|
Ne güneşin aya yetişip çatması mümkün olur ne de gece gündüzü geçer. Hepsi (güneş, ay ve yıldızlar ayrı ayrı) bir felekte (kürede) dönerler. Devirlerini tamamlarlar. (S:Yasin A: 40)
|
|
Kainatta hiçbir varlık yoktur ki belli bir ahenk içersinde dönmesin. Bu varlıklar arasındaki ortak özellik, her birinin bünyesini teşkil eden atomdaki ; elektron , proton ve nötronların dahi dönüyor olmasıdır. Hz. Mevlana Eger bir atomu, kesersen, ortasından bir güneş ve güneş etrafında da durmadan dönen gezegenler görürsün der. Müşterek olan bu benzerlik dolayısıyla Allahın yaratmış olduğu alemlerin döndüğü gibi, maddenin temel taşı olan atomun dönmesi, insan vücudundaki kanın devri alem etmesi, dünyanın dönmesi bu varlıklara hayat verir. Eğer bu hareket olmasaydı, varlıklar hayat bulamazdı. Hz Mevlana Gercek varlığınızın çevresinde dönün sözüyle bunu en güzel biçimde özetler.
Bu ortak özelliğin yanı sıra insanı diğer varlıklardan farklı ve üstün kılan, sadece insana bahşedilmiş olan akıldır. İşte aşıklar gönüllerindeki aşkla, aklı birleştirerek semanın sırrına vakıf olurlar.
Yüce yaratanın varlığına, birliğine, büyüklüğüne, azametine şahadet ve hamd edercesine en ufak hücreden, gökteki yıldızlara kadar. kainattaki canlı ve cansız tüm varlıklar bu semaya iştirak ederler. Sanki Göklerde ve yerde ne varsa Allahı zikreder(tegabun 64/1) Ayetini teyit edercesine.......
Semanın yalnız Hz.Mevlana'ya ve Mevlevilere ait olmadığı Rasulullah (SAV) ve ashabının dönemimde de ve ondan sonra gelen kibari evliyada yapmıştır.
İmam Gazali Hazretleri:
Hakkın likasına müştehak olan Allahı seven aşık nereye bakarsa orada Hakkın kudret ve güzelliğini görür. Kulağına hoş gelen her seste de Hakkın lütfunu, ihsanını bulur. Bu sebepler ki, sema Hak aşığının şevkini, heyacanını, aşkını artırır, kalbini tututşturur. (Hüccet-üs Sema.S:26).
Şeyh Cafer isminde ki bir zat diyor ki;
Biz Cüneyd-i Bağdadi ile hacca gidiyorduk. Yolda Tur Dağına çıktık. Hz Musa;nın oturduğu yerde oturduk. O mübarek yerin Tur dağının tesiri altında kaldık. Orada bizim ile beraber dağa çıkan güzel sesli bir kişi de vardı. Hz Cüneyd o kişiye beyit okuması için işaret etti. Öyle dokunaklı bir beyit okudu ki, Cüneyd onu iştince öyle bir vecde geldi ve semaya başladı. Biz de onun gibi vecde geldik, semaya başladık. O hale geldik ki, yerde miyiz, gökte miyiz, bilemedik. O civarda bir Kilise vardı, orada bir Rahip bulunuyordu. Rahip kiliseden çıktı ve bize seslendi.
Biz cevap vermedik. O tekrar;
Ey Müslümanlar, bana cevap verin diye tekrar bağırdı.
Biz öyle kendimizden geçmiş bir halde idik ki, hiç birimiz ona cevap veremedik. Rahip dayanamadı;
Allah aşkına cevap verin, neden sesiniz çıkmıyor?, diye bağırdı.
Yine bizden cevap veren olmadı.
Bir müddet sonra kendimize geldik. Cüneyde, Rahibin bize seslendiğini, Allah aşkına cevap verin, dediği halde cevap vermediğimizi söyledik.
Bunun üzerine Cüneyd;
Rahibi bana getiriniz, diye ricada bulundu. Rahibi çağırdık. Geldi, bize selam verdi.
Şeyhiniz kimdirdiye sordu.
Cüneydi gösterdiler.
Bunun üzerine Rahip, Cüneyde hitaben;
Bu yaptığınız hareket yani sema sizin adeniz midir?, dininizde var mıdır?, sizin hepiniz sema eder misiniz?, diye sordu.
Cüneyd Hazretleri şöyle cevap verdi;
Sema bizim dinimizde bir kısım halka mahsutur. Yani bütün Müslümanlar sema etmezler. Bazılarımız sema eder.
Rahip;
Ne niyetle sema edersiniz?, dedi. Allahtan bir şey mi niyaz edersiniz?, içinizde ferahlık duymak mı?, neşelenmek için mi döner durur sunuz?,
Cüneyd Hazretleri;
Ruh aleminde ki; Ben sizin Rabbiniz değil miyim manevi hitabın zevkini bulmak için sema ederiz, cevabını verdi.
Rahip;
Bu güzel seler nedir?, diye sordu.
Cüneyd Hazretleri;
Bu güzel sesler, bize ezeli nidayı hatırlatmakta, bizi kendimizden geçirmektedir. Güzel sesler susunca bizde tekrar kendimize gelmekteyiz, diye söyledi.
Cüneyd-i Bağdadi (KS) Aziz Hazretlerinin anlattıkları ve orada Rahibin gördüğü bu hal, rahibe dokunur, orada Müslüman olur.
Kutbul Rabbani Gavs-ül Azam Abdulkadir Geylani Hz.leri de sema etmiştir.
Abdülkadir Geylani Hazretleri bir gün sema ederken, acaip garaip sözler söyledi. Bunu işiten yakınında ki kişiler;
Efendim siz sema ederken, ağzınızdan değişik sözler çıkıyor dediler. Bunun üzerine Gavs-ül Azam Hz.leri;
Ben sema ederken, eğer yine o sözleri söylediğimi duyarsanız, bana kılıçlarınızla bıçaklarınızla vurun dedi.
Yine bir sema sırasında Mübarek yine o acaip sözleri mırıldanmaya başlayınca, etrafındakiler ellerindeki bıçak ve kılıçlarla Ona vurdular. Fakat ne kılıç ne de birkaç bıçak darbeleri ona en küçük bir zarar bile veremediler.
Bir gün geylani Hazretlerinin dergahına, 3 tane alim zât geldi ve şöyle dediler;
Efendim dinimizde sema var mı, bu doğru mu?,
Gavs-ül Azam;
Evet Hocaefendiler sema vardır. Sema aşktır aşk Siz bunun cevabını almak istiyorsanız, halazadem Ahmed-i Rufai (KS)e gidin dedi.
O üç alim zât atlarına binip doğruca Rufai Hazretlerinin yanına gittiler. Rufai Hazretleri güzel bahçelik bir yerde ihvanları ile beraber sohbet ediyordu. Alim zatlar selam verdikten sonra;
Efendim size sema ve aşk hakkında soru sormak istiyoruz. Geylani ye sorduk size havale etti. Aşk nedir?, deyince
Ahmed-i Rufai Hz.leri yanında oturan dervişine;
Haydi evladım Huu esmasını okuyun deyip, kendisi de halakanın ortasına çıktı ellerini kaldırdı;
AŞK, AŞK, AŞK, diyerek, döne döne yükselmeye başladı. En sonunda gözden kayboldu. Bu hali gören dervişleri ağlamaya başladılar.
Niye geldiniz?, Sizin yüzünüzden şeyhimizi kaybettik, diye feryat ederlerken, Geylani Hazretleri geldi. Dervişlere;
Üstadınız nerede?, biraz evvel sema yapıyordu dedi.
Onlarda halakanın ortasını gösterdiler. Olan bitenden haberdar olan Geylani Hazretleri;
Buraya hemen gül yağı getirin. Bülbül güle aşıktır, dervişte şeyhine, aşık gül kokusuna dayanamaz, dedi.
Biraz sonra herkesin şaşkın bakışları arasında Rufai Hazretleri;
Aşk, aşk, aşk deyip sema ederek havadan inmeye başladı. Geylani Hazretlerini görünce buynunu büktü, sükûnet buldu.
Ve ona Aşk nedir, diye soran o üç zata;
İşte Aşk budur yanıtını verdi.
Mevlana Hazretleri Şems Hazretlerinin manevi terbiyesi altında iken nefsi mutmaine makamına geldiği vakit Şems Hazretleri gayet memnun olmuş, Mevlana Hazretlerine;
Ey Celaleddin! Güneş döner, Dünya döner, Ay döner, dost döner, diye hitap edince Mevlana Hazretleri de sema etmiştir.
|
|
|
Sema hak aşığının Allah'a karşı duyduğu sevgiyi, heyecanı hareket halinde dönerek ifade etmesidir. Mevlana Celaleddin Rumi(k.s) hazretleri Mesnevi şerifinde şöyle ifade eder:
Kendi evine geldin a aşk! Gir içeriye hoş geldin, safalar getirdin; gönlün kapısından gir de, canın tapısına dek yürü!
Bedenimin her zerresi, güneşine âşık; dikkat et de bak, zerrelerin güneşle uzun bir işi var.
Pencerenin önünde ki zerrelere bak, havada ne de güzel oynuyorlar; kimin kıblesi güneş olursa, namazı böyle olur onun.
Şu zerreler, güneşin ışığında sufiler gibi sema edip dururlar; fakat hangi nağmeyle, hangi vuruşla; ne biçim bir sazla sema ederler, kimsecikler bilmez!
Her gönülde bir başka nağme, bir başka vuruş; oynayan meydandadır da, çalgıcılar sır gibi gizli.
Hepsinden üstün, bizim iç semamız; bütün zerrelerimiz, yüz çeşit nazla Onun ışığımda oynayıp durmada
Rasulullah (AS) Efendimizin sahabeleri ve evliyaullahta sema etmişlerdir.
İmam Ahmed bin Hambel (ra) Hz. Ali Kerremallahu vechehu (ra) efendimizden rivayet etmiştir:
Hz. Ali (r.a.) buyurmuşlardır ki:
- Bir gün, Cafer ve Zeyd (r.a) ile huzur-u Resulullaha vardım. Aleyhisselat-ü Vesselam efendimiz, Zeyd'e:
- Sen benim kölemsin! buyurdu.
Zeyd (r.a), sevinç ve memnuniyetinden hemen sema' ya başladı.
Sonra Cafer'e:
- Sen de, surette ve ahlakta bana benzersin! buyurunca, Oda semaya başladı. Sonra bana hitap buyurdu:
- Sen de bendensin.
Ahmed Bin Hanbel bu hadisi şerifi böylece belirttikten sonra buyurmuşlardır ki:
- Bu hadisi şerif gösteriyor ki, kişi batınına yetiştiği zaman sema etse caizdir. Ancak, Hz. Ali Kerremallahu Vechehu ile Zeyd ve Cafer rıdvanullahi aleyhim ecma'iynin semaları; vecd değil belki tevacüd idi. Zira, Fahri Alem (sav) efendimizin iltifatlarından ötürü şevklenerek sema etmişlerdir. Hepsininde akılları başlarında yani ihtiyarları dahilinde idi.
Bundan da anlaşılıyor ki, kişinin kalbine Hak Teala tarafından bir şevk gelse, vecd olmaksızın sema etmesi, aklı başında olsa dahi caizdir.
Peygamber (s.a.v) Efendimiz Mekkede ki zalimlerin zulmünden Medineye hicret ederken yol arkadaşı Hz.Ebu Bekir (r.a) Hz. ile Sevr mağarasına girdiler. Ebu Bekir (r.a) kendilerini arayan müşriklerin Peygamber Efendimize zarar vereceğinden korkmaya başladı.
Rasulullah (s.a.v) Hazretleri;
Ya Eba Bekir, korkma Allah (c.c) Muinimizdir. Allah Habirdir (haberdardır), Allah Semiğdir (işiticidir), Basirdir (görücüdür) O bizimle beraberdir. Dilini damağına yapıştır, Tevhide devam et diye zikr-i telkin etmişlerdir. Böylece Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a) Hz.leri Allaha giden yolda seyr-i sülukuna bu mağarada başladı.
Hz Ebu Bekirin, müslüman olduğu zaman kırk bin dirhemi vardı.
Müşriklerin, işkence altında kıvrandırdıkları müslüman köleleri, onlardan satın alıp azad etmek ve müslümanları güçlendirmek için, bu servetini harcamakdan geri durmadı. Medineye hicret edeceği zaman, ancak beş bin veya altı bin dirhemi kalmıştı. Oğlu Abdullahı gönderip onları da alıp Sevr mağarasına getirdi ve yanında Medineye götürdü. Orada da Mekkede yaptığı gibi yaptı. Develeri, cariyeleri, köleleri teneke ile altın ve gümüşü Allah yolunda tasadduk etti. Ashab-ı Suffe için Beytül-mal için mallarını tasadduk etti.
Nefsi mutmain makamına gelmişti ki; Cenab-ı Allah:
- Ey Cibril! Habibime selam söyle kulum Ebubekir den razı oldum. O da benden razı oldu mu? Cibril aleyhisselam;
- Ya Rabbi Ebu Bekir rıza makamına nasıl erişti? Diye sordu. Allahı Zülcelal Hazretleri:
- Ey Cibril gitde imtihan et, dedi.
Cibrili Emin ben-i Adem suretine girip Ebu Bekir Sıddık (r.a.)a geldi.
- Allah rızası için giyecek cübbem yok. Ne olur bana yardım et, dedi. Ebu Bekir efendimiz:
Hemen cübbesini çıkardı Cibrili Emine verdi. Oradan ayrıldı evine gitti. Bir müddet sonra kapı çalındı kapıyı açtı yine Ben-i Adem suretinde Cibrili Emin geldi ve şöyle dedi:
- Giyecek gömleğim yok, Allahın Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v) hakkı için bana bir gömlek ver, deyince Ebu Bekir Sıddık (r.a) efendimiz üzerindeki kalan tek gömleği de verdi ve sadece alt donu ile üstü çırıl çıplak kalmıştı.
Allahın Rasulüne aşık her anı onunla beraber olan Hz. Ebu Bekir (r.a) çıplak olduğu için edeb etti, haya etti, Rasulullah efendimizin yanına varamadı hatta mescide dahi gidemedi. Hz. Peygamberin gülü Hz. Fatıma (r.a) annemiz Ebu Bekir Sıddık (r.a) efendimizin evinin önünden geçerken pencereden omuzlarının çıplak olduğunu gördü. Rasulullah (s.a.v) efendimizin haneyi saadetlerine gitti.
Ona;
- Ya Resulallah! Ebu Bekir Sıddık (r.a) Hz.leri geldi mi?, diye sordu.
Rasulullah Efendimiz (s.a.v) :
- Hayır kızım, mescide de iki vakittir gelmiyor dedi.
Hz. Fatıma (r.a) validemiz :
- Ya Rasulallah! Ben biraz önce Ebu Bekirin omuzlarının çıplak olduğunu gördüm. Her halde giyecek bir şeyi yok. Müsaade ederseniz evdeki kilimden bir parça götürüp kendisine vereyim dedi.
Evdeki kilimin yarısını kesti götürerek Hz. Ebu Bekirin penceresinden içeri attı. Ebu Bekir (r.a) efendimiz kilimi iki parça yapıp ortasını deldi, boğazından geçirdi. Sağından ve solundan hurma lifleri ile ördü. Aşık olduğu Hz.Muhammed Mustafaya (s.a.v) üzerine geçirmiş olduğu kilim parçasıyla gitti. Edeb ediyor, kapıyı çalamıyor, ağlamaya başlıyor. İşte bu sırada Cebrail aleyhisselam!
- Ya Muhammed! (s.a.v) Allahın selamı var. Senin ümmetin-den bir kişi Allahın rıza makamına yükseldi. Allah ondan razı oldu. Bu hali ile o kulda Allahdan razı mı? O kul şu anda kapıya geldi, hayasından, edebinden içeriye giremiyor deyince, Rasulullah (s.a.v) kapıyı açtıklarında Ebu Bekir Sıddık (r.a) Ya Eba Bekir, dedi.
Cibrili Emin;
- Ya Rasulallah! Ebu Bekir;e Sen küfür halinde iken malın servetin vardı, iman ettin. Şimdi bir kilim parçasına büründün. Bu halde iken Allahdan razı mısın? Hoşnut musun? Yoksa değil misin? diye sor buyurdu.
Rasulullah Efendimiz (sav) Ebu Bekir Sıddık Hz.lerine sordu.
Bunun üzerine Ebu Bekir (r.a) efendimiz ağlayarak:
- Ben Rabbimden de, Muhammed Mustafadan da razıyım. Onlar benden razı mı? Vücudum lime lime, parça parça olsa da ben onlardan yine razıyım, dedi.
Rasulullah (s.a.v) :
- Allahda senden razı Ya Eba Bekir deyince;
Ebu Bekir Efendimiz; Allah dedi ve başladı sema etmeye, peygamberimizin etrafında yedi defa döndü ve peygamber efendimiz Kelime-i Şehadet getirerek onu durdurdu.
|
|
|
|