|
Meme kanseri: Zihninizle bedeninize yardımcı olmanın yolları
Çev: Prof. Dr. Nesrin Şahin*
Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl 185.000 kadın, meme kanseri olduğunu öğrenmektedir. Bu kişilerin sadece dörtte birinden azı için kalıtımsal ya da diğer bilinen nedenler geçerlidir ve bir anlamda böyle bir sorun zaten beklenebilmektedir. Ancak, geriye kalan dörtte üç için, bu tanı genellikle kişinin yaşamını altüst eden bir haber gibi gelir. Bu haberden sonra yaşanabilecek duygusal fırtına, kadının fiziksel ve psikolojik sağlığını hastalığın kendisinden daha kötü bir şekilde etkileyebilir. Soru-cevap şeklinde hazırlanan elinizdeki bu broşür, bu tür bir haberi alan kadınların, psikolojik yardım alarak, kendi zihinlerinin güçlerini nasıl kullanabileceklerini gösterme açısından yararlı olabilir.
Meme kanseri tanısı psikolojik sağlığı nasıl etkiler?
Bir kadının yaşantısında başına gelebilecek en yıkıcı, en stresli olaylardan biri, meme kanseri olduğunu öğrenmek olabilir ve kadınlar bu konuda yardım için nereye başvuracaklarını bilemeyebilirler.
Tanının öğrenildiği andaki ilk şok geçtikten sonra da, yaşanan yoğun stres devam edebilir. Genellikle uzun bir tedavi sürecine girmek durumunda kalan kadın, tedavinin başlamasıyla karşısına bazı yeni sorunların çıktığını görür. Örneğin kişisel ilişkilerinin fırtınalı bir döneme girdiğini farkeder. Kendisini sürekli yorgun hissedebilir. Hastalık belirtileri, tedavinin kendisi ve ölüm konusunda büyük endişeler yaşayabilir. İşverenler ya da sigorta şirketleri tarafından ayırımcılığa maruz kalabilir. Bu tür faktörler yaşadığı kronik stresi, kaygı ve depresyonu arttırabilir.
Psikolojik yardım aramak neden önemlidir?
Meme kanseri teşhisi karşısında insanın bir süre için kendisini perişan hissetmesi çok doğal bir tepkidir. Ancak bu olumsuz duygular çok uzun sürerse, kadının kendisi için iyi olabilecek şeyleri yapmaktan vazgeçmesine, herkes için kötü olabilecek ama, özellikle kendisi gibi ciddi fiziksel rahatsızlıkları olanlar için daha da kötü olabilecek davranışları yapmasına yol açabilir. Örneğin bu kadınlar kötü beslenmeye başlayabilirler. Daha seyrek yiyip, beslenme değeri düşük yiyeceklere yönelebilirler. Uyumakta güçlük çekebilir, aile üyelerinden ve arkadaşlarından uzaklaşabilirler. Bazıları da kendilerini yatıştırmak için alkol ve sigara kullanmaya başlayabilirler.
Meme kanseri teşhisi daha da ciddi problemlere yol açabilir. Araştırıcılar, vakaların %20 ile %60'ının depresif belirtiler gösterdiğini ortaya çıkarmıştır. Bu da, bu kadınların hastalıklarına uyum yapıp, tedavi faaliyetlerine katılmalarını ve varolan sosyal desteklerinden yararlanmalarını engeller. Bazı kadınlar kansere tutulmuş olmaktan ötürü o kadar büyük bir umutsuzluğa düşerler ki, ameliyatı, radyasyon tedavisini ya da kemoterapiyi reddederler, randevularını atlatırlar. Sonuçta kendilerini daha da kötü hissetmeye başlarlar. Gerçekten de bu alanda yapılan araştırmalar, kemoterapi uygulamalarının %15'ini bile atlamanın, olumsuz sonuçlara yol açabildiğini göstermiştir.
Psikolojik yaklaşımlar (psikoterapi) kadınların uyum yapmalarına nasıl yardımcı olur?
Meme kanserinin psikolojik tedavisinde, deneyimli psikologlar ve diğer ruh sağlığı uzmanları çok yardımcı olabilir. Onların asıl amacı kişiye, kanser ve kanser tedavisiyle ilişkili acı veren, yıkım yaratan (travmatik) fiziksel, duygusal ve yaşam tarzı değişimleri ile nasıl başaçıkabileceğini öğrenmesinde yardımcı olmaktır. Çünkü bazı kadınlar için en önemli zorluk, hastalıklarını çocuklarına nasıl söyleyecekleridir. Diğer bir kısmı için ise eşlerinin göstereceği tepki ile nasıl başedecekleri endişe vermektedir. Bir başka kısmı için temel sorun, doğru hastane ve tıbbi tedaviyi nasıl seçeceklerini belirlemek iken, bir başka grup, streslerini, kaygı ve depresyonlarını nasıl kontrol edeceklerini anlamaya çalışmaktadır. Psikologlar, güvenli ve destekleyici bir ortamda, problem çözme tekniklerini öğreterek, bu kadınların yas, korku ve benzer duygusal tepkileri üzerinde çalışmalarına yardımcı olabilirler. Olaya bu şekilde yaklaşan kadınlar için bu acılı ve hayatı tehdit eden kriz, bir süre sonra yaşamı zenginleştirici, kişiliği olgunlaştırıcı bir olanak haline dönüşebilir.
Bu tür bir psikolojik tedaviden yararlanacak olanlar sadece meme kanseri olan hastalar değildir. Psikologlar aynı zamanda, eşinin kanseriyle ilgili olarak kendi duygularıyla başetmeye çalışırken, bir yandan da hasta eşine destek olmaya çalışan kocalara; annelerine yardımcı olmaya çalışırken kendi kaygılarıyla uğraşan çocuklara ve hastanın bakımında rol alan diğer aile büyüklerine de yardımcı olabilirler.
Tıbbi tedavi sona erse de psikolojik yardıma duyulan ihtiyaç bitmez. Aslı aranırsa, duygusal iyileşme, fiziksel iyileşmeden daha uzun sürer ve bazan sonucu pek kolayca tahmin edilemeyebilir. Herşeyin normale dönmesi konusundaki toplumsal baskılar yoğun olsa da, meme kanseri tedavisi bitmiş hastaların kendileri için yeni bir beden imgesi oluşturabilmeleri, bedenlerindeki değişmeleri ve yaşadıkları tecrübeleri hazmedebilmeleri için uzunca bir zamana ihtiyaçları vardır. Psikologlar bu tür bir deneyimi yaşamış kadınlara, bu hedeflerine ulaşmalarında, hastalığın tekrarlamasıyla ilgili korku ve kaygılarıyla başetmelerinde ve yaşamın daha gündelik sorunları karşısında yaşadıkları sabırsızlığı dizginlemelerinde yardımcı olabilirler.
Psikolojik tedavinin bedensel sağlığa da etkisi olabilir mi?
Kesinlikle evet. Örneğin kemoterapi ile birlikte seyreden bulantı ve kusma gibi fiziksel durumları ele alalım. Bazı kadınlar için bu yan etkiler, onların tedaviden vazgeçmelerine yol açacak kadar yoğun olabilir. Psikologlar bu kadınlara, gevşeme egzersizleri, meditasyon, kendini-hipnoz, imajinasyon ya da diğer becerileri öğreterek, bu bulantı ve kusma durumlarını engelleyebilirler. Böylece bulantı ve kusmayı önlemek için, başka yan etkileri olabilecek diğer ilaçları kullanmaya gerek kalmaz.
Psikolojik tedavinin, fiziksel sağlık üzerinde dolaylı etkileri de vardır. Araştırıcılar artık, stresin bedenin kendi kendini savunma sistemlerini zayıflattığını bilmektedirler. Son yıllarda üzerinde durulan ve araştırılan bir konu da psikologların kanserli hastalara öğrettikleri başaçıkma mekanizmalarının, bağışıklık sisteminin gücünü arttırıp arttıramayacağıdır. Örneğin çok ünlü bir araştırmada, grup terapisinden geçen ileri düzeyde meme kanserli hastaların, böyle bir terapiden geçmeyenlere kıyasla çok daha uzun yaşadıkları görülmüştür.
Araştırmalar aynı zamanda, hastalıkları hakkında hekimlerine soru sormaktan çekinmeyen hastaların, kendilerine verilen tedaviyi pasif ve boyun eğici bir yaklaşımla kabul edenlere kıyasla, daha hızlı iyileştiklerini, tedavi sonuçlarının daha olumlu olduğunu göstermiştir. Psikologlar, kendilerine verilen seçenekler karşısında genellikle çelişkiler içinde kalan kadınlara, problem çözme tekniklerini öğreterek daha bilinçli seçimler yapmalarında; iletişim becerilerini öğreterek hekimleriyle daha yapıcı bir iletişim kurmalarında yardımcı olabilirler. Kısacası, psikologlar kadınların kendi tedavilerine tümüyle ve aktif olarak katılımlarını destekleyebilirler. Sonuç bu hastalığın ve tedavisinin daha iyi anlaşılması ve iyileşmek için ne yapılması gerekiyorsa onun yapılması için duyulan isteğin artmasıdır.
Hangi tür psikolojik tedavi yararlıdır?
Yeterliliği olan bir psikologla yapılan bireysel görüşmelerde, tipik olarak hastanın düşünceleri ve davranışlarının anlaşılmasına çalışılır. Olayları algılayışında ve bakış açısında değişmeler hedeflenir. Meme kanseri olan diğer kadınlarla birlikte yapılan grup psikoterapilerinde ise, kadınlar birbirlerine duygusal destek verir ve destek alırlar. Ayrıca birbirlerinin deneyimlerinden yararlanırlar. Daha etkili olabilmesi için bu grupların, hastalıklarının benzer aşamalarında olan kadınlarla oluşturulması, meme kanserinin tedavisi konusunda bilgili ve bu tür hastalarla deneyimli kişilerce yönetilmesi uygundur. Bazen en iyisi bireysel psikoterapi ve grup psikoterapilerinin birlikte uygulanmasıdır.
İster bireysel, ister gruplara yönelik olsun, psikolojik müdahalelerin amacı, meme kanseri teşhisi konmuş kadınların bu habere uyum yapmalarını sağlamak; tedavi süreci ve hastalığa bağlı olarak, yaşamlarının çeşitli alanlarında ortaya çıkacak değişikliklerle başaçıkabilmelerinde yardımcı olmaktır. Uygulanan psikolojik müdahaleler, kadınların meme kanserini ve tedavisini daha iyi anlamalarına yardımcı olur. Psikologların bu uygulamalar sırasında tipik olarak yaptıkları, kadınlara açık uçlu sorular sorarak, hayatın anlamı ve benzer konularda neler düşündüklerini anlamak, dünyaya bakış açılarını oluşturan temel varsayımlarını belirlemektir. Bu görüşmeler sırasında, olumsuz duyguların ifadesine yer verilse de, kuşkusuz asıl üzerinde durulan konu, hastalıkla ilişkili olarak kadınların yaşamlarında ortaya çıkan yeni ve zorlayıcı olayları çözmelerine yardımcı olacak problem çözme becerilerinin öğretilmesidir.
Meme kanseri tanısı, bir kadının psikolojik işleyişini ciddi biçimde bozabilir, bu durum da dolayısıyla fiziksel sağlığının bozulmasına yol açabilir. Oysa ki bunun böyle olması gerekmez. Yeterliliği olan ve meme kanseri konusunda bilgisi ve deneyimi olan bir psikologdan yardım isteyen kadınlar, beden ve zihin arasındaki bu bağlantıyı kendi avantajlarına kullanarak, hem ruhsal hem de fiziksel sağlıklarını olumlu yönde etkileyebilirler.
http://www.apa.org
* Ankara Üniv. DTCF Psikoloji Bölümü
|