|
AMERİKALI GREEN MÜSLÜMAN OLDU
Almanca kursunda tanıştığı Din Görevlisi Adem Armağan`ın verdiği kitapları merakla okuyan Jeremy Green, İslamiyeti seçti
ANSBACH- Alman bir bayanla tanışarak evlenmeye karar veren 24 yaşındaki Amerikalı Jeremy Green, 9 ay önce dünya evine girerek eşi ile birlikte Almanya`nın Ansbach kenti yakınlarında Heilsbronn kasabasına yerleşti.
Bir at çiftliğinde seyis olarak çalıştığını söyleyen Green, Almanca dilini fazla bilmediği için Ansbach Akademisi Almanca dil kurslarına katılarak Almanca öğrenmeye başladı. Sınıfta, iki ay önce görevli olarak Ansbach`a gelen (İGMG) Ansbach, Ayasofya Camii Din Görevlisi Adem Armağan ile tanışarak Green, Armağan`ın verdiği İslamiyetle ilgili İngilizce kitapları okumaya başladı. Müslüman olmaya karar veren Green, Kimsenin tesiri altında kalmadım. İslam dini oldukça mantıklı geldi bana diyerek Müslümanlığı seçtiğini açıkladı. Ayrıca huzuru bulduğuna inandığını söyleyen Green, Çok mutluyum. İslamın şartlarını elimden geldiği kadar yerine getireceğim dedi.
Muhammed ismini aldı
Adem Armağan, Amerikalı Jeremy Green`in Müslüman oluş öyküsünü şöyle anlattı: Almanca dil kursunda tanıştık. Kendisi sevecen bir arkadaş. Kendisine `hangi dine mensupsunuz` diye sordum. `Hiçbir dine mensup değilim` dedi. Müslüman ve din dersi öğretmeni olduğumu ve İslami okullarda okuyarak buraya görevli geldiğini anlattım. İslamiyetle ilgili İngilizce kitap versem okurmusunuz dedim. Teşekkür ederek kitabı bir ayda okuduğunu çok etkilendiğini söyledi. Muhammed ikinci bir kitap istedi ve Peygamber Efendimizin hayatı ile ilgili hadisi şerif kitabını da okumaya başladı. Daha sonra Müslüman olmaya karar verdiğini söyleyerek. Kendi isteği üzerine Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldu. Din görevlisi Adem Armağan ise Muhammed adını alan Amerikalı vatandaşa İngilizce mealli Kur-an`ı Kerim hediye etti.www.haber5com
ENGLISHI QURAN TRANSLATİONS
"Successful indeed are the Believers,-
Those who humble themselves in their prayers;
Who avoid vain talk;
Who are active in given Zakat;
Who guard their modesty,
Except with those joined to them in the marriage bond, or (the captives) whom their right hands possess,- for (in their case) they are free from blame,
But those whose desires exceed those limits are transgressors;-
Those who faithfully observe their trusts and their covenants;
And who (strictly) guard their prayers;-
These will be the heirs,
Who will inherit Paradise: they will dwell therein (for ever)."
(23.Sura,The Believers,1-11) ReadTheQuran.org
KUR'AN AHLÂKI İLE AHLÂKLANMAK
Kur'an ölüler kitabı değil, diriler kitabıdır. Cahiliyyenin öldürdüğü hayatları diriltmeye gelmiştir. O'na inananlar, O'nunla amel edip hükümlerini uygulayanlar, hayatta iken hayatta olanlardır. Kur'an, hikâye kitabı değil, hüküm ve hükümet kitabıdır. İnsanlar arasında hüküm etmek, onun hakkıdır. Onun bu hakkını başkasına vermek, ona hıyanette bulunmaktır. Allahû Teâla buyurur:Biz sana Kitap (Kur'ân)ı hak olarak indirdik ki; insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma! (Nisa Sûresi / 105)
Rabbimiz buyuruyor:
İşte Bu kitap(Kur'an), bunda şüphe yok, müttakiler (kötülükten korunacaklar) için hidayettir.
