necaticavdar.sitemynet.com

Çavdar'ın
yeri
2. sayfa
Fotoğrafın dili
Fotoraflarla çavdar
Linkler Sayfam

Çavdar'ın
yeri


ÇAVDAR'IN
OBASI'NA
HOŞGELDİNİZ ...


AYASOFYA

Sen!..
Suskunken; sızlamaz mı, kemikleri Fatih'in
Sen!..
Mahzunken; bükülmez mi boynu Eyub'un
Sen!..
Kilitliyken; kırılmaz mı gönlü milletin
Razı olur mu?
Fethi emreden Resul'un..
Ey müminler!..
Açın ellerinizi semayı inletin
Bu gün geldim..
Yine kilitlisin, mahzun , hüzünlü..
Sende yüklü;
Milletimin talihi, düğümlerin çözümü
Cihan sultanlarının secdeye vardığı mabet
Senden..
Kıtalara saf saf ordular gönderirdi, ümmet
Sende gizli..
İnananların kaderi, şarkın mukadderatı
Diner;
Mazlumların ahı, senden alır kurtulanlar beratı
Ağlarım gülmezsen; başımız değmez göğe
Sustursalar da seni;
Yetmedi güçleri şahadetlerine !...
Dilin susmuş, bülbüller ötmez olmuş ne gam?
Benden ayrısın güya;
Milletin kalbindesin her an
Cihan sultanlarına su veren çeşmeler
Kurumuş menbağı, mesken tutmuş yosmalar!..
Ne deriz,
Sultanlar Sultanı'na dönünce feleğin çarkı
Dibinde meyhane, rengin ne;
Kalmamış Bizans’tan farkı?...
Ey Ayasofya!...
Sen mi hicran et, yoksa ben mi?..
Susturdular aldılar;
Sende sembolleşen cevherimi
Kızılay'da başörtüsüne ağlayan bacı!...
Ayasofya ile ancak diner, gözlerinin yaşı
Maddenize değil, ruhunuza zincir vurmuşlar
Ebediyen kurtardım diyenler;
Düzen, kurmuşlar
Çağ açan Hakan yok;
Alnına hilali kim assın,
Ümit şairi Akif yok;
Hicranını kim yazsın?...
Bu ülkeye, bu millete;
Melekler intizar etmez mi,
Yüce davaların varisi devlet!
Bir kararname yetmez mi?
Ayasofya,
Elbet açılacak; açın, kurtarın!..
Açın ki;
Milletin gönül tahtına oturun
Ey vekiller;
Kaldırın parmağınızı
Ayasofya'nın zincirleri kırılsın
Halktan aldığınız iradeyi kullanmazsanız;
Tutulsun diliniz, "Kurusun elleri"niz
Söyleyin;
Sizi bağlayan nedir, bilelim?...
Çözemezsiniz,
Bırakın millete çözelim
Kıralım zinciri,
Boğum boğum ezelim.

21.12.1989
Sultanahmet

Senden dağılır müjdeler; cihana dalga, dalga
Senden name bekler mahzun Üsküp, Bükü, Buhara
Bey uykuda; uyku ölüm değil iyi bilin uşaklar
Gözler sende; haber bekler beş kıtada ulaklar
Sökemezler etle tırnak gibiyiz, ne yapsalar nafile
Sana yakışmaz uzun uyku;
Silkin, kalk bu halin ne?..
..........
Bakü’den barut sesi, Kandahar’dan top gelir
Sofya’dan inleme, Selanik’ten ah!.. Gelir
Yankılanır ezanlar, ışık olur aleme
Huzur, güven verir Türk’e Arap’a, Acem’e
........
Esir Kutlu Kudüs seni gözler
Suskun şanlı Beytullah seni özeler
Sende; bütünlenir coğrafya, sende dirilir
Sen; sembolüsün büyük davaların
Dün senleydik, ümidimiz sende yarınların
Kubben altında secde edemedim Rab’ba
Melekler, şehitler, gönül erleri Hak’ta
........
Fethiyle değişmedi hiçbir yer için çağ
Hakka zincir vurulmuş, batıla çekilmiş yağ
Bedelindir; Resul işareti, binlerce şehit
Ödenmez bedelin cihan durdukça hiç
Ne yazık seni; benden aldılar
Şahsında benim ruhumu çaldılar
Ey Ayasofya!... Seni çok hırpaladılar
Ruhunu söndürmek isteyip yağmaladılar
.........
Kaç kez geldim kısmet olmadı örmek
Yakındır inşallah secdeye varmak
Yetti gayrı.. İlahi, günahımız ne?
Tövbe, kadirsin, aklımız ermez keremine
Açılır, bir gün sana giden yol
Yıkılır; geçilmez denen surlar, metin ol
Çok bekledin, kavuşmamız ne zaman?..
Biz üç nesil:
Açamadık, kıramadık kapındaki zinciri
Dedem:
İmanla,”ebediyen kurtardım” diyen
Babam:
Dedemin hatıraları ile uykuda gezen
Ben:
Gözeri mahmur, karanlığı yırtan şafağı bekleyen..
........
Müjde; hep “yeni” olan, her “yeniyi” eskiten genç
Geliyor kurtaracak; güneş çağının aydınlık nesli genç
Müjde fethiyle çağ değişen ulu mabet;
Yıkılıyor putlar tek tek, Allah inancı kaldı tek..
Güneş, doğacak bak seher çıktı
Bu saba rüzgarı daha evvel yoktu
Müjdeler; aydınlık günler eliyor
Milletin üstündeki zulmet eriyor
Güneş çağının altın nesli:
Ta ezelden ebede çağ açacak;
Fetih nesli geliyor
.....
Dengeler değişir, paktlar yıkılır
Yakındır; öldü denen aslan dirilir
Yakındır;elbet bu hesaplar görülür
Bulanık su; akar, akar durulur
Evren; her gün yeni kurulur
Şahsında çağlara hakikat mührü vurulur
Ey Ayasofya!.. Odağısın, her oluşun
Mihverisin; her devleşişin
İçindesin; her dirilişin
Hakkın değil; keder, gül artık
Sen gül ki alem gülsün
Çünkü sen cihan bülbülüsün
Henüz gelmemişti son din
Hak adına yapılan sendin
Ne zaman gelmesi yakın oldu yüce din
Din adına çelişkiler odağı idin
Gelince o kutlu son din
Kurtuluşun için verdi
Emri, Sultanı din
Ermek için kutlu payeye
Can verdi nice serdarı din
Çok şehitler verildi, sönmedi umut..
Çünkü henüz düşmemişti put
Muhasaralarla beraber yıkandın, olgunlaştın
Resurullah işareti ile şereflenip, nurlandın
İslam’a Hilal olmuşsun, Türk’e yuva
Türk’ün vücudusun, İslam’ın ruhu
Beyoğlu’nun uğultusu mu bastıracak?
Süleymaniye’yi, Sultanahmed’i,Eyyubu
Saki alınmış; zıpırlar kerhanesi olsun diye
Görselerdi sokaklarındaki hali
Beyinleri fırlardı külhanbeylerinin bile
Ne yazık ki; seni benden aldılar
Müze diye; seni benden çaldılar
Benim imanımla kazandılar
Sende sembolleşen cevherimi adılar..

KÖYÜM

k.h_rka_k_y_.jpg

Çorum -Alaca'nın
Küçük Hırka Köyü

"Alıçlar"dan bakınca..
(Şekir ile emidiğin ev arası)
Köyün bir kısmı en sonda bahçeile birlikte ve bizim evler..

NECATİ ÇAVDAR




UNUTAMADIM

Düğünlerde GIZ, OĞLAN güreşlerini
Gıptayla seyredilen at yarışlarını
Mezarlık yolunda cirit oynanışını
Her düğünde “KEŞKEK”in yapılışını
Unutamadım

“CODARLAR”ın kış günleri “HELLE” içmesini
“DANLILAR”ın pilava “PİLOV” demesini
“İMAMEVİNİN” misafirle “HEDİK”yemesini
Güreşlerde yiğitlerin “POTUR” giymesini
Unutamadım

Kuşburnundan yapılan EZMEYİ
Kış yarısında “AYI GEZME’yi
Tavşan sulu “ARABAŞI”yemeyi
Ekşi pekmezden “ÇALKAMA”yı
Unutamadım

Anamın “DÜĞÜL”, ”ÇATALAŞ”ını
“HASIDA”yı,”DUTMAC”ı,”TOYGAŞI”nı
Hep birlikte kaşıkladığımız “KATIKLAŞ”ını
Irgatlıkta Kocaoğlan’da su başını
Unutamadım

Hökebağları’nda kehribar, kara üzüm asmasını
Gençlerin SİN SİN oynayarak bağda yatmasını
Tüm köylerin gelinli, kızlı süslenip gitmesini
Kınalı parmakların üzümleri “ÇETEN”e atmasını
Unutamadım

KARABAYIR’ DA kekiğin kokusunu, kekliğin ötmesini
Kuzuların “KOMLERDE” analarına katılmasını
Koşu mallarının “HOŞOĞLU”nda gece yatmasını
ÜRÜSTEM’ İN köyden köye hoparlör gibi ötmesini
Unutamadım

h_radan_bak_nca.jpg

Hrababa'dan bakınca Küçük Hırka köyü
Ve...

çavdar'ın yeri

su_i_ti_im__e_meler.jpg

Su eski su.Taşı değişmiş.
Anadolu İslamlaşmadan önce bölgede yaşayan Hırıstiyanlarca bin bir emekle işlenen tabii "Mor" kilese taşı kaldırılarak modern fayans yapılmış.
Entirasan değil mi?

Usta hırıstiyanların göz nuru ile haç ve diğer süslemeleri işledikleri taş, Müslümanlarca getirilip çeşmeye baştacı edilmiş.
Yüzyıllar sonrasında, Müslüman Türkiye'den kalk git, bir zamanlar bir nam ile kral tayin ettiğin Hırıstiyan Fransa'ya...
Para kazan
Ve köy standatlarına göre zengin ol gel.
O çeşmeyi sen modern hale etir.Fyansla kapla.

Su aynı su ama kurnala ve üzerine konan malzeme farklı

Yunaklığın bitişiğindeki eski köy çeşmesi biraz kaydrılmış ve Refik Danlı(karabacağın dubuşun irefik) tarafından yenilenmiş..

BİR HOŞ


Bülbüller; gül için zar ediyormuş
Gülleri; dikenli, yapraklar bir hoş
Sümbüller; buğdaylar gibi baş eğmiş
Bu dili okuyup, anlamak; bir hoş

Yeşile boyanmış; ovalar, dağlar
Can suyu akıtır; çeşmeler, çaylar
Yaprağa sarılmış; üzümler, bağlar
Hali bilmek, sezip, kavramak; bir hoş

Kimi; kuş misali enginde uçar
Kimi; sanırsın taş yerinde ağır
Kiminde; dolu gönül, irfanlı başlar
Gönülleri, beyni anlamak; bir hoş

4.8.l997

harikalar_diyar_nda_sonbahar_g_l_.jpg

OĞLUM KIZIM

Sevgim, baharım, hazım,
Coşkum, sevincim, nazım,
Şehla bakışlı kuzum ..

Bahtın hep açık olsun
Kalbin, gönlün nur dolsun ..

