maviADA Kültür Sanat Dünyası
maviADA
 
 

SEÇKİ

 

.

"
   
       
       

 

 

 

 

 

 

 Turgut ERBEK

/

İZMİR

 

 

 

 

 

 

 

 

KAÇIŞ    

 

                                                                    

 

       şeker Bayramı’nı Ankara’daki oğlumun yanında geçirmiş, bayram sonrası İzmir’deki kızımın yanına gitmeye karar vermiştim. Torunlarımın şımarık hareketlerini ve gelinimin asık suratını daha fazla görmeye niyetim yoktu. Akşamdan valizimi hazırlayıp yatağımın yanına koydum... Amacım, sabah ev halkı uyanmadan yola koyulmaktı... Oğlumun gitme isteğime karşı çıkacağına emindim... Ya gelinim... ya torunlarım?
       O gece bir türlü uyku tutmadı. Pencerenin önüne oturup, dışarıyı seyretmeye koyuldum. Kış olanca ağırlığını hissettiriyordu. Yere beyaz çarşaf gibi serilen karın ve sokak lâmbalarının aydınlattığı caddeyi seyrediyordum. Yerler cam gibiydi. Değil yürümek, ayakta durmak bile büyük hüner gerektiriyordu. 
       Buz tutmuş caddede alkol duvarını aşan insanlar gibi yalpalayarak geçen arabaların sesi, uzaktan duyulan ambulans sirenleri arasında dalıp gitmişim...  
        Pencerenin bir kanadını hafifçe aralayıp, sehpanın üzerindeki sigara paketine uzandım...
       Gelinim evde sigara içmemden hoşnut değildi. Rahmetli eşim de onun gibiydi. Her sigara yakışımda söylenir dururdu. Gücendiğimi anlayınca da boynuma sarılıp, gönlümü almaya çalışırdı...
       “Hey gidi Ayten Hanım hey! Keşke yaşasaydın da, yine bana kızsaydın. Senin bana kızman, beni  azarlaman, canımı bunların bakışları gibi yakmıyordu...  Hiç birisinin, hiç kimsenin  yanına sığamıyorum. Çok mutsuzum çok... Seni ne kadar arıyorum bir bilsen... Kaldır başını da bir bak, kırk iki yıllık hayat arkadaşın ne halde?  Seni ölümsüz mü sanmıştım ne, bir gün ansızın beni yalnız bırakıp gideceğin hiç aklıma gelmemişti. Biz insanlar çok nankör yaratıklarız. Bir şeyi kaybetmeden değerini anlayamıyoruz... İş işten geçtikten sonra anlamışız ne fayda? Ne vardı sanki zamansız ve bensiz gedecek?  Hani evlenirken ettiğimiz yemin? İyi günde, kötü günde birbirimize destek olacaktık... Sözünde durmadın... Beni, beni anlayamayanların içinde bırakıp gittin. Sensiz hayat hiç çekilmiyor biliyor musun? Sensizliğe bir türlü alışamadım, ölümünü kabullenemedim...  Belki kadınlar  böyle yaşamaya alışabilir, ama bir erkeğin alışması çok güç... Birdenbire tahttan düşmek, senden olanların eline, diline bakmak meğer ne kadar zormuş...”  diyerek, dakikalarca kendi kendime söylenip durdum.
       Pencereden buz gibi soğuk vuruyordu. Gelini söyletmektense, üşümeye razıydım.  Sigarayı derin derin somurup, nikotini ciğerlerime gönderdikten sonra dumanı Ankara’nın kirli havasına karıştırdım...
Geçmiş günleri yad ederek, gece yarısını çoktan devirmiştim. Bacaklarımın sızısı başlayınca camı kapatıp, bir hırsız sessizliği ile yatağa süzüldüm...

                                                                                     ***          
       Gün ağarmadan  ayaktaydım...
       Alelacele yatağımı toparlayıp, akşamdan yazdığım notu karyolanın başına iliştirdim... Paltomu giyip, kaşkolümü takınca, geriye bir ayakkabılarımı bağlamak kalıyordu... Vakit kaybetmemeliydim...
Dışarıda kuru bir ayaz vardı. Burnum ve kulaklarım ayazı yiyince sızlamaya başladılar... Yaşlı bacaklarım beni hızla evden uzaklaştırdı... Otobüs durağına varıncaya  kadar tedirgindim. Arkamdan gelip beni yolumdan döndüreceklerini sanıyordum...
       İzmir’i  ve torunlarımı seviyorum. Vapurla karşıya gidip gelmek, kalabalık arasına karışmak bana yalnızlığımı unutturuyor. Torunlarımla Kordon’da gezmeyi... Bostanlı’dan gün batımını seyretmeyi özlemiştim...
İstasyonun önünde otobüsten indim. Benimle yolculuk etmeye alışık fermuarı zor kapanan valizimi sıkıca kavrayıp, terminale doğru yürümeye başladım...
                                                                                          ***
       Bayram sonrası olduğu için, terminal ana baba günüydü. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen, bilet bulamıyordum. Çok şaşkın, bir o kadar da tedirgindim... Oğlumun uyanıp, yazdığım notu okuduktan sonra peşimden gelme olasılığını düşündükçe telaşlanmaya başladım. Bir suçlu gibi kaçış nedenimi açıklayamamaktan korkuyordum. Yüzüne karşı söyleyecek bir şeyim yoktu...
       Otobüslerin arasında dönüp durdum. Hiç birinde yer olmadığı gibi, hafta sonuna kadarda  doluydular. Tam ümidimi yitirip, oğlum ve gelinim uyanmadan eve dönmeye karar vermiştim ki, genç bir çocuk  yanıma yaklaşarak:
“Beybaba,  yolculuk nereye?” diye sordu.
Bitkin bir ses tonuyla “İzmir’e” dedim. Delikanlı biran yüzüme bakıp, sonra da elimdeki valizi almaya davranınca neye uğradığımı şaşırdım...
       “Buyur bey amca...” dedi. “Elimizde bir tane iade bilet var. Gel onu sana verelim,”  deyince, içimden çocuğa sarılıp öpmek geçti. Kendimi zor tuttum...  Arabanın  hareket etmesine birkaç dakika vardı.  Valizi aceleyle bagaja atıp, binmeme yardım etti... 
         Koltuğa oturunca gözlerimi kapatıp derin bir soluk aldım...
       Otobüs terminalden sıyrılıp çıkıncaya kadar, başımı kaldırıp camdan dışarıya bakamaya niyetim yoktu.  Oğlum her an karşıma çıkacakmış duygusuna kapılmıştım. Koltuğa büzülüp, başımı gizlemeye çalıştım. Bir yandan da “Belki uyanmamışlardır. Gece yarılara kadar davetlerde, eğlencelerde gezen insan bu saatte uyanamaz!” diyordum içimden. Büyütüp okuttuğum, işe girmesi için çalmadık kapı bırakmadığım oğlum, zaman geçtikçe benden uzaklaşır olmuştu.  Aramızda aşılması güç, buzdan bir duvar örülmüştü... Herkes kendi aleminde ve benden çok uzaklardaydılar... İlgisizlik çok zoruma gidiyordu.    
Terminaldeki zil çalmaya başlayınca, otobüsün hareket edeceğini anladım...
Otobüs tam geri geri gitmeye başlamıştı ki, oğlum ve torunlarım içeri doluştular. Öylece kalakaldım... Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım... Arabadaki herkes bize bakıyordu...
       “Baba...”
       “ Dedeciğim...” çığlıkları...
       Hepsi ağlıyordu....
       “Babacığım lütfen...”
       “Dede ne olur hadi kalk...”
       Beni ihmal ettiklerini geç de olsa anlamışlardı... Yüreğimdeki sıkıntının hafiflediğini hissettim... Göz yaşlarıma sözüm geçmez oldu... Buruşuk yanaklarımda yuvarlanan iki inci tanesi yere düştü...
Torunlarımın ellerini sıkıca kavrayıp, otobüsten indim...
       İzmir’deki kızım ve torunlarım ve de Karşıyaka, Bostanlı’daki gün batımı beni biraz daha bekleyecekti... 

 

   ÿ  

 

       
       

     website metrics

 

 

 

 

.

 

 

  maviADA Kültür Sanat Dünyası