Fethullah
Gülen hocanın teşviki ile yurtdışında açılan eğitim kurumları ile ilgili Yeni
Aktüel dergisinde çıkan haber metni
(Bu
bilgiler Yeni Aktüel Dergisinin 11 Ekim 2005 tarihli sayısında
yayınlanmıştır. -http://www.yeniaktuel.com.tr-
Bilgileri
bana ulaştıran Sayın Selçuk Tepeli’ye teşekkür ederim.)
Fethullah
Gülen’in eğitim imparatorluğu
Türkiye’de
üniversiteye hazırlık kursları açarak eğitim faaliyetlerine girişen Fethullah Gülen taraftarları 95 ülkede açtıkları okullarda 100 binden
fazla Türk ve yabancı öğrenciyi eğitiyor.
Bugüne
dek hakkındaki tartışmalarla sık sık gündeme gelen Fethullah Gülen’in ve izleyicilerinin en az bilinen
özelliği Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde açtığı okullar. 1970’li
yılların sonunda eğitim alanında faaliyete geçen Gülen’in takipçileri 25-30 yıllık bir süre içinde beş kıtaya yayıldı.
Gülen
yanlıları tarafından açılan dünyanın çeşitli yerlerindeki, özellikle de Afrika’daki
okulları inceleyen gazeteci Tuncay Opçin, araştırma
amacıyla Afrika’ya üç gezi gerçekleştirdi. Bu geziler sırasında edinilen bilgilerle
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın verilerine göre Gülen’i izleyenler 95 ülkede
pek çok okul, kültür merkezi, dil okulu ve üniversite açtı. Toplam 500’ü
bulan bu eğitim kurumlarında dört bin öğretmen görev yapıyor, farklı uluslardan
100 bin öğrenci eğitim görüyor. Sadece Afrika’daki 27 ülkede yaklaşık 15 bin
öğrenci Türkler tarafından açılan okullarda okuyor.
Son
derece kaliteli bir eğitim verilen okullardaki eğitimci kadrosunun nitelikleri de
üst düzeyde. Opçin, öğretmenlerin hepsinin
Türkiye’nin İngilizce eğitim veren Boğaziçi, ODTÜ ve Marmara gibi
üniversitelerin mezunları olduğunu belirtiyor. Gülen’in okullarının öğrencileri
de bulundukları
ülkelerin eğitim standardının çok üzerinde bir eğitim görüyor. Bu
sayede İngilizce ve Türkçe’ye vakıf olabildikleri
gibi matematik, fizik, kimya gibi derslerde de ulusal ve uluslararası başarılar elde
ediyorlar. Örneğin Filipinlerin en ücra kentlerinden Zamboanga’da bulunan okuldaki öğrencilerden biri Güney
Asya’daki uluslararası matematik yarışmasında üçüncülük elde etmiş. Güney
Afrika’daki okullardan biriyse 30 bin kişinin katıldığı matematik yarışmasında
ilk 100’e üç öğrenci sokmuş. Kenya’daysa biyoloji ve fizik dallarındaki
uluslararası yarışmaya katılacak milli takımı kurma görevi Gülen’in okuluna
verildi.
Bu
başarılar nedeniyle pek çok veli çocuğunun Gülen’in okulunda öğrenim
görmesinden hoşnut ve okulların büyük bölümü paralı olmasına karşın öğrenci
bulmakta güçlük çekmiyor.
Gülen’in
okulları yoksul
ama zeki öğrencilere da burs olanağı da sağlıyor. Okulların bir
başka dikkat çeken özelliği veliler arasında o ülkenin üst düzey yöneticilerinin çokluğu!
Örneğin Kenya Yargıtay Başkanı Muhammed Emin Amin’in, Malavi Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Muhammed Kuleysi’nin çocukları bu okullarda okuyup, Türkçe
öğreniyor. Orta Asya’da yöneticilerin çocukları da Türk okullarını tercih
etmekte. Bu bölgedeki okulları inceleyip bir kitap yazan Bayram Balcı bu
durumun seçkincilik eleştirileri doğurduğunu belirtiyor. Balcı’nın
bir diğer eleştirisi Orta Asya’da eğitimin kızlardan çok erkeklere verilmesi yüzünden
cinsler arasında ayrım güdülmesi. Nitekim Afrika’nın Malavi
ve Kenya ülkelerindeki bazı okullara da kız öğrenci kabul edilmiyor. Okul
yöneticileri yatılı eğitim nedeniyle bu kararı aldıklarını belirtiyor. Ama cinsiyet
ayrımcılığı eleştirisi Afrika’daki bazı okullar için geçerli değil. Ayrıca Filipinler’deki okullarda ve Güney Amerika’daki kültür
merkezlerinde de bir ayrım uygulanmıyor.
Fethullah Gülen, Yeni Aktüel’in sorularını
yanıtlarken okullar
sayesinde kurulan köprünün iyi değerlendirilmesi halinde ekonomik ve siyasi
faydalar sağlanabileceğini belirtiyor. Türk okullarıyla Türk
şirketlerinin çalışmaları arasında da paralellik görülüyor. Örneğin okulların
kurulmasının ardından Türk işadamları Güney Afrika Cumhuriyeti’nde milyonlarca
dolarlık bir battaniye pazarını ele geçirdi. Nijerya’da da Türk müteahhitler
milyonlarca dolarlık ihaleler almaya başladı. Gülen taraftarları son dönemde
yaşanan Rus turist patlamasında da bu ülkedeki okulların payı olduğunu
vurguluyor.
Okul seferberliği camide başladı
Fethullah
Gülen taraftarlarının beş kıtaya yayılan eğitim faaliyetleri 1970’lerde
camilerde verilen vaazlarla başlamıştı.
1990’ların başında Fethullah
Gülen’in ‘tavsiyelerine’ uyarak öncelikle Orta Asya’ya ‘hicret eden’ Türk
eğitimciler ve işadamları bu bölgede başladıkları eğitim faaliyetlerini
dünyanın her yanına yaydı. Artık
Japonya’dan ABD’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada faaliyet gösteriyor. Gülen
ve taraftarlarının eğitim alanına ilgi göstermeye başlamasıysa 35 yıl önce
gerçekleşti.
Fethullah
Gülen 1970’lerden itibaren kendisini izleyenleri eğitime yatırım yapmaya
çağırıyordu. İzmir’de, Bornova Merkez Camii’ndeki vaizliği sırasında cemaatini
sürekli olarak bu yönde teşvik etti. Bunun sonucu olarak cemaatinin mensupları bu
alandaki ilk adımı 1979’da attı.
Akyazılı Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı’nın idaresinde İzmir’de üniversiteye
hazırlık kursu açıldı. Bunu İzmir’de açılan öğrenci yurtları izledi. On yıllık
bir süre içinde kurslar ve yurtlar tüm Türkiye’ye yayıldı.
Zamanla
hareketin eğitim faaliyeti daha da genişledi. Fatih, Yamanlar, Aziziye,
Samanyolu gibi bir dizi okul açıldı. Hepsi paralı olan bu okullar özellikle
muhafazakâr ve liberal sağın elit aileleri için çekim merkezi haline geldi.
Hareket 1991’de Sovyetler Birliği dağıldığında
eğitim konusunda 10 yıllık bir deneyime sahipti. Ayrıca daha Sovyetler Birliği dağılmadan önce Gülen’e
yakın bazı isimler Orta Asya’da okul açmanın yollarını araştırmaya başlamıştı.
Gülen de İzmir ve İstanbul’daki çeşitli camilerde verdiği vaazlarda Orta
Asya’dan söz ediyordu. Orta Asya’daki soydaşların imdadına koşmaktan
bahsediyor, Hicret’i anlattıktan sonra işadamları ve öğretmenleri bu bölgeye gitmeye
teşvik ediyordu.
Gülen,
Orta Asya konusundaki en büyük çıkışını 1989 yılının kasım ayında Süleymaniye
Camii’ndeki vaazda yaptı ve kalabalık bir topluluğa dünyadaki yeni süreci
anlattı ve “Umre’ye Hac’ca gitme diyemem. Hac farzdır. Ama fırsatı olan Orta
Asya’ya gitsin” dedi.
Gülen’in
ısrarlı tavrı ilk meyvesini 11 Ocak 1990’da verdi. 11 kişilik bir işadamı grubu
Gürcistan’ın Batum kentini ziyaret etti. 28 Mayıs’taysa
bu kez 37 kişilik bir grup Batum’da bir süre
kaldıktan sonra Azerbaycan’a geçti. Bu grup hem geziyor, hem okul açmak ve
Türkiye’ye öğrenci transfer etmek için mevzuatı araştırıyordu. Gezinin ardından
Türkiye’nin her yanında isimleri yurtdışındaki okullarla anılacak şirketler
kuruldu; tıpkı Başkent Eğitim Şirketi, Silm Anonim
Şirketi gibi.
Gazeteci-akademisyen
Ali Bayramoğlu o dönemde gelişmeleri bir
‘seferberlik’ olarak değerlendiriyor ve Fethullah
Gülen’i izleyenlerin Özbekistan ile Türkmenistan’da ne kadar geniş bir eğitim
ağı kurduğunu belirtiyordu. Bayramoğlu
değerlendirmesinde “Bu dev eğitim örgütlenmesine anlam katan ayırt edici
özellik, mali ve insani kaynağın tamamen cemaatten gelmesi, yani cemaatin
insani ve mali kaynak seferberliğindeki gücü” diyordu.
Fethullah
Gülen ise o dönemde Yeni Yüzyıl Gazetesi’nden Hulusi Turgut’a verdiği demeçte bu
gelişmeleri şu sözlerle açıklıyordu: “Türkiye dünyadan koparılamaz, koparılınca
ağaçtan kopmuş bir dal gibi canlı kalamaz, kurur. Türkiye’nin dünyayla entegrasyon içinde olması lazım. Böyle bir entegrasyon da bizimle yürekten bağlantı kurabilecek,
içli-dışlı olabilecek en başta Asya milletleri vardır. Yani, bir nevi Asya
birliği var. Biz aynı sürgünün dalıyız bir yönüyle. Arkadaşlarımı bu sebeple
Asya’ya yönlendirdim. Belki bu bir hayalperestlikti. Başkalarının Asya’da gelip
okul açmaları için hiç boşluk kalmamalıydı. Avrupalılara bile boşluk
kalmamalıydı... Vefalı Türk insanı destekledi ve Orta Asya’daki okullar açıldı.
Bazıları şimdi kendi yağıyla kavruluyor. Bugüne kadar onlara omuz verilmeseydi,
bu işi orada götürmek mümkün olamayacaktı. Elimize bir fırsat geçti, bunu
inanarak ve sorumluluk şuuru içinde değerlendirmeye çalıştık...”
Türk okullarıyla bizzat ilgilenenlerden
biri de eski cumhurbaşkanı Turgut
Özal’dı. Özal, Özbek ve Kazak liderlerle kişisel olarak temasa geçmekten çekinmedi.
Ancak 1997 yılında başlayan 28 Şubat süreci de yurtdışındaki okullara yönelik
siyasi desteği kesmedi. Hatta dönemin Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel, Gürcistan Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze’ye yazdığı bir mektupla okullara destek verdiğini
belirtti.
Bugün
“Türk okulları” dendiğinde ilk akla gelen yer Orta Asya! Oysa Türkiye’de ve
Orta Asya’da edindikleri deneyim sayesinde Gülen taraftarları eğitim alanında
artık küresel bir oyuncu konumuna geldi. Bulunduğu ülkenin devlet yönetimi karşı
çıkmadığı sürece pek çoğundaysa dersler Türkiye’deki öğrencilerin yaptığı gibi
öğrenci andıyla başlıyor:
“Türk’ün,
doğruyum, çalışkanım!”
FETHULLAH GÜLEN’İN İLK
GÖZAĞRISI TÜRK CUMHURİYETLERİYDİ
Orta
Asya’da 40 bin öğrenci!
Türkiye dışındaki ilk eğitim kurumları Türk
cumhuriyetlerinde açıldı. Sovyetler Birliği dağılınca bölgeye koşan Türkler’in kurduğu okullarda halen 40 bin öğrenci öğrenim
görüyor.
Fethullah Gülen
hareketinin eğitim seferberliğinin başladığı ve en güçlü olduğu coğrafya Orta
Asya! Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre bugün
bölgede 40 bin öğrenci Türk okullarında eğitim görüyor.
Bölgede
eğitim seferberliğinin en başarılı olduğu ülkeyse Kazakistan! 1992 yılında bu
ülkeye giden Türkler tarafından iki yıl içinde 29 lise açıldı, dört yıl sonra
da Süleyman Demirel Üniversitesi faaliyete geçti. Arap edebiyatı doktoru Ali
Bayram’ın çalışmaları da Kazakistan’daki başarıda önemli bir rol oynadı.
Gazeteci Tuncay Opçin, 1992 yılında dönemin
Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Bayram için Kazak lider Nursultan
Nazarbayev’e referans mektubu yazmasından sonra Fethullah Gülen’i izleyenlerin bu ülkede rahat çalışma olanağı
bulduğunu belirtiyor. Öyle ki Bayram, Kazakistan Parlamentosu’nun Milli Eğitim
Komisyonu Fahri Üyeliği’ne kadar yükselmeyi başardı. Kazaklar artık
yurtdışından gelip eğitim alanında yatırım yapmak isteyenler için onay vermeden
önce Bayram’ın görüşünü alıyordu.
Bir diğer Orta Asya ülkesi Kırgızistan’da ilk Türk
okulları 1992-1994 arasında açıldı. Çok başarılı olan
bu okulların sayısı 90’ların sonunda gelindiğinde 12’ye yükselmişti. Bu
okullarda İngilizce, Türkçe, Kırgızca ve Rusça eğitim veriliyor. Okullardan biri Alada Üniversitesi. Kırgız-Türk Okulları
Genel Müdürü Yücel Bozkurt, öğrencilerine sadece eğitim vermediklerini, Türk
örf ve adetlerini öğrettiklerini belirtiyor. Bunun sonucunda öğrencilerin
ailelerinde bağlar güçlenmiş, ayrılmış olan anne-babalardan 30-35’i yeniden
birleşmiş.
Türkmenistan’daki Türk okullarının da 13 yıllık
geçmişi bulunuyor. Buradaki 20 Türk okulunun son beşi Türkmenistan Devlet
Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı’nın
özel isteği üzerine açıldı. Türk eğitim kurumları arasında başkent Aşkabad’taki Uluslararası Türkmen-Türk Üniversitesi de
bulunuyor. Türkmenbaşı okullardan o kadar memnun ki bu
kurumlara maddi yardımda bulunanlara Türkmen vatandaşlığı verdi.
Hareketin baltayı taşa vurduğu ülke Özbekistan. Bu
ülkede 18 Türk okulu bulunuyordu. 1995’te muhalif
Özbek lider Muhammed Salih, Gülen’e yakın Zaman Gazetesi’ni ziyaret edince
okullar kapatıldı. Özbek lider ancak
dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in devreye girmesiyle geri adım attı. Ancak
iki yıl sonra Türkiye’de Refahyol hükümeti döneminde
‘laiklik krizi’ yaşanınca Özbekistan’daki okullar yine dara düştü. Kerimov, Türk okullarının ‘Nurculuk tarikatı tarafından
kurulduğunu’ gerekçe göstererek 1998’de kapatma kararı aldı. Açık kalmayı
başaran tek okul ise başkent Taşkent’teki International
School.
Fethullah
Gülen okulları Afrika kıtasını da baştan başa kaplamış
durumda. Cemaatin 27 Afrika ülkesinde bulunan 38 okulunda 15 binden fazla
öğrenci eğitim görüyor.
Fethullah
Gülen taraftarlarına ait eğitim seferberliğinin sürdürüldüğü kıtalardan biri de
54 ülkede
800 milyondan fazla insanın yaşadığı Afrika! 90’lı yılların sonunda kara
kıtaya açılan hareket bugün başarılı bir düzeye geldi; 27 ülkedeki 38 okulda 15
binden fazla öğrenci eğitim görüyor. Gazeteci Tuncay Opçin’in
Afrika’ya yaptığı gezilerinde derlediği ayrıntılı bilgilere göre kaliteli bir
eğitim sunan bu okullar oldukça beğeniliyor. Örneğin Güney Afrika’nın Johannesburg kentindeki okula önceki yıl 800 kişi başvurdu. Fakat içlerinde sadece 21’i okuma hakkı
kazandı. Malavi’de de 2001 yılında açılan okula
başvuran 250 adaydan ise sınavda başarılı olan 30’u alındı. Üstelik talepteki
yoğunluk okulların ücretli olmasına rağmen değişmiyor. Türk okullarının ücretiyse
bulundukları ülkedeki koşullara göre belirleniyor. Afrika ölçütlerine göre zengin
sayılabilecek Kenya’da lise bölümü için bir yıl için 1500 dolar ücret talep
edilirken daha fakir bir ülke olan Malavi’de bir yıl
için 700 dolar ödeniyor.
Afrikalı yöneticilerin de çocuklarını gönderdiği Türk
okullarının yerel yöneticilerle ilişkisi bundan ibaret değil. Kurulma aşamasında
da yerel yöneticiler devreye giriyor. Tanzanya’nın bağımsızlığını kazandıran
lider Julius Kambarage Nyerere’nin sağ kolu olan ve çeşitli üst düzey görevlerde
bulunan Ali Tambwe, bu ülkedeki Türk okulunun bağlı
olduğu vakfın kurucuları arasında. Okul kurmak için Türkleri Tanzanya’ya davet
eden ise 90’ların ilk yarısında cumhurbaşkanlığı yapan Ali Hassan Mwingi. Mozambik’teki okulun kurucusu Sezai Kara’nın yakın
olduğu isimlerden biriyse bir dönem cumhurbaşkanı olması beklenen Amade Camal! Sezai
Kara başkent Maputo’daki camide cuma namazı kılan tek
beyaz olması sayesinde Camal ile tanışmış. Kenya’daki okulları kurmak için
girişimde bulunan Mehmet Gül de bu ülkenin önde gelen Müslüman ailelerinden
birinin kızı olan Ümmü Gülsüm’ün
ODTÜ’den sınıf arkadaşı.
Kenya’daki Türk okulunu destekleyen vakfın başkanı Said Kaya Türk öğretmenlere ilişkin ilginç bir bilgiyi
aktarıyor; öğretmenlerin çoğu üniversiteden devre arkadaşı. Kaya’ya göre
arkadaş olmasalar Afrika gibi mahrumiyet bölgesinde çalışmayı kolay kolay kabul etmezler.
Okullarda bulunan Türkler öğretmenlerden ibaret
değil. Afrika ülkelerine bir yandan üniversite eğitimini sürdürmek, bir yandan
da okullarda belletmenlik yapmak için giden Türk gençleri de bulunuyor. Bunlar
öğrencilerle aynı yatakhaneleri paylaşıyor ve çok yakınlaşıyor. Mesela Kenya’da
belletmenlik yapan Erkan Cüce “Bir keresinde öğrenciler beyazlar hakkında
olumsuz konuşuyordu. Bunun üzerine ‘Ben de beyazım. Neden benim yanımda
beyazlara küfrediyorsunuz’ diye sordum. Yanıt olarak bana ‘Aman hocam, senin
sadece tenin beyaz. Sen bizdensin, Afrikalısın’ dediler” diye anlatıyor.
Kenya’da Türk öğretmenler de halkla yakınlaşmış durumda. Öyle ki, yerel halkın
kullandığı dolmuş benzeri kalabalık ulaşım aracı Matatu’lara
binen ilk beyazlar Türkler oldu. Bu yüzden onlara ‘fakir beyazlar’ deniyor.
ABD’de 20 bin öğrenci
ABD’de 50
kadar şehirde Türk kültür merkezi bulunuyor. Bu merkezler özellikle yemekleriyle ünlü ve zaman zaman
Türk yemekleri haftası düzenliyor, Türkçe kursları veriyor. Ancak ABD’ye
ilişkin en önemli bilgiyi gazeteci Tuncay Opçin
veriyor. Bu ülkede Gülen grubunun etkisi altında 20 bin öğrenci var. Bunların
büyük çoğunluğunu Türkiye’den lisans ve lisansüstü eğitim için ABD’ye gidenler
oluşturuyor. Gülen taraftarları ise ABD’nin kuzeyinde beş özel okul açtı.
Buralarda ağırlık olarak Türk öğrencilere eğitim veriliyor. Altı yıldır ABD’de
yaşayan Fethullah Gülen de, bu ülkede faaliyet
gösteren Mevlana Forum’un onursal başkanı.
Kanada’da kültür merkezleri, Meksika’da ise hem
kültür merkezi, hem okul var. Meksika’nın başkenti Meksiko City’de
açılan okul geçen yıl öğrenime başladı ve otuza yakın öğrencisi var. Orta
Amerika’nın diğer ülkelerinde ise Gülen grubunun herhangi bir faaliyeti yok.
Tango diyarına mehter okulu
Küresel
bir strateji izleyen Fethullah Gülen hareketi Güney
Amerika’nın beş ülkesinde kültür merkezi açtı. Mart ayında da Arjantin’de bir okul açmak için hazırlık yapılıyor.
Uzun süredir Fethullah
Gülen’in eğitim faaliyeti içinde yer alan Dr. Ali Bayram son dönemde sık sık Güney Amerika’ya gidiyor. Bayram’ın verdiği bilgiye
göre Gülen’i izleyenlerin Güney Amerika’daki faaliyetleri bir, iki yıl önce
başladı ve şimdilik kültür merkezleriyle sınırlı. Bolivya’nın Cochabamba kentinde, Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te,
Şili’nin başkenti Santiago’da, Kolombiya’nın başkenti Bogota’da, Brezilya’nın
ekonomik başkenti Sao Paulo’da
Türk kültür merkezleri bulunuyor. Venezüela’da da
merkez açılması yönünde gelen talep değerlendiriliyor.
Kültür merkezlerinin hepsi küçük
çaplı. Her
birinde ortalama 30-40 öğrenci var. Öğretmen
sayısı da bir elin parmakları kadar. Ancak Arjantin’deki durum yakında
değişecek. Zira martta Buenos Aires’te
Güney Amerika’daki okullardan ilki açılacak. Dolayısıyla öğrenci ve
öğretmen sayısı artacak.
Bayram, Güney Amerika’da Türk kültürüne büyük merak
olduğunu ve çeşitli yaş gruplarından, çeşitli sosyo-kültürel
ortamlardan bu merkezlere kaydolduğunu aktarıyor. Kız-erkek ayrımı yapılmadan
kabul edilen öğrencilere Türkçe dil eğitiminin yanı sıra Türk kültürünü
tanıtıcı dersler veriliyor; Türkiye tarihi, el sanatları, yemekleri, turistik
değerleri anlatılıyor.
Merkezlere katılım ücret karşılığında gerçekleşiyor.
Arjantin’de açılacak okul da paralı olacak. İngilizce eğitim verilecek okulda
Türkçe seçmeli ders olarak okutulacak.
Fethullah Gülen taraftarlarının Asya-Pasifik bölgesine yönelik
ilgisi 1993 yılına kadar uzanıyor. Bu tarihte Avustralya’da ilk Türk okulu açıldı. Altın Nesil Vakfı’nın öncülüğündeki
okulların bugünkü sayısı yedi. Buradaki okullar öncelikle 150 bin kişilik Türk
göçmenlerine sesleniyor. Eğitimin hedefiyse öğrenim çağına gelen Türk
çocuklarının asimile olmasını engellemek ve Türkçe’yi
öğrenmelerini sağlamak.
Asya-Pasifik bölgesinde Filipinler, Endonezya,
Japonya, Güney Kore, Malezya, Burma, Kamboçya, Tayland, Vietnam ve Malezya’da
da Türk eğitim kurumları bulunuyor. Bunların bazıları lise
düzeyinde, bazıları da sadece kültür merkezi seviyesinde.
Gülen
taraftarlarının Japonya’da da uluslararası bir okulu var. Geçen yıl 30 öğrenciyle faaliyete geçen okul, dünya
çapındaki tüm uluslararası okulların bağlı olduğu ECIS’a
bağlı. Japonya’daki dil okullarıyla kültür merkezlerinin varlığı ise çok
eskilere dayanıyor. Buradaki beş dil okulunda Türkçe öğrenenlerin sayısı yedi binin üzerinde. Bunlardan 250’si konuk
öğrenci olarak Türkiye’ye gelip, Türk ailelerin yanında kaldı. Gazeteci Tuncay Opçin, Japonya’nın belli başlı tüm kentlerinde de Türk kültür
merkezlerini bulunduğunu belirtiyor.
Filipinler’deki okulların koordinatörü Tevfik Aydınlıoğlu
ise bu ülkede dört okul bulunduğunu söylüyor. Buralarda 600’e yakın öğrenci
eğitim görüyor. Aydınlıoğlu, Filipinliler’in
yurt dışına gidip hizmet sektöründe çalışmak istediği, gençlerin pek çoğunun
ABD hayalleri kurduğunu belirtiyor. Ardından da öğrencilerine özgüven kazanıp,
başka alanlarda çalışmaları için telkinde bulunduklarını aktarıyor.