mordize.sitemynet.com
MORDİZE : ATATÜRK'ÜN İZİNDEYİZ | A N K E T | B. GÜN ve H. | G Ö R Ü Ş | SINAV SONUÇLARI | ETKİNLİKLER | KULÜPMOR | TÖRENLER | FOTO MOR/SANAT | TÜRKÇE | ARKADAŞIZ BİZ | YAZI - ŞİİR | 4 C SINIFI FOTOĞRAFLARI | MORSİTE LİNKLER | DUYURULAR | İ S T A N B U L

YAZI - ŞİİR


DEVRİM...BAHAR...23 NİSAN

SABRİ ÖZDEMİR

23 Nisan’ın baharla ve doğanın dirilişiyle özdeşleşmesi, doğanın uyanışının bir ulusun uyanışına denk düşmesi ve 23 Nisan tarihinin bir dönüşümün öyküsünü başlatması heyecan verici bir sarmal.
Bu bir var oluş refleksinin ötesinde bir özgürleşme hareketi. Hem monarşiyi yok sayma hem de sömürgeciliğe karşı durma bağlamında bir tavır ve bir doğuş hareketi.
Herkes bunu önemsemek zorunda.
Herkes Mustafa Kemal devrimlerinin sırasını ve yöntemini iyi özümsemek zorunda.
Mustafa Kemal sömürüye direnişi başlatırken de, meclisi kurarken de, kuruluş gününü çocuklara bayram olarak armağan ederken de, özgürlük düşlerinden ve bir uyanışın getireceği doğuşun heyecanından ve halktan güç aldı. Bu anlaşılmalı.
Tüm bunlar aslında aydınlık Türkiye’nin var oluş öyküsünün yılgınlığa ve tutsaklığa asla ödün vermeyen tümceleri. Tüm bunlar ‘ulusal egemenlik’ düşüncesinin ta kendisi. Ve bu düşünce akıl almaz bir direnişin ve her türlü ezilmişliğe karşı koyuşun simgesi. Bu düşüncenin kendisi de, doğuş tarihinin çocuklara armağan edilmesi de müthiş bir gelecek ironisi. Bu hareket bir çok dehayı aşan bir hamle. ‘Ulusal egemenlik’ müthiş bir değişim, çağ aşan bir duruş.
Bu çocuksu sevinci iyi duyumsamalıyız. Bir aydınlanma hareketinin ardında durmanın sevincini sürekli yaşamalıyız. 23 Nisanlarda dirilişin, doğuşun, insanın egemen oluşunun sevincini yakalamalıyız. Bu çocukça sevince kirli düşlerimizden ve çok hızlandırılmış ve büyütülmüş yaşamlarımızdan arınarak ortak olmalıyız. Ortak olmak istemediğimiz noktada ise bölgemizdeki sömürü kurgularını iyi görmeli, Atatürkçü anlayışa uzak durmanın bir anlamda sömürü senaryolarına yaklaşmak olduğu unutulmamalıyız. Biz oyun içinde oyunların kurallarını bozmak için en güzel 23 Nisan şiirlerinin ayakta alkışlayıcısı olmalıyız.
Şunu iyi anlamalıyız : Dünya çocuklarının şenliği, Anadolu insanının damıtılmış özgürlük tutkusunu tüm dünyaya barış ve sevgi süslemeleriyle duyurmalı. Aklın, bilimin ve insanın egemenliğini evrensel kılmak için çalışmalıyız. ‘Duru’ sabahların çocukları aydınlık Türkiye’de büyümeli. Onlar için 23 Nisan festivalleri ve karnavallar yaratmalıyız. Şairin dediği gibi, ‘her yandan gelirken nisan kokusu’, nisan yağmurlarını arınmayla özdeşleştirmeli ve 23 Nisanların en önemli mesajının ‘kötülüklerden arındırılmış ve dünyayı çok seven insanların barışın güzelliğini yakalamaları’ olduğunu göstermeliyiz. Tüm bunların çıkış noktasının Türkiye ve Mustafa Kemal Atatürk olduğunu da unutmamalıyız. Sömürüye karşı koyuşu ve barışı örnekleyen bir liderin ülkesinde yeni hayatlar yolunda güzelliklere herkesten daha yakın olmalıyız. Yılların barış felsefesini Atatürk’ün dehasına çok yakışacak biçimde çocuk şenlikleriyle dünyaya duyurmalı ve Türkiye’nin güzel yaşamların dünyasından uzak kalmasına seyirci kalmamalıyız. Savaşlardan, sömürüden rant sağlayanların çirkin yaşamlarına susarak ortak olmamalıyız. Tüm dünya insanlarının birbirini koşulsuz sevdiği çocukların dünyasında savaşlara ve korkulara yer bırakmamalıyız.
Bu yıl çocukların bayramının ve ‘yeniden doğuşun başlangıcı’nın 88. yıldönümü.
88 yılın özetini iyi okumalı ve buna uygun bir tavır geliştirmeliyiz. Çocuklarımız için bunu yapmalıyız. Onlar duru nisan sabahlarında barışı ve şenlikli günleri el ele karşılasın diye bunu yapmalıyız
Ve belkide88 yıl sonra bir devrimin, 23 Nisan’ın öbür adını ‘barış’ koymalıyız…



BİLGİ TOPLUMU OLMAK

Yazar : Sabri Özdemir

24 Kasım Mustafa Kemal'in 'öncü eğitimci' boyutunu belirlemesi bağlamında önemli. Bu günde bir aydınlanma hareketinin yansımaları öne çıkarılmalı. Kaçamak kutlamalar anlamsız. Cumhuriyet dönemi çerçevesinde insan için neler yapıldığının (ya da yapılamadığının) dökümü her 24 Kasım günü yapılmalı. Bilgi toplumlarının oluşturduğu, tüm donanımlarıyla insanı ve insancıl üretimleri, bunun türevlerini merkeze koyan ve bu doğrultuda doğayı da insanın zararlı etkilerinden koruyan sistemleri Atatürk devrimlerinin ilerici bakışıyla yorumlama egzersizleri de bu günün başlangıç olacağı haftalarda aksatılmadan yapılmalı. Yani cumhuriyet fikri ve bilgi toplumu olma yöntemleri sürekli gündemde tutulmalı. Öğretmen kimliği, etik ve estetik değerler, eğitim sistemi içinde bulunduğumuz yüzyılın bilgi çağı olacağı anlamında sürekli sorgulanmalı. Bu noktada, cumhuriyetin Aydınlanmacı eğitim ilkelerine ve büyük önderin belirttiği 'ulusu kurtarma' amacına ne derece bağlı kaldığımızın özeleştirisini de yapmalıyız. Atatürk değişimlerinin itici gücü ve çağdaş eğitimin türevi olan 'fikri hür' öğrenci, yani genel anlamıyla 'insan' yetiştirmede ne ölçüde kararlıyız? İletişim, uydu ve bilgisayar teknolojisinin baş döndürücü bir hızla dünyayı küçülttüğü, yaşantımızı ve alışkanlıklarımızı yönlendirdiği noktada, bilgiyi nasıl kullandığımız ve çocuklarımızı nasıl eğittiğimiz çok önemli bir tartışma. Çocuklarımız teknolojinin kıskacında mı olacak? Yoksa onlara bilgiyi kullanmayı, küreselleşmenin yabancılaştırıcı, aldatıcı ve adımıza karar verici etkisinden korunmayı ve her anlamda düşünce gücünü yitirmeden egemen olmasını mı öğreteceğiz? Elbette kendilerini özgürce ifade etmelerini sağlayan ortamları yaratacağız. Ancak halen, öğretmen sınıfa girince öğrencinin ayağa kalktığı, dogmatik-zorlamacı saygıyı besleyen antidemokratik bir anlayış ve bunun uzantısı olan yaşam tarzıyla bunu yapamayacağımız çok açık. Çocuklarımıza değişimi kontrol etmesini ve yaşamın tüm öğelerini insanın belirlediğini öğreterek, bilimsel akılcı ve sorgulayıcı düşünme biçimi kazandırmak durumundayız. Kendimizi de çağın gereklerine hazırlayıp eğitimin sorunlarını bu tip 'gün' kutlamalarının lüksünden öteye de taşıyıp, gerçekçi biçimde zamana yayarak uydurma çabasında olmalıyız. Aksi durumda öğretmen-öğrenci ilişkisinde tek taraflı, statik, fiziksel şiddeti de içeren biçimde bir eğitim düzeninden yana olursak, medyanın ve modern yaşam tarzının ve evrensel ilkelerin çok şey öğrettiği çocuklarımızın bile gerisinde kalabiliriz.
İşte yukarıda belirttiklerim çerçevesinde ve sonuç olarak söylüyorum, şu an için bize ütopya gelen şaşırtıcı bir başarıyı yakalamak, bilgi dünyasında özgür olmak ve bu dünyaya duyarlı, çevreci, üretken, sanatı seven, umutlu ve akılcı felsefeye inanmış bireyler yetiştirerek katkıda bulunmak istiyorsak yapmalıyız bunları. Yapmalıyız, çünkü her şey güzel, aydınlık Türkiye ve ona şekil verecek insan için...

KÜÇÜK ŞEYLER


SABRİ ÖZDEMİR

Üstün Dökmen Erzurumlu. Bir psikolog, bir yazar. Akademisyen demiyorum. Akademisyenleri, halktan kopuk bir dille yaşayanları sevmem. Yaşam Boyu Gelişim ve Eğitim Akademisi'ni yönetmesini de önemsemiyorum. Onun da 'akademisyen' sözcüğünü çok önemsediğini sanmıyorum. Bir bilgelik istemlisi de değil. Bir hayat yorumlayıcısı, düş yönlendiricisi. O bir sevgi anlatıcısı. Bu yönüyle bana sevgi okulunun kurucusu Leo Busgalia'yı anımatıyor.
Busgalia yaşamı boyunca sevgiyi, tanımadığımız insanlara el sallamayı, bir tebessümün, bir sıcak çayın insan yaşamındaki müthiş etkisini anlattı. Kısacası sevginin yaşamdaki tek büyücü ve sorun çözücü olduğunu gösterdi. Kim onu ne kadar dinledi bilmiyorum. Ancak ülkemizde benzeri yöntemlerle 'küçük şeyler'i anlatıyor Üstün Dökmen.
Üstün Dökmen'in kenti Erzurum bir büyük şehir. Karlı, rakımı yüksek, soğuğu keskin, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde adı geçen Dadaşlar Kenti. Sert oyunların, küçük yaşamların, küçük mutlulukların kenti. Belki bu yüzdendir Üstün Dökmen'in küçük şeyleri sevmesi. Elbette öyle değil. Bu bir ironi. Hayatın ironik yönlerini ve küçük şeylerin felsefesini sevme meselesi. Küçük şeyleri anlatmak ise büyük bir şey. İnsanlar küçük şeylerden tebessüm çıkarsın diye çabalamak, mutluluk yok edicilerine karşın bunu yapmak Donkişotluk gibi bir şey. Ama Donkişotluk insancıl bir tavır. Canavarlara karşı savaşmak ve sevgiye, sevgiliye ulaşmak.
Üstün Dökmen, yaşamdan mutluluk çıkarmanın, düş seanslarının, belki aşkın, Sait Faik'in deyimiyle belki 'nereden gelirse gelsin' bir sesin yalın ipuçlarıyla kodluyor düşlerimizi. Ve asla illüzyon değil bu. İllüzyonu en çok insan kendi kendine yapar ve asla kendi yetilerini göremez. Onun yaptığı bu değil. Hepsi hayatın gereği ve gerçeği. Belki karanfil kokularına varmanın reçetesi.
Zaten insanları güzelliğe, bilgiye, küçük ve özel şeyleri sevebilme yetisine götüren, küçük şeyleri yorumlama içgüdüsü değil mi? Hangimiz bir kadının iç çekişini özlemedi, hangimiz Marliyn'i sevmedi, hangimiz bir çiçeği şiirlemedi, hangimiz denizin kokusunu içine çekmedi? Kim özlemedi trenleri? Kim yağmurlara vardırmadı düşlerini? Oysa bir çoğumuz bunları yaşam biçimine dönüştüremedi ve kaybetti. Bir çoğumuz ikiyüzlülüğün uyuşturucu etkisiyle kendini yitirdi. Ve hiç düşünmedik, zamanı... anları yaşamaktı en önemlisi.
Küçük mutlulukların kodları açık. Herkes kodları yorumlamalı ve geliştirmeli. Yaşamı gereksiz hızlandıranalar, sömürücüler ve kapitalistler, yapay mutluluk denekleri anımsatıcı kum saatlerini ve ay ışığı kumsallarının tenimizdeki etkisini atlasa bile önemli değil. Tüm etik değerlerini yitiren ve dünyayı durmadan pazarlayan ve tükenişe götürenlerin işi bu. Onların işi, herkesi algısızlaştırma ve doğal görüntüleri karıncalama. Savaşla, sömürüyle, yok etmeyle değerlerini yükseltenler için küçük mutluluklar birer öcü.
İşte bu öcü(!)leri silinmekten kurtarmak Üstün Dökmen'in tek isteği. Buna varıyor tüm söyledikleri. Yavaşlatılmış, barışa varmış, küçük mutlulukların büyük dünyası onun isteği. Bu isteğini Düzce'de de anlattı. Sihirledi ve şiirledi tüm sözcükleri.
Evet...Üstün Dökmen Düzce'deydi. Herkesi gülümsetti.
Sevgiyi gösterdi. Küçük şeyleri anlattı ve gitti...

BARIŞ



çocuğun gördüğü düştür barış,

annenin gördüğü düştür barış,

sevda sözleridir barış;

akşam üstü eve dönen babadır barış,

barış yemek kokusudur tüten

barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır,

baharda ay buluttan çıktığı zamandır barış

barış ışınlar demetidir

türkü çağırdığımız zamandır barış

insanların sıkışan elleridir barış

dünyanın masasındaki ekmektir

gülümsemesidir annenin

yol alan bir trendir barış

verin ellerinizi kardeşlerim işte budur barış

Yannis Ritsos


mordize@mynet.com

Sabri Özdemir'e yukarıdan ulaşabilirsiniz