islamiyetinozu.sitemynet.com
Anasayfam Hz.Alî Alévîlîk İslâm Résîmlerî ve Ehl-i Béyt Linkler Sayfam

Anasayfam

Cabir bin Abdullah el-Ansari diyor ki:
Peygamber'in(s.a.v)yanındaydık,Ali(a.s) uzaktan göründü,Resul-i Ekrem(s.a.v)buyurdu ki:"Canım elinde olan Allah'a andolsun ki Bu Alî ve Yandaşı Alévî'ler, kıyamet gününde kurtuluşa ereceklerdir."

hz.h_seyin-.jpg

Kerbela Şehidi Peygamber torunu İmam Hüseyin

KIZILBAŞ KİMDİR VE KIZILBAŞLIK

Her ne kadar bazıları bir yanılgı içine girip Kızılbaşlığı Alevilik içinde bir kol olarak görseler de esasında Kızılbaşlık Aleviliğin ta kendisidir. Kızılbaş kavramı tarih boyunca ve günümüzde Alevileri aşağılamak, karalamak ve küçük düşürmek için kullanılmıştır. Alevilerin düşmanları Kızılbaşlığı Alevileri küçük düşürmek maksadıyla kullandıkları oranda Aleviler Kızılbaş kavramına sahip çıktılar.

Kızılbaş kelimesi kızıl başlık takan anlamına geliyor. Tarihçesi Uhut savaşına kadar uzanır. Uhut savaşında Hz. Ali kendisini Hz. Peygambere siper ettiği sırada başından yaralanır. Bu savaştan sonra Hz. Ali;ye Kızılbaş denmiştir. Yine Sıffın savaşında Hz. Ali;nin taraftarları başlarına kırmızı başlık takmışlardır. Alevi devleti olan Safevi ordusunun askerleri de başlarına kızıl başlık takarlardı. Alevi düşmanları Alevi kavramını kullanmazlar, onun yerine Kızılbaş kavramını kullanırlardı. Bunu Alevileri aşağılamak amacıyla yaparlardı. Aleviler ise Kızılbaşlığı sahiplenip, kendilerini öyle de ifade ederlerdi.

Sonuç olarak bilinmelidir ki; Kızılbaşlık Alevi inancı içindeki bir kol veya tarikat değildir. Kızılbaşlık Alevi düşmanlarının Alevileri aşağılamak maksadıyla kullandıkları bir terimdir. Ve Kızılbaşlar bütün Alevilerdir, Kızılbaşlıkta Aleviliktir.

Kavram Olarak Alevi kelimesi ne anlama geliyor?

-Alevi kelimesi Hz. Ali taraftarı, Hz. Ali yanlısı anlamına geliyor. İslamiyet içerisinde Hz. Ali´yi sevenlere Alevi denilmektedir.

Alevi kavramının oluşum tarihi Hz. Ali`nin yaşadığı dönemde baslar. Hz. Ali daha yasarken bile Ali taraftarı Alevi diye bilinen kişiler vardı. Yani Alevi kavramını dolayısıyla Aleviliği başka yönlere çekme gayreti içerisinde olanlar Alevi kavramını ya Hz. Ali`den çok önceki bir döneme ya da Hz. Ali`den çok sonraki bir döneme ait olduğunu söylüyorlar. Bu her iki iddia da yanlıştır. Doğrusu; Alevi kavramı daha Hz. Ali hayattayken oluşmuştu. Fakat o zamanlar çok dar bir cevre için kullanılıyordu. Ancak tarihsel süreçte Hz. Ali taraftarları çoğaldı ve böylece Alevi kavramı genelleşti.


Alevilikte Namaz

Alevilikte dinin direğidir; kulla rabbin buluşmasıdır; Ona ulaşılan merdivendir; yani kulun, müminin miracıdır. Bu yüzdendir ki Müslümanla, ulular ulusu Allah tebareke ve taalaya kafir olanın arasında, bir, yahut iki farz namazı terketmekten daha büyük bir fark yoktur sözü, Ehl-i Beytten gelen haberlerdendir. Çünkü namazın, Alevilikte pek önemli bir mevkii vardır, ibadetlerin hiçbirine benzemez. Namaza saygı göstermiyenin islamdan hazzı kalmamış demektir; amandan mahrum kalmıştır. Namızın önemi, Alevilikte pek ileridir. Namazlar Alevilikte şunlardır:

Hergün farz olan beş vakit namaz, Cuma namazı, fıtır ve kurban bayramları, halkın çoğunu korkutan ve göğe, yahut yere ait herhangi bir olay, güneş ve ay tutulması dolayısıyla kılınan ayat namazı, hac töreninde tavaf namazı, nezir, yahut yemin yüzünden, yahut da vefat etmiş birisinin kaza namazlarını kılmayı vaadeden veya ücretle kılmayı taahhüd eden kişinin, meyyit adına kılacağı namazlar ve cenaze namazı. Bunlardan başkası nafilelerdir. Nafilelerin en önemlisi her gün ve her gece kılınan nafilelerdir ki bunlar adeta farzların yarısıdır.

Hergün sahah iki, öğle ve ikindi dörder, akşam üç, yatsı dört rekattır; bunlar farzlardır ve on yedi rekat olur. Gece ve gündüz kılınan nafileler, otuz dört rekattır; bunlarla günde elli bir rekat namaz olur.

Nafilelerin, her gün kılınanlarından sonra en önemlisi, Ramazan ayının nafileleridir ki bin rekattır ve her gün kılınan nafilelerden ayrıdır. Nafilelerde, Ehl-i Sünnetçe, Ramazan ayında teravih diye meşhur olan ve cemaatle kılınması adet edilmiş bulunan namaz vardır; fakat Alevilikte nafilede cemaat meşru değildir; cemaat ancak farzlarda olur.

Namazla ilgili fıkhı konuları fıkıh bilgileri içeren bir kitapta ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.




Kurân ve Ehl-î Beyt İkizdir.(Hz.Muhammed/s.a.v)

Hz. MUHAMMED

Hz. Muhammed, 570 yılında Mekke;de doğdu. Ailesi Kureyş kabilesindendi. Hz. Muhammed;in babası Abdullah o henüz doğmadan ölmüştü. Annesi Amine (Emine) de altı yaşındayken ölünce çocukluğu dedesi Abdülmuttalib sonra da amcası Ebu Talip;in yanında geçti. (Bu arada belirtmek gerekir ki; Ebu Talip Hz. Ali;nin babasıdır.)

Hz. Muhammed ticaretle uğraşan Ebu Talip ile beraber Suriye ve Yemen de dahil olmak üzere bir çok yere gitti. Bu arada kervanlar sahibi olan Hz. Hatice ile evlendi. Bu evlilikte Hz. Fatma doğdu. Bilindiği gibi Hz. Fatma, Hz. Ali ile evlendi ve böylece peygamberin soyu sürdü.

Hz. Muhammed ticaret yaşamında bir çok yeri gezip görmüş ve Arap yarımadasının toplumsal yapısını yakından tanımıştı. Hz. Muhammed ticaretle zenginleşen Mekke;de gördüğü adaletsizliklerden bunalmış ve ticaretten uzaklaşmıştı. 605 yılında ve izleyen yıllarda sık sık toplumdan uzaklaşıp Nur dağına çıkıp Hıra mağarasında tek başına kalmaya, düşünmeye başlamıştı. Bu durum yaklaşık 5 yıl kadar sürdü. Ve günlerden bir gün Tanrının meleklerinden Cebrail Hz. Muhammed;e ilk ayetleri bildirdi. Hz. Muhammed bunların ne anlama geldiğini bilmiyordu. Daha sonraları bunların Vahiy olduğunu öğrendi. Cebrail bir süre görünmedi. 613 yılında yeniden gelmeye başlayan ayetler peygamberliğini insanlara duyurmasını buyuruyordu. Hz. Muhammed;e ilk inananlar Hz. Ali ve eşi Hz. Hatice`ydi. Ama putlara tapan Mekkeliler Hz. Muhammed;e inanmadılar. Hz. Muhammed;e inananların sayısı hızla artmaktaydı. Bu durum zengin Mekke;lileri tedirgin etmeye başlamıştı. Çünkü Hz. Muhammed çok tanrıcılığı (putperestliği) ve onun etrafında gelişen adaletsizliği reddediyordu. Ve Müslümanlık bütün kötülüklere karşı en güzel seçenekti. Mekke;nin ileri gelenleri Hz. Muhammed;i peygamberliğinden vazgeçirmeye çalıştılar. Vazgeçiremeyince de baskıya ve şiddete başvurdular. Bunun üzerine Hz. Muhammed Müslümanların daha güvenlikli yerlere göç etmelerine izin verdi. ;te bir bölüm Müslüman Habeşistan;a (Etiyopya) gittiler. Hz. Muhammed ve yakın çevresi mücadelelerini Mekke;de sürdürmeye devam ettiler. ;da Hz. Muhammed;in en büyük destekçileri Ebu Talip (Hz. Ali;nin babası) ve eşi Hz. Hatice vefat edince baskılar artmaya başladı. Hz. Muhammed Medine halkından gelen davet üzerine Medine;ye Hicret (göç) etti. Hicret (göç) denilen bu olay İslam takvimi olan Hicri takviminin de başlangıcıdır.

Ama Mekkeliler gel işen İslamiyet;ten hoşnut değillerdi. Bu yüzden de Hz. Muhammed;e karşı bazı Arap kabillerini kışkırtıyorlar ve onların Hz. Muhammed;e saldırmalarını örgütlüyorlardı. Buna karşın Hz. Muhammed;de Müslümanları örgütleyerek onları savaşa hazırlıyordu.

Bu savaşların en önemlileri şunlardır:

Bedir 624, Uhud 625, Hendek 627, Hz Muhammed bütün bu savaşlardan zaferle çıktı.

630 yılının ocak ayında Hz. Muhammed Mekke;ye girdi. Kentteki bütün putları yok etti. Mekkeliler için af ilân etti. Hz. Muhammed bundan sonra Müslümanlara direnen kabilelere karşı harekete geçti. Bundan sonra Arabistan yarımadasında yaşayanların çoğu Müslüman oldular. Hz. Muhammed ;de ilk ve son kez hac ziyaretinde bulunduktan sonra (ki buna veda haccı da denilir) Medine;de hakka yürüdü.

Hz. Muhammed;in Hz. Ali ve Ehlibeyt için söyledikleri

Bazı Alevi düşmanları, Alevilerin Hz. Muhammed;i peygamber olarak kabul etmediklerini propaganda ettiler. Oysaki gerçek bunun zıttı dır. Aleviler tarih boyunca ve günümüzde Hz. Muhammed;i peygamber olarak kabul ettiler. Alevilerde Hz. Muhammed;e bağlılık tartışılmaz. Aleviler Hz. Muhammed;i İslamın peygamberi olarak kabul ederler ve ona inanırlar. Aleviler peygamberin soyuna yapılanları her ibadet edişlerinde lânetlerler. Ve bu anlamıyla peygambere bağlılıklarını dile getirirler. Ama bazıları peygamberden şefaat umarken onun biricik torunlarına ve Ehlibeyti;ne yapılanları görmezlikten gelirler. Bu da bir ikiyüzlülüğün, sahtekârlığın Emevilerden başlayarak günümüze geldiğini gösteriyor.

Aşağıda Hz. Muhammed;in Hz. Ali ve Ehlibeyt için söylediklerinden bir kaçını yazacağız. Ama ne acıdır ki; Yezitler, Muaviyeler ve onların günümüzdeki temsilcileri bunları yok saymaya devam ediyor. Onlar Hz. Ali ve Ehlibeyt gerçeğini, haklılığını inkâra devam ediyorlar.

H z. Peygamberin çeşitli zamanlarda ve çeşitli vesilelerle söylediği bir kaç hadis:



Ya Ali, benim Ehlibeytim Nuh un gemisine benzer. O gemiye binen kurtulur. Ve kim Ehlibeytime buğz ederse helak olur.

Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. İlmi isteyen kapıya gelsin.


Ya Ali, mümin sana buğz etmez, münafık ise seni hiç sevmez.

Ali, müminlerin dilediği ve uyduğu kişidir. Mal ise münafıkların dilediği şey.

Ey Allah;ın kulları, bu Ali;nin kanı benim kanımdır, teni benim tenimdir ve canı benim canımdır. Her kim bu Ali;yi severse, beni sever beni seven de Allah;ı sevmiş olur. Ali;ye kim düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur.

Kuran ve Ehlibeyt ikizdir.

Hayatım gibi yaşamak isteyen Ali Veli edinsin.

Ya Ali, sen benim dünyada ve ahrette sancaktarımsın.

Ali;yi anmak ibadettir.

Ey halk! Biliniz ki; ben de insanım. Allah;ın daveti bana yakında gelecektir. Ben de onu kabul edeceğim. İşte size ben iki mühim ve en değerli emaneti miras bırakıyorum. Bunlardan birincisi Kuran, ikincisi benim Ehlibeytim. Allah;ın huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum. Allah;ın huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum. Allah;ın huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum, buyurdu. Bu yazdıklarımız sevgili peygamber tarafından söylenmiş olan hadislerden sadece bir kaçı. Bunlar Hz. Ali gerçekliğini ve Ehlibeyt haklılığını gösteren en büyük kanıtlardır.

.





alevi-genc@msn.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın