|
BEŞİKDAĞI NIN EFSANESİ
Yaylacılığın canlı olduğu yıllarda, Gökçeköylüler yaylaya göçmüştür. Bir aile köydeki işlerini toparlayamadığı ve hazırlıklarını tamamlayamadığı için birkaç gün gecikmişlerdir. Toparlandıklarında hemen alelacele yola çıkarlar.
Ailenin, biri bir haftalık olmak üzere, dokuz oğlu vardır. Her biri yaylada kullanılacak eşyaları yüklenmiştir. Yükleri çok ağırdır. Sırtlarındaki ağır yüklerle saatlerce yürüdükten sonra ormanlarına çıkarlar. Hepsi çok yorulmuştur. Fakat hem yük hem de bir haftalık bebeği taşıdığı için anne daha çok yorulmuştur. Artık gidecek gücü kalmamıştır.
Daha fazla bu hâlde yola devam edemeyeceğini anlayan annenin aklına bir fikir gelir. Biraz tereddüt ettikten sonra kocasının kulağına: Nasıl olsa yetişkin sekiz oğlumuz var. Ben bu çocuğu taşıyamıyorum. Şuracıkta bir ağacın kovuğuna bırakalım. Bu da olmayıversin.der. Kocası önce kabul etmez. Fakat bakar ki olacak gibi değil. Karısının dediğini yapar. Bir ağaç kovuğu bulurlar. Küçük bebeği buraya bırakıp yollarına devam ederler, yaylaya çıkarlar.
Yaylayı o yıl bir salgın hastalık kasıp kavurur. Bu salgın hastalık genç ihtiyar demez, çok sayıda insanın ölümüne sebep olur. Bu ailenin sekiz yetişkin erkek evlâdı da ölenler arasındadır. Aile harap olur. Aynı yıl içerisinde dokuz çocuğu kaybetmenin üzüntüsü içerisinde çaresiz köylerine dönmeye karar verirler.
Dönerken ormana ulaştıklarında bıraktıkları en küçük çocukları akıllarına gelir. Oturup hem diğer çocukları hem de burada bıraktıkları bebek için feryat ederek ağlarlar. Sakinleşince: Gidip bebeğimizin kemiklerini olsun görelim. derler. Karı koca bebeği bıraktıkları ağacın yanına yaklaşınca ağacın dibinden büyük bir kuş uçar. Bir keçi de yanında beklemekte. Anne: Eyvah! Bebeğimi şimdi bu kuş yedi gidiyor. Keşke birkaç dakika evvel gelseydik. der. Bu arada bebeğin ağlama sesini duyarlar. Koşarlar, bakarlar ki bebek yaşıyor. Hem de sağlıklı olarak. Hatta etlenmiş, butlanmıştır. Dünya anne ve babanın olur. Hemen çocuğu alırlar. Sevinerek yola devem ederler. Fakat biraz önce çocuğun yanından kalkan elik keçisi bunların peşini bırakmaz. Feryat edip bağırmaktadır. Onlar ilerde keçi arkada köye kadar gelirler.
Keçiyi köyden uzaklaştıramazlar. Bakarlar olacak gibi değil. Bebeği beşikle birlikte bir dağın zirvesine çıkarırlar. Keçi gelip bebeği emzirir, sever, okşar, geri gider. Bir sonraki gün tekrar geri gelir. Aile de her gün aynı işi çocuk büyüyene kadar yapar. Çocuk büyüyünce keçi kaybolup gider.
Bu çocuk Bayraktar ailesinin devamını sağlar. Beşiği bıraktıkları yerin ismi Beşikdağı olur. Yakın zamanda Beşikdağı nın eteklerinde yerleşim yeri kurulur. Beşikdağı nın eteklerinde olduğu için buraya Beşikdüzü ismi verilir. Yani Trabzon a bağlı Beşikdüzü ilçesinin isminin alması bu efsaneye dayanmaktadır. Beşikdüzü ve yakın bölgede, elik keçisinin vurulmasının uğursuzluk getirdiğine inanılır. Halk elik keçisi vuranın iflah olmayacağını söylüyor. Hatta, bir kişinin elik keçisi vurduğunu, bir ay sonra da aynı tüfekle o kişinin oğlunun vurulduğunu anlatıyorlar.
PİYASALARDA BUGÜN
BU GÜNKÜ DÖVİZ KURLARINI ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ ÜSTTEKİ YAZIYI TIKLAYIN BANA NE KARDEŞİM BENİM PARAM YOK Kİ MERAK EDEYİM DİYORSANIZ BİRAKIN BAŞKASI TIKLASIN
HAVALAR NASIL OLURSA OLSUN AMA SENİN HAVAN GÜZEL OLSUN
TRABZON DA BUGÜNKÜ HAVA DURUMUNU BİLMEK İSTİYORMUSUNUZ
TIKLA HAVA DURUMUNU GÖR DURUMA GÖRE İSTER ŞEMSİYENİ AL İSTERSEN TİŞÖRT Ü NÜ GİY ÖYLE ÇIK DIŞARI BİZDEN SÖYLEMESİ
|