mesutdikel.sitemynet.com
dikel.jpg

MESUT DiKEL
Son Çalışmalar
Airbrush 1
Airbrush 2
Galeri/1
Galeri /2
Galeri /3
Heykel
Hat Sanatı
Galeri /4
Galeri 5
Galeri 6
Kat-ı Sanatı
Minyatür
Ebru Sanatı
Ebru galeri 1
Ebru galeri 2
Foto Albüm
Üstadlar
Bağlantılar

Ebru Sanatı


Ebru Sanatı

EBRULÎ

Geldiler...
Söz yerde kalmasın dediler, kucaklamaya geldiler. Geldiler; güzellik katmak için cümle güzel sözlere. Ve özüne ufuklar açabilmek için sözün, yağmur yağmur yağmaya bulutlar getirdiler. Yazıların çevresine nisan nisan göklerden, mermer mermer damarlardan ziynetler kondurdular. Dalga dalga, çiçek çiçek, renk renk bulutlar getirdiler ve adına bulutumsu, bulut renginde, bulutlu mânâsına ebrî dediler, peşisıra akşamları savurdular.
Geldiler...
Önce sevgilinin kaşındaki kıvrıma, sonra kız çocuklarına ebrû diye ad koyup şânını yücelttiler bulutumsuyu, âleme destân eylediler. Avrupa'da "Türk kâğıdı", Arapta "mücezza" adıyla süslendi kâğıtlar damar damar. İlk örneğini Buhârâ semalarındaki bulutlardan almıştı ebrû; ilk gözyaşını Türkistan yaylalarında bıraktı kıvrım saçlı güzel. Durgun sularına ay düştü çeyiz sandıklarına istiflenen şiirlerin ve bir fesleğen yaprağına yazıldı berrak âmentüler. Anadolu'ya getirdiğinde kar çiğnemekten yorgun esir tacirleri bu Çiğil güzelini, İstanbul tahtında Muhteşem Süleyman oturuyor, Fuzulî, "ilm bir kıyl ü kâl imiş ancak" diyordu.
Geldiler...
Budaksız çam ya da çinkodan tekneler yapıp içine bal kıvamında kitreli sular doldurdular. Desteseng ile ezdiler bir mermer üzerinde boyalarını ve merhem merhem sakladılar kavanozlarda eleğimsağmalara öykünerek. Lahor'dan, Bedahşan'dan, Bengal'den insanlar kendine rastlıyordu renklerinde... Çividî topraklardan, kırmız böceğinden, kibrît-i ahmerden... At kuyruğu fırçalar ile serptiler boyaları semender renkli tekneye ve gönüllerinden geçeni nakşettiler Ayvazovski dalgalarının köpüklerine âraf kuşları gibi.
Geldiler...
Su üzerine resim yaptılar önce, kalp çizdiler, şakayık ve karanfil resmettiler. Bir denizci türküsü tutturdular tavlon güvertede, sersefil şîrpençeleri erittiler beyaz hurafeler özgürlüğünde. Renk renk hercâîler, deste deste sünbüller, üftade karanfiller. İlle lâleler... Solmasın, sararmasın diye bunca çiçek, kağıtlara sardılar yapraklarını, dallarını; Filistin'de bir kuyu Yusuf'u sarar gibi, Yed-i Beyzâ'da asa, denizi yarar gibi... Boynu bükük aldanmalar yıldız yıldız ekildi bahçelere ve kuş dilini bilenler yazdı en eski kafiyeleri suyun üstüne.
Geldiler...
Suya resmettikleri güzelliklerden hâreler ve menevişlerle asalet verip kâğıda, cilt cilt varaklara gülgûnî kerrakeler giydirdiler, zahriyelerden şemselere atıldılar; hatimelerde zerefşâna çatıldılar. Sevincinden bulutlarda dolaşıyordu ilk kez kitap olalı kitap. Ayetler, hadisler, kıtalar, beyitler... Kelâm-ı kibar ve darb-ı meseller... Hayatın horozlu aynasına vurgun murakkalarla asılırken duvarlara harfler ve kelimeler, en âsûde uykularını uyumak üzere ilk kez yasladılar başlarını bulutlara ve her uyandırılışta bir kez daha zinde yaşadılar hayatı. Siyah ebrûlerini duruben çatıp gamze oklarını âşıka atan dilberler bir ebrûli yaşmak takındılar.
Geldiler...
Çıtalar üzerinde koyu gölgelerde kuruttukları taze ebrûlara mühreyle fön çektiler, zerefşân ile sürme. Ad koydular her birine desen desen ve battalın öbek öbek renklerini hafif bülbül yuvalarıyla tarttılar. Çiçekliler, gelgitler, akkâseler, çifte âherliler... Sen de kılçıklı, ben diyeyim kumlu; sen somaki söyle, ben sünbül duyayım; sen taraklı öğren, ben tarama anlatayım... Sefere gecikmiş tayfalar anlattı yayla göçlerinin telli turnalarına Ahd-i Atik efsaneleri buram buram, ve derinliklerinde kayboldu kekeme hüzünlerle ritmik sevinçler.
Geldiler...
Sanatlarını adlarıyla andırmak üzere geldiler ve Ayasofya kürsüsünde Hatip, gül yetiştiren adamın ruhundan Necmeddin oldu ebrunun adı. Şebek, Hezarfen Edhem, Şeyh Sadık ve Sami'ler... Suda bir Lafza-i celal, kayıtsız aruz adımlarında bir Sa'dâbâd-lâlesi... Sonra bir Mustafa Düzgünman ve gelincik ebrusu, şakayıklar.
Geliyorlar...
Japonya'dan Amerika'ya; Avustralya'dan Ümitburnu'na kadim "Türk kâğıdı"nı bir medeniyet mihengiyle tartarak geliyorlar.
Kalkın ve ağlayın!.. Kaldığı yerden devam etsin rüyalar...

NOT: Bu deneme, Sayın Prof.Dr.İskender PALA'nın,
20 AĞUSTOS 2000 tarihli ZAMAN gazetesindeki "AYİNE" isimli köşesinden alınarak aynen iktibas edilmiştir.

akkase_1.jpg

akkase_4.jpg

huve_akkase.jpg

hic_akkase.jpg

Ebru sanatı hakkında yıllardır hakkı ile yapamadığım bir teknikte AKKASE (yazılı ebru) ebru tarzı idi. Ne kadar yapsamda istediğim güzelliği elde edemiyordum, arab zamkı, maskeleme gibi kendimce geliştirdiğim teknikler denememe rağmen sonuç çok olumlu değildi. Bu konuda bana çok uzaklardan bile olsa, bilgisini esirgemeyen Ebrucu EMİNE SOLAK hanımefendiye teşekkürü bir borç biliyorum. Onun bilgisi sayesinde, daha güzel akkaseli ebrular yapacağıma inanıyorum.. Emine Solak hanım ve diğer tüm ebrucu üstadlarımızın sanatları daim olsun...

AKKASE EBRU (yazılı ebru)

akkase_2.jpg

hosg_r_akkase.jpg

akkase_5.jpg

vav_akkkase.jpg


mesutdikel@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın