|
NECATİ ÇAVDAR
Bir gün (1955) Hıra Dağının (Alaca'da Resul Sığınağı Hıra Dağına özlemle isim verilen Danlı Dağlar&a bakan bir dağ) eteklerinde dünyaya merhaba dedi.
Nefesini ve gıdasını o özgür ortamda aldı.
Köy önünde her çocuk gibi kelebekler yakalamaya gitti, ancak güzelliğin kelebeklerin özgürce uçuşlarında olduğunu anlayıp hiç kelebek tutmadı. Ama onlarla koştu koştu...
Başta sazların olmak üzere ıslığın sesinin, çobanın kavalının, suların çağlayışının aynı gaye için olduğunu sezdi.
O hür dağlarda Anadolu'yu anladı.
Bir olan mabuda inandı ve başka hiç bir şeye eğilmedi.
Çok yücelerin alçak, birilerinin küçük gördüklerinin ne yüce olduğuna şahit oldu.
Kendini programcının programına bıraktı.
Olayların peşinde koşmadı. Hep olayların içinde oldu. Başkalarının telaşla arkasından koştuklarına aldırmaması üzerine sen divane misin? diyen anasının tespitine uyarak bazı şiirlerini Divane mahlası ili Çığlık ismini verdiği kitapta topladı.
Anadolu'yu yaşamak adına kendi isteği ile uç bölgelerde onların ruh iklimini anlamasına vesile olan dört yıl dağ taş dolaşıp, bir çok ili, ilçe, köy ve mezraları ile gördükten sonra 12 Eylül yönetimi kararı ile bir mekana sabitendi.
Silahlı Kuvetlerde Telsiz teknisyenliği, Sivil ayatta elektronik teknisyenliği,büromakinaları konusunda Tknik Uzman, Teknik müdürlük ve bunların Bakım onarımları ile ilgili olarak k mütahitlik,Milli Kütüphanede Mikrofilim uzmanlığı gibi çeşitli işler yapıp kendi el emeği ve göz nuru ile günlük nafakasını temin etmeye çalıştı.
Bir rızık kapısı kapanıp bir başkası açıldığı bir zaman diliminde büyük bir kültür birikiminin içine düşüp onu hayranlıkla izlerken bu defa 28 Şubat'ın gadrine uğrayarak 40'ından sonra yazı hayatına başladı.
1997den sonra profesyonel gazetecilik yapmaya başladı.
Akit Gazetesinde Muhabir, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık muhabiirliği ile Ankara Temsilci yardımcılığı yaptı.
Yeni Dönm Gazetesinde aber Müdürlüğü, Tutanak Gazatesinde Yayın kurulu üyeliği, Anadolu Gençlik Dergisi yazıişlerinde bulundu.
Fazilet Partisi Ankara İl Başkanlığının Basın Müşavirliğini yaptı.
Son üç dönemde Milletvekili Danışmanı olarak hizmet verdi.
Yazıları, araştırmaları, çeşitli alanlarda ve çocuklardan en böyüklere kadar değişik kişilerle yaptığı röportajları ve şiirlerinden bir kısmı Akit, Yeni Dönem, Tutanak, Vakit, Anayurt gazeteleri ile Cuma ve Anadolu Gençlik, Ses, Nida gibi bir çok dergilerde yayınlandı.
Halen Anayurt Gazetesi'nde köşe yazarnrlığı yapmakta, çeşitli gazete ve dergilerle internet sitelerinde yayınlanan yazıları ile yazı hayatını sürdürmektedir.
Şiirlerini;
ÇIĞLIK
GÜNEŞİ GETİRİRİM
ve
28 ŞUBAT TÜRKÜSÜ
isimli kitaplarında topladı.
Evli ve üç çocuk babasıdır...
NASIL ANLATSAM...
Nasıl anlatsam seni anladığımı,
Yalnız olmadığını aydınlıkların karanlıkların.
Seninle olduğumda halkın yalnız bildiğini
Yüreğimin senle yanıp senle söndüğünü
Kalp atışlarının göz yaşlarımın,
Seninle attığını, sana gittiğini
Yeşile dönmediğini otların,
Sensiz güllerin açmadığını.
Naz yapmadığını goncaların,
Bülbüllerin boşa ötmediğini.
Çağlayıp giden suların,
Denizlerin okyanusta bitmediğini.
Bin bir lezzet sunan nimetlerin
Lezzetleri sensiz tatmadığımı.
Kendinden sulamadığını yağmurların,
Bulutların zerre atmadığını.
Gönüldekini koparmadığını fırtınanın.
Rüzgarın sensiz kopmadığını,
Bir zamanı olduğunu tüm doğumların.
Mayaların sensiz tutmadığını,
Bir anda dindiğini tüm dertlerin.
Seninle ağlayıp seninle gülündüğünü.
Nasıl anlatsam............
Hep dağ ötelerinde olduğunu Şirinlerin,
Ferhatların senin için dağlar deldiğini.
Kalplerinin parçalanmadığını sevenlerin,
Mecnun’un Leyla’yı sende bulduğunu.
Hep sana götürdüğünü tüm izlerin,
Yakub’un Yusuf’u senle gördüğünü.
Sebepsiz gezmediğini enginlerde gemilerin,
Tufan-ı Nuh’un senle dindiğini.
Sevmenin ayrılıklara, hicranlara gark ettiğini,
Her oluşun sende başlayıp sende bittiğini,
Sevenlerin sana dönüp, sana gittiğini.
Sensiz sevginin hepten mahvettiğini
Nasıl anlatsam ....
Bildiğimi.....
05.04.1995
ENDÜLÜSTEN ....
Mercan kaseler dolu su
Yürekler soğutan
Elhamradan akan su
Dan... dan... dan... dan...
Delerken çeliği, mermeri
Duyulmaz ki engel var
Aşılmaz sesler Prene'den
Ah...Prene geçit ver
Fatih’in nal sesleri; inletirken cihanı,
Süleyman’ın krallar titreten fermanı;
Taçlı Haçları "atarken",
Ahmere götüremediler.
Tutuşsaydı aynı eller,
İki koldan koşarken devler,
Al yeleli atlar saçarken alevler
Umranlar mı, ümranlar mı,
Kesti yolları?..
Geçirmediler..
Raks sesini Mehter vuruşuna,
Hangi güç..?
Yetiremediler.
MERCAN'ın Çınarı,
Elhamra'dan granitler delen,
Gönüller serinleten suya,
Doğudaki tanı, batıda aya,
Balkan’da ki kolu,
Endülüs’teki ayağa yetiremediler
Hayali, düşe götüremediler.
Kınalı ellerin, dualı dillerin
-“İmdat”diyen son nefesleri
Duyulmaz ki ;
Alplerden ..
Haç, Hilal’e örmüş çelik kafesleri
Bir bülbül ötse,
Rakkase sesi duysam
Onu görürüm rüyalarımda
Yedi yüz yıllık parlak medeniyetin
Canı çekilirken beşeriyetin
Bir nahif sanata denk gelsem
Bilirim Elhamra’dan...
Hoş bir ses duysam,
Ne güzellik görsem,
Bilirim Endülüs’ten
Bir ah işitsem,
Hatırlarım Endülüs’ü
.......
Yine bir gündönümü
Yedi yüz yıl sonra
Balkanlar kustu
Endülüs’te ki... Tanıdık ahı
..........
Gemileri yakıp dönmemek için,
İddialı medeniyet için gidenler,
Medeniyet(!)e gidenler,
Gel- gitlerle frenler Preneler...
Yedi yüz yıl sonra iddiasız gidenler,
Sığınak oldu şimdi o Preneler...
Yeni bin yılda bin medeniyet için
Çürümüş insanlığa biraz merhem için
Geliyor,
Alp erenlerin hayat veren sesi;
Gürüldüyor artık
Alplerden tertemiz kar suyu
Yeni bir “tan ağartısı” ...
Necati Çavdar-5.6.2000/ Ankara
MERHABA
Selam size ey yarenler
Hep Eli Hakka erenler
Halk içinde Hak görenler
Aşk şarabı içenler merhaba
Darlarda mutlu olanlar
Her an doğru yol bulanlar
Varlığı Onda bulanlar
Bülbül gibi ötenler merhaba
Alem garip garip oluş
Anlamanın hepsi soruş
O’nu her eşyada görüş
Bilenlere selam olsun
Arla varmak gayet zordur
Kiri at, kalbe nur doldur
İslam girilecek yoldur
Candan uyanlara merhaba
10.1.1999
24.00.......
|