mkirnapci.sitemynet.com
Anasayfa Öyküler Mevlüt Kırnapçı Anılar / Değiniler Şiirler

Anasayfa

Sular yükselince, balıklar karıncaları yer. Sular çekilince de karıncalar balıkları yer.
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir.
Çünkü kimin kimi yiyeceğine 'suyun akışı' karar verir...
(Afrika atasözü)

"Seni zehirli bir çiçek gibi kokluyorum Zonguldak"

tunel_logo_1_.jpg

18. Tünel'in ardı, "Sahipsiz Kent"; ZONGULDAK'tır!

.............................................................................................................................................................................
(Not; Çekince notu konmamış yazı ve haberlerden, site adı belirtmek koşuluyla alıntı yapılabilir. Ancak, şiirlerin bir başka yerde yayımlanabilmesi, Mevlüt Kırnapçı'nın oluruna bağlıdır.)
..............................................................................................................................................................

T O P L A N I Y O R U Z !

_aycuma_lisesi_1977_mezunlar_.jpg

Çaycuma Lisesi 1977 Mezunları Gecesi için ön toplantı yapıldı.

Şu an Çaycuma Merkezde ikamet eden arkadaşlarla 14 Ekim 2008 Salı günü, Saat: 16.00'da, Yaşar Kayıkçıoğlu'nun işlettiği; TİMYA Kafe'de toplanıp, geceye ilişkin ayrıntıları karara bağlayacağız. Bu toplantıdan sonra da bütün arkadaşlara (74 kişi) haber vereceğiz.

Bu site aracılığıyla bizimle iletişime geçerseniz işimizi kolaylaştırmış olacaksınız.

..............................................................................................................

Evlat acısını, yaşamayan bilemez!

_ehit_ac_s_.jpg

Ağıt yüklü türküler gibidir ana baba yüreği. Kimi zaman göz yaşı içeriye, kimi zaman dışarıya akar.

Evlat acısını bilmeyenlerin ahkam kestiği günler yaşıyoruz. Herkes, tam teşekküllü bir Güneydoğu uzmanı kesilmiş durumda. Oysa, ateş düştüğü yeri yakıyor.

Perulu eleştirmen Carlos Meneses diyor ki; "Savaşa karar verenlerle, cepheye gidenler ayrı kişiler olduğu sürece, savaşların sonu gelmeyecektir!"

Bu yurt bizim. Elbette her bir karışı hepimiz için önemli. Bu topraklar için tarih sürecinde çok acılar yaşanmış, çok kanlar akmıştır. Bağımsızlığın destanını kanla yazan bir ulusun bireyleri olarak, siyasal bağımsızlığını kendi elleriyle ABD emperyalizmine ve AB despotizmine teslim etmenin bedelini, gencecik çocuklarımızı şehit vererek ödüyoruz.

Ancak, "kahrolsun" söylemiyle kahrolacak bir olgu değildir terör. İhanetlerin bin bir çeşidinin yaşandığı günümüzde, sorgulamamız gereken daha çok alt başlık var. İktidarın "bağımsızlık" olgusu karşısındaki olgusunu sorgulamadan, terör sorununu çözmeyi düşlemek tam bir hem hayaldir!

Gencecik çocuklarımız, ateşe yürüyen pervaneler gibi düştüler toprağa. Yüreğimiz yanıyor elbette. Yukarıda da dediğimiz gibi, evlat acısını bilmeyenler, daha çok çoraplar örecektir başımıza. Kendi çocuklarına; gemicik, şirketçik, holdingcik, televizyoncuk... alanların, cephede savaşan Mehmetçik'leri düşüneceğini sanmıyoruz.

Bir atasözü der ki; "Savaşta gençler, barışta yaşlılar ölür!" Bu ülkenin insanları yaşlanarak ölmek istiyor...

Davul zurnayla asker ettiğimiz evlatlarımızı, davul zurnayla karşılamak istiyoruz! Acılar dinsin...

.................................................................................................

Düşüncelerini paylaşır mısın?

Ad,Soyad:

E-mail:

Web Adresi:

Mesaj:

Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliğinden, Mithat Gülşen'e Sert Yanıt;

Mithat Gülşen'in; "Okul yapımına karşı çıkılıyor" biçiminde açıklama yapması, üzücü ve ibret vericidir!

wismetakyol1vh0.jpg

Çaycuma Belediye Başkanı Mithat Gülşen'in, daha önceki kararları ve Belediye Meclisini yok sayarak, kendi bildiğine verdiği kararlara bir yenisi eklendi.

Çaycuma'daki eğitim sorunlarını defalarca dile getiren, bu konuda raporlar hazırlayıp, çözüm önerileri getiren tek sendika olan Eğitim Sen'in hiçbir önerisini ve uyarısını dikkate almayanların, "Okul yapılmasına karşı çıkıyorlar!" demesi gerçekten en hafif deyimiyle ayıp kaçmıştır.

Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği adına başkan İsmet Akyol imzasıyla yayımlanan basın bildirisini sayfalarımıza alıyoruz.

Umarız ki bu bildiri sağırlar diyaloğuna bir son nokta olur!
..........................................................

Basına ve Kamuoyuna

Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından 06.04.2005 tarihinde koşullu olarak Çaycuma Belediyesi'ne devredilen ve sık sık bir yerlere verilmesi, kiralanması gibi konularla gündeme gelen Sosyal Tesisler; şimdi de Anadolu Lisesi yapımı nedeniyle tekrar kamuoyunun gündemine geldi.

Öncelikle şunu belirtelim. Sosyal tesislerin bulunduğu arazinin okul yapımı için tahsis edilmesinin hukuki olmadığını, sosyal tesislerin doğal görüntüsünün bozulmayarak halkın kullanımına açık olması gerektiğini açıklayan gazeteleri, kurum ve kuruluşları "İlçenin gelişimini istemeyenler; okul istemeyenler" biçiminde değerlendirmek mantıksız olduğu kadar aynı zamanda konuyu saptırmaya yönelik bir yaklaşımdır. Bugün tartışılan ve karşı çıkılan konu Çaycuma'ya okul yapımı konusu değil; okul yapımı için verilmek istenen Sosyal Tesislere ait arsanın uygun bir yer olmadığı ve hukuksuz olduğu konusudur.

Sendika olarak Çaycuma'da eğitimde yaşanan başka sorunların yanı sıra genel liseye olan acil ihtiyacı sürekli gündeme getirdik, yetkilileri uyardık.

6 yıllık AKP Hükümeti döneminde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ilçemize bırakın okul yapılmasını bir tek derslik dahi yapılmamışken yapılacak bu okul çölde su bulmak gibi bir şeydir ve hem sevinilecek hem de teşekkür edilecek bir durumdur. Konuyu çarpıtarak, "Okul yapımına karşı çıkılıyor" biçimindeki açıklamalar yapılması üzücü ve ibret vericidir.

Çaycuma Belediye'sinin geçmişte lojman ve sosyal tesisleri bir yerlere vermeye ve kiralamaya çalışması hukuken nasıl yanlışsa, bugün Sosyal Tesislerdeki arazinin Milli Eğitime tahsis edilmesi de o kadar yanlıştır.
Nitekim Sosyal tesislere ait arsanın Milli Eğitime tahsis edilmesinin hukuksuz olduğu AKP ve CHP'li üyelerden oluşan Çaycuma Belediyesi İmar Komisyonu ve Çaycuma Belediye Meclisi tarafından oybirliğiyle karara bağlanmıştır. Üstelik bu kararda, Belediye Başkanı Mithat Gülşen'in de oyu vardır.

Çaycuma İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü 07.01.2008 tarihinde Çaycuma Belediyesi'ne verdiği dilekçede Genel Lise ve Kapalı Spor Salonu yapımı için Sosyal Tesislerde Belediye adına kayıtlı 266-270-272 nolu parsellerin 10.000 metrekarelik kısmının imar planı tadilatı yapılarak Ortaöğretim Genel Müdürlüğü adına tahsis edilmesini talep etmiştir. Çaycuma Belediye Meclisi de 05.02.2008 tarihli 2008 Şubat Dönemi toplantısında, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün arsa talebini İmar Komisyonuna havalesini oybirliği ile kabul etmiştir. 2 AKP'li 1 CHP'li Meclis Üyesinden oluşan İmar Komisyonu 14.02.2008 tarihinde verdiği kararla İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün talebini 3194 sayılı imar kanunun 9. maddesi gereği oy birliği ile uygun görmemiş ve reddetmiştir.
Belediye Meclisi'nin 04.03.2008 tarihli 2008 Mart Dönemi toplantısında da İmar Komisyonunun 14.02.2008 tarihli raporu doğrultusunda İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün imar planı tadilat talebi AKP ve CHP Meclis Grupları tarafından oybirliği ile reddedilmiştir.

Şimdi sormak gerekiyor.
Sosyal tesislerdeki 10.000 metrekarelik yerin Milli Eğitime tahsis edilmesi İmar Komisyonu ve Belediye Meclisi'nin AKP'li ve CHP'li üyeleri tarafından hukuki bulunmayarak oybirliğiyle reddedilmişken, Belediye Başkanı Sayın Mithat Gülşen'in 25 Eylül 2008 tarihinde basına yapmış olduğu "Okulun Çaycuma ilçesinde Belediye Seka Sosyal Tesisleri'nde 11 dönümlük arazi ile o arazinin önündeki Milli Eğitime ait 4 dönümlük arsa üzerine yapılacağını" açıklama ne kadar hukukidir?

Hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle, hem İmar Komisyonu'nda hem de Belediye Meclisi'nde oy birliğiyle reddedilen bu konunun, 6 Ekim 2008 tarihinde yapılacak olan Belediye Meclis toplantısında tekrar gündeme alınması ne kadar hukuki, ne kadar ahlakidir?
Sayın Başkanın, Çaycuma Küçük Sanayi Sitesi'nin hemen yanına yapılması planlanan Çöp Transfer İstasyonu'nda olduğu gibi bu konuda da Belediye Meclisi dahil ilgili kurum ve kuruluşların en önemlisi de Çaycuma halkının karar ve görüşlerini dikkate almadan hareket etmesi son derece anti demokratik ve Çaycuma'nın çıkarlarına aykırı bir davranıştır.

Sosyal Tesisler Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından Çaycuma Belediyesi'ne hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tamamen halkın kullanımına açık olması, doğal doku ve görüntüsünün bozulmaması ve kamu yararı haricinde kullanılmaması koşuluyla bedelsiz olarak devredilmiştir. Bu tesisler, Çaycuma'nın akciğerleri ve tek yeşil alanıdır. Halkın dinlenmesi ve eğlenmesi için devredilen tesislerin doğal dokusunun tahrip edilmesinin hiçbir mantıklı açıklaması olamaz.

Çaycuma'da okul yapımı için daha uygun yerler varken, Sosyal Tesisler konusunda ısrarcı olmak anlaşılır bir durum değildir. Belli çevrelerin her dönem bu bakir alan üzerinde bir takım farklı hesapları olacaktır. Bu bakir alana her ne ad adına olursa olsun bir kez girildiğinde bu tesisler bir şekilde parçalanacak ve devamı da gelecektir. Bu hesapları bozacak olan da başta Çaycuma Belediyesi olmak üzere sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri, sendikalar, siyasi partiler ve yerel basın olmalıdır.

Bu bağlamda Çaycuma'daki her kesime büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. SEKA'nın kuruluş aşamasında sembolik bedellerle kamulaştırılan ve bugün Çaycuma'nın akciğerleri konumundaki tek yeşil alanı olan Sosyal Tesisleri korumak herkesin görevidir.
Konu okul yapımı olduğuna göre tarihten bir hatırlatma yapalım. 1940'lı yılların başında ülkenin dört bir yanında açılan ve yetiştirdiği binlerce öğretmenle Anadolu halkını aydınlatan Köy Enstitüleri hazır yeşil ve bakir alanlara inşa edilmemişti. Çorak ve bozkır Anadolu topraklarına yapılan Enstitülerle birlikte binlerce fidan dikilmiş ve o çorak ve bozkır topraklar yeşillenip verimli hale getirilmişti.

Son olarak AKP ve CHP'li Belediye Meclis üyelerine sesleniyoruz: 6 Ekim 2008 Pazartesi günü yapılacak olan Belediye Meclis toplantısında tekrar gündeme alınan bu yer tahsisi konusunu görüşmek yerine okul için daha uygun bir yer bulmayı tartışın.
Birazcık düşünülüp tartışıldığında Çaycuma'da okul yapımı için bir değil, birkaç uygun yerin olduğu rahatlıkla görülecektir. Bir kaç örnek vermek gerekirse: Çaycuma Lisesi'nin şu andaki mevcut yerine böyle bir okul inşa edilebilir. Yine Çaycuma Lisesi ve Endüstri Meslek Lisesi devamında bulunan Sürücü Kursu Pisti yanındaki hazine arazisine böyle bir okulun inşa edilmesi o bölgenin imarı ve gelişmesine katkıda bulunacağı gibi, o bölge "Okullar Bölgesi" haline gelebilir. Bunların dışında İstasyon Mahallesinde daha önce Özel İlköğretim Okulu'na kiralanmasıyla gündeme gelen alana okul yapılabilir. Gemiciler Mahallesinin bulunduğu alan tamamen boştur. Okul yapmak için Gemiciler bölgesinde çok alan vardır.

Hatırlatmakta yarar var: İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün Sosyal Tesislerden yer tahsisi talebi, 04.03.2008 tarihli 2008 Mart Dönemi Belediye Meclis toplantısında İmar Komisyonunun raporu doğrultusunda hukuksuz bulunarak oybirliğiyle reddedildi. Çaycuma'nın gözü ve kulağı Çaycuma Belediye Meclisi'nin üzerinde olacaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

İsmet Akyol
Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği Yönetim Kurulu Başkanı
.................................................................................

Hiç şaşırmadık! Beklenir...

ye_il_ay_y_ld_z.jpg

Eski Zonguldak, yeni Denizli valisi Yavuz Erkmen'in oluruyla, İl Özel İdaresi'nce parası karşılanarak yaptırılan eşofmanların armasındaki ay yıldızın yeşil olması tartışmalara neden oldu.

Yavuz Erkmen, konuyla ilgili sorulara şöyle yanıt verdi; "Bayrakla ilgili bu hatadan haberim yoktu. Eşofman takımlarını İl Özel İdaresi'ne yaptırdık. Tabii ki burada onları teslim alan arkadaşların dikkatsizliği söz konusu. Burada bir kasıt olduğunu düşünmüyorum. Arkadaşlara hemen talimat vereceğim, bu olayı araştırsınlar"

Hatırlanacağı gibi, Zonguldak'ta görev yaptığı sürece de birçok uygulamalarıyla tartışılmış, hatta giderayak, Zonguldak İl Özel İdaresi memurlarının yerlerini değiştiren kararnamelere de imza atmıştı.

Yeniköy Doğa Katliamına izin veren belgelerin de İl Özel İdaresince verilmesinde doğrudan etkili olmuş, bu uygulamalarına ilişkin hukuksal süreçte de yol taşeron müteahhidi 13000.-YTL'ye yakın ceza yemişti.

Denizli valisi Yavuz Erkmen, masasında başköşede tuttuğu Recep Tayyip Erdoğan'ın çerçeveli fotoğrafıyla da çok tartışılmıştı.

Denizli'deki bu yeşil ay yıldız skandalına açıkçası biz şaşırmadık. Bizi üzen, bayrağımıza bu hakaretin yapılmış olmasıdır.

vali_yavuz_erkmen.jpg

..............................................................................................

Bilinç bulanıklığı...

hamdi_u_ar.jpg

AKP Zonguldak İl Başkanı Hamdi Uçar; "Havaalanının açılmaması için engel kalmadı. Nisan'da bilet kesilecek!" demiş.

Hamdi Ucar, açıklamasını şöyle sürdürmüş; "BOSTANCI Dağı'nın tıraşlanmasında yarım kalan hafriyatın kaldırılması için gerekli olan 500 bin YTL'nin yarısını Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan, diğer yarısını ise İl Özel İdaresi üstlenecek. Havaalanının açılmaması için hiçbir engel kalmadı. Hedefimiz Nisan ayında mutlaka bilet kesip uçuşlara başlamak. Yaklaşık 170 kişilik uçaklar havaalanına inebilecekler."

Şimdi bu açıklamayı gören de, havaalanının uçuşlara kapalı, atıl durumda yattığını sanır.

Yanlış 1; Zonguldak Havaalanı olarak adlandırılan Saltukova Havaalanı, hem Bülent Ecevit Hükümeti süresince, hem de AKP Hükümeti süresince açıktı. Hatta iki kez de açılışı yapıldı. Şu anda da açık. Yani, havaalanı kapalı değil ki! İsteyen, alır uçağını uçar. Hem de Hamdi Uçar da uçar!

Eğer bu cümleden anlatılmak istenen, havaalanının 65-70 kişilik uçaklardan daha büyük uçakların da uçmasıysa, siz bu masalı daha çok anlatır, çok seçimler geçirirsiniz...

Çünkü, teknik veriler sizin söylediğinizi asla söylemiyor. Hele hele öyle 300 kişilik uçaklarla Düsseldorf'tan kalkıp, Saltukova'ya geleceksiniz masalı tam bir hikaye. Bu masalın masallığını zaman hepimize gösterecek.

Saltukova Havaalanı STOL Tipidir ve küçük uçaklar için yapılmıştır. Gerisi seçim malzemesidir.

Yanlış 2; Acaba, bu havaalanı neden Nisan ayında açılıyor? Bu kaçıncı Nisan? Neden Şubat ayında ya da Mart 2009 başında açılmıyor? Neden Nisan?

Çünkü, Mart 2009'da Yerel Seçimler var. Yerel seçimler öncesi bu da iyi bir seçim malzemesi olur da ondan.

Traşlama için gerekli 500 Bin YTL, birazı şuradan, birazı buradan gelecekmiş falan... Sormak gerekmez mi, niye bu parayı 1 Yıl önce vermediniz de havaalanını şimdi açmadınız? Borçla alınan kamyon açılışını düşünen siyaset mekanizmanız bunu düşünemiyor mu?

Ha... Bu arada, şu siyasetçiler biraz Türkçe öğrense fena olmayacak. Çünkü, Hamdi Uçar'ın cümlesi yanlış. Hamdi Uçar; "Havaalanının açılmaması için engel kalmadı." demiş. O cümle, "Havaalanının açılması için bir engel kalmadı." olmalıydı. İlk cümle, farkında olmadan neyin engel olduğunu gösteren bir cümle olmuş!

Ayrıca, bu sitede, havaalanı konusuna ilişkin yayımlanan olumsuz değerlendirmeler, bazı site izleyicilerimizde, "Acaba siz havaalanının açılmasını istemiyor musunuz? Havaalanına karşı mısınız?" şeklinde bir sorunun oluşmasına neden oluyor. Aslında bu sorunun yanıtı çok basit. Elbette biz de bu havaalanının uygun şekilde ve konumda bölge ulaşımına hizmet vermesini istiyoruz. Bizim ısrarla iddia ettiğimiz ve karşı olduğumuz şey, havaalanının seçim malzemesi yapılıyor olması. Bugüne dek bu kanımızı yok edecek bir gelişme görmedik. Görüyorsunuz, Hamdi Uçar bile malzeme bulamayınca havaalanına sarılıyor. Eski Zonguldak yeni Denizli Valisi Yavuz Erkmen de buradaki yıllarını bu cikleti çiğneyerek doldurmuştu...

.............................................................................................

Çaycuma Belediyesi, şehir içi yolların çizgilerini çizdi!

GÜLŞEN'DEN ÇİZGİLERİN AÇILIŞINI YAPMASINI İSTİYORUZ!

yol__izgileri_1.jpg

Çaycuma Belediyesi, şehir içi yolların kaplama, kapatma, boyama işlerini yapıyor.

Başkan Mithat Gülşen'in bizzat boyama kamyonunun şoför mahalline binerek refakat ettiği çalışmalar sonunda, şehrin girişinden çıkışına kadar olan bölümlerin yol çizgileri çizildi...

Uzun, kısa, çift uzun, kısa uzun vb. tüm trafik kural tekniklerinin uygulandığı çalışmalarda, belediyenin kendi imkanlarıyla elde ettiği beyaz boya kullanıldı.

Bu güzel hizmetin öyle sessiz sedasız yola yatırılmasına gönlümüz razı değil. Bunun halka duyurulması, bununla ilgili gerekli programın tasarlanması ve en kısa zamanda, "Yol Çizgileri Açılış Töreni" yapılmasını talep ediyoruz.

Bu açılışa kordela kesmek üzere mutlaka bir önemli büyüğümüzün çağırılması uygun olacaktır. Bütün köy muhtarlarına, belde belediye başkanlarına, AKP Yönetim Kurulu Üyelerine haber salınmalı, mümkünsa bu açılış cuma günü yapılmalı ve basın çağırılarak beyaz çizgilerin hizmete girdiğinin cümle aleme duyurulması sağlanmalıdır.

Bu arada, yol çizgilerinin hayırlı uğurlu olması şeklinde dua yapmak üzere bir imam mutlaka çağırılmalı ve en azından bir koç kurban edilerek kesilmelidir.

18. Tünel İnternet Dergisi olarak sayın başkanımıza saygıyla duyururuz.

......................................................................................................

TBMM Başkanı, kamyon açılışı yaptı!

kamyon_a__l___.jpg

Belediyenin, halktan topladığı vergilerle satın aldığı itfaiye kamyonunun "açılışı"nı, TBMM Başkanı Köksal Toptan yaptı. Çift dingilli kamyonun yanında elle tutulan kordela, makasla kesilerek açılış yapıldı. Kamyon siren çalarak gösteri yaptı...

Bu bir haberdir. Çünkü, bu bir ilktir. Bugüne dek; lokanta, WC, kermes, iftar çadırı, eşantiyon dükkanı... açılışı gördük ama "Kamyon Açılışı"nı ilk kez gördük. Üstelik de bu ilginç "açılış"ın kordelasını TBMM Başkanı kesince, bu kesin bir haberdir.

Bu habere sevinelim mi üzülelim mi karar vermek güç! Koskoca Atatürk Cumhuriyetinin meclis başkanı, halktan toplanan vergilerle satın alınan bir kamyonun açılışını yapıyor ve nutuk atıyor. Olacak iş değil.

Oysa, Çaycumalılar ve Zonguldaklılar olarak bizler, TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın, içinde yüzlerce hatta binlerce insanın çalışıp ekmek parası kazanacağı ve bölge ekonomisine hizmet edecek olan fabrika temel atma töreni, ne temel atması, 6 yıldır tek başına iktidarda olan bir partinin önde gelen kişisi olarak, bitirilmiş fabrikanın hizmete açılış kordelasını kesmesini beklerdik... Olmadı, iki dingilli itfaiye kamyonuyla yetindik... Üstelik, siyasi rant için yapılan bu gerçekten yürek burkucu açılışa konu olan kamyonun parası da bizden çıktı...

Özellikle Belediye Başkanı Mithat Gülşen'in bu tür gösteriş merakı ilçemizi kamuoyu önünde küçük düşürüyor. Düşünsenize, 300-500 metre asfalt dökmüşsün ve üstelik bunu da belediyenin mallarını satarak yapmışsın ve bunun için açılış töreni yapıyorsun. Üstelik bu asfaltı, kesme taş döşeli yolun taşlarını bile kaldırmadan, altyapı çalışmasını yapmadan ve rastgele yapıyorsun. İki saat yağmur yağdıktan sonra caddeleri alan seli bile düşünmeden yapıyorsun. Çağırmışsın imamı, okut rast gele duayı, çal elini yüzüne, kes kordelayı...

Olacak iş mi bunlar? Bir Çaycumalı olarak bu tür ucuz gösterişleri yaşıyor olmanın utancı çöküyor üzerimize... Siyaset bu kadar ucuz olmamalı. Biraz seviye lütfen!

......................................................................................................

"O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler, gittiler!"

karikat_r_1.jpg

1970'lerden 1980'lere uzanan süreçte, dünyanın üçüncü büyük mizah dergisi olan Gırgır damgasını vurur ülke siyasetine... Haftalık yayımlanan Gırgır Dergisi, karikatür, karikatür bandı ve kısa öykü ve öykücüklerle, toplumsal yaşamın aksayan yanlarını, siyasilerin içine düştükleri aymazlıkları, insan-insan, insan-doğa, insan-toplum ilişkileri başta olmak üzere, insana ilişkin ne varsa güldürü sanatının gücünü kullanarak yansıtırdı bize... Gülerdik, kızardık, sevinirdik, burkulurduk...

Şimdi Gırgır Dergisi yok! Oğuz Aral ve Tekin Aral öldü!

Şimdi, birkaç dergi dışında, toplumsal çelişkileri ve siyaset yaşamını eleştiren, eleştirebilen bir güldürü dergisi yok! İktidar, gerek mahkemeler yoluyla, gerekse devlet mekanizmasını yıldırı aracı olarak kullanıp susturdu hepsini...

Oysa Gırgır, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası, lağvedilen tüm demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerin işlevini üstlenmiş, toplumun sesi olmuştu! Sanat, eğer toplumcu sanatsa bu işlevi üstlenir. Yok, eğer egemen sınıfın güdümündeyse, kafesteki süs kuşundan bir farkı yoktur ve bunun da sanat değeri yoktur.

Pekiyi; Bir dönem, sahnelerde ve televizyon kanallarından yine aynı işlevi gören güldürü sanatçılarımız nerede? Metin Akpınar, Zeki Alaysa, Yasemin Yalçın, Ali Atik, Ayşe Atik, Ali Poyrazoğlu... Neredeler şimdi?

Hele hele, toplumun vicdanı olma gücünü yüklenen Levent Kırca? Küpünü bu ülkenin sanatsever insanların cebinden aldıklarıyla dolduran bu sanatçılar, şimdi neden suskunlar? Neden yeni sanatçılar çıkamıyor? Neden seslerini yükseltemiyorlar?

12 Eylül 1980 darbesinin ektiği tohumlar meyveye durdu da ondan. Eğitim sistemi paçavraya döndürülüp bilimsellikten uzaklaştırıldı da ondan. Sanat ve sanatçının canına okundu da ondan. Sosyal Devlet ilkesinin üzerine "F Tipi" fatiha okundu da ondan. Sosyal devlet yerine, sadaka veren siyasetçi anlayışı getirildi de ondan...

Eskiden de okumazdı toplumumuz. Şimdi hiç okumuyor.
Eskiden de sanata yeterince ilgi duymazdı. Şimdi reklamları izliyor.
Eskiden de vurdumduymazdı toplumumuz. Şimdi iki torba kömüre kendini satıyor.
Eskiden de işler çok da yolunda gitmiyordu. Şimdi ekonomi batık.

Ancak,
Eskiden; insanların "Umudu" vardı...
Eskiden, tarlalar sürülüyor, insanlar üretiyordu.
Eskiden, fabrikalar kuruluyordu.
Eskiden, sosyal devlet insanların güvencesiydi.
Eskiden, ulusal bayramlar coşkuyla kutlanıyordu.
Eskiden, Atatürk Türkiye'sinin aydınlık yüzü sizi sarıp sarmalıyordu...

Ne yazık!
Bu ülkeyi batırdık.
Siz ne kadar pembe tablolar çizerseniz çizin; bu memlekette asgari ücret "Açlık sınırı"nın altında.
Siz ne kadar cıyaklarsanız cıyaklayın, bu memlekette ortalama ücret "Yoksulluk sınırı"nın altında.

Biz 78 Kuşağı olarak, geleceğin aydınlık ve güzel günlerine inanıyor, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşacağımıza iman ediyorduk. Sanayi işkolları ve sanayileşmiş tarımsal işkollarının ülkeyi varsıllaştırıp, yaşamı güzelleştireceğine inanıyorduk.
Bu inançlarımızdan bir şey yitirmedik. Ancak, gerçek artık saklanamayacak kadar açıkta; İşler iyi gitmiyor ve bunun sorumlusu biz değiliz!

Bunun sorumlusu, idam sehpasında; "Ne Amerika, Ne Rusya, Ne Çin! Her şey bağımsız Türkiye için!" diye slogan atarak ölüme yürüyen Deniz Gezmiş de değil...

Bunun sorumlularına, Kazak Abdal'ın aşağıdaki şiirini armağan ediyorum. Onlar kendilerini bilirler. Onlar, bu toplumun simit gibi bükülen sırtına, susam gibi yapışan kenelerdir. Onlar, kendi çıkarları için dokuz takla atıp, halkı için kılını kıpırdatmayan yalakalardır. Onlar, bu ülkenin dağını, taşını, toprağını talan edip, yoksul halkın vergilerini çarçur ederken sesi çıkmayanlar, dahası katkı koyanlardır. Onlar, hak etmedikleri makam ve mevkilere oturmak için her türlü fırıldağı çevirenlerdir...

Bu şiir size... İyi okuyun!

EŞEĞİ SALDIM ÇAYIRA

Eşeği saldım çayıra
Otlayıp karnın doyura
Gördüğü düşü hayıra
Yoranın da avradını

Münkir münafığın soyu
Yıktı harap etti köyü
Mezarına bir tas suyu
Dökenin de avradını

Derince kazın kuyusun
İnim inim inilesin
Kefen dikmeye iğnesin
Verenin de avradını

Dağdan tahta getirenin
Iskatına oturanın
Talkınını bitirenin
İmamın da avradını

Müfsidin bir de gammazın
Malı vardır da yemezin
İkisin meyyit namazın
Kılanın da avradını

Kazak Abdal nutk eyledi
Cümle halkı dahleyledi
Sorarlarsa kim söyledi
Soranın da avradını

Kazak Abdal
.......................................................................................................

"Durmak yok, yolmaya devam!"

kazlar.jpg

Yaşar Nuri Öztürk'ün; "Allah İle Aldatmak" adlı kitabını okudunuz mu? Okumadıysanız mutlaka okuyun. Ben, hap niyetine, günde iki bölüm üzerinden sindire sindire okuyorum. İşe bakın ki, gündem de bu kitabı destekler nitelikte gelişiyor hep!

JET-PA, Kombassan, YİMPAŞ, Deniz Feneri... başta olmak üzere, kaçak Hac Organizatörleri, dinci medyanın önde gelen yazarlarının karıştığı ahlaki çöküntü örneği sapıklıklar... Tamamında, bu ülke insanının kutsal düşünce ve inanç özelliği kullanılmış. Çıkar sağlamak için yerle bir edilmiş... Bunlar, ülke gündemine oturmuş olanları. Bir de gözlerden kaçan ve bizlerin çevremizde tanık olduğumuz küçük çapta yolsuzluklar da cabası... Duble yol çalışmaları, KÖYDES yolsuzlukları, usulsüz ve yasalara aykırı uygulanan ihaleler, kayırmalar, liyakat ve ehliyetin esas alınmadığı partizanca atamalar... Hukuki kararların pervasızca göz ardı edilmesi ve uygulanmaması...

Kimi arkadaşlar, bu sitede bu yöndeki haber ve yorumlara ağırlık verdiğimi ileri sürerek serzenişte bulunuyorlar. Yani, sanki bizi, 18. Tünel İnternet Dergisi olarak, sözü dönüp dolaştırıp aynı yere getiriyormuşuz gibi algıladıklarını söylüyorlar. Aslında bu görüntünün oluştuğunun bizler de farkındayız. Ancak, gelin görün ki ülkemizde, özellikle son 6-7 yıldır yaşanan olaylar bu ve benzeri örneklerle gündemi oluşturuyorlar. Kötü bir durum bu ve toplumun; partizanlık yapılarak, kutsal inançlar ve değerler sömürülerek aldatılmasına gönlümüz razı gelmiyor. O nedenledir ki site içeriğine sinmiş oluyor sömürü karşıtlığı...

İsterdik ki, ülkemiz, çağdaş hukuk kurallarının ödünsüz uygulandığı, eşit işe eşit ücretin uygulandığı bir emek cenneti olsun... Ne yazık ki değil. Üretim ekonomisi yerine tüketim ekonomisinin uygulandığı ülkemizde, daha vahim ve can yakıcı sorunlara doğru uçarak gittiğimizi görmek için kitaplıklar devirmiş bir entelektüel olmaya gerek yok...

Ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerinin, Cumhuriyet dönemi kazanımlarının, doğanın, toplumsal birikimlerin nasıl talan edilip, yozlaştırıldığını sizler de gözlemlemiyor musunuz?

Keşke her şey, bize hak vermeyenlerin çizdikleri pembe tablolar gibi olsa! Keşke biz yanılsak! Kim istemez ki bunu?

Ne yazık ki; "Durmak yok, yola devam!" sloganı, "Durmak yok, yolmaya devam!" sloganına dönüşmüştür...

....................................................................................................

Bu fotoğrafa dikkat!

vali_yavuz_erkmen.jpg

Bu fotoğrafa dikkatlice bakın...

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, eski Zonguldak, şimdiki Denizli valisi Yavuz Erkmen'dir... Bu fotoğraf, Erkmen'in Zonguldak valiliği döneminde çekilmiştir...

Bu fotoğraftaki ayrıntı valinin masum yüzü değildir. Ayrıntı, valiye göre sol tarafta, etajerin üzerinde bulunan çerçeveli küçük fotoğraftır... Bu fotoğraf, başbakan R.T. Erdoğan'ın fotoğrafıdır...

R.T. Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanıdır. Yani, siyasi bir partinin lideridir. Siyasi partiler genel seçime girerler, çoğunluğu sağlarlarsa hükümet olurlar. Bir dönem hükümet olan parti, diğer dönem olamayabilir.

Vali ve valilik makamı hükümetin değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir makamıdır ve o makamda oturan kişi, seçimle değil, atamayla gelir. Devlet memurudur yani. Orada da devleti temsil eder.

Bilirsiniz, devlet memurları, siyasal partilere eşit uzaklıktadır ve taraf olamazlar.

Vali Yavuz Erkmen, masasına bir siyasi parti liderinin fotoğrafını koyarak, DMY'ye aykırı davranmıştır. Aynı, gerekçeyle, Mevlüt Kırnapçı'nın sürgün emrini imzalayan Erkmen, kendisi devletten aldığı gücü tarafgirli olarak kullanarak, taraflı olduğunu da göstermiştir...

Bu fotoğraf, Zonguldak tarihine düşülmüş bir nottur. Gün gelir bu fotoğrafı görecek bir hukuksal anlayış çıkar...

Unutmamak gerekir ki, hükümetler gelir-gider. Devlet kalır. Devletin memuru olamayanlar, birilerinin memuru olmaktan öteye gidemezler. Onun da siyasal literatürdeki adı başkadır...

..........................................................................................................

Festival istiyorsunuz! Hem de; "Yoğurt Festivali"... İyi de, nerede yoğurt? Hani manda?

mandalar.jpg

Bilmem kaç yıl üst üste "Sünnet Şöleni" yapmakla öğünen Çaycuma Belediyesinin aklına, sonunda Yoğurt Festivali yapmak geldi! Geldi de, geçmiş ola...

Doğum yerim olan Yeniköy'e giderken, kimi kez Çaycuma Bartın karayolunu değil, Çaycuma-Yolgeçen Köyü-Kahvecioğlu Köyü güzergahını kullanırım. Hatta, Perşembe üzerinden, Adaköy meralarına daldığım bile olur. Hem yol boyu güzelim çevreyi izlerim, hem de bol bol fotoğraf çekerim.

Bu arazilerde önceki yıllarda görülen manda, inek gibi süt hayvanlarının her geçen yıl azaldığını üzüntüyle görüyorum. Özellikle Çaycuma Süt Ürünleri Fabrikası öncülüğünde yapılan hayvancılık yönlendirmelerini bir yana koyarsak, bölgemizde tarımsal üretimin olduğu kadar hayvancılığın da özellikle manda yetiştiriciliğinin bitmek üzere olduğunu gözlemliyoruz.

Hepimizin bildiği gibi AKP iktidarının bir tarım politikası olmadığı gibi hayvancılık politikası da yoktur. Hatta programlarındaki bir iki tümcelik sembolik değinme dışında planlı bir hayvancılığı hedefleyen bir vurgunun da olmadığını görüyoruz.

Çaycuma Belediye Başkanı Yolgeçen Köyü doğumludur. Yolgeçen Köyü, çevresindeki birkaç köyle birlikte, Çaycuma Yoğurdu olarak ünlenen yoğurdun üretildiği, en çok manda yetiştirilen köylerdendi... Köylerdendi diyorum, çünkü, benim de yakından tanıdığım birkaç aile dışında, manda yetiştiren, pazara manda yoğurdu sunan aile kalmamıştır. Bu durum, Kahvecioğlu Köyü, Kahvecioğlu Çavuşlar Mahallesi, Adaköy, Helimler ve Tilkiler Köyü için de geçerlidir. Bu köylerin toplamında 100 manda yoktur! Oysa, çok değil 15-20 yıl önce, yalnızca Mithat Gülşen'in köyünde en az 100 manda vardı!

Durum böyleyken, manda yetiştiriciliğini bırakın, hayvancılığa yönelik somut bir destek ve yönlendirmesi olmayan iktidarın ve onun Çaycuma Belediyesinin hangi yoğurdun festivalini yapacağını sormak gerekiyor.

Çaycuma'da, manda ya da inek yoğurtçuluğu kendiliğinden bir oluşum sergilemektedir. Köylü Pazarındaki kadınlar, bir iki öbek halinde toplaşmakta ve bakraçlardaki yoğurtlarını satmaya çalışmakta, fiyatlandırmayı da aralarında elyordamıyla yapmaktadırlar.

Böyle mi olmalı? Sayın Gülşen'e ısrarla sormak gerekiyor; böyle mi olmalı? Bu mudur yani yoğurt üreticiliğinin desteklenmesi? Ayrı satış reyonları oluşturup, hafta içi de yoğurt satışı yapılamaz mı? Manda besiciliğine yönelik sıfır faizli krediler verilemez mi? Manda yetiştiricilerini bilgilendiren seminerler, eğitici kurslar verilemez mi? Teknik donanım konusunda destek verilip, modern araç gereç kullanımı teşvik edilemez mi?

Sayın Gülşen, siz hangi yoğurdun festivalini yapmayı düşünüyorsunuz? Sütaş'ın ya da Mis Süt'ün plastik kaplardaki yoğurdunun festivalini mi? Danone Yoğurdun mu? Yoksa, köylün olan komşularının el emeği göz nuru yoğurdun festivalini mi? Bunun için bugüne kadar ne yaptınız ki, "Yoğurt Festivali"ne sıra geldi diyorsunuz? Sünnet edilecek çocukların "şenliğini" düşüneceğinize, üretimin, üreticiliğin, emeğin, Çaycuma'nın festivalini düşünseydiniz ya... Bunları yapmış olsaydınız, Çaycuma'nın önemli sanayicilerinden Hüsnü Sami Alpan, ikinci fabrikası için Burdur'u mu seçerdi sizce? Yoksa, bunların yapılmasına engel Bostancılar Dağı mı? Biraz para toplayıp tıraşa devam edelim isterseniz!

Atalarımız; "Emek olmadan, yemek olmaz!" demişler. Manda ve inek yetiştiricilerine destek olmayanların, onları sahiplenmeyenlerin, onları kaderlerine terk edenlerin "Yoğurt Festivali"ni ağızlarına almaya hakları yoktur! Size ancak "Ayran Festivali" yakışır. Çünkü, siz her şeyin suyunu çıkardığınız gibi, elinizdeki yoğurtları da ayran ettiniz!

....................................................................................................

Her devrin adamı; Obur Çomar!

_omar_ziyafette.jpg

İşiyi bilecesiy oolum! Öyle, eski gafaluluk falan etmeecey! İktidarda kim varsa, kapağu atacasıy oraya. Yakın duracaasıy partiniy adamlarına... Sonracuğuma, bir koltuk kapmak üçün gerekli işlemleri yapacaasuy. Öyle, imtihanmuş, puanmuş bakmacaysuy! Başgannan, Angara'ynan ahbapluk edüp, bitürcesüy işi...

Bakma sen o cızaklayanlara... Onna, yetüşemedükleri ciyere mundar deyalla. Yetüşebilsele, gabuslanacakla goltuvu emme kim onnara gapturu gardaşım?

Oof! Of! Et gözeldin. Irakı da öyle. Bedava oluncuk yeniya bu et, içiliya bu rakı gardaşım.
Şincik va ya, benim en yakın arkadaşlarım hep solcudurla. Solcudurla emme, bakma sen hepsi adamumdur. Beni sorasayız, benim de ne halt olduvum belli değüldür emme gene de ben çok milliyetçüyündür, muhafazakaryundur ve hatta eççük dinci bile sayılabülürüm. Olsun, hepsinden bıraz olacasıy bu dünyada...

Oluuum! Garson... Mütayit beyiy hesabından çek bir karides... Yahu bu yanıç gibi şeyi de yemeyi yeni huy edindim. Şu bizim mütayit de eli açık hani... İhalenin gıyısından biraz tırtıkladuk deyi açtı keseniy ağzını.

Neyse... Azımızı gapatalım. Dinnele minnele, yanaruz sonra... (Gaark!)

Mubarek Irmazan da gelecek zamanı buldu... Şincik ben bir ay içmeden nasıl duracam gardaşım. Eve bıraz stok yapmalı gayrı...

...................................................................................................

Ben bu bakışları bir yerden tanıyorum yaaa... Acaba nereden?

e_ek.jpg

Ah bu insanlar... Çoğunlukla hep böyledirler. Bakarlar, bakarlar ve yine bakarlar!

Üretim ekonomisi yerine; tüketim ekonomisi uygulanır. Bu nedenledir ki işsizlik Avrupa ortalamasının en az beş katıdır. İnsanlarımız öyle bakarlar...

Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, devlet malı deniz hesabı ülkeyi zarara uğratma, üçkağıtçılık, fesatçılık, ihale yolsuzlukları, doğa talanı, vergi kaçakçılığı, din tüccarlığı, inanç sömürüsü, paradan para kazanma başta olmak üzere, sosyal doku paramparça edilmiş... İnsanlarımız öyle bakarlar...

İktidar partisi milletvekillerinden ve onların yönetiminden bir selpak mendili bile istemeyen lafazanlar, muhalefet partisi milletvekillerinin çivi çakmadığından söz ederler. Keser ellerinde çivi ellerinde basiretsizce memleketin içine ederler... İnsanlarımız öyle bakarlar...

Havaalanı diye uzun zamandır söylenen yalanlar orta yerde dururken, hala gözleri havada "Moral uçuşu yapacak uçak" gözlerler. Saf saf kargo uçaklarının ineceğine, Almanya'dan uçağa binip, Saltukova'ya inecekleri masalına inanırlar. Üstelik de bu masal devlet eliyle anlatılır... İnsanlarımız öyle bakarlar...

Filyos Vadi Projesi diye bir proje devlet envanterinde yer almazken, "-Filyos Vadi Projesini başlattık!" diye gözümüzün içine baka baka konuşan siyasetçilere ağzını açıp iki sözcük söylemeyen bu lafazanlar, afaki konular üzerinde ahkam keserler. İnsanlarımız öyle bakarlar...

45 Bin işçinin arı gibi çalıştığı ve Türkiye sanayisini sırtlandığı o coşkulu günlerden, 9000 işçili şamar oğlanı gibi itilip kakılan işçilerin aşağılanarak dışlandığı günlere gelinmişken, onurlu ve emekten yana bir duruş sergilemek yerine, iktidarın payandası bir sendika her gün makam saltanatı sürer, işçinin gıkı çıkmaz. Üstelik, 1500 işçi alınacakmış balonu üzerine neredeyse zil takıp oynarlar... İnsanlarımız öyle bakarlar...

Aşığın söylediği gibi; "Nesini söyleyim canım efendim / Gayrı düzen tutmaz sazımız bizim ..."

Gün gelecek, devran dönecektir. Bugün elsiz, kolsuz, dilsiz ve dirençsiz kendisine dayatılana razı olan bu halk, "halk" olduğunun bilincine varacak ve yakasına yapışan keneleri silkeleyecektir. Çünkü, bilinmelidir ki tarihin çarkı tersine dönmez, döndürülemez. Sular bendini yıkar ve akacak yolunu bulur.

Bugün bakan o halk, günü geldiğinde, görmesini de bilecektir.

....................................................................................................................

Su demiştik su... Yaşam için gereklidir! Doğa demiştik doğa, size de gerekli... Heeey!

_nekler__e_me_ba__nda.jpg

Çeşme başında inekler bekleşiyor... Su akmalı, çeşme yalağı dolmalı, dolmalı ki içebilsinler!

Peki nerede su? Şeytan aldı götürdü, içemeden getirdi! Suyu inek içti, inek dağa kaçtı, dağda iki ayaklı hayvanlar... O iki ayaklılar ki çoğu kendini adam sanır. Para için, çıkarları için satamayacakları değer olmayan bu adamcıklar, yaşamın sonunu getirdiklerinin bile bilincinde olmaksızın; "Ben mi kurtaracağım? Bana ne?" gibi düşüncelerle davranırlar. Köylü pazarında, pazarcı kadınlarla pazarlık edip, elindeki binbir emek ürünü sebzeleri daha ucuza almaya çalışırlar. Kuyruğa girmez, makam arabalarına lök gibi oturup, o halkın zararına bir çok icraatın baş aktörü olurlar.

Bu susuzluk pat diye gelmedi. Bu yokluk, yoksulluk, yoksunluk akşamdan sabaha oluşmadı... Yıllar yılı halkın zararına, dünyanın zararına, ülkenin ve canlı yaşamının zararına verilen kararların bir yansıması bu.

Öleceğiz... Hep birlikte öleceğiz. Hem bu öyle bir ölüm olacak ki, yargılayanı, yargılananı ve hükmüyle tam bir trajik ölüm olacak. Hükmü doğa uygulayacak ve bizatihi bunun müsebbibi olanlar da içinde olmak üzere acı bir bedel ödeyeceğiz!

Bizler bu yaşananlar olmasın diye yaşamımızı ve insan emeğimizi koyduk ortaya hep! Dinlemediniz. Bizler insan olalım, yaşamı güzelleştirelim dedikçe, sizler oturduğunuz dalları kestiniz...

İnekler su bekliyor; onlar suçsuz. Balıklar su bekliyor; onlar suçsuz. Kuşlar temiz hava bekliyor; onlar suçsuz. Ağaçlar yağmur bekliyor; onlar suçsuz.

Suçlu ayağa kalk; son tükrüğümü tüküreceğim yüzüne!

Her köyde bir Ören Tarlası vardır; eğer biz varsak!

...................................................................................................

MAYMUN ŞAŞKINLIĞI

maymun_balon__i_iriyor.jpg

Bir maymun balon şişiriyor. Balon şiştikçe heyecan artıyor. Diğer maymun, şişen balondaki değişimden mi yoksa diyalektik düşünüp, patlama olasılığı olan balonun yaratacağı gürültüden mi bilinmez korkuyor! Heyecanla karışık bir korku ve şaşkınlık...

Maymun ne bilir esneyen cisimlerin basınç altında ya da sıcaklık etkisiyle genişlediğini. Ne bilsin, yalnızca havadan oluşan bir şişkinliğin yapacağı patlama ancak sesten ibarettir. Ne bilsin, birileri hava balonu şişirip patlatır ve bunu akıl edemeyen diğerleri bir şey var sanıp ölçüsüzce korkar. Nereden bilsin kimyayı, fiziği, basıncı, atmosferi...

Bilinen bir şey var ki, devran bildik kısır döngü üzerine dönmektedir. Devran dönecektir. Su yoluna akacaktır. Mecrası bilinmeyen arazide yolu sınama yanılma yoluyla bulur su. O nedenledir ki mecra peşindedir tüm aklı erik olanlar. Üstelik de tüm çoraplar yalnızca bu kurnazlık üzerine örülür az gelişmiş toplumlarda...

Maymunlar evrimleşecek, gelecek güzel günlere bilimin ışığında yürüyecektir insanlık. Toplumsal evrimin tarihsel süreçlerinde yaşanan tıkanıklıkların yarattığı basınç geçicidir. Zaman dolup, gün gelip, tamama erdikte tohum, dedik ya su yolunu bulacaktır. Bu arada da böbürlenen böbürlenene olacaktır. Zamanın zembereği hükmünü koyacaktır ya köprülerin altından ganimet su akmış olacaktır.

Efendim, ne demek istedim şimdi bunları yazarak?

Sözün özü, 1 Mayıs İşçi Marşındadır yanıt! Bu marşı bilen bilmeyene anlatıp, aydınlanmaya bir katre de olsa katkı koyabilir. Yoksa, ya şimdi konuş, ya sonsuza dek sus!

Ben maymunları, ayıları, kargaları, dutu, elmayı, kızılcığı, böğürtleni ve güneşin doğuşunu batışını seviyorum. Bir sabah, güneşin doğmayacağını, kimilerinin dünyasal böbürlenmelerinin toprakla buluşmaya yabanıl durduklarını da! Doğa hükmünü verip soluk bittiğinde adam gibi ölmeyi beceremeyecek aşağılık yaratıkların utançlarının arkada kalanlara miras olacağını da...

......................................................................

_aycuma_1.jpg

koyunlar.jpg

20 Nisan 2008 Yeniköy / Ören Tarlası

_ren_1.jpg

Yukarıda gördüğünüz, başlamış ama bitirilememiş katliam, o yol boyunca, o genişlikte sürdürülüp, dağın öte yakasına kadar gidecekti. Beni anlıyor musunuz?

_ren_2.jpg

5-a.jpg

Ne bilir onlar insan yüreğinin sıcaklığını? Ne bilirler bir çocuğun gözyaşlarının ne duygular gizlediğini? Kendi çocuklarının saçını bile okşarken bir görevi yapıyormuş kuruluğunu yaşayanlar, ne bilirler bu yurdun o güzelim çocuklarını kendi çocuğu bellemeyi?

Sizin gözlerinizden akan yaşlar üzüyor beni. Yüreğimi yakan o! Gerisi onurumdur!

5-a_2.jpg

Havalar ısındı. Hep birlikte pikniğe gideceğiz. Bilirsiniz yaprak sarmasını çok severim. Pirinçli ve acısı az önde... Coca Cola yasak; ayran içeceğiz. Oturduğumuz yerde çöp bırakmak, otları yolmak, dalları kırmak yok!

Şarkı söylemek, şakalaşmak, haykırmak serbest!

Emir cümlesi kurmak, küsmek, üzülmek yasak!

Güneşi uğurlamak kutsanacak, akşam sevgiyle karşılanacak...

Akşamı sizinle karşılayamamak acısı burkacak yüreğimi...

1-a_1.jpg

Biliyorum buz gibi bir rüzgar esti sınıfta. Tomurcuk yüreğinizin üzerine hoyrat bir el düştü ve ağladınız; "Öğretmenimizi istiyoruz!"

Ben sizinleyim çocuklar... (Pardon ben size hep; 'Arkadaşlar!' diye seslenirim) Ya, koparıp atarlar beni bu meslekten, ya da ben sizinle tamamlarım yılları. Bir üçüncü seçenek yok!

.......................................................................................................

"kuşlar, kelebekler, kertenkeleler, yılanlar, kaplumbağalar, püllenler, hasancık kuşları, salyangozlar, üveyikler, kın kanatlı uç uç böcekleri, karıncalar, mantarlar, kuzukulağı, acıkulak otları, yemşen dikenleri, acımuk elmalar, yaban ayvaları, ağu çiçekleri, bakallar, dimdim kuşları, karaçal dikenleri..."

Sizler için ödeyemeyeceğim bedel yoktur!

utanc_n_g_r_nt_s_.jpg

Bu doğa kıyımı sürseydi, alttaki arı kovanları orada olamayacaktı... Arı kovanlarında biriken balı satarak evine ekmek alan Adem Ağabeyin bir yanı eksilecekti... Şimdi o arı kovanları hala orada ve bal topluyorlar...

Sizin için ödeyemeyeceğim bedel yoktur!

kayal_k_dedikleri_yerde_ar__kovanlar__var.jpg

Aslolan huzurlu uyumaktır. Çocuklarına, onur duyacakları bir gelecek bırakmaktır. Ben oğluma tertemiz bir gelecek bırakıyorum.

Ben, bu ülkeyi, insanları ve doğayı sevme suçunu işledim. Bunu taammüden ve bilinçle yaptım. Bu suçu işlemeyi sürdüreceğim. Bu topraklara, babamı, annemi, oğlumu ve dostlarımı gömdüm. Ben de günü gelince onların yanına gideceğim. Göğsümü gererek gideceğim. Onurla, başım dik gideceğim...

Yeniköy için ödeyemeyeceğim bedel yoktur!

kar___yakadan_tahrip_edilen_alan_n_g_r_nt_s_.jpg

Bir şiirin izdüşümünde büyüyen dağlar...

da_lardan.jpg

yaln_z_kowboy_da_larda.jpg

EY ÖZGÜRLÜK

Okulda defterime, sırama, ağaçlara... Yazarım adını!
Okunmuş yapraklara, bembeyaz sayfalara... Yazarım adını!
Yaldızlı imgelere, toplara tüfeklere, kralların tacına,
En güzel gecelere, günün ak ekmeğine... Yazarım adını!
Tarlalara ve ufka, kuşların kanadına, gölgede değirmene yazarım.
Uyanmış patikaya, serilip giden yola, hıncahınç alanlara adını...
Ey özgürlük!

Kapımın eşiğine, kabıma kacağıma, içimdeki aleve,
Camların oyununa, uyanık dudaklara... Yazarım adını!
Yıkılmış evlerime, sönmüş fenerlerime, derdimin duvarına,
Arzu duymaz yokluğa, çırçıplak yalnızlığa... Yazarım adını!
Geri gelen sağlığa, geçen her tehlikeye...
Yazarım ben adını, yazarım!
Bir sözün coşkusuyla, dönüyorum hayata,
Senin için doğmuşum haykırmaya...
Ey özgürlük!

Paul ELUARD

........................................................................................................................................

ben_halk_e_itim_merkezinde_4_aral_k_2003.jpg

"Biz bu topraklarda doğduk, bu topraklarda beslenip büyüdük, bu topraklara gömüleceğiz! M.K."

"Geleceğin güzel günlerini istemek yetmez. Her birey, emeğini aydınlık yarınları oluşturma savaşımına katmalı. Çocuklarımıza övünecekleri bir ana baba, torunlarımıza gurur duyacakları bir ata olmanın yolu, evrensel doğruların ve insancıl bir yaşamın safında yer alıp, katkı koymaktan geçer! M.K."

"Gerçekte Çaycuma'nın belli bir gündemi yoktur. Çoğunlukla da olmamıştır. Birileri bir şey söyler, diğerleri de onu konuşur. Çaycuma'da gündem genellikle böyle oluşur. Çaycuma'da yaşayan ve kendisini bu şehirden sorumlu duyumsayan yurttaşların en önemli önceliği, gerçekçi gündemleri oluşturup, bu gündemi bu şehri yönetme savında olanların gündemine taşımak olmalıdır. M.K."

....................................................................................................................

mkirnapci@mynet.com
kirnapci@windowslive.com

Mevlüt Kırnapçı
Pehlivanlar Mah.
Pehlivanoğlu Cad. No: 14
67900
Çaycuma / ZONGULDAK