|
"Seni zehirli bir çiçek gibi kokluyorum Zonguldak"
18. Tünel'in ardı, "Sahipsiz Kent"; ZONGULDAK'tır!
(Not: Bu sitedeki fotoğraflar ve yazılar hiçbir şekilde alıntılanamaz ve başka amaçlarla kullanılamaz. Bu yönde talebi olanların site editörüne ulaşmaları gerekmektedir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası kapsamında hukuksal bir sonuç doğurmaması için yaptığımız bu uyarı nedeniyle, site izleyicisi dostlarımızdan özür diliyoruz. M.Kırnapçı)
.................................................................................................
"Verilen Sözler tutulmadığı için greve gidiyoruz!"
"Yaşadığımız kötü gidişata dur demek, grevli ve toplu sözleşmeli bir sendika yasası başta olmak üzere; haklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmak için greve gideceğiz. Krizin bedelini ödememek için greve gideceğiz. Temel tüketim maddelerinden vergi alınmaması, ilaçta katkı payı, sağlıkta katılım payı adı altında alınan paraların kaldırılması, eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm kamusal hizmetlerin nitelikli, ulaşılabilir ve parasız olması için greve gideceğiz. Bütçeden eğitime yeterli pay ayrılması, okullara ödenek verilmesi için greve gideceğiz. Sözleşmeli, geçici çalışmaya son verilmesi ve kadrolu, iş güvenceli çalışmanın esas alınması için greve gideceğiz.. KEY hesaplarında biriken paralarımızın eksiksiz ödenmesi, ek ders sorunumuzun çözümü ve insanca yaşayacak bir ücret için greve gideceğiz. Vergide adalet sağlanması, herkesten kazancına göre vergi alınması, biz emeği ile geçinenlerden gelir vergisinin 10 puan düşürülmesi için greve gideceğiz. Herkese iş, çalışana iş güvencesi, barınma, beslenme hakkı ve sosyal güvence için greve gideceğiz!"
"Yıllardır söylenen birlikteliğin KESK ve Kamu Sen öznelinde sağlanmış olması 25 Kasım ve sonrası için bir umuttur."
"Grevi desteklemek için 25 Kasım'da çocuklarınızın öğretmenleriyle omuz omuza olun, belediye, vergi dairesi, PTT başta olmak üzere devlet dairelerindeki iş ve işlemlerinizi 25 Kasım günü bir gün erteleyin, acil olmadıkça sağlık kuruluşlarına başvurmayın."
25 Kasım'da grev yapacak olan KESK ve KAMU SEN'e bağlı memurların istemlerini öğrenmek için, KESK Çaycuma Bileşenleri adına Eğitim Sen Çaycuma Temsilcisi İsmet Akyol'a sorduğumuz sorulara aldığımız yanıtlar gösteriyor ki, memurlar gerçek anlamda bir dert küpü!
İsmet Akyol'la yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz.
25 Kasım'da niçin bir günlük "Uyarı grevi"ne gidiyorsunuz? Uyarmak istedikleriniz kim?
Yedi yıldır iktidarda olan AKP Hükümeti, büyük vaatlerle iktidara geldi. Ülkenin ve toplumun tüm kesimlerinin yanı sıra kamu emekçilerinin sorunlarını da çözeceğini belirtti. Aradan yedi yıl geçti ve gelinen noktada bırakın sorunların çözümünü halkın yaşam koşulları daha da kötüleşti. Var olan haklarımız bir bir elimizden alınmaya başlandı. Eğitimin yanı sıra SSGSS yasasıyla sağlık resmen paralı hale getirildi. Primi ödemeden, katkı payını ödemeden, muayene ücretini ödemeden, ilaçta katkı payını ödemeden muayene olunamıyor. Kamu hizmetleri özelleştirilerek, zorunlu olması gereken hizmetler devlet güvencesinden çıkarılarak, sağlığa ve eğitime ayrılan bütçe kısılarak, ulaşım, barınma, enerji başta olmak üzere tüm tüketim ihtiyaçlarına zam üstüne zam yapılarak, hayat yaşanmaz hale getiriliyor. Emeklilik yaşı ve prim ödeme gün sayısı artırıldı. İşsizlik, yoksulluk had safhaya çıktı. Emekliler mağdur, çiftçiler, küçük üreticiler ve esnaf can çekişir hale getirildi. Kamu emekçilerine, emeklilere komik denilecek zamlar yapılmaya başlandı.
