|
AlsahBlog/
Kastamonulu Ünlüler
Rıfat Ilgaz
Rıfat Ilgaz
--------------------------------------------------------------------------------
Rıfat ILGAZ 1940'ların toplumcu-gerçekçi şairlerinin başta gelenlerindendir.
1911 yılında Cide'de doğdu. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı.İlk şiiri 27.07.1927'de,günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz(Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü nedeniyle buradan ayrıldı.Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi'nde öğrenim gördü.1930 yılında mezun oldu. Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova'da ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938 'de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı.
1939'da İstanbul Karagümrük Ortaokulu'nda Türkçe Öğretmenliğine başlayan Ilgaz'ın, yazı ve şiirleri büyük dergilerde yayınlanmaya başladı.1940 'da Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi. Hasan TANRIKURT, Sabahattin KUDRET AKSAL, Salah BİRSEL'le tanıştı.
Ömer FARUK TOPRAK ile 9 Eylül 1942'de Yürüyüş Dergisi'ni çıkardılar. Bu dergide Orhan KEMAL, Sait FAİK, Cahit IRGAT, A.Kadir, Nazım HİKMET (İbrahim SABRİ) ile birlikte çalıştılar.
1943'te ilk kitabı "Yarenlik"i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944'de "Sınıf"adlı şiir kitabı çıktı. Sıkı yönetim kararı ile toplatıldı. Pertev Naili Boratav "Sınıf" için : "Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat ILGAZ'ın kitabını okuyup anlamalarını dilemekten başka yapılacak birşey yoktur" diye yazdı.
1945'te Gün Dergisi çıktı. Ilgaz bu dergide sekreterdi. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz NESİN'in Cumartesi Dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı.1946'da Esat ADİL, Sabahattin ALİ ve Aziz NESİN ile birlikte Gerçek Gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında Yığın Dergisini'ni Esat Adil MÜSTEÇAPLIOĞLU ve Adil YAĞCI ile birlikte çıkardılar.
Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat'a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanatoryumunda yattı.
Şubat 1947'de Sebahattin ALİ, Aziz NESİN ve Mim UYKUSUZ'un çıkardığı Marko Paşa kadrosuna girdi. İmzasız yazılar yazdı. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa gibi dergilerin adı sık sık değişiyordu.
1950'li yıllarda Ilgaz, gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler. 1952-1960'da Tan Gazetesi'nde dizgici-düzeltmen ve röportaj yazarı olarak çalıştı.
Turhan SELÇUK ve İlhan SELÇUK'un çıkardığı Dolmuş Dergisi'ne "Stepne" takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalar(Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbulda bu dergide dizi olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı'nı da isminin sakıncalı olması nedeniyle "Stepne"(Yedek Lastik) takma adıyla yazdı.
Ocak 1953'te "Devam" adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı.
1958 de Semih Balcıoğlu'nun çıkardığı "Taş" dergisinde Rıfat Ilgaz (!) imzasıyla yazılar yazdı.
1959 "Büyük Gazete" adında çıkan yeni bir dergiye yönetici oldu. Aynı yıl arkadaşı Suavi ile birlikte "Gar Yayınları"nı kurdu.
1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kendi adıyla yazı ve şiir yayınlama özgürlüğüne kavuşan Rıfat Ilgaz, Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organlarında ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazabildi. Sınıf Yayınları'nı kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi.1970'te Basın Şeref Kartı'nı aldı.
1974'te emekli oldu. Doğum yeri olan Cide'ye (Kastomonu) yerleşti.12 Eylül 1980 döneminde göz altına alındı.70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve1 aydan fazla gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul'da, oğlu Aydın ILGAZ ile birlikte ölümüne kadar yaşamaya başladı. Bu olaylar "Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra" adlı kitabında anlatılır. Birlikte Çınar Yayınları'nı kurdular.
1982 yılında Yıldız Karayel romanıyla "Orhan Kemal Roman Armağanı"nı ve" Madaralı Roman Ödülü"nü" aldı. 6 Aralık 1982 de İstanbul Şan Müzikholü'nde "55.Sanat ve70.yaş Günü" çok sayıda sanatçı ve sevenlerinin katıdığı görkemli bir törenle kutlandı.
1987 de Ocak Katırı Alagöz kitabıyla" Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü'nü aldı.
Onu hepimiz Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak bildik. Altmış kitabı olmasına karşın onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Kitaplarında; çağdaş, ileri görüşlü, ulusumuzdan yana birlikteliği önerir.
1993 yılında Tüyap Onur Yazarı ödülününe layık görüldü. Ne yazık ödülünü alamadan öldü.
Yıllarca bizden kendisini uzaklaştırmaya çalışan yönetimlerden sonra, demokrasi yolunda ülkemizdeki gelişmeler Rıfat ILGAZ adını yeniden yücelttiyse de, Sivas Olaylarının acısına dayanamayan duyarlılığı 7 Temmuz 1993 günü aramızdan ayrılmasına neden oldu.
Oğuz Atay
(Kastamonu-İnebolu)
(1934-1977)
Öykü ve roman yazarı.İnebolu'da doğdu. 1939'da, ailesiyle Ankara'ya geldi. Ortaöğrenimini Ankara Maarif Koleji'nde tamamladı (1951). İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi'ni bitirdi (1957). İstanbul devlet Mühendislik ve mimarlık Akademisi İnşaat Bölümü'nde öğretim üyeliği yaptı. Burada topoğrafya ve yol inşaatı dersleri okuttu. 1975'te doçent olan Atay, Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı.Tutunamayanlar adlı romanıyla TRT Sanat Ödülleri yarışmasında başarı ödülü kazandı. Öyküleri Soyut ve Yeni Dergi'de yayımlandı. Romanlarında aydın çevreden gelen kahramanların kişisel huzursuzluklarını, bağdaşmazlıklarını alaylı bir anlatımla verdi. Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu Devlet Tiyatroları'nda sahnelendi (1979-1980).
Eserlerinden bazıları:Tutunamayanlar romanı sonradan iki cilt olarak basıldı (1971-1972), Tehlikeli Oyunlar (1973) -roman-, Korkuyu Beklerken ( 1975 ) -hikaye- , Bir Bilim Adamının Romanı (1975) Genç yaşta ölen mekanik bilgini Prof. Dr. Mustafa İnan (1911-1967)'ın hayat hikayesi, Oyunlarla Yaşayanlar , Günlük (1988).
MELEK ÖKTE
1919'da Kastamonu'da doğdu. İstanbul Kız Lisesi'nin 10. sınıfından, 1935 yılında Ankara Musiki Mektebi'ne geçti. Burada Edip Sözen'den viyolonsel dersi aldı. 1936 yılında girdiği konservatuarı 1941 yılında bitirdi. İlk mezunlardandır. 1975 yılında hayata gözlerini yumdu.
Rejisörlüğünü yaptığı oyunlar:
Evlat Evlattır, Polyanna, Gelin, Kahvede Şenlik Var, Bütün Gün Ağaçlarda
Rol aldığı oyunlardan bazıları:
Gülünç Kibarlar, Evin İçi, Denize Giden Atlılar, Minna Von Barnhelm, Kibarlık Budalası, Bizim Şehir, Faust, Müfettiş, Bay Tunç ile Bayan Billur, Yazılan Bozulmaz, Köşebaşı, Kadınlar Arasında, Cimri, Size Öyle Geliyorsa Öyledir, Paydos, Onikinci Gece, Anton Usta, Büyükbaba, Hekimliğin Zaferi, Bir Komiser Geldi, Peer Gynt, Altı Şahıs Yazarını Arıyor, Hamlet, Hile ve Sevgi, Eski Şarkı, Satıcının Ölümü, Tersyüz, Yanlış Yanlış Üstüne, Vatan İsterse, Şemsiyeli Adam, Gelin, Avanak, Keçiler Adası, Altın Kuş, Tanrılar ve İnsanlar, Yaslı Aile, Çayhane, Şatoya Davet, Finten, Bu Gece Başka Gece, Çöpçatan, Haftabaşı, Dön Bana, Oturma Odası, Evlat Evlattır, Ekmek Parası, Arzu Tramvayı, Bernarda Albanın Evi, Bütün Gün Ağaçlarda vs.
Erol SAYAN
(ODTÜ Üstün Hizmet Ödülü)
Besteci Erol Sayan, 1936 yılında Kastamonu'nun Araç ilçesinde doğdu. Endüstri Meslek Lisesi'ni bitirdi. 1961 yılında Ankara Radyosu sanatçı sınavını kazandı ve emisyonlara tanburla katılmaya başladı. Dr.Recai Özdil'den almış olduğu armoni bilgisini eserlerine uyguladı ve bu konuda derinlemesine araştırmalar yaptı. Hocası İsmail Baha Sürelsan'ın evindeki akademik müzik çalışmalarına katıldı. Müziğimizde çoksesliliğin, yine müziğimizde var olan 'niseb-i şerifeler'(şerefli oranlar) yoluyla geliştirilecek teknikle olabileceğini buldu ve geliştirdi.
1963 yılında Türkiye ve Ortadoğu Amme Hizmetleri İdaresi Yüksek İdarecilik Kursunu tamamladı. 1954'te başladığı müzik çalışmalarında edindiği bilgileri, 1964 yılına kadar Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'ndaki öğrencilere teorik olarak verdi ve daha sonra temel bilgiler yanında koro çalışmaları da sürdürdü.
1967'de Ankara'nın ilk, Türkiye'nin ikinci üniversite korosunu Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde kurdu. Konserler yanısıra bilgisayar eşliğinde Ulusal Müziğimizin perde ve frekans hesaplarıyla ilgili bilimsel çalışmalar yaptı. Ulusal Müziğimizin ses sistemi, makamların oluşmasında kullanılan elemanların ve makamların anlatımı, usul şifresi, vuruşlarda disiplin ve perde adlarının kolay anlaşılır hale getirilmesi çalışmalarına bu yıllarda başladı.
1983-84 eğitim yılında İTÜ Türk Müziği Konservatuarında repertuar dersleri vermek üzere göreve başladı. Halen sürdürdüğü bu göreve paralel olarak ODTÜ'den aldığı davet üzerine 2002-2003 eğitim yılında ODTÜ’de Türk Müzigi dersi vermektedir.
Değişik formlarda 300'ün üzerinde, TRT repertuarında ise 156 eseri vardır. Çeşitli kurum ve kuruluşların düzenlediği beste yarışmalarında çok sayıda birincilik aldı, 1985 yılında TRT'nin düzenlediği yarışmada 'Ömrümüzün Baharı Birlikte Geçsin'adlı eseri ile birincilik kazanarak Asiavision şarkı yarışmasında ülkemizi temsil etti. Dernek, fakülte ve üniversite korolarıyla 230 konser verdi.
Erol Sayan, evli ve iki çocuk babasıdır.
Orgeneral Atilla ATEŞ
Orgeneral Atilla ATEŞ' in Özgeçmişi
ORGENERAL ATEŞ; 1937 yılında KASTAMONU'da doğdu. 1955 yılında BURSA Işıklar Askeri Lisesi'nden, 1957 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1959 yılında Topçu Okulu'nu bitirdi. Muhtelif topçu birliklerinde Batarya Takım ve Batarya Komutanlığı yaptı. 1969 yılında Harp Akademisi'ni bitirerek kurmay oldu. 1982 yılına kadar çeşitli birlik ve karargâhlarda, birlik komutanlığı ve karargâh subaylığı ile BONN Kara Ataşe Muavinliği görevlerinde bulundu.
1982 yılında Tuğgeneral, 1986 yılında Tümgeneral, 1990 yılında Korgeneral, 1994 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile BONN Silahlı Kuvvetleri Ataşeliği ve 3 ncü Zırhlı Tugay Komutanlığı, Tümgeneral rütbesi ile 2 nci Piyade Tümen Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile 4 ncü Kolordu Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Harp Akademileri Komutanlığı, 3 ncü Ordu Komutanlığı ve 1 nci Ordu Komutanlığı yaptı. 27 AĞUSTOS 1998 tarihinde atandığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevinden, 30 AĞUSTOS 2000 tarihinde kadrosuzluk nedeniyle emekli oldu.
Almanca bilir. Evli, üç çocukludur.
İhsan Göze
İhsan GÖZE (1947-1951)
Prof. İhsan Hamdi GÖZE 1315'de Kastamonu'da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. İhsan GÖZE 1933'de Profesör oldu ve yine aynı yıl İstanbul Sular İdaresi İkinci Müdürü tayin edildi. 1941'de bu idarenin Müdür Muavini, 1947'de Müdürü oldu. Müdürlük görevini bu idarede 1952 yılında kadar sürdürmüş ve o tarihten sonra Teknik Üniversitede öğretim üyeliği görevini vefat ettiği 1956 yılına kadar devam ettirmiştir.
Kastamonulu Ünlüler
Tarİh Boyunca Yetİştİrdİğİ Tarİhİ Şahsİyetler, Ozanlar, Sanatkarlar;
Abdülhalİm Efendİ
Zamanında Halimi Celebi olarak bilinmektedir. Kastamonu'da doğmuştur. öğrenimini tamamladıktan sonra İran, Irak ve Arabistan'da çeşitli ilim kurumlarını gezmiş incelemeler yaparak, devrinin büyük ve sevilen bir Şahsiyeti olarak temayüz etmiştir. Kastamonu'ya döndüğünde, Şehzade Yavuz Sultan Selim'in Trabzon'a çağırması üzerine oraya gitmiş ve yavuz Sulatn Selim'e uzun müddet hocalık yapmıştır.
Şehzade Yavuz, Abdülhalim Efendiyi padişah olduktan sonra beraberinde İstanbul'a götürmüş ve Mısır seferine de padişahla beraber katılan büyük hoca H. 992 yılında yolda ölmüştür. Büyük ve mütevazi alim istanbul'un Çeşitli medreselerinde Mtderrislik yapmış ve bu esnada İLıgati Halimi'yi yazmıştır.
Alaiddİn Efendİ;
Candaroğulları devri bilginlerindendir. Tefsir üzerine çok eser vermiştir. Halen Kastamonu'da kendi adıyla anılan türbede gömülüdür.
Benlİ Sultan
Asıl adı Muhiddin olan ve hala yerli halk tarafından saygı duyulan benli Sultan geniş bir tasavvuf ilmine sahiptir. Yavuz Sultan Selim zamanının en büyük mutasavvuf alimlerinden benli Sultan devrinin bilginleri arasında Ebuşamme diye anılırdı. Uzun müddet Süleymaniye Camisinin önünde vaizlik yapan Muhiddin Efendi; merkez kazaya bağlı Ahlat Köyünün Benli Sultan Mahallesinde Dünya'ya gelmiş, yine aynı köyde ölmüştür. Adına izafeten yapılmış türbesi ve Külliyesi vardır.
Hayrettİn HIzIr
Halil Hayrettin'in talebesi olan Hayrettin Hızır, Fatih'in hocasıdır. İstanbul'un büyük medreselerinde müderrislik yaptıktan sonra saraya geçmiş. Fatih Sultan Selim'in kendisine büyük saygı duyduğu alim olarak şöhret bulmuştur. Bu sırada İstanbul'da büyük imar faaliyetlerinde bulunarak cami ve medrese yaptırmıştır. "Unkapanı Medresesi" bunlardan biridir. H.970 yılında ölen Hayrettin Hızır, Kastamonu İlinin Daday ilçesindendir. Alim, fazilet sahibi, sohbeti hoş ve mütevazi bir şahsiyet olan hayrettin Hızırın devrin büyük alimlerin arasında da müstesna bir yeri vardı.
Hayrettİn Atufİl
II.nci Beyazıt'ın saray hocasıdır. Büyük eski kayanaklarda adı geçen bu bilginin Sultan Beyazıt zamanında Darüssaade'ye Muallim tayin edildiği halde, bu görevi kabul etmeyerek camilerde ders vermeyi kabul ettiği bildirilmektedir. Tıpıla ilgili kitapları, ve Kelım ilmine dair de pek çok risalesi vardır. H.948 de Ölmüş ve İstanbul Eyüp'de Kasımoğlu civarına gömülmüştür.
Hayrettİn Evhad
Kanuni Sultan Süleyman'ın Hocası olan bu zat Daday'da doğmuş ve Karakızoğlu namıyla şöhret yapmıştır. Bir çok medreselerde müderrislik görevlerinde bulunmuş, saraya intisap ederek Padişahın en yakın dostu olmuştur. Tarihi Hammer; Hoca Hayrettin için Kanuni Sultan Süleyman'ın Müderrislerle toplantısı olduğu zamanlarda yanından hiç eksik etmezdi demektedir.
Ahmet Üsamuddİn
Devrinin sayılı müderrislerinden olup, aynı zamanda Hattattır. Hocalığı sona erdikten sonra Bursa'da kadılık yaptığından bazı Osmanlı Muelliflerince Bursa'lı olarak zikredilmekte ise de aslen Taşköprülüdür. H.968 yılında vefat etmiştir.
Kara Mustafa Paşa
Kastamonu Halaçlı Köyünde dünyaya gelmiş, 1226'da İstanbul'da vefat etmiştir. İlim yuvalarının kurucusu ve koruyucusu olarak bilinir. Kastamonu'da bir Darılfünun açmak istemiş, ilk defa Darülkurra ve Darülhadis bölümlerini faaliyete geçirmiş, Darültefair, darülhikme ve Darültıp gibi şubeleri açmaya ömrü vefa etmemiştir. Yakın bir tarihe kadar Darülkurra kısmının kitaplığı ayakta idi.
İsmaİl Bey
Emir İbrahim Bey'in oğludur. Candaroğulları devletinin son hükümdarıdır. "Hılviyat" adında Türkçe Fıkıhla ilgili büyük bir eseri vardır. H.1070 yılında Filibe'de ölmüştür.
BaltacI Mehmet Paşa
Kastamonu merkez ilçeye bağlı Baltacı Köyünde H. 1070 yılında dünyaya gelmiştir. Sesi güzel olduğundan müezzinlik görevi ile saraya intisab etmiştir ve Sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Büyük bir komutan olarak pek çok savaşlara katılmış ve fetihlerde bulunmuştur.
Sadİ Çelebİ
Kastamonu İlinin Daday ilçesinde dünyaya gelmiş, 1533 yılında Şeyhül-İslam olmuş ve 2. Şevval 1538 de vefat etmiştir. Zamanın bilgin ve müelliflerine göre; iç yapısı güzel, bütün tavır ve hareketleri övülmeye değer, lisanı hoş, cevabı yerinde, ahlakı temiz, muaşereti zarif ve daima hayır söyler bir kimse olarak biliniyordu.
Muslu Paşa
Kastamonu'da doğmuş olan Muslu Paşa öğrenimi için İstanbul'a gitmiş, çalışkanlığı ve dürüstlüğü sayesinde kısa zamanda sevilmiş, saraya kadar girerek vezirliğe kadar yükselmiştir. Halep'e vali olarak tayin edilmiş bir müddet sonra da ölmüşttr.
Şeyh Şaban-I Velİ;
Taşköprü'nün Gökçeağaç nahiyesine bağlı Dümdar Köyünde dünyaya gelen Şeyh Şaban-ın doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Annesiz ve babasız büyüyen Şaban-ı Veli dayısının yardımı ile Kastamonu ve İstanbul medreselerinde uzun müddet öğrenim yapmış, istanbul, Bolu ve Kastamonu'da 300 den fazla kimseye tarikat şeyhi olarak diploma vermiştir. Günümüze kadar, kaleme almış olduğu bir esere rastlanmamıştır. Kendi adıyla bilinen kılliyenin türbesinde yatan bu zat Hz. Pir adıyla toplum tarafından büyük saygı görmektedir.
Ömer Fuadİ
Şeyh Şaban-ı Veli'nin tarikat Şeyh'liğini üzerine almış, bilgin ve fazilet sahibi bir insandı. Uzun müddet Kastamonulular tarafından unutulmamış ve adından saygıyla bahsedilmiştir. Velıd bir yazardır. Eserleri sırasıyla; Miyer-ıt tarika, Risale-i Tevhidiyye, Divan, İslahinnefis, Tarifat-ı İlmi Nahiv, Risale-i Dürriye, Makale-i Ferdiye, Pendname ve Devranüs Sofgye İlağ..
Ahmet Hİlmİ Efendİ
İstanbul medreselerinde uzun yıllar müderrislik yapmış, H.1275 yılında Galata Mollası, 1282 de Sofya Mollası iken 1285 yılında Divan-ı Ahkam-ı Adliye üyeliğine getirilmiş. 12952 yılında da temyiz mahkemesi başkanı olmuştur. Mekke-i Mükerreme, İstanbul ve Anadolu payelerini almış 1305 yılında İstanbul'da ölmüştür. Fatih Sultan Mehmedin türbesi yanında gömülüdür.
Alİ haydar Efendİ
Zamanında büyük Molla, büyük Haydar olarak tanınırdı. Uzun yıllar İstanbul'da profesörlük yapmış, devrinin sayılı hukuk bilginlerindendi. Daha sonra Şurayı devlet Tanzimat dairesi reisliği, maarif meclisi reisliği, doğu Rumeli nazırlığı ve Anadolu Kazaskerliği görevinde bulunmuştur. Aynı zamanda şair olan Ali Haydar H. 1319 yılında ölmüştür.
Ahmet Mahİr Efendİ
1860 tarihinde Kastamonu'da doğmuştur. Balıkzade Mehmet Said efendinin oğludur. Şu görevlerde bulunmuştur; Hukuk Mahkemesi üyeliği; Hukuk Mahkemesi Reisliği; Şurayı Evkaf Reisliği, Darülfünun ilahiyat şubesi Medresetıl Vaizin ve İlmi Kelam Müderrisliği; Ayrıca darülfünunda 13 yıl tefsir te okutan Ahmet Mahir Efendi Kastamonu Millet Vekilliğide yapmıştır. 1925 yılında ölmüştür.
Andelİbİ
Vesikalardan Kastamonulu olduğunu öğrendiğimiz bu şair, Fatih Sultan Mehmet'in teveccühünü kazanmıştır. Devrinin ünlü şairleri tarafından gıpta ile karşılanan büyük şairden bir mısra;
Gördüm ol Gülizarı ber bad-i paye
Binmiş;
Güyaki berk-i güldür, Bad-ı seba ye
Binmiş;
Latİfİ
Kuvvetli şair olan Latifi, aynı zamanda rakipsiz bir yazardı. Memleket dışına şanını duyurmuş olan şairin eserleri: Tezkere, şiirler, Nesr-ül Teali, Fusuli Erbea, Risalei Evsafı ve İstanbul manzaraları. Bu büyük şair Mısır seyahati sırasında bir deniz kazasında ölmüştür.
Meftunİ
Kastamonu Alparslan mahallesinde dünyaya gelmiştir. Ahmet Palabıyık lakabı ile tanınan bu saz şairi II. Murad devrinde temayüz etmiştir. Ünlü eserleri arasında yer alan yaş destanından iki dörtlük:
On yedide sevda düşer serine
On sekizde gönül verir birine
On dokuzda girer aşk zincirine
Yirmisinde cümle kalbi nar olur,
Kırk dokuzda hayfa boyunca emeğe
Ellisinde başlar eyvah demeye
Elli birde başlar ilaç yemeye
Elli ikide iliği murdar olur.
Sadİ
Kastamonulu işbirzadelerden olup asıl adı Mehmet'tir. Arap, Fars ve Türk Edebiyatına vakıftır. Kendi el yazması ile yazılmış büyük bir el yazması vardır. 1216 yılında vefat etmiştir.
Namİ
Hafiz Mustafa adı ile tanınmış komple bir şahsiyettir. 1285 yılında Küpciyez mahallesinde dünyaya gelmiştir. Marangozluk, terzilik, hattatlık ve hakkaklık sanatına vakıftı. Hak sanatı yarışmasından birincilik kazandığından devlet mühürlerinin kazımı kendisine verilmiıtir. 1332 yılında ölen Nami efendi aynı zamanda şairdir.
AşIk HakkI
Yorgansız Hakkı olarak tanınan bu halk ozanı 1889 yılında Hisarardı semtinde dünyaya gelmiştir. Ozan I. Nci Dünya ve İstiklal Savaşına katılmış, esir düşmüş bir müddet esarette kalmıştır. Gazilik ünvanı da alan saz şairi memleketine dündüğande Figani ve Naili'den saz ve söz dersleri almıştır. Diyar diyar dolaşarak mani ve koşmalar söylemiş ve halkın sevgisini kazanmıştır. Devrinin halk ozanlarından İhsana Ozanoğlu ile sazlı sözlü değişlerinden örnekler; (1964 yılında ölmüştür)
Gözlük arkasından süzgün bakarsın
Gerçi yoldan billur, aşktan şakarsın
Ateş olsan cürumun kadar yakarsın
Oynatma yanımda dudak ozono
Anadan aşığım babadan aşık
Aşıklık dediğin sat bana layık
Benliğimi bilmem nedir ki saik
Sözüme ver biraz kulak Hakkıya
Kİyasİ Çelebİ
On altıncı yüzyılın şairlerindendir. Kastamonu'da doğmuştur. Gençliğinde sipahi askeri olmuş, sonra medreselerde okuyarak kadı olmuştur. Uzun süre Eyüp Kadılığı yapmıştır. Aşık Çelebi uzun süre kendisiyle tanıştığını bildirmektedir. Tezkere adlı eserinde Kiyasi Çelebi'nin minyatürüde vardır. Latifinin Tezkere adlı eserinde şairin şu beyiti yer almaktadır.
Hakın Gubarıyın ey-Gonca-Leb Nigar
Anma beni ki hatırına gemliye Gubar
İsmaİl Mahİr Efendİ
Darüleytamların kurulmasında ki gayreti ve İstanbul Meclisinde üye iken Tarir vermekteki faaliyeti ile tanınmış hocalarımızdandır. Trablus, Balkan ve I. Cihan harbinin geride bıraktığı yetimlerin barındığı Darülaytamların uzun müddet Umum müdürlüğünü yaptı. 1908 den sonra İstanbul öğretmen okulu müdürü oldu. Daha sonra Kastamonu Milletvekilliği de yapmıştır. 1869 da Araç'ta doğan İsmail Mahir Efendi 1916 yılında ölmüştür.
Halİt Akmensİ
Asker ve siyaset adamıdır. 1884 yılında Daday'da doğan Halit Bey 1909 yılında harp Akademisinden Kurmay Subay olarak çıkmış, I. Cihan harbinde Irak cephesinde bulundu. Diyarbakır'da 13. Kolordu Kurmay Başkanı iken İstanbul Hükümeti'nin emri ile Atatürk'ü tevkif etmek isteyen Ali Galip'in yakalanmasında hizmeti görüldü.
Sakarya Meydan Muhaberesinde 3. Kafkas Tümenini, Büyük taarruzda 2. Kafkas Tümenine kumanda etti. 2-3 Eylül 1922 gecesi Uşak dolaylarında Yunan Başkomutanı Trikopis ile 2. Kolordu komutanı General Diyenis'i Miralay Halit Bey'in tümenine bağlı keşif birliği esir etti.
1923 yılında Kastamonu Milletvekili seçilen Halit Akmensu 1927 tarihinden sonra siyasetten çekildi. 1953 yılında ölmüştür.
Mustafa İzzet
Tosya'nın Destiban Köyünde 1216 yılında dünyaya gelmiştir. Tosya Sübyan mektebini bitirdikten sonra Medrese'ye devam etmiştir. Bu sırada fevkalade terbiyesi çok güzel Kur'an okuyucu ve Mevlithanlığı ile de dikkati çekmiştir. Bir müddet sonra İstanbul'a giden Mustafa İzzet Fatih medresesine devam ederek bilgisini daha da kuvvetlendirmiş. Devrinin komple bir ayimi olarak temayüz etmiştir. İlmi kudreti ile çağdaşlarından büyük saygı gören alim bu yüksek vasfını eserleri ile ispat ederken kendisine haklı olarak Reis-ül Ulemalık tevcih olunmuş ve müteakiben kadı asker tayin edilmiştir. Meclis-i Vukela-ı ya aza olan Kadı Asker Mustafa İzzet Hz. Peygamberin neslinden olanlarında hürmet ve muhabbetini celp ile Nakip-ül Eşref seçilmiştir.
Bu gün ilim dünyasında, ihmale uğratılıp adından övgüyle bahsedilmeyen Mustafa İzzet, devrinin büyük alimlerindendir. Kadıaskerdir, Hattattır, şairdir, mürettiptir, büyük ve ulvi bir musikişinastır. Eserleri; 16 Musaf, 15 Delayil, 250 Hilye 30 enam, bir çok kaside, pek çok murak kart ve bir haylide hurufatla, hürka-i secaedette cami ve avlı kitabeleri yazmıştır. Kasımpaşa Camisinde Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali yazıları ile kubbede Nur Ayetini, Beşiktaş Yahya Efendi Camisinde ki Nur Ayetini, Mısırda Mehmet Ali Paşa türbesinde ki Dehr suresini, Bursa'da Cami-i kebir deki iki adet levhayı, İstanbul Serasker kapısında ki talik hat ile yazılmış kapı tarihini, Ayasofyada ki büyük levhaları ve Atik Ali Paşa Camisinin aşağı yukarı bütün levhalarını Mustafa İzzet yazmıştır.
Şair Mustafa İzzet'ten Bir Beyit;
Şeşm-i ibretle nigah et zahide eşyaya
Sen
Man-i sun-i ilahide ne sen varsın ne
Ben
Mevlithanlığı yanı sıra; armonik seslerle ilk defa sine keman (Viyola) çalan ve neyi iki saz halinde kullanan bir simadır. Padişahın divanında ney çaldığı zamanlarda herkes kendinden geçerdi.
1293 yılında İstanbul'da öldüğü zaman dedesi İsmail Rumi Efendinin yanına gömülmüştür.
Hattat Şevkİ Efendİ
Kastamonu Seydiler Nahiyesinde 1245 yılında dünyaya gelmiştir. Yazı ve teship sanatının ustalarındandır. Tanınmış hatta Hulisi Efendinin yeğenidir. Annesi ve Babası küçük yaşta vefat ettiğinden dayısı Hulusi Efendi tarafından ihtimamla yetiştirilmiştir. Anadolu'nun pek çok caminde yazıları hala eski canlılığını muhafaza etmektedir. Uzun müddet Menşe-i Kıttab-ı Askeri mektebinde yazı hocalığı yapmıştır. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'in büyük babasıdır. Bu kıymetli ilim adamının yetişmesine büyük katkıda bulunmuştur. İstanbul Merkez Efendi mezarlığında yatmaktadır.
Feride HanIm
Divan tarzında şiirleri vardır. Baharzade reşit Efendinin kızıdır. 1837 yılında Kastamonu'da doğmuş, pek çok dini kitaplarda Kuran-ı Kerim istinsah etmiştir. Aynı zamanda hattat olan bu değerli hanım 15 yaşında evlenmiş ve 1903 yılında Kastamonu'da ölmüştür.
Ahmet Hamdİ Efendİ
1281 yılında Kastamonu'da doğmuştur. Öğrenimini bitirdikten sonra çeşitli hizmetlerde bulunmuş, Karamürsel'de müftü iken, Milli mücadeleye katılanlara karşı İstanbul'da şeyhülislamın çıkardığı fetvaya karşı fetva çıkarmıştır. 1939 yılında ölmüştür.
HacI HafIz Zİyaİddİn;
Son yüzyılın temayüz etmiş bilgin ve müelliflerindendir. Arapça ve Türkçe çeşitli eserler yazmış, Milli Mücadele yıllarının en hareketli zamanında Kastamonu'da kurulan Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin başkanlığını yapmıştır. 1930 yılında 60 yaşında ölmüştür.
Dr. FazIl Berkİ Tümtürk
1881 yılında Kastamonu'da doğdu. İlk ve orta öğretimi Kastamonu'da bitirdikten sonra İstanbul Askeri Tıbbiyesinde Yüksek öğrenimini tamamladı. Askeri yüzbaşı iken staj ve ihtisas için Almanya'ya gönderildi. Uzun yıllar Milletvekilliği, çocuk Esirgeme Ve Türk hava Kurumu Müfettişliklerinde bulundu. Donanma cemiyetinin ilk kurucularından olan fazıl berki, 1919 yılında İngilizler tarafından Malta Adasına sürülmüştür.
Ateşli hitabeti ve milli şiileri ile temayüz etmiştir. Yedi lisan bilen Berki 1941 yılında Ankara'da ölmüştür.
Uzanan el oğna nolsun Taş olsun!
Gözlerinden akan, kanlı yaş olsun!
Beyni paramparça, hurda haş olsun!
Başımızda Kemal daim baş olsun!
Büyük Ataürk'e karşı yapılan suikast teşebbüsü dolayısı ile 1926 yılında Ankara'da düzenlenen muazzam telçin mitinginde Dr. Fazil Berki Tümtürk tarafından okunan bir dörtlük.
Mahİr DağlI
Kastamonu'nun yetiştirdiği en büyük folklorculardan sayılan Mahir dağlı, "Karayılanı adı ile bilinmektedir. 1906 yılında Merkez ilçeye bağlı Yuva köyünde doğmuştur. Küçük yaşta babasından kaval çalmayı öğrenen Karayılan daha sonra davul çalmaya başlamış, 1942 yılında halk evlerinin Ankara'da tertiplediği gösteride davula adeta can veren bu sanatçının ünü bütün Türkiye'ye yayılmıştır. Durmadan ve yılmadan çalışmalar yapan Karayılan, bundan sonra Türkiye'de tertiplenen bütün festivallere çağrılmıştır.
1950 yılından itibaren Uluslar Arası festivallere katılma tarihleri şöyledir;
1950 yılında Fransa'da Biarrits, İspanya'da Madrid, 1954 yılında İtalya'da Venedik, 1958 den 1961 yılına kadar aralıksız her yıl Fransa'da Nice ve Cannes, 1962 yılında İtalya'nın Sicilya adasında ve Holanda'nın Amsterdam ve Birleşik Amerika'nın New York kentinde, 1963 yılında Almanya'nın Erlocb, Bonn ve Munich, 1964 de ise uluslar arası Venedik festivallerine katılarak büyük ilgi uyandırmış ve şöhret bulmuştur.
Festivallerde; Gezinti; meydan oyunu, Kınalı Keklik, çiçekdağı, çiftetelli oyunlarını içtenlik ve büyük bir coşku ile oynayan Mahir Dağlı 1964 yılında Kastamonu'da ölmüştür
Murat Yazıcı
Sakarya İl Milli Eğitim Müdürü
ADALET YERİNİ BULDU
Kocaeli'nin Gebze İlçesi Milli Eğitim Müdürü Murat Yazıcı, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne atandı.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) hükümetinin göreve gelmesinin ardından yaklaşık 1.5 sene önce Gebze Endüstri Meslek Lisesi Müdürü iken, tartışmalı bir şekilde Gebze İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevine getirilen Murat Yazıcı, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne atandı. Gebze'de görev yaptığı süre boyunca başarılı çalışmalara imza atan Murat Yazıcı'nın tayininin çıkması, başta Gebze'deki eğitim camiası olmak üzere ilçede büyük üzüntüyle karşılandı. Eğitime yüzde yüz destek kampanyası çerçevesinde, Gebze'deki bine yaklaşan derslik açığının 839'a kadar indirilmesinde büyük emekleri geçen Murat Yazıcı'nın, yeni görevine ise yakın bir zamanda başlaması bekleniyor. Murat Yazıcı'dan boşalan Gebze İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevine ise, kimin atanacağı henüz kesinlik kazanmadı.
Sakarya İl Milli Eğitim Müdürü olarak ataması yapılan Murat Yazıcı, 1956 yılında Kastamonu'da doğdu. 1979 yılında Urfa'nın Siverek İlçesi'nde ilk kez öğretmen olarak göreve başlayan Yazıcı, daha sonra 1980-1994 yılları arasında Kastamonu Endüstri Meslek Lisesi'nde, öğretmenlik başta olmak üzere müdür yardımcılığı ve müdür olarak uzun yıllar çalıştı. 1994 yılından 2003 yılının Haziran ayına kadar Gebze Endüstri Meslek Lisesi Müdürü olarak görev yapan Yazıcı, o tarihten bugüne kadar da Gebze İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevini yürütüyordu. Sakarya'nın yeni İl Milli Eğitim Müdürü Murat Yazıcı, evli ve 2 çocuk babası.
İSFENDİYAR AÇIKSÖZ (1929- )
1929 yılında Kastamonu'da doğan İsfendiyar Açıksöz 1946 yılında Galatasaray formasını giymeye başladı. 1956 yılında Vefa'ya transfer oldu ve 1958'de de Galatasaray'a geri döndü. Türkiye 1.Ligi'nde mücadele eden Açıksöz, sağ kanattaki etkili oyunu, çalımları ve süratiyle dönemin en gözde futbolcularındandı. İsfendiyar Açıksöz, 1960 yılında futbola veda edene kadar 16 kez A Milli formayı giydi. Açıksöz Selahattin Beyazıt ve Ali Uras'ın başkanlık dönemlerinde yönetim kurullarında görev almıştır.
Tayyar Altıkulaç
Tayyar Altıkulaç
1938'de Kastamonu'da doğdu. 1963'te İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nü bitirdi. Öğretmenlik yaptı. İstanbul ve Kayseri Yüksek İslam Enstitüleri'nde Öğretim Üyeliği görevlerinde
bulundu.
Milli Eğitim Bakanlığı'nda Din Eğitimi Genel Müdürlüğü ve Talim ve Terbiye Kurulu Üyeliği yaptı. 1978'de Diyanet İşleri Başkanı oldu ve 1986'da bu görevden emekliye ayrıldı. Marmara Üniversitesi ve Bakü Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakülteleri'nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı.
Doğru Yol Partisi'nden 20. Dönem Milletvekili olarak Parlemento'ya girdi ve TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanlığı yaptı. İlahiyat alanında basılmış çeşitli eserleri bulunmaktadır
ÂŞIK İHSAN OZANOĞLU
=========================
ÂŞIK İHSAN OZANOĞLU (Kastamonu, 1907-1981)
İhsan Ozanoğlu, Kastamonu'nun son saz şairidir. İlköğreniminin ardından Darülhilafe Medresesine girdi ve bitirdi. Daha sonra dışarıdan katıldığı sınavlarla İstanbul Öğretmen Okulundan mezun oldu.10 yıllık bir süreçte çeşitli âlimlerden Arapça,İbranice,Farsça ve Fransızca dersleri alarak yabancı dil konusunda kendisini geliştirdi. Kastamonu İl Halk Kütüphanesi Müdürü olarak atandığı 1946 yılına kadar Öğretmenlik görevine devam eden Ozanoğlu, dinî, folklorik ve edebî konularda eserler yazarken,aynı zamanda Kastamonu'nun yerel gazetelerinde çeşitli sıfatlarla görev aldı ve makaleler yayımladı. Kastamonu kültür ve folklorunun yurt çapında tanıtımı yolunda çalışmalar yaptı ve bir çok kez Kastamonu Folklor Ekiplerinin faaliyetlerinde sazı ve bilgisiyle önderlik etti. Kastamonu yöresine ait halk türkülerinin, halk müziğimiz repertuarlarına kazandırılmasında en büyük pay hiç kuşkusuz Ozanoğlu'nundur.Ozanoğlu,Ankara Radyosunun tertiplediği derleme gezileri dolayısıyla ekibiyle beraber Kastamonu'ya gelen Muzaffer Sarısözen'e 80 kadar Kastamonu türküsünü vererek, müzik arşivlerimize kazandırılmasını ve yurt çapında Kastamonu türkülerinin tanınmasını sağladı. Bunların arasında, Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı, Benden Selam Olsun Bolu Beyi'ne, Mapushane Çeşmesi gibi çok ünlü türküler vardır. 1948'den sonra da çeşitli vesilelerle bir çok Kastamonu türküsünün, TRT ve Devlet Konservatuarı arşivlerine girmesini sağladı.(...)
İhsan Ozanoğlu, Kastamonu'nun son saz şairidir. İlköğreniminin ardından Darülhilafe Medresesine girdi ve bitirdi. Daha sonra dışarıdan katıldığı sınavlarla İstanbul Öğretmen Okulundan mezun oldu.10 yıllık bir süreçte çeşitli âlimlerden Arapça,İbranice,Farsça ve Fransızca dersleri alarak yabancı dil konusunda kendisini geliştirdi. Kastamonu İl Halk Kütüphanesi Müdürü olarak atandığı 1946 yılına kadar Öğretmenlik görevine devam eden Ozanoğlu, dinî, folklorik ve edebî konularda eserler yazarken,aynı zamanda Kastamonu’nun yerel gazetelerinde çeşitli sıfatlarla görev aldı ve makaleler yayımladı. Kastamonu kültür ve folklorunun yurt çapında tanıtımı yolunda çalışmalar yaptı ve bir çok kez Kastamonu Folklor Ekiplerinin faaliyetlerinde sazı ve bilgisiyle önderlik etti. Kastamonu yöresine ait halk türkülerinin, halk müziğimiz repertuarlarına kazandırılmasında en büyük pay hiç kuşkusuz Ozanoğlu'nundur.Ozanoğlu,Ankara Radyosunun tertiplediği derleme gezileri dolayısıyla ekibiyle beraber Kastamonu'ya gelen Muzaffer Sarısözen'e 80 kadar Kastamonu türküsünü vererek, müzik arşivlerimize kazandırılmasını ve yurt çapında Kastamonu türkülerinin tanınmasını sağladı. Bunların arasında, Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı, Benden Selam Olsun Bolu Bey'ine, Mapushane Çeşmesi gibi çok ünlü türküler vardır. 1948'den sonra da çeşitli vesilelerle bir çok Kastamonu türküsünün, TRT ve Devlet Konservatuarı arşivlerine girmesini sağladı.
Oniki yaşında şiirler yazmaya ve söylemeye başlayan Ozanoğlu, aynı yıllarda eline sazı aldı. Âşıklık konusundaki ilk hocası Âşık Emrah'ın çırağı Kemali'nin oğlu Âşık Hasan'dır. Ozanoğlu, Âşık Hasan'dan âşıklık geleneğinin tüm türlerini ve gereklerini öğrendi. İlk atışmasını henüz ondokuz yaşındayken, Âşık Emrah'ın torunu Âşık Nihâni ile yaptı, 26 yaşındayken Nevşehir'li Âşık Yahya ile ve daha sonra Âşık Dursun Cevlâni ile karşılaştı.Posoflu Âşık Müdâmi ile yaptığı atışmada Müdâmi; “Âşıklık bâbında olmuşsun üstad - Âşıkların pîri can ozanoğlu diyerek şairimizin üstadlığını kabul etmiştir. Âşık Veysel, Firkâni, Haykuri, Âşık İzzeti, Âşık Şevki,Müdâmi gibi ünlü halk ozanlarıyla karşılaşan Âşık İhsan Ozanoğlu'nun, en çok Âşık Veysel'le atışması dikkati çekmektedir. Zamanın saz şairlerini yetersiz ve başarısız bulan Ozanoğlu, sadece Posoflu Âşık Müdâmi'nin usta olduğunu söylemektedir. Kastamonu'lu Âşık Hakkı Bayraktar'ı ise; Usül dergâhında bir hazine idi' sözleriyle değerlendirmektedir.
1942 yılında, Kastamonu Halkevi tarafından düzenlenen bir gecede, Âşık İhsan Ozanoğlu ile Âşık Veysel karşı karşıya getirilmiştir. Ünlü Şair Behçet Kemal Çağlar'ın düzenlediği bu önemli gecede gerçekleşen Âşık İhsan Ozanoğlu-Âşık Veysel atışması'nın bir önemli özelliği de, Âşık Veysel'in çok az sayıdaki atışmalarından birini Âşık İhsan Ozanoğlu ile yapmış olmasıdır. Doç.Dr. Mehmet Yardımcı bir makalesinde konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır. Âşık edebiyatının önemli geleneklerinden biri de âşık karşılaşmalarıdır. Ne yazık ki Veysel'i çok iyi atışma yapan bir âşık olarak görememekteyiz. Elbette bunda fiziki yapısına bağlı bazı hususların önemli etkisi olmuştur. Şüphesiz, Veysel'e hiç atışma yapmamıştır denilemez. Örneğin, Âşık Çakır'la 1936'da Yozgat'ın Çayıralan ilçesinde atışma yaptığı ve 1942'de de Kastamonu Halkevi'nde, Behçet Kemal Çağlar yönetiminde Kastamonu'lu İhsan Ozanoğlu ve Adanalı Deli Hızır'la atışma yaptığı yazılı kaynaklarda yer almaktadır.
Kastamonu'nun ünlü şairlerinden Fazıl Bayraktar ise, Defne dergisindeki bir yazısında şunları söylemektedir. Atışmada; hazırcevaplılık, espri yeteneği,izleyenleri gülüp eğlendirmek, düşündürmek, rakip atışmacıyı bocalatmak,cevap veremez duruma getirmek esastır. Kuvvetli bellek ister, dikkat ister, bilgi ister, deneyim ister, eski bir deyimle; sür'at-i intikal (Çabuk kavrama yeteneği) ister. Her halk şairi atışma yapamaz. Âşık Veysel, çok değerli bir halk şairi olmasına rağmen, atışmacı değildir. 1940'lı yıllarda Âşık Veysel Kastamonu Göl Köy Enstitüsünde saz öğreticiliği yaparken, Kastamonu'nun ünlü halk şairi İhsan Ozanoğlu ile Halkevinde karşı karşıya getirildi. Ben o sıralarda lise öğrencisiyim. Benim de izleme imkânı bulduğum o kapışmada, Ozanoğlu, kıvrak esprileri ile Âşık Veysel'i çok bocalatmış, pes ettirmişti. Ne yazık ki atışmanın metinleri elimizde yok.
Fazıl Bayraktar, yine Defne dergisindeki yazısında, Ozanoğlu-Yorgansız Hakkı atışmalarından da şöyle bahsetmektedir. Gencecik bir lise öğrencisiyken Kastamonu'lu Âşık Yorgansız Hakkı ile İhsan Ozanoğlu'nun atışmalarını defalarca dinleme fırsatı bulmuş şanslı insanlardan biriyim. Her ikisi de ölçüye vurulmaz değerde usta şairdi. Uzun yıllar önce hak rahmetine kavuştular. Güzel saz çalarlardı. Defterime not aldığım atışma uzun mu uzun. Bir iki kıtayı aktarmakla yetineceğim.
Yorgansız Hakkı:
Hele dur sözüne biraz güleyim,
Bir sel gibi seni yıkıp sileyim,
Kırk ikilik toptan çıkmış gülleyim,
Kudretin bundan da yüce mi İhsan?
İhsan Ozanoğlu:
Perva etmem senin gibi saçmadan,
Elin değmez patlamağa kaçmadan,
Vazgeç dostum şu yüksekte uçmadan,
Verdiğim öğütler hiçe mi Hakkı?
Atışma, uzadıkça uzar. Sona doğru, atışma etiği gereği, taşlamanın yerini övgü ve okşama alır;
İhsan Ozanoğlu:
Dışın durgun amma içerin umman,
Dalgana bir hat yok coştuğun zaman,
Hikmet savurmakta yamansın yaman,
Bilmem âşık mısın, hoca mı Hakkı?
Yorgansız Hakkı:
Âşıksın gerçekten sözüm yok sana,
Önceden fazlaca dokundum cana,
Karşı geldi diye darılma bana,
Bilmem sözüm gitti güce mi İhsan?
M.Nasıh Çelenligil, Kastamonu'lu Meşhur Saz Şairlerinden Ozanoğlu-Hakkı Taşlaşmaları' adlı eserinde şunları söylemektedir;
Âşık edebiyatı tarihinde hiçbir meclis, bu iki şairimizin meclisi kadar nezih ve centilmen olmuş değildir. Âşık Hakkı'nın, Ozanoğlu'na hürmeti vardır. O kadar ki, sazını bile Ozanoğlu'nun sazının üst tarafına asmaz, gerek yüzünde, gerek gıyabında Ozanoğlu'nu üstad olarak vasıflandırır. Ozanoğlu ise, Âşık Bayraktar'ın, üstad, zeki ve hazırcevap olduğunu, Âşık ağızlarını çok iyi bildiğini belirtir. Hayatında karşılaştığı saz şairlerinden en çok Hakkı Çavuş'a hürmeti olduğunu beyan eder. Her ikisinin de yaratılışında haset, rekabet gibi haller yoktur. Birbirlerini sevip sayarlar. Ancak, meclis kurulup birbirleri ile atışmaya başladıklarında dinleyiciler, bir olay çıkacak kaygısıyla heyecana düşmekten kendilerini alamazlar, sonunda hiçbir olay olmaz, fasıl biter bitmez hiçbir gerginlik olmamış gibi tatlı tatlı konuşurlar, karşılıklı ikramda bulunurlardı. Taşlaşma sırasında karşılıklı çok ağır sözler edilmiş olsa bile, faslın sonunda birbirlerinden özür dileyerek işi tatlıya bağlamaya çalışırlar. İki saz şairi arasında gözlemlenen bu centilmenlik, bu olgunluk, ahlâk ve fazilet sahibi birer kıymetli şahsiyet olduklarını ve sanatta yüksek bir aşama ortaya koyduklarını gösterir. Bu taşlaşmaların icrasından evvel, her iki şair de hazırlanmış değillerdir. Öyle ki,bu taşlaşmaları yaptıkları toplantılardan, daha önce haberleri bile olmamıştır. Meselâ, Hakkı Çavuş, meraklıların arzusuna binaen aranmış, taranmış ve nerede bulunduysa kaldırılıp meclise getirilmiş, hazırlanmaya zaman bile bulamamıştır. Ozanoğlu da bir vasıta ile köyden veya bir başka meclisten kaldırılıp getirilmiştir. Her ikisi de ne yapılacağından, ne söyleneceğinden habersizdirler. Gerçekten de, hazırlanmaya ve anlaşmaya ne ihtiyaçları vardır, ne de karakterleri buna uygundur. Gerek Hakkı Çavuş, gerekse Ozanoğlu, bir mecliste, arzu edilirse herkes için yine istenilen vezin ve kafiye ile deyişler söylemeyi basit bir iş gibi icra ederlerdi. Her ikisinin de manzum konuşmak ve hitabet etmek kudreti vardı. Örneğin; Kastamonu'da düzenlenen bir güreş şampiyonasında izleyici olarak bulunan Ozanoğlu'ndan, Türkiye'nin çeşitli kentlerinden gelen güreşçilere birer deyiş söylemesi istenmiştir. Ozanoğlu, hiç hazırlanmaksızın, mevcut 35 güreşçinin yörelerine ve yapılarına uygun biçimde birer kıta deyiş söylemiştir.
M.Nasıh Çelenligil'in verdiği bu bilgilere ve tespitlere bir ekleme yapmak gerekirse; Ozanoğlu'nun irticalen (hazırlanmaksızın) şiir söyleme becerisinin, yalnız Türkçe ile sınırlı olmadığını, Arapça ve Farsça dilleriyle de doğmaca şiirler söyleyebildiğini belirtmek isteriz.
1975 yılında, 18-30 Ekim tarihleri arasında Konya'da düzenlenen 10.Türkiye Âşıklar Bayramı kapsamındaki yarışmalarında ön jüri'de görev alan Ozanoğlu, En Usta Ozan' armağanını kazanmış, ayrıca bayrama katılan 42 saz şairinin isteği üzerine 'Âşıklar Babası' seçilmiş, gerek sazı ve sözü, gerekse tecrübesi ve bilgi birikimiyle Âşıklık Gelenekleri bakımından öteki âşıklara örnek teşkil etmiştir. Ozanoğlu, Âşıklar Bayramına katılışını, basılmamış bir eserinde şöyle anlatmaktadır.
'Konya 1975, Âşıklar Bayramına davet edildim. Bayramı doğmaca bir şiirle benim açmamı teklif ettiler. Mikrofonun başına geçtim. Sazımla uzun manzum bir nutuk irad ettim. Alkışladılar. Fakat, ben yerime, Âşıkların sağ başına oturduktan sonra 42 saz şairi ayağa kalktı ve beni “Âşıklar Babası' seçtiklerini ilan ettiler. Bununla da yetinmeyip jüriye hitaben;
- Siz hakem heyetisiniz ama, kiminiz gazeteci, kiminiz öğretmen veya memur, içinizde sazdan, sözden anlayacak göremiyoruz. Yarışmalarımızda hangimiz güzel söyledi? Hangimiz daha güzel çaldı? Kim kimi mat etti? Ayırt edemezsiniz. Aranızda bizden biri olmadıkça, itimat edemeyiz size. Ozanoğlu, yetmişlik usta şair,sazı mükemmel,sözü mükemmel,usta görmüş,usül bilir, nizam bilir, geleneklerimize vâkıf, eser sahibi âlim bir meslektaşımız. Biz Ozanoğlu babamızı jüri başkanı seçiyoruz. Kabul etmezseniz sahneyi terk edeceğiz.' dediler.
Bu seçim sonucunda jüriye 12 gece başkanlık ettim. Şem'nin kabri başında tören yapmaya gittik. Ben, Haşr sûresinin son üç âyetini, Tekâsür ve İhlâs sûrelerini okuduktan sonra teklif üzerine, tesbit edenlerden daha sonra bir suretini aldığım şu deyişleri söyledim.
Huzurunda deli gönül şahlandı,
Toplandı katında ihvânın Şem'î..
Hakkın kudretiyle bir ışık yandı,
Gördüm ki nûranur imânın Şem'î.
Âşıklar içinde tek üstad idin,
Marifet bâbında sen Ferhad idin,
Şâd ol ki hayatta daim şâd idin,
Açık alın geçti her ânın senin.
Ozanoğlu seni gerçek er bildi,
Ta Kastamonu'dan katına geldi,
Kabrinin başında herkes eğildi,
Allah cennet etsin mekânın senin.
Âşık İhsan Ozanoğlu'nu, sadece âşık edebiyatı kapsamı içindeki şiirleriyle anlatmak bir eksiklik olacaktır. Çünkü, Ozanoğlu, hem divan şiiri hem de halk şiiri tarzında şiirler yazmıştır. 1923-1973 yılları arasında yazdığı klasik şiirlerle bir 'divan' oluşturmuştur. Halk edebiyatımızın, duru ve renklerini hiç kaybetmeyen yapılarıyla oluşan üçer ciltlik 'Âşık Sazı' ve 'Ömür Boyunca' adlı eserleri ve yine folklorik şiirleri içeren her biri 400 sayfalık üç cilt halindeki eserleri henüz basılı halde değildir. Ozanoğlu, Arap,Fars ve Fransız edebiyatlarına uygun olarak kaleme aldığı hicviyelerini de 'Şamar' adlı bir kitapta toplamıştır. İhsan Ozanoğlu, bütün şiirlerini aruz ve hece vezni ile yazmış, bilhassa hece ile yazdığı şiirlerde duruluk, ahenk ve tutarlılık ön plana çıkmakta, şiirlerinin muhtevası tahlil edildiğinde; anlatımda zenginlik ve biçimde titizlik, yazarının büyük bir bilgi birikimine sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ozanoğlu'nun şiir kitapları dışında, halk kültürümüz, folklorumuz ve daha bir çok konuda yüzlerce basılmamış eseri vardır.
Folklor Araştırmaları Kurumu Genel Başkanı Dr.İrfan Ünver Nasrattınoğlu, İş Bankasının yayınladığı Kültür ve Sanat Dergisinin 1995 Eylül sayı-sında, 'Ozanlık Geleneğini Yüzyılımızda Yaşatan Kastamonulu İhsan Ozanoğlu' başlıklı yazısında şunları söylemektedir; İhsan Ozanoğlu'nun çok yönlü kişiliği içerisinde, âşıklığının çok önemli bir yeri vardır. Zira O, bugün âşıklarımızın unutmaya başladıkları âşık makamlarını ustalıkla icra edebilen bir yeteneğe sahipti. Bu nedenle, Konya’da düzenlenmekte olan Türkiye Âşıklar Bayramının ön jürisinde görev almıştır. Elimizde, Ozanoğlu'nun çeşitli türlerde yazılmış pek çok şiiri bulunmaktadır. Esasen, külliyatının tamamı Kültür Bakanlığı arşivindedir. Bu nedenle, Halk Edebiyatı, özellikle Âşık Edebiyatı ile ilgili olan bilim adamlarımızın, İhsan Ozanoğlu külliyatı üzerine lisans ve hatta doktora çalışmaları yaptırmalarında yararlar bulunmaktadır. Çünkü O, eskilerin deyimiyle 'Nev'i Şahsına Münhasır' gerçekten değerli bir ozan ve değerli bir kültür-sanat adamıdır.
