|
ŞİİRLERİNİZİ SİTEMİZDE YAYILAYALIM
SILAM
Bir göçle başlayan bu hikayede,
Ebediyete kadar süre gide,
Önce kırsalın uzun ellerinde,
Şimdi billur pınarların dibinde.
Artık yasladı sultan dağlarına,
Atmıştı yükünü yorulduğunda,
Yükün alameti hala sırtında,
Hasretin sancısı geçmez bağrında.
Tam ortasından akıp giden dere,
Kuruyan toprağına olur çare,
Kışın dolunca dönüşür sellere,
Uzanır coşarak yaban ellere.
Seherde öter horozun çardaktan,
Nefret eder gözlerin uyumaktan,
Güneş doğunca yükselir şafaktan,
Güler yüzün güneşe kavuşmaktan.
Dağlarında çağlayan pınarların,
Eteklerinde yalın çobanların,
Meleşir koyunların kuzuların,
Duydukça namesini kavalların.
Ekilerek ovada ekinlerin,
Sorgusuz kaplamış gelinciklerin,
Alabilbiğine bakar gözlerin,
Dönmekten bi-pervane dövenlerin.
Zemheri düğünlerde yollar kesik,
Gelininin kollarında bilezik,
Avuçları nasırdan çizik çizik,
Anasının acıdan gönlü ezik.
Sokaklarında gezerdi pehlivan,
O zaman başındaydı karaağan,
Sonra şereflendin onun adından,
Ne günler gördün ağanın ardından.
Remzi İNÖNÜ
KARAAĞA’DANMI GELİRSİN
Yollar uzun çıkmışsın yola, gurbet ellere,
Durağın neresi bilinmez, hasretiz sevenlere
Selam olsun anne baba kardeş,öpülecek ellere
Boynun bükük,karaağadanmı gelirsin
Üzerinde toprak, dağ,kır kokusu geliyor
Gözün arkada, aklına memleket geliyor
Ayakların geri geri gitmek istiyor
Yürüyüşünden belli karaağadanmı gelirsin
Çeketin tozlanmış han gırının tozu belli
Çebindede çıktı buğday tanesi bereketli
Soğanıda,fasülyeyide sever, şebitli
Toprak kokan,karaağadanmı gelirsin
Mustafa Ali AKBAŞ
Hemşehrimiz (Emminin Bekirin Torunu)Hakan EKE nin gönderdikleri
ŞEMSİLERİN VELİ
Osmanlı Devleti'nin çöküşüyle Çanakkale Savaşı'ndan sonra, ordunun bozulmasıyla Türk askeri, kestirim yollardan memleketine, köyüne dönüyordu. Karlı dağları gruplar halinde aşıyorlardı. Aç susuz, perişan bir halde bölük bölük yürüyorlardı; bazen tek kişi, bazen üç ya da on kişi. Hepsinin yüreklerinde memleket hasreti var. Çanakkale'den, kıyı Ege şehirlerden, Afyon-Isparta üzerinden Sultan Dağları'nı da şarak güneye geçenler vardı.
Uzun bir yürüyüştü bu.
İşte bu dönemde Akşehir'in Karaağa Köyü'nde Şemsilerin Veli isminde kaba saba, eşkıyalığa heveslenen ordudan ayrılma bir adam, Sultan Dağları'ndan Konya gitmeyi düşünen askerleri pusuya düşürüp parasını alıyormuş
Karaağa köyünün yaşlıları köy odasında anlatırlardı. Şemsilerin Veli, Suluboğaz yaylasında barınıp, Ketenlik geçidinde pusu kurarmış. Uykusuz, aç ve oldukça da yorgun olan askerleri kandırıp, parasını ellerinden alırmış. Varsa silahlarına da el koyarmış.
"Eden belasını bulur." derler ya, bu oldukça hikmetli bir sözdür. O da bulmuş belasını.
Bir gün Afyon yöresinden yola çıkan bir grup öncü , Sultan Dağı'ndan geçiyormuş. Şemsilerin Veli durur mu? Öncü askerleri de tuzağına düşürmüş. Güya sinip korkmuş gibi yapan bu askerlerin de bütün parasını ve silahlarını almış..
O da ne? Bir bakmış, etrafı sayısız asker tarafından çevrilmiş.
Tuzağa düşürüldüğünü, pabucun pahalı olduğunu anlayan Veli, teslim bayrağını çekmiş. Berikiler onu öldürmemişler ama ölmekten beter hale düşürmüşler. Onca asker sırasıyla güçlü kuvvetli olan Veli'nin sırtına binmeye başlamış. Veli'nin boynuna kasaturalarının ucuyla dokunu dokunuvermişler. Böyle böyle dağlardan, bellerden, ormanlardan aşmışlar.
Gören görmüş, görmeyen duymuş.
Bu durum Veli için bir zulüm haline gelmiş. Ketenlik belinde kahrından ölmüş.
Köy odasındaki ihtiyarlar: "Bu olay, eşkıyanın dünyadaki cezasıdır." diyerek örnek olarak dinleyenlere anlatırlardı.
KARA VELİGİL'DEN BAŞÇAVUŞ HASAN
Akşehir'e 22 kilometre uzaklıktaki Karaağa beldesinde Kara Velilerin Hüseyin'in oğlu Hasan Eren diye biri vardı. Başçavuş lakabını askerde almış. Ona "on yedili" de derlerdi. Madalyası da vardı. Başçavuş dayı ile karşı karşıya otururlardı.
Haziran-Temmuz aylarında, hayvanların otlak yeri olarak ayrılan Karlıbucak yaylasına çıkılır.
Kara Veliler, birlik ve beraberliğe çok önem verirlerdi. Yeğenlerinden İlyas Tunca, öz dayısı olan Hasan Başçavuşla yaylada hayvan otlatırlardı. Orada bir mevsim yatılı olarak kalırlardı.
Bir gün Başçavuş Hasan, omzunda dolma tüfeği de olduğu halde, koca bir kayanın üzerine çıkarak, yanık ve oldukça gür sesiyle salâ vermeye başlar. Bu ses, yeğeni İlyas'ı hayretler içinde bırakır.
Yerinde duramaz, salâ veren Hasan Başçavuş'a doğru koşar. Nefes nefese sorar.
- Dayı, neden salâ verdin? Köyde ölen mölen mi oldu?
Seksen yaşını aşmasına rağmen, parlak dişlerinden bir teki bile çürük olmayan Başçavuş gülümser. Sorulana da karşılık verir:
- Yazık oldu oğlum, yazık oldu! Şurda koca tosun, bir böceği çiğnedi. Zavallı böcek öldü. Gördüm de salâsını verdim.
Her ikisi de önce sersemlerler, kendilerince başka başka düşüncelere dalsalar da, sonunda kahkayı basıp gülüşürler.
(Aşır Tunca derlemeleri.)
Dolma,ayran,boşlar…
 Kadının 3 sevgilisi varmış, her gün kocası evden gidince 3 adam eve gelirmiş. Kadın yine böyle bir günün sonunda adamlardan birisine demişki
> - "Sen yarın gelirken bir tepsi dolma yaptırıp getir";diğerine - "Sen de bir büyük kap ayran getir." demiş.
> Diğer adam çok fakir
olduğu için ona
> - "Sen de...Boş ver, sen hiç bir şey getirme" demiş.
> Ertesi gün gelmiş fakat kadın bugünün günlerden Pazar olduğunu unutmuş, eteği tutuşmaya başlamış.
> -"Eyvaah" diyerek kocasının yanına gitmiş.
> - "Sen bugün kahveye filan gitmeyecek misin? Ben evde temizlik yapacağım" deyip kocasını zar zor da olsa evden yollamış.
> Kocası gittiği gibi 3 adam da eve gelmiş.
> Kadın demiş ki
> - "Siz hemen gidin. Kocam buralarda!"
> Tam bunu söylerken zil çalmış.
> Kadın - "Eyvah" demiş, "geldi galiba!"
> Adamları sağa sola saklamış ve kapıya bakmaya gitmiş.
> Kocasını karşısında görünce "Ne oldu?" diye sormuş.
> Adam da - "Yahu karnım çok acıktı. Bana dolma yapsana, canım çok istedi" demiş.
> Kadın "Allah'ım bir tepsi dolma olsa da yesek!" demiş.
> Elinde dolma tepsisi olan adam çıkıp yanlarına gelmiş. Kadının kocası şaşırmış.
> "Sen kimsin yahu?!" diye sormuş.
> Adam sakin bir şekilde "Ben Allah tarafından geliyorum.
Karınız dolma istedi" demiş. Ve hemen çıkıp gitmiş kadının kocası olayın
şokunu atlatamadan.
> "Yaa tamam da.." demiş bu sefer koca,
> "Bu ayransız gitmez. Sen bari bir ayran yap"
> Kadın büyük bir sevinçle
> "Allah'ım bir damacana ayran olsa da içsek" demiş.
> Ayranı getiren adam çıkıp gelmiş.
> Kocası tabii çok şaşırmış.
> "Sen de kimsin?" demiş.
> Adam da diğeri gibi "Ben Allah tarafından gönderildim. Karınız ayran istedi" diyerek çıkmış gitmiş.
> Kocası hayretler içinde, kendi kendine "Bizim karı ermiş mi oldu ki?" diye söylenmiş.
> Kadınla kocası yemekleri yemişler ama 3.adam hâlâ
> saklanıyormuş. 1 saat geçmiş, 2 saat geçmiş. 3 saat derken, adam dayanamayıp çıkmış yerinden.
> Kadının kocası bağırmış "Ulan sen de kimsin?!!"
> Adamın ağzından sakin sakin laflar dökülmüş:
> "Ben Allah tarafından gönderildim. Boşları alacağım!"
|