Onlar ki; gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızktan (Allah yolunda) harcarlar. (Bakara Sûresi / 2-3)
Bu ayet-i kerimede geçen takva, şeytan ve şeytanî güçlerin telkinlerinden, ilkelerinden Allah'a sığınmak anlamındadır. Takvanın bir mânâsı da, Kur'an düşmanlarına karşı İslâmî cephede yer alıp sipere girmektir. Yani fiilen Kur'an hizmetinde bulunmaktır. Kur'an'ı hayattan mahkûm etmeye çalışanlara karşı oluşturulan İslâmî cephede yer almayan ve sipere girmeyen, Kur'an'ın hidayetinden istifade edemez. Kur'an'ın hidayetinden istifade etmeyen de Kur'an'ı anlayamaz.
Elbette ki Kur'an, anlaşılmak için okunur. Zira Allahû Teâla'nın, Rasûlullah (s.a.v)'e Kur'an'ı indirmesinin amacı, onu insanlara duyurması ve iletmesidir. İnsanlar da kendilerine duyurulan ve iletilen bu mesajı anlamak ve uygulamakla yükümlüdürler. Zira hayatlarını Allah'ın istediği istikamette düzenlemekle sorumlu tutulan insanlar, bunu ancak kendilerinden isteneni anladıkları zaman yerine getirebilirler...Kaynak:Mustafa Çelik.www.habervaktim.com
İMAM-HATİP OKULLARI VE ÖNEMİ
İslâm, tam anlamıyla ilim dinidir.Bilenle-bilmeyeni eşit kabul etmeyen ve ilk emri "oku" olan tek din İslâm´dır.
İslâm Dini´nin en güzel öğrenildiği eğitim kurumlarından birisi ve en önemlisi İmam-Hatip Okullarıdır.Bazı kişiler "İmam-Hatipli Başbakanı içimize sindiremiyoruz." demektedir.İmam-Hatip mezunları da, yarı aydın, İslam´a ve Müslümanlara kin kusan,Laiklik adı altnda din düşmanlığı yapmayı alışkanlık haline getiren sözde aydınları içine sindiremiyor.İmam-Hatip mezunu olmaktan gurur duyuyoruz.İmam-Hatip Lisesi rozetini ölünceye kadar yakamızda ve kalbimizde taşımak bizler için bir şereftir.Bu okullardan vatanını,milletini seven,insanlığa faydalı
yeni bir altın nesil yetişmiştir."Mızrak çuvala sığmaz."Bunu kimse inkar edemez.
Adana İmam-Hatip Lisesi´nde okurken,duvarda çerçeve içindeki bir yazı: "Bilenlerle-bilmeyenler bir olur mu?"Zümer Suresi 9. Ayet´in Meâli, hatırımdan hiç çıkmaz.
İmam-Hatip Liselerinin ilme ve ilim adamına verdiği bu büyük değer sebebiyledir ki bu okullardan binlerce dini ilimlerde ve diğer ilim dallarında bilim adamı,devlet adamı ,ülkemize faydalı aydınlar yetişmiştir,
Görülüyor ki,dini ilimlerin olduğu gibi,fenni ilimlerin kapısını da ülkemize açmakta başarılı olan İmam-Hatip Okullarıdır.Bu başarı inkar edilemez bir gerçektir.
Bazı karanlık güçler ne zaman ki,İmam-Hatip Okulu mezunlarının önüne ve bu okullara engeller koymuşlar,çözülme başlamış,toplumda ahlak erezyonu artmıştır.Gölge etmeyin, ihsan istemiyoruz.
Türkiye´de din eğitiminin en temel ve yaygın alanı İmam-Hatip Okullarıdır.İmam-Hatip Okulları din eğitimi alanında önemli bir boşluğu doldurmaktadır.
"İnsan ve toplumu araştırma konusu yapan bilimler,mahiyet ve fonksiyon hakkında farklı görüşlerde olmakla birlikte,dinin ferdî ve sosyal bir ihtiyaç olduğu hususunda ittifak etmektedirler.Din eğitimi ve öğretimi çocuğun dine olan ilgisini hissettirdiği andan itibaren, iyi organize edilmiş eğitim ortamlarında,insanın gelişim özelliklerine,öğrenim-öğretim ilke, teknik ve yöntemlerine uygun olarak verilmelidir.Aksi halde insan dini ihtiyaçlarını giderememe huzursuzluğunu yaşayacaktır."Bunun içindir ki,İmam-Hatip Okulu öğrencilerinin sayısı artırılmalıdır."Modernizmin yeterince mutlu edemediği,post-modernist düşüncelerde veya çeşitli dini grup ve cemaatlarda inanma ihtiyacını karşılama arayışında olan günümüz insanının dîni problemlerine köklü çözümler ancak bilimsel çalışmalarla bulunabilir, dini ihtiyaçları sağlıklı karşılanabilir."
Dini ihtiyaçları sağlıklı karşılamanın yolu İmam-Hatip Okullarından geçmektedir.Bu okulların kıymeti iyi bilinilmelidir.Adem Armağan.
STRESİ DİNİ İNANÇ TEDAVİ EDER
Stresin günümüzün bir rahatsızlığı olduğuna dikkat çeken Doç Dr Sefa Saygılı şunları söyledi: "Eskiden kişiler birbirine yardım ederdi. Herkesin bir güveneceği dostları komşuları vardı. Geniş ailelerin yerini çekirdek aileler aldı. Akrabalık bağları azaldı. İnsanlar birbiriyle rekabet eder hale geldi. Eskiler kötü bir şey olduğunda bu da geçer "Ya Hu" derdi. Ancak günümüzde akrabalık bağları zayıfladı. Yardımlaşmanın yerini rekabet aldı. İnsanlar yaşamlarını erteleyip başka alanlarla ilgilenmeye başladı. Daha önceleri ölümle barışık yaşanırdı. Bu yüzden mezarlar yaşanılan mekânların içindeydi. Ancak zamanla ölümler insanın en büyük kâbusu haline geldi. Bu yüzden günümüzde insanlar ölümü hatırlamamak için mezarları şehirlerin dışına yapmaya başladı. Bu da stresi arttırdı."
Stresi azaltmanın yöntemlerini de sıralayan saygılı "Allah'ın varlığına inanmak. Gözyaşı dökmek. Elimizdekilere şükretmek. Yaptığımız işten zevk almak. Olaylara bel bağlamamak. Hayatımıza anlam katmak. Kendimize zaman ayırmak. Gülümsemek. İnsan sıcaklığı, güzel dostluklar, başkalarına yardım etmek vb stresi azaltır" diye konuştu.(cihan haber ajansı)
BİRLİKTE RAHMET AYRILIKTA AZAB VARDIR
Rahman ve Rahıym Olan Allah'ın Adıyla.Üzülerek ifade edelim ki,bu gün yeryüzündeki müslümanların büyük bir kısmı çile ateşinde yanmaktadır.Bir tarafta,Filistin'de,Afganistan'da,Irak'ta ve daha birçok ülkede olduğu gibi müslümanlar;imanlarını,vatanlarını,namuslarını,hürriyetlerini koruma,kurtarma savaşı vermektedirler.Diğer tarafta ise,yine Müslümanların büyük bir çoğunluğu,kendi öz yurtlarında,kendi öz vatanlarında,imanlarının,ibadetlerinin ve topyekün İslam'ı yaşama isteklerinin korkunç bir baskı altında tutulmasını acı acı seyretmektedirler.
Müslümanlar,bütünüyle İslam'a dönmeden,birlik beraberlik olmadan,Allah'ın ipine(Kur'an'a)sarılmadan,Saadet ve mutluluğa kavuşamıyacaktır.Adem Armağan
İSLAMIN DÜNYA GÖRÜŞÜ
Beşerin uzun tarihi boyunca bu kadar büyük evsaflı olarak tanıdığı yeğane akide,"islâm" akidesidir.
İnsan hayatının bütün dallarını kapsayan, misilsiz ve tek akide, islâm akidesidir.
Onun vazifesi, hayatın bir tarafını mesele edinip,diğer taraflarını ihmal etmek;bir gediği tıkayıp öbürlerini açık bırakmak değildir.O,"Kayser'in hakkı Kayser'e,Allah'ın hakkı Allah'a"demiyor.
O'na göre mal,mülk ve bizzat Kayser'in kendisi de Allah'a aittir.Tebasından herhangibirine verilmemiş olan hak,Kayser'e de verilmemiştir.
İslâm akidesi,insanın ruhunu ele alıp bedenini ve aklını ihmal etmez.Bireye bakıp topluma bakmamazlık etmez.O akide,insan hayatına,damarların vucuda yayılışı gibi yayılmıştır.Ve insan hayatının her zerresini kaplamıştır.Kaynak:Seyid Kutub
KÜFRETMEK MÜSLÜMANA YAKIŞMAZ
İnternette yayınlanan yazılara gönderilen e-maillerin bazısını okuyorum ve birilerinin yerine yerin dibine geçiyorum. Medenî insan, paylaşmadığı bir fikri, görüşü, inancı elbette protesto ve tenkit edebilir ama medenî ve olgun şekilde eder.
Küfr etmek, hakaretler savurmak, âdi ve bayağı bir üslup kullanmak, seviyesizlik yapmak Müslümana yakışmaz.
Diyelim ki, medenî ve olgun bir Müslüman yanlış yazan bir zatı tenkit edecek. Şöyle bir üslup kullanmalıdır. Muhterem beyefendi (veya sayın bay)... Yazınızı okudum ve bu kadar kısa bir metne bunca yanlışı nasıl doldurabildiğinize doğrusu şaştım. Elbette düşünce hürriyeti vardır ama siz anladığım kadarıyla bile bile yanılıyor ve yanıltıyorsunuz. Acaba bu yazdıklarınıza kendiniz inanıyor musunuz?.. Madde madde yazarak ve gerekçe göstererek, yazınızdaki on yanlışı aşağıya sıralıyorum. Acaba bunlardan dönmek faziletini gösterebilir misiniz? Saygılarımla...
Birçok vatandaşın e-maillerinden anlaşıldığı üzere halkımızın bir kısmı imla ve gramer kurallarını bilmiyor.Kaynak:M.Şevket Eygi.
MÜSLÜMANLARI ALDATMAYA ÇALIŞANLAR
Kimi insanlar var ki; `Allah'a ve Ahiret gününe inandık " derler, ama aslında inanmamışlardır. Bunlar Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatıyorlar, ama bunun farkında değildirler. Onların kalplerinde hastalık vardır, Allah da bu hastalıklarını arttırmıştır, bu yakıncılıkları yüzünden onları acı bir azab beklemektedir.
Onlara "yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın" denildiği vakit "Biz yapıcı, düzeltici kimseleriz" derler. !yi bilesiniz ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, fakat bunun farkında değildirler. .
Onlara "Halk nasıl iman etti ise siz de öyle iman edin" denildiği zaman "Biz hiç beyinsiz ayaktakımı gibi iman eder miyiz?" derler. Asıl beyinsiz ayak takımı kendileridir, ama bunu bilmiyorlar.
Onlar müminler ile karşılaştıkları zaman "inandık" derler. Fakat şeytanları, elebaşları ile başbaşa kaldıkları zaman "Biz sizin yanınızdayız, onlarla sadece alay ediyoruz" derler. Aslında onlarla alay eden ve kendilerini azgınlıkları içinde debelenmeye bırakan Allah'tır. Onlar hidayet karşılığında sapıklığı satın alan kimselerdir. Bu yüzden yaptıkları ticaretten kazanç elde edememişler ve de hidayete erememişlerdir.
Bu tablo, o günlerin Medine'sinde canlı bir realite olarak gerçekten vardı. Fakat zaman ve mekân sınırlarını aşınca; bu tablonun, insanlığın bütün kuşakları boyunca tekrarlanan, yeniden yaşanan bir örnek olduğunu görürüz. Bu tür münafıklara toplumların üst tabakasını oluşturan kesiminde rastlanır.Kaynak:Seyyid Kutub.
ANNEDEN, BABADAN VE CANDAN İMTİHAN
Allah Teala Buyuruyor ki:" Ey müminler, eğer babalarınız ve kardeşleriniz kâfirliği, müminliğe tercih ediyorlarsa sakın onları dost, yandaş edinmeyiniz. Kimler böylelerini dost edinirlerse onlar zalimlerin ta kendileridirler.
De ki; "Eğer babalarınızı, evlâtlarınızı, kardeşlerinizi, eşlerinizi, hısım-akrabanızı, kazandığınız malları, bozulmasından korktuğunuz ticareti ve hoşunuza giden evleri, konakları Allah'dan, Peygamber'den ve Allah yolunda cihad etmekten daha çok seviyorsanız Allah emrini gerçekleştirinceye, yapacağını yapıncaya kadar bekleyiniz. Allah yoldan çıkmışlar güruhunu doğru yola iletmez."Kur'an-ı Kerim,Tevbe Suresi 23-24.Ayet.
Bu inanç sistemi, içine girdiği kalbi başka bir şeyle paylaşmaya katlanamaz. Kalp, ya sırf ona ait olur, ya da ona hiç baştan yer vermez. Bu âyetlerin vermek istedikleri mesaj müslümanın ailesinden, akrabalarından, eşinden, çocuklarından, malından, çalışmasından, dünya nimetlerinden ve meşru hazlardan kopması, ya da dünyanın bütün güzel şeylerinden el-etek çekerek yalnızlık köşesine kapanması değildir. Hayır, asla bu inanç sisteminin tek istediği şey, insan kalbinin sırf kendisine bağlı olması, sevgisine başka bir şeyi ortak etmemesi, egemen ve buyurucu konumda olması, hareket ettirici ve itici bir rol oynamasıdır. İnanç sistemine bu rol tanındıktan sonra müslüman, hayatın bütün güzelliklerinden yararlanabilir, bütün çekici hazlarından payını alabilir, bunun hiç bir sakıncası yoktur. Yalnız müslüman bütün bu güzellikleri ve hazları, inancının gerekleri ile çatıştıkları anda tümü ile silkeleyip atmaya hazır olmalıdır.
Bu iki yolun ayırım noktası şuradadır: Acaba egemenlik bu inanç sisteminde mi, yoksa dünya hazlarında mı olacak? Söz önceliği bu inanç sisteminin mi, yoksa şu dünya nimetlerinin birinin mi olacak? Müslüman, kalbinin inancına sımsıkı bağlı olduğundan emin olduktan sonra çocuklarından, kardeşlerinden, eşinden, akrabalarından yararlanabilir; mallar, ticarethaneler, evler edinebilir; israfa kaçmaksızın ve gurura kapılmaksızın yüce Allah'ın yarattığı güzelliklerden ve çekici hazlardan payını alabilir. Bunun hiç bir zararı, hiç bir sakıncası yoktur. Hatta o takdirde bu yararlanma İslâmca hoş görülen bir "müstahap''tır. Çünkü bu yararlanma bir tür şükürdür, bu nimetleri kulları onlardan yararlansın diye bağışlayan yüce Allah'ın cömertliğini bir anlamda onaylamadır; O'nun rızık vericiliğini, nimet bağışlayıcılığını, karşılıksız sunuculuğunu hatırlatan bir fırsattır.
Şimdi âyetlerin ayrıntılı açıklamasına geçiyoruz:
"Ey müminler, eğer babalarınız ve kardeşleriniz kâfirliği, müminliğe tercih ediyorlarsa sakın onları dost, yandaş edinmeyiniz."
Böylece kalp ve inanç bağı kopuk olunca kan ve soy bağları da kopuyor. Yüce Allah'da birleşen yakınlığın dostluğu geçerli olmayınca aile birliğinden kaynaklanan yakınlığın dostluğu da geçerliliğini yitiriyor. Demek ki, öncelikli dostluk yüce Allah'a yöneliktir. Bütün insanlık bu ortak dostlukta kaynaşır. Bu dostluk olmayınca ondan sonra başka dostluk kalmaz. İp kesilmiştir, halka kopmuştur. Okuyoruz:
"Kim böylelerini dost edinirse onlar zalimlerin ta kendileridir."
Buradaki "zalimler" "müşrikler" anlamındadır. Demek ki, kâfirliği müminliğe tercih eden aile bireyleri ve akrabalarla dostluk ilişkileri sürdürmek, imanla bağdaşmaz bir müşrikliktir.
Bir sonraki âyet bu ilkeyi belirlemekle yetinmiyor. Bunun yerine bütün insanlar arası ilişki, bütün dünyalık nimet ve tüm haz türlerini ayrıntılı biçimde gözler önüne sererek hepsini terazinin bir kefesine ve bu inançla onun gereklerini öbür kefesine koyuyor. Âyette sözü edilen babalar, evlâtlar, eşler, akrabalar, kan, soy, akrabalık ve eş ilişkileri; mallar, ticarî ilişkiler insan fıtratındaki arzu ve istekleri; gönül açıcı evler, konaklar, köşkler, hayatın nimet ve hazlarını temsil ediyor. Terazinin öbür kefesinde ise Allah sevgisi, Peygamber sevgisi ve Allah yolunda cihad etme aşkı var. Bütün gerekleri ve sıkıntıları ile cihad. Beraberinde getirdiği bütün yorgunlukları ve argınlıkları ile cihad. Yolaçtığı bütün baskı ve mahrumiyetleri ile cihad. Birlikte taşıdığı bütün acıları ve fedakârlıkları ile cihad. Ucunda karşılaşılacak yaralanmaları ve şehit düşmeleri ile cihad. Bütün bunlardan sonra "Allah yolunda girişilmiş" cihaddır. Şöhretten; dillere düşmekten, ortalıkta boy göstermekten; pohpohlanmaktan, övünmekten, caka satmaktan, kendini beğenmişlikten; yeryüzü halkının saygısından, insanlar arasında parmakla gösterilmekten, törenlere ve gösterilere konu olmaktan arınmış bir cihaddır. Yoksa sahibine ne ödül kazandırır ve ne de sevap. Şimdi âyeti okuyoruz:
"Dedi ki; `Eğer babalarınızı, evlâtlarınızı, kardeşlerinizi, eşlerinizi, hısım akrabalârınızı, kazandığınız malları, bozulmasından korktuğunuz ticareti ve hoşunuza giden evleri, konakları Allah'tan, Peygamber'den ve Allah yolunda cihad etmekten daha çok seviyorsanız, Allah emrini, gerçekleştirinceye, yapacağını yapıncaya kadar bekleyiniz."
Haberiniz olsun bu iş zordur. Haberiniz olsun, bu son derece büyük ve önemli bir iştir. Fakat bu odur, sözünü ettiğimiz iştir. Aksi halde:
"Allah, emrini gerçekleştirinceye, yapacağını yapıncaya kadar bekleyiniz."
Yoksa fasıkların, doğru yoldan çıkmışların akıbetine uğrarsınız:
"Allah, yoldan çıkmışlar güruhunu doğru yola iletmez."
Bu arınmışlık, bu ortak tanımaz bağlılık sadece müslüman fertlerden istenmiyor. Müslüman toplumdan, İslâm devletinden de ayni şey isteniyor. Buna göre ne müslüman toplum ve ne de İslâm devleti inanç sisteminin ve Allah yolunda cihad etmenin üzerine çıkan hiçbir ilişkiye, hiçbir çıkara önem vermemeli, itibar etmemelidir.
Yüce Allah, bu yükümlülüğü müminlerin omuzlarına bindirirken fıtratlarının bu yükü taşıyabileceğini biliyordu. Çünkü "Yüce Allah, hiçbir kimseye taşıyamayacağı bir yük yüklemez." Yüce Allah'ın, müminlerin fıtratlarının mayasına bu yüksek düzeyli fedakârlık ve katlanabilme enerjisini katmış olması, O'nun kullarına yönelik bir rahmetidir. İnsan fıtratının mayasında bu fedakârlıktan duyulan yüce hazzın bilinci vardır, insan fıtratı bu hazzı, yeryüzünün tüm hazlarına değişmez. Bu haz Yüce Allah ile ilişki halinde olmanın hazzıdır, yüce Allah'ın hoşnutluğunu ummanın hazzıdır, zayıflığı ve başkalarının ayakları altında itilip kakılmayı aşmanın hazzıdır, etin ve kanın ağırlığından kurtularak ışıklı ve aydınlık ufuklara tırmanmanın hazzıdır. Eğer insan fıtratı yerçekiminin baskısı altında kalırsa bakışlarını yüce ufuklara dikince bu baskıdan kurtulup yükselişe geçmenin özlemli umudunu tazelemiş olur.
Daha sonraki iki âyette duygular ve anılar canlandırılıyor. Müslümanların yakın zamanlarda yaşadıkları bir dizi olay gözler önüne getiriliyor. İnsan gücü ve savaş araç-gereci bakımından yetersiz oldukları bazı savaşlarda yüce Allah'ın kendilerine yardım ettiği vurgulanıyor. Ayrıca kendilerine "Huneyn" savaşı hatırlatılıyor. O gün müslümanlar sayıca kalabalık olmalarına rağmen ilk aşamada bozguna uğramışlar, fakat sonra yüce Allah onlara kendi gücü ile yardım etmişti. O gün Mekke'yi fetheden İslâm ordusuna sadece iki bin yeni müslüman olmuş, acemi asker katılmıştı. Yine o gün müslümanlar sayıca kalabalık oluşlarına, savaş araç-gereçlerinin bolluğuna güvenerek bir süre için Allah'a bağlılıklarını gevşetmişlerdi. Bunun üzerine savaşın ilk aşamasındaki bozgun başlarına geldi. Amaç, yüce Allah'a bağlılığın, O'nunla ilişkileri sağlam tutmanın, zaferi hazırlayan asıl faktör olduğunu; sayı ve araç-gereç bolluğunun ortadan kalktığı; mal, kardeş ve evlât desteğinden yoksun kaldıkları zamanlarda bu faktörün yanı başlarında olmakta devam edeceği gerçeğini müminlere uygulamalı bir ders vererek öğretmekti.Kaynak:Seyyid Kutub
O
İSLAM VE MÜSLÜMANLAR
Adem Armağan
İslam,insanlığı kurtuluşa,saadete,huzura çağıran yüce bir dindir.İnsanlığın ve İslam Ülkelerinin kurtuluşu için tek çıkar yol,Kur´ana sımsıkı sarılmak,dağılıp parçalanmamaktır.İslam kardeşliği etrafında bütünleşip,kaynaşmaktır.
Tarih şahittir ki,inançları sarsılmış,dini ve milli değerleri yıkılmış,birlik beraberlik ve kardeşlik sütunları devrilmiş bir milletin ayakta durduğu görülmemiştir.
İslâm ülkelerinin çoğunun başındaki devlet adamları gayri müslimlerin piyonu olduğu için birçok müslüman ülkede müslüman kanı akmakta! gövde durumunda olan müslümanın başı koparıldığı için Filistin,Irak,Afganistan v.s.İslam Dünyası halkının kanı akmakta halkın tepkisiyle sorun çözülememektedir.Siz, başı koparılan koyun´un başına,keçi başı koyarsanız düzen olur mu?uyum olur mu?İşte bunun içindir ki,İslâm Ülkeleri birbirine destek olamıyor.Birbirine köstek oluyor!Filistin´de müslüman katliamına seyirci olan İslâm Ülkeleri gaflet uykusundan ne zaman uyanacak! "Balık baştan kokar,bunu bilmemek Seyrani gafilin ahmaklığından."diyen şair ne güzel söylemiştir."Kurtlar çoban olursa o sürünün hali nasıl olur.""Bu Kitap(Kur´an-ı Kerim) sana, ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir."Yasin Suresi,6.Ayet
"Kâfirler, birbirlerinin yandaşları, koruyucularıdırlar. Eğer aranızda bu sıkı dayanışmayı gerçekleştirmezseniz yeryüzünde fitne ve büyük bir kargaşa çıkar."(Enfal,73.)
Hz.Muhammed (s.a.v.) uyarıyor: Sizi yemek gibi yiyecekler! Ne olacak sizin haliniz, gün gelecek ve siz bir kabın içindeki yemek gibi olacaksınız. Diğer milletler sizi yemek için üstünüze üşüşecekler. Tıpkı bir kabın içindeki yemeği bitirmek için sofraya üşüştükleri gibi.Bu sözleri Hz. Peygamber söylüyordu. Karşısında sahabesi oturuyordu, sözler sahabe üzerinde şok etkisi oluşturdu. Sordular hayret ve dehşet içinde: "Ey Allah´ın Resulü! O gün, yani diğer milletlerin, güçlerin, kültürlerin oyuncağı haline geldiğimiz gün sayımız az mı olacak, azlığımızdan dolayı mı bu utandırıcı duruma düşeceğiz?" Peygamberimiz hayır dediler: "Tam aksine, o gün sayınız çok olacak ama sizi Vehn, korku ve zayıflık kuşatacak. Bu nedenle de bu hale geleceksiniz." Sahabe bir daha sordu: "Vehn nedir ey Allah´ın elçisi!" Peygamberimiz cevap buyurdular: "Ölüm korkusu ve dünyaya aşırı tutkunuz." (Ahmed, müsned, II, 259; 278; Ebu Davud, İbn Mace, Tıbb, 5) Hz.Muhammed(s.a.v)başka bir Hadis-iŞerif´te şöyle buyurmuştur:"Birlikte rahmet var,ayrılıkta azab vardır." Müslümanlar,bütünüyle İslam´a dönmeden,birlik beraberlik olmadan,Allah´ın ipine(Kur´an´a)sarılmadan,Saadet ve mutluluğa kavuşamıyacaktır.
BİRİ BİZİ GÖZETLİYOR
"Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız."(Kaf Sûresi,16.Âyet)
Ayetin başındaki "Andolsun ki insanı biz yarattık" ifadesi, bu ifadenin dolaylı anlamının gereğine işaret etmektedir. Şöyle ki: Bir aleti yapan elbette ki onun yapısını ve sırlarını başkalarından daha iyi bilir. Halbuki o, sözkonusu aletin yaratıcısı değildir. Çünkü o aletin ana maddesini o yaratmamıştır. O halde şekil vermekten ve onu monte etmekten başka bir şey yapmamıştır. Bir aleti yapan, onun sırrını ve yapısını bildiğine göre, insanı yoktan var eden, ona varlık niteliği kazandıran ve yaratan yaratıcı neleri bilmez? Elbette insanoğlu aslında yüce Allah'ın kudret elinden çıkmıştır. O halde insanoğlu, bütün benliği, niteliği, ve sırları ile, kendi ana kaynağını, çıkış noktasını, halini ve varacağı yeri bilen yaratıcısının önünde apaçık ortadadır.
Kaynak:Fi Zılalil Kur'an
|