|
"Seni zehirli bir çiçek gibi kokluyorum Zonguldak"
18. Tünel'in ardı, "Sahipsiz Kent"; ZONGULDAK'tır!
.............................................................................................................................................................................
(Not; Çekince notu konmamış yazı ve haberlerden, site adı belirtmek koşuluyla alıntı yapılabilir. Ancak, şiirlerin bir başka yerde yayımlanabilmesi, Mevlüt Kırnapçı'nın oluruna bağlıdır.)
..............................................................................................................................................................
Sisli dağlar sürecek duyguların izini...
Çam, köknar, meşe, ardıç, ıhlamur, kestane, kavak, söğüt... Sisli dağların yükseklerine serpiştirilmiş bir renk armonisinin figürleri gibidir. Orkestranın enstrümanları gibi hani... Toplamından bir tablo, bir senfoni çıkan birleşik güç!
Sisler içinde devingenliğini sürdürecektir yaşam. Yağmur olup düşen buluttan, oksijen olup dirilten soluktan, ışık olup can veren güneşten güç alacaktır.
Sisler içinde sürecektir duyguların izini yaşam. Gün gelecek ölümü duyacaktır canında. Gün gelip ölüme meydan okuyacaktır kahkahasıyla. En çok da kendisi olacaktır o sisli dağlar. Kim ki eline balta ala, gözü çıka! Su başlarında üveyikler sevişecektir güz akşamlarında. Guguk kuşları ötecektir üç tekdüze isyan notalarıyla...
Sonra mantar olacaktır türlü çeşit rengi tadıyla... Sonra ot çayı olacaktır, böğürtlen, karayemiş... İlkyazda bambal, güzde çakal eriği! En çok da kendi olacaktır sisli dağlar. Elini sıcak sudan soğuk suya sokup, emek olacaktır.
Dağ çiçekleri, yaban lalesi, kırlangıç kıvraklığından alacaktır güzelliğini. Güneş açacak, hüzünler dağılacaktır!
Sisli dağlar sürecektir duyguların izini. Bir çetrefil şiire dize olacak, yarına kalacaktır!
..........................................................................
İnsanlığın dramı; Michael Jackson!
Ne çarpıcı bir başlıktı o gazeteye yansıyan; "Siyah doğdu, beyaz öldü!"
Irkçılığın bir insanın iç dünyasında kopardığı aşağılanma fırtınasının, o insanı nasıl imha ettiğinin, yaşamını nasıl bir karabasana döndürdüğünün açık bir kanıtıydı o başlık...
Siyah doğdu, siyah ölme özgürlüğünü kullanamadı. Onu insanlığın ırkçı baskısı beyaz öldürdü. Oysa en temel insan hakkı olmalıdır doğduğu şekliyle ölebilmesi insanın. Derisinin rengi, gözünün çekikliği, ırkının ya da ulusal kimliğinin adlandırması, cinsiyeti, cinsiyete dayalı kimliği... Bu ve bunun gibi toplumsal kalıplar belirlememeli insanın yaşamdaki en temel özgürlüğünü.
Yazar Abdullah Şevki'nin, Hürriyet Gösteri Dergisinin son sayısında (Mart-Nisan-Mayıs 2009 Sayı:297) yayımlanan; "Batılı Edebiyatçıların Gizli Yaşamı" başlıklı yazısını okumanızı öneririm. O yazıda, dünya edebiyatını derinden etkileyip, çığır açan ve ürünleriyle insanlık kültür kalıtının oluşmasını sağlayan ve adlarını neredeyse en sıradan okurların ya da okumazların bile bildiği o büyük yazarların neredeyse tamamının öylesine ilginç ve günümüz mahalle baskısı çizgisiyle değerlendirildiğinde onaylanmayacak davranışları var ki, "özgürlük" denen şeyin ne olduğunu yeniden sorgulatıyor okuyana.
İnsan, toplumun önündeki kimliğini rol model olarak oynar. Asıl kişiliğiniyse, evinin kendisine ait odasında, yalnız başınayken gösterdiği davranışlarıyla sergiler ki işte insan odur ve o insanın özelidir. Günümüzde bu özele o kadar müdahale edilir oldu ki insanın özgürlük alanları yok oldu.
Michael Jackson, yaptığı müzikten çok paralar kazandığında, mahalle baskısı olarak kodlayabileceğimiz o ırkçı sezdirmenin, dahası baskının etkisiyle, derisinin rengini beyazlatarak, tanrıya koşut hareket etmiştir. Oysa, o ürettiğiyle, yani öz değeriyle, dahası emeğiyle var olmanın güzelliğini yaşamalıydı. Olmadı; siyah doğdu, biz onu beyaz öldürdük...
Ruhi Su'nun türküleri çınlıyor kulaklarımda... "Benim Kabe'm insandır..." Evet, aslolan insandır. Gerisi, insan varsa vardır. Yoksa; yok!
Dileriz herkes doğduğu gibi ölme ayrıcalığını yaşar!
..............................................................................
Diyorum ki...
"Biz bu topraklarda doğduk, bu topraklarda beslenip büyüdük, bu topraklara gömüleceğiz! M.K."
"Geleceğin güzel günlerini istemek yetmez. Her birey, emeğini aydınlık yarınları oluşturma savaşımına katmalı. Çocuklarımıza övünecekleri bir ana baba, torunlarımıza gurur duyacakları bir ata olmanın yolu, evrensel doğruların ve insancıl bir yaşamın safında yer alıp, katkı koymaktan geçer! M.K."
"Gerçekte Çaycuma'nın belli bir gündemi yoktur. Çoğunlukla da olmamıştır. Birileri bir şey söyler, diğerleri de onu konuşur. Çaycuma'da gündem genellikle böyle oluşur. Çaycuma'da yaşayan ve kendisini bu şehirden sorumlu duyumsayan yurttaşların en önemli önceliği, gerçekçi gündemleri oluşturup, bu gündemi bu şehri yönetme savında olanların gündemine taşımak olmalıdır. M.K."
....................................................................................................................
EY ÖZGÜRLÜK
Okulda defterime, sırama, ağaçlara... Yazarım adını!
Okunmuş yapraklara, bembeyaz sayfalara... Yazarım adını!
Yaldızlı imgelere, toplara tüfeklere, kralların tacına,
En güzel gecelere, günün ak ekmeğine... Yazarım adını!
Tarlalara ve ufka, kuşların kanadına, gölgede değirmene yazarım.
Uyanmış patikaya, serilip giden yola, hıncahınç alanlara adını...
Ey özgürlük!
Kapımın eşiğine, kabıma kacağıma, içimdeki aleve,
Camların oyununa, uyanık dudaklara... Yazarım adını!
Yıkılmış evlerime, sönmüş fenerlerime, derdimin duvarına,
Arzu duymaz yokluğa, çırçıplak yalnızlığa... Yazarım adını!
Geri gelen sağlığa, geçen her tehlikeye...
Yazarım ben adını, yazarım!
Bir sözün coşkusuyla, dönüyorum hayata,
Senin için doğmuşum haykırmaya...
Ey özgürlük!
Paul ELUARD
..................................................................................
|