydar'ın yüreğine mıh olup çakılmıştı. Künde üstüne künde düşünüyor, nasıl etmeli de, çok yaklaştığı, artık hiç şüphesi kalmayan avını, ağına çekmeliydi.
Akşama doğru işler yavaşladı. Tüccar Haydar, her zamanki gibi, aldığı zeytinleri han avlusundaki açık depoya boşalttırdı. Toplama küreğiyle konik yığınlar yaptırdı. Yığınları göz ucuyla ölçtü, biçti. Tam bu sırada, çocukça da olsa, aklına bir fikir düştü. Düşündüğünü yapmak için, karanlığın koyulaşmasını bekledi. Karanlık basınca, karşıya, yem dükkânına geçti. Telefonla karakolu aradı. Jandarma çavuşuna düşündüklerini anlattı.
- Aman, dedi, yarın erken damlayın! Olmaz mı?
Jandarma çavuşu, "Olur!" demiş olmalı ki, Tüccar Haydar'ın yüzünde gülücükler uçuştu. Keyfi yerine geldi. Dükkânının kepenklerini indirdi, yarın olacaklardan emin, evinin yolunu tuttu.
Sabahı, Savran Ali'yle karşılaştı. Han kahvesini kendisine mekân edinen, arandığında çok defa orada bulunan Savran Ali, Tüccar Haydar'ın yolunu bekliyordu. Yine, nereden düşürmüşse düşürmüş, iki çuval zeytini, açık deponun önüne yıkmıştı.
Tüccar Haydar, zaman kazanmayı amaçladı. Henüz beklediklerinin ikincileri ortalıkta yoktu. Savran'a seslendi:
- Daha, dedi, sabah çayımı içmedim.
Öteki atıldı:
- Birlikte içeriz!
- Senden mi, benden mi?
- Ne fark eder? Nasıl olsa her gün, küpünü dolduruyorsun. Yaradan, bizim gibilere acısın.
- Sen de, ha?
- Ne var bende?
- Diyeceğim, akmasa da, damlamıyor mu?
- Damlıyor. Damlıyor ya...
Çaylarla birlikte, ikinciler de geldi. İki er, tam teçhizatlı, caddede göründü. Daha ileriden, jandarma çavuşu da geliyordu. Tüccar Haydar kalktı, depoya gitti. Arkası sıra, Savran Ali de yürüdü. Zeytin çuvalları çekildi. Boşaltılmak için ağızları çözüldü. Tüccar Haydar, Savran Ali'ye kol verdi. Kollaştılar, çuvalları döktüler. O da ne? Her zeytin tanesine yüzlerce susam yapışmış. Zeytini, susamdan ayırmak mümkün değil. Savran Ali, bir boşalan çuvaldaki zeytinlere, bir de yığındakilere baktı, rengi attı, sarardı. Kaçmaya davrandı, erler yolunu kesti. İlktir küçük, zeytin renkli gözleri buğulandı. Çavuş atıldı, onu sımsıkı yakaladı. Sordu:
- Şikâyetçi misin, Haydar?
- Elbette!
- Alın, götürün!
Çarşı Caddesi'nde insanlar, şaşkın, mütereddi, iki er arasında, elleri kelepçelenmiş Savran Ali'nin arkasından baktılar. Savran Ali, karakolun hayli yüksek merdivenlerini, dizbağları çözüle çözüle, güç belâ çıktı. Az sonra çavuşla birlikte, Tüccar Haydar da karakola gittiler.
İş anlaşılmış, hırsız yakalanmıştı.

Oyhan Hasan BILDIRKİ

Üçüncü Günün Öğlesi'ne burdan gidilir

ÜÇÜNCÜ GÜNÜN ÖĞLESİ * Hilâl GÜLER

ÜÇÜNCÜ GÜNÜN ÖĞLESİ (Hikâyeler, 1986): İlk baskısı Nisan 1986'da yapılan eser, yazarın 4'üncü kitabıdır. Yazar bu eserinde, Koçaklar'da gördüğümüz destanî üslubunu tamamen terk etmiştir:

Hilâl GÜLER
Söke'de Yerel Basın ve Basın Yayın Hayatı
s. 395-398

İlyas Ağa Camii (Koca Camii), Söke

Oyhan Hasan BILDIRKİ: Günümüzün en büyük hikâyecisi...

Konuk Defterim

Ad,Soyad:

E-mail:

Web Adresi:

Mesaj:

SENİ HAPSETTİM BU GECE
Oyhan Hasan BILDIRKİ

Seni hapsettim bu gece
Yüreğime.
Sensiz yaşamak kolay değil,
Hele yıla yıl eklendikçe, hele yıla yıl eklendikçe...
Hüznümün sebebi budur.

Eskiden vefalıydı turnalar
Sıcak sevgiler taşıyan gönüllü postacıydılar
Doğu batı, güzel çirkin fark etmezdi onlar için
Yeter ki yükleri
Bir tutam sevgi olsun.
Ama şimdi?
Kuş gribi onları da vurdu.

Seni hapsettim bu gece
Yüreğime.
Bağır çağır, ne dersen de
Sevgiye kapalıysa yüreğin
Boşuna Şehzade'ni bekleme.
Yüreğime,
Seni hapsettim bu gece.

Toyluk günlerim geçti artık
Akıllandım, uslandım.
İlk hayâlimi yeniden yakalamak için
Uyandım.

Sonsuz hasretler çalsa da kapımızı
Yalanım yok, açmayacağım.
Anlıma yazılmış kaderimsin,
Başkasına dönüp bakmayacağım.

Yüreğime,
Seni hapsettim bu gece.
Varsın turnalar uçmasın.
Gece dediğin kara değil mi?
İstediği kadar kararsın...
Sen benim gerçek aydınlığımsın,
Bu inadın niye?
Hadi sen de durma; bağır çağır
Boşuna Şehzade'ni bekleme.
"Taş düştüğü yerde ağır."
Gerisi bildiğin hikâye.
Seni hapsettim bu gece
Yüreğime.

Seni hapsettim bu gece
Yüreğime.
Yüzüne
Başka göz izi düşmesin diye.

Oyhan Hasan BILDIRKİ

tasit20.gif

GÖKYÜZÜNÜ KİM BOYADI MAVİYE?
*
Oyhan Hasan BILDIRKİ

Şiire tutkun bir gülün sahibiyim,
Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim.
Dudağımda yeni sevda türküleri;
Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim.

Dışarda yemyeşil bir ilkbahar günü,
Dalda cıvıl cıvıl kuşların düğünü.
Böyle bir günde kim ister öldüğünü?
Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim.

Güneş parladıkça, gümüş ay da doğar
Şarkılarda hep öne geçer yıldızlar.
Bize de geçit olur bir gün mor dağlar;
Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim.

Yüreğimdeki resmin gülüyor şimdi,
Papatyalar bir başka kokuyor şimdi,
Ellerin saçlarımı okşuyor şimdi;
Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim.

Gökyüzünü kim boyadı masmaviye?
Bakındım durdum beni de alsın diye.
O güzellik, o çalım ne, kime, niye?
Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim.

Mutluluk bana yine senden geliyor,
Gökyüzünde bulutlar da yarışıyor,
Biliyorum hepsi de sana koşuyor;
Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim.

Yıllar önce inadına sevdim seni,
Zaman geçse de unutamadım seni.
Bilsen canım ne kadar özledim seni?
Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim.

Bir umut yağmurudur başladı şimdi,
Bırak ıslatsın gözlerini, tenini.
Isıtayım uzat bana ellerini:
Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim.

Güneş parladıkça, gümüş ay da doğar
Bize de geçit olur bir gün mor dağlar.
Gökyüzüne bak bulutlar yarışıyor;
Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim.

Gözlerim şimdi yepyeni rüyâlarda,
Boynum eğik değil, başım yukarıda.
Yüreğimdeki resmin ayaklanıyor;
Günaydın sevdiğim, günaydın sevdiğim.
5 Mart 2006

Oyhan Hasan BILDIRKİ

NOKTALI BİTİMLER
*
Oyhan Hasan BILDIRKİ

Düşünüyorum seni geceler boyu
Hayâller kuruyorum geleceğe
Alı al, moru mor duygular
Sökülüyor söküldükçe

Bir evimiz oluyor deniz kıyısında
Kumsalda günlerce geziyoruz
Sevişenler görüyoruz adım başında
Mutluluğa eriyoruz

Sonra denizde sandallar mavnalar
Uçuşan martılar gökyüzünde
Ne kadar sakin dalgalar
Ellerin ellerimde

Söz ediyoruz gelecekten
Çocuklarımız olsun diyoruz
Bir gün çalıyoruz felekten
Sevdikçe seviliyoruz

Noktalar noktalara
Sen noktalara karışıyorsun
Başını alıp gidiyorsun uzaklara
Niçin beni terk ediyorsun

Bu rüyâ böyle biter
Bizler, yalnız bizler sevilmeyiz
Acıdır noktalı bitimler
Mutluluğa eremeyiz.

Oyhan Hasan BILDIRKİ

ÖDEŞTİK

Sen namlu ben tetik
Aşkımız barut
Bütün bataryalar:
Ateş!..

Oyhan Hasan BILDIRKİ

GÖKKUŞAĞI, GÜNÜMÜZ ŞİİRİNİN EN İYİ ÖRNEKLERİ

Anasayfa

Yukarı Git

hikayevesiir@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın