kafkasian_75.sitemynet.com
katilin_destekleyin.gif

ARDAHAN-ÇILDIR-KAYABEYİ KÖYÜ *KÜLTÜREL* WEB SİTESİ

Eski Haberler

Çayıs'ta Tarih
ve Doğa

Fotoğraflar

Çayıslı'nın Dili

Çayıs ile İlgili Genel Bilgiler

Aşıklık Geleneği

Tarihte O An

Site Yapımcısı

Kardeş Sitelerimiz

Kaz Gecesi

Reklam Köşesi

Yorum Köşesi

Tarihte O An



MİLLİ MÜCADELE ZAMANINDA ÇILDIR'LI KAHRAMANLAR

Şanlı Bayrağım..

93 Savaşı'ndan (1877) önceleri olduğu gibi. 'Kırk Yıllık Kara günler' (1878-1918) çağında ve Milli Mücadele sırasında da Çıldır'dan sayılı kahramanlar yetişmiş, şanlı ve şerefli mücadeleler yapmışlardır. Hiç bir köyünde Ermeni, Gürcü, Rum veya türlü adlarla anılan Rus kolonileri gibi yabancı bulunmayan Çıldır ilçemizde, milli düzen kurup korunma bu yüzden kolay olmuştur. 1914 Kasımında Pasinler'de Köprüköy Savaşında bozulan Ruslar, Aralık 1914'te Sarıkamış üzerine yürüyen ordumuz karşısında tam bir paniğe uğradılar; Ardahan'ı da bırakıp kaçtılar. 29 Aralık 1914 - 4 Ocak 1914 günlerinde Ardahan'da Ardanuç üzerinden gelen bir resmi çetemizin AL BAYRAĞI dalgalandırması, Çıldırlılar'ı da Moskof esaretinden kurtuluş umuduyla coşturup, gönüllerini kaynattı. Sarıkamış Felaketi'miz üzerine ordumuzun açıkta dağlarda donarak erimesi üzerine, kendini toparlayan Rusların silahsız Türk halkını, 'Osmanlı Ordusunun Ardahan'a girmesine sevindiniz, bayram ettiniz' diye asi sayması üzerine, kanlı 3 Ocak 1915 gününden başlayarak Uzun mızraklı, uzun tüylü kadana atlı Sibrıski - Kazak Tugayı Çıldır'da yol boyunda; Kenarbel, Zurzuna, Meyram, Cambaz, Purut, Rabat köylerini çoluk çocuk gözetmeden kırgına uğrattılar, para ve eşyasını yağmaladılar. Öteki köylüler kış günü çoluk çocuğu ile dağlara çekilip sığındılar.

Nisan 1915'te Bakü İslam Cemiyeti Hayriyesi'nden Karaşarlı Rıza ve Kantemiroğlu Alihan ile Bababeyler gelip Çıldır'da da teşkilat kurunca, tedirgin halk kendisini toparladı. Purut köyünden Amucaoğulları'ndan (şimdi Vural) Nebioğlu Kamil Ağa (1866-1944), Koravel köyünden Molla Mustafaoğulları'ndan (şimdi Erdoğan) Kamil Ağa (1857-1944), Zığarıstav köylü Hacıoğulları'ndan (şimdi Bingöl) Deli Ağa (1851-1947) İslam Cemiyeti Hayriyesi'nin Çıldır teşkilatında çalkışarak aç ve yoksul halka un, şeker gibi yiyecek ve giyim eşyasının dağıtımında öncülük ettiler. Gerek 1917 Seyim Hükümeti, gerekse 1918-1919 Milli Şura zamanında da bu iki Kamil Ağalar ile Deli Ağa ve Yukarıcambazlı Akhacanoğlu İlyas Ağa ile Gökçe Ağa, Calalı Koçuoğlu Mansur Ağa, Pekreşenli Ağadede, Suhara'dan Kasımoğlu Hasan Ağa ve Haley Ağa milli teşkilatın başında halkı silahlandırmış olarak çalıştılar. 1918 Nisanındaki İlk Kutuluşa değin; güneyde İğnezor, doğudaki Aktaş (Ahılkelek) ve batıdan Beyrehatun (Ardahan) üzerinden gelen Ermenilerle savaşarak düşmanı Çıldır toprağına sokmadılar. Bu üç cepheden en çok Zarşat (Arpaçay) üzerinden gelen Ermenilerle İğnezor yönünde savaşıldı. Calalı Mansur Ağa, Yukarıcambazlı Akhacanoğlu Aslan Ağa, Pekreşenli Ağdede, Koravelli Hamit Ağa (Erdoğan), Purutlu (Kamil Ağaoğlu) Paşa bu cephede çok yararlılık gösterdiler.

