nazirkarakuz.sitemynet.com

Nostalji
Mezunlar Günü
Resimli Siirler
Resimlerle Ben
Mesaj Defteri
GOL Mezunlari
Yavaslar Agzi
Makaleler
Piyesler
Siirlerim
Masallar
Hikayeler
Seçme Şiirler
Foto Albüm

Hikayeler


Ana Sayfa

Başlık Buraya Gelecek

HASAN'IN ÖZLEMİ
Hasan, dokuz on yaşlarında bir çocuktu. Okulun açık olduğu günlerde o da arkadaşları gibi okula gidiyordu. Her gün sabah erkenden okulun servis aracı geliyor onu kapının önünden alıyor derslerin bitiminde de yine servis evlerinin önün bırakıyordu. Okulun açık olmadığı günlerde ise onu sıkıcı bir hayat kollarına alıyor ama bir türlü avutamıyordu.
Koca bir şehirde, kocaman apartmanların, akar gibi trafiğin işlediği asfalt yolların arasında yaşıyordu. Bulundukları yer kalabalık olduğu kadar, Hasan için can sıkıcıydı. Hasan okulun olmadığı zamanlarda çaresiz tek başına oyunlar oynuyordu.
Bazen arada bir de olsa gittiği köy sokaklarında arkadaşları ile oyunlar oynadığı günler aklına geliyor, adeta iç geçiriyordu. Bu sıkıcı sokaklara bu yüzden çok kızıyordu. Aklından neden bu yolları hep araçlar için yapmışlar, neden çocukların oynayacağı yerler düşünülmemiş diye kızıyordu. İşte bu yüzden ve bu şehirden sıkılıyordu.
Evin tek çocuğu olmasından olsa gerek, annesi ve babası Hasan'ın üzerine adeta titriyordu. Sokağa inip oynamak istediğinde izin vermiyorlardı. Trafiğin yoğunluğu onları da korkutuyordu.Bir tek onlar değil diğer ailelerde aynı korkuyu yaşadıklarından olsa gerek mahalle ya da apartmandaki arkadaşları ile sokakta oyunlar oynayamıyorlardı. Okulların kapalı olduğu zamanlar, Hasan için adeta bir işkence haline geliyordu. Bu yüzden tatillerin çabuk geçmesini istiyor, okul günlerini iple çekiyordu.
Tatillerini beton duvarların arasında, kapalı mekanlarda, oyuncakları ile oynayarak geçiriyordu. Bir çok çocuğun sahip olamadığı pahalı ve güzel oyuncakları vardı ama o yinede sıkılıyordu. Köydeki bir çok çocuğun bulamadığı ama Hasan'ın oynamak dahi istemediği oyuncakları, onun can sıkıntısını kısa süreli de olsa geçirmiyordu. Oyuncak da olsa mutlaka birileri ile oynandığında zevk veriyordu. Bu şartlarda da arkadaşı olmadığı için köylerini özlüyordu.
Dedesini, toprak kokan elleri ile onun saçlarını okşayan ninesini, amca oğlunu, yaz boyu sırtından hiç inmediği eşeklerini ve sabahtan akşama kadar onlarla ortalıkta dolaşan köpeklerini özlüyordu. Daha açık bir ifade ile Hasan, köy hayranıydı. Şehirde aradıklarına sahip olmak pek mümkün olmuyordu. Sahip olsa bile bir çok sorun öne sürülüyordu. İşte bu yüzden yaz tatili dönüşünde dedesinin hediye ettiği küçük buzağıyı getirememişti.
Anne ve babası onu, şehrin tehlikelerinden korumak için bir çok yasaklar koyuyorlardı. Onların kendisini korumak istemelerini olumlu karşılamakla birlikte; bu aşırı koruyuculuk da onu sıkıyordu. Birazcık da olsa özgürce davranmak, kendi kararlarını vermek istiyor ve yalnızlığını paylaşacak, onunla oynayacak sıcacık arkadaş ya da arkadaşlar arıyordu. Hasan'ın bu ihtiyacına ne alınan atari oyunları, ne play station oyunları, ne bilgisayar, ne izlediği çizgi filmler, ne de kısa süreli çıkılan çarşı, alış veriş merkezi gezileri cevap vermiyordu.
Bu sıkıcı, beton duvarlar arasına sıkışmış hayattan bıkan Hasan, bir gün annesine kendi içinde bulunduğu sıkıntılı durumu anlatmaya karar verdi. Annesine:
- Anneciğim, biliyorum ki siz beni, çok seviyorsunuz. Ben de öyle. Siz beni düşünerek bazı şeyleri yapmamı istemiyorsunuz. Size hak veriyorum ama bu koca binaların arasında da arkadaşsızlıktan, evin içi hariç, dolaşamamaktan ben sıkılıyorum. Şöyle kırlarda gezip tozsam, çimenlerin üstüne yatsam, üzerimin batacağını düşünmeden, yuvarlansam, Ama bu mümkün değil! Bir müddet sessizlikten sonra devamla:
- Köyümüzü, kırları, hayvanları çok seviyorum. Bu yüzden, bu beton yığınları arasında benim canım sıkılıyor. Okulumun açık olduğu zamanlar arkadaşlarımla oynamak, okulun bahçesinde gördüğüm üç beş ağaç, benim bu doğa hasretimi nispeten gideriyor. Ama okulun kapalı olduğu zamanlar ... Ne yapsam, neye elimi atsam, sıkıntıdan patlıyorum. Başka çocuklar gibi sokağa çıkıp oynamama izin vermiyorsunuz. Bazen komşuların çocukları, bazen de arkadaşlarım, kendi evlerine çağırıyorlar ama göndermiyorsunuz. Onlar bize gelmek istediklerinde de evi dağıtırsınız diyerek izin vermiyorsunuz. Ben sıcak dostlarla, arkadaşlarımla oynamak istiyorum. İstemiyorum sizin atarinizi, bilgisayarınızı. Ben arkadaş istiyorum!
Annesi hiç beklenmedik bir anda çıkan bu isyan karşısında şaşırmış ve şaşkınlıkla onu dinlemeye devam ediyordu.
-Ya bana bir hayvan alırsınız, ya da şu oyun arkadaşı derdime bir çare bulursunuz. Keşke bir kardeşim olsaydı. Hiç olmazsa onunla oynardım, dedi.
Annesi Hasan'ın bu çıkışını oldukça yadırgamıştı. Şimdiye kadar kendisine karşı hiç böyle davranmayan Hasan'a ne olmuştu? Merak ediyordu. Belli ki Hasan; yalnızlıktan, okulların kapalı olmasından, arkadaşsız kalmaktan oldukça sıkılmıştı. Bu sorunu çözmeye çalışan anne:
-Benim bu yaştan sonra bir çocuk yetiştirecek gücüm yok. Dolayısı ile kardeşinin olması mümkün değil. Annesinin bu üzücü cevabından sonra çaresi kalan Hasan, odasına çekilerek hayallerinde ki kardeşi ile oyunlar oynamaya başladı. Hayal dünyasındaki oyunlar esnasında yatağında uykuya kaldı.
Uyku onun için bir kurtuluş oluyordu. Rüyalar aleminde ona kimse yasaklar koymuyor o istediği gibi koşup oynuyordu. Fakat onun asıl istediği gerçek hayatta koşup oynamak hatta gündüz çaresizlik uykularına yatmamaktı. Sırf bu yüzden olsa gerek gün geçtikçe daha bir yağlanıyor, şişmanlıyor yanakları daha bir tombullaşıyordu. Halbuki kendisi ile aynı yaştaki amca oğlu Kamil onun kadar şişman değildi. Bir başka gün Hasan yine annesine:
- Anneciğim, keşke köyden köpeğimi getirseydik. Onunla oynar, onu dışarılarda gezdirirdim. Benim arkadaşım olurdu. Sokakta bana zarar vermek isteyenlere, benimle kavga etmek isteyenlere karşı beni korurdu. Siz de beni koruyacağını düşünerek köpeğimle gezmeye çıkmama müsaade ederdiniz değil mi? dedi. Arkasından, Anneciğim ne olur köyden köpeğimi getirelim. Benim tek başıma canım çok sıkılıyor. dedi.
Annesi bunun mümkün olmadığını, apartmanda yaşadıklarını, köyden gelen bir hayvanı bu apartman şartlarında beslemenin mümkün olmayacağını söyledi. Evin içinde de köpek beslemenin doğru olmadığını onların kendileri için zararlı olmayan ama insanlara zarar verebilen bir çok hastalık taşıdıklarını söyledi. Fakat isterse ona oyuncak köpek alabileceklerini söyledi. Hasan da bunu kabul etmedi. Çünkü o zaten oyuncaklardan bıkmıştı.
Annesini dikkatle ve gözlerinin içine bakarak dinleyen Hasan, yine odasına çekilerek yatağına yattı ve hayallere daldı. Hayal aleminde sahip olduğu köpeği ile oynamaya başladı. Bu oyun, hayal aleminde onu o kadar yordu ki yorgunluktan uyuya kaldı. Uykusunda yine köye gitmiş köylerinde amca oğlu ile kırlarda koşup oynamış yanlarından da Yetim adını taktıkları köpekleri hiç ayrılmamıştı.
Hasan'ın üzüntüsü, can sıkıntısı her geçen gün katlanarak artmaktaydı. Ne yapacağını bilmiyor, her şeyden canı sıkılır olmuştu. Okulların bir an önce açılmasını istiyordu. Ama yarıyıl tatilinin uzun olmasından bu mümkün gözükmüyordu. Önlerinde ise oldukça uzun bir tatil vardı. Bir başka gün annesine:
- Anneciğim, benim bir akvaryumum olsa, içinde sarı, kırmızı, siyah renkli balıklarım olsa, ne güzel olurdu. Lütfen anneciğim! Bana akvaryum alın, dedi. Annesi her zaman ki soğuk kanlılığı ile:
- Yavrum senin canının sıkıldığını biliyorum; ancak bizim evde akvaryum almamız mümkün değil. Çünkü uzun süreli tatillere gidiyoruz. Akvaryum ve balıkları bende çok seviyorum, ama bu tatiller süresince balıklar bakımsız kalır ve ölürler. Sırf bu yüzden senin bu isteklerine cevap veremiyoruz. Bak atarin var, bilgisayarın var. İstemediğin kadar çizgi film aldık, onları izle ama lütfen bana bir daha akvaryumdan bahsetme, dedi.
Hasan annesinin sözlerine karşılık söyleyecek bir şey bulamadan her zaman ki gibi odasının yolunu tuttu. Odasında şöyle bir etrafındaki oyuncaklarına göz gezdirdi. Canı hiç birisi ile oynamak istemedi.Yalnızlığına hiçbir oyuncağı cevap vermiyordu. İstediği sıcak dostluğu bir türlü bulamıyordu. Her ne kadar annesi isteklerini geri çevirse de onun iç dünyasında hayvan sevgisi gün geçtikçe büyüyor, adeta devleşiyordu. Hep bu düşüncelerle yatağına uzanıp hayal alemine daldı. Hayallerinde kırmızılı, siyahlı, renkli balıklarla oynuyordu. Annesi her seferinde Hasan'ın isteklerini geri çevirirken Hasan'ın ailesi tarafından bastırılan hayvan sevgisi duygusu adeta devleşiyordu. Evlerinde hayvan beslenmesine izin verilmese de o, hem hayal dünyasında, hem de boş kaldığı zamanlarda, hep pencereden dışarıdaki karda kışta dolaşan, kah büzülen, kah üşüyen hayvanları izliyordu. Çalışmalarını, tatilde planladığı ders tekrarlarını bitirdikten sonra pencerenin önüne geçip, çatılara konan kuşları seyrediyordu. Hatta çatılara konan kuşların kendi evlerinin balkonuna, penceresinin önüne konması için dua ediyordu. Bir gün yine elini havaya doğru açmış halde, dua ederken annesi odasının kapısını aralayıp Hasan'ın dua ettiğini görünmüş ve oldukça şaşırmıştı. Annesi bir müddet Hasan'ı izledikten sonra yanına varıp :
- Hayırdır oğlum ne yapıyorsun, diye sordu.
Hasan da:
-Anneciğim biliyorsun ben hayvanları çok seviyorum. Şu karşıdaki çatılara konan kuşların, penceremizin önüne konmasını istiyorum. Hatta onları avuçlarımın içine alıp okşamak istiyorum, dedi. Annesi Hasan'a:
- Sevgili oğlum senin hayvanları çok sevdiğini biliyor olmama rağmen, sana bu konuda yardımcı olamadığım için çok üzülüyorum. Kedi, köpek gibi hayvanların evimizin içinde bakılmasını doğru bulmadığım için buna müsaade edemem. Biliyorsun babanın da bu tür hayvanların tüylerine, kıllarına karşı alerjisi var. Bu yüzden kedi ve köpek besleyemeyiz. Balık istemiştin onları da tatile giderken götürmek oldukça zor. Kuşlar için de aynı durum söz konusu. Onlar da kafeste yaşamaktan pek hoşlanmazlar. Bir süreliğine de olsa odanın içinde dolaşmalarına müsaade etsen hemencecik kakalarını edip evimizi çok kötü batırırlar. Kuşlar esareti sevmezler. Onlar özgürce uçmayı severler, onları alıp küçücük bir kafese mahkum etmek doğru değil. Eğer onları yakından izlemek istiyorsan pencerenin önüne ekmek kırıntıları koyalım. O zaman belki onları yakından görebilirsin. Kuşlar bu kırıntıları yemek için pencereye geleceklerdir. Sen de yakından izlersin, dedi.
Hasan annesinin söylediklerini dinliyor ama ne anlıyor ne de anlamak istiyordu.Yine de annesinin dediği gibi ekmek kırıntılarını pencerenin önüne koydular ve Hasan pencereyi takip etmeye başladı. Fakat nafile ne gelen vardı, ne de ekmek kırıntılarını yiyen. Saatlerce izlemesine rağmen, bir tane bile kuş gelip ekmek parçalarına dokunmamıştı.
Hasan'ın bu bekleyişlerinin boşa olduğunu gören annesi çok üzülüyor, onun bu sıkıntılardan kurtarmak istiyordu. Annesi Hasan'a:
- Hasan oğlum haydi gezmeye gidelim hem de kuşçulara uğrar onların nasıl azap çektiklerini, küçücük kafeslerinin içinde nasıl çırpınıp durduklarını görürsün, dedi.
Annesinin bu teklifini sevinerek karşılayan Hasan elbiselerini giyinip beş dakika içinde hazırlanarak annesine hazır olduğunu söyledi. Beraberce, el ele yapışarak çarşının yolunu tuttular. Hasan'ın her zaman olduğu gibi yine gözü sokaktaki başıboş dolaşan kedilerde, köpeklerdeydi. Yer yer gözleri kuşlara takılıyordu.. Sokakta başıboş dolaşan köpekleri parmağı ile işaret ederek heyecanla annesine gösteriyordu. Annesi Hasan'ın bu davranışından sonra onu cadde üzerinde adeta sürüklüyordu. Çünkü bu tür dalgın hareketler trafiğin yoğun olduğu caddelerde tehlikeliydi. O ise buna aldırış etmeden etraftaki hayvanları ısrarla annesine gösteriyordu. Bu sıkıntılı yolculuğun ardından kuşların satıldığı iş hanına gelip içeriye girdiler. Hasan annesinin elini bırakıp koşarak kuş kafeslerinin, akvaryum balıklarının arasına daldı. Mutluluktan adeta uçuyordu. Bir ona bakıyor bir diğerine bakıyordu. Hasan hayvanları izlerken annesi de Hasan'ı izliyordu. Dakikalarca kuşçudaki hayvanları seyrederken, annesi oğlunun bu sevdadan kolay kolay vaz geçmeyeceğini anlamıştı. Bu durumu görünce akşama eşi ile görüşüp konuşmayı ve Hasan'ın kolayca bakabileceği bir hayvan almayı kendi kendine planladı. Hasan'ın yanına varıp:
- Hayvanları gerçekten çok mu seviyorsun?
- Evet anneciğim hem de çok seviyorum.
- Peki ala. Akşama babanla konuşalım onunda görüşlerini alarak sana bakabileceğin bir hayvan alalım.
Annesinin boynuna sarılarak öpmeye başlayan Hasan, nasıl teşekkür edeceğini bilemiyordu. Adeta kanatlanıp uçuyordu. Bu haber üzerinde fazla dolaşmadan eve döndüler. Akşamın olmasını sabırsızlıkla bekleyen Hasan, kapının zilinin çalmasını da bir o kadar bekliyor, ara sıra salonun penceresinden zor gözüken yola, gözlerini şaşı edercesine bakarak babasının cadde üzerinde gözükmesini bekliyordu. Tam bu sırada kapının zili çalıverdi. Koşarak kapıya giden Hasan bu akşam bir başka sevinçle babasına sarılıp, Hoş geldin babacığım! dedi. Babası farklı bir şeyler olduğunu hemen anlamış, hanımına Hayırdır hanım, bu gün ne oldu bu çocuğa da bana böyle koşarak sarılıyor? dedi.
Hasan'ın Annesi :
- Hayatım, bu gün Hasan'a bir söz verdim. Ona istediği türden bir hayvan alabileceğimizi söyledim. Fakat bunun için senin onayın gerekli. Hasan, senin onaylamanı kolaylaştırmak için sarılıyor sanırım, deyip gülümsedi. Babası:
- Madem ki siz kararınızı vermişsiniz; bize de bu karara uymak düşer, dedi. Yalnız bakımı konusunda ben yardımcı olamam, eğer bu görevi üstlenirse, Hasan'a güzel bir kuş alabiliriz. Fakat bunu hemen değil ancak hafta sonu alabiliriz. Eğer benimle birlikte almak isterseniz tabi ki. Yok eğer beni beklemeyi düşünmezseniz onu da siz bilirsiniz, dedi.
Hasan'ın sevincine diyecek yoktu. Mutluluktan uçar gibiydi. O akşam annesi ya da babası ne derse hemen yapıyordu. Artık Hasan'ın evdeki yalnızlığı nispeten azalacaktı. Çünkü arkadaşı, dostu olacaktı. Bu sıkıcı beton evlerinin arasında bir can yoldaşı olacaktı. Başta da söylediğimiz gibi Hasanların evleri şehrin merkezinde betonlar arasındaydı. Trafik oldukça yoğundu. Oyun parkları evlerine oldukça uzaktı. Oyun oynayacak bir alan yoktu. Çok nadir arkadaşları ile bir araya geliyorlar o zaman da oynayacak oyun bulamıyorlardı. Onun istediği oyunu diğeri istemiyor, ötekinin istediğini beriki istemiyor, derken oyun kuramıyorlardı. Sırf bu yüzden çocukların bir çoğu evden dışarı çıkmıyor, çıksalar da aileleri ile birlikte ve otomobille alışveriş ve eğlence merkezlerine gidiyorlardı.
Zaten o apartmanda değil o mahallede oturan neredeyse tüm çocukların evlerinde bilgisayar, atari oyunları ve çizgi film vcd leri olduğundan çocuklar anneleri tarafından dışarıya çıkarılmıyor, evin içinde oyun ve eğlence için çeşitli alternatifler sunularak zamanları dolduruluyordu. Bu yüzden de çocuklar oynayacak arkadaş bulunamıyordu. Arkadaş bulunsa, oynanacak oyunda anlaşılsa da oyun oynayacak merdiven boşluğundan başka bir yer yoktu. Orada oynamalarından da komşuları rahatsız oluyordu. Koca bir tatil bu sıkıcı şehir ortamında geçmek bilmiyordu. Fakat bundan sonrası Hasan için kolaydı. Hasanı bu tatilde oyalayacak, onunla oynayacak bir hayvanı olacaktı. Sahi oynar mıydı kuş Hasanla? Eğer papağan alırsa oynamasa bile onunla konuşur, sohbet ederdi. Ona yeni kelimeler öğretirdi. Böylece alacağı hayvanını daha kuşçuya gitmeden belirlemişti. Bir papağan alacak, ona konuşmayı öğretecekti.
Hasan, saat dokuz olmamıştı ki annesinden yatmak için izin istedi. Yatağında bu hafta sonunun nasıl geleceğini düşünüp duruyordu. Beklenen gün gelmek bilmiyordu. Daha dört gün vardı cumartesiye. Bu bekleyişe dayanamayan Hasan annesine babası olmadan yine kuşçuya giderek istediği kuşu almasını söyleyip duruyordu. Hasanın bu davranışlarından rahatsız olan anne, telefonla eşini iş yerinden arayıp, kuşçuya gideceklerini söyledi. Eşi de Akşama doğru evden çıkmalarını, iş çıkışında kuşçular iş hanında buluşarak kuşu birlikte alabileceklerini söyledi. Annesi telefonla konuşurken kulağını adeta telefona yapıştıran Hasan, sevinç çığlıkları atıyordu. Annesi eli ile telefonun ahizesini kapatıp:
-Hasan, çok ayıp oluyor yavrum! Konu komşu sesinden rahatsız olacak. Bak bir daha böyle bir gürültü yaparsan gitmekten vaz geçerim, dedi. Hasan sesini kesip, özür diledikten sonra geçip koltuğun üzerine sessizce otururken, annesi de eşini selamlayıp telefonu kapattı.
Geçmek bilmeyen zaman yavaş yavaş ilerlerken Hasan çoktan hazırlanmış, annesinin Haydi oğlum çıkalım! demesini bekliyordu. Havanın soğuk olması ve henüz daha babasının iş yerinden ayrılmasına saatler olmasından dolayı annesi Hasan'a acele etmemesi konusunda uyarılarda bulunuyordu. Hasan heyecandan ne yapacağını bilemiyor, bir o yana, bir beri yana gidip geliyordu.
Odasına geçip, her zaman yaptığı gibi pencereden dışarıyı seyretmek için camın önüne geldi. İlk olarak önceki günlerde pencerenin önüne kuşların yemesi için koyduğu ekmek kırıntılarına bakmak oldu. O da ne! Ekmek kırıntıları yoktu. Hasan:
-Anneeee! Buraya gel, bak ne olmuş!
Annesi Hasan'ın başına bir şeyler geldiğini düşünerek korku ve heyecanla salondan çocuk odasına koştu. Hasan'ı sağ salim gördükten sonra gözleri ile etrafta dökülen saçılan bir şeyler aradı. Hiçbir şey göremeyince önce elini göğsüne koydu daha sonra derin bir nefes aldı. Yüksek ve sinirli bir ses tonu ile:
-Ne oldu yavrum! Ödümü patlattın. Niye bağırdın öyle?
Hasan, annesine pencerenin önünü işaret ediyor annesi ise boş boş bakıyordu. Anne tekrar sordu ne olduğunu. Hasan da dili tutulmuşçasına pencerenin önünü eli ile gösteriyordu. Annesi bu sefer daha sert bir ses tonu ile:
-Ne oldu yavrum! Ne oldu, söyle? Elinle göstereceğine konuşup anlatsana, dedi.
Hasan annesine pencerenin önüne koyduğu ekmek kırıntılarının yerinde olmadığını söyledi. Annesi bir oh çekip, bunun gayet normal olduğunu ya kuşların yediğini ya da rüzgarın uçurmuş olabileceğini söyledi. Hasan tekrar pencerenin önüne ekmek koymak için annesinden izin istedi. Annesi fazla olmamak şartı ile buna izin verdi ve birlikte mutfağa gittiler. Hasan bir küçük parça ekmek alıp tekrar pencerenin önüne geldi. Ekmek kırıntılarını pencerenin dışındaki kuytu yere bırakıp, kendisi de kenara çekilerek pencereyi izlemeye başladı. Sıcacık odasında o pencerenin önüne gelecek olan misafirini beklerken, beklenen misafirde gecikmeden geldi. Tüylerini soğuktan üşümüş olmasından olsa gerek kabartmış, uçacak mecali kalmamış bir serçe kuşuydu bu misafir. Pencerenin önüne konulan ekmek kırıntılarını bir taraftan yerken, diğer taraftan iki de bir kafasını halsiz bir şekilde kaldırıp, herhangi bir tehlikenin olup olmadığına bakıyordu. Fakat çok halsiz olduğu, aç ve üşümüş olduğu her halinden belli oluyordu. Hasan hiç ses çıkarmadan kuşu izliyordu. Hayli bir zaman geçmesine rağmen kuş gitmemiş, pencerenin kenarına doğru sokuldukça sokulmuştu. Anlaşılan o ki içerinin sıcaklığı birazcıkta olsa, o noktadan dışarı vuruyordu. Fazlaca sabredemeyen Hasan gizlendiği yerden yavaşça çıkıp pencerenin önüne doğru geldi. Kuş ile göz göze geldiler. Kuş kaçmıyordu. Hasan pencerenin kanadını kuşu ürkütmeden yavaşça aralayınca kuş tüylerini toparlayıverdi. İçerinin sıcaklığı ona vurmaya başlamıştı. Hasan elini uzatıp kuşu yakalamak, içeri alıp ısıtmak istedi . Ama o da ne kuş pırr diyerek uçup karşı evin çatısına kondu. Hasan koşarak mutfağa gitti. Annesi telaşla mutfağa gelen oğlunu görünce meraktan Ne oluyor yine oğlum? diyerek sordu. Hasan bir elinde ekmek kırıntısı olduğu halde pencerenin önünde gördüklerini bir çırpıda anlattı. Kuş için ekmek almak istediğini söyleyince annesi sesini çıkarmadı. Hasan yine bir parça ekmek ile pencerenin önüne geldi ve ekmek kırıntılarının bir parçasını içeri, birkaç parçada dışarı koyarken pencereyi de açık bıraktı. Onun amacı üşüyen kuşun içeri girmesini sağlamaktı. Bir ip ile de kuş odaya girdikten sonra pencereyi kapatmayı planlıyordu. Pencerenin kolundan çerçeveye bağladığı. İki ipin ortasından da başka bir ip geçirip eline aldı. Kuş girdikten sonra elindeki ipi çektiğinde pencere kapanacak, kuş içeride kalacaktı. Bu planı hazırladıktan sonra kendiside yatağına geçip uzanarak kuşun gelmesini izlemeye başladı.
Çok geçmeden üşüyen ve acıkan kuş, yine uçarak o sıcacık pencerenin önüne kondu. Ekmek kırıntılarını bir bir ve etrafına bakarak kontrollü bir şekilde yerken diğer taraftan da küçük zıplamalarla içeriye kadar yaklaştı. Hasan hiç ses çıkarmadan kuşun içeri girmesini bekliyordu. Beklediği gibi de oldu. Kuş bir iki zıplama ile içeri girmiş kalorifer peteğinin sıcağında adete kendinden geçmişti. O sırada Hasan hızla ipi çekip pencereyi kapattı. Pencerenin sesinden korkan kuş can havliyle kanat çırparak dışarı çıkmaya çalıştı ama o da ne cama çarpmıştı. Tekrar denedi dışarı çıkmayı ama yine cama çarparak düştü. Üçüncü denemeyi yapamayacak kadar halsizdi. Bırakın kanat çırpmayı, ayakları üzerinde dahi doğrulamıyordu. Hasan yavaşça kuşun yanına gelip kuşu eline almak istedi. Fakat o kadar yorgunluğa rağmen bir çırpınış ile kuş yine kaçmaya çalıştı. Yine pencereye çarpıp yere düşerken artık çaresiz bir şekilde Hasan'ın elleri arsında kalmıştı. Hasan kuşu eline aldığında yüreğinin küt küt atmakta olduğunu neredeyse dışarı çıkacağını sandı. Bu sırada gürültüleri duyan anne Hasan'ın odasına geldi. Hasan'ın elindeki kuşu görünce çok şaşırdı. Hasan kuşu tuttuğu elini annesine doğru uzatıp :
-Anneciğim bak bir kuş. Biraz önce bahsetmiştim. Ne kadar üşümüş ve halsiz kalmış. Bu gün kuş almaya gitmeyelim. Bu zavallıcığa bakacağım ben. Ama babam gelirken bir kafes alsın.
Annesi Hasan'ın elindeki kuşu görünce bir anda geriye doğru kaçtı. Daha sonra Hasan'a:
-Bırak o kuşu! Hasta mıdır, hastalıklı mıdır, nedir, ne değildir?
Hasan :
-Anne çok halsiz, aç ve üşümüş. Şimdi bırakırsak ölür kalır dışarılarda. Nasıl olsa bana kuş almayacak mıydınız? Şimdi kuş almanızı istemiyorum. Hem benim istediğim olacak hem de zavallı bu kuş sıcak bir yuvada karnını doyuracak. Lütfen izin ver anneciğim.
Annesi Hasan'ın yakarmalarına dayanamayıp izin verdiğini söyledi. Ancak bu bir kuştu. İnsana öyle hemencecik alışıvermezdi. Onun bir şekilde kafese hapsedilmemesi gerekiyordu. Annenin aklına çamaşır sepeti geldi. Banyoya gidip içi çamaşır dolu sepeti boşaltıp getirdi. Okunmuş gazetelerden birkaç tanesini masanın üzerine koyup çamaşır sepetini de ters kapadı. Daha sonra Hasan'a elindeki kuşu babası kafes getirene kadar sepetin altına koymasını söyledi. Hasan avucunun içinde tir tir titreyen kuşu çamaşır sepetinin altına bırakır bırakmaz kuş yine bir o yana bir bu yana uçmaya başladı. Belli ki esaret hoşuna gitmemiş kurtulmaya çalışıyordu. Annesi:
-Oğlum kuş çok kormuş olmalı. Haydi onu biraz yalnız bırakalım. Yerine alışsın daha sonra ekmek kırıntısı ve su verirsin.
Hasan istemeyerek de olsa annesinin sözünü dinleyip onunla birlikte salona geçti. Salona geçti geçmesine ama aklı fikri hep kuşta idi. Acaba yeni yuvasına alışmış mıydı? Acaba karnı hala aç mıydı? Su istiyor muydu? Bir sürü merak uyandıran sorular durmadan aklına geliyor onu hep odasına doğru gitmeye yönlendiriyordu. Annesi bunu fark etmiş olacak ki Hasan'a empati yapması yönünde hikaye kurguluyordu.
-Hasan şimdi şu senin kuşun yerine kendimizi koyalım. Bir senaryo yazalım. Ben kuş olayım. Kışın bu soğuğunda dışarıda yiyecek aramaya gideyim. Orada burada dolaşırken üşüyüp bir evin kapısının önüne sığınayım. Onlarında afacan çocuğu beni içeri alsın. Evlerinde tutabilmek için kafese kapatsın. Sence ben ne yaparım? Sevinir miyim bu duruma?
-Her halde sevinmezsin anne. Ama ben seni kurtarmaya gelirim.
-İyi de oğlum sen benim nerede olduğu nerden bileceksin? Ben de şu senin kuş gibi kurtulup sana gelmek için çırpınırdım herhalde? Peki şimdi sana sorarım benim tutsak kalmam mı yoksa salıverilmem mi?
-Benim ve senin için tabi özgür olman daha doğru.
-Evet oğlum! Bana ne kadar güzel ortam sağlasalar, bol bol yiyecek içecek verseler, ben yine de sizinle olmayı isterim. Sanırım senin kuşunda böyle istiyor. Sırf bu yüzden kurtulmak için çırpınıyor.
-Anne ne demek istiyorsun? Günlerdir hayalini kurduğum biricik kuşumu salayım mı istiyorsun? Sen de gördün. Zavallı kuş soğuktan üşümüş. Karnı da aç. Benden daha iyi ona kim bakar?
-Yavrum bunu sen böyle düşünüyorsun. Senin verdiklerin kuş için en iyi olan olsaydı o hiç çırpınmazdı. Hem bu yakaladığın kuş hiç kafeste yaşamamış. Alışık olmadığı bu ortamda kendini sağa sola çarparak zarar verebilir. İstersen sen bu kuşu bırak biz sana kafese alışkın olan kuşu bu gün alalım.
Hasan ikna olmuştu. Yerinden kalkarak odasına gitti. Kuşu serbest bırakmak istiyordu. Masanın üzerinde duran çamaşır sepetine baktı ama sepet masanın üzerinde değil yere düşmüştü. Etrafta kuşu aradı. Ne masanın üzerinde ne de altında yoktu. Gazete sayfaları da etrafa dağılmıştı. Pencerenin açık olup olmadığına baktı ama açık değildi. Fakat kuş ortalıkta görünmüyordu. Hemen annesine seslendi. Annesi içeriye geldi. Durumun farkına çok geçmeden varan annesi:
- Oğlum üzülme! Kuşun kaçmış. Sen zaten onu bırakacaktın.
- Ama anne pencere kapalı!
Bu kötü bir durumdu. Pencere kapalıyken kuş dışarıya çıkamazdı. Mutlaka buralarda bir yerlerde olmalıydı. Öncelikle avizenin üstüne, dolapların üstüne göz gezdirdiler. Daha sonra sağa sola baktılar. Hasan, yatağının kenarlarına bakarken bir çığlıkla annesine seslendi. Annesi yatağın yanına geldiğinde gözleri dolu dolu oldu.



Yazan: Nazir KARAKUZ



ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın