pirsultanlar.sitemynet.com
piirsultanlogo.jpg

PSAKD
YÖNETİM
TÜZÜK
ŞUBELERİMİZ
PİRSULTAN
TÜRKÜLERİMİZ
ALEVİLİK
MAKALELER
HABERLER
DUYURULAR
BASIN
BANAZ RESİMLERİ
ŞEHİTLERİMİZ
SİVAS
FOTO GALERİ
PSA DERGİSİ
TAKVİM-KRONOLOJİ
ARŞİV
İLETİŞİM
LİNKLER

PİRSULTAN


psa.jpg

Pîr Sultan Abdal'ın Yaşamı

MEMET FUAT

Pîr Sultan Abdal'ın yaşamı üzerine, yazılı kaynaklarda pek bilgi yoktur. Doğum ölüm yılları bile bilinmiyor. Yaşamı üzerine bilgiler, genellikle, kendi şiirlerinden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatıla gelen menkibelerden, bir de yakınlarının ya da başka ozanların onu anlatan şiirlerinden çıkarılır.

Gene de bu yollardan epeyce bilgi edinilmiştir, çünkü Pir Sultan, bağlandığı tarikatın din anlayışını, dünya görüşünü yansıtmakta ya da derinleştirmek için soyut şiirler yazan bir sanatçı değildir, doğrudan doğruya başından geçenleri, kavgasını, özlemlerini, katlandığı acıları, yaşamının türlü yönlerini yansıtan somut şiirler yazmıştır.

Şiirlerden, halk söylentilerinden çıkarılan bilgilere göre, Pîr Sultan Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır Bucağına bağlı Banaz köyünde doğmuştur. Yıldızdağı eteklerinde, Çırçır'a kırk sekiz kilometre uzaklıkta, denizden bin yedi yüz metre yüksekte, çoğu tek katlı kerpiç evleri, soğuktan korunmak için yarı yarıya toprağa gömülü bir köy...

Banaz'da bugün de Pir Sultan'ın olduğu söylenen bir ev, önünde şairin yaşadığı dönemden kaldığına inanılan bir söğüt ağacı, ağacın altında, asâsının ucuna takıp Horasan'dan getirildiğine inanılan bir değirmen taşı vardır. Pîr Sultan yaz aylarının güzel havalarında bu taşın üstüne oturup karısıyla sohbet edermiş. Köylüler bu evi, ağacı, taşı kutsal sayarlar.Kızının yaktığı ağıtta uzun boyluluğuna, biçimliliğine değinilen şairin asıl adı, şiirlerinde belirttiğine göre, Haydar'dır. Bir yerde soyunun Yemen'li olduğunu, bir yerde Peygamber'in öz torunu olduğunu söyler, bir yerde de Imam Zeynel-Âbidin'den "Zeynel dedem" diye söz eder. Uzmanlara göre, Pir Sultan'ın bu sözleri söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini arttırmak içindir. Muhammed peygamber soyundan geldiklerini, "seyyid"liklerini ileri sürmek tarikat uluları arasında bir gelenektir. Genel kanı, şairin İran'ın doğusundaki Horasan'dan, önce Iran Azerbeycanı'ndaki Hoy kasabasına, oradan da Anadolu'ya göçüp Sivas'a yerleşen bir Türkmen soyundan geldiği yolundadır.

Çocukluğu çobanlıkla geçen Pîr Sultan'ın okuma yazma bildiği anlaşılıyor. Tekke eğitimi çerçevesinde halifeler tarihini, peygamber menkibelerini, evliya menkibelerini, tarikat kurallarını, Yunus Emre'yi, Hatâyî'yi bilir.

Söylentiye göre, Pir Sultan'ın üç oğlu, bir kızı var. Oğullarından Seyyit Ali Banaz köyünün üst yanındaki çam korusunda, Pîr Muhammed Tokat'in Daduk Köyünde, Er Gaib de Dersim'de gömülü olduğu ifade edilmektedir.

Adı Sanem olan kızının Pîr Sultan asıldığı zaman söylediği ağıt çok ünlüdür. Pir Muhammmed ise babası gibi şairdir. Delikanlı iken attan düşerek öldügü, Pîr Sultan'ın " Allah verdiğini almaz dediler / Bana verdiğini aldı n'eyleyim" derken bu olaya değindiği söylenir. Şiirlerinden uzun yaşadığı, çok çocuğu bulunduğu açıkça anlaşılan şairin, sağlığında iki oğul acısı görmüş olduğunu ileri sürenler de vardır.

Pîr Sultan Alevi-Bektaşi tarikatındandır. Tarikata girme arkadaşı, yani musahibi, Ali Baba'dır. Bağlandığı tekkenin piri ise, Ahmet Yesevî'nin Anadolu'ya gönderdiği dervişlerden Koyun Babanın tekkesinde, Bektaşiliğin kurucusu Hacı Bektaş Veli'nin tekkesinde posta oturmuş, yani en üst makamlara getirilmiş Seyh Hasan'dır.

Pir Sultan, bağlandığı tarikatça yalnız dinsel önder değil, devlet başkanı olarak da görülen İran Şahları adına, Anadolu halkını Osmanlının baskılarına karşı ayaklanmaya çağırdığı, ve bu ayaklanmaya öncülük etmiştir. Ayaklanma önderi olduğu için Sivas valisi Hızır Paşa'nın emriyle tutuklanmış, yolundan dönmeyeceği anlaşılınca da asılmıştır.

Asıldığı yer Sivas'ta eskiden Keçibulan adını taşıyan, sonra uzun süre Darağacı diye anılan, simdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarşısı'nın karşısında Mal Pazarı olarak kullanılan bu alanın Gazhane bitişiğinde, sıra söğütlerin bitiminde bulunan, boyu beş metre, eni bir metreden fazla, bakımsız toprak yığını onun mezarıdır. Üstündeki moloz taslar, asılması sırasında Hızır Paşa'nın emriyle halkın attığı taşlardır.

Mezarının, bir menkibeye göre Erdebil'de, Bektaşi geleneğine göre de Merzifon'da olduğu söylenir. Daha başka söylentiler de vardır, ama gerçeğe en yakın görünen söylenti asıldığı yere gömüldüğü, yakınlarının, tarikat erlerinin, hükümet baskısı yüzünden ölüsünü alıp köyüne bile götüremedikleridir.

Şiirlerinden, halk söylentilerinden çıkarılan bu dağınık bilgileri değerlendirebilmek için, önce, Pir Sultan'ın ne zaman yaşadığını saptamak gerekir.

pirim.jpg

Ne Zaman Yaşadı?

Uzmanlar "Yürüyüs Eyledi Urum Üstüne" diye başlayan şiirindeki sözlerine bakarak, Pîr Sultan Abdal'in Şah Tahmasb zamanında yaşadığını söylüyorlar. Bu şiirinde söyle sözler var:

Aslını sorarsan Şah'ın oğludur

Koca Haydar Şah-ı cihan torunu

Ali nesli güzel imam geliyor

"Koca Haydar Şahı cihan" diye anılan, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'dir. "Şah" diye anılan ise, Akkoyunlu Devletini yıkıp Safevioğulları Devletini kurarak Şii mezhebi başkanlığı ile devlet başkanlığını birleştiren, Şah İsmail'in kendisidir. Şeyh Haydar'ın torunu, Şah Ismail'in oğlu da Sah Tahmasb'dır.

Sah Tahmasb'in saltanat döneminin (1524-1578) büyük bir bölümü, Kanunî Sultan Süleyman'in saltanat dönemine (1520-1566) rastlar. Bu iki hükümdar geçmişteki acı olaylar yüzünden, uzun süre ülkeleri arasında barışı sağlayamamışlar, İranlılar ile Osmanlılar, 1534'den 1554'e kadar, tam yirmi yılı anlaşmazlıklar, çatışmalar, savaşlarla geçirmişlerdir. Kanunî Sultan Süleyman 1534'de yaptığı doğu seferinde, İranlıların elinde bulunan Bağdat'ı Osmanlı topraklarına katmış, Şah Tahmasb 1548'de Anadolu'ya girerek Kemah'a kadar ilerlemiş, 1552'de Erciş, Ahlat kalelerini geri almıştır.

Pir Sultanın şiirlerindeki olayların Sah Tahmasb dönemindeki olaylara uyması, daha sonraki İran şahlarının Anadolu üzerine "yürüyüş eylemiş" olmaları, bazı uzmanların kesin konuşmalarına, şairin bu dönemde yaşadığından şüphe edilemeyeceğini söylemelerine yol açar.

Oysa bu dönemde Sivas'ta valilik etmiş bir Hızır Paşa yok, ama 1552'de Köstendil, 1554'de Sam, 1560'da Bagdat beylerbeyliklerinde bulunmuş bir Hızır Paşa var. Uzmanlar 1567'de ölen bu Hızır Paşa'nın, Bağdat'a giderken, Sivas'a uğrayıp oradaki ayaklanmayı bastırmış olabileceğini söylüyor. Bu görüş doğruysa, Pir Sultan 1560'da asılmış demektir. Pir Sultanın dili on altıncı yüzyılın ikinci yarısının dilidir, diyen bazı uzmanlar ise şairin 1560'da asılmış olabileceğini kabul etmiyorlar. Onlar halk söylentisini değerlendirerek başka bir yoldan gidiyor, Sivas'ta valilik etmiş Hızır Paşayı arıyorlar.

Sofi Aziz Mahmut Hüdâyi Efendi'nin I. Ahmed'e yazdığı bir mektupta, Alevîler ile Seyh Bedreddin'e bağlı olanları iyi tanıyan, onlarla uğraşmasını bilen bir Hızır Paşa'dan söz ediliyor. Belgenin ilgili bulunduğu dönemde ise iki Hızır Paşa yaşamış. Birinin özellikleri söyle:

Deli Hızır Paşa, Van Beylerbeyi (1582), Kars Beylerbeyi olarak Iran seferine katılma (1587), Erzurum Beylerbeyi (1588), Sivas Valisi (1588), Diyarbakır Valisi (1589), gene Sivas Valisi (1590), Tuna Muhafizi (1602), Budin Muhafizi (1605), ölümü (1607). Deli diye anılması gözü pek, acımasız bir kimse olduğunu gösteriyor. Ayrıca Iran seferine katılmış, yani Safevilere karşı savaşmış. Safevi yanlısı Alevilere düşmanlık besleyebilir. İki kere Sivas'a vali gönderilmiş, ikincisinde oldukça uzun kalmış.

Pîr Sultan'ı astıranın Sivas Valisi Deli Hızır Paşa olduğunu söyleyen uzmanların görüşü doğruysa, şairin ölümü 1588'de, ya da 1590'dan sonradır. Gene uzmanlara göre, Pîr Sultan 1534'de Bağdat'ın Osmanlılara geçişi üzerine, İran Şahına,

“Güzel Şah'im çok yerlerden görünür

Aslı nedir niye verdin Bağdat'ı “

diye şiir yazmıştır 1534 ile 1590 arasında 56 yıl var. Pîr Sultan bu şiiri yazdığında, diyelim 20 yaşındaysa, 76 yaşında ölmüş olur.

Böyle uzun bir ömür sürdüğü kabul edilirse, uzmanlar arasındaki görüş ayrılıkları da sona erebilir. Çünkü bu uzun ömre hem Pir Sultanın şiirlerindeki olaylara uygun düşen Sah Tahmasb dönemi, hem de Deli Hızır Paşa sığdırılabiliyor.

Gene de bazı durumların açıklanması kolay değil. Örnekse, Pir Sultanın şiirlerinde bir Alevi ayaklanmasından söz ediliyor, oysa Deli Hızır Paşa döneminde Sivas'ta böyle bir ayaklanma olduğuna dair yeterli bilgi bulunmamaktadır .

Uzmanlar arasındaki görüş ayrılıklarının ötesinde, kesin olan şudur:

Pir Sultan Abdal on altıncı yüzyılda Anadolu'da, Sivas yöresinde yaşadı.



pirim3.jpg

Kitaplar

Pîr Sultan abdal üzerine ilk önemli çalışmayı 1929'da Sadettin Nüzhet ERGUN yapmış, 105 şiir yayımlayarak, şair üzerine bilgiler verilmiştir: XVII Asır Saz Sairlerinden Pîr Sultan Abdal.

Konuya ikinci önemli yaklaşım Pertev Naili BORATAV ile Abdülbâki GÖLPINARLI'nın birlikte hazırladıkları bir kitap var. Kitap 1943'de yayımlandı.Pîr Sultan Abdal adli kitaplar olmuştur.

Diğer Yayınlar

*Pîr Sultan Abdal, Abdülbaki Gölpinarlı, Varlik Yayınevi

*Pir Sultan Abdal, Cevdet Kudret, Yeditepe Yayınevi

*Pir Sultan Abdal, Cahit Öztelli, Milliyet Yayınevi

*Sabahattin Eyüboğlu'nun, ölümünden önce hazırlayıp bitiremeden bıraktığı bir seçmeler kitabı, dostlarınca tamamlanıp Cem Yayınları arasında basıldı.



pirim4.jpg

Sanatı

Halkın benimsediği, destan kahramanı durumuna getirdiği şairlerin alınyazısını Pir Sultan da paylaşmıştır. Uzmanlar yazmalarda gördükleri ya da ağızdan ağıza sürüp gelen Pir Sultan şiirlerinden hangilerinin gerçekten onun olduğunu, hangilerinin onun adına başkalarınca söylendiğini ayırmakta güçlük çekiyor, çaresiz kalıyorlar.

Görünüşe bakılırsa, halkımız Pir Sultanın şiirlerini çoğaltma çabasını günümüzde bile sürdürüyor. On altıncı yüzyılda yazıldığı bilinen bir yazmadaki, genellikle eski yazmalardaki Pir Sultan şiirleriyle sonradan bulunanlar arasında, gerek dil, gerek söyleyiş yönünden büyük ayrılıklar olduğu gerçektir. Bu durumu gözönünde tutan uzmanlar, Pir Sultanın sanatı üzerine konuşurken, özellikle eski yazmalardaki şiirlerinden, onun söylediğine kesin diye bakılan şiirlerden yola çıkıyorlar. Görüşleri şöyle özetlenebilir: Pir Sultan Halk edebiyatı geleneklerinden hiç ayrılmamış, ölçü, uyak, biçim, dil, söyleyiş özellikleriyle, bir halk ozanı görünümünü hep sürdürmüştür. Şiirlerin genellikle hece ölçüsünün 11'li (4+4+3 ve 6+5) ya da 8'li (4+4 ve 5+3) kalıplarıyla yazmış, arada 7'li kalıbı da kullanmıştır. Aruz ölçüsüyle şiiri yoktur. Yalnız, gene heceyle yazdığı bir şiirinde gazel düzenini denemiştir. Bunun dışında şiirleri hep dörtlükler biçimindedir, koşma ya da semah biçiminde... Çoğu zaman yarım uyak kullanmış, ses azlığını rediflerle giderme yoluna da sık sık başvurmuştur.

Şiirlerinden Pir Sultanın saza bağlılığı açıkça anlaşılıyor. İyi bir çalgı ustası olduğu da düşünülebilir. Konularını yalnızca dinsel inançlardan, mezhep ya da tarikat inançlarından almamış, yaşamın çeşitli yönleri üzerine kesinlikle din dışı şiirler de söylemiştir. Tarikat şiirlerinde ise, Ali, On İki İmam gibi genel konuların yanı sıra, kendi kavgasını, yaşadığı günlerdeki çatışmaları, ayrıntılarıyla yansıtmış olması çok ilginçtir. Kurumsal konulara, örnekse Tasavvufun derin sorunlarına girmemiş, yaşam karşısında hep somut, hep dışa dönük kalmıştır. İnançlarının,kavgasının yılmak bilmez, sözünü sakınmaz bir propagandacısıdır.

Onun şiirlerini okurken Anadolu'nun toplumsal tarihi üzerine bilgiler ediniriz. Devlet düzeninin bozukluğunu, mezhep ayrılığından doğan iç kavgaları, bu yüzden Alevîlere yapılan zulümleri, kadıların haram yediğini, müftülerin yalan yanlış fetva verdiğini, Şiilerin karşılaştığı güçlüklerin Sünni halktan değil, Sünni Osmanlı Devleti'nden geldiğini öğreniriz.

Alevi Türkmenlerin, yönetimi durmadan bozulan, dinsel hoşgörüden uzaklaşan Osmanlılar'dan nasıl kopup, Mehdi diye, kurtarıcı diye İran Şahlarına sarıldıklarını siyasal kaygılara nasıl araç edildiklerini görürüz. Bu bağlanışın altındaki çaresizlikleri, giderek bu bağlanışın yarattığı umut kırıklıklarını sezeriz.

Pir Sultan din dışı konular işlerken halk ozanlarının kalıplaşmış sözlerini kullandığı gibi, zaman zaman bunlardan bütünüyle uzaklaşmış köy yaşamını tertemiz, katkısız bir gözlem gücüyle yansıyan şiirler de söylemiştir. İnsan, hayvan, doğa sevgisiyle örülmüş şiirler...

Kullandığı dil çağının konuşma dilidir. Yabancı sözcükler, din, mezhep, tasavvuf, tarikat aracılığıyla yaşadığı günlerin konuşma diline girdiği oranda onun şiirlerine de girmiştir



KAYNAK: MEMET FUAT, Pîr Sultan Abdal Yasamı Sanatçı Kişiliği Yapıtları, DE Yayınevi, 1977

www.cs.rpi.edu/~sibel/poetry/pir_sultan_abdal.html

pirimolmez.jpg

PİR SULTAN ABDAL

Alevi toplumunun bağrından çıkan en büyük halk ozanlarından biridir.Yaşamı boyunca haksızlıklara karşı mücadele etmiş, hatta asılacağını bile bile bu tutumundan vazgeçmemiştir. Şiirleri ve direnişci tutumuyla nice kusaklara örnek olmustur. Pir Sultanın şiirleri ve deyişleri hala dilden dile ve ağızdan ağıza dolaşıyor. Bu büyük insanın hayatına bakmakta yarar var.
Pir Sultan Abdal'ın 1510/14 -1589/90 yillar arasında yasadığı tahmin ediliyor. Öz adı Haydar olmasına karşı şiirlerinde Pir Sultan mahlasını kullanir. Kendisi Sivas'ın Yildizeli ilcesinin Circir bucagina bağlı Banaz köyünde dünyaya gelmistir. Yirmi yaşına bastığında Seyit Ali Sultan Dedenin dergahına baglanır ve ikrarını verir. Tam beş yıl gece-gündüz demeyip, o dostluk ve muhabbet kapısına eli erdigince, gücü yettigince katkıda bulunur. Odun tasir, su getirir, hasat kaldirir, konuklar agirlar, ac doyurur, harama el sürmez ve dergaha bir tek haram lokma getirmez. Eline, diline, beline sahip olmak; onun da diger canlar gibi hiç aklından çıkarmadığı bir temel ilke olur. Haydar, dergaha ve dolasıyla halka hizmeti, Hakka hizmet sayar. Makamlari adım adım alır ve sonunda Pir makamına erişir. Pir Sultan Abdal Seyit Ali Sultan Dede;den dedelik hirkasini ve Pirlik nişanını aldıktan sonra canları tek tek dolaşır ve dertlerini dinler. O günlerde, Andadolu'da kötülük kol geziyor, zalim esen rüzgar ölüm türküleri söylüyordu. Vahsi padisahlar,
rüsvetci kadılar, yobaz müftüler, zalim pasalar ve niceleri halkın alın terine bakmadan insanların hayatını ceheneme dönüştürüyorlardı. Özellikle Alevi toplumunu kafirlikle, imansizlikla ve zındıklıkla suçluyorlardi. gerek Selcuklu, gerekse Osmanlı döneminde irili ufaklı pek cok ayaklanma girisimi olmuş, fakat hepsi basarısızlıkla sonuçlanmıştı.Pir Sultan Abdal, zalimlere, ezenlere karşı şiirlerini bir silah olarak kullandı, ömrünün sonuna dek türkülerini hem de yüksek sesle söylemekten kaçınmadı. Anadolu Alevilerinin zulme karşı başkaldırmalarına önderlik eden Pir Sultan, Hızır Paşa tarafından asılmıştır. Yine söylentilere göre Pir Sultan Abdal'ın Seyyid Ali, Pir Muhammed ve Er Gayib adli üç oğlu ile Sinem adlı bir de kızı vardı.
Pir Sultan Abdal adı, bugün bile işbirlikçi, yobaz, gerici kesimlere korku vermektedir. Öyle ki, türkülerine ve hatta heykeline bile tahammül edemeyenlere, hem de sıkça rastlanmaktadır. Haksızlığa karşı mücadelenin bir simgesi haline gelen bu büyük ozanı Alevilerin sembolü olarak saygıyla anıyoruz.

pirsultananit.jpg

PİR SULTAN ABDAL ÜZERİNE

İrene MELİKOFF


Bektaşi-Alevi edebiyatının değeri ve önemini göz önünde bulundurmamak olanaksızdır. Gerçekten bu edebiyat Türk Halk edebiyatının belki en önemli parçasıdır. Aynı zamanda Bektaşiliğin ve bilhassa Aleviliğin incelenmesi için önemli bir kaynak oluşturur. Bektaşi-Alevi inançlarının ve geleneklerinin özü nefeslerde bulunur.
Bununla beraber, her halk edebiyatı gibi Bektaşi-Alevi edebiyatı kulaktan kulağa yayılıyor, sözlü geleneğe dayanıyor. O nedenle bu edebiyatın incelenmesi kolay değildir.
Deyişlerin taklidi çoktur. Aynı deyiş bir kaç kişiye mal edilebilir. Birde adaş şairlerinin sorunu var: Bir kaç kişi aynı takallüsü kullanabilirdi.
Taklitlerin sayısı bilhassa çok okunan deyişler sırasında önemlidir.
Eğer taklit eden deyişlerin sayısını düzmeye çalışırsak, ön sırada şüphesiz Pir Sultan Abdal ismi gelecek. Sonra Hatai'nin ismi başlangıçta olacak, çünkü bu iki kişinin karizması çok güçlüdür.
Hatai'nin karizması güçlü olmasına rağmen, halk içinde en sevilen şair Pir Sultan Abdal'dır.
Zamanla silinmez bir özelliği taşıyan ve her zaman tanınabilir deyişleri yazan Pir Sultan Abdal Bektaşi-Alevilerin en büyük şairidir.
Aynı zamanda hem isyan ve direnişinden dolayı, hem de efsaneleşmiş hayatından ötürü eşsiz bir kişilik sahibidir.
Pir Sultan'ın deyişleri sürekli basılma üstünlüğü taşırlar. Şiirleri üzerine eleştirel tek çalışma yapan yazarlar Abdulbaki Gölpınarlı ve Pertev N. Boratav'dır.
Ne yazık ki bu iki büyük bilginin emeği başka şairlere uzanmadı. Örneğin Hatai'nin şiirleri böyle bir eleştiriden geçse idi kuşkusuz önemli bir eser ortaya çıkacaktı.
***
Kısa bir makale için Pir Sultan Abdal'ın şiirlerinin yayın sayısını saymak imkansızdır. Bu yayınların sayıları çoğu zaman tenkitsidir.
Ben sadece üç vazgeçilmez yayından bahsedeceğim. İlk önce Abdulbaki Gölpınarlı ve Pertev N. Boratav'ın ustaca kitabını zikredeceğim.
Pir Sultan hakkında yapılacak olan her incelem enin özü ve temeli o kitaptır.
Ondan sonra, Cahit Öztelli'nin eksiksiz yayınından bahsedebiliriz. Cahit Öztelli, üniversite profesörü olmamakla beraber, zengin bir ???? dizisini toplayabildi ve yayını bu diziye dayanarak düzeltti.
En sonunda, İbrahim Aslanoğlu'nun "Pir Sultan Abdallar" isimli kitabı zikredilebilir.
Şimdiye kadar Pir Sultan Abdal hakkında yazılan en ciddi eserler bunlardır.
Pir Sultan üzerinde ciddi bir eser yazılacaksa bu en az üç ayrı alanda ele alınmalıdır.
İlk önce şairin yaşamını ve direnişini işlemek, sonra Türk halk edebiyatındaki yeri ve önemi ortaya çıkarmak ve son olarak Pir Sultanın efsanesinin gelişmesi ve karizmatik kişiliğinden bahsetmek gerekli olacaktır.
***
Pir Sultan Abdal'ın yaşamı sonsuz defa eserlerine dayanarak anlatıldı.
Direnişine gelince, resmi tarih kaynaklarında veya arşiv belgelerinde hiç bir yankı bulunmaz. Tarih sadece Anadolu'daki önemli isyanlardan bahsetmektedir. (Örneğin: Celali İsyanları vb). Bunların dışında daha küçük olayların toplumsal yankısı olmadı.
Pir Sultan'ın nefesleri olmasa, isyanı unutulmuş olacaktı. Onu ancak şiirlerinden biliyoruz.
Fakat tuhaf bir şekilde daha önemli ayaklanmalar unutulmuş olmakla beraber, Pir Sultan'ın isyanı hala her Bektaşi Alevinin hatırasında canlı bir şekilde yaşıyor.
***
Pir Sultan'ın asıl adı Haydar'dır. Sivas vilayetinde Banaz Köyünde doğmuştur. Bir Bektaşi ocağının piri idi. Sosyal ve inanç isyanının başını çekmiştir. Bu olay Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) ve Şah Tahmasap (1524-1576) zamanında olmuştur. Şah Tahmasap, Şah İsmail'in oğlu idi ve adı Pir Sultan'ın şiirlerinde geçmektedir.
Pir Sultan'ın müritleri arasında Sofular Köyünden gelen Hızır isimli bir devriş vardı. Hızır İstanbul'a gitmiş, şansı açılmış: Paşa ve Beylerbeyi olmuş.
Efsaneye göre, Pir Sultan Hızır'a: "Gidip okuyacaksın, Paşa hatta Vezir olacaksın, fakat beni asmaya geleceksin" diye söylemiş. Ve gerçekten, Pir Sultan ayaklanmış ve Paşa olan Hızır isyanı bastırmak görevine tayin olmuş. Pir Sultan Sivas'ın Toprak kalesinde tutuklanmış ve asılmaya mahkum olmuş.
Tekrar efsaneye göre, Hızır Paşa, Pir Sultan'ın hayatını kurtarmak için, ondan "Şah" kelimesini kullanmadan üç nefes istemiştir. Pir Sultan sazını alıp "Şah"ı öven üç nefes söyledi. Fakat bu övme, İran Şah'ı değil, Şah-i Merdan, yani Ali'yi kastediyordu.
Pir Sultan asıldı ve Hızır Paşanın adı iğrençlikle anıldı.
Tarihte, Hızır ismini taşıyan bir kaç devlet adam oldu. Ama büyük bir ihtimalde 1551/1552 ve 1567 arasında paşalık yapmış ve 1560/1567 yılları arasında Beylerbeyi ve Bağdaş Valisi olmuş Hızır Paşa olabilir. Bahsedilen olaylar, yeni Pir Sultan'ın isyanı, ayaklanması ve idamı, Hızır Paşanın Bağdat yolunda iken Sivas'tan geçtiği zaman olabilir.
Ali'yi öven ve yazarın idamına yol açan nefesler her zaman anılır.
İlk önce Pir Sultan şu nefesi söylemiş:
"Hızır Paşa bizi berdar etmeden
Açılın kapılar Şaha gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılın kapılar Şaha gidelim..."
Sonra, mahkemenin defterini tutan katibe seslenen deyişi söylemiş:
"Kul olayım kalem tutan eline
Katip ahvalimi Şaha böyle yaz...
Allah’ı seversin katip böyle yaz:
???? ol Şaha eylerim niyaz
Umarım yıkılsın şu kanlı Sivas
Katip ahvalimi Şaha böyle yaz..."
Üçüncü bir deyiş ile sözünü kapatmış:
"Karşıda görünen ne güzel yayla
Bir dem süremedim giderim böyle
Ela gözlü Pirim sen Himmet eyle
Ben de bu yayladan Şaha giderim...
Pir Sultan Abdal'ın dünya durulmaz
Gitti giden ömür geri dönülmez
Gözlerin de Şah yolundan ayrılmaz
Ben de bu yayladan Şaha giderim..."
Fakat Şahı andıran nefeslerinin hepsinin kuşkusuz manevi Şahtan söz ettiği kesinlik kazanmış değil. Bazı deyişler Şah Tahmasb'a bağlanabilir. Pir Sultanın bir kaç sefer İran'a gittiğini biliyoruz. Örneğin şu deyiş:
"Yürüyüş eyledi Urum üstüne
Ali nesli güzel İmam geliyor...
Koca Haydar, Şah-ı Cihan torunu
Ali nesli güzel İmam geliyor..."
O deyişle Pir Sultan Şah İsmailoğlu ve Şeyh Haydar torunu olan Şah Tahmasb'ı kast etmektedir.
Böyle ise, Pir Sultan Abdal'ın mahkumiyeti büs bütün haksız değildir. (!)
***
Pir Sultan Abdal efsaneleştirilmiş. Ayaklanması ve idamı toplumsal koşullara göre güncelleştirilmektedir. Halk kahramanı oldu ve isyanı halk haklarını savunmak için ve baskıya karşı mücadeleler hareketi olarak görülüyor.
Şiirleri halk tarafından çok sevilir ve sözleri koşullara göre değiştirilir.
Aşağıdaki deyiş protesto eden gençlerin toplanma marşı gibi kullanılıyor. Onu hepiniz biliyorsunuz.
A. Gölpınarlı ve Pertev N. Bortav'ın yayındaki sözleri şöyledir:
Gelin canlar bir olalım
Münkire kılıç çalalım
Hüseyin'in kanın olalım
Tevekkeltü taallah...
Açalım kızıl sancağı
Geçsin yezitlerin çağı
Elimizde aşk bıçağı
Tevekkeltü taallah.
Mervan soyunu vuralım
Hüseyin'in kanın soralım
Padişahın öldürelim
Tevekkeltü taallah.
Pir Sultanım geldim cuşa
Münkirlerin aklı şaşa
Takdir olan gelir başa
Tevekkeltü taallah."
Asıl metinde işlenen hak davası değil:
Hüseyin'in kanını almak ve düşmanlarını kırmak, yani Yezit ve Merva'a karşı bir direniş çağrısıdır. Şiilerin teberra ve tevella'sı: Al-i Aba'ya sevgi, düşmanlarına nefrettir.
Fakat sözlerinde gizli manalar olabilir ve o zaman Pir Sultan baskı altında kalan halkın intikamını alan bir kahraman gibi görünebilir.
***
Edebiyat bakımında Pir Sultanın şiirleri eşsizdir. Manzaraların tasviri ve tabiat güzelliğini onun gibi kimse ifade edemez.
Dili ve yazış tarzı yeganedir. Kimse ile mukayese edilemez.
Aynı zamanda şiirlerinin derinliği eşsizdir. Mistik düşüncesini ifade etmek için şair tabiat dünyasından gelen sembolik imgeleri kullanıyor.
Örneğin, ikrarı anlatan ünlü bir deyişini zikir edeceğim:
"Uyur idik uyardılar
Diriye saydılar bizi
Koyun olduk ses anladık
Sürüye saydılar bizi.
Sürülüp kasaba gittik
Kanarayı mesken ettik
Didar defterine yettik
Ölüye saydılar bizi
Halimizi hal eyledik
Yolumuzu yol eyledik
Her çiçekten bal eyledik
Arıya saydılar bizi.
Aşk defterine yazıldık
Pir divanına dizildik
Bal olduk şerbet ezildik
Doluya saydılar bizi.
Pir Sultanım Haydar şunda
Çok keramet var insanda
O cihanda bu cihanda
Ali'ye saydılar bizi.
Kerbela trajedisi Bektaşi-Alevilerin hatırasında devamlı olarak canlı yaşıyor. Ayn-i Cem'de anılır. Hüseyin'inmakteli her zaman aynı heyecanla karşılanıyor.
Bu sembol aynı zamanda geniş halk kitleleri nezdinde canlılığını korumaktadır. Hüseyin'in dramı olaylara göre güncelleştirilmektedir.
Kerbela her zaman haksızlığın ve Alevilere karşı yapılan baskıların sembolü oldu. Hüseyin haksızlıkla öldürülen bir şehidin sembolüdür.
Fakat zamanla kahramanların ve şehitlerin kuvveti köreliyor. Tapınmaları yeniden canlandırmak gerekiyor.
Örneğin: İnsanlardan uzak kalan Gök-Tanrının yerine Şah-ı Merdan, yani Ali geldi.
Aleviler en çok Ali'ye dua ederler. Fakat ibadetlerinde en önemli yer Hüseyin'indir. En büyük heyecan Hüseyin'in maketlinden geliyor, çünkü Hüseyin istirab çeken insanlığın sembolüdür.
Asrımızın son çeyreğinde genç Aleviler cahilliğin uyuşukluğundan uyandılar. Okumuş olmaya başladılar.
Düşünsel sınıfın etkisi altında ve Avrupa ülkelerine göç eden işçilerin etkisinde sınıf çatışmalarından ve Marksist fikirlerden etkilendiler. Kerbela şehitleri o zaman yeni bir anlam kazandı. Onlar sosyal baskının sembolü haline geldiler.
Bilindiği gibi, Alevilerin çeşitli akımları izleyen bir kaç hatta bir çok dernekleri var; Kemalist idealini koruyan ve eski Bektaşilerin manevi çocukları olan "Hacı Bektaş Dernekleri". Devlete yakın olan ve Aleviliği Sünniliğe bağlamak isteyen "Cem" dernekleri.
Birde eski zaman Kızılbaşların yoluna sadık kalan ve Pir Sultana hayran olan "Pir Sultan Dernekleri" var.
Pir Sultan her zaman idealleştirilerek seviliyordu. Nefesleri en çok söylenen şair Pir Sultandır. Hiç kuşkusuz Alevilerin en büyük şairidir.
Şiirinde okuyucuya heyecan veren mistik bir esin var.
Pir Sultana sevgi her zaman Hazret-i Hüseyin'e olan saygıyı beraberinde taşımaktadır. Her ikisi haksızlığa uğrayan insanlığın simgeleri oldular.
Yakın geçmişte, yani 2 Temmuz 1993 tarihindeki kanlı Sivas olayları bu görüşü daha da artırdı ve şiddetlendirdi.
Hazret-i Hüseyin'in ve Pir Sultan Abdal'ın şahadetleri iç içe girdi.
Anadolu halkı için Pir Sultan Kerbela şehitlerinden daha yakın bir kahramandır. O güncelleştirilen ve canlandırılan bir Hüseyin oldu.
Bu kaç hafta evvel, müzikolog ve etnolog olan genç Fransız meslektaşım Türkiye'de Alevi olmayan bölgelerde halk müziği üzerinde araştırma çalışmaları yaparken, orada Pir Sultan Abdal'ın nefeslerinin bol bol okunduğunu yerinde tespit etmişti. Meslektaşım Sünni bölgesinde Alevi şairine olan sevgi ve saygıyı bulunca çok şaşırdı.
Pir Sultan efsaneye girdi. İmgesi olaylara göre güncelleştirildi. Artık git gide eski Bektaşi ve Kızılbaş şairi Türk halkının milli kahramanı gibi görünmeye başlıyor.

pirim2.jpg