|
BAYRAK KONUŞUYOR
Sevgili yavrularım.Bir ülkede bağımsızlığın ve hakimiyetin var oluşu,göklerinde benim dalgalanışımla anlaşılır.Göklerinde kendi bayrağı dalgalanmayan bir millet hür ve bağımsız sayılamaz.Bir milletin hürriyet ve hakimiyetini,onur ve gurur değerlerini ,Bayrak sembolize ettiği için her millet kendi bayrağına son derece saygı gösterir ve önem verir.Her zaman onun kendi göklerinde dalgalanmasını ister.Hürriyet ve hakimiyetine düşkün milletler ona haince el uzatmak isteyenlerle çetin savaşlar yapmışlardır.O bayrak uğruna sayısız şehitleri kurban vererek onu göklerinden eksik etmemeye çalışmışlardır.
İşte siz de sevgili yavrularım,kendi ülkenizde hür olarak,hakim olarak yaşamanızı istiyorsanız ülkenizin şafaklarında dalgalanarak hürriyetinizi ve hakimiyetinizi dünyaya şerefle teşhir eden(gösteren) beni canınızdan çok seviniz.Benim üzerime titreyiniz.
Ülkenizin ufuklarında benim ebediyen (sonsuza kadar) dalgalanmamı,yere düşmememi istiyorsanız gözünüzü dört açınız.Ülkenizin hayrına olan dürüst ve iyi niyetlerle birbirinizle sıkıca el ele veriniz,kenetleniniz.Beni düşman ayaklarının altında görmek istemiyorsanız ülkenizin hürriyet ve bağımsızlık ve Cumhuriyet’in kıymetini biliniz.Ülkenizi sur’atle imar ederek asrın tekniğini ve medeniyetini yıldırım hızıyla öğreniniz.Yapılmışlarla öğünmek alışkanlığını bırakıp,geleceği iyi ve doğru plânlayıp ileriye azimle(kesin kararla) atılınız,yapınız,yaratınız.
Ülkeniz cennet olsun,dostlarınız sevinsin,düşmanlarınız parmak ısırsın,birlik ve beraberliğinizi daha muhkem hale getiriniz ki ben göklerinizde ebediyen dalgalanayım.
Sizin milletiniz,uğruma sayısız şehit vererek bayrağa saygı ve sevginin en güzel örneğini vermişlerdir.Gökten ay yıldızı alıp zeminime işlemişler.Kanlarından bana renk vermişlerdir.Siz de Dedeleriniz ve atalarınız gibi benim kıymetimi biliniz.
Gökte gülümseyen allı barağım
Şafaklar güzel şanlı Bayrağım.
Uğruna canımı adayıp seni
Başımın üstünde taşıyacağım.
Türk yaşadıkça sen yaşayacaksın.
Ülkeme göklerden nur saçacaksın
Rüyalarınız gerçek,hayırlı gelecekler sizlerin olsun sevgili çocuklar.
Bütün dünya insanlarının bir amaç etrafında bir bütün olarak birleşmesi mümkün değil,amma milletlerin,birbirlerine karşı uyanık ve tedbirli olmaları şartıyla barış içinde yan yana yaşamaları mümkündür.
ORUÇ
Nefsimizin iyi,kötü her emrine uyarken,
Yılda bir ay sen gelirsin bizi irşâd etmeğe,
Hep başlarız gönlümüze karşı cihâd etmeğe…
Birkaç günler bu savaşta biraz güçlük duyarken
O güçlükler kolaylaşır nefsimizi yeneriz,
Hayrın şerden daha kavi olduğunu deneriz,
Bir insan ki karşı koyar susuzluğa,açlığa,
Nefsimizdeki arzuları alt etmeğe çalışır;
Hayâlinin dizginini zaptetmeğe alışır.
Artık kibir,tamah gibi bir mânevi kasırga,
Kayalardan muhkem olan o tıyneti sarsamaz;
Artık vicdan cennetine İblis ayak basamaz.. (1)
---------------
(1) Ziya Gökalp
ERMENİ TERÖRSTLERİ TARAFINDAN ŞEHİT EDİLEN TÜRK BÜYÜKELÇİLİK MENSUPLARI NIN İSİM LİSTESİ KENDİLERİNİ RAHMETLE ANIYOR RUHUNUZ ŞAD OLSUN DİYORUZ.
S.N. TARİH ADI SOYADI GÖREVİ ŞEHİT EDİLDİĞİ YER
1. 27/OCAK 1973 MEHMET BAYDAR BAŞKONSOLOS LOSENGELES
2. 27 OCAK1973 BAHADIR DEMİR KONSOLOS LOSENGELES
3. 22 EKİM 1975 DANIŞ TUNALIGİL BÜYÜKELÇİ VİYANA
4. 24 EKİM 1975 İSMAİL ENEZ BÜYÜKELÇİ PARİS
5. 24 EKİM 1975 TALİP YENER ŞÖFÖR PARİS
6. 16 ŞUBAT 1976 OKTAR CİRİT BAŞKÂTİP BEYRUT
7. 9 HAZİRAN 1977 TAHA CARIM BÜYÜKELÇİ VATİKAN
8. 2 HAZİRAN 1978 BEŞİR BALCIOĞLU E.BÜYÜKELÇİ MADRİD
9. 2 HAZİRAN 978 NECLA KUNERALP B.ELÇİ EŞİ MADRİD
10. 12 EKİM 1979 AHMET BENLER B.ELÇİ’NİN OĞLU LAHEY
11. 22 ARALIK 1979 YILMAZ ÇOLPAN TURİZİM MÜŞAVİRİ PARİS
12. 31 TEMMUZ 1980 GALİ ÖZMEN İDARİ ATEŞE ATİNA
13. 31 TEMMUZ 1980 NESLİHAN ÖZMEN ATEŞE KIZI ATİNA
14. 17 ARALIK 1980 ŞARIK ARIYAK BAŞKONSOLOS SİDNEY
15. 17 ARALIK 1980 ENGİN SEVER KORUMA SİDNEY
16. 4 MART 1981 REŞAT MORALI ÇALIŞMA ATEŞESİ PARİS
17. 4 MART 1981 TECELLİ ARI DİN GÖREVLİSİ PARİS
18. 9 HAZİRAN 1981 MEHMET SAVAŞ YERYÜZ BAŞ KON.SEKRETERİ CENEVRE
19. 24 EYLÜL 1981 CEMAL ÖZEN GÜVENLİK GÖREVLİSİ PARİS
20. 2 NİSAN 1981 CAVİT DEMİR ÇALIŞMA ATEŞESİ KOPENHAG
21. 28 OCAK 1982 KEMAL ARIKAN BAŞKONSOLOS LOS ENGELES
22. 5 MAYIS 1982 ORHAN GÜNDÜZ F.BAŞKONSOLOS BOSTON
23. 7 HAZİRAN 1982 ERKUT AKBAY İDARİ ATEŞE LİZBON
24. 7 HAZİRAN 1982 NADİDE AKBAY İDARİ ATEŞE EŞİ LİZBON
25. 27 AĞUSTOS 1982 ATİLLA ALTIKAT ASKERİ ATEŞE OTTOWA
26. 9 EYLÜL 1982 BORA SÜELKAN İDARİ ATEŞE BURGAZ
27. 7 AĞUSTOS 1982 72 KİŞİ YARALI 8KİŞİNİN ÖLÜMÜ ANKARA
28 9 MART 1983 GALİP BALKAR BÜYÜKELÇİ BELGRAD
29. 14 TEMMUZ 1983 DURSUN AKSOY İDARİ ATEŞE BRÜKSEL
30. 27 TEMMUZ 1983 CAHİDE MIHÇIOĞLU MÜSTEŞAR EŞİ LİZBON
31. 16 HAZİRAN 1983 2 ÖLÜ 21 YARALI KAPALI ÇARŞI BASKINI İSTANBUL
32. 15 TEMMUZ 1983 T.H.Y.PARİS ORLY HAVA LİMANI BÜROSU BOMBALANDI 2 Sİ.TÜRK 8 KİŞİ ÖLDÜ 63 KİŞİ YARALANDI PARİS
33. 28 NİSAN 1984 IŞIK YÖNDER B.ELÇİLİK SEKRETERİ EŞİ TAHRAN
34. 20 HAZİRAN 1984 ERDOĞAN ÖZEN Ç.ATEŞESİ VİYANA
35. 19 KASIM 1984 ENVER ERGUN B.M.TEMSİLCİLİĞİ GÖREVLİSİ NİYORK
CUMHURİYET DÖNEMİNDE ŞEHİT EDİLEN LER OSMANLI DÖNEMİNDEKİLER HARİÇTİR.
AVRUPA EMPERYALİZMİNİN OSMANLI İMPARATORLUĞUNA GİRİŞ VASITALARI
YAZAR BAYRAM KODAMAN
SUNUYU HAZIRLAYAN
ALİSEYDİ OĞUZTÜRK-MALATYA
GİRİŞ:
16.yüzyılda Avrupa ilim ve teknikte ilerlemenin kendisine sağlamış olduğu üstünlükler sayesinde tabiatı ve diğer toplumları sömürmeye başlamış ve böylece “sömürgecilik devrini açmıştır.Ticari sömürü şeklinde gelişen koloniyalizm hareketi,18.yüzyılın ikinci yarısında başlayan ve 19.yüzyıl boyunca devam eden teknik ve sanayi inkılabı ile her alanda sömürü ve hakimiyet yâni “emperyalizm “şekline dönüşmüştür.Bunun sonucu Avrupa 1840-1914 yılları arasında,dünyaya tam sömürü,yarı veya kısmi sömürü statüsünü yaymış ve her türlü vasıta ile bu durumun devamını sağlamaya çalışmıştır.Ayrıca,emperyalizmi meşru göstermek ve sürdürmek için bir de bu harekatın adını”dünyayı medenileştirme” veya” hümanizma “oymuş idi.Bu şartlar altında Avrupa ile diğer kıtalar veya toplumlar arasındaki münasebetler çeşitli şekiller almış ise de siyasi,iktisadi,askeri,fikri ve kültürel alanlarda gerçekleştirilen münasebetlerin müşterek noktası”eşitsizlik “ve “adaletsizlik” idi.Dolayısıyla,bu iki unsur Avrupa emperyalizminin temelini ve karakterini oluşturmuştur.
Diğer taraftan,emperyalizm hâdisesinde sömürenler arasındaki münasebetleri iki açıdan değerlendirmek mümkündür.Birincisi meselelere Avrupa’dan yâni tepeden bakılarak emperyalizmin ocağına dikkat etmek ve böylece sebeplerini , güçlerini vasıtalarını ortaya koymaktan ibarettir.kincisi ise konuya aşağıdan yâni geri kalmış ve sömürülmüş ülke ve toplumlar açısından bakmak ve geri kalış sebeplerini,şekillerini,yabancı hakimiyetin gelişini ve toplumda yarattığı etki ve tepkilerini araştırmak şeklinde özetlenebilir.Fakat biz bu kısma makalemizde Osmanlı İmparatorluğu’na Avrupa Emperyalizminin nüfuzunu ikinci açıdan ve sadece vasıtaları yönünden ele alarak olumsuz sonuçlarını belirtmeye gayret edeceğiz.
Bu açıdan ,Osmanlı-Avrupa münasebetlerine baktığımızda durum Avrupa ile diğer ülkeler arasındaki münasebetlerden pek farklı değildir.Ancak Avrupa Osmanlı İmparatorluğu için ayrı bir yöntem uygulamıştır.Bu yöntem görünüşte Afrika’da ve Hindistan’da tatbik edilenden daha değişiktir.Bu değişiklik şundan ibarettir;Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi,idari istiklâline dokunmadan,çeşitli anlaşmaları ve sözleşmeleri kabul ettirerek,bir takım imtiyazlar sağlamak ve bu şekilde imparatorluğa nüfuz etmektir.Nitekim,bu anlaşmalarla,Avrupa imparatorluğu sırasıyla mamul mallarını,mal sermayesini,yatırım sermayesini,kültürünü,fikirlerini ve hayat tarzını sokmuş ve kabul ettirmiştir. Demek ki Avrupa görünüşte siyasi bağısızlığa zarar vermeden,fütuhat gibi askeri ve siyasi hedefler gütmeden,fakat sadece iktisadi ve kültürel gayelerle Osmanlı İmparatorluğu ile sınırlı münasebetler kurmayı tercih etmiştir.
NİYAZ-İ MISRİ
Büyük mutasavvıflardan olan Niyazi ,(Malatya-Aspozi) de doğarak tahsilini Mardin’de,sonra Mısır’da yaptı.(Mısri Lâkabı bundandır.Mısır’dan dönüşünde(Elmalı)da (Sinan-ı Ümmi)den feyiz aldı.Divanında (Elmalı) nın adı geçer;
Dost illerinin menzili ki âli göründü
Derdle derman olan (Elmalı) göründü.
Sonra Bursa’da yerleşti.Fakat bazı tasavvufi sözeri üzerine (Vani) efendinin müzevvirliği ile ikinci Ahmed zamanında Midilli’ye sürüldü.Bir müddet sonra affolunarak İstanbul’a,Edirne’ye gitti.Müteakıben yine Konya’ya sürüldü.
“Ruh-i Mısri mahfer-i âliye pervaz eyledi.”
“Eyliye Mısri efendi kasr-ı adni câyigâh”
Mısralarının delalet ettiği 1105 Hicri’de öldü.
Ondört eseri vardır.Mutasavvıflar arasında(Divan) pek meşhurdur.Divanında Niyazi;Nereden gelip yolculuğumzun nereye olduğunu dünya hayatındaki vazifemizi bildirir.Biz buraya onun yalnız bunlar hakkındaki düşüncelerini alıyoruz.
Geldiğimiz âlem
-----------------
Niyazi’ye göre “insan ezelde Tanrı’ya nedim idi.Ruh âleminden bu madde âlemine imtihan için indirildi:
Sen nedim idin ezelde ol şah ile
İmtihan için gelübsin bu ile
İnlemek sana yaraşır derd ile
Hem gözün kan ağlayacak çağdır.
Bir şiirinde :
Ey garip bülbül diyarım kandedir
Bir haber ver gülizarın kandedir
Sen bu ilde kimseye yar olmadın
Var senin elbette yârın kandedir.
Gökte uçarken seni indirdiler
Çar-ı unsur bentlerine vurdular
Nur iken adın Niyazi koydular
Şol ezelliğe itiyadın kandedir
Dünyadaki vazifemiz:
-----------------------
Vazifemiz,aslımızla kaynaşmaktır;aslımıza ulaşmaktır;
Can bu ilden göçmeden cânânı bulmazsa ne güç
Yarini terketmeden yârânı bulmazsa ne güç
Sureti insan içi hayvan olursa kişinin
Taşlar ile dövünüp insanı bulmazsa ne güç
Âdemin gönlü evinde bahr-ı umman gizlidir.
Daima susuz gezip ummanı bulmazsa ne güç.
Şol fakir olup gezenlerde hazine dopdolu
Sây edip ol genz bi pâyanı bulmazsa ne güç
Herkesin derdine dermanı yine derdindendir.
Derdinin içindeki dermanı bulmazsa ne güç
Bunda gelmekten murad çünkim hakkın irfandır.
Ey(Niyazı) kişiol irfanı bulmazsa ne güç.
Aslımıza ulaşabilmek için evvelâ kimseye düşman olma:
Adavet kılma kimseyle sana nefsin yeter düşman.
Ki asla senden ayrılmaz ömr ü âhir olunca tâ.
Sonra,Tanrı tecellisi olan bütün yaratıkları sev.Tanrı’yı sev;
Candan talep kıl yârını
Vir canı bul didarını
Yok eyle kendi varını
Kim var ola cânân sana
Çürüklerin hep sağ olur
Zehrin kamu bal yağ olur
Dağlar yemişli bağ olur
Cümle cihan bostan sana.
Güçtür kati hakkın yolu
Dergahı hem gayet ulu
Sıdk ile olmansan kulu
Etmez yolu âsan sana.
Kulluğa bel bağlar isen
Şam-u seher ağlar isen
Sular gibi çağlar isen
Tiz bulunur umman sana
Bülbül oluben ötegör
Gül gibi açıl tütegör
Aşk oduna can atagör
Gülizar olur niran sana
Yüzün(Niiyazi)ile hâk
Derd ile bağrın eyle çak
Kalbin sarayını eyle pâk
Şayet gele Sultan sana.
Kimseye zulüm etme;
-------------------------
“Mazluma sen kıyarsan
Allah sana kıyadır.
== = = = = = = = =
Cahillikten kurtulup nura kavuş;
-----------------------------------
Zulmet cehli bırak sen iste nur-ı hikmeti
Cennetin zevkin dilersen cümle irfanındandır.
= = = = = = = = = = = =
Cenneti irfana dahil olanın
Kande baksa gördüğü didar olur.
= = = = = = = = = = = = =
Bugünkü cennet-i irfana dahil olsalar uşak
Yarın ki vaadolan huri veya gılmani neylerler.
Bugün âmâ olun yarın dahi âmâ olur elbet
Açagör can-ı gözün kim bi basar danayı neyler.
Gönül duymazsa vicdanile Allah’ı hakikatca
Mücerret dildeki ilim veya irfanı neylerler.
Ne hasıl şol ibadetten riya ve aceb ola anda
Gider şerri gönülden hakka kim tuğyanı neylerler.
Hakikati ,kendi ruhunun derinliklerinde ara;
--------------------- Derman arardım derdime derdim bana derman imiş
Burhan arardım aslıma aslım bana burhan imiş
Sağ ve Solum gözler idim dost yüzünü görsem deyu
Ben taşre arardım ol can içinde can imiş
Öyle sanurdum ayruyım dost gayrıdır ben gayrıyım
Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş
Savmu salât ve hac ile sanma biter zahit işin
İnsanı kâmil olmağa lâzım olan irfan imiş.
Amma bunun için gönülde ateş gerek;
----------------------------
Her kimin kim derd ü haktan yüreğinde olsa dağ
Âkıbet dermana irüp cân-ı gönlü ola sağ
Leyk derdi olmayanın derdine hiç çare yok
Gönlü ölmüştür anın yanından ol daim irağ
Nefs odur kim cebil karagöy kaplar gönlü
Ruh odur kim ilm-i nuru gönlüne yakar çırağ
Tutyay-ı marifetle ruşen it cânın gözün
Göresin canânı her yüzden ola dağ üstü bağ
Hidayete ulaşmak için Tanrı’ya şöyle yalvarır;
----------------------------
Lütfunla ihsan eyledin vaslınla hândan eyledin
Hicrinle hayran eyledin lütfeyle açıver yolum
Saldın şikâre çün beni âdem olup bulam seni
Bağladı dinya-ı deni lütfeyle açıver yolum
Şaşırdı bizi nefs-i bed eyledi her yolları sed
Ey ltfu çok senden meded lütfeyle açıver yolum
Bu can yine vuslat diler sen şah ile vahdet diler
Varmağa dil nusret diler lütfeyle açıver yolum
Her kande kâmil görürüz bakıp ana yerinürüz
Dönüp sana yalvarırız lütfeyle açıver yolum
Niyazi her zerrede Tanrı’yı görerek mesuddur
-------------------------------
Ben cemal-i hakkı cümle şeyde zahir görmüşem
Bu mürayaya anınçun baktığımca hürremem.
====================
Vech-i mutlak günde yüzbin çehreden yüz gösterir
Yerde gökte anı yazar cümle-i nakkaşlar.
====================
Her kim fevkalalâ tahtesserada var durur
Zat-ı vahiddir veli göründü nice bin sıfat
Zat birdir evsafına gayet yok durur
Gör bu fanusu ki anın şem-i oldu nur-ı zat
Zahir-u batın kamusu bir fenerdir gayri yok
Şem-i insan oldu fanus cemi-i mümkinat
Ey Niyazı âdem oldu çün cihanın şulesi
Bahş-ı âdem deminden âleme ruh-ul –hayat.
NİYAZİ ‘YE GÖRE YOLLAR ,GÖRÜNÜŞTE AYRI İSE DE,HAKİKATTE BİRDİR
----------------------------
Şol daneleri gör biter eşcar olur evvel
Sırrile içinden yine esmera gelürler
Her tohumu neden aldın ise eksen anı bil
Her cins yine bittiği escara gelürler
Hiç biri izinden çıkıp âhar yola gitmez
Her birisi bir yol ile pazara gelürler
Yolları ne var ayrı ise hep sana âşık
Cümle seni ister sana didara gelürler
Elbette bu bağ içine kim girse(Niyazi)
Harın görüp evvel sonu gülizare
gelürler.
ÖMRÜNÜN SONUNA DOĞRU DUYULAN ACI
------------------------------
Küs Rahlet çaldı mevt amma can biihaber
Asker-i âzaya lerze düştü Sultan bihaber
Günde bir taşı bina-ı ömrün düştüğü yere
Can yatur gafil binası oldu viran bihaber
Dil bekasın dost fenasın istedi mülk-i tenin
Bir devasız derde düştüm ah ki lokman bihaber
Bir ticaret kılmadım ben nakd-i ömr oldu heba
Yola geldim leyk göçmüş cümle kervan bihaber
Çün gel oldu yalnız girdim yola tenha garib
Dilde giryan sine püryan aklı hayran bihaber
Azığım yok yazığım çok yolda türlü korku var
Yolum alursa nola ger div-ü şeytan bihaber
Yol eri yolda gerektir çağ ve çıplak aç ve tok
(Mısriya)gel dedi sana çünkü cânân bihaber
MÜRŞİDDEN MAKSAD;
-------------------------------
Sen seni bilmektir ancak pire ülfetten garez
Noktayı fehmeylemektir ilmü irfandan garez
Halkı bunca enbiya kim geldi davet eyledi
Vahdetin sırrı bilinmektir o davetten garez
Sanii gör günde yüzbin türlü sanat gösterir
Kendüyi göstermek içindir o sanattan garez
Hep celâlin perdesidir küfr-ü isyandan murad
Bahr vücudun katresidir fazlı rahmetten garez
Nefsini bilen erermiş bir tükenmez devlete
(Fakr-ı fahri) dir Niyazi bil o devletten garez
GÖZ, KULAK... NASIL OLMALI?
----------------------------------
Bir göz ki anın olmıya ibret nazarında
Ol düşmanıdır sahibinin baş üzerinde
Kuak ki öğüt almıya her dinlediğinden
Akıt ana kurşunu hemen sen deliğinden
Şol el ki anın olmıya hayr-u hasenatı
Verilmez ana cennet ilinin derecatı
Ayak ki ibadet yolunu bilmez anı kes
Öğrensin anı mescit önünde kapıda as
Bir dil ki hakkın zikri ile olmıya mutad
Örmesin ol et paresine dil deyü ad
Nefsim dime şol dideki iletir şerre
Nefs odur anın fıkr-u meyli ola hayre
Gönül müdür o kim içi vesvas ile dolmuş
Kibr ile hased askeri her yanını almış
Şol can ki fakat cismi diri tuta dime can
Hayvanda da vardır o damarlarda tutulan kan
Can ol ki (nefehat) dedi Kur’anda ana hak
Ol nefhai rahmaniyedir bu sırrı mutlak
Ol ruh-u izafiye-izafiye ki irdi odur insan
O noktai kübradır olan suret-i insan
İnsanda dinür ana dahi âdem-u mâna
Hem ruh-ı musavverdir o hem âkıl-ü dana
Zira ki cihana niye geldiğini bildi
Maksud olunan matlab-ı âlâsını buldu
Ol nefha imiş ziynet eden bağ-ı cenanı
Ol nefha ile oldu imaret bu avalim
Ol nefha ile doldu kamu yedi ekalim
Ol nefha ile gözü açıklar görür ibret
Ol nefha ile işidür mâna-i hikmet
Nilazii,zananının derin mutasavvıflarından yüce bir zat idi.
ŞAHSİ İYATLAR
• . Okula vaktinde gelir
Verilen işaretlere derhal itaat eder.
Öğretmen veya herhangi bir otoriteye itaat eder.
. Ağzı kapalı yemek yer
Yemek yerken ağzını lüzumundan fazla açmaz.
Yemekte ağzı dolu iken lakırdı etmez.
Yemek yerken çok kırıntı dökmez.
Bulunduğu yeri temiz tutar.
Kullandığı eşyayı yerine kor.
İskemlesini ,vesaitini,masasını,dolabını,sırasını nizama koyar..
Vesaiti israf etmez.
Kapıyı kaparken veya iskemle veya masanın yerini değiştirirken gürültü çıkarmaz.
Kırılan eşyayı hemen haber verir.
• Doğru söyler.
Kitaplara karşı itinalıdır.
• Yaptığı işlerin kıymetini bilir ve onlara mukayyet olur.
Bir şeyden kolayca vazgeçmez.
Bayrağı görünce selamlar.
Türk Milli marşı olan İstiklâl Marşı’nı işitince ayağa kalkar.
İÇTİMAİ-AHLÂKİ İTİYATLAR
• Odaya girerken veya odadan çıkarken veya başkasının yanından geçerken nezaket gösterir.”Lütfen””Teşekkür ederim”,”Affedersiniz”,”Allah’a ısmarladık”
– gibi tabirleri kullanır.
• Başkasına destek verir.işbirliği yapar.
Başka çocuklara karşı dostane vaziyet alır.
Gevezelik etmez.
Kendi sırasını bekler.
Bir şey pay edilirken en iyisini almağa savaşmaz.
Okul levazımı ile kendi eşyasını başkaları ile paylaşarak kullanır.
Başkalarına iz’aç edecek bir şey söylemez.
Kendisinden daha küçük veya zayıf olanlara karşı lütufkârdır.
Dürüst oynar,dürüst çalışır.
Bir eşyayı ilk önce alanın elinden almağa çalışmaz.
BAŞKA ÇOCUKLARA AİT OLAN ŞEYLERE EL SÜRMEZ.
KAYBOLAN ŞEYLERİ SAHİBİNE TESLİM EDER.
Kavga etmez.
Arada çıkacak müşkilatı öğretmene müracaat etmeden halleder.
Başkalarının işini lüzumsuz kesintiye uğratmaz.
Başka çocuğun yerinde söz söylemesine mani olmaz.
Zümrenin tesit ettiği kaidelere riayet eder.
Zümre faaliyetleri şevk ile iştirak eder.
Sınıfın tertip ve düzeninde öğretmen tarafından verilen vazifeyi eksiksiz yapar.
SIHHATE İTİNA
1-İtiyatlarında ,vücudunda ve elbisesinde temizliğe itina eder.
2-Okul ve Aile doktorlarının tenbihlerine riayet eder.
3-Hastalandığında hastalığını derhal haber verir.
4-Kendi yaşındakiler için elzem olan uyku zamanını iyi havalandırılmış bir odada geçirir.
5-Gözünün sıhhatine itina eder OKUDUĞU SAYFANIN ÜZERİNE GÜNEŞ IŞIĞININ
DOĞRUDAN DOĞRUYA GELMEMESİNE,İŞ YAPARKEN VELA OKURKEN IŞIĞIN SOLDAN GELMESİNE VE ÖNÜNDEKİ KİTAP VEYA KÂĞIT İLE GÖZLER ARASINDAKİ MESAFENİN YETERLİ OLMASINA DİKKAT EDER.
6-Yemekten evvel ve sonra elini yüzünü yıkar.
7-Yemek için kâfi zaman tahsis eder.
8-Muzır olacak derecede şekerli şeylere rağbet etmez.
9-Ellerini veya diğer şeyleri ağzına sokmaktan ve parmaklarını burnuna veya kulağına
sokmaktan çekinir.
İKTİSAT
– Bütün dikkatini elindeki işe yoğunlaştırır.
Boş zamanlarını faydalı bir surette geçirir.
Yemek ve sair ihtiyaçları için harcamada tutumlu hareket eder,abur cubura para vermekten çekinir.
İhtiyaçlarını ilkönce düşünür ve borç etmekten kaçınır.
– Çalışırken en verimli yoldan gider.
Günlük mesai proğramını tatbikte şuurlu hattı hareket takip eder.Mesela
– Bir dersi hazırladıktan sonra ondan sonra ki dersi de hazırlamağa çalışır.
7- Kalem,kâğıt,silgi,fırça gibi ders araçlarını kullanırken israftan çekinir.
8- Parayı tasarrufta bir sistem takip eder.
9-Kitap ve diğer araç gereçlerini iyi muhafaza etmeye özen gösterir.
TÜRK ÇOCUĞUNDA BULUNMASI GEREKEN VASIFLAR
• İyi Türk çocuğu sıhhat kazanmağa ve sıhhatini korumağa çalışır.
İyi Türk çocuğu nefsine hâkimdir.
İyi Türk çocuğu nefsine itina eder.
İyi Türk çocuğu dürüst oynar. Hileli yollara sapmaz.
İyi Türk çocuğuna güvenilebilir.
İyi Türk çocuğu emanete hıyanet etmez..
İyi Türk çocuğu vazifesini en iyi bir şekilde yaar.
İyi Türk çocuğu doğru şeyleri doğru zamanda doğru bir şekilde yapar.
İyi Türk çocuğu okul arkadaşları ile dostane bir şekilde geçinir.
İyi Türk naziktir.
İyi Türk sadıktır.
İyi Türk çocuğuTürkçe’yi güzel konuşur.
EĞİTİMDE ÜÇ TEMEL UNSUR VARDIR.
1-Ferdi yetiştirmek.
2-Vatandaşı yetiştirmek,
3-Ekonomi ve kalkınma için gerekli insan gücünü yetiştirmek.
Bütün eğitim çalışmaları yukarıda saydığımız bu üç esasın gerçekleşmesine yöneliktir.Fertleri yetiştirdiğimizde bütün vatandaşlar birer fert olarak yetişmiş olur. yöneliktir.Fertleri yetiştirdiğimizde bütün vatandaşlar birer fert olarak yetişmiş olur yetişmiş fertlerden oluşan vatandaşların oluşturduğu bir toplumda ise ekonomi ve kalkınma için gerekli insan gücü yetiştirilmiş olur.Ekonomi ve kalkınma için gerekli insan gücünü yetiştirdiğimizde fertler ve cemiyet bir bütün halinde kalkınmayı gerçekleştirecek bir hamleyi birlikte başlatırlar.Eğitimde bu üç nokta hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Terbiye ;çocukta müteemmil şuurun bir an evvel teşekkülü için terbiye ve temrinin çok tesiri vardır.Çocuk meserretlerini,hüzünlerini,,muhabbetlerini ve bunların menşe ve mahiyetlerini tahkik ve tahlil için ne kadar imkân bulursa müteemmil şuur itibarile o nisbette terakki eder.bundan ,bundan dolayıdır ki okullarda muhtelif dersler vesilesile çocukları dikkate alıştırmak lâzımdır. Ana lisanında ilerlemedikçe çocuğa bir ecnebi dil öğretmeğe kalkmamalıdır.
Eğitim çocuğa İstiklâl hissini vermelidir.Hür ve müstakil yaşamak insanlığın esaslı meyillerinden biridir.Derecesi ayrı olmakla beraber bu his her fertte vardır.Tahakküm arzusu,mücadele arzusu bu istiklâl hissine yöneliktir.İstiklâl hissi insanlık kabiliyet ve haklarının idrakile inkişaf eder.Nitekim bu idrak seviyesine dahil olmayan fert ve milletlerde y.a haksız tahakküm etmek veya her tahakküme itaat etmek kabiliyeti daha çok vardır.İstiklâl meyli ilk gençlik çağında kuvvetle inkişaf ediyor.Çocuklar büluğ ile şahsiyetlerini kazanıyorlar.Ana baba,mürebbilerin emirlerine mukavemete ve isyana tesadüf edilmektedir.
Yeterince Milli Terbiye görmemiş fertlerden oluşan cemiyetler zamanla bilgisizlik ve eğitimsizliğin getirdiği kavga-kargaşa ortamına itilir.İç ve dış düşmanların desteğiyle Milli Talim ve Terbiyeden yoksun fertlerden oluşan kalabalıklar kum kalesi gibi dağılır.Aralarında dil ve hars birliği olmayan Osmanlı vatandaşları nasıl dağıldı ise bugün de eğitimi milli olmayan cemiyetler dağılmaya mahkumdur .Ümmet çağının bitmesiyle başlayan yeni dönem Milli Devlet ve Milli Eğitim sistemini mecbur kılmaktadır.Böylesi bir dönemde,ümmet nazariyesi veya milliyetler nazariyesi ile farklı eğitim sistemi uygulandığında o cemiyet kendisi için yakın gelecek için çalan tehlike çanlarını görmek mecburiyetindedir.Hiçbir cemiyet iktisadi gücüne dayanarak ben güçlüyüm eğitimim milli olmasa da ayakta kalmaya devam edebilirim.diyemez.
Tarihe gömülen nice Cihan Devletleri,milletlerinin ,Milli Talim ve Terbiyeden uzaklaşmasıyla birlikte başka milletlere mağlub olmuştur.Eğitimin önemini belirten bir söz “Cephelerde savaşan ordulardan önce o milletlerin orduları savaşır.”Okulları muasır eğitim ve öğretim veren milletin ordusu cephedeki savaştan başarıyla çıkarak siyasi zaferler kazanır.Siyasi zaferleri iktisadi zaferlerle taçlandıracak olan da Milli Eğitimdir.
Eğitim aynı zamanda Milli olmalıdır.Türkiye ‘miz de başında Milli kelimesi bulunan iki bakanlık vardır.Birincisi Milli Eğitim ikincisi ise milli Savunma Bakanlığıdır.Milli Eğitim bakanlığında ise Cumhuriyetin ilk yıllarından 1960 lı yıllara kadar Milli Talim ve Terbiye kurulu olarak bilinen bir kurul bulunmakta idi.bu kurul daha sonra başındaki Milli sıfatı kaldırılarak yalnızca Talim ve Terbiye Kurulu adını almıştır. Eğitim aynı zamanda Türk çocuklarına Milliyet ve vatan hissini ne aşılamalıdır.Türk çocuğu Milletimden bana ne vatandan bana ne diyerek Milliyetsiz ve vatansız yetiştirilemez.Milliyet ve vatan hissi aile duygusunun biraz daha genişletilmiş şeklidir.Madem ki,bir şahsa,bir mefhuma karşı meveddetli bir tecazüp duymamız onda bizim arzularımıza,itiyatlarımıza mefkûremize uygun noktalara tesadüf etmemizden ileri gelmektedir,bizim dilimizi söyleyen,âdetleri,düşünceleri, hatıraları,ümitleri,mefkûreleri bize benzeyen insanları,yani milletdaşlarımızı sevmemiz gayet tabii bir neticedir.Kezalik içinde doğduğumuz,daima görmeğe alıştığımız mevkii, memleketi ,ailemizin cetlerimizin mezarını taşıyan toprakları,şahsi ve milli hatıralarımızı saklayan,menfaatlerimizi,şeref- lerimizi toplayan y.erleri sevmemiz de pek tabiidir.Milliyet ve vatan hissi iptidai cemiyetlerde de vardır.Ancak bu his onlarda bir sevki tabii halinde bulunur ve ekseriyetle ecnebiye emniyetsizlik ve düşmanlık suretinde tecelli eder.Milliyet ve vatan hissinin tekâmülü medeniyet seviyesi ve milli idraki yükselmiş cemiyetlerde görülür.Ve böyle cemiyetlerde milliyetperverlik,yabancı emniyetsizliğini,ecnebi düşmanlığını kat’iyen ihtiva etmez.
Türk cemiyeti veya cemaatı deyince,herhangi bir insan kalabalığı akla gelmez;belki bir topluluk içinde yetişkin neslin genç nesle muayyen kıymet ve tesirleri aşılaması akla gelir.Bu aşılama ameliyesi bilhassa irade,his ve fikirler üzerine tesir yapmakla husule gelir.
Bu suretle genç nesil kendinden evvel gelen neslin kıymetlerini benimser ve onları idame ettirmeğe çalışır.Bunun için cemiyet kuru bir malzeme yığını olmaktan ziyade manevi bir organizmadır,irade vahdetlerinden müteşekkil bir sistemdir.Ve her cemiyetin bekası ve devamı da manevi uzviyet oluşu ile,yani insanların iradesine ve iradeyi idare eden fikir ve tasavvurlara tesir yapmakla mümkün olur.Demek oluyor ki,insanlara tesir etmek hususunda,tabiatın tesirlerine ruhi tesirleri de ilâve etmek zarureti vardır.
Kavimlerin vicdanında yaşayan kıymet hükümleri her cemiyette başka başka olduğu için,milli bir mahiyeti haiz olduğu gibi,onların toplamı olan hars da millidir.Bir kavmin vicdanında yaşayan kıymet hükümlerinin toplamına o kavmin harsı denir.Terbiye bu harsı o kavmin fertlerinde ruhi melekeler haline getirmektir.O halde,harsın çocuklara aşılanmasından ibaret olan terbiyenin de milli olması gerekir.
Her milletin hususi harsı ancak kendisi için terbiyesi olabilir.Türk çocuğu ,Türk genci Türk
Milletinin içinde yaşayacaksa ,Türk Milletinin harsına göre terbiye edilmelidir.
Terbiye,Eğitim;Ferdin davranışlarında kendi hayatı vasıtasıyla istendik davranış değişikliğini meydana getirme süreci olarak tanımlanabileceği gibi bir çok tarifleri de mevcuttur.Bunlara değinecek olursak;
Eğitim:Herhangi bir kimseyi eğitmek,yetiştirmek işi.Terbiye,eğitme yollarını gösteren ilim,eğitmek amacıyla verilen dersler.Eğitim,yetiştirme,bilgi ve hüner sahibi yapma,eş anlamı terbiye,yetişme ve gelişme için gerekli olan bilgiler veya eğitilmiş bir kimsenin sahip olduğu bilgi ve hünerler.Bilgi,beden ve ahlâkça gelişmesini sağlamak.Terbiyenin geniş manası ,bütün medeni ve ruhi kabiliyetlerin inkişaf ettirilmesidir.Milli Eğitim;Bütün Türk fertlerinin ,sağlıklı,mahir ve bir meslek sahibi,boş zamanlarını değerli ve faydalı işlerde kullanma,ahlâki seciye ile fertlerin donatılması işidir.
Tarihin her devrinde ve hemen hemen her toplumda eğitim önemli olmuştur.Denilebilir ki,toplumların geleceği,her şeyden çok eğitime verdiği öneme bağlıdır.Bunun içindir ki,Atatürk”Eğitim işinde behemehal muvaffak olmalıdır.Yine Atatürk”Efendiler yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize ,görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel Türkiye’nin istikbâline ve an ‘anatı milliyesine düşman olan bütün anâsırla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.Beynelmilel vaziyeti cihana göre,böyle bir cidalin iltizam eylediği ruhi unsurlar ile mücehhez olmayan fertlere ve bu mahiyette fertlerden mürekkep cemiyetlere hayat ve istiklâl yoktur.” demektedir.
Okullarımızda kendi tarihimizi,kendi coğrafyamızı,kendi edebiyatımızı okutuyoruz.Böylece aynı tarihin,aynı vatanın ,aynı harsın,sanatın devam eden nesilleri olduğumuzu hissediyor ve bundan gurur duyuyoruz.Milli Eğitim Milli varlığımızın ,bütünlüğümüzün devamını sağlayacak olan yegane amildir.
Eğitim işinde aile Cemiyet ve okul ayrılmaz bir bütünlük arz etmektedir.Aile Eğitimi:İlk eğitim şüphesizdir ki,ailede başlamakta çocuk iyi ve kötü bütün itiyadları ailesinden bir kamera bir teyp gibi aynen taklid etmektedir.Çocuk ailesinde ana dilini öğrenir.Çocuk ilk ahlâk kurallarını,ilk gerçekleri ,ilk önyargıları da yine aileden öğrenir.
Okul Eğitimi :Okulun ilk yıllarında öğretmen , annenin görevini sürdürür.Okul evden daha az duygulu,bundan ötürü de çevresiyle yeni bağlar kurmaya ve çevresindeki gerek dünyayı içine almaya daha uygun bir biçimde açan ortamdır.Okulun birinci vazifesi eğitimdir.İkinci görevi öğretmektir.Okul öğretici yönüyle ferdi hayata hazırlarken terbiyevi yönüyle de aileyi destekler.Bundan ötürüdür ki,öğretmen ana baba arasındaki ilişkiler çok önemlidir.
Okulların takip ettikleri çeşitli terbiye sistemleri ve içinde bulundukları topluma göre değişir.Cins,ırk,din,siyasi görüş,sosyal seviye imtiyazı gözetmeden herkese açık olan ,öğretmen-öğrenci ilişkileri hürriyete dayanan ,çalışma düzeni aktif olan bir eğitimde arananı veren ,sağlam ve dengeli kişiler yetiştiren bir kurumdur.Okulun bir vazifesi de bugünkü gerçek anlayışa göre okul ailenin yerine çocuğu, cemiyetin ülkülerine göre terbiye eden bir devlet kurumudur.Eğitimde asıl olan öğretim değil,eğitimdir.
Okul hayatın anahtarını verir.Bu anahtarı alan çocuk,hayattaki problemleri buna göre hafızasında mukayese eder.Bir okul devletin siyasetine göre mezun verebiliyorsa okul hüviyeti alır.Okulun birinci vazifesi ocuğa kişiliğini kazandırmak,kinci vazifesi insan olduğunun farkına varmasını sağlamak,üçüncü vazifesi iyi ve faziletli bir vatandaş yapmak.Dördüncü vazifesi,ilmi ve teknik bilgilerle donatmak,Burada iki kişilik söz konusudur.Milli ve insani kişilik ki bu milli harsa ,o da dil ve sanata dayanır.Ferdin Türk kişiliğinin yoğrulması için de Türk harsının özünü oluşturan değerler ve tutunlar eğitim yoluyla genç nesillere aktarılır.
Talim ve Terbiye cemiyetin,hayatını idame ettirme bekâsına yönelik bir faaliyettir.Veyahut terbiye yetişkin neslin,tasavvur ettiği muayyen bir plân ve gayeye göre genç neslin bedeni ve ruhi inkişafını temin etmesidir.Eğitim insanın kişilik kazanma ve gelişme yolunda etkisi altında kaldığı işlem ve hareketlerin hepsine verilen bir addır. l
Terbiye fertleri hars yani milli bilgilerle silahlandırarak sosyal muhite intibak ettirir.Yani sosyal kuvvetleri sevk ve idare edecek güce sahip kılar.Her milletin harsı yani milli bilgileri kendisine mahsustur.
Talim/Tedris/Öğretim ise ferdi tabii ilimlerle donatarak kâinatın nizamıyla ilgili muhite intibak ettirir.
Terbiye bir cemiyette,yetişmiş neslin henüz yeni yetişmeğe başlayan genç nesle fikirlerini ve hislerini vermesi demektir.Bu terbiye iki şekilde olur.Yetişkin neslin kendisinin haberi olmadan yeni yetişen neslin samimi hayattaki fiil ve davranışlarının taklit edilmesidir.Bu şekilde yetişkin neslin davranışının yeni nesilde tesirler icra etmesini sağlar.Buna yaygın terbiye denilir.
İkincisi yetişmiş neslin veli,vasi,öğretmen,mürebbi adlarıyla resmi vazifeler alarak usul ve irade altında yeni nesle muayyen fikirleri ve hisleri telkine çalışmasıdır.Buna tanzim edilmiş(organize)terbiye denir.
Terbiyenin gayesi;Ruh bilimcilere göre fert,içtimaiyatçılara göre millettir.Terbiyenin gayesi ;milli fertler yetiştirmektir.Fertler içinde yaşadığı cemiyetin milli harsından alabildiği nisbette şahsiyete sahip olur.O halde fert ,ne kadar millileşirse o kadar şahsileşmiş olur.Milli Terbiyenin gayesi,şahsiyet sahibi fertler ,yani temsil edici fertler yetiştirmektir.Yetişkin neslin bir plân dahilinde gençlere tesir yapmasına müteazzi (organize )terbiye denilmektedir.Terbiye müesseseleri ve Terbiye teşkilatları bu kısma dahildir.Buna rağmen muayyen bir plân takip edilmediği halde yetişmiş nesillerin genç nesil üzerinde tesir yapmasına münteşir (yaygın) terbiye denilmektedir.Çocuğun hayat çalkantısı içinde,yani arkadaşları ve içtimai muhit içinde bir çok tesirler altında kalması bu cümledendir.
Eğitimin gayesi;Çocuğun durmadan değişen dünyasına faal bir şekilde intibak etmesini sağlamaktır.Çocuğun muayyen hedeflere doğru gelişmesi ve bir çok bakımdan davranışlarını ayarlayarak değiştirmesi gerekir.Eğitim bunu sağlamakla mükelleftir.
Eğitimin asıl gayesi,sorgulayan ve yeni bilgiler üreten beyinler yetiştirmektir.Eğitim iki gaye güder;Biri insanın(çocuğun) bütün yeteneklerini en son sınırına kadar geliştirmek suretiyle onun yaşama gücünü, kudretini artırmaktır.Bunu ;Gözlerini çok iyi görmeye,kulaklarını çok iyi işitmeye ,ellerini çok iyi iş yapmaya,ağzını çok iyi konuşmaya,kafasını çok iyi anlamaya alıştırmaktır.
Eğitimin diğer gayesi,millet bakımındandır.Bu gaye o milletin eğitim ülküsüdür.Her millet kendi eğitim ülküsünü kendi tarihinden ve coğrafyasından alır.Yani her milletin eğitim ülküsünü kendi tarihi belli eder ve ona dünya üzerinde,milletler arasında bir mevki,bir etki alanı sağlar.
Eğitimin gayesi;memleketimizde cahil insan bırakmamak,her Türk’ü yalnız bilgilerle değil,beceriler, maharetlerle de kuşandırmak,nüfus halinde olan her insana hak ve vazife bilincini vererek vatandaşlaştırmak,her meslekteki vatandaşları ,o mesleğin en ileri ve en başarılı seviyede yetiştirmek ve bunu milletçe bir görüş haline getirerek yüksek seviyede kudretli bir millet yapısı kurmaktır.
Eğitimin gayesi;Türk toplumunun ihtiyaç duyduğu iyi insan iyi vatandaş ve vasıflı insan gücü yetiştirmektir.Fertler arasında duygu birliği ,his birliği,ülkü birliğini sağlamaktır.Malumdur ki Terbiye cemiyet vasıtasıyla ve cemiyet içindir.Cemiyet ise kuru ve ruhsuz bir malzeme yığını değildir.Doğan,ölen,büyüyen ve bir arada yaşayan yığın teşkil eden insanların hakiki cemiyette yeri yoktur.
Terbiye ve tahsilin başlıca gayeleri olarak;Birincisi Sağlığı korumak,ikincisi değerli bir aile üyeliği bilincini kazandırmak.Üçüncüsü fertleri bir meslek veya sanat sahibi yapmak.Dördüncüsü boş zamanlarını faydalı ve değerli olan işlerde kullanma alışkanlığı kazandırmak.Beşincisi ahlâki seciye ye sahip fertler yetiştirerek cemiyeti seciyeli bir seviyeye ulaştırmak.Altıncısı yurttaşlık bilincini oluşturmak.Seciye sahibi yaparak şahsiyetinin farkına varmasını sağlamaktır.
Terbiyenin gayesi;iyi ve bilgili insan yetiştirmektir.Ferdin harsa,yani milli bilgilere intibakına Terbiye ,teknolojiye intibakına tedris/öğretim denilir.Öğretim çağa uyan ve zaman zaman değişmesi gereken bir faaliyettir.Öğretim ferdi tabii ilimlerle donatarak ona kâinatla ilgili muhite intibak ettirir.Yani maddi kuvvetleri kullanacak bir güce sahip kılar.Her milletin harsı yani milli bilgileri ;dini,dili,gelenekleri,âdetleri,ananeleri kendine mahsustur.Bir kavmin vicdanında yaşayan kıymet hükümlerinin toplamına o milletin harsı demiştik.Terbiye bu hissi o kavmin fertlerinde ruhi melekeler haline getirmektir.
Terbiyenin Tedris ile münasebetine baktığımızda Tedris/Öğretim faaliyetinin tasavvur hayatımızı inkişaf ettirdiğini,Terbiye faaliyetinin ise iradenin kuvvetlenmesine yardım ettiğini görürüz.Tedrissiz bir terbiye tasavvur edilemeyeceği gibi terbiye etmeyen bir tedrisat ta tasavvur edilemez.Eğitim ve öğretim faaliyetlerinde aslolan eğitimdir.Yani muayyen istendik davranışları yeni nesillere aktarabilmektir.Eğitim ve öğretimde aynı zamanda öğrenme-öğretme sürecinde olaylara ve olgulara çok boyutlu bakabilme,irdeleme ve çözümleme,akıl yürütme,karar verme,kavramlaştırma,öz bilinç,öz denetim gibi beceriler kazandırmak,ayrıca eğitim temelinde insana,düşünceye,hürriyete,ahlâki olana ve harsi mirasa sahip ve saygılı olmayı öğretmek ve benimsemek ve benimsetmek gereklidir.
Eğitimin ana gayesi;Milli benliğimize uygun milli hars siyaseti izlemektir.Takip edilen milli siyasette öncelikle;tarihimizi,milli harsımızı,milli benliğimizi , dilimizi,asırlarca devam ede gelen top yekûn milli manevi değerlerimizi ,yeni nesillere tanıtmak,benimsetmek ve sevdirmek esastır.Diğer yönden de milletimize,devletimize yönelik Türk milletinin geleceğini tehlikeye düşürecek sapık fikirlere karşı gençlerimizi şuurlu kılmaktır.Kendi değerlerimize ve harsımıza karşı yeni nesli yabancı akımlardan korumak eğitimin diğer yönünü teşkil eder.
İnanç ve eğitim birliği içinde olan milletler,her türlü siyasi ve sosyo-ekonomik buhranları büyük kolaylık,örnek bir dayanışma içinde muhteşem zaferlere ulaşarak atlatabilirler. İnanç ve eğitimde bütünleşmemiş ,parçalanmış olanlar en küçük buranlarda erimiş ve çöküp gitmişlerdir.Haince tertiplere karşı inançta ve eğitimde bütünleşmek ancak bilgiyle mümkündür.Aile eğitimi,okul eğitimi,din eğitimi birbirini tamamlayıcı nitelikte ve devletin milli siyasetine uygun nitelikte olmalıdır.Eğitim çocuklara,gençlere aklını kullanmayı,insan onuruna yaraşır bir hayat sürmenin yollarını gösterir.Buna bağlı olarak;
Gençlerimize milli terbiyenin hedeflerini benimsetmek;vazife alacakları yerlerde bu hedefleri gerçekleştirmelerine yarayacak bilgi ve maharetleri elde etmelerine ,yurdun her yerinde seve seve hizmette bulunma şuurunun kazanılmasına;edindikleri bilgileri kendi kendine ilerletmek kaabiliyetine sahip olmalarını ,hayat ve meslekte meselelerin ilmi görüşle müdafaa edebilmelerine ,araştırıcı yapıcı ve sanatsever,öğrenme-öğretme sürecinde olaylara ve olgulara çok boyutlu bakabilme, irdeleme,çözümleme,akıl yürütme,karar verme,kavramlaştırma,öz bilinç,öz denetim gibi beceriler kazandırmak.Eğitim ve öğretimde salolan eğitimdir.Faydalı maksatlar öğretimin bir parçası olabilir.Fakat terbiye hiçbir zaman faydacılık esasına dayandırılamaz.
Terbiye başka,öğretim başka,öğretimin gayesi evvelâ çocuklara bilgileri vermek,sonra gençlere meslek ve ihtisas bilgileri sunmaktır.Öğretimin esası şüphesiz fayda güder.Fakat öğretici öğretimlerden başka bir de terbiye edici öğretimler vardır ki,bunların gayesi idareci sınıfı oluşturacak fertlerde fayda-gütmezlik,karşılıklı fedekârlık duygularını artırmaktır.Terbiyenin gayesi milli harsın benimsenmesi olmalıdır.
Sonuç olarak :Milli Eğitim ülkümüz;Türk Milletinin bütün fertlerini kaderde,kıvançta,tasada ortak bölünmez bir bütün halinde Türk milli şuuru etrafında toplamak.Milli ahlâki,insani üstün değerleri geliştirmek.Milletimizi hür düşünce ve sosyal zihniyetle Cumhuriyet idaresinin hakim olduğu ,ferdi teşebbüs ve toplum sorumluluğuna değer veren bir anlayış içinde bilgili,teknik ve güzel sanatlar ve iktisadi bakımdan muasır uygarlığın yaratıcı bir ortağı haline gelecek bütün milletlerin ilim ve teknik seviyesinin üstüne çıkarmak için her yetişkin vatandaşımızı eşit eğitim imkânları içinde,ilgi,istidat ve kabiliyetine göre en üstün seviyede yetiştirmek,milletimize ve insanlığa yararlı,iyi ve verimli yurttaşlar haline getirmek,sosyal ve iktisadi kalkınma proğramlarının uygulanabilmesi için gereken çeşitli vasıflardaki insan gücünü hazırlamak.Türk çocuklarını yurduna,milletine ve ülküsüne bağlı;bu milletin evladı olmanın şerefini muhafaza ve müdafaa etmenin gerektirdiği mensubiyet duygusunu kazanmış;haklarını ve vazifesini tanır;müsbet ilim anlayışını kavramış,yapıcı ve yaratıcı bir vatandaş olarak yetiştirmek,cehaleti ortadan kaldırmak,onlara vatanı,milleti sevmeyi öğretmek,onları hayata hazırlamak,iyi ile kötüyü ayıracak muhakeme kabiliyetini kazandırmak.Eğitim sayesinde çocuk durmadan dünyasına daha faal bir şekilde intibak etmesini sağlar.Çocuk muayyen hedeflere doğru gelişince bir çok bakımdan davranışlarını değiştirir.Eğitimde devletin milli siyasetine göre mezun verebilmek,istendik davranış kazandırmak olduğuna göre milli siyasete ters bir hayat tarzı sürdürmeye,devlete karşı koymaya devam ediyorsa,o takdirde eğitim kurumları vazifesini yapmamış demektir.
Terbiye ve tahsilin başlıca gayeleri olarak;1. Sağlık,2.değerli aile üyeliği,3.Bir meslek veya sanat sahibi yapmak.4.Boş i zamanları değerli ve faydalı işlerde kullanma alışkanlığı kazandırmak.5.Ahlâki seciye sahibi yapmak.6.İyi bir vatandaş olarak yetiştirmek.Fert bunlara sahip olarak yetişirse cemiyet ferdin eğitiminden fayda sağlar.
Milli Eğitimin Talim/Tedris/Öğretim cephesi;Çocuğu ilim sahibi olarak yetiştirmekle mükelleftir.Terbiye/eğitim cephesi ise;Çocuğun Milli Şahsiyetini oluşturarak onu Türk ferdi haline getirir.
Eğitimin milli varlığımızı devam ettirmede çok önemli bir yeri vardır.İyi bir eğitim alarak yetişen insan bilgisi ve becerisi ve gücü oranında milletine,ülküsüne katkıda bulunur.Hani sabahları çocuklarımız”ülküm yükselmek ileri gitmektir.”diyorlar ya fertlerin yükselmesi ve ileri gitmesi top yekûn milletin de yükselip ileri gitmesi neticesini doğuracaktır.Bu nedenle beşikten mezara kadar ilim öğrenmek her Türk ferdine milli ülküdür.Zaten okulun bir gayesi de geniş anlamda doğrudan doğruya Türk Milletinin bütün fertlerini bir bütün halinde ele alıp yine onları bir bütün halinde terbiye etmektir.
Milli Eğitim siyaseti olarak;
NASIL BİR İNSAN
İNSANIMIZI
MİLLİ KÜTÜRÜMÜZ İÇİNDE
SEVGİ,AKIL ve BİLİM TEMELLERİNE;
MİLLİ,ÇAĞDAŞ,LÂİK,DEMOKRATİK İLKE ve DEĞERLERE;
İYİLİK,GÜZELLİK,DOĞRULUK, SORUMLULUK DUYGU ve ERDEMLERİNE DAYALI ve BAĞLI OLARAK;
MİLLİ ve MANEVİ ORTAK DUYGUMUZU,RUHUMUZU ve BİRLİĞİMİZİ KORUYARAK ve GÜÇLENDİREREK;
KENDİSİNE,AİLESİNE ve TOPLUMUNA YABANCILAŞTIRMADAN;
KİŞİLİKLİ ve BİLİNÇLİ;
KENDİSİNE GÜVENLİ ve YETERLİ;
GERÇEKÇİ,ARAŞTIRICI,ÜRETİCİ ve YARATICI;
KENDİNİ SÜREKLİ YENİLEYEN ve GELİŞTİREN;
KENDİ KENDİSİYLE ve BAŞKALARIYLA YARIŞAN;
KENDİ MUTLULUĞU İLE YETİNMEYEN;KENDİ MUTLULUĞUNU SAĞLAMA YANINDA;BUNU BAŞKALARININ,TOPLUMUN ve İNSANLIĞIN MUTLULUĞU,HUZURU ve BARIŞI İÇİN DE DEĞERLİ ve ANLAMLI BULAN,UZLAŞABİLEN ve PAYLAŞAN;
ELEŞTİRİCİ BİR DİMAĞ ve MEDENİ CESARET SAHİBİ OLAN ;
KENDİNİ VE MİLLETİNİ DAİMA YÜCELTMEYE ÇALIŞAN;
GÖREVİNİ,SORUMLULUĞUNU ve ONURUNU;HAK ve ADALETİ HERŞEYİN ÜSTÜNDE TUTAN;
EKONOMİK,SOSYAL ve HARSİ GELİŞMELERE ve FAALİYETLERE;HEM BAĞIMSIZ OLARAK,HEM DE İŞBİRLİĞİYLE KATILMAYA İSTEKLİ,AZİMLİ,KARARLI,CESUR ve ATILGAN;
FERT VE MİLLET OLARAK,Hür ve BAĞIMSIZ YAŞAYABİLMEK İÇİN;DÜZENLİ ve DİSİPLİNLİ DÜŞÜNME;SÜREKLİ ÇALIŞMA,YARIŞMA,BAŞARMA,MÜCADELE DUYGUSU,HEYECANI,ÇABASI ve İRADESİ İÇİNDE;
KALBİ İNSAN ve VATAN SEVGİSİYLE DOLU;
ÇAĞDAŞ,AKILCI ve LÂİK DAVRANIŞLI BİR KİŞİLİK ve AHLÂKİ KARAKTERDE YETİŞTİRMEKTİR. (1)
Türkiye’ye Japonya’dan bir eğitim heyeti gelir.Yurdumuzun bazı bölgelerinde gerekli incelemeler yapan bu heyet, şu tespiti yapar.”Sizin çocuklarınızda Milli Şuur yok”. Türk heyetinin sizin gençlerinizde Milli Şuur var mıdır?Neler yapılması gerekir?” sorusuna Japon uzmanlar; - Biz gençlerimize daha ilk mektebe başlamadan “şok testler uygularız.Meselâ uçak gibi hızlı giden trenlerimize bindirir,bir tur yaptırırız.Çok katlı yollardan da geçen tren,onları şöyle bir sarsar.Mini mini çocuklarımız teknolojinin baş döndürücü neticesini görerek şoke olurlar. Bu şoktan sonra Hiroşima’ya götürürüz.Bölgeyi aynen koruyoruz.Bombalanmış bu bölge hakkında bilgilendirir;değil hayvan,bitkinin bile yeşermediğini gösteririz. Ve deriz ki”Eğer sizler çalışmaz,sizden öncekileri geçmezseniz vatanınız,işte böyle düşmanlar tarafından bombalanır.Hiçbir canlı yaşamayacak biçimde size bırakıp giderler.Çalışırsanız,bindiğiniz hızlı trenleri bile geçecek yeni vasıtalar yaparsınız.Gerisi sizin bileceğiniz iş.Çocuklarımız bununla ikinci bir şok daha yaşarlar.
DİPNOT---------------
(1) 38-58 MADDELER
MERHUM (ESKİ MİLLİ EĞİTİM BAKANI AVNİ AKYOL DÖNEMİNDE HAZIRLANAN “MİLLİ EĞİTİM POLİTİKASI OLARAK NASIL BİR İNSAN BROŞÜRÜNDEN ALINMIŞTIR.(M.E.BASIMEVİ İSTANBUL )
MİLLİ ŞUUR VE MİLLİ BENLİK
Ferdin değeri,milletine getirdiği değer ile ölçülür.Herhangi bir şeyin veya olayın içtimailiği derecesi Cemiyete faydalılığı veya olsa da olur olmasa da lığı ile ölçülür.
Cemiyete en faydalı şey,şüphesiz ki onun tekamülünü tahakkuk ettirme yolunda kan ter döken insanlar ile bu tip insanların içinde bütün kuvvetleriyle çalıştığı iktisadi,siyasi,terbiyevi,sıhhi,adli kurumlardır.
İçinde böyle insanların çalıştığı kurumlardır ki, bir cemiyet ve millet(uzviyet) e benzer (uzviyet )gibi çalışan bir cemiyet demek gaye uğurundaki elbirliği ile çalışmanın uzviyetin hücreleri gibi natürel çalışması demektir.
Bir millet için her zaman amaç şudur:tabiat enerjisine insanınkini de katarak ,en iyi teşkilatla,milleti çağdaş milletler arasında hem kendisine hem bütün dünyaya en faydalı bir hale getirmek,milleti medeniyet lideri yapmaktır.
İnsanın milletine faydalı bir fert olabilmesi için;ilk şart:Milletin ülkü edindiği gayeyi benimseyerek bunu hiçbir zaman hiçbir hareketinde göz önünden ayırtmamasıdır.Bu da her şeyden önce,insanda içtimai şuurun,milli duygunun daima canlı ve dirik olmasına bağlıdır.Fertlerde bu duygu az ise bir memleketin dağı taşı altın olsa beş para etmez.
Ferdin değeri,milletine getirdiği değer ile ölçülür.Bir şeyin veya olayın içtimailiği derecesi cemiyete faydalılığı ,zararlılığı veya olsa da olur olmasa da lığı ile ölçülür.
DİL BAYRAMI MÜNASEBETİYLE
1924 yılında çıkarılan Maarif Kanununun mânası, sadece bir medrese ve okul ikiliğini kaldırma davası değildir.Milli bütünlüğü ve onun gerçekliğini tanıma ve tanıtma davasıdır.anadiline yabancı dil kadar da ehemmiyet vermeden bu dava nasıl yürütülebilir?Ve Ve bir millet ,nasıl millet olur?Herhangi bir çocuğa daha ilköğretim 1.kademesi.1.sınıfında iki dilin birden öğretilmeye başlanması ise,bugünün müspet görüş zihniyeti ile ancak bir hilkat garibesi gibi mütalâa edilebilir.
Bir hattâ birkaç yabancı dile taraftar olmak başka şeydir.Onu behemehal İlköğretim 1.sınıftan başlatarak veya yabancı öğretmen marifetiyle öğretmek iddiası,ise yine başka şeydir.
17.ve 18.asırlarda yabancı dili ana kucağındaki çocuklara öğretmek için tutulmuş hususi mürebbiyeler ,dadılar ve özel hocalar vardı.Fakat 21.asırda Avrupa’da ve Amerika’da hiçbir devlet kalmamıştır ki ana kucağına ve temel eğitim okullarına yabancı dil öğretimini karıştırmış bulunsun!...Böyle düşünülürse, ana dili yanında küçük çocuklara Çince ve Japonca’yı da öğretmek kabildir.Fakat öğretmeyi düşünebiliyor muyuz?1923 -1924 öncesi bir Galatasaray hasreti yani,ilköğretim birinci sınıfından itibaren Fransızca’ya başlatan bir Galatasaray örneği bu gün dünya milletlerinin hiç birinde kalmadığını,milli eğitim konusunda yazı yazanların bilmeleri lâzımdır.
EĞİTİM VE TARİHİ GÖREVİMİZ
Eğitim iki maç güder;Biri,insanın (çocuğun) bütün yeteneklerini en son haddine kadar geliştirmek suretiyle onun yaşama gücünü kudretlerini artırmaktır.Bunu ”gözlerini çok iyi görmeğe,kulaklarını çok iyi işitmeye ,ellerini çok iyi iş yapmaya ,ağzını çok iyi konuşmaya ,kafasını çok iyi anlamaya ve düşünmeye,kalbini çok iyi duymaya ve düşünmeye alıştırmak.
Eğitimin diğer amacı millet bakımındandır.Bu amaç o milletin eğitim ülküsüdür.Her millet,kendi eğitim ülküsünü kendi tarihinden alır;yâni her milletin eğitim ülküsünü kendi tarihi belli eder ve ona dünya üzerinde,milletler arasında bir mevki,bir etki alanı sağlar.
Bizim tarihimizin belli ettiği eğitim ülkümüz ne olabilir ve bizim milletler arasındaki yerimiz nedir?
Fazla derin bir incelemeye lüzum kalmadan,sadece ciddi bir gazeteyi devamlı okuyan bir az dikkatli her insan.Atlas okyanusundan Çin Denizi’ne kadar bütün Afrika ve Asya milletlerinin,adına Kemalizm dediğimiz-inkılap ve ilerilik hamlelerimizi ne büyük bir ilgi ile takip ettiklerini kolayca anlar.Bizim inkılâp ve yenilik hareketlerimize karşı bu iki kıta milletlerinin gösterdikleri içten samimi bağlılık ve güven başka hiçbir millete nasip olmamış ölçüdedir.Bunun sebebi bizim 900 yıllık Asya ve İslâm milletleri tarihiyle olan yakın alın yazısı bağlılığımızdadır. Üç kıtanın birleştiği Anadolu’da kurduğu Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarıyla Türk milleti son 900 yıl içinde Asya ve Afrika milletlerini eski Amerika milletlerinin-İnkaların,Mayaların,Azteklerin-mahvolmak akıbetine düşmekten kurtarmıştır.12.yüzyıldan beri Avrupa’nın Haçlı Seferleriyle başlayan Asya ve Afrika’yı sömürgeleştirme hareketlerini milletimiz yüzlerce yıl kuvvetle durdurmuş-denizlerde yeni yollar bulununcaya kadar geciktirmiştir;bu iki kıta milletlerinin uyanma,milliyet duygusuna sebep olma ve kendini koruma iradesine varmalarını sağlamıştır.Sömürgeciliğin yalnız saldırma yolarını kapamakla kalmamış,başka yollardan Hindistan’a ,hattâ Endonezya’ya saldıranlara karşı onları müdafaaya bile koşmuş,onlarda savunma ve savaşma azmini uyandırmıştır.
Milletimiz en son defa Milli kurtuluş Savaşıyla sömürgeleştirilmiş memleketlere ,esir olmuş milletlere kurtuluşları için kuvvetli umut ve örnekler vermiştir.Böylelikle Türk Milleti,orta çağdan beri,coğrafyasının,yâni dünya üzerindeki yeri olan vatanının kendisine verdiği vazifeleri tam yaparak emperyalist sömürgecilik emel ve gayretlerini kendi kuvvetiyle durduran ve nihayet tasfiye eden dünya ölçüsündeki büyük bir tarihi hizmetin tek başına mümessili ve sahibi olmuştur.
Bu sebeple milli hakimiyetine kavuşmuş ve kavuşmakta olan milleler kendi yaşama ve gelişme örneklerini milletimizde buldukları gibi;henüz kurtulamamış milletler de kurtuluş mücadelelerinin örneklerini bizden almaktadır.
Bu büyük tarihi oluş milletimize Anadolu Selçuklu Devletinin kuruluşundan beri devam eden tarihi bir vazife yüklemektedir ki,Atatürk’ün Cumhuriyet’in 10.yıl nutkunda çok kuvvetle ve açık olarak ifade edilmiş bulmaktayız. “Milli harsımızı muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız…Türk Milletine çok yaraşan bu ülkü ,onu bütün beşeriyette hakiki huzurun temini yolunda kendine düşen vazifeyi yapmakta muvaffak kılacaktır….”
Türk Milleti bugün de, yarın da Asya ve Afrika milletlerine gerçekten örnek ve önder olmak alın yazısını taşımaktadır. Bunu tarihinde-Selçuk ve Osmanlı devrinde-yarattığı Askeri ve idari müesseseler yanında her Türk’ü kabiliyetlerinin en üst basamağına kadar yetiştirmek ve kuvvetlendirmek için kurduğu eğitim kurumlarıyla da sağlanmıştır.
Her Türk en ileri milletlerin üstünde vatandaşlık hak ve vazifeleri şuuruna sahip bir insan ve milli harslarını geliştirmekte olan milletlere bir örnek ve önder olmak vazifesini tam ölçüde yapacak kudrete yükselebilir.Bu büyük alın yazısını da başaracak kudret ve kabiliyette olduğumuzu tarihimizdeki büyük hizmetler,olaylar ve eserler yanında çocuklarımızdaki yüksek istidatlar da göstermektedir.
1925 te Türk Ocakları Kurultayında ortaya atılan “En büyük düşmanımız hangi devlettir?” sorusu karşısında varılan “İngiltere” cevabına Gazi Mustafa Kemal Paşa:”Hayır ! İngiltere’nin bizim topraklarımızda hiçbir emeli yoktur.ve olamaz da O,yalnız bizim zaferimizin diğer Müslüman milletleri de istiklâle götürmesinden tasalanır,o kadar.Fakat mukadder olanın önüne geçilemeyecektir.” demişti.
Avrupa yeni sömürülerine devam etmek isterken yine baş düşman olarak Türkleri görmekte ve her defasında yeni Sevr’ler hazırlamaktadır.Başta Almanya olmak üzere Avrupalılar Türkiye’mizi birliklerine alıp almamakta açıkça hayır diyememektedirler.Onlar da biliyorlar ki Türkler kendilerinden kurtuldukları gün Asya ve >Afrika milletlerinin önderi olacaklardır. Çünkü Asya ve Afrika’nın bütün mazlum milletleri batı sömürüsü karşısında Türkiye ’Ye ye ve Türklere güvenmektedir.Türkler bugün de dünkü gibi Asya ve Afrika milletlerinin umut ışığı olacaktır.
Dikkat edersek batının Türkiye’ye açıkça hayır dememesindeki sebebin Türklerin durumunun batılılarca çok iyi bilindiğini görürü.bizim farkında olmadığımız ama batının farkında olduğu Türklerin liderlik vasfına her zaman sahip bir millet olduğu gerçeğidir.Türk Milleti her zama9n yeni Atatürkler çıkaracak güçtedir.Türk Milleti yeni Atatürkler çıkaramadığı gün yok olmaya ve esarete mahkûmdur.
İKİNCİ CİHAN HARBİNDE YERLHE BİR OLMUŞ ALMANYA’DA
MİLLİ TARİH BİLİRCİNİ GÖSTEREN BİR TARİH DERSİ ÖRNEĞİ
KÖY OKULUNDA BİR TARİH DERSİ ÖRNEĞİ
ALMAN KÖY OKULLARINNIN İŞ KİTPLARINDA (AKTİF METODA GÖRE)
VİYANA MUHASARASI NASIL İŞLENMEKTEDİR?
ALMANYA’NIN DOĞUDAKİ VE BATIDAKİ DÜŞMANLARI:
1648 de 30 sene muharebesi sona ermişti.Bu harpler(Mezhep Harpleri) Alman Devletinin gelişmesine bir asır boyunca engel olmuştu.Kayzer (imparator) kudretsiz ve itibarsız bir hale düşmüştü.Memleket çöle dönmüştü.İnsanlar fakirleşmiş ve vahşi olmuştu.Komşu devletler bu durumu sömürmeğe fırsat bilmişlerdi.
1-FRANSA’ININ XIV.LOUİS’Sİ alman topraklarını gasp ediyor.
30 sene muharebelerinden sonra Fransa’da kıral muharebelerinden sonra Fransa’nın 1648 yılında (Alsas) almasını kâfi bulmuyordu.Bu sebeple Almanya ‘ya üç yağma harbi açmış ve devletin en kıymetli bölgelerini ele geçirmişti.Ayrıca üç mahkeme kurarak eski defterlerde ve yazılarda hangi şehirlerin ve köylerin bu gasp ettiği bölgelere bağlı bulunduğunu araştırmalarını bu mahkemelere vazife olarak vermişti.Bu mahkemelerin bulundukları isimleri taşıyan yerleri de Almanlardan ayırıyorlardı.Böylece 600 den fazla şehir,köy ve kale Fransız hükümranlığı altına konulmuştu.1681 de Fransız askerleri eski Alman Şehir “Strazburg’u işgal ettiler ki ,burası1648 de bile Almanya’ya ait bulunuyordu.
ÖDEV: 2
Strazburg şehri bize bir çok eski halk türkülerini hatırlatır.Şarkı kitabındaki parçalar arasında bunları araştır ve metinlerini oku.Bunların adlarını tam b.aşlıkları ile tarih defterine yazarak geçir.
ÖDEV 3 Aşağıdaki konuya göre bir tahrir (kompozisyon) nu hazırla,haberciler,posta sürücüleri,Strazburg’UN GASPEDİLDİĞİ HABERİNİ Frankfurt’a uluştırıyorlar.Strazburg’lu bir tüccar Frankfurt’tan çıkıp geliyor.
ÖDEV-4 Okuma kitabında 156 ve 199 .sahifededir.Strazburg’un gasp edilişi parçasını oku.
2-TÜRKLER VİYANA ÖNÜNDE- 1683
Alman prensleri Strazburg’u geri almak istediler.Fakat XIV.Louis kendisine yardımcı bulmasını biliyordu.İstanbul’daki elçileri Türklerin Sultanına yukarı TUNA’nın Alman topraklarının ne kadar zengin ve güzel olduğunu duyurmağa memur edilmiş ve büyük bir Türk ordusunun Tuna’ dan yukarıya doğru yürümesini sağlamıştı.Bunun üzerine alman prensleri XIV.Louis ile 20 yıl müddetle bir mütareke imzalamağa karar verdiler.Ve gasp edilmiş yerleri de Fransa’ya terke mecbur oldular.Türk Ordusu Kara Mustafa Paşa’nın kumandasında Viyana şehrini kuşattı.Kayzer Viyana’dan (Pasau) a firar etmişti.Prens Starhemberg küçük bir ordu ve cesur Viyanalılarla şehri müdafaa ediyordu.Müdafiler Türklerin 18 hücumunu geri çevirdiler.Ve şehrin surlarında açılan gedikleri gecenin karanlığında düzeltemeye muvaffak oldular.Zaruret ve ihtiyaç artık son haddini bulduğu bir sırada idi ki kaçan Kayzer’in topladığı kurtarıcı ordu muhasara hattında görünmüştü.Bu sayede Türkler tamamen mağlup ve bütün ganimetlerini bırakmağa mecbur edildiler.İmparator ordusu Prens Ojen ve Bavyera >Kıralı Mas Emanuel’in kumandasında olarak Türkleri Macarisitan dan da ileri sürmüştü.Emanüel askerleriyle beraber Türk hudud şehri olan Belgrad’a kadar hücum etmişti.
ÖDEV -4 Viyana kuşatması haritasını büyüterek defterine geçir.Ve nehirlerle,şehirlerin adlarını haritaya yaz.
ÖDEV-5 Kara Mustafa Paşa ordusunun Viyana önünde 75.000 Yeniçeri(Piyade),137.300 topçu,humbaracı ve piştar,24.000 tatarlar(Süvari),12.000 Moldavya lı Ulahlar ve 30.000 levazım eri vardı.
Polonya Kıralı Jean Sobyeski kumandasında ise,21.000 er,imparatorluk,11.300 Bavyera’ lı,10.400 Saksonyalı,9.500 Franklar ve Şuaplar ve 21.000 Polonya kıtaları vardı.Bunlardan 41.500 ‘ü piyade olarak çarpışmıştı.
a)Her iki ordunun kuvvetlerini hesapla
b)Ordu mevcutlarını şematik olarak canlandır.
c)Bayvera ile Frank’ların ayrıca sayılmalarının sebebini göster.
ÖDEV-6 Okuma kitabındaki 157 numaralı –Tütün Çubuğu parçasını oku;Şiir parçasını ezbere oku,
ÖDEV-7 Türkleri mağlup eden Prens Ojen,şarkılarda da terennüm ediliyor.Senin şarkı kitabında bu türküyü ara ve oku.
ÖDEV-8 Türk Harbine sarf edilecek parayı toplamak için,halka Türk Vergisi adı ile bir külfet yüklenmişti.Bu cümleden olarak Şuvaben ve Weissenhorn şehrine 100 golden düşmüştü.Varlığı 100 altından eksik olanlar 12 kroyşer,hiç serveti olmayan-hizmetkârlar dahil -6 kroyser ,ödemeye mecburdular.
a)Bunları,bugünkü paraya çevirin;(.bir golden-60 kroyser,1.71 mark,Para kıymeti ise bugünkünden en az on misli yüksek idi.
ÖDEV--9 Güney Macaristan Türk hakimiyetinden kurtarılınca,alman kolonistleri Güney ve Batı almanya’dan bu araziye göç ettiler.Bu Şwablar göçü,tuna boyuna doğru inmeye başladılar.Bu gün dahi Banat vilâyetinde bu iskân kafilesinin torunları ikâmet etmektedirler.Bunlar almanca dilerlini,alman âdetlerini ve geleneklerini bugüne kadar muhafaza etmişlerdir.(1955) Banat haritasını çiz.Ve türlü renklerle bu durumu göster.
ÖDEV-10 Bgün bu yabancı devlet ülkesindeki (Banat) da Almanların 200.000’i Macaristan’a,268.000’i Romanya’ya,350.000’i de Yogoslavya’ya isabet etmektedir.Bu rakamları kendi haritana geçir;ve Banat ’daki bütün Almanların sayısını topla ve kendi çevresinde bu insanları yerleştirebilmek için ne kadar araziye ihtiyaç olduğunu düşün.
ÖDEV 11-Banat’taki göçmenlerimizden kaç neslin(30 y.aş itibariyle ana vatandan ayrılmış olduğunu-ilk kafilenin 1718 de göçmüş bulunmasına göre hesapla.)
ÖDEV--12- Banat’taki Alman’ların memleket âdetlerini ve geleneklerini nasıl muhafaza edebildiklerini okuma parçamızın 235.sayısını (Banat’ta yün eğirme ve dokuma) okuyarak öğren ve bu konuda küçük bir hikâye yaz.164(Macaristan’da bir alman Köylüsü)
NOT:Şehir okullarındaki tarih derslerimiz acaba siyasi hudutların ötesinde,Kıbrıs’ta,Bulgaristan’da ve Yunanistan’daki tuna berisinde ve Garbi (Batı)Trakya’da ,İran’da ve Kafkaslar ötesinde yaşayan Türklerin,bugünkü durumlarını alıp işliyorlar mı ve bu hususta okuma parçalarında ayrılmış bir yer var mı?(E.H.) (1)
----------------
(1) EĞİTİM HAREKETLERİ YIL 1 OCAK 1955 SAYI 1 S.32-33
ŞARK MESELESİ
ŞARK MESELESİ :On dokuzuncu yüz yılda İngiltere,Almanya,Fransa ve Rusya gibi güçlü devletlerin Osmanlı İmparatorluğuna karşı bazen ayrı bazen de ortaklaşa yürüttüğü ve takip ettiği dış politikanın veya diploma sinin addır.Adı geçen devletler arasında Avrupa ve Dünya hakimiyeti konularında kıyasıya bir rekâbet olduğundan Şark Meselesi de bundan etkilenmiştir.Güçlü Avrupa devletleri Osmanlı İmparatorluğunun geniş ve değerli toprakların da söz sahibi olabilmek için gayri Müslim unsuları kullanmışlardır.Onların çeşitli haklarını, sonra muhtariyetliklerine ve sonra da bağımsızlıklarını kanmalarını sağlamışlardır.Gayri Müslimler de bu politikayı esas kabul etmişlerdir.Gayri Müslimler bu siyasi hedeflerine ulaşmak için aşağıdaki yol ve yöntemlere başvurmuşlardır.
1-Osmanlı İmparatorluğunda,büyük devletlerin ticari,siyasi,mali simsarı olmak.yani aracı bir cemaat haline gelmek.
2-İmparatorluk dahilinde olaylar çıkararak,Avrupa’nın kendi lehlerine müdahalesini sağlamak.
3-Şartlara göre reformlar adı altında kendilerini muhtariyete veya bağımsızlığa götürecek tavizler,imtiyazlar koparmak.
Avrupalılar dün Osmanlı Türk iyesine müdahale etmek için başta gayri Müslimler olmak üzere çeşitli azınlıkları kullanmışlardı.Bugün Lozan’da azınlık sayılmayan unsurları yeniden azınlık statüsüne kavuşturarak yeniden Türkiye’ye müdahale etme imkânlarını araştırmaktadır.bunun için de Türkiye’nin Ab .ye girme niyetini suiistimal ederek yeniden Türkiye’ye hasta adam muamelesi yapmaya çalışmaktadır.
Amerikan cumhurbaşkanı Johnson 1964 ‘te Türkiye için” Oltaya tutulmuş balığın yeme ihtiyacı yoktur.”Demişti.Avrupa Türkiye’yi oltaya tutulmuş balık yani “Hasta Adam “olarak görmeye devam ediyor.Ve muamelesini de ona göre yapıyor.3 Ekim 2005 yaklaşırken A.B ‘nin bildirisinde yine Kıbrıs ’Rum kesiminin tanınması ve Gümrük birliği kapsamında Türk liman ve hava yolarının bütün Avrupalılara açılması şartları yine sıralanıvermiştir.
Süleyman Nazif şöyle diyordu:Türk Milleti “Irkına,tarihine,dinine ve vatanına ihanet etmiş olan efrad ve akvâmın hiç birini unutma Türkoğlu! Unutma ve affetme! Süleyman Nazif ‘in bu sözünü kulağımıza küpe etmedikçe Avrupa ile İlişkilerimizde ki olumsuzlukları anlamakta hep zorlanacağız.Ve her defasında yanlış anlaşıldık kendimizi Avrupa’ya anlatamadık diye hayıflanıp yeniden ev ödevlerine mi döneceğiz yoksa Avrupa’nın bizi gayet iyi anladığını fakat işine gelmediğini acaba anlayan biri çıkacak mı?
Avrupa açıkça bizim için Türkiye’nin ortak olması mümkün değildir.Ancak büyük nüfusu ile bizim için bir pazardır.Zengin Hammadde kaynakları bizim için caziptir.Bizi Türkiye’nin kalkınması ilgilendirmez.Bizim bölgeye ilgimiz kendi iktisadi menfaatlerimiz bakımındandır.
Dün Avrupa Türkiye’ye karşı örgütlediği isyanlarda ne diyordu:Kürtlerin durumu bizi ilgilendirmek bizim bölgeye ilgimiz Musul petrolleri bakımındandır.diyordu.
Bugün bu hedeflerine ulamak yoluna en büyük engel olarak gördükleri Irak’taki Türk varlığını yok edebilmek için Telafer’ de büyük bir katliam yapılmaktadır.Türkler terörist muamelesi görmekte ve bölge Türklerden temizlenmek istenmektedir.
Bunu sağlamak için de Türkiye’nin huzurunu bozmak ve bölgeye müdahale etmesini önleyebilmek için Türkiye’de sürekli olarak kabile şuuru diriltilmek,mezhep ayrılıkları körüklenmek,bölgecçilik canlandırılmak suretiyle,son Türk devleti yıkılmak isteniyor.Türk’ü Türk’e kırdırmak isteyen düşmanlarımıza karşı birlik ve beraberlik içinde Türkiye’nin kalkınması için el ele vererek güçlü ve müreffeh Türkiye’yi bir an önce kurmak elbetteki Türlerin de hakkıdır.Almanya nasıl ki elli yıllık ayrılıktan sonra birleşmişse Türklerin de birlikte yaşamak hakları olmalıdır.Avrupa birleşirken Türkiye’nin eyaletlere ölünmesi düşünülemez.
NEVRUZ MANİSİ
Nevruz geldi,yaz geldi.
Karga geldi,saz geldi.
Oturan adamlara,
Bülbül’den avaz(ezgi) geldi.
Bizim atlar karadır.
Başın silkip varadır.
Nevruz geldi,gelmedin
Kız yüreğim yaradır.
Günorladır çoğludur
Kızlar evde bağlıdır.
Her yıl Nevruz gecesi,
Yar yarına bağlıdır.
Sülgünün civcivleri
Çıkarın biceleri(kuraları)
Allah muradın ersin
Nevruzun geceleri (1)
(1) Anonim
1918
Ölenler öldü,kalanlarla muzdarip kaldık,
Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık.
Ölenler öldü en sonu kurtuldular bu dağdağadan
Ve göz kapaklarının arkasında eski vatan
Bizim diyâr olarak kaldı tâ kıyamete dek.
Kalanlar ortada genç,ihtiyar,kadın,erkek
Harab olup yaşıyor tâlin azâbıyle;
Vatanda düşmanı seyretmek ıztırabiyle.
Vatanda korkulu rüya içindeyiz,gerçek.
Fakat bu çok sürmez,mutlaka şafak sökecek.
Ateş ve kanla boğar,bir gün ordumuz lekeyi,
Bu insanoğluna bir Şeyn olan,mütarekeyi,
Bu halk o gün kavuşur annemiz güzel vatana
Çocuklarıyla nasıl sarmaşırsa yaslı ana
O sarmaşıyla yaşar hür ve bahtiyâr ancak,
Bu gamlı günleri hiçbir zaman unutmayacak,(1)
(1) Yahya Kemal
BİR MUHACİR KIZIN İSTİMDADI(NAMIK KEMAL)
ALİSEYDİ OĞUZTÜRK
ŞİİR / Destan
İşte şu mazlumun teni,
Bak lekelenmiş dameni,
İnsan mı sandın düşmeni?
Allah için öldür beni!
Allah hıfzetsin seni!
Gelmekle bir kız yanına,
Kaçmak düşer mi şanına?
Vermez zarar imanına!
Allah için öldür beni!
Allah hıfzetsin seni!
Bâr oldu cismim duşuna,
Kan oldu,bak,aguşuna!
Girmez nâlem gûşuna?
Allah için öldür beni!
Allah hıfzetsin seni!
Yekser mezar oldu vatan
Boynumda hazırdır kefen,
Âdâya fırsat değemeden
Allah için öldür beni!
Allah hıfzetsin seni!
Artık çalışma çareme,
Düşmanla gel gir areme,
Bir kurşun at ta,yareme,
Allah için öldür beni!
Allah hıfzetsin seni! (1)
___________
(1) Namık Kemal
23 nisan
Bugün yurtta parlayan bir ışıktı Ankara;
Bugün dindi kalplerdeki sızlayan derin yara;
Başbuğuyla şahlanan Büyük Milli Meclisin,
Bugün kudretli sesi yükseldi ufuklara
Bir heybetli meş’ale yol gösterdi millete,
İstibdadı devirdik kavuştuk hürriyete;
Ay yıldız ülkesini boyadık kanımızla,
Binbir zafer kazandık,erdik cumhuriyete,
23 Nisan günü,Yeni nesle armağan,
Atatürk çocukları hepsi birer kahraman,
Hâkimiyet Milletin,Bugün çocuk bayramı,
Bayraklarla süslenmiş bu şirin vatanı.(1)
(1) AHMET DEMİRAY “Eğitim Hareketleri” 1 Mayıs 1956 yıl 2 sayı 17 s.6
GARP MESELESİ
Garp meselesinin iki safhası vardır;Siyasi Garp meselesi;medeni garp meselesi.O halde,önce siyasi garp meselesini tetkik edelim.
Avrupalılara karşı daima aldanmamızın başlıca sebebi,medeni Avrupa ile siyasi Avrupa’yı daima birbirine karıştırmamızdır.Avrupa’nın bir çok yüksek zekâlı alimleri,yüksek ruhlu şairleri,yüksek idealli filozofları vardır.Bunları okuduğumuz zaman,kendimizi seçkin dehalar karşısında görürüz.Bunlar bize “doğru”,güzel,iyi ideallerin mükemmel örneklerini gösterirler.Bunların eserlerini ve hayatlarını öğrendikten sonra hüner ve vazifelerine hürmet etmemek elimizde değildir.Bu yükselmiş insanlar,bize medeni Avrupa’yı gösterirler.Bizim başlıca hatamız ,Avrupa’nın siyasilerini,diplomatlarını,tüccarlarını da fikir kahramanlarına benzetmemizdir.
Avrupa’nın filozofları,şairleri,âlimleri kendi milletleri ve ümmetleri için yazı yazarlar.bundan dolayıdır ki,eserleri sevgiyle,iyilikseverlikle,şefkâtle doludur.Hal bu ki,Avrupa’nın diplomatları ile askerleri de düşmanlıkla;kötülükle doludur.Bir milletin âlimleri onun zekâsı,şairleri kalbi,filozofları iradesidir.Bunların birleşmesinden o milletin harsı,yani iç hayatı meydana gelir.Diplomatlar ve askerleri ise,onun dışındaki düşmanlarını görmeğe ve ezmeye yarayan gözleri ve pençeleri gibidir.Avrupalıların başlıca düşmanları ise biziz.O hâlde medeni Avrupa’ya karşı duyduğumuz saygı ve güven hislerini,asla siyasi Avrupa’ya karşı duymamalıyız.
Avrupa’nın bize karşı olan siyaseti iki tarih devresine ayrılır.Birinci devirde Avrupa’nın hakkımızdaki siyâseti sınıf dini idi.O halde,önce bu siyasetin ne olduğunu arayalım;
Dini siyaset:Hıristiyanlık esasen inhisarcı bir dindir.Kendisinden başka,hiçbir dinin yer yüzünde yaşamasına razı olamaz.Onun nazarında Hıristiyan ümmetinin dışında selâmet kurtuluş,hidayet yoktur.Buna göre Hıristiyanlıktan başka olan her din,insanlık için bir kötülüktür.Böyle bir din karşısında İslâm dinini görünce,tabii ona düşman olur.Hıristiyanlıktan İslâmiyet’e en tabii hareket ise haçlı akınlarıdır.
İşte Türkiye bu gün siyasi batının diplomatları tarafından kuşatılmıştır.Brüksel’de Berlin’de, Vaşhingtan’da AT.adına AB adına Türkiye’ye dayatılan bütün şartların arkasında bitmek tükenmek bilmeyen Avrupa’nın siyasilerinin” Haç’ın girdiği yere bir daha Hilal giremez ”düsturunu hayata geçirmeleridir.Türkiye’nin açıkça kovulmayarak kapıda bekletilmesi de ap ayrı bir batı Siyasetinin temelini oluşturmaktadır.Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemlidir.diyen Avrupa Türkiye’nin başka ufuklara doğru yol almasını önlemek için sürekli ev ödevleri vererek sürekli umutlandırarak her defasında bir bahane ile umutla gerisin geriye göndermektedir.Böylece Türkiye yıllardan beri Avrupa’nın kapısında beklemekten kendisini kurtararak yakın ilişkide bulunması gereken Türk Dünyası ile yeterince ilişki kuramamıştır. Oysaki Türkiye’yi bekleyen üç yüz milyonluk koca bir Türk Dünyası mevcuttur.Kollarını açmış beklemektedir.
TÜRK ÖĞRETMENİNE
Bazen ölüler yurdu korur,bazı da sağlar;
Göz nuru karışmazsa şahadet kanı ağlar,
Yoksulluğun ufkunda erirken bile mağrur,
Sensin o hazin nûr,O derin Nûr,O büyük nûr,
Hoşnutsun ,eğilmiş okuyorsun ,yazıyorsun;
Ey terli alın,ey Güneşin öptüğü insan.
Şöhret aramaz,şân aramaz,nâm aramazsın;
Cemiyetin omzunda da yokmuş kadar azsın;
İlmin sesi haykırmaz:İlim şarlatan olmaz.
Sessiz de seven yoksa vatanlar vatan olmaz.
Sen yurdunu,haykırmayarak gizli seversin,
Kalmışsa eğer,ömrümü Tanrı’m sana versin (1)
(1) MİTHAT CEMAL KUNTAY
TÜRK ÖĞRETMENİNİN YİRMİDÖRT DÜSTURU
İbrahim Alaattin Gövsa
1-Öğrenci karşısında daima samimi olunuz.Çocuk öğretmeni kolay tanır.Tavrında yapmacık,sözlerinde mübalağa,hareketlerinde uyumsuzluk varsa,derhal bunun farkına varır,samimi olmayan öğretmen itimat kazanamaz.
2-İlk günlerde öğrencilerimizi her bakımdan tanımaya çalışınız.Ailelerini;sağlıklarını,zeka ve kabiliyetlerini ve evvelki bilgilerini öğrenmeye çalışınız.Bu bilgi hem işinizi kolaylaştıracak,hem de otoritenizi artıracaktır.Kendilerine isimleriyle hitap ettiğiniz çocuklar size kolay bağlanır.
3-Kıyafetiniz düzgün ve muntazam olsun,asla şık ve pahalı değil,fakat temiz ve dikkatli.Çapaçul bir öğretmen,talebeye intizam telkin edemez.Düzgün kıyafet,otoritenin büyük yardımcısıdır.
4-Konuşmamız dikkatli ve şuurlu olacaktır.Kelimelerimiz onların seviyesine uygun,cümlelerimiz kıza ve muntazam,telâffuzumuz harfleri belirtecek şekilde olmalı.Sesimizi sınıfa göre idare etmeli ve Türkçe’yi güzel konuşmalısınız.
5-Konuşma gibi yazınızı da güzelleştirmek mecburiyetindesiniz.Tahtaya veya çocuğun ödevine daima bir şeyler yazmak mecburiyetindesiniz.Bu yazı onların imreneceği ve taklite özeneceği bir örnek olabilmelidir
6-Yalnız yazınız değil,yazdıklarınızdaki ifadenin de düzgün ve kuvvetli olması otoritenizin güç kazanmasına yardım eder.Her Türk öğretmeni hangi dersi okutursa okutsun,Türkçe’yi iyi ve kuvvetli yazmak ihtiyacındadır.
7-Konuşma,yazı ve ifade gibi eliniz de resim çizmeye yatkın olacaktır.Çocukların aklı gözündedir.Resim özellikle küçük sınıflarda başarı unsurudur.
8-Spora asla yabancı olmayacaksınız.Bu hem sizin sıhhatiniz hem de arkadaşlık edeceğiniz çocuklarla gerektiğinde beraber gezdiğinizde ve koştuğunuzda lüzum olacaktır.
9-Sınıf havası temiz,çocukların sıralarında rahat olmasını temin etmek ilk düşünülecek.işlerdendir.
10-Sınıfların tertip ve düzenini de unutmamak lazım.Önce,çirkinleştirecek sebepleri ortadan kaldırınız.Masrafsız yapılabilecek süs vasıtaları bulunuz.Temizlik,düzen,birkaç resim ve mümkünse birkaç çiçek.
11-Telkin göreviniz,ders verme zorunluluğunuzdan önemlidir.Çünkü karakter bilgiden üstündür.Bunu asla unutmayınız.
12-Telkin en önemli milli aşktır.Her Türk öğretmeni mutlaka kuvvetli bir Türk Milliyetperveri olacaktır.İnanmayan inandıramaz.Türklük Mefkûresini uyanık bulunduracaksınız.Şovenliğe yani yabancı düşmanlığına tenezzül etmemek şartıyla.
13-Memleket müessesesine ,tarihine,âdet ve ananesine daima hürmet telkin edeceksiniz.Çocuk milliyetini,memleketini ,dinini,devletini,hükümetini anane ve adetlerini sevecektir.
14-Sınıfta çocuklar arasında daima neşeli olmaya çalışınız.Eğer durgun mizaçlı iseniz tebessüme alışmak imkânsız değildir.Güler yüzlü fakat asla sırıtan değil.
15-Ölçülü ve dengeli olmak başarının temellerindendir.Neşenizde,iltifatlarınızda,darılmanızda ölçü ,ne pelte gibi yumuşak ne de odun gibi sert olmalıdır.
16-Çocukların haysiyetine riayet ediniz ki saygınız artsın.Yalanını tutsanız da herkesin içinde yüzüne vurmayınız.Onların gururunu beslemelisiniz.
17-Hazırlıksız hiçbir derse başlamayınız.Bilginize ne kadar güvenirseniz güveniniz,hazırlık her derecede,ders için ilk şarttır.
18-Şemasız derse girmemeyi adet edininiz.Ders şeması işe nasıl başlayacağınızı,neler anlatacağınızı ihtiva eder.Şemasız ders pusulasız yol gibidir.
19-Dersleri asla lakırdıya boğmayınız.Her ders de iş daima sözden üstündür.Hele lüzumsuz söz zararlıdır.
20-Çocuklar derse iştirak etmelidirler.Misalleri ,neticeleri onlara buldurmaya,müşahedeleri kendilerine yaptırmaya,adet ve vasıtaları birlikte kurmaya teşvik etmelisiniz ki bir ders elbirliğiyle hazırlanmış bir yemek halinde pişsin.
21-Derste öğrencilerinizin yalnız bir kaçına hitap etmeyiniz.Talebelerinizin hepsi ile uğraşınız.Hepsine kıymet verdiğinizi belli ediniz.
22-Derslerde öğrenciyi konuşturunuz.Kelimelerin cümlelerin doğruluklarına,nihayet fikirlerine dikkat ediniz.
23- Vereceğiniz vazifelerin çoğu sınıfta ve ders zamanının bir kısmında yapılacak mahiyette olmalıdır.Vazife zevk ile yapılabilmelidir.
24-Okul hayatında bilgiyi seçmek önemli bir iştir.Her bildiğinizin sırası gelmiştir diye söylemeyiniz.Öyle bilgi ki işe yarasın,karaktere hizmet etsin.
TARİHİMİZ
Hanımlar ,Beyler,
DEVRİM 1961 TÜRKİYE TÜRK MALI 1
9/02/1930 Pazar gecesi Ankara Radyosunda verilen bir Konferans metni TARİHİMİZ
HANIMLAR,Beyler,
Türk tarihinden bahsedeceğim;Türk tarihini toplamak,yarım saatlik bir konuşma mevzuu,ne zor;Türk tarihi büyüktür,geniştir,dağınıktır;Türk tarihi ilk devirlerde belki de Cihan tarihidir.
Ecdadımız,eski dünyanın her meşhur ülkesine,tarihin bilebildiği zamanlarda uğramakta kusur etmemişler…Türk tarihi;Çin’den ve İran’dan Irak’tan,Suriye’den,Balkanlar’dan,Küçük Asyadan,Mısır’dan,Cezayir’den,Galya’dan,İtalya’dan,Germanya’dan,Rusya’dan,Sibirya’dan ve bittabi Orta Asya’dan toplanıyor ve toplanacak.
Bu zaruridir.Çünkü eski dünyanın bu namlı ülkelerinde izlerimiz var,eserlerimiz var;Çin ve aksayı şark’tan itibaren garba doğru kıtalarda hükümet sürenlerden belli başlılarının isimleri şunlardır:”Tesinler (Tisinler),Hanlar ,Heuçaular,Gueyler,Hiyalar,Pelonaklar,Siyenpiler,Hiyoğnular,Cevcenler,Tokyolar (Tukyu) ,Yueşiler(Yueçi),Tiyeleler,Hüveyhüler,Siyentüler(Siyenpi) ,Eftalik(Ak hun),Avarlar,Hönler(Hun) ,Mançular,Medler,Somirler,’Sümer),Akadlar,Elamlar,Sövük Tekinler,Goriler,Harzemliler,Selçukiler,Etabekiler(Atabeylikler),Toloniler(Tulunoğulları),Ahşidler, Türk Kölemenleri,Bulgarlar,Macarlar,Finuvallar,Başkırtlar,Mişarlar(Mişer)Baberiler,Kayiler,Kaçarlar…
Tarihimiz tarihle beraber başlıyor.Türk milleti eski dünyanın her ehemmiyetli köşesinden bir kere geçmiş,ekser yerlerde bir devlet kurmuştur.
Şu halde eski Türk tarihi eski Cihan tarihi,eski cihan tarihidir sözü az mübalağalıdır.
Dünya münevverleri tarafından çok evvelden bilinen ve sezilen bu hakikâti,bundan yirmi sene evveline kadar (1910-1930)biz bilmiyorduk .Tarihimiz diye öğretilen şeyler,Türk tarihinin ancak bir aç bozuk sahi fesiydi.
Tarihle iştigal edenlerimiz,Tarihimizi iki kısımda mütalaa ederlerdi.
1-İslamlıktan evvel Türkler.
2-İslamlıktan sonra Türkler,
Bunlara bir üçüncüyü,artık ilave edebiliriz
3-Milliyet devrinde Türkler.
1-İSLAMLIKTAN EVVEL TÜRKLER
. İslamlıktan evvel Türkler faslı milattan evvele doğru asırlar üç dört rakamını aşarak uzadıkça,Tarihimizin en karışık,karanlık ve dağınık,kısmıdır.İtalya’dan aksayı şarka kadar Avrupa ve Asya da ırkımıza mensup oldukları hakkında emareler görülen bir çok akvam ve hükümetler var.esasen bu fasıl bütün milletler içinde biraz mülhemdir.Mamafih hemen her saha üzerinde “Jeoloji”,antropoloji,Arkeoloji,Filoloji…alimleri ve müverrihler çalışmaktadırlar.Bugüne kadar meydana çıkan hakikatler,Türk tarihiyle uğraşanları ve Türkleri memnun ve hatta bahtiyar edecek mahiyettedir.Türk milletinin kıdemi,asaleti,büyük vasıfları ve insanlığa hizmetleri bire birer tezahür ediyor ve edecek:Bu kısım hakkında daha açık ve daha doğru tafsilat ve malûmat verebilmek için biraz beklemek lâzım ve zaruridir.(Mart1930)
HİYOĞNULAR
Milattan üç asır evvelinden itibaren hükümet kurmuş Türk ırklarının tarihleri daha vazıhtır.meselâ koyunluların “Hiyoğnular,, hükümetlerini Çinlilerden öğreniyoruz.Kablelmilat (Milattan önce) üçüncü asır nihayetlerinde bu hü |