Nisan 1918'de Kars ili kurtulduktan sonra 30 Ekim 1918 Mütarekesi'ne göre ordumuz 1914 sınırı gerisine çekilmeye başladı. 5 Kasım 1918'de Kars'ta kurulan MİLLİ ŞURA adlı geçici Yerli Türk Hükümeti'nin Çıldır Şubesini de anılan halk öncüsü kahramanlar kurdu. 1918 başlarında Purutlu ve Koravelli Kamil Ağalar ile Sukharalı Kasımoğlu Hasan Ağa ve Cambazlı İlyas Ağa Milli Şura mümessilleri arasında Bakü'ye giderek Milli Azerbaycan Türk Hükümeti'nden yardım olarak para ve silah istediler. Silah alamadılar ancak arkalarından istenen para gönderildi. 13 Nisan 1919'da İngilizler hile ile Kars'ta Milli Şura Cenupu Garbi Kafkas Hükümeti Parlamentosu'nu basıp mümessillerini Malta'ya sürerken 18 gün yaşayan Kukla ve Karma Kars Şurasında Ermenilere alet olmak istemeyen Çıldır'ın Zinzal (şimdi Güvenocak) köylü Hacıoğlu Doktor Esat Oktay Bey 30 Nisan 1919'da savaşarak Çıldır'a geldi. Geçici Kars Hükümeti'nde Parlamento Başkanı ve teşkilatçı, yiğit bir aydın sayılan Doktor Esat Oktay, 1919 Mayıs başlarında yeniden Çıldır Milli Şurasını düzene koydu; Purutlu Kamil Vural Ağa'nın başkanlığında, Koravelli (şimdi Sazlısu) Kamil Erdoğan Ağa, Zığarıstavlı (şimdi Öncül köyü) Deliağa Bingöl, Pekreşen (şimdi Gülyüzlü) köylü Ağadede, Sukhara (şimdi Yakınsu) köylü Molla Nebi ve Kasımoğlu Hasan Ağa ile Doktor Esat'tan kurulan 7 kişilik Merkez Heyeti yine Çıldır'ın idaresini eline aldı. Zarşat, Ardahan ve Ahılkelek üzerinden baskın yapan Ermenilere karşı Çıldır Milislerini sevk ve idare ettiler. En çok, cephane azlığından bunaldılar.

1919 Mayısından 1921 Şubatındaki Çıldır'ın Son Kurtuluşuna değin Çıldır Milli Şurası kolu çalıştı. Ardahan'dan Zurzuna'ya gelen Ermenilerin Çıldır Kaymakamını Mayıs başlarında geri çeviren Milli Heyet, ordumuzdan kalan ve 1915'te Ruslara tutsak düşmüşken 1917'de Gediksatılmış gibi köy kamplarından kurtarılmış bulunan 45 Mehmetçiği, gönüllü Milislerimizin talim ve terbiyesi ile birik kumandasına tayin etti. Zarşat cephesinde Taşbaşı'nda Ermenilerle çok vuruştular. 10 ay süren Zurzuna'daki Gürcü işgali tesirsiz ve köylere dokunamaz halde geçti. İki Kamil Ağa ile Cambazlı İlyas Ağa bunalınca Oltu'ya gidip 1919 yazında Narman'daki Eyüplü Halit Bey (Paşa) ile teması sağladılar, cephane aldılar. Doktor Esat Bey de Bakü'ye kaçmak zorunda kaldı. 1919 güzünde Halit Bey'den belge ve şifreler alarak Çıldır'a dönen kahramanlar 30 Ekim 1920'de Kars kurtulduktan beş gün sonra 9. Tümen Kumandanı Deli Halit Bey'in gönderdiği irtibat zabiti Yüzbaşı İhsan Nuri'nin getirdiği mektup üzerine Çıldır'dan, resmi Gürcü işgaline rağmen, 600 Gönüllü Milis yazarak Taşköprü köyünde topladılar. Burada İhsan Nuri Bey'in tertibi ile, iki taburlu bir Çıldır Gönüllü Alayı kuruldu.

I. Tabura Purutlu Kamil Ağa'nın oğlu Paşa Bey, 2. Tabur'a da Calalı Ali oğlu Kasım Ağa kumandan oldu. İki Kamil Ağa da baş uçlarında atlı olarak Gümrü'ye ve oradan da Cacur'a giderek ordu birliklerimizin yanında Ermenilerle savaştılar. Deli Halit Bey Aralık 1920'de Yunan Cephesine tayin edilince Çıldır Alayı da izinle cepheden ayrılıp, evlerine dağıldı. Gürcüler bunlara dokunamadı.

· Türk Kültürü Aylık Dergisi'nin 126 nolu sayısından alınmıştır (Tolga COŞAR'a Teşekkürler)



ARDAHAN BÖYLE KURTULDU!!!

Kurtuluşa Giden Tarihi Yol


I.DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI DÖNEMDE ARDAHAN

I. Dünya savaşına Osmanlı devletinin katılmasından sonra Harbiye Nazırı Enver Paşa Kafkaslara doğru büyük bir harekat başlattı. Amaç Kafkaslarda kaybedilen toprakların alınması idi. Sarıkamış harekatının başladığı günlerde Alman subayı Stange'nin kontrolündeki milis güçler Artvin-Ardahan ve Tiflis'i ele geçirmek için ileri harekata geçtiler. 25 Aralık 1914'te Artvin üzerinden Yalnızçam geçidini geçen Türk ordusu 29 Aralık günü Ardahan'a girdi.

Ardahan'ın kendileri açısından öneminin farkında olan Ruslar 3 Ocak günü hücuma geçti. Ardahan da bulunan Türk milis kuvvetleri daha fazla dayanamayacaklarını anlayınca şehri boşaltmak zorunda kaldılar. Böylece Ardahan'ın hürriyet sevinci bir hafta sürmüş oldu.

Durumu daha iyi anlayan Ruslar Ardahan'daki kuvvetlerini üç kat arttırdılar.

Osmanlı ordusunun Sarıkamış'tan harekete geçtiği haberi Ardahan'da yeni bir sevinç dalgasının ortaya çıkmasına neden oldu. Harekat Allahuekber dağlarının Sarıkamış cihetinden başlamıştı. Dağların Kuzey yönü ise, Ardahan ve Göle yaylasına bakıyordu. Harekatın başarılı olması durumunda Ardahan kurtarılacaktı. 14 Ocak 1915 gecesi Osmanlı ordusu harekata başladı. Tarihe Sarıkamış faciası olarak geçen bu harekat esnasında Osmanlı ordusunun büyük bir bölümü soğuk ve açlıktan telef oldu. Harekat başarısızlıkla sonuçlanınca, harekatın ikinci ayağını oluşturan Göle-Merdinik ve Ardahan hattı iptal edildi. Enver Paşa Harekatı durdurarak İstanbul'a döndü.

Ardahan'ın bir haftalığına Türklerin eline geçişi bütün Türkiye'de çok büyük sevinç yaratmıştır. İstanbul gazeteleri olayı hemen okurlarına duyurmuş İstanbul ve İzmir'den Ardahan'a kutlama telgrafları yağmıştır. Ayrıca güneyden Antep, Maraş, Urfa ve Mardin'den de Ardahan'a kutlama mesajları gönderilmiştir.

Ardahan I. Dünya Savaşı sırasında ki kıtlık ve felaket günlerinde kardeş illerden yardımlar yapılmıştır. Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi Ardahan ve İlçelerde birer şube açmış çok sayıda yetime el atılmıştır. Yine Azerbaycan'da yardım aracılığıyla faaliyet gösteren ''Kardaş Kömeği'' de Ardahanlı fakir ve hastalara çok büyük yardımlar yapmışlardır.

Bu dönemin Ardahan açısından dikkat çekici en önemli özelliği bölgeyle ilgisi olmayan Ermenilerin Rus işgali sırasında bölgeye yerleşme ve etnik temizlik yapma faaliyetleridir. Ruslar sürekli olarak Ermenilerin Ardahan ve Kars taraflarına yerleşmelerini teşvik ettiler. 1855'de yürürlülüğe giren Rus arazi Nizamnamesi hayata geçirildi. Toprak mülkiyeti kaldırıldı, arazi devletin malı oldu. Bundan amaçlanan şey burada Türk ve Müslüman nüfusun hukuki dayanaklarını koparmaktı. Her türlü dini eğitim engellendi. Türk nüfus zorunlu olarak çalışmaya zorlandı. Amele sıfatıyla çalıştırılan Ardahanlıların ücretleri ya ödenilmedi ya da hukuka aykırı gerekçelerle önemli ölçüde azaltıldı. Ardahan Türklerinin bu kara günlerde tek dostu Bakü'lü Kömekciler idi.

BREST-LİTOVSK ANTLAŞMASI VE ARDAHAN'DA YENİ DÖNEM

1917 de Rusya'da Bolşevikler ihtilal yaptılar. Çarlık rejimi yıkıldı. Yeni hükümet kayıtsız ve şartsız savaştan çekildiğini ilan etti. Rusya hükümeti 3 mart 1918'de Osmanlı devletiyle barış yaptı. Müzakereler sırasında, Berlin Büyükelçisi İbrahim Hakkı Paşa, çok mükemmel bir konuşma yaparak, Elviye-i Selase yani Kars-Ardahan ve Batum meselesini gündeme getirdi. Hakkı Paşa Kars-Ardahan Ve Batum'un Türk yurdu olduğunu vurgulamış, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında bir kısım savaş tazminatı olarak Çarlık Rusya'sına terkedilmek zorunda kalındığını söylemiştir. Rusya delegasyonundan Sokolnikov, öneriye karşı çıkmışsa da bölge halkının kendi geleceklerini belirleme fikrine ses çıkarmamışlardır.

Sovyet heyeti üyesi L.M. Karahan Brest-Litovsk'tan 4 mart 1918'de çektiği telgrafında Kars-Ardahan ve Batum'un Türkiye'ye bırakıldığını yazıyordu. Yalnız Elviye-İ Selase'den çekilme planının uygulanması gerekiyordu. Trabzon konferansı bu konudaki çalışmalarını devam ettirdi.

I. Dünya savaşı esnasında Rusların kontrolünde bölgede etnik temizliğe girişen Ermeniler Anadolu'daki ilk büyük kıyımlarını Ardahan ve çevresinde yaptılar. Çıldır, Göle, Hanak ve Ardahan köylerinde giriştikleri katliamlar da 150 Türk köyünü yağma ve talan ile yerle bir ettiler. Yaklaşık çoğu kadın ve çocuk 20 000 Türk'ü katlettiler. Aşağıda kısa bir bölümü aktarılan ağıtlar 1915 Ardahan kırgınını anlatmaktadır.

Bin üç yüz otuzda Kanun ayında
Karakış içinde koptu velvele

Böyle imiş meğer takdirin işi
Çöllerde kaldı hep çol-çocuk leşi

Sabah ilen Urus girdi şehere
'Kırın!!!' deyü emreyledi leşkere

Ümmet-i Muhammet hep giydi kara
Al kana boyandı düzün Ardahan




Brest-Litovsk antlaşması ile Ardahan'ın düşman işgalinden kurtuluşu İstanbul'da büyük sevinçle karşılandı.


Brest-Litovsk barışıyla ortaya çıkan Ardahan ve Kars'ın kurtuluş sevinci fazla uzun sürmedi. Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğunun müttefikleri yenilip savaş dışı kalınca,Osmanlı Devleti de çok ağır hükümler taşıyan Mondros Ateşkes antlaşmasının imzalamak zorunda kaldı. Mondros mütarekesine göre Osmanlı Devleti Elviye-i Selase'yi boşaltmak zorunda idi. Büyük Devletlerin gizli maksadı bölgede kendi himayelerinde bir Ermenistan devleti kurmaktı. I. Dünya Savaşı sonrası popüler olan Wilson ilkeleri prensiplerine göre her millet yaşadığı yerde Self-Determinizasyon hakkına sahipti. Yani nüfus olarak çoğunlukta oldukları yerlerde kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptiler. Büyük Devletlerin himayesinde olan Ermeniler bölgede aleyhlerine olan nüfus dengesini lehlerine çevirebilmek amacı ile katliamlara yani tabir yerinde ise bir etnik temizlik harekatına giriştiler. Ayrıca Gürcülerin de Ardahan üzerinde talepleri vardı. Ermeniler Kars dahil bütün Güney Kafkasya'nın tarihi olarak Ermenistan hudutları içerisinde olduğunu iddia ediyorlardı.


Gürcüler 28 Nisanda Ardahan!a doğru hücuma geçtiler. Göle'ye kadar ilerleyen Gürcüler bu sırada Ardahan'da konuşlanmış bulunan Milli kuvvetler tarafından püskürtüldüler. Aynı anda harekete geçen eli kanlı Ermeni çeteleri yörede binlerce silahsız ve savunmasız Türk'ü katlettiler.

Ardahan'ın ilk milletvekili Osman Server Bey ve Saday-ı Millet Gazetesi...

Cenub-i Garbi Kafkas HÜkümeti sınırları...

ali_r_za_bey.jpg

KARS MİLLİ İSLAM ŞURASI VE CENUB-İ GARBİ KAFKAS HÜKÜMETİ


Şura Osmanlı dünyasına yeniliklerden sonra girmiş bir kelimedir. Konuşmak ve karar vermek için toplanma anlamına gelmektedir. Mütareke sonrası Osmanlı devletinin bölgede varlığı sona erdiğinden Büyük devletlerin himayesinde Ermenistan'a bölgeyi dahil etme çabaları başladı. Bölgede ezici bir çoğunluğa sahip olan Türk-Müslüman halk Wilson ilkeleri doğrultusunda oluşacak fiili bir durumu engellemek amacıyla Kars , Batum, Ardahan,Oltu ve Doğu Bayezid'i içerisine alacak olan bağımsız bir Türk Devleti kurma çabalarının içerisine girdiler. İşte Kars Milli İslam Şurası,Oltu İslam Şurası ve I ve II. Ardahan kongreleri bu sürecin çok önemli parçalarıdır. Mütareke sonrası Kars'taki aydınlar bir araya gelerek Kars Milli İslam Şurasını teşkil ettiler.5 Kasım 1971 İLE 19 Nisan 1919 yılları arsında çalışmalarını sürdüren bu yerel hükümet kısa da olsa milli varlığımızın ortaya konması açısından önemlidir. İngilizlerin destekleyeceği bir Ermeni devletini oluşturacak gelişmelerin önüne geçmek isteyen Kars ve Ardahanlı aydınlarca 5 kasım 1918'de Kars Milli İslam Şurası Merkez-i Umumisi teşekkül ettirildi. Daha sonra çalışmalarını hızlandıran şura 18 ocak 1919'da Cihangirzade İbrahim Aydın Bey'in (1874-1948) cumhurbaşkanlığında Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkate-i Milliyesi adını aldı.
19 Nisanda İngilizler bu hükümete son verdiler. Kurucuları ve ileri gelenleri Malta'ya sürgüne yollandı.


Kars'ta olduğu gibi Ardahan'da da Milli Kuruluşlar göze çarpmaktadır. Ardahan Milli İslam Şurası bir avuç vatansever aydının gayretleriyle kurulmuş ve Kars ile aynı paralelde hareket etmiştir. Kars'ın faaliyetlerine İngilizlerce son verilmesi üzerine Gürcüler de harekete geçmiş Ardahan Milli İslam Şurasını 26 Nisan 1919'da askeri yöntemlerle dağıttılar.

ARDAHAN KONGRELERİ

Kongre kelimesi batı kökenlidir.'Toplantı' anlamına gelmektedir.1918 Mondros Mütarekesinden sonra İstanbul ve vatanın birçok yerinde ''hukuku'' korumak amacıyla sık sık milli toplantılar yapılmıştır.5 kasım 1918'de Kars'ta islam şurası meydana getirilmiş ve 14 Kasım 1918'de bir kongre toplanmıştı. Bunu Ahıska, Ahılkelek ve Ardahan kongreleri izledi. Ahıska ve Ahılkelek'in Gürcülerce işgalinden sonra Milli Kongre Japonya'ya başvurarak tanınmak istedi. Batum'un ingilizlerce işgalinden sonra I. Ardahan kongresi çalışmaları başladı. Böylece Türkiye'deki kongreler edebiyatında Ardahan da öncelikli yerini almış oldu. Ardahan kongreleri daha sonra yapılacak olan Erzurum ve özellikle Sivas Kongresine önemli bir örnek teşkil etmiştir. Kurtuluşa, Bağımsızlığa ve Cumhuriyete giden yolun temelini atmıştır.


I. Ardahan Kongresi 3-5 ocak 1919'da toplanmıştır. Başkanlığını III. Tümen komutanı Halıt (Karsıalan) Bey yapmıştır. Halıt Bey; Enver Paşa komutasındaki I. Kafkas ordusunda bulunmuş değerli bir komutandı. Kongredeki diğer üyeler ise şunlardı. Cafer (Erçıkan) Bey, Dr. Hakkı Cenap, Dr. Fuat Sabit, Dr. Abidin (Ağacıkolu), Filibeli Hilmi, Arif Bey, Rasim (Acar),Cafer Bey ( Bu zat aslen Erzurumlu olup eski Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarından idi ve Ebulhindili Cafer diye tanınırdı özellikle Ermenilerin korkulu rüyası idi)


Dr. Fuat Sabit, İttihatçıların Erzurum'daki kilit isimlerindendi. Arif bey Orduda Baytarlıkta bulunmuş bir yarbaydı. Ardahan kaymakamı Rasim (Acar) Bey ise yörede köklü bir aile olan Hamşioğullarına mensuptu.


Kongre Rasim Bey'in konağında toplandı. Bu konak bugün Ardahan İl Sağlık Müdürlüğü olarak hizmet vermektedir.


Kongreye katılan üyeler tecrübeli kimselerdi. Ardahan ve çevresinde olabilecek ve yapılabilecek oldu bittiler karşı kesinlikle direnme kararında olan kimselerdi. I. Ardahan Kongresi 3-5 Aralık 1919 günleri arasında devam etti ve Kongrede şu önemli karalar alındı.

1. Mondros'ta dikte ettirilen kararlara uyulmamalıydı

2. Eldeki silahlar teslim edilmeyecektir. Hatta yani bir mücadele için her çare denenerek yeniden silahlanmaya gidilecektir.

3. Ahıska ve Elviye-i Selase (Kars, Ardahan, Batum) düşman işgalinden yeni kurtulmuştur. Buralar hiçbir şekilde terk edilmemelidir. Anavatan için boğazlar son derece elzemdir. Limanlar ve demiryolları düşman kontrolüne bırakılmamalıdır. Zafere ulaşıncaya kadar yılgınlık gösterilmemelidir. Herkesin uyum içerisinde çalışması gerekmektedir.

4. Vakit kaybetmeden Milli Şura Hükümeti ile temas kurulmalıdır. Bu bölgelerden gelecek temsilciler ile II. Ardahan Kongresi toplanmalıdır.

Ardahan bir süre sonra I. Kongrede alınan karar gereği II. Kongreye ev sahipliği yapmaya hazırlanmaya başladı.7-9 Ocak 1919'da daha geniş bir katılımla II. Ardahan Kongresi toplandı. İlk Kongreye katılanların yanında Ahıska, Çıldır, Oltu, Kars, Ahalkelek, Kağızman ile Şöregel'den gelen davetli delegeler, bu tarih öncesinde hazır bulundular. Kongrenin reisi yine Halit Beydir. II. Ardahan Kongresine katılan birçok önemli davetlinin başında Şura Hükümeti Cumhurbaşkanı Cihangirzade İbrahim Bey Gelmektedir.


II. Ardahan Kongresi çalışmaları ilkine göre daha kapsamlı idi. İngiliz ve Ermeni tehdidinin başlamak üzere olduğu bir sırada doğu da başka bir deyişle Elviye-i Selase de çıkan en cesur ses olma özelliğine sahiptir. Bu Kongrede alınan karalar ise şunlardır:

1. Güneybatı Geçici Milli Kafkas Hükümeti kurulmalıdır. Bunun için Milli Şura temsilcilerinin seçip göndereceği delegelerle Kars'ta Büyük Kongre toplanması sağlanmalıdır.

2. İngilizler Mütareke hükümleri içerisine alınmıştır. Ordudaki silahlar halka dağıtılmalıdır. Gürcü ve Ermeniler asla memleket içerisine sokulmamalıdır. Trabzon da İstikbal ve İkbal, Batum da Saday-ı Millet ve Erzurum da Albayrak gibi Milli yayınlar çıkarılmalıdır.

3. Eldeki silahlar kesinlikle teslim edilmeyecek. III. Tümen 1914 sınırları gerisine çekilecek. Güneybatı Kafkasya Hükümetine her türlü önderlik Halit Bey tarafından yapılacaktır.

I ve II. Ardahan Kongreleri, Doğu Anadolu Kongreler grubu içerisinde yer almaktadır. Burada ve sonra Kars'ta ki toplantı son derece önemlidir. Bir Müddet sonrada Erzurum'da önce vilayet ve sonrada Mustafa Kemal Paşa'nın katıldığı büyük kongre toplanacaktır. Böylece , Ardahan'da başlatılan Hukuk savaşı bütün doğuyu içine alacaktır.

Gürcüler yukarıda da belirtildiği gibi Ardahan istikametinde ilerleyerek 20 Nisan 1919'da Ardahan'ı işgal ettiler. Kongre sonrasında oluşan şurayı da dağıttılar. Ayrıca Gürcüler Ardahan civarındaki Seyduran ve Dikran köyleriyle, Göle'deki Arpaşen köyünü tahrip ettiler. Ardahan ve havalisinde 1000 kadar insan katlettiler.

Bu olaylar olduğu sırada İngilizler Kars'a girmiş ve 13 Nisan 1919'da Milli Şura Hükümetine son verdiler.

Yöre halkı Ermeni ve Gürcülerin arasında kalmıştı.



KURTULUŞ VE ŞANLI BAYRAĞIMIZA KAVUŞMA

23 ŞUBAT 1923

Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşaya bağlı Doğu ordusu 30 Ekim 1920'de Kars'a girdi. TBMM 22 şubatta yaptığı toplantıda Artvin ve Ardahan'ın derhal işgal edilmesi karalaştırıldı. Hariciye vekaleti bir nota hazırlayarak ertesi gün Gürcistan elçiliğine verdiği notada Ardahan'ın kayıtsız ve şartsız TBMM Hükümeti'ne bırakılması isteniyordu. Gürcüler 23 Şubatta Ardahan'ı boşaltacaklarını taahhüt ettiler.

Ardahan uzun zamandan beri beklediği kurtuluş ve şanlı bayrağımıza kavuşma hülyasını 23 Şubat 1921 günü gerçekleştirdi. Gürcü birliklerinin şehri boşaltmasından sonra, yani öğleden sonra Yüzbaşı Osman Bey'in komutasındaki Türk birlikleri şehre girdi. Halkın içten karşılaması, Allah'a yapılan şükürler,kesilen kurbanlar çok güzel bir havayı aksettiriyordu. Ardahan'a Türk Bayrağı çekildi. TBMM Doğu Cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşa'ya bir teşekkür telgrafı çekti. Fevzi Paşa da Kazım Karabekir Paşa'ya çektiği telgrafta ''Ardahan ve Artvin'i kurtaran Doğu Ordumuzun kahraman komutanlarını ve askerlerini tebrik ederim'' diyordu.

24 Şubat 1921'de Ardahan Livası adına Celal Hamşioğlu , İsa, ileri gelenlerden Mehmet Ali ve Karaman imzalarını taşıyan bir telgraf Kazım Paşa'ya teşekkür olarak gönderildi. Aynı mealde bir telgrafta TBMM'ye gönderildi.

Şark cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşa 24-26 Ekim tarihleri arsında Ardahan'ı ziyaret etmiş beraberindeki heyete Ermeni ve Rusların burada yaptıkları kıyımları anlatmıştır.

Ardahan (Karşı Dağa Ayla Yıldız)

Karşı dağa ayla yıldız yazılı
Dikkat ettim gözbebeğim Ardahan
Kalesi var tarihlere yazılı
Benim vatanımsın canım Ardahan

Ardahan Ardahan canım Ardahan
Ardahan Ardahan canım Ardahan

Senin kadar güzel olamaz sahil
Kuşadası Bodrum Marmaris dahil
Okut çocuğunu kalmasın cahil
Bir gün sana döneceğim Ardahan

Ardahan Ardahan canım Ardahan
Ardahan Ardahan canım Ardahan

Senin halkın senle gurur duyuyor
Şimdi vilayetsin her kes biliyor
Gurbetçiler ziyaretten geliyor
Gönlümün varısın canım Ardahan

Ardahan Ardahan canım Ardahan
Ardahan Ardahan canım Ardahan

Hani ağaların hani beylerin
Çekildi içinden gitti Zeynel`in
Baykuşlara mesken oldu köylerin
Bekle beni geleceğim Ardahan

Ardahan Ardahan canım Ardahan
Ardahan Ardahan canım Ardahan

Aşık Zeynel Çınar
Ardahan

Vasfını Söyleyim (Nikola)

Vasfını söyleyim bilmeyen bile
Bu cümle alemi yıktın Nikola
Bu yazık milleti ettin kul köle
Ne zaman ki tahta çıktın Nikola

Yürüdüm babanın gittiği yola
Erişti islama nice bin bela
Niçe baş bileni bend etti kal'a
Bir tutar koymadın yaktın Nikola

Fehmi olanları sürdün sibir'e
Başladın zulüme şiddet cebire
Hahol Malakana hem Dohobor'a
Komşu ettin bizi çıktın Nikola

Niçe şen yerleri viran eyledin
Hali buldun bu yerleri yaladın
İstediğin yeri böldün payladın
İslam'a kem gözle baktın Nikola

Nazlım Ardahan'ı çöle döndürdün
Niçe hanedanı tahttan indirdin
Şikayet edeni yaktın yandırdın
Her birine bir kulp taktın Nikola

Her düvere kurdun niçe düzeni
Koymazsın açıla okur yazarı
Kaynatırsın hile ile kazanı
Bu dünyaya kazık çaktın Nikola

Kazan şehir Kırım hemi Dağıstan
Teke Türkman Hive Turan Türkistan
Güzel Adılbecan Çerkez Gürcistan
Zulmünle canını sıktın Nikola

Kalmadı mücahit İslam mükedder
Eksik olmaz gine kandan mücevher
Mevla'm kılar ise fırsat müyesser
O zaman gör rahat vaktın Nikola

Devrile deranın yok ola varın
Kalka üstümüzden fesadın şerin
Şevketli-l Osman zaptede yerin
Karalana ikbal bahtın Nikola

Yanık mazlum söyler vasf-i halini
Senin zulmün kırdı anın belini
Bir Allah'a verdi arzuhalini
Dağılsın o tacın tahtın Nikola

Hanaklı Mazlumi
Hanak

Çarlık Rusya'sı, zulüm altında tuttuğu bölgelerde, özellikle Kars ve civarında Türk nüfusu azaltarak Hıristiyan nüfusu yoğunlaştırma çabası içindeydi. O zamanki şartlar altında Aşık mahlasıyla söylediği bu destanı yazarak köylere gönderiyordu.

Hazırlayanlar ;
Fakir YILMAZ - fakiryilmaz323@hotmail.com/ www.kuzeyanadolugazetesi.com
Volkan ÖZKAN - kafkasian-75@hotmail.com
Orhan BAHÇIVAN - orhanbahcivan@msn.com

-MİHRALİ BEY-

Mihrali Bey...

Mihrali Bey

Karapapak- Terekeme Türklerinden olan Mihrali, Tiflis vilayetinin Borçalı sancağına bağlı Darvas köyünde doğup büyümüştür. Daha küçük yaşlarda ata binmeye ve silah kullanmaya başlayan Mihrali, kısa boylu karayağız ve sevimli biridir. Genç yaşında cesareti, mertliği ve çevikliği dillerde söylenir olmuştu. Mihrali onyedi yaşında babasını kaybeder. Ruslar, Mihrali ve kardeşlerinin karşı çıkmalarına rağmen babalarının cenazesinin müslüman mezarlığına gömülmesine izin vermez ve islami geleneklere aykırı bir biçimde defin işlemi yaparlar. Bu duruma çok içerleyen Mihrali ne yapacağı konusunda planlar kurarken bir gece rüyasında babasını görür ve babası: "Utanmıyormusun, beni bu mezarlığa nasıl gömdürdün, eğer beni bu kafirlerin arasından almazsan sana hakkımı haram ederim" der. Rüyanın etkisi ile yatağından aniden fırlayan Mihrali, elbiselerini giyer, silahlarını kuşanır ve evden çıkarak doğruca mazarlığa gider. Mezarlık rus askerleri tarafından korunmakta olduğundan sessizce babasının mezarına kadar giden Mihrali, mezarı kazar ve babasının cesedini mezardan çıkararak omuzun alır ve tam dışarı çıkmak üzere iken askerlere yakalanır. Mihrali cesedi yere koyup ellerini havaya kadıracağı anda ani bir hareketle nöbetçilerin üzerine saldırır ve ikisinide oracıkta öldürür. Tekrar babasının cesedini omuzlayarak doğruca Müslüman mezarlığına götürür ve okuduğu dualarla tek başına gömer.

Artık Mihrali için kaçak dönemi başlamıştır. Ertesi gün olayın duyulması ile Tiflis valisi köyü ablukaya aldırır. Ancak Mihrali dağa çıktığından yakalanmaz. Korkunç bir takip başlamıştır. Mihrali'yi aramak bahanesiyle Türk köylerine baskınlar düzenleyen Rus askerleri, yerli ahaliye zulm etmekte onun yerini öğrenebilmek için insanlara işkence etmektedirler. Hele olayın Çar Aleksandr tarafından duyulması, baskı ve zulmün dahada artmasına ve başkaca insanlarında dağa çıkmalarına sebep olmuştu. Bu arada içerideki hainlerden Keçeli köyünde Hacı Veli, Mihrali'nin İran'da bulunduğunu ihbar eder. Çar, İran Şahına bir name yazarak Mihrali'nin yakalanmasını talep eder. Bu defa İran zaptiyeleri tafaından sıkıştırılan Mihrali, tekrar Rus tarafına geçer. Olayların sürekli bu şekilde gelişmesi ve Mihrali ve onunla birlikte hareket eden adamlarının yakalanmasındaki zorluğu gören Çar, bu ekibin içinden birkaç kişiyi affederek muhbir olarak kullanmak ister. Bu tuzağa düşenlerden Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin gizlice valiye gider, teslim olurlar. Serbest bırakılan bu hainler, Mihrali'nin baba evini basar, ağabeyi Mehmet Ali'yi öldürürler. Olaylar bu şekilde devam edip giderken Mihrali her sıkıştırıldığında birkaç Rus askerini daha öldürüyor ve kaçışını devam ettiriyordu. Artık yüzlerce asker Mihrali'nin peşindeydi. Osmanlı Rus sınırına yakın bir bölgede meydana gelen şiddetli bir çatışma sonrasında Mihrali yaralı olarak Osmanlı topraklarına geçer ancak bir ihbar sonucu yakalanarak Kars hapishanesine atılır.

Mihrali Bey..

Uyandığında elleri ve ayakları prangaya vurulmuş vaziyette buluır kendisini. Yarası kapanmamış, yapılmak istenen tedaviyi "zehirlerler" korkusu ile kabul etmiyor, durumu her geçen gün daha kötüye gidiyordu. Mahkum arkadaşlarının getirttiği otlarla tedavi olmaya çalışır. Bu arada mahkumlardan birisinin karısı vasıtasıyla içeriye eğe, çekiç ve benzeri malzemeler getirirler. Mahkumları organize eden Mihrali onların bir tünel kazmalarını ister. Epey bir uğraş sonucu tünelin sonuna gelmişlerdi.Ama ne yazıkki tünelin çıkış noktası tam nöbetçi askerlerin bulunduğu nokta idi. Son taşı kaldırmadılar ve birgün hapishanede isyan çıkartıldı. Gardiyanlarla mahkumlar arasındaki arbade devam ederken prangalardan kurtulan Mihrali tünelden geçerek son taşı kaldırdığında nöbetçi tarafından fark edilir ve askerim müdahalesi sonunda bacağından yaralanır. Kaptığı süngü ile askeri öldürür, sürünerek karşıdaki ahıra gider otların arasında saklanır. Hapirhanede isyan bastırılmış ve yapılan sayım sonrasında Mihrali'nin kaçtığı anlaşılmıştı. Her tarafa atlılar salınarak aramalara başlanıldı. Ancak hapishanenin hemen yakınındaki ahırda saklanan Mihrali bulunamadı. Gece ahırdan aldığı bir atla dışarı çıkan ve oracıktan uzaklaşan Mihrali Maraşlı köyüne gelir. Bu köyde Musa çavuşun evinde bir ay müddetle kalan Mihrali tüm yaraları iyileştikten sonra kendisine verilen bir at, silah ve erzakla buradan ayrılır. Bu sırada 93 harbi yani 1877-78 Osmanlı Rus savaşı başlamıştı. Mihrali yanına topladığı 120 kadar adamı ile Ruslara yapmadığını bırakmaz Ruslar bu belalı Karapapak'la baş edemeyeceklerini anlayınca onu orduya hizmet şartı ile affederler. Mihrali Kars kumandanı Hüseyin Hami Paşa'ya bir mektup yazarak Rus'lara karşı Osmanlı'nın yanında yer almak istediğini ve kendisinin affedilerek Osmanlı topraklarına geçişine izin verilmesini ister. Bu teklif kabul edilir ve Mihrali kuvvetleri ile Çıldır'a gelir. Kendisine Binbaşı rütbesi verilen Mihrali Artık Osmanlı'nın bir kumandanı idi ve adamları ile birlikte doğrudan savaşın içerisine girmişti. Ağustos ayında iyice kızışan savaşta Mihrali ve kuvvetleri Göle bölgesinde kendisinden sayı ve cephane yönünden çok güçlü olan düşmanla karşı karşıya gelir. Amansız bir mücadele başlamıştı. Güçlü düşman karşısında başarılı olmaya azmetmiş olan bu kahramanlar bir taraftangeri çekilme taktiği ile düşmanı üzerine çekerken diger taraftan yan kuvvetler ile işin farkında olmayan Rus askerlerini çembere alıyordu. Sonuçta çember kapatıldı ve düşmanın büyük bir bölümü imha edildi. Bu savaşta atı vurulan Mihrali elde ettiği ganimetlerle Kars Kalesine döndüğünde buranında muhasara altında olduğunu görünce arkadan düşman güçlerine karşı saldırı emri vererek kuşatma altındaki kalenin kurtulmasını ve ganimetlerin günlerdir aç ve susuz olan kaledeki askerlere ulaştırılmasını sağlar.

Mihrali Bey..

93 harbi Osmanlıyı güçsüz ve sıkıntılı bir döneminde yakalamıştı. Her türlü araç gereç ve silahtan yoksun olan komutanlar, top arabalarını çekmek üzere at veya gerekli hayvanları bulamadığı zamanlarda, bu görevide o kutsal askerlerin yerine getirmelerini istiyor, çamurda, yağmurda ve her türlü zorluklara rağmen, askerlerin tırnaklarını toprağa gömerek bunları yeni mevzilere taşımaları sağlanıyordu. Muhtar Paşa'nın sonsuz güvenini kazanan Mihrali her verilen görevden başarı ile dönüyor , her dönüşünde de düşmana ait mühimmat, hayvan ve çeşitli gıda maddelerinide bereberinde getiriyordu. Yine bir defasında Gümrü Tiflis yolu üzerindeki tüm telgraf tellerini keser, müfrezelerini tepeler, düşmanı çaresiz ve kımıldamaz hale getirir. Bu kahramanın yaptıkları İstanbul'a II.Abdulhamid'e kadar uzanır ve kendisine Mecidiye Nişanı verilir. Mihrali daha sonra Paşa.dan izin alarak köyü Darvas'a gider, akrabalarını ve diger karapapakları tıplayarak Osmanlı'ya göç eder. Bundan sonra Erzurum müdafasında yer alan Mihrali bu savaşta ağır yaralanır 12 Aralık 1877 de Ahmet Muhtar Paşa İstanbul'a çağrılır. Bir kızak hazırlattırarak Mihrali'yi de adamları ile birlikte yanına alarak yola çıkarlar. Mihrali ve Sülalesi Sivas'ta kalırken Paşa yoluna devam eder. Mihrali Sıvas'ın Ulaş bucağına bağlı Acıyurt köyüne yerleşir. Onunla birlikte gelen Karapapaklarda bu civarda 40 kadar köye yerleşiriler.Bunların buralara yerleşmesine herhangi bir zorluk çıkarılmaz, çünki Padişah Mihrali ve ahvadının dilediği yere yerleşmesini serbest bırakmıştır. Mihrali Sivas'ta da boş durmaz, 40. Hamidiye süvari alayını kurar. Göçten oniki yıl sonra Kurt İsmail Paşa Mihrali'nin yanına gelir ve Bağdat'ta amansız bir eşkıyanın olduğunu, Arapları Osmanlı aleyhine kışkırttığını söyler. Mihrali bunun üzerine atlılarını toplar ve Kurt İsmail Paşa ile birlikte Bağdat'a gider. Burada anılan eşkıyayı etkisiz hale getiren ve kendisinden af dileyen bu hainleri Padişahın oluru ile affeden Mihrali ve bereberindekiler tekrar Sivas'a geri dönerler. Sivas'ta bir olay sonrası Kangal kaymakamı ile ters düşen Mihrali'yi padişah'a şikayet ederler. Padişah cevabi yazısında "O benim yularsız aslanımdır. Kimsenin ona baskı ve eziyet etmesine izin vermem."diyerek gelen şikayetleri geri çevirir. Fakat Sivas'ta ki devlet erkanı Mihrali'yi rahat bırakmazlar. Biraz dik başlı olması onlarında rahat hareket etmelerini engellemektedir. Bu arada Yemen İsyanı çıkmıştır. Sivas valisi Mihrali'yi Yemen'e göndermek isterse de padişah tercihi Mihrali'ye bırakır. "Gitmem" demeyi yiğitliğe sığdıramayan Mihrali yollara düşer uzun bir yolculuk sonrasında Yemen'e varır duruma el koyar, ama çöl sıcaklarına fazla dayanamaz hastalanır. Bir müddet hasta yattıktan sonra oracıkta ölür. Adamlarının büyük bölümü telef olur birkaç kişi ancak Sivas'a geri döner