|
ALÂŞEHİR
Çoğumuz Alaşehir;in ünlü üzümünü ve katkı maddesiz mis ekmeğini yurdun dört bir tarafında hatta yurt dışında görüyoruz. Ulusal direncin kalesi olarak tanıyoruz Alaşehir;i. Bir kısmımızın bilmediği bir şey var Alaşehir;le ilgili! Hıristiyanlık dininde önemli bir yeri olan St. John kilisesi bu topraklarda kurulmuş. İncil;de adı geçiyor Alaşehir;in. Şehir tarihi ipek yolu üzerinde bulunduğu ve stratejik bir bölgede oluşundan dolayı sık sık saldırılara uğramış, bu nedenle etrafı surlarla çevrilidir.
İlçe tarihi M.Ö.150 yılına dayanır. Kent, tarihte her zaman önemli yerleşim merkezlerinden biri olmuş. Konumu, doğal güzelliği ve ekonomik potansiyeli ile sürekli olarak birçok milletin dikkatini çekmiş. Bu nedenle Alaşehir birçok savaşlara sahne olmuş. Savaşlar ve doğal afetler ilçedeki 2000 yıllık uygarlığı yansıtan tarihi eserlerin büyük oranda yok olmasına yol açmış. Buna rağmen Alaşehir birçok eseri barındırmaktadır.
Hıristiyanlığın ön Asya;da İlk yedi kilisesinden biri olan ve Hz.İsa;nın Havarilerinden Hagios Joannesadına yaptırılan Saint John Kilisesi Alaşehir;dedir. Yine 1400;lü yıllarda Yıldırım Bayezıd tarafından yaptırılan Yıldırım Bayezıd Camii Osmanlıların ilk yapıtlarındandır.
Milli Mücadelenin İlk organize ve bölgesel toplantısı Alaşehir;de yapılmıştır.1919 yılı Ağustos Ayında toplanan Alaşehir Kongresine 21 il ve ilçeden delegeler katılmıştır. Alaşehir, Yunan işgaline karşı Ege;de direnişin merkezi olmuştur. İlkçağlardan beri bir yerleşim merkezi olarak görülen ilçeye, kuruluşundan bugüne kadar; Philedelphia, Neocaesaria ve Alaşehir isimleri verilmiştir. Philedelphia adı; şehrin kurucusu olan Bergama Kralı 2. Attalos Philedelphos ;un ;Kardeş severlik olarak tanımlanan, Philedelphos adından gelir. Şehir uzun süre bu adı taşımış, M.S.17 ve 23 yılları arasında meydana gelen depremlerde tahrip olunca, Roma İmparatoru Tiberius, yardımlarını Philedlphia;ya esirgememiştir. Philedelphia halkı da şükran borcu olarak imparator adına tapınaklar inşa ettirmiş, bununla da kalmayarak şehri ;ın yeni kasabası olan Neocaesaria adını vermişlerdir. Bu ad şehrin ilk adı ile birlikte, şehir Türklerin eline geçinceye kadar kullanılmıştır.
Şehir Türklerin eline geçtikten sonra; Alaşar vb isimlerle anılmıştır. Bir söylentiye göre; kasabadaki evlerin rengarenk oluşu sebebiyle bu ad verilmiştir. Zaten şehri ziyaret eden gezginler, Alaşehir;i; damları kiremit örtülü, kireçle badana edilmiş kerpiç veya ahşap evleri, yirmi caminin yeşillikler arasında yükselen beyaz minareleri ile sevimli ve güzel bir belde olarak tarif ederler. Bir söylentiye göre ise; şehrin etrafını çevreleyen surlarda kullanılan taşların siyah ve beyaz renkte olması, dolayısıyla surların ala bir görünüme sahip olması üzerine şehre bu ad verilmiştir. Bir başka söylentiye göre de; burayı Osmanlı topraklarına katan Yıldırım Bayezıd tarafından ;Güzel şehir;anlamına gelen Alaşar adı verildiği ileri sürülmektedir.
Şehrin Türklerin eline geçmesinden önce de Türkçe adla tanınmakta olduğuna dair kaynaklar da vardır. Tarihçi İbn-i Bibinin Philedelphia adını kullanmadan Alaşahr adını vermesi, bu güzel şehrin 13.yüzyılın başından beri bu isimle anıldığını gösterir. Belki ;den sonra Anadolu içlerine giren Türk akıncıları bu güzel şehre Türkçe isim vermişlerdir.
Çoğumuz Alaşehir;in ünlü üzümünü ve katkı maddesiz mis ekmeğini yurdun dört bir tarafında hatta yurt dışında görüyoruz. Ulusal direncin kalesi olarak tanıyoruz Alaşehir;i. Bir kısmımızın bilmediği bir şey var Alaşehir;le ilgili! Hıristiyanlık dininde önemli bir yeri olan St. John kilisesi bu topraklarda kurulmuş. İncil;de adı geçiyor Alaşehir;in. Şehir tarihi ipek yolu üzerinde bulunduğu ve stratejik bir bölgede oluşundan dolayı sık sık saldırılara uğramış, bu nedenle etrafı surlarla çevrilidir. İlçe tarihi M.Ö.150 yılına dayanır. Kent, tarihte her zaman önemli yerleşim merkezlerinden biri olmuş. Konumu, doğal güzelliği ve ekonomik potansiyeli ile sürekli olarak birçok milletin dikkatini çekmiş. Bu nedenle Alaşehir birçok savaşlara sahne olmuş. Savaşlar ve doğal afetler ilçedeki 2000 yıllık uygarlığı yansıtan tarihi eserlerin büyük oranda yok olmasına yol açmış. Buna rağmen Alaşehir birçok eseri barındırmaktadır. Hıristiyanlığın ön Asya;da İlk yedi kilisesinden biri olan ve Hz.İsa;nın Havarilerinden Hagios Joannesadına yaptırılan Saint John Kilisesi Alaşehir;dedir. Yine 1400;lü yıllarda Yıldırım Bayezıd tarafından yaptırılan Yıldırım Bayezıd Camii Osmanlıların ilk yapıtlarındandır. Milli Mücadelenin İlk organize ve bölgesel toplantısı Alaşehir;de yapılmıştır.1919 yılı Ağustos Ayında toplanan Alaşehir Kongresine 21 il ve ilçeden delegeler katılmıştır. Alaşehir, Yunan işgaline karşı Ege;de direnişin merkezi olmuştur. İlkçağlardan beri bir yerleşim merkezi olarak görülen ilçeye, kuruluşundan bugüne kadar; Philedelphia, Neocaesaria ve Alaşehir isimleri verilmiştir. Philedelphia adı; şehrin kurucusu olan Bergama Kralı 2. Attalos Philedelphos ;un ;Kardeş severlik ;olarak tanımlanan, Philedelphos adından gelir. Şehir uzun süre bu adı taşımış, M.S.17 ve 23 yılları arasında meydana gelen depremlerde tahrip olunca, Roma İmparatoru Tiberius, yardımlarını Philedlphia;ya esirgememiştir. Philedelphia halkı da şükran borcu olarak imparator adına tapınaklar inşa ettirmiş, bununla da kalmayarak şehri ;Sezar;ın yeni kasabası olan Neocaesaria adını vermişlerdir. Bu ad şehrin ilk adı ile birlikte, şehir Türklerin eline geçinceye kadar kullanılmıştır. Şehir Türklerin eline geçtikten sonra; Alaşar vb isimlerle anılmıştır. Bir söylentiye göre; kasabadaki evlerin rengarenk oluşu sebebiyle bu ad verilmiştir. Zaten şehri ziyaret eden gezginler, Alaşehir;i; damları kiremit örtülü, kireçle badana edilmiş kerpiç veya ahşap evleri, yirmi caminin yeşillikler arasında yükselen beyaz minareleri ile sevimli ve güzel bir belde olarak tarif ederler. Bir söylentiye göre ise; şehrin etrafını çevreleyen surlarda kullanılan taşların siyah ve beyaz renkte olması, dolayısıyla surların ala bir görünüme sahip olması üzerine şehre bu ad verilmiştir. Bir başka söylentiye göre de; burayı Osmanlı topraklarına katan Yıldırım Bayezıd tarafından ;Güzel şehir;anlamına gelen Alaşar adı verildiği ileri sürülmektedir. Şehrin Türklerin eline geçmesinden önce de Türkçe adla tanınmakta olduğuna dair kaynaklar da vardır. Tarihçi İbn-i Bibi;nin Philedelphia adını kullanmadan Alaşahr adını vermesi, bu güzel şehrin 13.yüzyılın başından beri bu isimle anıldığını gösterir. Belki 1071;den sonra Anadolu içlerine giren Türk akıncıları bu güzel şehre Türkçe isim vermişlerdir.
|
|
|
|
|
|
|
Alaşehir
Alaşehir İlçesi, İç Ege Bölgesinde, Batı Anadolu'daki doğu-batı
yönlü ovalardan biri olan Gediz ovasının doğu kesiminde
bulunmaktadır. Yüzölçümü 977 km2.dir.
Alaşehir ilçe merkezi 28 derece 31 dakika 38 saniye doğu
boylamı, 38 derece 21 dakika 41 saniye kuzey enlemi üzerinde
bulunmaktadır
İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği 189 metredir.
İlçe, Alaşehir çayının da içinden aktığı bir grabenden ve bunu
güneyden ve kuzeyden sınırlayan oldukça yüksek plato ve dağlardan
ibarettir. İlçenin coğrafi alanı içerisinde dört önemli
jeomorfolojik ünite bulunmaktadır. Bu jeomorfolojik üniteler
güneydeki Bozdağlar kütlesi, kuzeyindeki Uysal dağları kütlesi ve bu
iki dağ kütlesi arasındaki Alaşehir ovası ve güneydoğusundaki
engebeli Uluderbent çayı vadisidir.
Bozdağların ortalama yükseltisi 1000-1100 m kadar olan plato
yüzeyleri üzerinde bazı yerlerde yükseltisi 2000 m'yi aşan doğudan
batıya doğru Dindarlı dağları (1040 m), Çaldağı (1430 m), Karaöküz
dağı (1396 m), Hacıalikarlığı (1839 m), Gözlüğbaba dağı (1879 m),
Çulha dağı (1555 m), Karadağ(1400m) ve Kartal tepe (2070 m) gibi
yüksek doruklar bulunmaktadır. Genel olarak 1000 m yükseklikte
bulunan kuzeydeki dağlık kütleyi ise, doğudan batıya doğru sırasıyla
Uysal dağları (1311 m), Umurbaba dağı (1555 m), Karadağ (1108 m) ve
Kaysan tepe (1135 m) oluşturmaktadır.
Gediz nehrinin bir kolu olan Alaşehir çayının içinden aktığı
Alaşehir ovası,doğuda Kocaçay'ın dar bir yarma vadiden çıkıp ovaya
dahil olduğukesimden başlamakta, Alaşehir çayının Gediz nehrine
kavuştuğu Salihli ovasına kadar devam etmektedir. 8 ila 15 km.
genişliğindeki ova verimli topraklara sahiptir. Alaşehir çayının
kuzeyden güneye doğru akan önemli bir deresi olmamasına karşın
güneyde Alaşehir Derbendi. Buldan Derbendi, Sarıkızçayı, Zeytin
çayı, Avra çayı, Şahyar deresi, Alkan çayı, Kurudere, Değirmendere
ve Göbekli deresi gibi güneyden kuzeye doğru akan dereleri vardır.
Gediz grabeninin doğu bölümünü oluşturan Alaşehir çayı vadisi,
Batı Anadolu Fay kuşağı içerisinde deprem riskinin yüksek olduğu bir
sahadır. 28 Mart 1969 tarihinde ,Kandilli Rasathanesi kayıtlarına
göre 6.5 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiş; bu depremde 49 kişi
ölmüş, 4651 konut ta yıkılmış veya çok ağır hasar görmüştür.
Alaşehir İlçesi, İç Ege Alaşehir'in bulunduğu yer, Akdeniz
iklimindenkarasal iklime geçiş yeridir. Genel olarak ılıman bir
iklimin geçtiği Alaşehir'de yaz ayları oldukça sıcak ve kurak geçer.
Yazın bölgede sıcaklığın 40 dereceye kadar çıktığı görülür. Kışın
yıllık yağış ortalaması 500 mm3 olup,yağışların büyük bir kısmı kış
aylarında düşer.
Alaşehir'de 21.785 hektar orman alanı bulunmaktadır. Bunun
12.664 hektarı verimli koru ormanı, 9.127 hektarı bozuk ormanlıktır.
Diğer arazi çayır-mera, bağ-bahçe,tarla bitkileri ve kullanılmayan
alanlardan barettir.,
Alaşehir M.Ö. 150-138 yılları arasında Bergama Kralının kardeşi II.
Attalos Philadelphos tarafından kurulmuştur.Buna izafeten yerleşim
biriminin ilk adı "Kardeşseverlik" anlamındaki PHILADELPHIA'dır.
Bergama krallığı dönemindeki önemini Romalılar döneminde de koruyan
Philedelphia,Romalıların Anadolu'daki en önemli merkezlerinden biri
olmuştur. Romalılar döneminde daha da gelişen Philedelphia M.S. 40
yıllarında Hıristiyanlığı kabul etmiştir.
Bu tarihten itibaren dini açıdan da önem kazanmaya başlamıştır.
Hıristiyanlığın teşkilatlanıp, yayılma çalışmalarının sürdürüldüğü
ilk yedi kentten biri olarak ün yapmıştır. Philedelphia adı,
günümüzde özellikle bu bakımdan hatırlanır.
Philedelphia , Bizans'ın da önemli bir askeri üssü olmuş ve bu
yüzden bir çok saldırıya maruz kalmıştır. Fakat şehri çevreleyen
sağlam surlar savunmada önemli bir etken olmuştur. Bu dönemlere ait
birçok tarihi eserler bulunmakta; ancak bölgenin birinci derecede
deprem kuşağında olması nedeniyle birçok eser zaman içinde yıkılmış
ve toprak altında kalmıştır.
Tarih boyunca Bizanslılar ile Türkler arasında el değiştirme
ile sonuçlanan savaşlar sonucunda Alaşehir 1389 yılında Yıldırım
Bayezıd tarafından kesin olarak Türk topraklarına katılmıştır. O
tarihte Yıldırım Bayezıd Han yüksek bir tepeden şehre bakarak ne
"ALA ŞEHİR" diyerek İlçenin Türkçe isim babalığını yapmıştır.
Bir söylentiye göre ise şehrin etrafını çevreleyen surlarda
kullanılan taşların siyah ve beyaz renkte olması, dolayısıyla
surların ala bir görünüme bürünmesi üzerine şehre bu ad verilmiştir.
Şehrin Türklerin eline geçmesinden önce de Türkçe adla
tanınmakta olduğuna dair kaynaklar da vardır. Tarihçi İbn-i Bibi
'nin Philedelphia adını kullanmadan Ala-şahr adını vermesi, bu güzel
beldenin 13.yüzyılın başından beri bu isimle nıldığını gösterir.
Belki de 1071' den sonra Anadolu içlerine giren Türk akıncıları
bu güzel beldeye Türkçe isim vermişlerdir.
Cumhuriyetin İlanına kadar Aydın İli Manisa Sancağına bağlı
olan Alaşehir Manisa'nın İl olması ile buraya bağlanmıştır.24
Haziran 1920 tarihinde Yunanlılar'ın işgaline uğramış, 5 Eylül 1922
tarihinde işgalden kurtarılmıştır. Milli Mücadelede işgalci
Yunanlılara karşı baş kaldıran ve bu amaçla Milis Teşkilatları
kurarak direnen ilk şehirlerimizden biri de Alaşehir'dir
2000 yılı Nüfus Sayımının kesinleşmemiş sonuçlarına göre
İlçemizin nüfusu 39.590'ı İlçe merkezi, 54.170'i köy ve kasabalarda
olmak üzere 93.760 olarak tespit edilmiştir.
Nüfus yoğunluğu km2 başına 96 kişidir
İlçemizdeki nüfus artışı yıllar itibarıyla aşağıdaki gibi
gelişmiştir.
YILIİLÇE MERKEZİKIRSAL KESİMTOPLAM
19277.16325.63832.801
19358.20931.98940.198
19408.15433.81041.964
19458.88336.90945.792
195010.71942.33353.052
195511.39348.04159.434
1960 *13.92434.75648.680
196516.01241.00157.013
197020.07544.76064.805
197523.40047.50370.903
198025.61149.33274.943
198529.48453.11282.596
199036.64954.71391.362
200039.59054.17093.760
( * ) Sarıgöl Bucağının 1957 yılında ayrılması nedeniyle 1960
yılında nüfus azalması görülmüştür.
Tablodan görüleceği üzere ilçenin nüfusu Cumhuriyetin ilanından bu
yana hem şehir nüfusu olarak hem de kırsal kesim nüfusu olarak 1997
yılına kadar sürekli artmıştır. Yıllık nüfus artış hızı % 2,59
olmuştur. 1927 yılında %21.8 olan şehir nüfusu oranı 2000 yılında
%42.3'e yükselmiştir.Kırsal kesimdeki nüfus artışı son 15 yıldır
duraklamıştır.
Köyler 2000 yılı sayımına göre nüfus büyüklükleri itibariyle
sınıflandırıldığında 39 köyün nüfusu 500'ün altında, 23 köyün nüfusu
500-1000 arası, 2 köyün nüfusu 1000.-2000 arası, 2 köyün ise 2000'in
üzerinde olduğu görülmektedir.
Ortalama köy büyüklüğü 524 kişidir.
Kütahya, Uşak, Denizli gibi yakın illerin kırsal yörelerinden
ilçemize göç eden vatandaşlar ile Siirt ,Bitlis,Bingöl, Muş ve diğer
Doğu illerimizden tarım işçisi olarak çalışmaya gelen
vatandaşlarımız ilçemize büyük bir nüfus hareketliliği
getirmiştir. Hem eski büyük çiftlik arazileri üzerinde Kavaklıdere,
Piyadeler,Çağlayan, Sobran, Çakırcalı gibi yerleşim birimleri
oluşmuş; hem de ilçe merkezinde düzensiz bir şehirleşme hareketi
başlamıştır.
Buna karşılık İlçemiz ve köylerinden diğer il ve ilçelere gidenler
daha çoktur. İlçe Nüfus Müdürlüğünün 2000 yıl sonu kayıtlarına göre
İlçenin toplam nüfusu 116.717'dir. 2000 yılı Nüfus Sayımında 93.760
olup, aradaki fark 22.957'dir.
Bu da göstermektedir ki İlçemizdeki nüfus artışına rağmen ilçe
dışına da göç olgusu yaşanmakta, önemli miktarda hemşehrimiz başta
İzmir olmak üzere diğer şehirlerde yaşamaktadır.
|
|