REENKARNASYON Reenkarnasyon en basit tanımıyla,
insanın ölümden sonra yeni bir bedenle tekrar dünyaya gelmesi ve bu
sürecin, "ruh kemale erene kadar" devam etmesi demektir. Bu tanım
bölgelere ya da ülkelere göre farklılıklar gösterebilmektedir. Mesela bazı
inanç sistemlerinde yeniden doğuşun insan bedeninde olacağı öne
sürülürken, bazılarında hayvan ve bitki bedenlerinde de yeniden doğuşun
olabileceği savunulmaktadır. Ya da bazıları tekrar doğuşun bir ceza ve
kefaret olacağını ileri sürerken, bazıları gerilemenin sözkonusu
olmadığını iddia etmektedir. "Enkarne olmak" ya da "tenasüh" de denilen
reenkarnasyon inancı, tarihin her döneminde, inanç sistemleri içerisinde
kendisine yer bularak günümüze kadar gelmiştir. En köklü olarak da
Hinduizm ve Budizm'de yeralmaktadır. Hint kutsal kitapları Veda'lar, maddi
alemde yaşayan her varlığın insan bedenine ulaşıncaya kadar 8 milyon 400
bin değişik yaşam formundan geçmesi gerektiğinden bahseder. Bu aşamalardan
geçen varlık, "kemale ermiş" olarak "rehber varlık"a dönüşür.
HİPNOZ BİR KANIT OLABİLİR
Mİ? Reenkarnasyon inancına kanıt olarak büyük oranda "hipnoz"
gösterilmektedir. Fakat hipnozun, esas olarak "yapan"ın telkinleri
sayesinde gerçekleştiği gözönünde bulundurulursa ortada bir terslik olduğu
rahatça görülebilir. Hipnotistin telkinleriyle uyutulan (hipnoz edilen)
suje, hayalindekileri anlatmaya başlar ve ortaya bir tablo çıkar.
Reenkarnasyoncular bu tablonun geçmiş yaşama ait olduğunu iddia ederler.
Ancak burada, sujenin, telkinler doğrultusunda birçok hayali
resmedebileceği sonucu da çıkmaktadır. Yani aynı suje, farklı hipnotistler
tarafından, farklı telkinler yoluyla, farklı hayallere daldırılabilir ve
sujenin birçok farklı geçmiş yaşamı da ortaya çıkabilir.
PSİKİYATRİSTLER KARŞI ÇIKIYOR! Esasen
psikiyatristler de hipnozun böyle bir fonksiyonunun olmadığı üzerinde
hemfikirdir. Psikiyatristlere göre -ki bu tespitler dünyanın en itibarlı
psikoloji dergisi The American Journal Of Psychiatry'de yayınlanmıştır-
hipnoz altında geçmişte yaşamış olduğu hayatlarını hatırladığını söyleyen,
hatta bu yaşamlarındaki kimliklerini bile açıklayan kişiler, "dissosyetif"
bozukluğu olan "hasta" kişilerdir. Geçmişte yaşadığını beyan eden
kimlikler, aslında o kişinin farklı bir kimlik durumunu, psikolojideki
adıyla "Altered ego state"i ifade eder. Bu durum "çoğul kişilik" ya da
"dissosyetif bozukluk" olarak bilinir. Psikiyatristlerin bu açıklamaları
karşısında reenkarnasyoncuların yapmaları gereken şey, bu inancın
varolduğunu, hipnoz seansları dışında bir araç vasıtasıyla kanıtlamak. Ya
da hiçbir aracı kullanmadan... Çünkü her ne kadar hafıza-i beşer nisyan
ile malul ise de, milyarlarca insandan en azından birkaç tanesi, hipnoz
seansına girmeden de geçmiş yaşamını ayrıntısıyla anlatabilmelidir.
Reenkarnasyoncuların şu soruya da cevap vermesi gerekir; Madem ki bazı
insanlar ikinci hayatlarında hayvan ve bitki olabiliyorlar, neden birtakım
hayvan ve bitki türlerinde insani davranışlar ve özellikler yok? Tabii
maymun ile insan arasındaki davranış benzerlikleri buna bir delil olarak
gösterilebilir ama o zaman da "Evrim Teorisi" gerçek bir aldatmacaya
dönüşmüyor mu? Hani insan maymunun müsvettesi idi? Ve cevap verilmesi
gereken başka bir soru; Enkarne olan varlıklar ya da hipnoz altında öyle
olduğunu iddia eden kişiler, geçmiş yaşamında hep başka varlık olduğunu ve
dünyanın başka bir köşesinden geldiğini iddia etmektedir. Peki Kuzey
Kutbunda yaşayıp da ikinci hayatında Afrika'ya düşen bir kişi, siyah
derili olarak mı enkarne oluyor? Ya da çöldeki bir kaktüs olarak? Yani
reenkarnasyona uğrayan varlıklar, enkarne oldukları bölgeye göre şekil ve
özellikler mi kazanıyorlar? Bu sorular uzatılabilir, fakat biz ülkemize bu
inancın nereden geldiğini ve bugünkü durumunu inceleyelim;
ÜLKEMİZDE REENKARNASYON NE ALEMDE? Türkiye'de bu
inancın yayılmaya başlaması, 1950 yılında Dr. Bedri Ruhselman'ın
Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği'ni kurması ile olmuştur.
Derneği kuran Ruhselman, 1898 yılında İstanbul Fındıklı'da doğan ve Çerkes
kökenli bir spiritüalist, deneyci ve araştırmacıdır. Dr. Ruhselman ilk ve
belki de en önemli eserini (Ruh ve Kainat 3 cilt) 1946'da yayınladı.
1947'de İzmir'e yerleşerek doktorluk mesleğine başladı. İzmir'de bir celse
grubu kurarak ruhsal temaslara başlaması da aynı seneye denk gelir. Yine
aynı sene ikinci kitabını (Ruhlar Arasında) yazdı. Daha sonra İstanbul'a
dönerek 30 Mart 1950'de Taksim Sıraselviler'de adı geçen derneğini kurdu.
Yaşamını adadığı ve büyük ümitler bağladığı derneğini 7 yıl sonra 1957'de
bırakmak zorunda kaldı ve derneğin başına Refet Kayserilioğlu getirildi.
Dernek halen Ruh ve Madde Derneği olarak devam ettirilmekte, aynı isimle
yayıncılık yapılmakta ve bir de dergi çıkarılmaktadır. Dr. Ruhselman;
Refet Kayserilioğlu, Macit Aray, Sevgi Çağıl, Hikmet Omay, Sebahat Abla
gibi ruhçu medyumlarla çeşitli celselere katıldı. Bu celselerde,
kendilerini Mustafa Molla, Kadri Dost, Beyti Dost, akın, Şihap diye
tanıtan "rehber varlıklar"dan bilgiler aldıklarını iddia etmektedirler. Bu
bilgi alışverişi, -her ne kadar rehber varlıklar kendi yandaşlarını alıp
başka gruplar oluşturmuş olsa da- devam etmektedir.
REHBER VARLIKLAR İşte adı geçen "rehber
varlıklar", enkarne olarak kemale ermiş ve insanlığa "kurtarıcı" bilgiler
veren varlıklardır. Her ne kadar yayınladıkları kitaplarda reenkarnasyona
ait en ufak bir ifade yer almasa da, "rehber varlıklar" enkarne olduğu
iddia edilen varlıklardır. Bu varlıkların insanlığa verdikleri mesajlardan
bir tanesini yazarak konunun din açısından ele alınışını anlatacağız;
Üstad Ruhselman 16.02.1948 tarihinde yaptığı bir celsede Yüce Ruh Kadri'ye
sormaktadır; "Cenab-ı Hak, kudretiyle herşeye nüfuz etmiştir' mealinde bir
tebliğiniz var. Bu kudret Allah'ın kendisi midir? Ya da ondan çıkan ayrı
birşey midir?" Yüce Ruh Kadri cevap verir; "Bunlar insanların uydurduğu
kelimelerdir. Oğlum hala anlamadınız mı? O herşeydir. Herşey!"
REENKARNASYON VE İSLAM İslam
inancında reenkarnasyon yoktur. İnsan ölür, cesedi toprağa, ruhu Allah'a
gider. Kur'an-ı Kerim'de İsra Suresi 85. ayette aynen şunlar yazmaktadır;
"Ya Muhammed! Sana ruhu sorarlar. De ki; 'Ruh Rabbim Celle Şanühu'nun
emrindedir. Ve size, ruh ilminden ancak pek az şey verilmiştir." İslam
inancına göre, insan dünyada yaptığı en küçük iyilik ya da kötülüğün
karşılığını ahirette bulacaktır. Haşr (öldükten sonra dirilme) her insan
için bir kimlikle ve tabii ki kendi kimliğiyle olacaktır. Oysa
reenkarnasyon inancında ruhlar kemale erme yolunda beden değiştirerek
ilerlemektedir. Dolayısıyla yapılan iyiliğin ya da kötülüğün karşılığını
hangi kimliğin, ne zaman, nerede göreceği tartışmalıdır. Ya da ceza
görülüp görülmeyeceği... Hem ruhlar devr-i daim yoluyla terakki ederek
kemale erecekse cehennem kimler için olacak? Hangi fonksiyon için var?
Aynı şekilde nefsin kemale erdikten sonra cesede ihtiyacı kalmayacaksa,
haşr zamanı cesetlerin yaratılışı nasıl gerçekleşecek? Bütün bu sorular
İslam inancı açısından sorulabilecek sorular ve cevapları da Kur'an-ı
Kerim'de en net şekliyle yeralmaktadır. Her ne kadar bazı uyarıcı
ilahiyatçılarımız "Tevhid inancını zedelemiyorsa reenkarnasyon olabilir"
gibi hem nalına hem mıhına bir ifade ile konuya yaklaşsa da, esasen
ilahiyatçıların tamamında bu konuda görüşbirliği vardır ve İslam'da
reenkarnasyon yoktur. |