Geline yakışır ak
Damat olup kına yak
Yansın hep kutlu ocak

Rabbim oğul - kız versin
Başın hep göğe ersin

Yoldaşın, sırdaşın olsun
Eşin, gardaşın olsun
Allah yardımcın olsun

Yardım et, bahtiyar kal
Doğru davran, dürüst kal

Çok çalış, iyi yetiş
Son olsun iyi bitiş
Hayra varsın her iş

Helal ye, bereket bul
İsterim gururum ol

Başın Semaya ersin
Can İbrahimi bulsun
Ruhun Tuğba ya varsın


Sema'da Tuğbayı bul
Halile er huzur dol

25.9.1995
ANKARA

flash.gif

k_t_phanede_uyumak_.jpg

__meler_de_bir_sabah__avdar.jpg

allah_s_namen.gif


profilden_.jpg

NECATİ ÇAVDAR

Bir gün (1955) Hıra Dağının (Alaca'da Resul Sığınağı Hıra Dağına özlemle isim verilen Danlı Dağlar&a bakan bir dağ) eteklerinde dünyaya merhaba dedi.

Nefesini ve gıdasını o özgür ortamda aldı.
Köy önünde her çocuk gibi kelebekler yakalamaya gitti, ancak güzelliğin kelebeklerin özgürce uçuşlarında olduğunu anlayıp hiç kelebek tutmadı. Ama onlarla koştu koştu...

Başta sazların olmak üzere ıslığın sesinin, çobanın kavalının, suların çağlayışının aynı gaye için olduğunu sezdi.

O hür dağlarda Anadolu'yu anladı.

Bir olan mabuda inandı ve başka hiç bir şeye eğilmedi.

Çok yücelerin alçak, birilerinin küçük gördüklerinin ne yüce olduğuna şahit oldu.

Kendini programcının programına bıraktı.
Olayların peşinde koşmadı. Hep olayların içinde oldu. Başkalarının telaşla arkasından koştuklarına aldırmaması üzerine sen divane misin? diyen anasının tespitine uyarak bazı şiirlerini Divane mahlası ili Çığlık ismini verdiği kitapta topladı.

Anadolu'yu yaşamak adına kendi isteği ile uç bölgelerde onların ruh iklimini anlamasına vesile olan dört yıl dağ taş dolaşıp, bir çok ili, ilçe, köy ve mezraları ile gördükten sonra 12 Eylül yönetimi kararı ile bir mekana sabitendi.
Silahlı Kuvetlerde Telsiz teknisyenliği, Sivil ayatta elektronik teknisyenliği,büromakinaları konusunda Tknik Uzman, Teknik müdürlük ve bunların Bakım onarımları ile ilgili olarak k mütahitlik,Milli Kütüphanede Mikrofilim uzmanlığı gibi çeşitli işler yapıp kendi el emeği ve göz nuru ile günlük nafakasını temin etmeye çalıştı.

Bir rızık kapısı kapanıp bir başkası açıldığı bir zaman diliminde büyük bir kültür birikiminin içine düşüp onu hayranlıkla izlerken bu defa 28 Şubat'ın gadrine uğrayarak 40'ından sonra yazı hayatına başladı.
1997den sonra profesyonel gazetecilik yapmaya başladı.
Akit Gazetesinde Muhabir, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık muhabiirliği ile Ankara Temsilci yardımcılığı yaptı.
Yeni Dönm Gazetesinde aber Müdürlüğü, Tutanak Gazatesinde Yayın kurulu üyeliği, Anadolu Gençlik Dergisi yazıişlerinde bulundu.
Fazilet Partisi Ankara İl Başkanlığının Basın Müşavirliğini yaptı.
Son üç dönemde Milletvekili Danışmanı olarak hizmet verdi.

Yazıları, araştırmaları, çeşitli alanlarda ve çocuklardan en böyüklere kadar değişik kişilerle yaptığı röportajları ve şiirlerinden bir kısmı Akit, Yeni Dönem, Tutanak, Vakit, Anayurt gazeteleri ile Cuma ve Anadolu Gençlik, Ses, Nida gibi bir çok dergilerde yayınlandı.
Halen Anayurt Gazetesi'nde köşe yazarnrlığı yapmakta, çeşitli gazete ve dergilerle internet sitelerinde yayınlanan yazıları ile yazı hayatını sürdürmektedir.
Şiirlerini;
ÇIĞLIK
GÜNEŞİ GETİRİRİM
ve
28 ŞUBAT TÜRKÜSÜ
isimli kitaplarında topladı.

Evli ve üç çocuk babasıdır...

a__lan_g_l.gif

NASIL ANLATSAM...

Nasıl anlatsam seni anladığımı,
Yalnız olmadığını aydınlıkların karanlıkların.
Seninle olduğumda halkın yalnız bildiğini
Yüreğimin senle yanıp senle söndüğünü
Kalp atışlarının göz yaşlarımın,
Seninle attığını, sana gittiğini
Yeşile dönmediğini otların,
Sensiz güllerin açmadığını.
Naz yapmadığını goncaların,
Bülbüllerin boşa ötmediğini.
Çağlayıp giden suların,
Denizlerin okyanusta bitmediğini.
Bin bir lezzet sunan nimetlerin
Lezzetleri sensiz tatmadığımı.
Kendinden sulamadığını yağmurların,
Bulutların zerre atmadığını.
Gönüldekini koparmadığını fırtınanın.
Rüzgarın sensiz kopmadığını,
Bir zamanı olduğunu tüm doğumların.
Mayaların sensiz tutmadığını,
Bir anda dindiğini tüm dertlerin.
Seninle ağlayıp seninle gülündüğünü.
Nasıl anlatsam............
Hep dağ ötelerinde olduğunu Şirinlerin,
Ferhatların senin için dağlar deldiğini.
Kalplerinin parçalanmadığını sevenlerin,
Mecnun’un Leyla’yı sende bulduğunu.
Hep sana götürdüğünü tüm izlerin,
Yakub’un Yusuf’u senle gördüğünü.
Sebepsiz gezmediğini enginlerde gemilerin,
Tufan-ı Nuh’un senle dindiğini.
Sevmenin ayrılıklara, hicranlara gark ettiğini,
Her oluşun sende başlayıp sende bittiğini,
Sevenlerin sana dönüp, sana gittiğini.
Sensiz sevginin hepten mahvettiğini
Nasıl anlatsam ....
Bildiğimi.....

05.04.1995

ayasofya.jpg

ENDÜLÜSTEN ....

Mercan kaseler dolu su
Yürekler soğutan
Elhamradan akan su

Dan... dan... dan... dan...

Delerken çeliği, mermeri
Duyulmaz ki engel var
Aşılmaz sesler Prene'den
Ah...Prene geçit ver

Fatih’in nal sesleri; inletirken cihanı,
Süleyman’ın krallar titreten fermanı;
Taçlı Haçları "atarken",
Ahmere götüremediler.

Tutuşsaydı aynı eller,
İki koldan koşarken devler,
Al yeleli atlar saçarken alevler
Umranlar mı, ümranlar mı,
Kesti yolları?..
Geçirmediler..

Raks sesini Mehter vuruşuna,
Hangi güç..?
Yetiremediler.

MERCAN'ın Çınarı,
Elhamra'dan granitler delen,
Gönüller serinleten suya,
Doğudaki tanı, batıda aya,
Balkan’da ki kolu,
Endülüs’teki ayağa yetiremediler
Hayali, düşe götüremediler.

Kınalı ellerin, dualı dillerin
-“İmdat”diyen son nefesleri
Duyulmaz ki ;
Alplerden ..
Haç, Hilal’e örmüş çelik kafesleri

Bir bülbül ötse,
Rakkase sesi duysam
Onu görürüm rüyalarımda
Yedi yüz yıllık parlak medeniyetin
Canı çekilirken beşeriyetin
Bir nahif sanata denk gelsem
Bilirim Elhamra’dan...

Hoş bir ses duysam,
Ne güzellik görsem,
Bilirim Endülüs’ten
Bir ah işitsem,
Hatırlarım Endülüs’ü
.......
Yine bir gündönümü
Yedi yüz yıl sonra
Balkanlar kustu
Endülüs’te ki... Tanıdık ahı
..........
Gemileri yakıp dönmemek için,
İddialı medeniyet için gidenler,
Medeniyet(!)e gidenler,
Gel- gitlerle frenler Preneler...

Yedi yüz yıl sonra iddiasız gidenler,
Sığınak oldu şimdi o Preneler...

Yeni bin yılda bin medeniyet için
Çürümüş insanlığa biraz merhem için
Geliyor,
Alp erenlerin hayat veren sesi;
Gürüldüyor artık
Alplerden tertemiz kar suyu
Yeni bir “tan ağartısı” ...
Necati Çavdar-5.6.2000/ Ankara

MERHABA

Selam size ey yarenler
Hep Eli Hakka erenler
Halk içinde Hak görenler
Aşk şarabı içenler merhaba

Darlarda mutlu olanlar
Her an doğru yol bulanlar
Varlığı Onda bulanlar
Bülbül gibi ötenler merhaba

Alem garip garip oluş
Anlamanın hepsi soruş
O’nu her eşyada görüş
Bilenlere selam olsun

Arla varmak gayet zordur
Kiri at, kalbe nur doldur
İslam girilecek yoldur
Candan uyanlara merhaba

10.1.1999
24.00.......



Gümüşdere!

Allah’ın güzellikler için verdiği imkanı, nasıl b..ettiğimizi görmek istiyorsanız, gidin Ankara Çayı’na bakın.
Eğer biliyorsanız tekrar tekrar ne büyük imkanı nasıl bu hale getirdiğimizi düşünün. Sadece Başkentin ortasından akan Ankara Çayı bile Avrupa Birliği standardımızı veriyor.
Bir başka memlekette olsa pırıl pırıl akarak şehir içinde süzüle süzüle gitmesi, çeşitli rekreasyon alanları, parkları ve bahçeleri ile yorgun bedenleri, bunalmış beyinleri dinlendirmesi içten bile olmayan Ankara Çayı; göz,burun kirliği şurada dursun mikrop saça saça akıp gidiyor.
Ankara Büyükşehir Belediyesi.. Altındağ.. Keçiören.. Yenimahalle..Etimesgut..Ve Sincan Belediyeleri tedbir almıyor, seyir ediyor.
Sadece onlar mı?
Başta Milli Savunmaya bağlı tesisler.. Kara ve Hava Kuvvetleri olmak üzere bir çok Bakanlık teşkilatları, kamu ile iri cüsseli özel sektör kuruluşları çayda taşınanlara(!) bakıyor.Ama çay mikrop saçarak yanlarında yaşayanlara, yanından geçmek için o bölgeye yolu düşenlere zehir,virüs ne varsa aşılıyor.
Çay boyunca konuşlandırılmış askeri alanlarda, okullarda, sanayilerde mikroplara mahkum ettiğimiz binlerce insanlar gibi birde çevresinde bulunan Atatürk Orman Çiftliği ve Sincan Bölgesindeki hayvanların barındığı parklarla hayvanları da bu mikroplara mahkum etmişiz. Diyecekler ki; ne olsa alışırlar!... Ankara Çayı’nın özellikle bahar ve sonbahar aylarında oluşturduğu kesif sis, yaz aylarındaki ağır koku ile insanları,hayvanları ve bitkileri rahatsız ediyor. Fakat belli ki yetkililer bundan rahatsızlık duymuyor.
Önceki gün, Gülhane Hastanesi’nin altındaki yoldan (Etlik’ten –Meteorolojiye) geçtim.Yol boyu kıvrıla kıvrıla Ankara çayı akıyor.Çay değil b.. akıyor.. Tıpkı Yenimahalle, Etimesgut ve Sincan’da geçtiği bölmelerde ki gibi burada da yani Altındağ, Keçiören arasında da şehrin tam göbeğinde bu dereden istifade ile çeşitli sebze ekenler mevcut. Yol kenarında Meteoroloji’nin karşısına düşen Gümüşdere Mahallesi’ni işaret eden bir levha dikkatimi çekti. Demek bir zaman bu pislik akan dere “Gümüşdere” imiş..Güzel isim.Olması gereken sıfat.Gel gör ki Ankara’ya can ve güzellik katması gereken Ankara çayı rezalet.
Akşam Eryaman’a geliyoruz. Saat 20.00 olmuş ancak hala Ankara yanıyor.İstanbul yolu boyunca Ankara Çayı’nın sıcak nedeniyle yaydığı koku dayanılmaz halde.. Yanında yöresinde oturanlara sağlık diliyorum. Sabır dilemiyorum.Çünkü hak ediyorlar. Eğer hak etmeseler ilgili kuruluşların, her gün iki ekmek verdiği için dua ettikleri belediye başkanlarının kapısına dikilirler. Sincan’dan her gün yüzlerce insan, burunlarını kapatarak Çaydan gerek beton köprü gerekse tahta köprüyü vasıtasıyla Harikalar diyarına geliyor. Ve çektiği ızdırabı unutuyor.Aynı yoldan evine dönüyor yine unutuyor..
Normal zamanlarda görülmediği kadar çayın rutubeti ve dolayısıyla kokusu çevreyi sarmış.Uzaktan bakınca çay çevresinde oluşan nem bulutu manzarayı ortaya koyuyor. Otobüsümüz Ayaş yolundan Eryaman- Devlet Mahallesine döndü. Hala Gümüşdere’nin yani Ankara Çayı’nın pisliği peşimizi bırakmadı..Sıcaklar artıkça tehlike boyutu da artıyor.
Halbuki çözüm zor mu?..
Evet zor.Önce saydığım belediyeler işbirliği yapacak, birlikte çalışacaklar.Bu zor iş...
Zira koordinasyon gerek, birliktelik gerek.. Kamu ve özel kuruluşlar bir olup ucundan kenarından tutmaları gerek.ABD ve Almanya artıkları tanklar vs ile Mehmetçiklere eğitim verenler, kafaları kızınca tankları Sincan istikametine sürenler, gerekirse Ankara Çayı’nın mikroptan kurtulması için ellerini taşın altına koyacaklar.Koymaları gerek. Bu zor iş.
Şimdiye kadar olduğu gibi en güzel iş, kutlamalar.. Risk yok..Eser yok.. Çekersin nutku; günü gün eder, yatarsın. Ancak Avrupa Birliği böğrüne çuvaldızı yerleştirdi mi “ıhh” der zorda olsa uyanırsın.
Buradan Avrupa Fatihi (!) Başbakan’a sesleniyorum:
Avrupa Birliği, önümüze şart olarak “Ankara’yı b.. kurtar da gel” demeden Gel şu işi üstlenin. Hem Ankaralılara bir iyilik yapın hem de tarihe geçin. Tüm ilgili belediyelere, kamu kurum ve kuruluşlarına “Bu yıl, bu iş bitmeden hiçbir kutlamaya para harcanmayacak” diye bir talimat verseniz kuzu kuzu bir araya gelirler.Bu işi, bitirirler.
Sayın Başbakan,
Ankara Çayını en güzel şekilde değerlendirecek güç ve elinizde “cin gibi adamlar(!)” var. Estergon Kala’sını dikenler.. Harikalar Diyarı parkını oluşturanlar... Ankara Çayı’nı da temizler güzelleştirir. Yeter ki isteyin. “Başbakan geliyor” diye -Ankara Büyükşehir Belediyesi, “Aile Yaşam Merkezi”ni hayata geçirdi- eski Hosta binası çevresini bayram yerine çevirenler, Ankara Çayı’nı mı temizlemezler?
Yeter ki istensin. Ankara Çayı’nı, adına yakışır “Gümüşdere” yaparlar..

Necati Çavdar-18 Ağustos 2005

Anket

Sitemi kimden öğrendiniz?
Arkadaşımdan
Reklamlardan
Arama sonucunda

Konuk Defterim

Ad,Soyad:

E-mail:

Web Adresi:

Mesaj:

_i_ek_4.jpg

necaticavdar@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın