|
Ana Sayfa
ÇOCUK EĞİTİMİ
Eğitim; bireyin davranışlarında meydana gelen istendik değişikliklerin oluşması sürecidir diye öğrendik okuduğumuz eğitim konulu derslerde. Ancak eğitime tabi tutulan insan olduktan sonra süreçler ne kadar işletilirse işletilsin, ne kadar bilgi akışı sağlanırsa sağlansın işte o ;Davranışlarda ki istendik değişim bir türlü istenilen oranlarda gerçekleşmemektedir. Bunun somut bir örneğini kısaca sunmak istiyorum:
Sigaranın sağlığa zararlı olduğunu en iyi bilenler doktorlar olmasına rağmen sigarayı bırakmayı kendileri hiç düşünmez. Buradan gelmek istediğim nokta şudur: Bireyin davranışlarında istendik değişikliği bilgi vererek gerçekleştiremezsiniz. Gerçekleştirmek için zor kullansanız bu defa da bu işler gizlilik içinde yürütülecektir. Bunun somut örneği de tuvaletlerde sigara içme alışkanlığımız olsa gerek. Önce saklı sigara içme yeri diye başlanır, orası mahremdir herkese açılmaz, orada kişiler rahatsız edilmez ve izlenmez işte bu yüzden gizli kabahat olarak tuvaletler de sigara içen bir toplum haline gelmişiz. Bu gizliliği hayatımın bir bölümünde ben de kullandım. Daha sonra bu bende bir alışkanlık haline geldi taki sigarayı bırakana kadar sürdü.
Sigarayı tiryaki olmama hala bir sevda haline getirmeme rağmen hatta hakkında şiirler yazmama rağmen nasıl bıraktım, nasıl irademe hükmettim? Bunun cevabı gayet basit. Zararını gördüm ve karşıma alıp sen beni tutsak edecek kadar güçlü olamazsın dedi, seni terk ediyorum dedim ikram edilen her bir taneyi gördüğümde hala canım çekmesine ve yutkunmama rağmen sigara içmiyorum. Buraya sigara konulu bir şiirimi almak istiyorum.
Şiir
Buradan tekrar konumuza, eğitime dönmek istiyorum. İnsanlardaki davranış değişikliğini nasihatlerle bilgi yüklemeleri ile, baskılarla gerçekleştiremezsiniz. Ama o değişikliğin bir şekilde de gerçekleşmesi lazım o zaman yapılacak olan bir şey var; oda bireyin ikna edilmesi. Eğitimde bu istendik bölümü hep pas geçildiğinden olsa gerek bireyin istekleri dikkate alınmadan bizim isteklerimiz doğrultusunda ve birey ikna edilmeden davranış değişikliği öğütleri verilmekte ve başarısız olunmakta veya istenen başarı bir türlü yakalanamamaktadır.
Eğitim örgün olarak okullarda yaygın olarak da tüm çevrede sürekli olarak yapılmaktadır. Örgün eğitim belli bir anlayış ve prensipler çerçevesinde gerçekleşmektedir. Yeterli ve memnun verici midir? Bu sorunun cevabını bir çoğumuz biliyoruz. Hatta hepimiz biliyoruz ve yeterli bulmuyoruz ve özel eğitim hizmetleri talep ediyoruz. Çocuklarımız için, bizim ve onların aydınlık geleceklerini hazırlamak için özel eğitim hizmetlerini milyarlar ödeyerek satın alıyoruz. Hatta satın aldığımız bu örgün eğitimden memnun muyuz ? Hayır hayır yüz kere bin kere hayır.
Psikologlar bu konuların çözümünü bulmak için toplumdan uzak köşelerde düşünceler üretirken nesillerin bağını kopartacak çözümler bulmuşlardır. Toplumun değerleri, örfler, adetler, gelenek ve görenekler hatta dini inançlar yok sayılmış çırılçıplak bir eğitim anlayışı ile çocukların eğitilmesi tezini savunmuşlar ve bu anlayışın uygulaması Avrupa ülkelerinde yapılmıştır. Avrupalılar bu anlayışı belki de sanayi toplumu olmalarının etkisi ve çalışan annelerin çokluğu nedeniyle çok kolay uygulamışlar ve başarıya ulaşmışlardır.
İlaçlar hastalıkları tedavi ederken bazen yan etkileri ile karşılaşılır. Bu yan etkiler duruma göre ölümcül bile olabilir. Avrupalıların uyguladığı bu eğitim anlayışının yan etkisi aileye sirayet etmiş aileyi bitirmiştir. Herkesin 40-50 metrekare küçük bir dairesi banyosu tuvaleti mutfağı içinde karı, koca, çocuk yok biyolojik ihtiyaçlar bir akşam yemeğinden sonra giderilir hale gelmiş bu olaylar filmlere dahi girmiştir. Ülkemiz insanları ise yürümesine kekliğe benzetmeye çalışıp kendi yürüyüşünü kaybeden karga misaline dönmüştür. Tutarlı bir eğitim programı yürütülememiştir. Eğitim anlayışımıza sürekli dayatmalar getirilmiştir. Göstermelik yenileşme hareketleri ise toplumun, eğitimcinin zihnine yerleşmeden uygulanmaya çalışılmış becerilemeyerek çorbaya dönmüştür.
Halen örgün eğitim anlayışımız bakımda tedavi görmekte ama doğrular bulunamamaktadır. Her ne kadar millileştirme gayretimiz olsa da hedefe ulaşmayı bırakın yaklaşılamamıştır. Bu konuda atılacak adımlarda kurumsal ve toplumsal çatışmalar yaşanmaktadır. Örgün eğitimin sorunları bu kitabımızın konusu olmamakla birlikte değinmeden görmezden gelerek konuya girmekte yanlış olsa gerek diye düşündüğüm için bir miktar bu konuya değindim. Yaygın eğitim deyince ne anladığımız konusuna da değindikten sonra asıl konumuz olan Çocuklarımıza nasıl yardımcı olabiliriz konusuna geçeceğiz.
Yaygın eğitim okulların dışında yapılan planlı ya da plansız eğitimlerin bütünüdür. Eğitimin bir süreç olduğunu söylemiştik. İşte bu süreçte gezilen-görülen, duyulan- işitilen, okunan, dinlenen, konuşulan izlenen dokunulan her yerde ve zamanda öğrenim ve arkasından da eğitim gerçekleşir. Birey uyku da dahil olmak üzere her zaman öğrenime açıktır. Yaşlıların Artık beynimiz sulandı, bizim kafamız almaz, ben öğrenemem demeleri oldukça yersiz ve kaçamak cevaplardan öte bir şey değildir. Böyle konuşanlara şunu söylerim dün çıkan dizileri biliyor musun hani falanca vardı ona ne oldu, diye sorduğumda seyrettiği dizi ise şakır şakır cevabını alırım. Buradan çıkacak sonuç oldukça kolaydır. İstendik olması esasıdır. Benim annem atmış yaşında kur;an okumasını öğrendi. Demek ki istenirse olmaz yok. Öğrenmede istek ama bu dil ile değil gönül ile olmalı. Gönülden severek, zevk alarak yapılan eğitimler zaman mekan ve sınır tanımaz.
ANNE BABA İÇİN ÇOCUK
Bedensel ve zihinsel olarak yetişkinler kadar gelişmemiş, ergen olamamış insan yavrusuna çocuk denir. Çocuk insan yavrusu olmasına rağmen tam bir insan gibi gelişimi diğer canlılara göre oldukça uzun bir zaman alır. Bir koyun yavrusu bir yıl gibi kısa bir zamanda annenin veya babanın özelliklerinin tamamını gösterebilirken insan yavrusu bir yıl gibi bir sürede ancak yürümesini becerebilir. Bu yüzden çocuk geç gelişme gösterirken anne babanın koruyuculuğunda gelişip büyür. Diğer canlılarda olmayan bağlılık daha uzun sürelidir. İstisnai durumlar bunların dışındadır.
Çocuk neslin devamıdır. Çocuk anne babanın annelik ve babalığını gösteren bir üründür. Çocuk anne babanın geleceğinin teminatıdır. Çocuk aile saadetini devamını sağlayan kuvvet unsurudur. Çocuk anne baba için ihtiyarlık sigortasıdır. Çocuk her ne kadar güçsüz de olsa anne baba için bir güç kaynağıdır. Çocuk anne baba için çalışma azmini artıran farklı bir güçtür. Çocuk anne baba için umut kaynağı, yaşama sevincidir.
Etrafımızdaki onlarca çocuğu olan ve çalışan insanların çoğu çalışma sebeplerini hep onlara, çoluk çocuğa bağlar. Yaptıkları ve planladıkları işleri çoluk çocuk üzerine yaparlar. Kazandıklarını sadece kendileri için değil, çocukları için kazanırlar. Kendi saadetlerinden önce onların saadetini; kendi ihtiyaçlarından önce onların ihtiyaçlarını düşünürler. Bu demek değildir ki tüm insanlar aynı görüşü paylaşıyor. Tabi ki farklı davranış sergileyen uç noktalarda yer alan çoluk çoğuna bakıp ilgilenmeyen insanlar da olacaktır. Ama bunlar diğer insanlarla kıyaslandığında denizde damla misalidir. Çocuk anne baba için oldukça önemlidir. Bunun inkarı mümkün değildir.
Türk toplumunun aile yapısı ile batılı toplumların aile yapısı birbirinden oldukça farklıdır. Bu fark ailede değil tabi ki ama bizim aile yapımız aile bağlarımız; aile anlayışımız ile onların aile anlayışı arasında dağlar kadar fark vardır. Ülkemizde yaşanan yüksek enflasyonlara, ekonomik krizlere rağmen ülke iflas etmemiş; insanlar Brezilya’daki, Arjantin’deki gibi yağmalara kalkışmamış; aile içi yardımlaşmayı devreye sokarak geçim sıkıntısını atlatmayı başarmıştır. Yine bizim dini inançlarımızın gereği olarak Hz. Peygamberin hadis-i şerifi doğrultusunda “Komşusu aç yatarken kendisi tok yatan bizden değil.” Komşuluk ilişkileri; yine inançlar doğrultusunda zekat ve sadaka müessesesi çalıştırılarak toplumsal krizden en az etki ile kurtuluş gerçekleştirilmiştir. Burada devreye ana baba sevgisi, akraba bağları girmiştir.
Toplumda, bizim toplumumuzda insanlarımız planlarını çalışmalarını çocuklarının ihtiyaçlarına göre düzenleyip ayarladığı için krizler, enflasyonlar bir başka toplumu etkilediği kadar bizleri etkilememiştir. Yine uç olarak hiç etkilememiş demek doğru olamaz. Etkilenen, aile bağları kopuk olan bir çok vatandaşımızda tabi ki vardır.
Anne baba için çocuğun önemini üç beş örnekle sınırlamak mümkün olmayacağı gibi hiç örneklememekte uygun olmasa gerek. Benzer konular Türk filmlerinde işlenmiştir. Ben bir Orhan GENCEBAY filmi hatırlarım. Filmde O.GENCEBAY fakir ve yetimdir el elinde büyümüştür. Onunla birlikte büyüyen zengin adamın da yaramaz bir oğlu vardır. Derken bu zenginin oğlu çeşitli pis işlere bulaşır ve her defasında babası kollarını kanatlarını gerer oğlu kurtarmak uğruna suçları O.GENCEBAY’IN üstüne almasını ve verdiği emeklerini bu şekilde ödemesini ister… Film bu şekilde devam eder gider. Burada bizim almamız gereken ata için evladın önemi mesajıdır. Hani derler ya atalarımız “kargaya yavrusu kuzgun gibi görünür!”toplumun evladına ne derecede önem verdiğini vurgulamaya çalışıyoruz. Bizim analarımız, babalarımız çocuklarını aşık misali severler. Kusur ve kabahatlerini görmezler. Onlara karşı koruyucu davranırlar.
Çocukları üzerinde aşırı hassasiyet gösteren, onları aşırı derecede koruyup gözeten ailelerin çocuklarının hayat mücadelesinde yetersizlikler, başarısızlıklar görülmektedir. Tecrübelerimde yaptığım incelemeler ve araştırmalarda şunu gördüm ki hayatta başarısız olan insanların bir çoğunun ya aile eğitiminden yoksun ya da tek çocuk olma şımarıklığı ile yetiştirilmiş. Aşırı tavizler kontrolsüz harcamalar çocuğun kişiliğini etkilemiş. Anne baba çocuklarına eğitim verirken şunu unutmamalı: Çocuklarına hayatta karşılaşabilecekleri güçlükleri tek başlarına yenebilme yollarını öğretmeli. Bu öğrenmenin en etkili yolu da deneme yanılma yöntemidir. Hayatı boyunca bir bardak çay doldurmayan bir kız, bunu ilk kez tecrübe ettiğinde tabi ki zorlanacak ve ilk denemesinde bir istenmedik olayla karşılaşırsa kendini önce kendisi beceriksizlikle suçlayacak ve çıkış yolu bulamayacaktır. Ama aynı hatayı çocukken yapması durumunda önce büyükleri o çocuktur daha öğrenecektir diyerek rahatlayacak, dahası çocuk olduğu için ilk denemesindeki hatalarını unutarak tekrar cesaretlenecektir.
Aşırı anne baba desteği de sakıncalı olmakla birlikte yokluğu da bir tehlikedir. Çocuk aile içinde kendine güvenini artırmak için anne babalar olarak gereken tedbirleri almak onlara iş yapma konusunda geniş imkanlar sunmak bir sorumluluktur.
Başlık Buraya Gelecek
Bu bölüme, kendi belirlediginiz konuyla ilgili bir yazı girin.
|
|
|
|
|
BAŞARI, OKUL VE ÇOCUK
Sevgiler çocuklar! Okullar başladı başlayacak.
Sizler kadar, öğretmenleriniz, anne babalarınız, yakınlarınız, hatta devletimiz sizlerden başarılar bekliyor. Sizler de onları mahçup etmek istemiyorsunuz tabi ki. O zaman herkesin istediği başarıyı nasıl yakalayabileceğinizi bulmaya çalışalım.
Öncelikle sizlerin çok başarılı olan arkadaşlarınızdan farkınız yok. Onların sahip olduğu göz, kulak, akıl, el,… gibi donanıma siz de sahipsiniz. Sadece fark onların bu donanımlarını derslerine yönelik kullanırken daha akıllı davranmalarıdır.
İnsanlar okuyarak, duyarak, görerek, dokunarak edindikleri bilgileri, eski bilgileri yardımı ile anlamlandırmasıyla yeni bilgileri öğrenirler. Eğer bu edinilen bilgiler arada bir kullanılırsa öğrenme kalıcı olur. Uzun süre kullanılmazsa unutma gerçekleşir. Buradan şu maddeleri beraberce inceleyelim. Eğer öğrenmek istiyorsak:
• Bize anlatılanları dikkatli dinleyip, kendimize göre anlamlandıracağız. Eğer anlatılanlar, izlenenler, görülenler anlamlandırılamıyorsa öğrenme olmaz. Dikkatli dinleme de sessizce oturup elleri bağlayıp anlatana bakmak değildir. Böyle bir dinleme insanın uykusunu getirir.
• Edindiğimiz bilgileri mutlak bir şekilde kullanacağız. Bilgiler işe yarayacak. Yazabiliriz, anlatabiliriz, özet çıkarabiliriz,…vs
• Bilgileri arada bir hatırlayacağız.Hatırlanan bilgilerin kalıcılığı artar. Sınavların amacı da budur zaten. Bunu şöyle bir ata sözü ile açabiliriz. “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.” Bilgileri tekrar etmezsek unutma kolay olur.
• Öğretmenlerinizi dinlerken mutlaka anlattıklarını anlamlandırasıya kadar sorular sorup açıklatmalıyız. Esas olan öğretmenin anlatması değil sizin anlamınızdır. Anlatılanlar size “hâââââ!” dedirtiyorsa anlama gerçekleşmiştir.
• Kendinize uygun çalışma planı hazırlayın. Bu plan uygulanabilecek şekilde olsun. Oyun ve uyku zamanlarınızda ders çalışmayı planlamayın. Oyun ve uyku ihtiyaçtır. Onlara da yer ayırın ve planınıza da mutlaka uyun. Planınız yazılı olsun.
• Her gece uyumadan önce son yarım saatinizi yatakta kitap okumaya ayırmayı da unutmayın. Yatmadan önce kitap okumak sizin bilgilerinizi artıracak, kelime haznenizi geliştirecek, okuma hızınızı artıracak ve uykunuzu kolayca getirecektir
• Ders çalışmak “ineklemek” değildir. Saatlerce kitabın başına geçip ezberlemek yerine ana fikri kavramak yeterlidir. Bilginin özü alınmalı ayrıntıları ezberlemeye çalışmamalı. Şimdi bu yazımızın özünü beraber çıkartalım.
“Başarılı olmamam için hiçbir sebep yok. Öyle ise dikkatli dinleyeceğim. Anlamadan ve anlamlandırmadan yeni bilgi öğrenilmez. Arada bir tekrar edeceğim. Bilgimi başkaları ile paylaşıp ön belleğime taşıyacağım. Planlı bir çalışma yapacağım. Ezberlemek yerine işin özünü öğreneceğim.”
Hepinize başarılı bir eğitim öğretim yılı diliyorum.
Öğretmen: Nazir KARAKUZ-Afyon
Mail:nazirkarakuz@mynet.com
|
|
|
|