Savaş Çocukları
Son
zamanlarda başta televizyonlar olmak üzere yazılı ve basılı medyada ne çok şiddet görüntüsü
izlemeye başladık. Savaşlar, cinayetler, çeteler, yakalanan silahlar, patlayan
bombalar ve daha neler neler… Haber alma özgürlüğümüz
var var olmasına da haberle birlikte başka neler
alıyoruz ben birazda bunu sorgulamak istiyorum.
Akşamları
ana haber bültenlerini şöyle bir takip etseniz, birkaç ciddi haber kanalının
dışında kalan kanallarda sırf reyting arttırmak için haddinden fazla şiddet içerikli
görüntülere rastlıyorsunuz. Gazeteler ona keza. Biz büyükler olarak izleyip
izlememe konusunda tercihde bulunabiliyoruz ancak
çocuklar isteselerde istemeselerde
bu tür görüntülere maruz kalabiliyorlar. Bu görüntüleri izleyen çocuklar kendi
iç dünyalarında olayı farklı yorumlayıp yeni ama istenmedik davranışlar
kazanabiliyorlar. Bu konuyu daha önce “Televizyon
seni ne yapmalı” isimli yazımda uzun uzun anlatmış
olduğumdan yeniden yazmıyorum. Ancak bir konuya dikkat çekmedende
geçemeyeceğim. Biz çocuklarımıza her zaman -adına eğitim dediğimiz- istendik
davranış kazandıramıyoruz. Bazı zamanlarda istemediğimiz davranışlarda
kazandırabiliyoruz. Saddam Hüseyin’in idamında olduğu gibi… Bu idam
görüntülerini televizyonlarda sansürsüz izleyen çocuklar istemedende
olsa yeni bir davranış kazanmış oldular. Bazıları bu yeni davranışı uygulamaya
koydu ve ne yazık ki hayatını kaybetti.
Yukarda
anlattığım olayın bir boyutuydu. Olaya bir başka açıdan baktığımızda ise yanlış
olan davranışı özümseyerek normalleştirme sürecini izleme fırsatı
bulabiliyoruz. Bizler çoğu zaman kan görmeye dayanamıyorken, savaş yaşanan
bölgelerde insan cesetlerinin yakınında oynayan çocukları görebilirsiniz. Çocuk
bu durumu öylesine özümsüyorlar ki yaşananlar kendisine normal geliyor. Çünkü
her gün çevresinde insanlar ölüyor. Her gün birileri yaralanıyor. Bu durum
çocuğun iç dünyasında yaşadığı bir sistematik duyarsızlaştırma sonucunda
normalleşme sürecini tamamlıyor.
Bu
normalleşme süreci bakın arkasından daha neler getiriyor. Çocuk öğrendiği
şiddet içeren davranışı çevresinde uygulamaya başlıyor. Biri kendisine ait bir
eşyayı kırdığında yada kazarada
olsa kendisine zarar verdiğinde sorguya ve suale fırsat tanımadan doğrudan
saldırganlaşıyor ve şiddete baş vuruyor. Çünkü öğrenmiş olduğu davranış kalıbı
onu öngörüyor.
Çocuklar
bu türden travmaları gerek yaşadıktan gereksede izledikten sonra beklide en büyük yarayı iç
dünyalarında alıyorlar. Bu konularla ilgili yapılan onlarca araştırma
bulunmaktadır. Doç. Dr.Burhanettin Kaya’nın yazmış
olduğu “Savaşların Yol Açtığı Ruhsal Yıkımlar”
isimli yazıda geçen bir bilgiye göre 2000 yılında Filistin’in Gazze bölgesinde 7-12 yaşları
arasıdaki ilkokul öğrencilerinde yapılan bir araştırmada savaş bağlı olarak
ortaya çıkan travma sonrası stres bozukluğunun yüzde 42 olduğu çatışmalar
bittikten yaklaşık 1 yıl sonra bu oranın yüzde 19 gerilediğini göstermiştir. Bu
türden travmalara maruz kalan çocuklarda görülebilecek
bozukluklar; altını ıslatma, tırnak yeme, uyku bozuklukları, sinirlilik
halleri, saldırgan davranış sergileme olarak sıralanabilir.
Tüm
bu travma sonrası bozukluklarla ilgili mutlaka uzman
yardımına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu profesyonel yardım bireysel verilebileceği
gibi Adapazarı ve Kocaeli’nde yaşanan depremlerden sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nın
başlatmış olduğu Psikososyal Okul Programı projesi
benzeri bir proje ile grup olarakta verilebilir.
Savaş
bölgesindeki çocukların ilaç kadar, gıda kadar psikolojik desteğede
ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu konu şiddetin normalleşmesine karşı mücadelenin
en etkili yöntemlerinin başında gelmektedir. Bu kısır döngü kırılmalıdır.
Çocuklara şiddetin, saldırganlığın istenmeyen bir davranış olduğunu, bu türden
davranışlarda bulunanların anormal davranış sergilediklerinin anlatılması,
normal olanın ne olduğu konusunda uzman yardımının verilmesi büyük önem
taşımaktadır. Yine ayrıca şiddete maruz kalan çocukların kendilerini nasıl
korumaları, nasıl davranmaları gerektiği konusunda da çocuğa yeni davranış
kalıpları öğretilmelidir.
Anne
babaların en azından şiddet ve savaş içeren haberleri izlerken çocuklarını
televizyon başından uzaklaştırmaları bile onları travmadan
korunmak için önemli bir tedbirdir. Savaş ve şiddete maruz kalan çocular içinse ne yazıkki
bireysel tedbirler çok fazla anlam ifade etmemekte bu konuya devletler ve
birleşmiş milletler bazında yaklaşılması gerekmektedir.
Günlerdir
İsrailin masum sivilleri katletmesi, yüzlercesini
sakat bırakması, bu olumsuzluklardan en çokda
çocukların etkilenmesinden hareketle savaş çocuklarını yazdım. Filistinli savaş
çocuklarının neler hissettiklerini ve bu durumun hayatlarının geriye kalan
kısmını (eğer İsrail sağ bırakırsa) nasıl etkileyeceğini, olayın yüzlerce
kilometre uzağında da olsa bu türden görüntülerin izleyen çocuklarda ne tür
psikolojik sorunlara neden olacağını kendimce aktarmaya çalıştım.
Tüm
kalbimle istiyorum ki, savaşlar olmasın ve insanlar ölmesin….
Bir
başka yazıda görüşmek dileğiyle…
Psikolojik
Danışman