|
Sitemiz 2 Yaşında...
2 Yıl değil aslında... 5 Yıllık bir mazisi olan; ''Tamamen memlekete hizmet aşkının dışa vurumu olan'' bu küçük ama barındırdıklarıyla bir köyün kaderini değiştirebilecek kadar büyük bir site...
Ve bu sitenin daimi sahipleri; Siz Kayabeyi Köylüleri...
Herşey 2003 Yılında kafkasian_75.sitemynet.com adresli ilk maceraya atılmamızla başladı...
Gerek web bilgisinden yoksunluğumuz, gerekse de materyal eksikliği sebebiyle pek bir varlık gösteremeyen sitemiz, ''Çıldır'ın İlk Köy Sitesi Olması'' sebebiyle bir ilkti...
Taa ki 2004 yılının Sonbahar mevsimi döneminde Özer Özkan'ın telkinleri ve siteyi aktif olarak harekete geçirme çabalarıyla 10 Ocak 2005'ten itibaren www.kayabeyi.com.tr.tc ismimizle resmi olarak aktif internet yayınımıza başladık...
2006 Yılı Temmuz ayında ise Çetin Özkan'ın destekleri ile www.kayabeyikoyu.com isimli son ismimizi aldık..
Birçok yerel gazeteye ve kimi zamanda ulusal gazetelere haber malzemesi gönderen sitemiz internet camiasında ve özellikle köylülerimiz arasında ses getirmeye başladı. Belki Kayabeyi Köylüleri'nin unuttuğu bazı değerleri, yapılması gerekenleri hatırlattı. Kısacası ''Yerli Çayıslı'yı Uyandırdı.''
Arkamıza dönüp baktığımızda ise; ''Hiçbir Çıldır Köy Sitesinin olmadığı bir dönemde onlarca köy sitesinin açılmasına ön ayak olmuş, Yerli-Yabancı birçok insanın ilgi odağı haline gelmiş, Birçok Prof.-Öğretim görevlisi-profesyonel fotoğrafçı-gezgin ve çok sayıda dostumuzun Kayabeyi Köyü'nü görmesine vesile olmuş, 8o.ooo'den fazla ziyaretçi almış, Kayabeyi Köyü Okulu için akıl almaz bir çabayla yardım toplayıp bu konuda insanları örgütlemiş, yerel ve ulusal bazda başarılı haber ve fotoğraflar çıkarmış veee herşeyden önemlisi köylülerimize cesaret verip Kayabeyi Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği'nin temellerini atmış'' bir web sitesi görüyoruz...
(daha sayamadıklarımızla beraber)
Bu sitenin gerçek sahipleri Kayabeyi Köylüleri'ne ve sitemizi yaşatan tüm dostlarımıza teşekkür eder saygılarımızı sunarız...
Kurucu Ekip/ Volkan&Özer Özkan
Kazların Kanadı Kırıldı...
(Çıldır Yöresinde Kaz Kesim Geleneği)
Yöremizde eti ve tüyü çok itibar gören kazların kesim mevsimi geldi...
Yöre halkının kışlık et ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayan kazlar, Şubat ve Mart aylarında kuluçkadan çıkarlar.
Tıpkı bir bebeğe verilen emek, itina gösterilir onlara...
Öyledir ki köylerde, beslenen büyükbaş hayvanlardan çok onlara değer verilir.
Özellikle yaşlı nenelerimiz, annelerimiz üzerlerine titrerler...
İçi yün ve tüy dolu kaplarda, sobanın kırağında sıcak yerlerde korunurlar...
Üç günlük olduktan sonra ağızları sütle açılır.
Nisan-Mayıs ayında çıkan yeşillik ve ekmekle beslenirler....
Taa ki Kasım ayının ortalarına doğru, başlarına geleceklerden habersiz, salına salına gezip dolaşırlar...
Havaların soğumasına yakın(eylül-ekim) besiye alınırlar. 1 ay kadar, fazla hareket etmeden(genellikle dar yerlerde) gece gündüz yemlenirler. O kadar beslenirler ki yürüyemez hale gelirler...
Kesim zamanından önceki gün, sabahtan banyoları(temizlenme işlemleri) başlar.
Çeşmeler ve akarsu kenarlarında ''en güzel banyolarını'' yaparlar.
Bu, onların ''SON BANYOLARIDIR'' bir manada...
Banyo sonrası, akşama kadar güneşin altında
kendilerini kuruturlar.
Güzellik yarışmasına çıkacakmış gibi tüylerini tararlar, bezenirler...
Tabi bu arada bıçaklar da bilenmiştir...
Veee... Kesim günü gelir çatar...
Dünden temizlenen, bezenen kazlar, boş bir avluya alınırlar.
İçlerinden ''anaç ve horoz olacaklar'' ayrılır, onlara kaz soyunun devamı için ''birkaç yıllık bir ömür daha'' verilir...
Kesilecek olanların kanatları kenetlenerek(kaçmamaları için), başlanır ''kaz kesim işlemineee''...
O anki ortam biraz üzücüdür ama kazlar kesildikten sonra, tezek közünde pişirilen; yerli dilinde ''cak-cuk'' veya ''kac-kuc'', terekeme dilinde ''pöteve'' kebabının(taşlık,yürek) tadı her şeyi unutturur...
O gün çocukların elinde köyde yankılanan, kazlardan elde edilen ''kaz düdüklerinden'' kimin kazları kestiği anlaşılmış olur...
Kesim işi biten kazlar temizlenip, iyice tuzlandıktan sonra evlerin önünde kazların kurutulması için ''dar ağaçları'' kurulur.
Yaklaşık 15-20 gün kış soğuğunda, ayazda dar ağaçlarına asılı şekilde bekletilirler.
Bütün bu işlemler bittikten sonra taksimat işleri başlar...
''Bu Oğluma, Bu Kızıma, Bu Emime, Bu Dayıma'' derken, yetiştirenin elinde ''koca bir sene verilen zahmetten başka bir şey kalmaz kimi zaman...
Kazın pişiriliş şekli de önemlidir yöremizde.
Genelde, önceden haşlanarak, patates(kartof, kartopi, kartol) veya bulgur pilavı ile yenilir.
Hele de pilav yanında ''ekşi cancur perveldesi''(Çıldır'ın Kurtkale bölgesine ve Posof yöresine özgü ekşi marmelat) varsa tadına doyum olmaz o yemeğin...
Kazın başka bir pişirme yöntemi vardır ki bu en güzel olanıdır...
Özellikle ''Terekeme Köylerinde'' yapılan ''Tandırda Kaz'ın'' tadı dillere destandır.
Yerli köylerinde tandır geleneği olmadığı için, daha çok Terekemelerle özdeşleşmiştir bu yöntem.
Tandır üzerinde bir sopaya telle bağlanarak sallandırılırlar aşağı doğru...
Tandırın içinde nar gibi kızaran kazın yağı, aşağı büyük kuşğana(tencere) içindeki pilavın üzerine damlar...
Kazın sadece iç eti değil, baş-ayağı bile yenilir ki bu yörede çok sevilen bir kaz yemeğidir.
Ayrıcaaa, kazın döş kısmındaki yağ, deri ve küçük et parçalarının kızartılmasıyla yapılan ''cızlağh'ı'' da unutmamak gerek...
Kazın pişirilmeden önce tuzlandığı göz önünde bulundurulduğunda ''tansiyon sorunu olan kaz severlerin:))'' aşırı yememeleri ya da tuzsuz kaz yemeleri önerilir...
Kazın kullanılmayan, atılan hiçbir parçası-bölümü yoktur hemen hemen...
Öyleki, tüyünden tutun baş-ayağına kadar her şeyinden faydalanılır...
Volkan Özkan(Özel)
kafkasian-75@hotmail.com
www.kayabeyikoyu.com
Sevgili Çıldırlılar!!
Bir zamanlar eyalet olan, bugün köy görünümün de bulunan Çıldır'a ve de Göl festivaline hoş geldiniz.
Çıldır ve Aktaş Gölü ile doğanın bölgeye bahş ettiği güzel ilçemizin bu yıl ki festivaline yine geldik hep birlikte ..
Aşık Şenlik torunu olmakla övünüp, ona Aşık Veysel ve diğerleri gibi değer vermediğimiz Çıldır'ımıza gelirken geride bırakıp gittiğimiz Çıldır'ı görebiliyor musunuz?..
Gözü var ama kör Çıldır'ımızın dünyaya açılan Aktaş Sınır Kapısının açılmadığını bu yılda duyup, konuşup, bol bol sohbet edeceğimiz Göl festivali öncesi dün yapılan Aşıkşenlik Beldemiz festivalimizde görmüşsünüzdür ki bu beldemiz de bulunan ve de kapanmak üzere olan Çok Programlı Lisemiz sorunu gibi bir çok sorunu görmezlikten gelip, kimsenin konuyla uzaktan yakından ilgilenmediğini his etmişsinizdir.
Kaldı ki diğer ilçelerimizin olduğu gibi Çıldır'ın köylerinin de Çıldır'da farklı bir konumda olmadığını görüp, izlemişsinizdir, akan toprak evlerde, tuvaleti olmayan misafir olduğunuz odalarda...
Daha bir otogarı olmayan, diğer ilçelerimiz gibi kanalizasyon sıkıntısı yaşayan Çıldır ilçesinin sınırları içinde geçmesi gerekirken, Ardahanlı ve de siz Çıldırlı siyasilerin duyarsızlığından faydalanan Karslıların yüreğimizde koparıp, aldığı 9 köy gibi Kars-Tiflis Demiryolunu da elimizden aldığını biliyor musunuz ya da duydunuz mu?!.
Peki ya vekil olan hemşeriniz gibi gelmiş geçmiş siyasilerimizin hemen hepsinin Çıldır Aktaş'ın açılacağını söylediği gibi Çıldır gölünün tüm dünya ya tanıtılacağı yönünde ki vaad ve sözlerinin ne olduğunu hiç sordunuz mu?
Benim gibi bir iki gazeteci arkadaşımın özel çırpınışlarıyla adeta Çıldır'ı tek hatırlatan Çıldır gölü etrafında neden 85 yıldır bir ağacın olmadığını, bu göl gibi Aktaş'ın neden unutulduğunu hiç düşündünüz mü?
Halbu ki; kış aylarında dünyanın en büyük buz pisti konumuna gelip, yüzlerce insanın balıkçılık yaparak geçimini sağladığı Çıldır ve Aktaş Göllerinde bugün neden ciddi anlamda bir balıkçılık yapılmadığını hiç düşünüp, masa yatırmamız gerekmez miydi?..
9 Köyümüzü bizden alarak kendisine bağlayan Kars'ın, bugün festivalini kutladığımız Gölü almak için hemen her yıl değişik oyunlar oynadığını ve bugün %48'ini aldığını biliyor musunuz?
Metropollerde saz çalarak malı götüren, dernekleri TV'lere davet edip boy boy gösterenlerin olduğu gibi oralarda bulunan hemşerilerimizi oy potansiyeli olarak pazarlayanların Çıldır'a bugüne kadar ne gibi bir katkı sunduğunu sormanın gerekliliği ve bunların Çıldır ne gibi katkı sunduğunu sormak gerekmez mi?
Hele ya o tv'lerde ''FALAN İŞADAMI, FİLAN İŞADAMI'' diye yutturulanların, Çıldırlılara, Çıldır'a katkısını hiç sordunuz mu?
Evet sevgili hemşerilerim, Ben Fakir Yılmaz olarak yukarıda saydıklarımı ve de sayamadıklarımı hep sorduğum bir süreçte birde bunu size sorayım dedim, Aşık Şenliğin, ''Can sağ iken yurt vermeniz düşmana!'' sözünü yeniden hatırlatırken yurdun ne halde olduğunu birde size sormak istedim..
Ne yaptınız Çıldır için?!.
fakiryilmaz323@hotmail.com-0535.418 32 58
|