Yrd. Doç.Dr.Mustafa Eski, Ozanoğlu’nun şairliğini ve edebi kişili-ğini şu sözlerle ifade etmektedir; İhsan Ozanoğlu’nun yerel gazetelerde Doğrusöz, Yenises, Yeni Kastamonu, Hürsöz,Birlik gibi gazetelerde çok sayıda şiir ve makale yazmış. Bazılarını tefrika etmiş, hele uzun uzun şiirleri saymakla bitmiyor; kimisi aruzla, kimisi heceyle yazılmış ama ölçülü şiirler; vezin,kafiye, nazım şekli hepsi mükemmel. Bunların yanında halk şairliği de var. Yani âşık tarzında çalıp söyleme. Yakın dönemde Kastamonu'da en iyi saz çalan bir usta. Ne sağlığında ne de ölümünden sonra değerini bir türlü kavrayamadığımız, anlayamadığımız bir insan.
İHSAN OZANOĞLU’NUN MÜZİK YÖNÜ VE KULLANDIĞI ENSTRÜMANLAR
Ozanoğlu, ilk müzik ve edebiyat eğitimini ailesinden aldı. Yüzlerce
türkü, ilâhi ve âşık melodisini belleğine nakşetti. Uzun yıllar Tar ve Tanbur ve Keman çalan Ozanoğlu, sonunda saz şairliğine de uygun olarak Divan Sazında karar kılmıştır. Çok kıvrak bir mızrabı, kendine has tavır ve üslubuyla saz çalışı yanında, ileri nota bilgisi, doğu ve batı musikisinin esaslarına vâkıf oluşu gibi özellikleri, Ozanoğlu'nu diğer saz şairlerinden farklı kılmaktadır.
İhsan Ozanoğlu'nun, Kastamonu'da âşıklık geleneğinin yaşatıldığı ve sürdürüldüğü, sık sık âşık meclislerinin kurulduğu yıllarda kullandığı bir sazı vardır ki ilginç özellikleriyle hemen dikkati çekmektedir. Ülkemizin en usta saz yapımcıları olmaları bir yana, yurt dışından dahi saz siparişi almakta olan Kastamonulu Tekeli Kardeşler, Ali, Ahmet ve Bekir Tekeli tarafından ince bir el emeği ve uzun çalışmalar sonucunda yapılmıştır.Bu saz, üzerindeki sedef işlemeleri ve çok iyi ses vermesinin yanısıra içten üç, dıştan oniki olmak üzere toplam onbeş tellidir. Sazın üzerindeki oniki telden başka sözkonusu diğer üç tel sazın göğsünün altından ve kolun içinden burgulara kadar uzanmakta ve aynı biçimde akortlanabilmektedir. Ozanoğlu, bu enteresan sazı bir süre kullandıktan sonra yine Tekeli Kardeşlere, sedef işlemeli ve içten altı, dıştan oniki telli olarak bir saz daha yaptırmış, uzun bir süre de bu sazı kullanmış-tır. Sazlardan birincisinin kimde ya da nerede olduğu konusunda bilgi edinilememekle birlikte, onsekiz telli saz Kültür Bakanlığınca Ozanoğlu'ndan satın alınmış olup, halen Ankara Etnoğrafya Müzesinde muhafaza edilmektedir. Sazın üzerinde 'Kastamonulu Âşık İhsan Ozanoğlu'nun özel sazıdır ibaresi yazılı bir kart bulunmaktadır.
Âşık İhsan Ozanoğlu'nun, yine Tekeli Kardeşler tarafından yapılmış iki divan sazı daha vardır. Bu sazlardan biri, oğlu Teoman Ozanoğlu'nda, biri de aslen Araçlı bir emekli albay olan Enver Turan'dadır. Bu saz, Ozanoğlu'nun en son kullandığı sazdır.
İhsan Ozanoğlu'nun şairliğini, edebi kişiliğini ve müzik yönünü birkaç sayfa yazıyla anlatabilmek mümkün değil elbette. Ancak bu yazımızda, daha çok Ozanoğlu'nu ozanlık yönüyle incelemeye ve bu alanda çalışmalarıyla tanınan bilim adamlarının görüşleriyle özetlemeye çalıştık. Sözlerimizi Ozanoğlu'nun bir şiiri ile noktalamak istiyoruz.
Kadir, kıymet bilmezlerin içinde
Bir ömür boyunca kalsan ne fayda!
Hayat yolunun son dönemecinde
Felekten hıncını alsan ne fayda!
Ateş yakar derler, düştüğü yeri,
Kader ne ileri gider, ne geri..
İlim kalp akçadır yoksa müşteri,
Dünyada herşeyi bilsen ne fayda!
Feleğin sillesi yamandır yaman,
Herkes düşman olur düştüğün zaman,
Saadet getirmez servet ü sâman
Milyonlara mâlik olsan ne fayda!
Gerçi sultan olunur vara vara;
İş işten geçtikten keri kaç para?
Havalar muhalif gittikten sonra
Gemiyi engine alsan ne fayda!
Ateş olmayınca duman tüter mi?
Bülbül olan viranede öter mi?
Biz gidince dedikodu biter mi?
Kırık bir aynayı silsen ne fayda!
Ozan bu yerden kes eli, ayağı,
Topla gayrı topla tası tarağı..
Tanrı yakın eder bir gün ırağı,
Ay bacayı geçti kalsan ne fayda!
Hazırlayan: Can OZANOĞLU
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Sitelerimizde İhsan Ozanoğlu'na İlişkin Yazılar Ve Ozanın Şiirleri::
10/2/2006: ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER.../ İhsan OZANOĞLU
10/2/2006: "KASTAMONU DESTANI"ndan.../ İhsan OZANOĞLU
10/2/2006: İhsan Ozanoğlunu'nu 25. Ölüm Yıldönümünde Anıyoruz/ Can OZANOĞLU
MEHMET USTA (1870? - ? )
Kastamonu'da doğmuştur. Kesin olarak doğum ve ölüm tarihleri de bilinmiyor. Çevresinde marangozluk işleriyle uğraşmakta iken bir tesadüfle eline geçen piyano imal katalogu ilgisini çekmiştir. Yabancı dildeki açıklama bölümlerim Türkçe'ye çevirterek Piyanoyu imale karar verir, yılmadan bıkmadan çalışır ve başarır. Devir II. Abdülhamid devri (1876-1909)'dir. Kastamonu'da zamanın vahşi Enis (veya Esat) Paşa durumu Saraya bildirir. Sanatkar padişah bu sanat olayıyla hayli ilgilenir Mehmet Usta'yı ailesi ve Piyanosu ile birlikte Saraya aldırır. Mehmet usta yıldız Sarayı'ndaki atölyesinde çalışmalarına başlar. Zamanla bir kaç Piyano yapar. Sonradan sedefli ve fildişi süslemeli piyanolar da yapar. Bunlardan biri o sıralarda İstanbul'a davetli olarak gelen Alman imparatoru II. Wühelm'e hediye edilir.Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilişinden sonda "Piyanocu Mehmet Usta" memleketi olan Kastamonu'ya dönmek zorunda kalıyor. Son zamanlarında Kastamonu Sanat Mektebi'nde atölye şefi olarak görev yapmıştır. Böylece anlaşılıyor ki ilk Türk yapımı Piyano Ankara'da değil Kastomonu'da yapılmıştır.
Mustafa GÜL
Göktürk Belediye Başkanı
1956 Kastomu-Cide doğumludur, ilköğrenimini Cide'de, orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. 1976 yılına kadar ticaret ile uğraştı. Vatani görevini tamamladıktan sonra, 1989 yılına kadar ticari hayatına Göktürk'te devam etti. 1989-1994 yılları arasında muhtarlık yaptı. Kurucusu olduğu Göktürk Belediyesi'ne 1994 yılı Mahalli idareler Secimleri'nde Belediye Başkanı seçildi. 1999 yılında 2. kez, 2004yılında da 3. kez Belediye Başkanı seçildi. Evli ve dört çocuk babasıdır.
Kastamonulu Şairler
ANDELÎBÎ: Kastamonuludur.. İstanbul'da imamlık yapmıştır. Sesinin güzelliğinden dolayı Bülbül Hasan diye tanınmış ve bu yüzden de Andelîbî mahlasını kullanmıştır.
ÂRİF: Babası tanınmış kadılardan Kastamonulu Sâlim Efendi'dir. Reisü’l-küttâb Ârif Efendi olarak tanındı. Üçüncü defa nişancılık görevinden azledildikten sonra 1817de öldü. Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazan şâirin bir de divanı bulunmaktadır.
ÂRİF MEHMED EFENDİ: Kastamonu'da doğmuş, Hoca Neş'et Efendi'ye intisab etmiş ve İdris Ağa'nın kâtibi olmuştur. Hâcegân rütbesine ulaşmış, dîvan tezkireciliği, padişah kethüdalığı, Yusuf Ziya Paşa sadaretinde rûz-nâme hocalığı ve çavuşbaşılık yapmış, nişancı olmuştur.
BEYÂNÎ: Kastamonu'da doğan şair hayıtını kâtiplik yaparak geçirdi.Hat sanatında tanınmış olan şair, Yavuz Sultan Selim devrinde ölmüştür. Şiirlerinde cinas sanatını bol ve ustalıkla kullanmıştır.
DÂÎ: Kastamonu'da doğan şair, cami görevlisi olarak çalışmıştır. Fatih döneminde yaşamış ve İstanbul'un fethinde bulunmuştur. Şiirlerinde ilk dönem şairlerin yolunu izlemiştir. Duahan'ların okuduğu duaların çoğu onun eseridir. Matlâlarının çoğunda ya îham ya da cinas sanatını kullanmıştır.
DİLÎRÎ: Kastamonu sancağında yetişmiş bir sipahidir. Kanuni devri şairlerinden dir.Sipahi edası taşıyan gazelleri ve pek çok şiiri bulunmaktadır.
FÂHİR: Kastamonu'da doğdu. Asıl adı Ahmet'tir. Öğrenimini tamamladıktan sonra müderrislik yaptı. Râmiz'in tespitlerine göre döneminde şiir ve inşâsıyla tanınmıştır.
FERİDE HANIM: Kastamonu'lu olup, 1837 de doğmuştur. Babasında Arapça ve Farsça dersleri almış, hat sanatıyla uğraşmıştır. İcazet aldıktan sonra 8-10 kadar Kur'an ve bir o kadar da Muhammediye yazmıştır. 16 yaşında Kastamonulu Ali Ârif Efendi ile evlenmiş, eşinin rahatsızlanarak dört yıl sonra ölümüyle kendini okumaya ve ilmî çalışmalara adamıştır.1903 yılında Kastamonu'da ölmüştür.
DERVİŞ AHMED: Derviş Ahmed ya da Ahmed el-Garbî mahlasıyla şiirler yazmış olup Tosyalı olduğu rivayet edilmektedir.12.yy.da yaşadığı divanındaki bazı kayıtlardan anlaşılmaktadır. 16 yaşında ölen oğlu için hece ve aruzla mersiyeler yazmıştır.
İZZET EFENDİ: Tosyalı, eğitimini İstanbul'da almış, şehzadelere hat sanatı hocalığı yapmıştır. Ârifâne ve mutasavvıfâne şiirleri bulunmaktadır. İzzet Efendi aynı zamanda neyzenlikle de tanınmıştır. Avamil Mu'ribi ve Keşfü'l-İrab gibi eserleri de bulunan şair, mûsiki sanatında 'tarz-ı cedîd' adlı bir makamın da mucididir. Aynı makamın peşrevi de kendisinindir.
FERRUHÎ: Ferruhî, Kastamonu'da doğdu.Kanuni Sultan Süleyman dönemimde yaşamıştır. Halk arasında tanınmış bazı matla ve kıtaları bulunmaktadır.
FUÂDÎ: 1560 yılında Kastamonu'da doğmuştur. Asıl adı Ömer olduğu için Ömer Fuâdî olarak da bilinmektedir. Şiirlerinde Fuâdî mahlasını kullanmıştır. Çocukluk yıllarını Şa'bân-ı Velî'nin sohbetlerine katılarak geçirmiştir. İlk tahsilini Kur'an mektebinde yaptıktan sonra medreseye devam etmiş, Arapça ve Farsça'yı, ilmî, edebî ve tasavvufî eserler verecek düzeyde öğrenmiştir.
Önceleri müfti müsevvitliği yaptıktan sonra Abdülbâki Efendi'ye intisap etmiş, onun vefatıyla da seyr u sülûkunu Muhiddin Efendi'den tamamlamıştır. On yedi yıllık müridlik hayatının sonunda Şa'baniyye tekkesine şeyh olmuştur. Bu süreçte pek çok hizmetlerde bulunan şair 1636 yılında ölmüştür.
Sanatında öğretici unsurları ön planda tutan Fuâdî, otuza yakın esere imza atmıştır. Şa'bâniliğin tanınmasında çok önemli bir yeri olan sanatçı, âşıkâne söylediği şiirleriyle de devrinde ses getirmiştir. Eserlerinde daha çok mutasavvıf kimliğini ön plana çıkaran sanatçı, Kasîde-i Pendiyye gibi şiirlerinde, devrin aksaklıklarını, bozulan ve yozlaşan yönleri, sebep-sonuç ilişkisi içinde sorgulamakta herhangi bir sakınca görmemiştir.
FÜNÛNÎ: Kastamonu'da doğan şair, başkalarına ait şiirleri çalmakla tanındı. Kendisine ait mesnevilerin de olduğu bilinmektedir.
HÂKÎ: Kastamonu'da doğdu. İlk dönem Osmanlı şairlerindendir. Çandarlı İsmail Bey döneminde yaşadı. Divanı halk arasında meşhurdur.
HALÎMÎ: Kastamonu'da doğdu. Öğrenimini bitirdikten sonra İran'a gider. Dönüşünde Trabzon valisi olan Yavuz Sultan Selim'in musahibi ve hocası olur. Padişahla birlikte Mısır seferine katılır. Hoş sohbet, Arap ve Fars edebiyatlarını iyi bilen Halîmî'nin gazelleri ve şiirleri bulunmaktadır.
HAMDÎ: Kastamonu'da doğan şair, fakih, bilge ve dindar kişiler zümresindendir. Latifî'nin dedisidir. Fatih dönemi şairlerindendir. Zamanında çok tanınıp okunmuş ama sonradan unutulmuştur. Şiirleriyle tanınan ilk Hamdî'dir. Çok sayıda kaside ve gazeli ile mürettep divanı vardır.
HARÎRÎ: Kastamonu'da doğdu. Dönemin önde gelenlerinden ve söz sultanlarının da en önemlilerindendir. İyi bir inşâ ustası, tarih düşürücü ve sanatın her alanında mükemmel ve iyi yetişmiş biridir. Arapça ve Farsça karmaşık, anlaşılması güç muhayyel beyitlerin anlaşılmasında büyük maharet sahibidir. Kanuni'nin fetihlerini de yazmıştır.
LÂYİHÎ: Kastamonu'da doğmuş ve öğrenimini tamamlayarak danışmend olmuştur. Ticaret hayatına atılmış ve gemiyle Hindistan'a giderken boğularak ölmüştür.
MAHVÎ: Kastamonu'da doğan Mahvî, köylü olmasına rağmen iyi bir öğrenim görerek kendisini yetiştirmiştir. Mülazım zümresinden olup oğlu ile karşılıklı şiir söyleşirdi. Âşıkane söylediği şiirleriyle tanınmıştır.
MUSTAFA: Tosya'da doğmuştur. Küçük Mustafa Efendi adıyla tanınmıştır. Doğduğu şehrin adı Tusiyye'den geldiği için bazı şiirlerinde Tûsî mahlasını kullanmıştır. Arapzâde Efendi'den mülazım olan Mustafa, Semâniye medresesinde de müderrislik görevinde bulunmuştur.Dönemin tanınmış şairlerindendir. Enteresan ve az görülen ilmî olayları ve latifeleri bir kitapta toplamıştır.
MUSTAFA ÇELEBİ: Tosyalı olup âlim ve şâir bir zattır. 'Ahlaku's-Saltana' adında ahlâki bir eseri, 'Selciye' manzumesi ve bazı şiirleri vardır. 1595'te vefat etmiş olup İstanbul'daki Kurşunlu türbede gömülü bulunmaktadır. Şiirlerinde Tûsî mahlasını kullanmıştır.
NÂDÎ: Kastamonu'da doğmuştur. Öğrenimini tamamladıktan sonra kâtip olarak çalışmış, III.Ahmed'in sadrazamı Arabacı Ali Paşa'ya baş tezkireci olarak tayin edilmiştir. Zamanla defterdarlık, Kahire'de bazı vezirlere divan efendisi, rikap kaymakamı, Mehmet Paşa'ya tezkireci ve Basra valisi Ahmet Paşa'ya kethüda olarak görev yaptı.1622 yılında Basra'da yaşamını yitirdi.
NİHÂNÎ: Kastamonu'da doğan Nihânî kadılık görevinde bulunmuş ve gördüğü bir rüya üzerine bu görevinden ayrılmıştır. Mükemmel bir divan sahibi olan şair, Kanuni dönemi şairlerindendir. Şiirlerinde mutasavvıf yönü belirgin olarak göze çarpmaktadır.
NÛRÎ: Kastamonulu olup kadılar zümresindendir. Eyüp'teki Dârü’l-hadîse ilk defa müderris olan Arap Çelebi'nin babasıdır. Fatih devrinde yaşamış ve üç dilde şiir söylemiştir. Eserleri ve şiirleri zamanla unutulmuştur.
RÂTİP: Tosya'da doğmuş olup, asıl adı Seyyid Ebu Bekir Efendi'ir. Öğrenim görüp kâtip olmuş ve hâcegân sınıfına katılmıştır. Hayatının sonlarına doğru Rodos'a sürgün edilen şair orada 1800 yılında ölmüştür. Nakşıbendi tarikatına mensup olan Râtib'in divanı bulunmaktadır.
SENÂYÎ: Kastamonu'da doğdu. II.Mehmed döneminde camide na't-hân görevini yaptığından 'Senâyî' mahlasını almıştır. İyi bir lügatçi, Farsçacı ve güzel şarkı söyleyen biriydi
SIDKÎ: Tosya'da doğan Sıdkî'nin asıl adı Mustafa Paşa'dır. Önce divanda kâtiplik yapan şair, sonra sırasıyla tezkireci, reisü'l-küttâp ve nişancı olarak çalışmıştır
SUN'Î: Kastamonu'da doğan şair Necati'nin öğrencilerinden olduğu için Necâti Sun'îsi diye tanınmıştır. II.Bayezid'in şehzadelerinden Sultan Mahmud'un divan kâtibi, onun ölümünden sonra da oğlu Sultan Orhan'a nişancı olmuştur. Kaside ve matlaları güzel olan şairin pek çok şiiri bulunmaktadır.
ŞÂNÎ: Kastamonulu bilgin şairlerden tanınmış biridir. Kemalpaşazâde'den mülazım olmuştur. Bağdat seferine katılmış ve ı Kasr-i Şirin'de ölmüştür. Nükteci bir mizaca sahip olan şairin şiirlerinde de bu özellik gözlenmektedir. Şirin'in hikayesini nazmettiği Ferhatnâme adlı bir esri bulunmaktadır.
ŞÂVUR: Kastamonu'dan ve kadı şairler grubundandır. Necâti’nin öğrencisi olup müderrislik ve kadılık görevlerinde bulunmuştur. Kanuni döneminde ölmüştür. Şiir ve musikide ustadır. Şiirleri Necâtî tarzındadır. Gazel müfretleri de bulunmaktadır:
ŞEMSÎ: Kastamonu'da doğan Şemsî, Cenderecizâde olarak tanımıştır. Muhiddin Şemsî Efendi olarak da bilinmektedir. Meşhur sadrazam Hayrettin Paşa soyundan gelmektedir. Gençliğinde ticaret için İran'a gitmiş, dönüşünde ise Fatih ve Bayezid'e defterdar olmuştur. Üç dilde şiirleri olan Şemsî, 1492 yılında İstanbul'da ölmüş ve Süleymaniye türbesi'ne gömülmüştür.
TÂLİÎ: Kastamonu'dandır. Şiir alanında söz sultanı ve herkesin beğendiği bir kimsedir. Latîfî, Necâtî'ye denk bir şair olarak göstermektedir. Şiirlerinde atasözü ve deyimleri kafiye yapmış ve o güne kadar kullanılmayan redifleri kullanmıştır. Sultan Selim devrinde İstanbul'da yeniçeri katibi olmuştur.
ZAÎFÎ: Kastamonu'da doğmuştur. Asıl adı Mehmed Çelebi olup Hocazâde sanıyla tanınmıştır. Danışmentliği sırasında üne kavuşmuştur. Âlim şairlerden biri olup, ilmî çalışmalarını bırakıp Nakşıbendi tarikatına girmiştir
Ali Bardakoğlu (1952 - .... )
1952 yılında Kastamonu'nun Tosya ilçesinde doğan Bardakoğlu, 1970 yılında İstanbul İmam-Hatip Okulunu bitirdi. 1974 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nden, 1975 yılında da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Bir süre öğretmenlik ve stajyer hakimlik yaptıktan sonra, 1977 yılında Kayseri Yüksek İslam Enstitüsünde Fıkıh (İslam Hukuku) asistanı oldu.
1982 yılında Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinde “İslam Hukukunda İcâre Akdi' adlı doktora tezini tamamladı ve Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde İslam Hukuku yardımcı doçentliğine atandı. 1986 yılında doçent oldu. Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Bölüm Başkanlığı ve Dekan Yardımcılığı görevlerinde bulundu.
1993 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne atandı. Ardından 1994 yılında, İslam Hukuku Ana Bilim Dalında profesör oldu. Marmara İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdür Yardımcılığı ve Dekan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1991-1992 yılları arasında İngiltere'de ve 1994 yılında da Amerika Birleşik Devletleri'nde bulundu.
İslam Hukuku alanında; 'İlahiyatçıların Din Söylemi' Kur'an ve Hukuk','İslâm Kültüründe Din ve Vicdan Özgürlüğü','İslâm ve Demokrasi Üzerine', “Teorik Açıdan İslâm ve Demokrasi; 'Yasama','Türk Aile Hukukunun Tarihsel Gelişimi','Hukuki ve Sosyal Açıdan Boşanma','İslâm Aile Hukukunun Oluşumuna Toplumsal Şartların Etkisi','İslâm Hukuku Araştırmalarında Gelenekçilik','Hanefi Mezhebi' gibi başlıklar altında 60'ın üzerinde bilimsel yayın yaptı.
Çeşitli ulusal ve uluslararası sempozyumlara tebliğle veya müzakereci olarak katıldı. 28 Mayıs 2003 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı görevine atanan Prof.Dr. Ali Bardakoğlu; İngilizce ve Arapça bilmekte olup, evli ve üç çocuk babasıdır.
|
|
|
|
|
|
|
Cihan ÜNAL
Cihan ÜNAL Arşivi:
2005-07-08 Taşköprülü Ünlülerden: Cihan ÜNAL
_______________________________________________________
Cihan Ünal, tiyatro,sinema oyuncusu 1946 yılında Kastamonu, Taşköprü'de (Yazıhamit) dünyaya geldi. İlkokulu Tosya ve Kırıkkale'de, orta okulu Ankara Cebeci Ortaokulu'nda, liseyi ise Ankara Kurtuluş Lisesi'nde okudu. Yüksek öğrenimini Ankara Devlet Konservatuarı'nda (Şan bölümünde) tamamladı. (1969)Ortaokul ve lise döneminde Ankara Radyosu Çocuk Saati ve Halkevleri Tiyatro Bölümü'nde amatör çalışmalara başladığı oyunculuğunu 1968'den sonra Devlet Tiyatrosu'nda sürdürdü. Aydın fikirli, sanatı seven, destekleyen babası ilkokul öğretmeni Hüseyin Ünal ile annesi Rahiye Ünal, çocuklarını her zaman sanata yönlendirdi.
Cihan Ünal'ın ağabeyi Mete Ünal, Ankara Opera Orkestrası'nda viyola çalıyor. Ablası Hepşen Akar da Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı. Cihan Ünal ailesinin desteğini hiç unutmadı...
'Benim sanatçı olmam da annemle babam kadar, ağabeyim ve ablamın da destekleri büyük oldu. Eğer tiyatro oyuncusu olmasaydım, bir enstrüman çalmayı, müzisyen olmayı düşünürdüm.'
Cihan Ünal, 1968 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümü'nden mezun oldu ve Ankara Devlet Tiyatrosu'nda çalışmaya başladı.
'1982 yılında bazı özel nedenler yüzünden Ankara Devlet Tiyatrosu'ndan ayrıldım. 1989 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na geçtim. 'Evita'daki 'Che' rolünü canlandırdım. 1995 yılında Gencay Gürün'ün kurduğu Tiyatro İstanbul'a geçtim.'
Cihan Ünal oyunculuk dışında da tiyatroya hizmet etti. 1978 yılında Berlin'de ZDF Televizyonu yapımı "Gül ve Bülbül" filminde başrol oynadı. 1969-82 yıllarında Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümü'nde, 1982'de ise İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nde öğretmenlik yaptı. Sahne, mimik, diksiyon dersleri verdi.
1980'lerde tiyatrodan uzaklaşarak televizyon ve sinema alanında ün yaptı. 1980 yılında TRT'de yayınlanan Yücel Çakmaklı'nın yönettiği 'IV.Murat' dizisiyle bir anda milyonların tanıdığı sanatçı oldu. Ünal, 1985 yılında yine Yücel Çakmaklı'nın yönettiği 'Osmancık' (Kuruluş' dizisinde 'Osman Gazi' rolünü oynadı. 1981-89 yılları arasında birçok sinema filminde oynayan Cihan Ünal, ilk evliliğini bir dönemin tanınmış mankeni Sabiha Tarhan ile yaptı. Bu evlilikten Irmak adında bir kızı olan Cihan Ünal'ın hayatındaki en hareketli, en duygu yüklü dönem de bu süre içinde yaşandı. Çünkü o dönemde Türkan Şoral'la tanıştı, büyük bir aşk yaşadı ve evlendi. Evet, Ünal 'Seni Kalbime Gömdüm' ve 'Mine' adlı filmlerde kamera önüne birlikte geçtiği sinemanın Sultan'ına aşık oldu. Türkan Şoray'la evliliğinden de bir kızı oldu.
TİYATRODA: Bir Bardak Su (1968), Damdaki Kemancı (1969), Dördüncü Murat (1970), Romeo ve Juliet (1971), Becket (1971), Yanlışlık (1974), Harold ve Maude (1977), Bağdat Hatun (1980), Kral Lear (1981).
BAŞLICA FİLMLERİ: Şeytan (1974), Dördüncü Murat (1980- TV), Seni Kalbime Gömdüm (1982), Mine (1982), Körebe (1983), Bir Sevgi İstiyorum (1984), Bir Kadın Bir Hayat (1985), Kurtuluş (1987- TV dizisi), Gece Dansı Tutsakları (1988), Kadın İsterse (2005-TV dizisi).
KAYNAKLAR: 1. Görsel Genel Kültür Ansiklopedisi, cilt: 14, s.8838.
2. Kim Kimdir? ; http://www.turksinemasi.com
3. Cihan Ünal'ın oynadığı 20 Film ve Dizinin Künyesi "4x10.com/oyuncu" sitesine tıklayınız...
21 yıl sonra yeniden
BORA BAĞCIBAŞI
Yeni bir sinema filmine hazırlandığını belirten Türkân Şoray, önceki gece yakın arkadaşı Selim İleri ile Arnavutköy'deki Vira Vira isimli balıkçıda yemek yedi. İleri'yle yeni bir sinema filmi projesi üzerinde konuştuklarını belirten Şoray, "Önümüzdeki hafta Selim Bey'in televizyon programına konuk olacağım. Yemekte sinema ve yeni projeler üzerinde konuştuk. Birlikte bir projemiz var ama sır yok" dedi. Yıllar önce İleri'nin senaryosunu yazdığı ve Cihan Ünal ile birlikte "Seni Kalbime Gömdüm" isimli filmde oynadığını belirten Şoray, yeni filminde de eski eşi Cihan Ünal'la kamera karşısına geçebileceğini söyledi. Şoray, 1983'te Kastamonu'da evlendiği ve 1987'de ayrıldığı Ünal ile "Mine", "Seni Kalbime Gömdüm", "Seni Seviyorum", "Bir Sevgi İstiyorum"un ardından son olarak 1985'te "Körebe" isimli filmde oynamıştı.
Milliyet, 06.01.2006
Tarık Akan
Tarık Akan, 1949'da İstanbul'da doğdu. Bir ay sonra babasının tayini çıktı. Anadolu'da büyüdü. Denizi ilk kez 16 yaşında gördü, bu kadar çok su nasıl oluyor, diye düşündü. Sabahtan akşama kadar denize baktı. Babası albaylıktan emekli oldu. Evi geçindirmek için düğün salonunda müdürlük yaptı. Tarık, Ataköy Plajı'nda cankurtaranlık, sandal kiraya verme, bilet karaborsacılığı yaptı. Yıldız Teknik Üniversitesi'ne bağlı yüksek makine mühendisliği gece bölümüne devam etti. Gündüzleri kağıt işportacılığı yaptı, gece üniversiteye gitti. Tam bu sırada Ses dergisinin artist yarışmasına 'üçüncü bile gelsem beş bin lira alırım' umuduyla girdi, ama birinci oldu. 1970'te ilk filmini çekti. Makine mühendisliğini bıraktı. Yüksek Gazetecilik Fakültesi'ne girdi. Film tekniğini yönetmen Ertem Eğilmez'den aldı. '74'te büyük değer verdiği tiyatro yönetmeni ve yazarı Vasıf Öngören, hocası oldu. Bugüne kadar 110 film çekti. Sinema tarihine geçen filmlere imzasını attı. 11 yıldır eğitimci. Anne Kafamda Bit Var, ilk kitabı.
Tarık Akan 2006 Mayıs ayında Kastamonu'da yapılan Rıfat Ilgaz Sempozyumu'nda yaptığı konuşmada; Anne tarafının Kastamonulu olduğunu, Rıfat Ilgaz'la dost olmanın ne anlama geldiğine değindi. Ustası Rıfat Ilgaz'la ilk defa film setinde karşılaştığını ve ardından doyumsuz bir dostluk başladını anlattı. " Rıfat Ilgaz, Karartma Geceleri filmindeki anılarını tazeledi. " Film için görüşmelerde, ben kendisini oynayamayacağımı söyledim çünkü ben iki metre boyundayım. Bu yanlış olur dedim. Öyle bir yazmış ki burada Türk aydınlarını edebiyatçılarını kapsayan bir hikayeydi. Ben bunu başarabilirsem bunun en ufak bir şeyini anlatmaya çalışırım dedim, Karartma Gecelerindeki rolümu aktör olarak değil gerçeğim oynadım. "
Serdar Ortaç
BİOGRAFİ
16 Şubat 1970 tarihinde İstanbul'da doğdu. (Aslen Kastamonu Cidelidir.)
Ilk öğretiminii Kocamustafapasa'da ve ortaokul öğretimini Suadiye Lisesi'nde tamamladı.
Haydarpaşa Meslek Lisesinde torna-tesviye bölümünde liseyi bitirdi.
Yüksek öğretimine Bilkent Üniversitesi Amerikan Dili ve Edebiyatı Bölümünde başladı.
Fakat tahsilini tamamlamadan üniversiteden ayrıldı.
1993 senesinde istanbulda özel radyolarda program yapımcısı ve sunucu olarak çalıştı.
Programlarını dinleyen bir plak yapımcısı tarafından Raks müzik şirketi ile anlaşma yapması teklif edildi.
Böylelikle o gune kadar yazdıgı şarkılarını, kendi sesi ile seslendirme şansını yakaldı ve ilk albümünü yaptı.
1994 yılında ilk albümü "Aşk İçin-Karabiberim" ile muzik dunyasına merhaba dedi.
1996'da ikinci albümü olan Yaz yağmuru'nu yaptı.Bu albümün tamamını ispanyolca seslendirerek Meksikada bir albüm yaptı.Daha sonra Türkiye'de de bu albümü , ispanyolca bir single olarak hazırladı.
3. Albümü olan GECELERIN ADAMI, 1998 senesinde piyasaya çıktı.
4. Albüm calısması BILSEMKI 2000 senesinde çıktı.
5. Albümü OKYANUS oldu.2002 senesinde piyasaya çıktı.
6. Albüm BENİ UNUT/ÇAKRA 2004 senesinde satışa sunuldu.
Ödülleri :
1994 Kral tv Video Müzik Ödülleri - En iyi çıkış yapan sanatçı
1997 Milliyet Yılın En Sevilen Şarkısı - Padişah
1999 Hürriyet Altın Kelebek - Yılın en başarılı sanatçısı.
2000 Kral tv Video Müzik Ödülleri - Pop Müzik en iyi erkek sanatçı
2003 Radyo ve TV Oscarları - En iyi Show Programı : Serdar Ortaç'la Hep Beraber
Yrd.Doç.Dr. Sultan BEKİROĞLU
Özgeçmiş
Doğum Tarihi - 1960 Aslen Kastamonu Şenpazarlıdır.
Lisans Eğitimi - 1984-İ.Ü. Orman Fakültesi, Orman Mühendisliği
- 1996 Anadolu Üniversitesi, İktisat Fakültesi, İktisat Bölümü
Yüksek Lisans - 1991 İ.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü
Doktora - 1998 İ.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü
İlgi ve uzmanlık alanı
-Orman Değerlerinin Belirlenmesi
-İşletme Ekonomisi
-Proje Değerlendirme
Yayınlar
Makaleler
1. BEKİROĞLU, S., 2002: İ.Ü. Arazi ve Orman Değerinin Saptanması Konusunda Araştırmalar (Ayvalık Örneği İ.Ü. Orman Fakültesi Dergisi, Seri A, Cilt 52, Sayı 2, s. 95-123, İstanbul
2. GERAY,U., BEKİROĞLU, S., 2002: Ormancılık Yatırım Kararlarında Kullanılabilecek Faiz Oranının Tahmin Edilmesinde Yeni Bir Yaklaşım. İ.Ü. Orman Fakültesi Dergisi, Seri A, Cilt 52, Sayı 1, s. 1-24, İstanbul.
3. BEKİROĞLU, S., 2001: Ormancılık Yatırım Kararları Üzerinde Faiz Etkisinin Araştırılması. İ.Ü. Orman Fakültesi Dergisi, Seri A, Cilt 51, Sayı 1, s. 63-82, İstanbul.
4. BEKİROĞLU, S., 2000: İ.Ü. Orman Fakültesi Dergisi Seri A'da Yayınlanmış Olan Ormancılık Ekonomisi Anabilim Dalı Makaleleri Hakkında Genel Değerlendirme. İ.Ü. Orman Fakültesi Dergisi, Seri A, Cilt 50, Sayı 1, s. 39-45, İstanbul.
5. BEKİROĞLU, S., 2000: İ.Ü. Orman Fakültesi Dergisi Seri A ve B'de Yayınlanmış Olan Ormancılık Ekonomisi Anabilim Dalı Makaleleri Hakkında Genel Değerlendirme. İ.Ü. Orman Fakültesi Dergisi, Seri B, Cilt 50, Sayı 1, s. 31-35, İstanbul.
Tezler
Devlet Planlama Teşkilatında Proje Değerlendirme Süreci Üzerine Araştırmalar. 1991, İ.Ü., Fen Bilim Bİlimleri Enstitüsü.
Orman Ekonomisi Arazi ve Orman Değerlerinin Saptanması Konusunda Araştırmalar (Ayvalık Örneği). 1998, İ.Ü., Fen Bilim Bİlimleri Enstitüsü,Orman Ekonomisi
Bildiriler
1. BEKİROĞLU, S., 1998: Arazi ve Orman Değerlerinin Belirlenmesi. 21-23 Ekim 1998. İstanbul. "Cumhuriyetimizin 75. Yılında Ormancılığımız" Sempozyumu Bildirisi, İ.Ü. Orman Fakültesi Yayını, s.329-339, İstanbul
2. BEKİROĞLU,S., OK, K., 1997: Türkiye'deki Özel Ormanlar ve Özelleştirme. 19-21 Nisan 1996 Bursa. Doğal Kaynak Kullanımında Alternatif Yöntemler Yeni Yaklaşımlar Toplantısı" Bildirisi, M.Ü. Türkiye Araştırmaları Merkezi ve Friedrich Naumann Vakfı Yayını, s.121-136, Ankara.
Raporlar
GERAY, U., TÜRKER, A., BEKİROĞLU, S., OK, K., 1993: Investigation of the Social Forestry Activities Carried Out by The Regional Forestry Directorates at Bolu,Konya, Zonguldak,Denizli and İzmir. GCP/TUR7045/SWI Project93 pages.1993. İstanbul,
GERAY, U., TÜRKER, A., BEKİROĞLU, S., OK, K., 1993:Bolu,Konya,Zonguldak,Denizli veİzmir Orman Bölge Müdürlüklerinde Yapılan Sosyal Ormancılık Çalışmalarının İncelenmesi. GCP/TUR7045/SWI Project, 91 sayfa.1993..
Yrd.Doç.Dr.Hulisi Geçgel
Adı,Soyadı:Hulusi GEÇGEL
Doğum Tarihi :1968 (Aslen Kastamonu Şenpazarlıdır.)
Unvanı :Yardımcı Doçent Doktor
Öğrenim Durumu :
Derece
Bölüm/Program
Üniversite
Yıl
Lisans
Türk Dili ve Ed. Öğretmenliği Dokuz Eylül Üniversitesi 1989
Yüksek Lisans
Türk Edebiyatı Trakya Üniversitesi Sos. Bil. Ens. 1996
Doktora Türk Edebiyatı Trakya Üniversitesi Sos. Bil. Ens. 2002
Tez :
-Mustafa Necati Karaer'in Şiiri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Trakya Üniversitesi SBE, 1996.
-İkinci Yeni Şiirinin Çevresinde Ece Ayhan' , Yayımlanmamış Doktora Tezi. Trakya Üniversitesi SBE, 2002.
Görevler :
Derece
Görev Yeri
Yıl
Okutman
Rekt. Türk Dili Böl. Bşk 1993-2001
Öğretim Görevlisi Türkçe Öğretmenliği 2001-2002
Yardımcı Doçent Doktor Türkçe Öğretmenliği 2002
Yönetilen Yüksek Lisans Tezleri :
Muzaffer İzgü'nün Öykülerinde Çocuk ve Eğitim Teması, Fatma DEMİR
Olaya Dayalı Öykülarin Öğretiminde Öykü Haritası Kullanımıın Okuduğunu Anlama Becerisinin Gelişmesi Üzerine Etkisi, Ferah BURGUL
Mustafa Ruhi Şirin'in Masallarında Çocuk ve Eğitim Teması, Burak AYNALI Yapım ve Çekim Ekleri Arasındaki Ayrımın Öğretiminde Görsel Öğelerin Etkisi, Murat DİNÇAY
Zeynep Cemali'nin Hikâyelerinde Çocuk ve Eğitim Teması, Yasemin ERDOĞAN Sevim Ak'ın Hikâyelerinde Yer Alan Eğitsel İletiler, Güneş ÖZDEMİR Reşat Nuri Güntekin'in Romanlarında Çocuk ve Eğitim Teması, Özlem ÖZTÜRK
Bitenler:
Türkçe Öğretmenlerinin Şiir Türünden Yararlanma Biçim ve Düzeyleri, 2006, Suna GÜRBÜZ
Projelerde Yaptığı Görevler :.
Ödüller:
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 10. yıl Üniveriste Üstün Hizmet Ödülü
İdari Görevler :
Fakülte Yönetim Kuruluğu Üyeliği (2003- ....)
ÇOMÜ Bilim ve Teknoloji Uygulama Merkezi Üyeliği
Sosyal Etkinlikler Takımı, Başkan, ÇOMÜ Eğitim Fakültesi (2003-2005)
Kültür Şb. Müdürlüğü Ç. Onsekiz Mart Üni. SKSD (1999-2000)
ÇOMÜ Eğitim Fak. Dekan Yardımcısı (2003 - 2006)
ÇOMÜ Eğitim Fak. Fakülte Kurulu Üyeliği (2003 - ... )
Son iki yılda verdiği lisans ve lisansüstü düzeydeki dersler :
Akademik Yıl
Dönem
Dersin Adı
Haftalık Saati
Öğrenci Sayısı
Teorik
Uygulama
2004-2005 Güz
Yeni Türk Edebiyatı-3 2 0 150
Yeni Türk Edebiyatı-1 2 0 150
Türkçe Öğretiminde Edebî Türler 3 0 5
Seminer: Türkçenin Güncel Sorunları 3 0 5
Bahar Yeni Türk Edebiyatı-2 2 0 150
Çağdaş Türk Edebiyatı 3 0 150
Türkçe Öğretimi 2 2 50
Türkçe Öğretiminde Edebî Sanatlar 3 0 6
Türk Edebiyatı Öğretim Yöntemleri 2 0 5
Türk Edebiyatı Tarihi 2 0 5
2005-2006 Güz
Yeni Türk Edebiyatı-1 2 0 150
Edebiyat Bilgi ve Teorileri 3 0 40
Bahar Yeni Türk Edebiyatı-2 2 0 150
Çağdaş Türk Edebiyatı 3 0 150
Özel Öğretim Yöntemleri 2 2 35
ESERLER
Uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan makaleler :
-Modern Türk Edebiyatında İkinci Yeni Şiiri , 50 Godini Spetsialnost Tyurkologia v Sofiyskia Universitet 'Sveti Kliment Ohridski' Yubileen Sbornik, Sofiya: Universitetsko İzdatelstvo, 2004, s: 222-232.
Ulusal hakemli dergilerde yayımlanan makaleler :
-'Mustafa Necati Karaer'in Şiiri', Türk Dili , Sayı: 593, Mayıs 2001.
"Çanakkaleli Bir Şair: Ece Ayhan ve Şiiri", Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Sayı:3, Mart 2005.
"Mustafa Necati Karaer'in Şiirinde İmge Dünyası", Türk Dili, Sayı:646, Ekim 2005.
Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler :
'Modern Türk Şiirinde İkinci Yeni Dönemeci' , ÇOMÜ ve Sofya St Kliment Ohridski Üniversitesi işbirliğiyle gerçekleştirilen '1. Türk Dili ve Kültürü Araştırmaları Ortak Konferansı' , 26 Ekim 2001.
"Demokrasi, İnsan Hakları ve Vatandaşlık Değerlerinin Geliştirilmesinde Tanzimat Dönemi Sanatçılarının Etkileri" Uluslararası Demokrasi Eğitimi Sempozyumu. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 20-21 Mayıs 2004.
"İkinci Yeni Şiirinde Sapmalar". Uluslararası IV. Dil Yazın ve Deyişbilim Sempozyumu. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, 17-19 Haziran 2004.
Ulusal bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitaplarında basılan bildiriler:
'Çocuk Kitaplarında İçerik ve Resimleme', Ankara Üniversitesi ve TÖMER işbirliğiyle gerçekleştirilen '1. Ulusal Çocuk Kitapları Sempozyumu' , 20-21 Ocak 2000.
Diğer Eserler :
MAKALE:
'Ses Mimarlarımızdan Kitabı Üzerine', Türk Edebiyatı , Sayı: 275, Eylül 1996.
'Hürriyet Mücadelesinde Namık Kemal', İlke , Sayı: 16, Ocak 2000.
'Ece Ayhan'ın Şiir Sanatı Üzerine Düşünceleri', Sanat , Sayı: 1, Mayıs 2002.
'Ece Ayhan'ın Şiiri Üzerine', Su , Sayı: 4, Kasım 2002.
'İkinci Yeni Şiirinin Çevresinde Ece Ayhan', Akatalpa , Sayı: 36, Aralık 2002.
'Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinin Modernleşme Sürecine Genel Bir Bakış', Akatalpa , Sayı: 42, Haziran 2003.
"Çanakkaleli Bir Modern Şiir Ustası: Ece AYHAN", Yarabandı, Sayı: 1, Ağustos 2003.
"Modern Türk Şiirinde İkinci Yeni", 2003 E-debiyat Yıllığı, İzlenim Yayınevi, İstanbul 2003.
"Ece Ayhan", Kale Kültür, Sayı:3, Ekim 2005.
"İkinci Yeni Şiirinde Sapmalar", Hayal, Sayı: 15, Ekim-Kasım-Aralık 2005.
"Ömer Seyfettin'in Fikir ve Sanat Hayatımızdaki Yeri", Hayal, Sayı:17, Nisan-Mayıs-Haziran 2006.
KİTAP:
Çocuk Edebiyatı, Kök Yayıncılık, 2005.
Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, Anı Yayıncılık, Ankara, 2003.
SEMİNER :
Genel Çizgileriyle Modern Türk Şiirinde Cumhuriyet Dönemi (22 Ocak 2003, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Eğitim Fakültesi)
PANEL :
"Namık Kemal ve Gelibolu", 07-06-2000, Gelibolu-Çanakkale.
"Genç Kalemler ve Günümüz Türk Hikayeciliği", 17. Ömer Seyfettin Kültür-Sanat Haftası, 04-03-2006, Gönen-Balıkesir.
Devam Eden Projeler :
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğrencilerinin Okuma İlgi Alanları (ÇOMÜ Bilimsel Araştırma Projeleri)
Şekerci Hacı Bekir
Osmanlı ve Türk şekercilik zenaatında menkıbeleşmiş Hacı Bekir ismi, günümüze kadar şekerciliğin sembolü olarak süregelmiştir.
İlçemiz Araç'tan, İstanbul'a gelerek 1777 yılında Bahçekapı'da açtığı küçük şekerci dükkanında, lokum, akide vb. şekerlemeleri bizzat imal edip satmaya başlayan şekerci Bekir Efendi, bugün iki asrı aşan bir maziye bilahare Hac farizesini yerine getirmesiyle Hacı Bekir olarak anılan Bekir Efendi'nin açtığı ilk dükkan, günümüzde Ali Muhiddin Hacı Bekir Şekercilik A.Ş.'nin Bahçekapı'daki satış yeri olup, İstanbul'da iki asırdan bu yana aynı hizmeti gören yegane dükkandır. Dünyada bile emsaline zor rastlanan bu özellik İstanbul ve hatta ülkemiz için ayrıca zikre değer. Türkiye'de 16. yy'da başlayan şekerleme imalatında tatlandırıcı olarak bal, pekmez, su bağlayıcı, doku yapıcı olarak un kullanılmakta idi. 18. yy'da sonlarında Avrupa'da kurulan rafinelerde üretilen şekerin, o günlerin ismiyle "Kelle Şekeri" olarak Türkiye'ye gelmesiyle, şekerci Hacı Bekir, bu şekeri havanlarda dövüp eriterek, gül, tarçın vb. tabii aroma ve boyalarla pişirip akide şekeri imalatını geliştirmiştir. Ayrıca 1811'de Alman bilgini tarafından bulunan nişastayı un yerine kullanarak, şeker ve nişasta terkibi ile bugünkü nefasetteki lokum imalatını gerçekleştirmiştir.
Bizzat kendi eliyle yaptığı imalat ve hassas çalışmalarıyla Türk şekerleme ve lokum çeşitlerini geliştiren Hacı Bekir'in İstanbul Bahçekapı'daki dükkanından 19. yy'da aldığı lokumları ülkesine götüren bir İngiliz tursiti, Türk lokumlarını Avrupa'da "Turkish Delight" olarak tanınmasına vesile olmuştur.
Bundan böyle Türk lokumu anglo sakson asıllı yabancılar tarafından "Turkish Delight", Fransa ve Balkan'larda da "Lokoum" olarak tanınmış ve uluslar arası şekercilik literatürüne girmiştir.
Bundan başka sallama kazanlarda yapılan badem şekeri, haşlanmış bademlerin soyulup havanlarda dövülerek şeker ve şeker şerbeti ile yoğurulup, şekillendirilen çeşitli badem ezmeleri Hacı Bekir'e günümüze kadar intikal eden haklı ilgi ve şöhreti kazandırmıştır. Şekerci Hacı Bekir başarılarıyla, zamanın padişahı tarafından Nişan-ı Ali Osmani'nin 1. Rütbe Nişanı ile sarayın Şekercibaşı'sı olarak taltif ve takdire şayan görülmüştür.
Hacı Bekir'i takiben oğlu Mehmet Muhiddin Efendi ve torunu Ali Muhiddin Hacı Bekir'in aynı prensip, istidat ve meslek aşkıyla firmayı devam ettirmeleri Osmanlı Sarayının şekerci başılık payesinin kendilerine de ihsan edilmesiyle takdir ve taltif edilmiştir.
Bu sürelerde iştirak edilen fuarlarda;
1873 Viyana Fuarı'nda Gümüş Madalya
1888 Almanya-Köln Fuarı'nda Gümüş Madalya
1897 Brüksel Fuarı'nda Altın Madalya
1906 Fransa Fuarı'nda Altın Madalya
1939 New York Fuarı'nda Başarı Ödülü kazanılmıştır.
Üç neslin ismini taşıyan Ali Muhiddin Hacı Bekir müessesi sürecinde İstanbul'da Bahçekapı merkez mağazasına ilave olarak Karaköy, Galata, Tepebaşı, Pangaltı, Çarşıkapı, Beyoğlu, Parmakkapı, Kadıköy satış şubeleri açılmıştır.
Ayrıca Mısır'a götürülen usta ve personel ile Kahire ve İskenderiye şubeleri kurulmuş ve Mısır Hidivi'nin takdirve taltifleriyle Mısır Sarayı'nca da Şekerbaşı'lık payesi ihsan edilmiştir.
Şekerci Hacı Bekir halen Türkiye'nin en eski firması olarak kurulduğu tarihi yerinde faaliyetini sürdürmektedir. Osmanlı-Türk toplumu ve folklorumuzun bir parçası olarak örf ve adetlerimize de giren Hacı Bekir, bilhassa zamanın yaşam tarzını belgeleyen roman ve yazılarda da yer almış, 19 ve 20. asır başlarındaki İstanbul toplum mozayiğinin parçaları olan levantenler ve yabancılar tarafındanda kaleme alınmış hatta resimlendirilmiştir.
Malta'lı ressam Preziosi fırçasıyla resmedilmiş şekerci Bekir Efendi, 43x58 cm ölçüsündeki suluboya resimde, (aslı Louvre Müzesinde) zamanın yaşamını ve Hacı Bekir'i belgelemiştir. (Resmin litografik reprodüksiyonu 214 numara ile Topkapı Sarayındadır.)
Kaynak : www.hacibekir.com.tr
Osman Zeki ÜNGÖR (1880-1958)
Besteci, Orkestra şefi, keman virtüozu Osman Zeki Üngör 1880 yılında İstanbul'da doğdu. Muzıka-i Hümayun'da Fasl'ı Cedid'i tertib eden Santuri Hilmi Bey'in torunu; Hacı Bekirzade Hüseyin Bey'in oğlu, Ekrem Zeki Ün'ün babasıdır.
Beşiktaş Askeri Rüştiyesi'nde okudu. 1891'de girdiği Mızıkai Hümayün'da yeteneğiyle II.Abdülhamid'in dikkatini çekti. Batı müziği öğrenimi görerek konser kemancısı oldu. Büyükbabası Santuri Hilmi Bey'in kurduğu Mızıkai Hümayun faslı Cedidi'nde ve Saffet Atabinen'in ilk defa düzenlediği senfoni orkestrasında başkemancı olarak çalıştı. Binbaşı rütbesiyle de Saray Orkestrası Şefi oldu.
Mızıkai Hümayun'da öğretim görevinde bulundu. İstanbul Erkek Muallim Mektebi'nde öğretmenlik yaptı. Bağımsız kadrosu olan ilk Türk senfoni orkestrasıyla Union Française'de haftalık halk konserleri verdi. Musiki Muallim Mektebi'nin müdürlüğünü yaptı.
Avrupa şehirlerinde de orkestralar idare ederek konserler veren Üngör; asıl ününü Mehmed Akif Ersoy'un İstiklal Marşını 1922 senesinde besueleyerek elde etti. Cumhuriyet'in İlanı'ndan sonra vazifesini Ankara'ya naklederek Ankara Riyaset-I Cumhur Musıki Hey'eti Şefi oldu.
Musıki Muallim Mektebi'nin kurulmasında önemli rol oynayan Üngör; 1924-1934 seneleri arasında bu okulun müdürlüğü vazifesinde bulundu.
1934 senesinde emekliye ayrılan Üngör; bir müddet de Teşvikiye Caddesi'nde Maçka Palas'ta oturmuş, 1958 senesinde de İstanbul'da vefat etmiştir. Cenaze töreninde özel izinle İstiklal Marşı çalındı.
İstiklal Marşı dışında başlıca eserleri: İlim Marşı, Azmü Ümit Marşı, Töre Marşı, Türk çocukları, Cumhuriyet Marşı.
Kaynak : www.kimkimdir.gen.tr
İrfan KURT (1952- ...)
1952 Yılında Kastamonu ili Araç ilçesi Sıragömü köyünde doğdu.
Ortaokul yıllarında Ankara'da yaşayan yakın akrabası Nail Çelikoğlu'nun etkisi ile kendi kendine saz çalmaya başladı. O'nun saza başlaması Yıllar önce saz çalmayı bırakmış dedesi Emin Usta'yı da sevindirdi ve dedesinden Kastamonu'nun Sepetçioğlu, Topal Koşma, Saidem gibi türkülerini çalmayı öğrendi. Aynı dönemlerde Kastamonu'nun yetiştirdiği büyük komutanlardan Sayın Fazıl Bayraktar Karabük'te Jandarma Komutanı olarak görev yapıyordu ve Araçlılar yardımlaşma derneğinde de koro ve halk oyunlarından oluşan bir Kastamonu Ekibi kurmuştu. Bu ekibe katılıp Fazıl Paşadan Kastamonu türküleri ve oyunları hakkında bilgiler edindi. Lise yıllarında Karabük Halk Eğitim Merkezinde, radyo sanatçılarından Talat Baydar'ın çalıştırdığı Halk Müziği Korosuna saz sanatçısı olarak seçildi. Buradaki çalışmalar sırasında Muzaffer Sarısözen'in yeğeni Tamer Sarısözen'den halk müziği hakkında çok şeyler öğrendi. Lise son sınıfında ise Safranbolu'da Safranbolu Ekibi ve mahalli sanatçı Mehmet Taşdelen ile çalıştı.
1975-1976 Öğretim döneminde İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservaturı sınavlarını kazanarak bu okula öğrenci olarak başladı. Konservatuarda Halk Müziği alanında Devlet sanatçısı Nida Tüfekçi, Neriman Tüfekçi, Orhan Dağlı, Arif Sağ, Yavuz Top ve Adnan Ataman'dan dersler aldı. T.R.T. İstanbul Radyosu saz sanatçısı Safranbolu Yörük Köyünden olan Erhan Kutsal'ın saz evinde okul saatleri dışında da çalıştı ve ilk bağlama derslerini burada verdi. Bu yıllarda köklü bir kuruluş olan Türk Folklor Kurumunda bağlama dersleri yanı sıra gurup ve koro şefliği yaptı (ileri yıllarda kurum bünyesinde koro şefi ve gurup şefi olarak yurt içi ve yurt dışı bir çok festival, etkinliklerde konserler verdi.) Yine öğrencilik yıllarında tanınmış bir çok sanatçının konser ve stüdyo çalışmalarında saz çalmaya başladı.
1980 yılında Konservatuardan mezun oldu; aynı yıl Nida Tüfekçi'nin asistanı olarak Devlet Konservatuarında göreve başladı. Aynı yılarda T.R.T. İstanbul Radyosunda akitli saz sanatçılığı ile birlikte T.R.T. Ankara Televizyonunca hazırlanan sürekli halk müziği programlarında saz çaldı. Daha sonraki yıllarda gerek T.R.T. de gerekse özel kanallarda bir çok programlara saz sanatçısı, müzik danışmanı, uzman ve konuk sanatçı olarak katıldı. Yine 80'li yıllarda Arif Sağ Müzik Merkezinde bağlama eğitimciliği yanı sıra Arif Sağ Bağlama Gurubu ile birlikte çok sayıda konser, kaset ve stüdyo çalışmalarında bulundu. Bağlama sanatçısı olarak bir çok ülke gezdi. Bağlamayı tanıtan çalışmaları oldu. Yurt dışında çok sayıda festivale katıldı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden öğrencileri oldu.
1983 yılında Konservatuarın İ.T.Ü.'ye bağlanması ile sanatçı öğretim görevlisi kadrosuna atandı. Konservatuarda Bağlama Sanat Dalı Başkanlığı, Çalgı Eğitim Böl Başkan Yardımcılığı, Temel Bilimler T.H.M. Ana Sanat Dalı Başkanlığı görevlerinde bulundu.
1987 Yılında İ.T.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Musiki Sanat Dalı alanında yüksek lisans yaptı. Yüksek lisans çalışmaları arasında Safranbolu Seğmen Kıyafetleri ve El İşlemeciliği konularında araştırmaları oldu. Yüksek lisans bitirme tezi olan Bağlamada Düzenler konusunu önceki çalışmaları ile birleştirerek Bağlama da Düzen ve Pozisyon isimli kitabında yayımladı (Pan Yayıncılık 1989-İstanbul)
İ.T.Ü. Devlet Konservatuarı dışında Milli Eğitim Bakanlığı Hizmet İçi Daire Başkanlığı bünyesindeki tamamlama kurslarına eğitimci olarak katıldı. Adapazarı, Bursa, İzmit Konservatuarlarında da bağlama dersleri verdi.
Türk, Yunan, Avustralyalı müzisyenlerden oluşan Gurup Anadolu Feneri ile yurt içi ve yurt dışında bir çok konserler verdi.
Konservatuarda öğretim görevlisi arkadaşlarıyla Grup Dört Mevsim” adında bir grup kurdu. Bu grupla bir çok üniversite ve etkinliklerde açıklamalı konserler verdi.
Bir çok kuruluştan ödül, plaket ve teşekkür belgeleri aldı. Türk Halk Müziği ve Bağlama konusunda sempozyum ve seminerlere katıldı. Halk müziğinin içeriği, anlatımı, halk müziğinde söz unsuru, bağlama tarihçesi ve gelişimi, düzenler, bağlama ailesi ve türleri, gibi konularda araştırma ve çalışmaları bulunmaktadır.
Halen İ.T.Ü. Türk Müziği Devlet Konservatuarında Sanatçı Öğretim Görevlisi olarak görevini sürdürmektedir.
Amasya Vali Yardımcısı:
ZAFER KARAMEHMETOĞLU
Amasya Vali Yardımcısı Zafer KARAMEHMETOĞLU, 1967 yılında Kastamonu İli İnebolu İlçesinde doğdu. İlk-orta ve lise öğrenimini İnebolu'da 1985 yılında tamamladı. 1989 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu.
1990 Yılı Kasım ayında mesleğe, Denizli Kaymakam adayı olarak başladı.1991 yılından itibaren sırasıyla; Karaman-Ayrancı, Kırşehir-Mucur ve Sinop-Erfelek ilçelerinde Kaymakam Vekili olarak görev yaptı.
1992 yılında 8 ay süreyle İngiltere'de eğitim gördü.1993 yılı Aralık ayında Kırşehir İli Boztepe İlçesi Kaymakamı olarak göreve başladı.1995 yılında Erzurum-Tekman Kaymakamlığı'na atanan KARAMEHMETOĞLU, 2 yıl süren bu görev sonrası 1997 yılında Aksaray-Ortaköy Kaymakamı olarak görev yaptı.
1998 yılı sonunda Ağrı Vali Yardımcılığı'na tayin oldu. Burada 1999 yılı Haziran ayından itibaren 4 yıl süreyle Gürbulak Sınır Mülki İdare Amiri olarak görev yaptı. 2003 yılında Düzce Vali Yardımcılığı'na atandı. İki yıl süren bu görevinden sonra 2005 Mayıs ayı Kararnamesi ile Amasya Vali Yardımcılığı'na atandı. Halen bu görevini sürdürmektedir.
Evli ve dört çocuk babası olan KARAMEHMETOĞLU, İngilizce bilmektedir.
Ergün Çil
1956 yılında Kastamonu'da doğdu. İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Uludağ Üniversitesi'nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ihtisası, Hacettepe Üniversitesi'nde Pediatrik Kardiyoloji üst ihtisası yaptı. 1995'te doçent 2001'de profesör oldu. Halen Uludağ Üniversitesi'nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları anabilim dalında çalışmaktadır.
Erdoğan Öner
Erdoğan Öner
1945'te Kastamonu'da doğdu. 1966'da SBF Maliye ve İktisat Şubesi'ni ve 1978'de de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1997'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde doktorasını tamamladı. 1969'da Maliye Müfettişi oldu, 1972-1973 yıllarında staj için İngiltere'ye gitti.
1977'de Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdür Yardımcılığı'na, 1979'da Gelirler Genel Müdür Başyardımcılığı'na atandı. 1981-1982 yılları arasında Gelirler Genel Müdürlüğü'ne vekâlet etti. 1982'de Türkiye'nin AET Daimi Temsilciliği'nde Maliye Müşavirliği, 1985'te önce Bakanlık Müşavirliği, 1987'de Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü, 1997'de Maliye Bakanlığı Müsteşarlığı, 2000-2003 yılları arasında Washington Büyükelçiliği Maliye Müşaviri olarak görev yaptı. Maliye Bakanlığı'ndaki görevi sırasında YÖK Üyeliği (1988-1995), Ziraat Bankası Yönetim Kurulu Üyeliği (1991-1992), Manas Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyeliği (1997-2000) ve Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu Üyeliği ve Başkanlığı (1997-2000) ile çeşitli kuruluşlarda çalıştı. Öğretim görevlisi olarak maliye, bütçe hukuku alanlarında dersler verdi. Çeşitli makale ve kitapları bulunan, yeminli mali müşavirlik, avukatlık mesleğine sahip olan Öner, evli ve bir çocuk babasıdır.
Eserleri:
Bütçe Hukuku
Murat BAŞESGİOĞLU
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI
ÖZGEÇMİŞ
1955 Yılında Kastamonu'da doğdu. ilk ve orta öğrenimini Kastamonu'da tamamlayan Murat BAŞESGİOĞLU, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.
Askerlik görevini Daday Askerlik Şube'sinde Şube Başkanı olarak ifa eden Murat BAŞESGİOĞLU, 7 yıl süreyle Kastamonu Barosu'na kayıtlı olarak serbest avukatlık yaptı.
1984 yılında Anavatan Partisi'nde siyasete başlayan Murat BAŞESGİOĞLU, 18. 19. 20. ve 21. Dönem Milletvekilliği seçimlerinde Kastamonu'yu TBMM'nde temsil etti.
55. Hükümette İçişleri Bakanlığı görevinde bulunan Murat BAŞESGİOĞLU, 22. Dönem milletvekilliği seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul Milletvekili olarak Parlamentoya girdi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevini yürüten Murat BAŞESGİOĞLU, evli ve 2 çocuk babası olup, Fransızca bilmektedir.
Süleyman Şenel
Kastamonu / Taşköprülü bir ailenin oğlu olarak 21 Ağustos 1963 tarihinde İstanbul'da doğdu. Yeşilköy 50. Yıl Lisesi'nden mezun olduktan sonra, bir süre İstanbul Belediye Konservatuvarı'na devam etti. 1982 yılında girdiği İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'ndan 1986 yılında mezun oldu. 1988 yılında İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Musiki Ana Sanat Dalı Türk Halk Musikisi Alanında Yüksek Lisans'1992 yılında da Sanatta Yeterlik eğitimini tamamladı.
1986 yılından itibaren, mezun olduğu İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'nda Öğretim Elemanı olarak çalışmaya başladı. 1988 yılında Araştırma Görevlisi 1993 yılında da Kadrolu Sanatçı Sözleşmeli Öğretim Görevlisi oldu.
İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda: İsmail Hakkı Özkan, Süheylâ Altmışdört, Alaaddin Aday, Dürdâne Altan; İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'nda: Nidâ Tüfekçi, Yücel Paşmakçı, Neriman Altındağ Tüfekçi, Prof. Fikret Değerli, Prof. Yalçın Tura, Prof. Mutlu Torun, Doç. Şenel Önaldı, Orhan Dağlı, Demirhan Altuğ, Haydar Sanal, Bekir Sıtkı Sezgin, Prof. Dr. Can Etili Ökten, Dr. Saadet Gültaş, Prof. Alaeddin Yavaşça, Prof. Ercüment Berker, Yavuz Özüstün, Prof. Selahattin İçli, Hurşit Ungay, Nil Aykon, Sabahattin Ergin, Sabahat Emir… gibi çok değerli eğitimci/sanatçı/araştırmacı/yazar hocaların öğrencisi oldu. Ayrıca, Sadi Yaver Ataman, Orhan Şaik Gökyay, İbrahim Aslanoğlu Adnan Ataman, Tuncer İnan, Dr. Mehmet A. Özbek, Kemal İlerici, M. Sabri Koz, Murat Bardakçı, Talip Özkan gibi değerli kültür–sanat-bilim adamlarından yararlandı.
Ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum, panel ve seminerlere bildirilerle katıldı, konferanslar verdi. Ulusal ve uluslararası yayın organlarında araştırmaları, bildirileri ve ayrıca bir kısım makale ve kitapları hakkında kritikler yayımlandı.
Türk Halk Müziği dağarcığına saha araştırmaları ile materyal sağlamak amacıyla 1980 yılından itibaren Trakya ve Anadolu'nun çeşitli yörelerinde ve ayrıca Azerbaycan ve Kazakistan'ın çeşitli şehirlerinde derlemeler yaptı [1990-1991]. Saha araştırmalarında 1000'i aşkın ezgi ve ayrıca folklorik / etnografik materyaller derledi ve bunların bir kısmını yayımladı. Azerbaycan ve Kazakistan'da bulunduğu süre içinde anonim halk müziği, âşık müziği ve müzik eğitim sistemleri üzerine de çalışma imkânı buldu.
Yurt içi ve yurt dışında çeşitli topluluklarla konserlere katıldı; kültürel amaçlı açıklamalı konserler ve kültür-sanat ağırlıklı programlar hazırlayıp sundu ve yönetti. Repertuvar seçici ve müzik yönetmeni olarak albüm çalışmalarına katıldı.
Çeşitli kitapların editörlüğünü de üstlenen Süleyman Şenel, TRT başta olmak üzere çok sayıda radyo ve televizyonun müzik-eğitim-kültür-sanat programlarına konuşmacı olarak katıldı, programlar hazırladı ve/veya danışmanlıklar yaptı. Ayrıca, bazı resmi ve özel sanat kurumlarda da danışmanlık görevlerinde bulundu/bulunmakta.
İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müzikoloji Bölümü'nde Etnomüzikoloji ve Müzikoloji Anabilim Dalı Başkanlıkları görevlerini üstlenen ve halen aynı kurumda çalışmalarını sürdürmekte olan Süleyman Şenel'in yayımlanmış 10, yayına hazır 5 kitabı bulunmaktadır. Yayımlanmış kitapları ile makale ve bildirilerinden bazıları şunlardır:
Kitapları:
Trabzon Bölgesi Halk Musikisine Giriş [1994],
Sadi Yaver Ataman [1995],
Kastamonulu Âşık Yorgansız Hakkı Çavuş [1997],
Türk İstanbul (Yazarı: Sadi Yaver Ataman/Yayına Hazırlayan: Süleyman Şenel) [1997],
Cemile Cevher/Hayatı-Sanat Hayatı [2000],
Béla Bartòk Panel Bildirileri / Türkiye'ye Gelişinin 60. Yıldönümü Anısına (Yayına Hazırlayan: Süleyman Şenel) [2000],
Musikili Arzu-Kamber Hikayesi (Taşköprü Ağzı) [2002],
Geleneksel Türk Müziği Çalgıları (Türkçe-İngilizce) [2002],
Eski Safranbolu Hayatı (Yazarı: Sadi Yaver Ataman / Genişleterek Yayına Hazırlayan: Süleyman Şenel) [2004],
Reşad Ekrem Koçu: İstanbul Konuşmaları (Hazırlayan: Süleyman Şenel) / Kitap+Cd [2005],
Kastamonu'da Âşık Fasılları (Türler/Çeşitler/Çeşitlemeler), 2 Cilt (İnceleme ve Notalar) [Baskıda].
Bazı Makale ve Bildirileri:
Dâru'l-Elhân Heyeti Tarafından Fonoğrafla Derlenen İlk Türkü Türk Folkloru Belleten/1987 [1987],
Cide'de Gelin Savu (Sağu)su, Kubbealtı Akademi Mecmuası [1988],
Âşık Musikisi T.D.V.İslam Ansiklopedisi [1991],
Türk Halk Musikisinde Uzun Hava Tanımları ve Bu Tanımlar Etrafında Ortaya Çıkan Problemler IV. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri [1992],
Türk Halk Musikisi Konusunda Yayımlanmamış Beş Kitap Müteferrika [1994],
Destancı Mehmet Kemâlî'nin İki Destânı Müteferrika [1995],Mahmut Ragıp Gazimihal'in Yayımlanmamış Bir Kitabı Müteferrika [1995],
Hacıbeyli, Üzeyir TDV İslâm Ansiklopedisi [1996], Halk Musikisi TDV İslâm Ansiklopedisi [1997], Hindemith'den Saz Tamircilerine [Saz Tamircisi İçin İş Talimatı] Tarih ve Toplum [1997],M. R. Gazimihâl'in Tuttuğu Notlardan: Ankara Devlet Konservatuvarı'nın Kuruluşu Aşamasında Müzik Adamlarının Görüşleri Orkestra [1997], Türk Halk Müziğinde Beste, Makam ve Ayak Terimleri Hakkında V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi [1997], Âşık Edebiyatı Türlerinin Belirlenmesinde Musiki Unsuru VII. Türk Halk Edebiyatı Semineri [2001],
Kitâb-ı Dede Korkut'ta Rastlanan Musiki Tâbirleri Işığında Türk Halk Musikisini Besleyen Anlatı Türüne Dayalı Tanımlanmamış İki Alt Musiki Türü Hakkında Düşünceler II. Müzikoloji Sempozyumu[2001],
Azerbaycan'da Meyhana , Türkler Ansiklopedisi [2002], Sarı Gelin Türküsünün Kültürlerarası Kaynaşmalar Bakımından Düşündürdükleri Motif Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri [2005],
Kastamonu'da Derlenmiş Üç Musikili Satranç İ. Gündağ Kayaoğlu'na Armağan [2005],
Kastamonu'da Goşma , II. Kastamonu Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri [2005],
Pertev Naili Boratav'ın Nasreddin Hoca Kitabında Yer Alan Fıkralardaki Musikiye Dair Terim ve Deyimler Üzerine Düşünceler, Nasreddin Hoca Kitabı [2005], vd'
Not: Bu biyografi, Sayın Süleyman Şenel'in izniyle, Kastamonu da Aşık Fasılları adlı kitaptan alınmıştır.
İstanbul Barosu GENEL SEKRETER
Av. Hüseyin ÖZBEK (16214)
1951 yılında Kastamonu'da doğdu. Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü'nü bitirdi. Türkçe Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Halen İstanbul Barosu Baro Meclisi Divan Üyesi ve İnsan Hakları Merkezi Başkan Yardımcısıdır. Değişik gazete ve dergilerde yayınlanmış makaleleri vardır. Araştırma, deneme ve edebiyat eleştirileri kitap olarak yayınlanmıştır. Çevre ve Kültür Değerleri Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL) Yüksek Danışma Kurulu üyesidir. Evli ve iki çocuk babasıdır.
Erdoğan Öner
Necmi Yüzbaşıoğlu 1956'da Kastamonu'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1977'de mezun oldu. Aynı Fakültede 1986'da hukuk doktoru, 1987'de yardımcı doçent, 1991'de doçent ve 1996'da da profesör oldu. İÜ Hukuk Fakültesinde uzun süre Dekan Yardımcılığı ve Fakülte Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Halen Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı'nda profesör olarak görev yapmaktadır.
Başlıca yayınları: Parlamenter Rejimlerde ve Türkiye'de Yürütme Kuvveti (doktora tezi), Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Blôku, Türkiye'de Kanun Hükmünde Kararnameler Rejimi, Türkiye'de Uygulanan Seçim Sistemleri ve Bunlara İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararlarına Göre Nasıl Bir Seçim Sistemi.
İhsan Menteş
İhsan Mendeş / Biyografi
1958 yılında Kastamonu'da doğdu. Müzik çalışmalarına altı yaşında mandolin ve bağlama çalarak başladı. Ortaokul yıllarından itibaren Ankara'ya gelişiyle birlikte birçok TRT sanatçısına okul olan Halkevleri Genel Merkezi, Halk Türküleri Örnek Topluluğu'nda çalışmaya başladı. Bir süre sonra çok genç yaşına rağmen, bu topluluğun bağlama grubu şefliğine yükselen sanatçı, açtığı bağlama kurslarında birçok öğrenci yetiştirdi.
Daha sonra, yaylı sazlara olan ilgisi nedeniyle, kemaneye yönelen İhsan Mendeş, 1981 yılında TRT'nin açmış olduğu sanatçı sınavında başarı göstererek, anılan kurumda göreve başladı, yurt içi ve yurt dışında Türkiye'yi başarıyla temsil etti.
Yaygın olarak Ege bölgesinin Teke yöresinde çalınan ve bilinen kabak kemaneyi, kendine özgü üslubu ve çalış stiliyle geniş kitlelere ulaştırdı. Sazını tüm Türkiye'ye sevdirerek yurdumuzun tüm yörelerinin ezgilerinde kullanılmasını sağlayan sanatçı, ünlü birçok sanatçıya sahne ve albümlerinde eşlik etmiş, yeni nesil kemane sanatçılarının örnek aldığı bir kişi olmuştur.
Anadolu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Bölümü mezunu olan ve uzun yıllar TRT Genel Müdürlüğü Merkez Denetleme Kurulu üyeliği de yapan İhsan Mendeş, halen TRT İstanbul Radyosu saz sanatçısı görevine devam etmekte olup, evli ve bir çocuk babasıdır.
Kurucumuz Dr. Salih Osmanoğlu
1921yılında İnebolu kökenli bir ailenin çocuğu olarak İnebolu'da doğdu. 1927-1937 yılları arasında ilk ve orta okulu Samsun'da okudu. Daha sonra babasının Samsun'da vefat etmesi üzerine ailece İnebolu'ya döndüler. Lise tahsilini 1940 yılında Kastamonu'da tamamladı. Liseden mezun olduktan sonra girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini hem çalışarak, hem okuyarak, hiç sene kaybetmeden 1946 yılında bitirdi. Askerlik ve zorunlu hekimlik hizmetini Anadolu'da tamamladıktan sonra İstanbul'a dönüp Haseki Eğitim Hastanesinde 1953-1956 yılları arasında İç Hastalıkları ( Dahiliye ) ihtisasını tamamladı. Daha sonra bu klinikte uzun yıllar başasistanlık yaptı. Bu arada Almanya‘ya giderek mesleki araştırma ve çalışmalarda bulunmuş, Türkiye'de yapılmaya başlanan karaciğer iğne biyopsisini ve karaciğer fonksiyon testlerini uygulama alanına sokan hekimlerden biri olmuştur.
Tüm bu faaliyetlerden sonra, 1956 yılında kurmuş olduğu Laleli Teşhis Kliniğindeki hizmeti daha arttırmak ve özel işlerine daha fazla zaman ayırmak için 1965 yılında Haseki Hastanesinden ayrılmıştır.
Bunun sonucunda 1966 yılında İstanbul'un ilk çağdaş laboratuvarlarından biri olan Nişantaşı Laboratuarını Tıp Fakültesinden sınıf arkadaşı Prof. Dr. Suat Vural ile birlikte kurmuşlardır.Yine aynı yıl Laleli Teşhis Kliniğini 30 yataklı özel bir hastane haline getirmiştir. Geçen yıllar Dr. Salih Osmanoğlu'nun bu meslekte; kurucu, geliştirici ve lider kişiliğini daha da göstermektedir.
1972 yılında 18 hekim arkadaşı ile beraber temelini attığı Aksaray Vatan Hastanesini 1974 yılında Türkiye'nin ilk ve en büyük 200 yataklı Özel Hastanesi olarak hizmete sunmuştur. 1981 yılında, Laleli Teşhis Kliniğinin hastane kısmını kapatmış, poliklinik kısmını Kızılay derneğine hibe etmiş ve Şişli'de hekim arkadaşları Dr. Kemal Akay ve Dr. Baki Kadıoğlu ile birlikte Osmanoğlu Kliniğini kurmuştur. Halen ileri ülkelerin tıbbi şartlarına uygun, en gelişmiş metod, ekipman ve personelle sağlık hizmeti vermekte olan Osmanoğlu Kliniğinin Yönetim Kurulu başkanıdır.
Hayatı boyunca yardım ve memleket geliştirme vakıflarında, maddi ve manevi en aktif üye olarak çalışan Dr. Salih Osmanoğlu hemşehrileri ile birlikte kurmuş olduğu İnebolu Sağlık ve Eğitim Vakfı ile geçmişte ve halen yüzlerce öğrenciye burs vermiş, İnebolu Bölge Azize ana ilkokulu, İnebolu Huzur evini yaptırmış, Bülent Özyürük Bölge İlkokulunun da yapılmasını sağlamıştır.
Dr. Salih Osmanoğlu evli, iki çocuğu ve dört torunu vardır.
PROF.DR. ERGÜN ÇİL
1956 yılında Kastamonu'da doğdu. Orta öğrenimini İstanbul'da yaptı. İstanbul Tıp Fakültesi'ni 1981 yılında bitirdi. Uludağ Üniversitesi, Tıp Fakültesi'nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ihtisası, Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi'nde Pediatrik Kardiyoloji üst ihtisası yaptı.
1995'te doçent, 2001'de profesör oldu. Halen Uludağ Üniversitesi, Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı Başkanlığı görevini sürdürmektedir.
İngilizce bilmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.
Bülent Ecevit
1925 yılında İstanbul'da doğdu. Kastamonu milletvekili ve hekim Prof. Dr. Fahri Ecevit ile ressam Nazlı Ecevit'in oğludur. 1944’te Robert Kolej edebiyat bölümünden mezun oldu. DTFC İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'ndeki öğrenimini İngiltere'ye gitmek için yarım bıraktı. Londra Basın Ataşeliği'nde görev aldı. Ulus,Halkçı ve Yeni Ulus gazetelerinde çalıştı. 1957 yılında CHP'den Ankara milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi. Çalışma bakanlığı, CHP genel sekreterliği ve genel başkanlığı, başbakanlık yaptı. 1980 Darbesi'nin ardından bir süre siyasetten uzak kaldı. 1987 yılında DSP'nin başına geçti. İlk şiirleri Hep Bu Topraktan dergisinde yayımlanan Ecevit'in "Şiirler ve El Ele Büyüttük Sevgiyi adlı iki şiir kitabının yanı sıra çeşitli incelemeleri ve çevirileri vardır.
Kahraman Bostancı
Kahraman Bostancı: 1969'da Kastamonu'da doğdu. İlkokulu Kastamonu Uzunçam köyü ilkokulunda, orta ve lise öğrenimini Kâhta Lisesi'nde tamamladı. Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1993). Aynı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı (Yeni Türk Edebiyatı) Anabilim Dalı'nda Yard. Doç. Dr. Enver Okur yönetiminde hazırladığı Şiir Üzerine Düşünceleri ve Şiir'i Leyâl iyle Suut Kemal Yetkin başlıklı yüksek lisans tezini verdi (1996). Doktora tezini ise Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Suut Kemal Yetkin'in Estetik ve Sanat Anlayışı başlıklı teziyle tamaladı. Halen Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Yard. Doç. Dr. olarak görev yapan Bostancı'nın Mehmet Vahit Bey ve Güzel Sanatlar Üzerine Bir Terminoloji Risalesi başlıklı kitabı yayımlandı. Ayrıca süreli yayınlar ile estetik ve sanat konusundaki makaleleri bulunmaktadır.
PROF. DR. ERDOĞAN DÜNDAR ÖZBENLİ
(1928-1985)
Bölümümüz kurucusu olan ve bu bölümde uzun süre bölüm başkanlığı görevi yapan değerli hocamızı rahmetle anıyoruz...
ÖZGEÇMİŞ
KTÜ jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği bölümünün kurucusu ve ilk bölüm başkanı olan sayın Prof. Dr. Erdoğan Dündar ÖZBENLİ ; 19 Ekim 1928 tarihinde Kastamonu'da doğdu. 1947-1949 yılları arasında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümünde öğrenim gördü. 1949-1950 yılları arasında Yedek subay olarak askerlik hizmetini yaptı. 1955 yılında İstanbul Yıldız Teknik Okulu Harita Kadastro Bölümünden Harita Mühendisi Ünvanı ile mezun oldu.
1955-1957 yılları arasında Bonn Üniversitesi'nde öğrenim görerek Harita Yüksek Mühendisi Unvanını aldı. 1958-1962 Yılları arasında Bonn Üniversitesi, Teorik Jeodezi Enstitüsünde asistanlık ve Profesör Wolf yönetiminde doktora çalışmasını tamamladı. 1962-1964 Yılları arasında Almanya ve Türkiye'de serbest mühendis olarak çalıştı.
1964 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak göreve başladı. 1967 Yılında Doçentliğine yükseldi. Aynı yıl KTÜ Jeodezi Enstitüsünün kurulmasını sağladı ve enstitünün ilk müdürü oldu. 1973 Yılında da Profesörlüğe atandı. Sayın Av. Pakize Özbenli ile evli olan hocamızın üç çocuğu bulunmaktadır. Özbenli hocamız 30 Eylül 1985 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir.
Saygıdeğer hocamız, hoşgörülü, sevecen ve gerçekten beyefendi özellikleriyle herkes tarafından sevilen bir bilim insanıydı. Kendisini saygıyla anıyoruz.
GÖREVLERİ
Prof. Dr. Erdoğan Özbenli; Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliğinin ilk defa teknik üniversite bünyesinde açılmasına öncülük etmiştir.
Karadeniz Teknik Üniversitesi'ndeki öğretim üyeliği süresince; Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölüm Başkanlığı, Yer Bilimleri Fakültesi Dekanlığı, Üniversite Yönetim Kurulu ve Senato Üyeliği ile Üniversitelerarası Kurul Üyeliği görevlerinde bulundu. 1985 yılında Trakya Üniversitesi'ne naklen atandı ve bu üniversite de Rektör Yardımcılığı görevinde bulundu.
BİLİMSEL ÇALIŞMALARI
Trabzon'da 'Türk Jeodezi Derneği'nin kuruculuğunu ve Başkanlığını yaptı ve bu süre içerisinde de 'Jeodezi Bülteni' adlı derginin yayın yönetmenliğini üstlendi. 3 doktora ve 6 yüksek lisans öğrencisi yetiştirmesinin yanı sıra birçok bilimsel yayın yaparak da mesleğe büyük katkılar sağlamıştır. Ölçme Bilgisi, Jeodeziye Giriş ve Jeodezi 1 isimli kitapları ile yurt dışı ve yurt içinde yayınlanmış birçok makalesi bulunmaktadır.
İlkay KAYKU
1972 de Kastamonu'da doğdu. A.Ü. D.T.C.F. Rus Dili ve Edebiyatı bölümü 1993 mezunlarından.ANKARA SANAT TİYATROSU'nun 2002-2003 sezonunda açmış olduğu tiyatro kurslarına katıldı. Halen ilk profesyonel çalışması olan "Sevgili Barış","Peter Pan","Büyümek İstiyorum" ve "Akıllı Hayvanlar" isimli çocuk oyununda görev aldı..
Ali ATA
15.06.1955 yılında Kastamonu'da doğdu.
1977 tarihinde İst.Büyükşehir Bld.Başkanlğı Beykoz Şube Müdürlüğünde görevine başladı.Çeşitli tarihlerde İmar Müdürlüğü , Hesap İşleri Müdürlüğü , Yazı İşleri ve Kararlar Müdürlüğü'nde müdür olarak görev yaptı.Halen İdari İşler Müdürü olarak görevine devam etmektedir.
Evlidir.
SAYMAN
HÜSEYİN BEKİROĞLU
Doğum Yılı ve Yeri: 1959, Kastamonu
Öğrenimi Orta öğrenimini Kastamonu' da lise eğitimini İstanbul' da tamamladı.
Halen Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü 4. sınıfa devam ediyor.
Çalışma Hayatı: Mali Müşavirler Muhasebeciler Birliği Derneği Pendik Şubesinde 1992-1994 yıllarında Saymanlık ve Sekreterlik görevinde bulunmuştur.
1990-1994 yıllarında Oda Temsilci yardımcılığı yapmıştır.
Pendik' te bağımsız olarak mesleki faaliyetini sürdürmektedir.
Halen İSMMMO Oda Saymanıdır.
Kişisel Bilgiler: Evli ve bir çocuk babasıdır.
HİKMET TAN
1337 yılında Kastamonu' da doğdu. Mezuniyetten sonra bir süre Maliye' de ve Vilayet Özel Kaleminde çalıştı. Sonra Emniyete intisab etti ve buradan emekli oldu. Türkiye Yardım sevenler Derneğine 27 yıldır hizmet etmekte olup halen Derneğin Başkanıdır.
Hasan Yılmaz
30 Nisan 2006
Unkapanı karşısı, plakçılar çarşısı keriz şöhret oluyor, başlıyor macerası manisine aldırmadı, altın plak kaptı
Şermin TERZİ (Hürriyet-Pazar-30 Nisan 2006)
Hasan Yılmaz (39), adını geçen haftaya kadar ne biliyordum ne de duymuştum. MÜYAP'ın (Müzik Yapımcıları Derneği) ödül töreninde "Bi Saniye Salla" albümünün Candan Erçetin, Şebnem Ferah, Deniz Seki, Kibariye, Ebru Gündeş'in albümleri kadar sattığını öğrenince ister istemez "Kim bu" diye sordum. Albümü 100 binin üzerinde satıp Altın Plak almıştı, üstelik Yılmaz'ın asıl işi kamyon şoförlüğüydü.
Telefon ettim. "Ödül almışsınız tebrik ederim ama sizi hiç tanımıyoruz, kimsiniz" diye sorduğumda beklemediğim bir cevap geldi: "Beni tanımamak sizin ayıbınızdır!" Bıçkın tavrı, görüşmek üzere gazeteye davet ettiğimde sürdü: "Hürriyet yıkılacak haberiniz olsun." Ertesi gün kamyonuyla geldiğinde iyice açılmıştı: "Beni kısa boylu çirkin bir şey sanıyordunuz değil mi, 1.80 boyum var." Hasan Yılmaz, çoktan havaya girmiş. Şarkıcıyım, demek tu kaka olduğu için, o da kendine "sanatçıyım" diyor. Hatta "Türkiş star".
Aslında Kastamonulu ama "Ankara Havası"yla yakalamış başarıyı. Ankaralı Turgut, Ankaralı Namık türevi fenomenlerin çizgisinde.
16 yaşında Kastamonu'dan İstanbul'a göç ettiğinde BMC marka kamyonla başlamış serüveni. "Nakliyatçılık yapıyordum ama hep şarkı söylüyordum. İçimde deli bir volkan kaynıyordu" diyor.
10 yıl kamyonlarda direksiyon salladıktan sonra, yaptığı bir kaza işinden soğutmuş onu. "Çıktığım vitesle iniyordum, karşı şeritte bir araç biraz yalpalayarak yol alıyordu. Sarhoş herhalde diye düşündüm. Ben daha bunları düşünürken, adam karşı şeritten gelip kamyonun altına girdi ve öldü. Ben de o günden sonra kamyonculuktan soğudum." Artık direksiyon başına geçmiyor. Kamyonlarında ailenin diğer erkekleri çalışıyor.
Kaderi Tarabya'daki bir Karadenizliler gecesinde değişmiş. Bir ara mikrofon kendine uzatılınca şarkı söylemiş ve bir Unkapanı yapımcısı Türk filmlerindeki gibi kartını uzatıp, "Bana bir uğra" demiş.
"Unkapanı karşısı, plakçılar çarşısı, keriz şöhret oluyor, başlıyor macerası, demedim hiç. Unkapanı'ndaki afişlere bakar, oralarda kendimi hayal ederdim. Bu şarkıcılar kadar afişim asılacak mı acaba, diye iç geçirirdim."
ATEŞİNLE YAK DEDİM KİBRİT BİLE ÇAKMADI
Ve 1998'de ilk kasedi "Acımasız Yıllar" Kastamonulu Hasan adıyla çıkmış. Kaset tutunca ikinci albüm, "Davacıyım hakim bey, bu kız kalbimi çaldı" ile Unkapanı’nda adını duyurmaya başlamış. Üçüncü kasedinin adı "Döktür Muazzez." Sözleri ise evlere şenlik: "Bacacılar yüksek yapar bacayı, şimdiki kızlar asfaltta bulur kocayı."
Kendi camiasında yavaş yavaş tanınması tevazuundan bir şey kaybettirmemiş: "Pavyonda çalışıyorum, gazinoda çalışıyorum diye kimseye hava atmadım. İstanbul’un elit mekanlarında isteklere gidiyordum."
Hasan Yılmaz'ı sadece şarkı söylüyor sanmayın, söz de yazıyor. Komple sanatçı: "Bi saniye bakmadı, aşkım dedim takmadı, ateşinle yak dedim, kibrit bile çakmadı..."
Söz kırık aşk hikayelerinden açılmışken bir başka örnek: "Oha oldum kal geldi, gül beklerken dal geldi, ne çok sevmiştim seni, ayrılması zor geldi. Alana mani olmam, seni zaten silmişim, babamı anam sandım, ben kafayı yemişim."
Hasan Yılmaz'a, "Bu sözlerin sepet sepet yumurta, sakın beni unutma"dan ne farkı var diye soruyorum. "O da mani, bunlar da mani. Ama sözler ve müzikler uyumlu olunca bu eserler ortaya çıkıyor" diye cevap veriyor.
BİR ŞARKIDA 20 İLÇE ADI
Ödüllü bir şarkıcı olmadan önce, boş zamanlarında kamyonculuğa devam ediyormuş. Kadirşinas bir kamyoncu olduğu için de molalarını yine kamyoncu tesislerinde veriyormuş. "Tesislere bir girdim. Baktım karşımda bir afiş. Kim demiş kamyon şoföründen sanatçı olmaz, işte size Hasan Yılmaz yazıyor. Çok gururlandım."
Kastamonulu Hasan Yılmaz adıyla yeterince tanınıp kendini kanıtladıktan sonra, "Artık Türkiye beni tanımalı" diye düşünür. Dördüncü albümü "Neredesin"de artık Kastamonulu Hasan Yılmaz değil, sadece Hasan Yılmaz’dır. Tabii bu işin bir riski vardır. Ya Kastamonulu hemşerileri küserse? Türk aklının ince tezahürü hemen ortaya çıkar: "Neredesin eserimin amacı Kastamonulu hemşerilerimi üzmemekti. Kastamonu'da 20 ilçe var. Öyle sözler yazdım ki, bir şarkıya 20 ilçenin adını sığdırdım. Böylece kimse bana küsmedi".
Peki hemşerileri tarafından sevilmesi karnını doyurmasına yetiyor muydu? Edebiyattan dem vurarak cevaplıyor: "Türk edebiyatında bir telaffuz vardır hani, kol saati alıyorum diye. Kasetlerim var ama ben güzel kol saatleri alıyordum."
EKRANDAKİLERİ EMPOZE EDERİM
İş bitirici, Türk kafası her daim çalıştığı için, Beyazıt Öztürk'ün programından bile ilham alır: "Beyaz’ı izliyordum. Telefonla bağlanan bir seyirciye, döncem ben sana, dedi. Lafı hemen yakaladım. Bundan bir şarkı patlatırım, diye düşündüm. Sonra da yazdım sözleri: Hep arıyon, arıyon, işim var anlamıyon, bir de bana kızıyon, niye naz yapıyon, döncem ben sana döncem... Bu sözlerden sonra olayım bitti. Patladım."
İnfilak şöyle oluyor: İbrahim Tatlıses, Ankara Bent Deresi'ndeki kasetçilere, "Bu aralar kim çok dinleniyor" diye soruyor. Onlar da adres olarak Hasan Yılmaz'ı gösteriyor. Televizyonların önünde beklediği, beni programa çıkarın diye yalvardığı günler bitiyor ve şans Yılmaz'ın ayağına geliyor, İbo Şov'a çıkıyor.
"Mimiklerimle, hareketlerimle oynak biriyim. Yüksek reyting aldım, çıkış yakaladım. Türkiye'nin yüzde 70'i beni tanıdı. Ekranın karşısındaki herkesi empoze ettim, bende bir elektrik var." Empoze etmekten kastının ne olduğunu anlamadığım için, soru işaretli gözlerle kendisine baktım. Açıkladı: "Yani kendimi sevdiriyorum".
ALBÜMDEKİ ŞARKILARDAN SÖZLER
YTL
YTL de yavrum YTL
Nerde kaldı ETL (Eski Türk
Lirası'nı kastediyor)
Anan görecek bizi
Biraz öte git ele
Çek yakamdan elini
Kıracan mı belimi
Anan nerden bulacak
Senin gibi gelini
SALLA
Ceketimin kolu yok
Çapkınlığın sonu yok
Aramassan arama
Zaten bende kontür yok
Adım çıktı dokuza
İnmez oldu sekize
Gözlerime iyi bak
Benziyom mu kerize
ŞANZELİZE'DE BİR BAKTIM ARAP BİR KARDEŞİMİZ, SALLA'YA
REMIX YAPMIŞ
Kendisini Ankaralı Turgut ya da Ankaralı Namık'la kıyaslayanlara da kızıyor Hasan Yılmaz. "Ankaralı müziği onların tekelinde mi? Ben İç Anadolu müziği yapıyorum. Muharrem Ertaş, Çekiç Ali gibileri örnek alıyorum. Ötekiler beni ilgilendirmez." Türkçe'yi Zeki Müren ve Bülent Ersoy gibi konuşmak istiyor. Tarkan gibi olmayı hayal ediyor. Yurtdışı konserlerimde onu yabancılarla tanıştırırken, "Türkiş Star" demelerinden memnun oluyor. Sanatın yaşı olmaz diye ağır bir laf ediyor: "Bak Fedon kaç yaşında şöhret oldu. Bir abi daha vardı neydi adı. Hah İlhan Abi. İlhan Şeşen." Ha bu arada biz Hasan Yılmaz'ı yeni keşfediyoruz ama meğer Araplar bizden önce keşfetmiş: "Şanzelize Meydanı'nda yürürken, Arapların bir diskoteğinin önünden geçiyordum. Bir baktım 'Salla' parçasını Arap bir kardeşimiz remix yapmış, çalıyor. Çok duygulandım."
|
|