Yaşanan ekonomik krizin yarattığı tahribatın faturası halka çıkarılıyor. Atölyeler ve küçük işletmeler bir bir kapanıyor. Özelleştirmelerle ülkenin kaynakları talan ediliyor. Çalışanlar işten atılıyor, işsizlik, yoksulluk ve açlık içinde yaşayanların oranı sürekli büyüyor. Ödediğimiz vergiler sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarımıza kaynak sağlamak yerine borç faizlerine aktarılıyor. Bu örnekleri çoğaltılabiliriz.
Diğer taraftan AKP Hükümeti, kamu çalışanlarına vermiş olduğu söz de durmadı. AKP'nin 2001 yılında yayınladığı parti programında aynen şöyle deniyor: "Kamu görevlilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendikal haklar ve özgürlüklere kavuşturulması için gereken mevzuat değişiklikleri gerçekleştirilecektir" Yine Hükümetle yapılan toplu görüşmelerde "Kamu görevlilerine grev hakkının verilmesinin" mutabakat metninde yer almasına; Başbakanın ve 2001 yılından bu yana görev yapan tüm Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlarının "Biz de grev ve toplu sözleşme olmasını istiyoruz" demelerine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Tüm Bel Sen lehine aldığı Toplu İş Sözleşmesi ve grev hakkına rağmen gelinen noktada hiçbir somut adım atılmadı. Yedi yıldır tek başına iktidarda olan AKP, söz vermiş olduğu Toplu iş sözleşmeli ve grevli sendika yasasını çıkarmadığı gibi, tüm kamu emekçilerini sözleşmeli hale getirmeyi hedefleyen Kamu Personel Yasası'nı Meclise getirmeye çalışıyor.
Yukarıda özetlediğimiz kötü gidişata dur demek, grevli ve toplu sözleşmeli bir sendika yasası başta olmak üzere; haklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmak için greve gideceğiz. Krizin bedelini ödememek için greve gideceğiz. Temel tüketim maddelerinden vergi alınmaması, ilaçta katkı payı, sağlıkta katılım payı adı altında alınan paraların kaldırılması, eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm kamusal hizmetlerin nitelikli, ulaşılabilir ve parasız olması için greve gideceğiz. Bütçeden eğitime yeterli pay ayrılması, okullara ödenek verilmesi için greve gideceğiz. Sözleşmeli, geçici çalışmaya son verilmesi ve kadrolu, iş güvenceli çalışmanın esas alınması için greve gideceğiz.. KEY hesaplarında biriken paralarımızın eksiksiz ödenmesi, ek ders sorunumuzun çözümü ve insanca yaşayacak bir ücret için greve gideceğiz. Vergide adalet sağlanması, herkesten kazancına göre vergi alınması, biz emeği ile geçinenlerden gelir vergisinin 10 puan düşürülmesi için greve gideceğiz. Herkese iş, çalışana iş güvencesi, barınma, beslenme hakkı ve sosyal güvence için greve gideceğiz.
Kamu emekçileri olarak 25 Kasım 2009 tarihinde AKP hükümetini son kez uyaracağız. Uyarımız dikkate alınmazsa eylemlerimiz artarak ve daha da genişleyerek devam edecek.
KESK ve Kamu Sen'in birlikte greve gidecek olmalarının yapılan çalışmalara ne gibi olumlu katkıları oldu?
KESK ve Türkiye Kamu Sen'in uyarı grevi konusunda bir mutabakata varmış olmaları hem işyerlerinde hem de kamuoyunda olumlu karşılandı ve yürütülen çalışmaları daha da kolaylaştırdı. Kamu emekçileri birlikten yana. Sendikalar ortak talepler etrafında yan yana gelip, çağrı yaptığında işçi ve emekçiler bu çağrıya olumlu yanıt vermektedir. Bunun sayısız örneği var. Örneğin 1 Aralık 2000 yılında Emek Platformu çatısı altında gerçekleştirilen birliktelikle ülke genelinde etkili bir iş bırakma eylemi gerçekleştirilmişti. Yıllardır söylenen birlikteliğin KESK ve Kamu Sen öznelinde sağlanmış olması 25 Kasım ve sonrası için bir umuttur. 25 Kasım sonrasında işçi ve diğer memur konfederasyonlarını içine alan daha geniş bir platformun yaratılmasına şimdiden başlanmalıdır.
25 Kasım uyarı grevi çalışmaları nasıl başladı? Greve hazırlanırken nasıl bir çalışma stratejisi yürütüyorsunuz?
KESK Çaycuma Bileşenleri olarak Ekim ayının başında başlattık grev çalışmasını. 3 Ekim'de Zonguldak'ta yapılan KESK bölge toplantısından sonra, KESK Çaycuma Bileşenleri olarak, yapılacak çalışmaları planladık, grev komitesini oluşturduk. KESK Genel Başkanı Sami Evren ve Kamu Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız 12 Ekim'de Ankara'da yapmış oldukları ortak açıklamada 25 Kasım'da birlikte iş bırakacaklarını açıkladılar.
İlk olarak KESK'in web sitesinde yayınlanan ve KESK Genel Başkanı Sami Evren ve Kamu Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız'ın ortak basın toplantısının haberleştirildiği "25 Kasım'da Hayat Duracak!" başlıklı metni tüm işyerlerine, siyasi partilere demokratik kitle örgütlerine ulaştırdık.
KESK Zonguldak Şubeler Platformu ve Kamu Sen Zonguldak İl Temsilcilerinin Zonguldak'ta ortak toplantılar yapıp, 25 Kasım'da birlikte hareket edeceklerini açıklamalarından sonra, KESK Çaycuma Bileşenleri olarak 4 Kasım tarihinde Çaycuma Kamu Sen temsilcisi arkadaşları ziyaret ettik. Oldukça sıcak geçen bir görüşme gerçekleştirdik. KESK ve Kamu Sen olarak, Çaycuma'da 25 Kasım'da yapılacak uyarı grevinin etkili ve kitlesel olması için yapılacak çalışmaları ayrıntılı bir biçimde planladık. 5 Kasım akşamı Çaycuma Cumhuriyet Meydanında yaptığımız ortak basın açıklamasıyla da 25 Kasım grevini birlikte örgütleyeceğimizi Çaycuma kamuoyuna açıkladık. KESK Zonguldak Şubeler Platformu ve Kamu Sen Zonguldak İl Temsilcilerinin Çaycuma'da her iki konfederasyonun temsilci yönetici ve üyeleriyle ortak toplantı yapmaları birlikteliği daha da pekiştirdi.
Çalışmalarımızı iki biçimde yürütüyoruz. Birincisi işyerlerini merkeze alan, kamu emekçilerinin birlikteliğini hedefleyen bilgilendirme ve propaganda çalışması. İkincisi de neden greve gittiğimizi anlatmak ve mücadelenin ve grevin ortaklaştırılması amacıyla demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, Esnaf odasını, meslek örgütlerini ve siyasi partileri vb. kurumları ziyaret ederek bu kesimleri sürece dahil etmek.
İki yıl önce KESK'in çağrısıyla Çaycuma'da SSGSS'ye karşı oluşturulan platform ve yine Çaycuma Emek ve Demokrasi Platformu deneyimleri bize şunu gösterdi: Halkın temel taleplerini içeren ısrarlı bir mücadele ile yapılan eylem ve etkinlikler hem etkili, hem de kitlesel ve sonuç alıcı olabiliyor. KESK ve Kamu Sen'in güçlerini birleştirmiş olmaları ve toplumun farklı kesimlerinin sürece dahil edilmesi 25 Kasım'ın hem etkili hem de kitlesel olmasını sağlayacaktır.
"25 Kasım İş Bırakma Eylemi" öncesi destek istemek amacıyla siyasi parti, sendika dernek ve meslek örgütlerine ziyaretler gerçekleştirdiniz. Ziyaret ettiğiniz yerlerde nasıl karşılandınız?
Ziyaret ettiğimiz tüm kurum ve kuruluşlar büyük bir ilgi, heyecan ve coşkuyla bizleri karşıladılar. Birbirine zıt görünen iki büyük memur konfederasyonun ortaklaşmış olması şaşkınlıkla beraber, umutlandırdı da bu kuruluşları. KESK ve Kamu Sen olarak yalnızca kendi taleplerimiz için değil, mağdur olan tüm kesimlerin talepleri için de greve gideceğimizi söyleyerek yanımızda olmalarını istedik. Ziyaret ettiğimiz kuruluşların büyük çoğunluğu 25 Kasım'da kitlesel bir şekilde katılım sağlayarak alanlarda bizlerle beraber olacaklarını belirttiler.
25 Kasım günü Çaycuma'da eylem nasıl olacak?
25 Kasım grevi doğrudan iş bırakma olarak gerçekleşecek, hiçbir biçimde vizite, sevk ya da rapor alma gibi yöntemlere başvurulmayacak. 25 Kasım günü mesai saatin başladığı saatlerde iş yerlerimize gideceğiz. Öğretmenler sınıflara girmeyecek ve sınıf defterlerini imzalamayacak, posta çalışanları, sağlıkçılar, vergi dairesi çalışanları o gün işyerlerindeki imza föylerine imza atmayacak ve iş başı yapmayacaklar. İşyerleri önünde toplanıp saat 10.00-11.00 gibi hep birlikte iş yerlerinden ayrılacağız. Saat 12.30'da da Çaycuma Cumhuriyet Meydanında toplanacağız ve yapacağımız kitlesel eylemle niçin grevde olduğumuz kamuoyuna açıklayacağız.
Gerek KESK olarak, gerekse Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği olarak bugüne dek yürüttüğünüz sendikal faaliyetlerle bir anlamda toplumsal muhalefet görevini de üstlenmiş oluyorsunuz. Sivil Toplum Örgütlerinin ve örgütsüz halk kitlesinin duyarlılığını ya da duyarsızlığını nelere bağlıyorsunuz?
Gerek KESK gerekse Eğitim Sen olarak kendi sorunlarımızın yanı sıra toplumun, özelde de Çaycuma'nın birçok sorununda taraf olduk, elimizden geldiğince mücadele ettik. Tabi mücadele ederken yürütülen mücadeleden rahatsız olanlar tarafından baskılara, soruşturmalara, sürgünlere ve kirli propagandalara maruz kaldık. Ama yılmadık, provokasyonlara ve oyunlara gelmedik. Yıllardır hep emekçilerin, geniş halk kesimlerinin sorunlarının çözümü için bir araya gelmeleri gerektiğini söyledik. Geçmişte söylediğimiz, birtakım öngörüler bugün yaşama geçmiş durumda. Örneğin 2006 yılından 2008 yılına kadar çıkmaması için oluşturduğumuz geniş katılımlı yerel platformla birlikte büyük çaba gösterdiğimiz SSGSS yasasıyla sağlık ve sosyal güvenlik alanında ciddi kayıplarımız oldu. Yasa çıkmadan yasanın bizlerden neler götüreceğini anlatmaya çalıştık. Özellikle memur kesiminin büyük çoğunluğu, memurların kazanılmış hakkı olduğu için SSGSS'nin kendilerinde hak kaybına neden olmayacağı düşüncesindeydi. Bugün gelinen noktada memurlar dahil herkes sağlıkta katılım payı ödememeden tedavi olamıyor. İlaçta katkı payını ödemeden ilacını alamıyor.
Duyarsız olunma konusunda doğrudan işçi ve emekçileri, geniş halk kesimlerini suçlamak doğru değil. Bu durumu iki nedene bağlayabiliriz. Birincisi işçi ve emekçilere yönelik saldırılar karşısında işçi ve memur sendikalarının, meslek örgütlerinin üyelerini gerçek anlamda harekete geçirecek, bilgilendirecek ve bilinçlendirecek ciddi bir çalışma içine girmemeleri ve günü kurtaran eylemlilik yollarına başvurmaları. İkincisi de halkın talep ve özlemlerini yanıt verecek güçlü bir siyasal örgütlülüğün olmaması.
Eğitim Sen'in, Türk Eğitim Sen'le ve KESK'in KAMU SEN'le eylem birliğine gitmesi hiç kuşkusuz memur sendikacılığında bir ilk. Önyargıların yok edilmesinde önemli bir adım olan bu birlikteliğin, diğer memur sendikaları ve konfederasyonlarına nasıl bir örnek oluşturduğunu düşünüyorsunuz?
İki farklı dünya görüşüne sahip konfederasyonun yan yana gelmesi, belli çevrelerde ilk başta şaşkınlık yarattı. Ülkede yaşanan birçok gelişmeye paralel olarak aynı sorunu yaşayan emekçiler bir şekilde bölünüp parçalandı, bir araya gelmeleri çoğu zaman zorlaştı.
Ortak talepler etrafında bir aya gelinip, birlikte iş yapıldığında var olan önyargılar da bir şekilde yıkılıyor. İleri de KESK ve Kamu Sen'in bu birlikteliği diğer yapıları da içine alarak Emek Platformu benzeri yapıları tekrar oluşturacaktır. Bunun belirtiler iş yerlerinde hissedilmekte. İşyerlerinde, yerellerde ortak talep ve sorunlar için oluşturulan birliktelikler yukarılarda yan yana gelmeyi hem kolaylaştıracak, hem de zorlayacaktır.
25 Kasım Uyarı Eyleminde yanınızda olacağız. Örgütlü örgütsüz memurlara ve halka neler söylemek istersiniz?
25 Kasım'da yüz binlerce kamu emekçisi hakları için greve çıkacak. Greve katılacak olan arkadaşlara hiçbir ceza verilemeyeceğini belirtmek istiyorum. AHİM kararları var. Danıştay 12. Dairesinin 25.03.2005 gün ve E.2005/1523, K.2005/985 sayılı kararı ile iş bırakma etkinliği bir disiplin suçu olarak görülmemiştir. Yine Danıştay 12. Dairesinin çeşitli tarihlerde vermiş olduğu olumlu kararlar var. KESK'in aldığı karar gereği 11.12.2003 yılında yapılan iş bırakma eylemi nedeniyle verilen aylıktan kesme cezasını iptal eden ve iş bırakma eylemini sendikal faaliyet olarak kabul eden Zonguldak İdare Mahkemesinin (Danıştay 12. Dairesinin içtihat kararlarını da dikkate alarak), çok önemli bir kararı var. Mahkeme kararlarına rağmen ceza verenler TCK'nın 118 ve 119 uncu maddelerine göre suç işlemiş olacaktır. Ceza verilmesi durumunda yüz binlerce kişi mahkemelere başvurup, davaları kazandığında devletin maddi anlamda çok ciddi kayıpları olacaktır. Böyle bir durumda devlet, ceza verenler tarafından zarara uğratılmış olacaktır.
25 Kasım'da greve çıkacak olan kamu emekçileri, sadece daha iyi ücret alabilmek ve grevli toplu sözleşmeli sendika için değil, aynı zamanda, sundukları hizmetlerin daha iyi yapılması, çocuklarımıza parasız ve daha iyi eğitim verilmesi, hastalara parasız ve daha iyi bakılması, öteki hizmetlerin daha düzgün yapılması için, çalışma koşullarının iyileştirilmesini istiyorlar.
Kamu emekçilerinin 25 Kasım grevinin başarısı aynı zamanda çocuklarımızın daha iyi eğitim alması, hastalara daha iyi bakılması, tüm diğer hizmetlerin daha insanca bir düzeye çıkarılması demektir. Onun içindir ki kamu emekçilerinin grevine halkımız her tür desteği vermelidir.
25 Kasım Grevi'ni KESK ve Kamu Sen yönetici ve üyeleri olarak el ele vererek gerçekleştiriyoruz. Greve katılmayan örgütlü ve örgütsüz tüm kamu emekçilerinin greve katılmasını bekliyoruz.
Kamu emekçileri, çocuklarımızın öğretmeni, hastalığımızda sağlığımıza kavuşmamız için gecesini gündüzüne katan sağlıkçımızdır. Elektriğimizin, suyumuzun, mektubumuzun evimize ulaşması için çalışan, devlet dairelerinde işlerimizin yapılması için koşturan emekçilerdir. Sizden birileri, eşiniz, dostunuz, akrabanız olan kamu emekçilerinin çağrısına ve mücadelesine sessiz kalmak, saldırıları kabullenmektir.
25 Kasım'da kamu emekçilerini desteklemek, hükümetin saldırılarına sessiz kalınmayacağının göstergesi, aynı zamanda, iş, ekmek ve özgürlük talepleri için güçlü bir emekçi tutumu sergilenmesi anlamına gelecektir.
Grevi desteklemek için 25 Kasım'da çocuklarınızın öğretmenleriyle omuz omuza olun, belediye, vergi dairesi, PTT başta olmak üzere devlet dairelerindeki iş ve işlemlerinizi 25 Kasım günü bir gün erteleyin, acil olmadıkça sağlık kuruluşlarına başvurmayın.
İşçileri, emekçileri, esnafı, kadınları, gençleri, hastaları ve hasta yakınlarını, emeklileri ve tüm Çaycuma halkını kamu emekçileriyle dayanışmaya ve 25 Kasım 2009 Çarşamba günü saat 12.30'da Çaycuma Cumhuriyet Meydanında olmaya çağırıyoruz.
..........................................................................................
Fotoğrafla anlatmak daha mı kolay ne?
Bu hafta da bakarak konuşacağız. Önce fotoğraf, sonra bir çift söz...
Sevgili okul arkadaşım Leyla Turpçu'nun isteği üzerine bıyırdım fotoğrafını koyuyorum siteye. Umarım bu güzel yaban meyvesini şimdi anımsamıştır. Tadı da görüntüsü de bir başka güzel olan bu meyve aynı zamanda vitamin deposu.
Bu papatyalar eğer bir soruşturmaya konu olacaklarını bilselerdi, inanın başlarını topraktan çıkarmazlardı. Ancak, ne yazık ki, "Ne demek mimarisi çalakalem, estetikten yoksun evlerle şehri boğmak? Bu papatyalarla neyi anlatmak istedin?" diye çirkin ve kirli bir soruşturmaya konu oldu bu fotoğraf. Bu papatyalar yaşamın vaz geçilmezliğini anlatan bir güçlü aşk olarak yaşayacaklar...
Bir önceki güncelleştirmede, A.Ertan Mısırlı'yla F.H. Dağlarca'nın kol kola fotoğraflarını yayınlamış, ardından da; "Ertan'dan Dağlarca'lı yılları anlatan bir kitap bekliyoruz" demiştik. Sevgili dost Ertan Mısırlı hafta içinde bir ileti gönderdi ve bu kitabın tamamlandığını, yayıncısını bulduğunda da günyüzüne çıkacağını yazdı. Ertan kardeşimizi sevgi ve dostlukla kucaklıyoruz. Onun şiirleri kadar güçlü bir Dağlarca anlatımı hazırladığından eminiz. Kitabını bekliyoruz...
A.E. Mısırlı'nın facebook yoluyla gönderdiği son iletiyi alıyorum buraya:
('DAĞLARCA GÜNLÜĞÜ'(1983-1999,Anılar-Mektuplar-Fotoğraflar) ilk kez günışığına çıkıyor!
Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği'nde Dağlarca'yı anıyoruz 18 Kasım 2009 Çarşamba günü, saat 14.00'te.
Cemal Süreya'nın, Paris, 21 Ağustos 1962 tarihli mektubunu ve edebiyat tarihine ışık tutacak daha başka belgeleri 'meraklısıyla' paylaşacağım o gün...
'Papirüs'ün izinde 'samimi bir mecmua olacağını umuyorum. Fügen Kıvılcımer'in sunumuyla ve edebiyat dostlarının katılımıyla...)
Bu tren, Anıtkabir'in tamamlanması sonrası, Mustafa Kemal Atatürk'ün naaşını İstanbul'dan Ankara'ya getiren trendir.
Bu tren, on beş yıl büyük önderi konuk eden İstanbul'un, Ankara'ya emanetini teslim eden trendir. Bu tren; "Mustafa Kemal Atatürk Treni"dir. Bu trene binip de, hangi istasyonda ineceğini sinsi sinsi hesaplayanların treni değildir. Bu tren, bu ülke insanını, çağdaş aydınlığa götüren trendir. Bu ülke insanı vahim bir tren kazası yapmayacaktır...
Ne güzeldi o çocukluk yıllarımızda oynadığımız oyunlar. Birdir bir, saklambaç, çelik çomak, uzun eşek, elim sende, körebe, beş taş...
Şimdi çocuklar bu oyunları oynamıyorlar. Kimisi bilgisayar başında, kimisi pahalı legoların arasında, kimisi yoksulluğun burgaçlarında... Hepsi kendi dünyalarını kuruyorlar; birbirinden habersiz ve birbirine ilgisiz... Elbette hep bu kadar karamsar değil tablo. Ancak, çocukluğumuzdaki oyunların o kardeşçe paylaşımlarını, sevinçlerini ve yaratıcılıklarını düşündükçe de günümüz çocuklarının onca olanaklara karşın biraz şanssız olduklarını söylemek olası.
Dağ başında da olsa, evde de olsa, çölde de olsa; bir bardak çayın değeri tartışılmaz...
Çölün kızgın kumları arasında yakılan bir ateş ve o ateşin közünde demlenmiş sıcak çay! Kim bilir hangi şiirin hangi dizesini çağrıştırır o çarpıcı ortam? Kim bilir hangi romana etkili bir paragraf olur? Belki, açlığın bir acınası yansıması olur; kim bilir? Ancak, nedeni ne olursa olsun, o çay o anı var eden bir güzel tat olarak çizilir bireysel tarihinize...
Fidel Kastro ve Che Gueavara! Küba devriminin iki büyük öncüsü. ABD emperyalizmine karşı göğüs göğüse savaşmış ve 1960 yılında utkuya ulaşmış iki büyük devrimci...
Bağımsızlık ve özgürlük düşü hiç bu kadar kutsanmamıştır. Bir devrimci hiç bu kadar kalın çizgilerle dünya tarihine kazınmamıştır. Che, halen insanlığın özündeki o özgürlük ateşinin yanmasını sürdüren bir Prometeus olarak sürdürmektedir ününü. Fidel'se, artık bir ayağı çukurda yaşlı bir önder olarak henüz yaşamdadır. Genç ve dinç Fidel'le Che'yi aynı masada görmek kırk yıllık bir şarap tadı vermektedir bakana...
"Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" demiştir bir şiirinde Nazım Hikmet... Üstteki fotoğraf mutluluğun resmidir. Bu fotoğrafa yorum yazmak, o güzelliğin büyüsünü bozmaktır. Susuyorum...
Bu kuşun adı "Hasancık kuşu"dur. Göğsünde kırmızı bir benek vardır. Derler ki Hasancık kuşu, sevdasını kanıtlamak için kendisini dikenli çalılara atar ve göğsüne batan bir diken yüreğini kanatır. O kırmızı benek ondandır. Aşkın, sevginin ve sevdanın simgesi bir garip çelimsiz kuştur Hasancık kuşu.
Soğuk ve karlı kış günlerinde, çalılıkların arasından çıkıp, samanlık kenarlarına konar, orada bir parça tahıl, belki bir solucan arar... Çocukluğumuzda serçeye sapanla taş atar, Hasancık kuşuna atmazdık. Belki onu zayıf gördüğümüzden acırdık, belki eti ne budu ne ki vurup avlayayım derdik, kim bilir?
Bilin ki bir çalılıkta, bir suyun kıyısında hüzünlü bir Hasancık kuşu hep vardır. Ve eğer siz varsanız vardır...
Masum, hüzünlü ve üşümüş! İnsan; ağlamak ve gülmek üzre binadır! Sevinç ve hüznü yüreğinde yaşatandır insan... Bu güzel canlıya bakıp da hüzünlenmemek elde mi?
Bana, "Kendini tanımla!" deseler, üstteki fotoğrafı anlatırım sanırım.
"Heeeeyt ulan be!" Adam dediğin işte böyle olur... Parmağında yüzükler, boynunda zincirler. Ağızda dişler sırma gibi; üstelik kravatıyla modern... Ultra-post-modern yeni insan tipinin en belirgin örneği... "Dağılın lan; Hırtlar Vadisi geliyor!"
Siz tahribatın asıl sonucunu bu maymunlar buradan gittikten sonra görün. Her yan türlü çeşit maymunla kaplıyken kimse yaşananların boyutunu tanımlayamaz. Bu çıkarcı ve istilacı maymun sürüsü ait oldukları yere döndüğünde göreceğiz zararın boyutunu! Ha, bir şey daha; arabanın içinde olduğu için kendini güvende sananlar, günü geldiğinde direksiyonun başkasında olduğunu, frene gaza kendisinin basmadığını gördüğünde yaşayacaklar asıl şoku! Önemli olan ormanın sükunetidir. Bugün orman kanunlarıyla yaşananlara bakanlar, bir gün orman kanunlarını da arar duruma düşebilirler...
Ne yapsın garibim; modaya uymuş!
Yalamalık, yalakalık, goygoyculuktan usanmayan develere, zürafalara ve öküzlere ithaf olunur! O koca dilinizi bugün pul yalatmak için kullananlar, günü geldiğinde nerelerini yalatacaklar göreceğiz hep birlikte.
"Bölünmüş yollar yaptık, ulaşımda cumhuriyet dönemi kadar mesafe aldık!" diye bağıranlara bu fotoğrafın ne anlama geldiğini sormak gerek. Karadeniz kıyısı boyunca yapılan yol, hangi doğa katliamlarının bedeli olarak durmaktadır ortada; sormak gerek! Üstteki fotoğraf İngiltere'den. Tek bir ağaç bile kesmeden, direk üstü viyadüklerle nasıl yol inşaa edilirmiş görün! "Efendim, bunun için çok para gerek! Biz o kadar zengin miyiz?" Hadi ordan, hadi ordan! Hangi müteahhitlere hangi kıyaklarla bu milletin ne paralarını toka ettiğinizi bilmeyen mi var! Alın, başınıza çalın duble yollarınızı! Günde ortalama 35 kişi ölüyor yol dediğiniz mezbeleliklerde...
|