karaagalilar.sitemynet.com
KARAAĞA KASABASI HOSGELDİN RAMAZAN BELEDİYEMİZ ÇOCUKLAR İÇİN RESİMLERLE KARAAĞA KETENLİK GÖLETİ DÜĞÜNLERİMİZ,EĞLENCELERİMİZ,ADETLERİMİZ MAZİDE KALANLAR (GEÇMİŞ ZAMAN) TELEFON REHBERİMİZ KASABAMIZA NELER YAPALIM SİZDEN GELENLER HABERLER ŞİİR FIKRA,YAZILAR,YORUMLAR KİM NEREDE İLAN REKLAM VE DAVETLER ŞEHİTLİK VE MEZARLIKLARIMIZ DİNİ KONULAR ZİYARETCİ DEFTERİMİZ KONYA TÜRKÜ VE MANİLERİ İLETİŞİM(SİTE EDİTÖRÜ)

ŞİİR FIKRA,YAZILAR,YORUMLAR

ŞİİRLERİNİZİ SİTEMİZDE YAYILAYALIM

SILAM

Bir göçle başlayan bu hikayede,
Ebediyete kadar süre gide,
Önce kırsalın uzun ellerinde,
Şimdi billur pınarların dibinde.

Artık yasladı sultan dağlarına,
Atmıştı yükünü yorulduğunda,
Yükün alameti hala sırtında,
Hasretin sancısı geçmez bağrında.

Tam ortasından akıp giden dere,
Kuruyan toprağına olur çare,
Kışın dolunca dönüşür sellere,
Uzanır coşarak yaban ellere.

Seherde öter horozun çardaktan,
Nefret eder gözlerin uyumaktan,
Güneş doğunca yükselir şafaktan,
Güler yüzün güneşe kavuşmaktan.

Dağlarında çağlayan pınarların,
Eteklerinde yalın çobanların,
Meleşir koyunların kuzuların,
Duydukça namesini kavalların.

Ekilerek ovada ekinlerin,
Sorgusuz kaplamış gelinciklerin,
Alabilbiğine bakar gözlerin,
Dönmekten bi-pervane dövenlerin.

Zemheri düğünlerde yollar kesik,
Gelininin kollarında bilezik,
Avuçları nasırdan çizik çizik,
Anasının acıdan gönlü ezik.

Sokaklarında gezerdi pehlivan,
O zaman başındaydı karaağan,
Sonra şereflendin onun adından,
Ne günler gördün ağanın ardından.
Remzi İNÖNÜ

KARAAĞA’DANMI GELİRSİN


Yollar uzun çıkmışsın yola, gurbet ellere,
Durağın neresi bilinmez, hasretiz sevenlere
Selam olsun anne baba kardeş,öpülecek ellere
Boynun bükük,karaağadanmı gelirsin

Üzerinde toprak, dağ,kır kokusu geliyor
Gözün arkada, aklına memleket geliyor
Ayakların geri geri gitmek istiyor
Yürüyüşünden belli karaağadanmı gelirsin

Çeketin tozlanmış han gırının tozu belli
Çebindede çıktı buğday tanesi bereketli
Soğanıda,fasülyeyide sever, şebitli
Toprak kokan,karaağadanmı gelirsin

Mustafa Ali AKBAŞ

Hemşehrimiz (Emminin Bekirin Torunu)Hakan EKE nin gönderdikleri

ŞEMSİLERİN VELİ

Osmanlı Devleti'nin çöküşüyle Çanakkale Savaşı'ndan sonra, ordunun bozulmasıyla Türk askeri, kestirim yollardan memleketine, köyüne dönüyordu. Karlı dağları gruplar halinde aşıyorlardı. Aç susuz, perişan bir halde bölük bölük yürüyorlardı; bazen tek kişi, bazen üç ya da on kişi. Hepsinin yüreklerinde memleket hasreti var. Çanakkale'den, kıyı Ege şehirlerden, Afyon-Isparta üzerinden Sultan Dağları'nı da şarak güneye geçenler vardı.
Uzun bir yürüyüştü bu.
İşte bu dönemde Akşehir'in Karaağa Köyü'nde Şemsilerin Veli isminde kaba saba, eşkıyalığa heveslenen ordudan ayrılma bir adam, Sultan Dağları'ndan Konya gitmeyi düşünen askerleri pusuya düşürüp parasını alıyormuş
Karaağa köyünün yaşlıları köy odasında anlatırlardı. Şemsilerin Veli, Suluboğaz yaylasında barınıp, Ketenlik geçidinde pusu kurarmış. Uykusuz, aç ve oldukça da yorgun olan askerleri kandırıp, parasını ellerinden alırmış. Varsa silahlarına da el koyarmış.
"Eden belasını bulur." derler ya, bu oldukça hikmetli bir sözdür. O da bulmuş belasını.
Bir gün Afyon yöresinden yola çıkan bir grup öncü , Sultan Dağı'ndan geçiyormuş. Şemsilerin Veli durur mu? Öncü askerleri de tuzağına düşürmüş. Güya sinip korkmuş gibi yapan bu askerlerin de bütün parasını ve silahlarını almış..
O da ne? Bir bakmış, etrafı sayısız asker tarafından çevrilmiş.
Tuzağa düşürüldüğünü, pabucun pahalı olduğunu anlayan Veli, teslim bayrağını çekmiş. Berikiler onu öldürmemişler ama ölmekten beter hale düşürmüşler. Onca asker sırasıyla güçlü kuvvetli olan Veli'nin sırtına binmeye başlamış. Veli'nin boynuna kasaturalarının ucuyla dokunu dokunuvermişler. Böyle böyle dağlardan, bellerden, ormanlardan aşmışlar.
Gören görmüş, görmeyen duymuş.
Bu durum Veli için bir zulüm haline gelmiş. Ketenlik belinde kahrından ölmüş.
Köy odasındaki ihtiyarlar: "Bu olay, eşkıyanın dünyadaki cezasıdır." diyerek örnek olarak dinleyenlere anlatırlardı.

KARA VELİGİL'DEN BAŞÇAVUŞ HASAN

Akşehir'e 22 kilometre uzaklıktaki Karaağa beldesinde Kara Velilerin Hüseyin'in oğlu Hasan Eren diye biri vardı. Başçavuş lakabını askerde almış. Ona "on yedili" de derlerdi. Madalyası da vardı. Başçavuş dayı ile karşı karşıya otururlardı.
Haziran-Temmuz aylarında, hayvanların otlak yeri olarak ayrılan Karlıbucak yaylasına çıkılır.
Kara Veliler, birlik ve beraberliğe çok önem verirlerdi. Yeğenlerinden İlyas Tunca, öz dayısı olan Hasan Başçavuşla yaylada hayvan otlatırlardı. Orada bir mevsim yatılı olarak kalırlardı.
Bir gün Başçavuş Hasan, omzunda dolma tüfeği de olduğu halde, koca bir kayanın üzerine çıkarak, yanık ve oldukça gür sesiyle salâ vermeye başlar. Bu ses, yeğeni İlyas'ı hayretler içinde bırakır.
Yerinde duramaz, salâ veren Hasan Başçavuş'a doğru koşar. Nefes nefese sorar.
- Dayı, neden salâ verdin? Köyde ölen mölen mi oldu?
Seksen yaşını aşmasına rağmen, parlak dişlerinden bir teki bile çürük olmayan Başçavuş gülümser. Sorulana da karşılık verir:
- Yazık oldu oğlum, yazık oldu! Şurda koca tosun, bir böceği çiğnedi. Zavallı böcek öldü. Gördüm de salâsını verdim.
Her ikisi de önce sersemlerler, kendilerince başka başka düşüncelere dalsalar da, sonunda kahkayı basıp gülüşürler.

(Aşır Tunca derlemeleri.)

Dolma,ayran,boşlar…

 Kadının 3 sevgilisi varmış, her gün kocası evden gidince 3 adam eve gelirmiş. Kadın yine böyle bir günün sonunda adamlardan birisine demişki
> - "Sen yarın gelirken bir tepsi dolma yaptırıp getir";diğerine - "Sen de bir büyük kap ayran getir." demiş.
> Diğer adam çok fakir
olduğu için ona
> - "Sen de...Boş ver, sen hiç bir şey getirme" demiş.
> Ertesi gün gelmiş fakat kadın bugünün günlerden Pazar olduğunu unutmuş, eteği tutuşmaya başlamış.
> -"Eyvaah" diyerek kocasının yanına gitmiş.
> - "Sen bugün kahveye filan gitmeyecek misin? Ben evde temizlik yapacağım" deyip kocasını zar zor da olsa evden yollamış.
> Kocası gittiği gibi 3 adam da eve gelmiş.
> Kadın demiş ki
> - "Siz hemen gidin. Kocam buralarda!"
> Tam bunu söylerken zil çalmış.
> Kadın - "Eyvah" demiş, "geldi galiba!"
> Adamları sağa sola saklamış ve kapıya bakmaya gitmiş.
> Kocasını karşısında görünce "Ne oldu?" diye sormuş.
> Adam da - "Yahu karnım çok acıktı. Bana dolma yapsana, canım çok istedi" demiş.
> Kadın "Allah'ım bir tepsi dolma olsa da yesek!" demiş.
> Elinde dolma tepsisi olan adam çıkıp yanlarına gelmiş. Kadının kocası şaşırmış.
> "Sen kimsin yahu?!" diye sormuş.
> Adam sakin bir şekilde "Ben Allah tarafından geliyorum.
Karınız dolma istedi" demiş. Ve hemen çıkıp gitmiş kadının kocası olayın
şokunu atlatamadan.
> "Yaa tamam da.." demiş bu sefer koca,
> "Bu ayransız gitmez. Sen bari bir ayran yap"
> Kadın büyük bir sevinçle
> "Allah'ım bir damacana ayran olsa da içsek" demiş.
> Ayranı getiren adam çıkıp gelmiş.
> Kocası tabii çok şaşırmış.
> "Sen de kimsin?" demiş.
> Adam da diğeri gibi "Ben Allah tarafından gönderildim. Karınız ayran istedi" diyerek çıkmış gitmiş.
> Kocası hayretler içinde, kendi kendine "Bizim karı ermiş mi oldu ki?" diye söylenmiş.
> Kadınla kocası yemekleri yemişler ama 3.adam hâlâ
> saklanıyormuş. 1 saat geçmiş, 2 saat geçmiş. 3 saat derken, adam dayanamayıp çıkmış yerinden.
> Kadının kocası bağırmış "Ulan sen de kimsin?!!"
> Adamın ağzından sakin sakin laflar dökülmüş:
> "Ben Allah tarafından gönderildim. Boşları alacağım!"

ŞİİRLERİNİZİ BEKLİYORUZ
karaagalilar@mynet.com

Sayın Fahri GÜN Hemşehrimizden Fıkralar

GONYALININ AŞKI
> Seni görüvirince annah dimissim,
> Sanki eğşi eriğilen böğrek yimissim.
> Servdiğim ne çabuk unuttun beni,
> Yanık şebit gibi guruttun beni.
>
> Al şu şalvarı giyin bolcana.
> Dönderdin beni şaklanmış balcana.
> Bana bakıpta gözlerini hörtletme,
> İreçellik gaysı gibi beni pörtletme.
>
> Aşgın bende büngül büngül gaynasın.
> Nörecen sıpaları gıı, sokakta oynasın.
> Bana çok gördün sen uzun ömrü,
> Yiter ittiğin gari eliyin körü...

Akıllı Eşek

Milletvekilinin biri bir köyu gezerken, bağlı olduğu değirmeni döndüren bir eşek görmüş.
Yanındaki köylüye sormuş;
Bu eşeğin boynundaki zil ne işe yarıyor ?
Efendim, demiş köylü, o zil sustuğunda eşeğin durduğunu anlıyorum. Müdahale edince tekrar harekete başlıyor.
Akıllıca ,demiş vekil peki eşek olduğu yerde durupta başını sağa sola sallarsa nereden anlayacaksın durduğunu?
Anlayamam ama, ne gezer efendim sizin gibi akıllı eşek buralarda


Ajan

Amerika ile eski SSCB arasindaki soguk savasin en hareketli yillari... Amerika, Rusya'dan istihbarat almak icin oraya bir gizli ajan gondermeye karar veriyor. Ajan icin yuzlerce aday arasindan en iyi ozelliklere sahip bir tanesi seciliyor. Ajan yapilan tum testlerden mukemmel sonuclar aliyor, Ruscasi mukemmel, hatta yerel şiveleri dahi cok iyi derecede konusabiliyor, her turlu silahi basariyla kullanabiliyor, diplomatik yetenekleri olaganustu... Secilen ajan haftalar suren cok zorlu egitimlere tabi tutuluyor ve goreve hazirlaniyor. En sonunda gorev zamani geliyor ve ajan, Rus Hava sahasina gece gizlice giren kucuk bir ucaktan parasutle atlayarak gorevin oldugu sehire yakin koylerden birinin civarina birakiliyor. Yere basariyla ve sessizce inen ajan parasut ve yanindaki diger donanimi kamufle ediyor ve yaninda getirdigi yerel giysileri giyerek civar koye dogru yola cikiyor. Sabaha karsi havanin aydinlanmasiyla koye yaklasan ajan, tarlasina gitmek icin yola cikan bir koyluye rastliyor ve ona yanasarak yerel aksanla ve mukemmel bir rusca ile gidecegi sehre nasil vasita bulabilecegini soruyor.
Koylü cevap veriyor: - Amerikali misin?
şoka giren ve hayretler icinde kalan ajan cevap veriyor:
- Onu da nereden cikardin? Koylunun cevabi:
- Bizim buralarda pek zenciye rastlanmaz da!


Çukur işi

Temel bir grup arkadaşıyla çukur açıyormuş.Bir başka grupda gelip çukurları kapıyomuş. Adamın biri çok merak etmiş ve ne yaptıklarını sormuş.
Temel: -Bir grup daha fardu, onlarda fidan dikeydu, bucün gelmeduler, piz de pizim işler geri kalmasın diye çalişayruz...

TAHTA PERDE

Kötü karakterli bir genç varmış.

Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş .
- " arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her
sefer bu tahtaperdeye bir çivi çak " demiş .
Genç , birinci gün tahta perdeye 37 çivi çakmış .
sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış
ve geçen her günde daha az çivi çakmış .
Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış .
Babasına gidip söylemiş .
Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş .
Gence " bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin
her gün
için tahta perdelerden bir çivi çıkart , sök " demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış .
Babası ona aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye
dikkatli bak.
Artık çok delik var.
Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak , demiş.
Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler
söylenilir.
Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır.
Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin
ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak).
Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir.
Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda
yardımcı olur ,seni dinler sana yüreğini açar " demiş .

GURBET VAR

Bir türkü yazdım da yare yolladım
Namesinde intizar var, minnet var.
Allı pullu bir yazmaya doladım
Çiçeğinde gözyaşı var, gurbet var.

Artık çekilmiyor gurbetin derdi
Güldürür namerdi, öldürür merdi
Zalim felek bana bunca dert verdi
Her birin de türlü türlü ibret var.

Ben derim mesken tuttum burayı
Neşter vurdum yine deştim yarayı
Gönül dertli ne yapayım sarayı
İçimde hep ızdırap hep hasret var.

GÖKHAN YILMAZ

BANA DERLER KONYALI

Havada uçup gezerim
Yoluma çıkma ezerim
Bana derler konyalı
Kafamı bozma benim

Ben külhan mustafayım
Bir su gibi seni içerim
Bana derler Konyalı
Kafamı bozma benim

Varsa sende durum
Yaparım açık oturum
Fazla ileri gitme
Kırarım senin kolun


Sigortaları attırma
Keçileri kaçırtma
Bana derler Konyalı
Ağzımı açtırma

Yürü sallanmadan
Tadını kaçırmadan
Bana derler Konyalı
Kafanı kırdırmadan


Korna çalma yanımda
Yürü toz kaldırma
Bana derler Konyalı
Farını kırdırma

Karşımda efelenme
Kaşınıp bitlenme
Bana derler konyalı
Postunu deldirme
Mustafa Ali AKBAŞ

karaagalilar@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın